Konusunu Oylayın.: Allah razı olsun demenin sevabı ve fazileti

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah razı olsun demenin sevabı ve fazileti
  1. 17.Ocak.2010, 06:11
    1
    Misafir

    Allah razı olsun demenin sevabı ve fazileti






    Allah razı olsun demenin sevabı ve fazileti Mumsema Allah razı olsun demenin sevabı ve fazileti


  2. 17.Ocak.2010, 06:11
    1
    snarraftids - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    snarraftids
    Misafir
  3. 26.Aralık.2012, 13:56
    2
    imamhatipli42
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 7
    Mesaj Sayısı: 3,569
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51

    Cevap: Allah razı olsun demenin sevabı ve fazileti




    "Allah razi olsun" demek

    Kelimeler ve ıstılahlar hayatla iç içedir. Hayatı yönlendirip şekillendirir. Bir insanın kullandığı kelimelerden onun seviyesini, kültürünü, bilgisini, niyetlerini vs. anlayabilirsiniz. Bu ümmetin öncüleri ve şerefli ecdadımız Kuran ve hadisten aldığı ışıkla hayata büyük değer veren derin anlamlı ibarleri günlük konuşmalarımıza yerleştirmişlerdir.
    Radıyallahu anhum. işte bunlardan bir tanesi de "Allah (senden, ondan, sizden) razı olsun" ibaresidir. imam Buhari'nin Kitabu'r-Riqaq, bab 51 de rivayet ettiği bir hadis-i şerifi okurken bu ibarenin derin anlamı karşısında sarsıldım!..
    Ancak bu kadar derin anlamlı, kapsamlı ve seviyeli bir ibareyi günlük hayatta çok basit, küçük ve önemsiz yerlerde kullandığımızı görünce de bir o kadar üzüldüm. Yüksek seviyeli kelime ve kavramların içi boşaltılarak büyük bir yozlaşmanın içine sürüklendiğimiz günümüz toplumunda böyle derin anlamlı bir ibarenin tahrif edilmesine ve yozlaşmasına gönlüm razı olmadığı için bu makeleyi kaleme aldım.

    şimdi bu ibarenin derin anlamına geçmeden önce bir kaç hadis-i şerif zikredeceğim. ilk bakışta, bu hadislerin konumuzla bir alakası olmadığı sanılabilir. Ancak biraz sabredip makalenin sonuna geldiğinizde aralarında büyük bir alakanın olduğunu göreceksiniz:


    1- Numan bin Beşir -Allah ondan razı olsun- Hz. Fahr-i Cihan'ın -Aleyhi ekmelü't-Tahaya vetteslim- şöyle dediğini rivayet etti:
    "Kıyamet günü, cehennem halkı içinden en hafif azab çekecek olan kimse,
    ayaklarının altına ateşten iki kor konulan, (bu iki korun şiddetli hararetinden dolayı) beyni (fokur, fokur) kaynayan bir adamdır.
    Bu adam, kendisinden daha şiddetli azab gören hiç kimsenin olmadığını zanneder.
    Halbu ki o, en hafif azab gören kimsedir"(1) .
    Eğer en hafifi bu ise, yâ Rabb!, daha fazlasına can dayanır mı?!
    ölüm de olmayacağına göre insan bu acıların altında ne yapar?! Arş-ı Azîmin Rabbı Azîm Allah!.. Sana sığınırız!.
    2- Bir kıvılcımı bütün dünyayı kül etmeye yeten cehennemden
    en son çıkacak olan kimseyi Efendimiz (asv.) -manen- şöyle tarif eder:
    Bu adam kâh yerde sürüklenerek, kâh yürüyerek, kâh yüzünü ateş yalayarak cehennemden çıkar.
    Geriye dönüp cehenneme bakarak şöyle seslenir:
    - Beni senden kurtaran Allah yücelerin en yücesidir. Andolsun ki Allah gelmiş geçmiş hiç kimseye vermediği en büyük niğmeti bana vermiştir. (2)

    Bu adam ileride bir ağaç görür. Allahtan o ağacın gölgesinde oturmayı ister.
    "Bu isteğin yerine getirilirse başka bir şey istermisin?" sorusuna "Başka hiç bir şey istemem" cevabını verir. Daha sonra Allah -Azze ve Celle- ona:
    - Git cennetime gir, der
    Bu adam cennetin yanına geldiğinde içerdekilerin sevinç ve neşe dolu seslerini duyunca "Cennete en son giren benim.
    Benden önce giren girmiş, herkes yerini kapmış, alacağını almış.
    O halde bana hiç bir yer kalmamıştır" duygusuna kapılır. Geri döner. Allah Teala'ya:
    - Cennet dolmuş, der. Allah Teala (tekrar)
    - Git cennetime gir, der.
    Bu adam tekrar cennetin kapısına koşar, yine aynı düşüncelere kapılıp üçüncü defa geri döndüğünde Allah Teala ona şöyle der.
    - Gir Cennete! (Orada) dünya ve dünya gibi on tane yurt seni (bekliyor)!..
    Sevincinden ne diyeceğini şaşıran, neredeyse aklını yitirecek olan bu zat, ne dediğini bilmeyerek:
    - Sen (kainatın Hâkimi) Kralı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun?!..
    Rasûl-i Ekrem (sav.) bunu anlatırken, arka dişleri görünecek kadar, tebessüm edip güldü ve "işte bu cennetteki en düşük makamıdır" dedi.(3)

    3- Ebu Hureyra - Allah ondan razı olsun- Nebiyy-i Muhterem Efendimizin şöyle dediğini rivayet etti:
    "Cennete giren herkese, eğer kötü olsaydı (iman edip itaat etmeseydi), cehennemdeki (gideceği) yeri gösterilir. Teşekkür ve şükranı artsın diye... Cehenneme giren herkese, eğer iyi olsaydı ( iman edip itaat etseydi), cennetteki (kazanacağı) yeri gösterilir. Hüsranı (acı, ızdırap ve pişmanliğı artsın diye..." (4 )
    4- "Cennet halkı cennete girdiği zaman bir münadi şöyle nida eder (anons yapar):
    Sizin için cennette hayat vardır, artık asla ölmeyeceksiniz!
    Sizin için cennette sağlık (afiyet) vardır, artık asla hastalanmayacaksınız! Sizin için cennette gençlik vardır, artık asla ihtiyarlamayacaksınız! Sizin için cennette mutlululuk vardır, artık asla üzülmeyeceksiniz!.."(5)
    5- "Cennet halkı cennette yeyip içerler.
    Ancak büyük ve küçük tuvalet ihtiyaçları olmaz. Sümkürmezler.
    Onların yemekleri misk kokusu gibi bir geğerti ile dışarı atılır. Nefes alıp verdikleri gibi Allahı tesbih ve tekbir etmeleri (zikretmeleri) onlara ilham edilir." (6) Cennet yiyecek ve içecekleri o kadar tatlı, temiz ve lezzetli ki tuvalete atacak hiç bir pisliği yok!
    Geğertisi bile misk kokusu gibi tatlı!.. Rabbım, lutf-u kereminle bize de ikram et!..
    6- "Cennet kızlarından bir kız, dünyaya şöyle bir bakacak olsa, (güzelliğinden) yer ile gök arası nur ile dolardı"(7). Bir başka rivayet: "(Onun güzelliği) güneşin ışığını söndürürdü".
    7- Sehl bin Sad (r) anlatıyor: Ben Rasulullah (sav.)'in bir meclisine katılmıştım.
    Cennetin vasıflarını an latıyordu. Bitirene kadar dinledim.
    En sonunda şöyle dedi: "Cennette hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği, hiç bir beşerin (aklına) hayaline gelmeyen şeyler (güzellikler) vardır." (
    Cennetin içindeki muhteşem nimetler insan hayalinin ulaşamayacağı kadar derin ve güzeldir. Ancak biz imam Buhari ve Müslim'in Ebu Said el-Hudri den rivayet ettiği şu hadisi şerifle konumuzu toparlayalım:
    8- Rasulullah (sav.) buyudular ki: Allah, Azze ve Celle, cennnet halkına:
    - Ey cennet halkı!, diye seslenir. Onlar:
    - Emret ey Rabbimiz, emret! Bütün güzellikler hayır ve mutluluklar senin elindedir emret!, diye karşılık verirler. Allah Teala onlara:
    - Râzı mısınız? (Mutlu musunuz? Hosnut musunuz? Memnun musunuz?), der.
    Onlar:
    - Nasıl mutlu olmayalım ey Rabbimiz! Andolsun ki Sen,
    mahlukatından hiç kimseye vermediğin güzellikleri bize verdin!..
    Allah Teala:
    - Bunlardan daha güzelini (daha değerlisini) size vermemi istermisiniz?
    Onlar:
    - Bunlardan daha güzeli ne olabilir ki?
    Bunun üzerine Allah Teala şu cevabı verir.
    - Sizin üzerinize Rızâmı (hoşnutluğumu) indiriyorum.
    Artık bundan sonra size hiç kızmayacağım. (9)
    Demek ki, Allah'ın Rızası, cennetin içindeki bütün nimetlerden daha değerli.
    Daha büyük. Daha güzel. Allahın hoşnutluğu, cennetin içindeki bütün güzelliklerin en yükseği!..
    Aklın ve hayalin ulaşamayacağı nimetlerin daha yücesi.
    Tıpkı tövbe suresi 72. ayet-i kerimenin bildirdiği gibi: "Allah, iman eden mümün erkek ve kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetleri vaad etmiştir.
    Adn cennetlerindeki muhteşem köşkleri de....
    (Ancak) Allah'ın rızası daha büyüktür... işte o, muazzam bir kazanç ve ödüldür (10) ."
    O halde, karşısındaki kimseye "Allah senden razı olsun" diyen bir kimse, cennetteki hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği, hiç bir insanın hayaline bile gelemeyen muhteşem güzelliklerden daha büyük bir şeyi; Allah'ın Rızasını ve hoşnutluğunu muhatabı için temenni ediyor demektir.
    Cennet nimetlerinin en büyüğünü karşısındaki muhataba diliyor demektir.


    O nedenledir ki, dinde derin anlayış sahibi selef-i salihin uleması,
    cennetin en yüksek
    makamlarını ifade eden "Radıyallahu anh" (Allah ondan razı olsun)
    ibaresine en layık neslin Rasulullah'ın (sav.) mektebinde yetişen sahabe nesli olduğuna karar verdiler.
    çünkü onlar bu ümmetin öncüleri ve en hayırlılarıdırlar. Onlar Rasulullah'ı (sav.) gördüler.
    Dini kalplerinin derinliklerinde yaşadılar ve yaşattılar.
    Allah onlardan razı olsun.
    Bu kadar derin anlamlı bir kelimeyi, gereksiz yerlerde, hak etmeyen insanlara kullanmak,
    hele samimi olmayan bir kalp ile söylemek,
    ibareyi değil her şeyden önce ibareyi kullanan kimsenin seviyesini düşürür.



    "Allah razı olsun" derken ne dediğimizi, neyi temenni ettiğimizi, kime dediğimizi bilerek kullanmak dileğiyle...

    1- Buhari, Enbiya 1. Müslim, iman 362-364
    2- Bkz. Müslim, iman 310
    3- Bkz. Buhari, Tevhid 38. Müslim, iman 310, Cennet 9. Tirmizi, Cennet 18
    4-Buhari, Rikak 51 Hadis no: 6569
    5- Müslim, Cennet 22.
    6-Mülim, Cennet 18. Buhari, Bedül Halk 8, Enbiya 1.
    7-Buhari, Rikak 51
    8-Müslim, Cennet 5
    9-Buhari, Rikak 51, Tevhid 38. Müslim, Cennet 9.
    10-Tevbe: 72



  4. 26.Aralık.2012, 13:56
    2
    Özel Üye



    "Allah razi olsun" demek

    Kelimeler ve ıstılahlar hayatla iç içedir. Hayatı yönlendirip şekillendirir. Bir insanın kullandığı kelimelerden onun seviyesini, kültürünü, bilgisini, niyetlerini vs. anlayabilirsiniz. Bu ümmetin öncüleri ve şerefli ecdadımız Kuran ve hadisten aldığı ışıkla hayata büyük değer veren derin anlamlı ibarleri günlük konuşmalarımıza yerleştirmişlerdir.
    Radıyallahu anhum. işte bunlardan bir tanesi de "Allah (senden, ondan, sizden) razı olsun" ibaresidir. imam Buhari'nin Kitabu'r-Riqaq, bab 51 de rivayet ettiği bir hadis-i şerifi okurken bu ibarenin derin anlamı karşısında sarsıldım!..
    Ancak bu kadar derin anlamlı, kapsamlı ve seviyeli bir ibareyi günlük hayatta çok basit, küçük ve önemsiz yerlerde kullandığımızı görünce de bir o kadar üzüldüm. Yüksek seviyeli kelime ve kavramların içi boşaltılarak büyük bir yozlaşmanın içine sürüklendiğimiz günümüz toplumunda böyle derin anlamlı bir ibarenin tahrif edilmesine ve yozlaşmasına gönlüm razı olmadığı için bu makeleyi kaleme aldım.

    şimdi bu ibarenin derin anlamına geçmeden önce bir kaç hadis-i şerif zikredeceğim. ilk bakışta, bu hadislerin konumuzla bir alakası olmadığı sanılabilir. Ancak biraz sabredip makalenin sonuna geldiğinizde aralarında büyük bir alakanın olduğunu göreceksiniz:


    1- Numan bin Beşir -Allah ondan razı olsun- Hz. Fahr-i Cihan'ın -Aleyhi ekmelü't-Tahaya vetteslim- şöyle dediğini rivayet etti:
    "Kıyamet günü, cehennem halkı içinden en hafif azab çekecek olan kimse,
    ayaklarının altına ateşten iki kor konulan, (bu iki korun şiddetli hararetinden dolayı) beyni (fokur, fokur) kaynayan bir adamdır.
    Bu adam, kendisinden daha şiddetli azab gören hiç kimsenin olmadığını zanneder.
    Halbu ki o, en hafif azab gören kimsedir"(1) .
    Eğer en hafifi bu ise, yâ Rabb!, daha fazlasına can dayanır mı?!
    ölüm de olmayacağına göre insan bu acıların altında ne yapar?! Arş-ı Azîmin Rabbı Azîm Allah!.. Sana sığınırız!.
    2- Bir kıvılcımı bütün dünyayı kül etmeye yeten cehennemden
    en son çıkacak olan kimseyi Efendimiz (asv.) -manen- şöyle tarif eder:
    Bu adam kâh yerde sürüklenerek, kâh yürüyerek, kâh yüzünü ateş yalayarak cehennemden çıkar.
    Geriye dönüp cehenneme bakarak şöyle seslenir:
    - Beni senden kurtaran Allah yücelerin en yücesidir. Andolsun ki Allah gelmiş geçmiş hiç kimseye vermediği en büyük niğmeti bana vermiştir. (2)

    Bu adam ileride bir ağaç görür. Allahtan o ağacın gölgesinde oturmayı ister.
    "Bu isteğin yerine getirilirse başka bir şey istermisin?" sorusuna "Başka hiç bir şey istemem" cevabını verir. Daha sonra Allah -Azze ve Celle- ona:
    - Git cennetime gir, der
    Bu adam cennetin yanına geldiğinde içerdekilerin sevinç ve neşe dolu seslerini duyunca "Cennete en son giren benim.
    Benden önce giren girmiş, herkes yerini kapmış, alacağını almış.
    O halde bana hiç bir yer kalmamıştır" duygusuna kapılır. Geri döner. Allah Teala'ya:
    - Cennet dolmuş, der. Allah Teala (tekrar)
    - Git cennetime gir, der.
    Bu adam tekrar cennetin kapısına koşar, yine aynı düşüncelere kapılıp üçüncü defa geri döndüğünde Allah Teala ona şöyle der.
    - Gir Cennete! (Orada) dünya ve dünya gibi on tane yurt seni (bekliyor)!..
    Sevincinden ne diyeceğini şaşıran, neredeyse aklını yitirecek olan bu zat, ne dediğini bilmeyerek:
    - Sen (kainatın Hâkimi) Kralı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun?!..
    Rasûl-i Ekrem (sav.) bunu anlatırken, arka dişleri görünecek kadar, tebessüm edip güldü ve "işte bu cennetteki en düşük makamıdır" dedi.(3)

    3- Ebu Hureyra - Allah ondan razı olsun- Nebiyy-i Muhterem Efendimizin şöyle dediğini rivayet etti:
    "Cennete giren herkese, eğer kötü olsaydı (iman edip itaat etmeseydi), cehennemdeki (gideceği) yeri gösterilir. Teşekkür ve şükranı artsın diye... Cehenneme giren herkese, eğer iyi olsaydı ( iman edip itaat etseydi), cennetteki (kazanacağı) yeri gösterilir. Hüsranı (acı, ızdırap ve pişmanliğı artsın diye..." (4 )
    4- "Cennet halkı cennete girdiği zaman bir münadi şöyle nida eder (anons yapar):
    Sizin için cennette hayat vardır, artık asla ölmeyeceksiniz!
    Sizin için cennette sağlık (afiyet) vardır, artık asla hastalanmayacaksınız! Sizin için cennette gençlik vardır, artık asla ihtiyarlamayacaksınız! Sizin için cennette mutlululuk vardır, artık asla üzülmeyeceksiniz!.."(5)
    5- "Cennet halkı cennette yeyip içerler.
    Ancak büyük ve küçük tuvalet ihtiyaçları olmaz. Sümkürmezler.
    Onların yemekleri misk kokusu gibi bir geğerti ile dışarı atılır. Nefes alıp verdikleri gibi Allahı tesbih ve tekbir etmeleri (zikretmeleri) onlara ilham edilir." (6) Cennet yiyecek ve içecekleri o kadar tatlı, temiz ve lezzetli ki tuvalete atacak hiç bir pisliği yok!
    Geğertisi bile misk kokusu gibi tatlı!.. Rabbım, lutf-u kereminle bize de ikram et!..
    6- "Cennet kızlarından bir kız, dünyaya şöyle bir bakacak olsa, (güzelliğinden) yer ile gök arası nur ile dolardı"(7). Bir başka rivayet: "(Onun güzelliği) güneşin ışığını söndürürdü".
    7- Sehl bin Sad (r) anlatıyor: Ben Rasulullah (sav.)'in bir meclisine katılmıştım.
    Cennetin vasıflarını an latıyordu. Bitirene kadar dinledim.
    En sonunda şöyle dedi: "Cennette hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği, hiç bir beşerin (aklına) hayaline gelmeyen şeyler (güzellikler) vardır." (
    Cennetin içindeki muhteşem nimetler insan hayalinin ulaşamayacağı kadar derin ve güzeldir. Ancak biz imam Buhari ve Müslim'in Ebu Said el-Hudri den rivayet ettiği şu hadisi şerifle konumuzu toparlayalım:
    8- Rasulullah (sav.) buyudular ki: Allah, Azze ve Celle, cennnet halkına:
    - Ey cennet halkı!, diye seslenir. Onlar:
    - Emret ey Rabbimiz, emret! Bütün güzellikler hayır ve mutluluklar senin elindedir emret!, diye karşılık verirler. Allah Teala onlara:
    - Râzı mısınız? (Mutlu musunuz? Hosnut musunuz? Memnun musunuz?), der.
    Onlar:
    - Nasıl mutlu olmayalım ey Rabbimiz! Andolsun ki Sen,
    mahlukatından hiç kimseye vermediğin güzellikleri bize verdin!..
    Allah Teala:
    - Bunlardan daha güzelini (daha değerlisini) size vermemi istermisiniz?
    Onlar:
    - Bunlardan daha güzeli ne olabilir ki?
    Bunun üzerine Allah Teala şu cevabı verir.
    - Sizin üzerinize Rızâmı (hoşnutluğumu) indiriyorum.
    Artık bundan sonra size hiç kızmayacağım. (9)
    Demek ki, Allah'ın Rızası, cennetin içindeki bütün nimetlerden daha değerli.
    Daha büyük. Daha güzel. Allahın hoşnutluğu, cennetin içindeki bütün güzelliklerin en yükseği!..
    Aklın ve hayalin ulaşamayacağı nimetlerin daha yücesi.
    Tıpkı tövbe suresi 72. ayet-i kerimenin bildirdiği gibi: "Allah, iman eden mümün erkek ve kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetleri vaad etmiştir.
    Adn cennetlerindeki muhteşem köşkleri de....
    (Ancak) Allah'ın rızası daha büyüktür... işte o, muazzam bir kazanç ve ödüldür (10) ."
    O halde, karşısındaki kimseye "Allah senden razı olsun" diyen bir kimse, cennetteki hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği, hiç bir insanın hayaline bile gelemeyen muhteşem güzelliklerden daha büyük bir şeyi; Allah'ın Rızasını ve hoşnutluğunu muhatabı için temenni ediyor demektir.
    Cennet nimetlerinin en büyüğünü karşısındaki muhataba diliyor demektir.


    O nedenledir ki, dinde derin anlayış sahibi selef-i salihin uleması,
    cennetin en yüksek
    makamlarını ifade eden "Radıyallahu anh" (Allah ondan razı olsun)
    ibaresine en layık neslin Rasulullah'ın (sav.) mektebinde yetişen sahabe nesli olduğuna karar verdiler.
    çünkü onlar bu ümmetin öncüleri ve en hayırlılarıdırlar. Onlar Rasulullah'ı (sav.) gördüler.
    Dini kalplerinin derinliklerinde yaşadılar ve yaşattılar.
    Allah onlardan razı olsun.
    Bu kadar derin anlamlı bir kelimeyi, gereksiz yerlerde, hak etmeyen insanlara kullanmak,
    hele samimi olmayan bir kalp ile söylemek,
    ibareyi değil her şeyden önce ibareyi kullanan kimsenin seviyesini düşürür.



    "Allah razı olsun" derken ne dediğimizi, neyi temenni ettiğimizi, kime dediğimizi bilerek kullanmak dileğiyle...

    1- Buhari, Enbiya 1. Müslim, iman 362-364
    2- Bkz. Müslim, iman 310
    3- Bkz. Buhari, Tevhid 38. Müslim, iman 310, Cennet 9. Tirmizi, Cennet 18
    4-Buhari, Rikak 51 Hadis no: 6569
    5- Müslim, Cennet 22.
    6-Mülim, Cennet 18. Buhari, Bedül Halk 8, Enbiya 1.
    7-Buhari, Rikak 51
    8-Müslim, Cennet 5
    9-Buhari, Rikak 51, Tevhid 38. Müslim, Cennet 9.
    10-Tevbe: 72






+ Yorum Gönder