Konusunu Oylayın.: Müslüman Türk devletleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Müslüman Türk devletleri
  1. 15.Ocak.2010, 16:03
    1
    Misafir

    Müslüman Türk devletleri






    Müslüman Türk devletleri Mumsema Müslüman Türk devletleri yardımcı olur musunuz


  2. 15.Ocak.2010, 22:56
    2
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,863
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33

    --->: Müslüman Türk devletleri




    Türk-İslam Devletleri

    1) Tolunoğulları (868-905)
    Mısırda kurulan ilk bağımsız Türk-islam Devletidir. Devletin kurucusu Ahmet bin Tolundur (Tolunoğlu Ahmed). Abbasilerin Mısır valisi olan Ahmet 868 yılında bağımsızlığını ilan etti. Suriye, Filistin ve Bingaziyi ele geçirerek devletini güçlü bir duruma getirdi. 884 yılında ölümüyle yerine oğlu Humâraveyh geçti Humâreveyhten sonra Ceyş, Harun ve Zeyban işbaşına gelen hükümdarlardır. iç karışıklardan yararlanan
    Abbasiler merkezi Fustata girerek 905 yılında Tolunoğulları devletine son verdiler

    2) İhşidiler (935-969)
    Mısırda kurulan ikinci Türk devletidir ihşid unvanı devletin kurucusu Muhammed Ebu Bekire Abbasi Halifesi tarafından verilmiştir (Ihşid: Melikler-Meliki) Muhammed Mısırda vali iken bağımsızlığını ilan ederek ihşidiler devletini kurdu Onun zamanında ordu güçlendirilerek Suriye, Filistin ve Hicaz ele geçirildi Unucur (onuygur), Ali, Kafur ve Ahmet ihşidiler devletinin hükümdarlarındandır 969 yılında Fatımiler bu devlete son verdiler

    3) Karahanlılar (840-1212)
    İlk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen Karahanlılar Devletini Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri kurmuşlardır. ilk hükümdarları Bilge Kül Kadır Handır. Başkentleri Balasagundur Karahanlıların en önemli dönemi 934 yılında başa geçen Abdülkerim Satuk Buğra Han zamanıdır Bu hükümdarın Müslümanlığı kabul
    etmesiyle, devlete bağlı Türkler arasında islamiyet yayılmaya başladı. Böylece ilk Türk-islam devletinin kurucusu oldu. Buğrahan Ali, Nasr Ali ilig Han, Yusuf Kadır han Karahanlı hükümdarlarından bazılarıdır Nasr Ali ilig Han döneminde Karahanlılar Gaznelilerle birlikte Samanoğulları Devletine tamamen son verdiler ve topraklarını paylaştılar. Karahanlılar Gaznelilerle yaptıkları mücadelede başarılı olamadılar. Yusuf Kadır
    Hanın ölümünden sonra oğulları arasında çıkan taht kavgalarından dolayı devlet doğu ve batı olarak ikiye ayrılmıştır Doğu Karahanlılar ; Balasagun, Talas, Kaşgar, Tuzkent, Yarkent ve Hotan bölgelerine hakim olmuşlardır. Bu devlet önce Selçuklulara bağlandı sonra da Karahıtaylar tarafından ortadan kaldırıldı (1211). Merkezi Semerkant olan Batı Karahanlılar Maveraünnehir ve Fergana bölgelerine hakim olmuşlardır. Bir süre Karahıtaylara bağlı yaşadılar 1212de de Harizmşahlar tarafından yıkıldılar

    4) Gazneliler (963-1187)
    Devletin kurucusu Alp Tigin Samanoğullarının hizmetinde bulunmuş ve Horasan valiliği yapmıştır Afganistandaki Gazne şehrine gelerek Gazneliler Devletini kurmuştur (963). Sebük Tekinin hükümdarlığı zamanında Toharistan ve Belucistan alınarak Hindistana inildi. Sebük Tekin ölünce yerine geçen oğlu ismailin hükümdarlığını büyük oğlu Mahmut tanımadı. 998 yılında hükümdar olan Sultan Mahmud zamanı (998-1030) Gaznelilerin en parlak dönemidir. 1001-1027 yılları arasında Hindistana 17 sefer düzenlendi ve bu bölgede islamiyetin yayılması sağlandı. Sultan Mahmut 1030 yılında ölünce yerine oğlu Mesud geçti Bu dönemde Selçuklularla yapılan Dandanakan Savaşı (1040) devletin zayışamasına sebep oldu. 1041 yılında Sultan Mesutun öldürülmesinden sonra devlet iç karışıklıklara sürüklendi. (Muhammet, Mevdut, ibrahim hükümdarlık yapan isimlerden bazılarıdır). Hüsrev fiah zamanında devletin merkezi Gazneden Lahor şehrine nakledildi. Son hükümdar Hüsrev Melikin Gurlular tarafından tutsak edilmesiyle Gazneliler devleti son buldu
    (1187)

    5) Büyük Selçuklular ve Bağlı Devletler
    Büyük Selçuklu Devletini kuranlar Oğuzlardır Bu devlet, adını Selçuk Beyden aldı. Selçuk Bey Oğuzların üçok kolunun Kınık boyundandır. Selçuk Bey Oğuz Yabgu Devletinde subaşı görevinde bulunmuştur Yabguyla arası açılan Selçuk Bey Cend şehrine yerleşti. Burada Müslümanlığı kabul etti. Selçuk Beyin torunları olan Tuğrul ve Çağrı beyler Gazneli Mesud zamanında Nişabura girerek bağımsızlıklarını ilan
    ettiler (1037). Gaznelilere karşı kazandıkları Dandanakan Zaferi ile (1040) Selçuklu Devletini kurdular. Tuğrul Bey Sultan oldu. Çağrı Bey orduların başına geçti. Dandanakan Zaferiyle islam dünyasında siyasi hakimiyet Selçuklulara geçmiştir. 1043 yılında Tuğrul bey başkenti Nişaburdan Reye taşıdı. 1048 yılında Bizansla yapılan Pasinler Savaşını Selçuklular kazandı (Bizansla yapılan ilk savaş). 1055 yılında Abbasi Halifesinin daveti üzerine Bağdata girerek onu, fiii Büveyhoğullarının baskısından kurtardı. Halife Tuğrul Beye Doğunun ve Batının Sultanı unvanını verdi. Böylece Selçukluların lider ve koruyucusu konumuna yükseldiler. 1057 yılında Tuğrul Bey Büveyhoğullarını tamamen ortadan kaldırdı. 1063 yılında Tuğrul Beyin ölümüyle yerine Çağrı Beyin oğlu Süleyman Beyin geçmesine karşı çıkan Çağrı Beyin diğer oğlu Alp Arslan 1064 yılında tahtı ele geçirdi. Sultan Alp Arslan zamanında bütün Azerbaycan, Kuzey Irak ve Suriye birer Türk yurdu haline geldi. 1071de Malazgirtte Bizansla yapılan savaşta Bizans mağlup edildi ve Anadolu kapıları Türklere açıldı. Melikşah zamanı (1072-1092) Selçuklu Devletinin en parlak zamanıdır. En geniş sınırlara bu zamanda ulaşıldı (Harita 5.5). Karahanlılar ve Gazneliler Selçuklulara tabi hale getirildi. Anadoluda Adalar Denizi ve Boğaziçine kadar olan yerler fethedildi. Melikşahın ölümünden Sultan Sencerin başa geçmesine kadar olan dönem Fetret Devri olarak bilinir. Bu dönemde Melikşahın oğulları; Berkyaruk, Mehmet Tapar, Mahmut ve Sencer arasında taht kavgaları yaşandı. Selçuklu Devletinin son büyük Sultanı Sencerdir. Sencerin 1141 Katvan Savaşında Karahıtaylara yenilmesi devletin zayışadığını açığa çıkardı. Sencer kendi soydaşları Oğuzlar üzerine fazla varınca, onlara esir düştü (1153).
    Kurtuluşundan yedi ay kadar sonra öldü (1157). Büyük Selçuklu Devletide fiilen sona erdi. Fakat Selçuklu ailesinden olanların kurduğu devletler yaşamaya devam etti.

    Bunların en önemlileri şunlardır.
    * Horasanda kurulan HORASAN SELÇUKLULARI; Devletin başkenti Hemedandı. Harizmşahlar tarafından ortadan kaldırıldı.
    * İranda kurulan KiRMAN SELÇUKLULARI; Alp Arslanın yeğeni Kavund tarafından kuruldu. Oğuz saldırıları ve taht kavgalarıyla yıkıldı (1187).
    * Suriyede kurulan SURiYE SELÇUKLULARI; 1069 yılında bugünkü Suriye, israil ve Ürdün toprakları üzerinde Atsız ve fiöklü beyler tarafından kuruldu.
    * Anadoluda TÜRKiYE SELÇUKLU DEVLETi; Bu devlet ileriki bölümlerde anlatılacaktır)

    Bu devletlerden başka Selçuklu ailesinden olmayan vali ve komutanlar da bağımsız devletler kurdular. Bunlara Atabeylikler adı verildi. Atabeyler, Selçuklu şehzadelerini eğiten, onların iyi bir devlet adamı ve komutan olmalarına yardımcı olan bilgili kişilerdi.
    Atabeyliklerin başlıcaları şunlardır;
    * Musul ve Halepte ZENGiLER
    * iranın Fars bölgesinde SALGURLULAR
    * fiam ve çevresinde BÖRiO/ULLARI
    * Azerbaycanda iLDENiZLiLER

    6) Harizmşahlar (Harizm fiahlar) (1097 - 1231)
    Ceyhun ırmağının Aral gölüne döküldüğü delta bölgesine Harzem, bu bölgeye hakim olanlara Harizmşah denilmiştir. Harizmşahların atası Anuş Tigin Harzem valisi idi. Torunu Atsız Selçuklulara karşı bağımsızlık mücadelesinde bulunduysa da başarılı olamadı. Buna rağmen Atsız Harizmşahlar Devletinin kurucusu kabul edilmektedir. Atsızın oğlu il-Arslan zamanında Büyük Selçuklu Devleti yıkılınca (1157) Harizmşahlar bağımsız bir devlet oldular. Alâeddin Tekiş, Harizmşahların en güçlü hükümdarı oldu. Onun oğlu Alâeddin Muhammed döneminde Cengiz Han başkent Gürgenç dahil bütün Harezm şehirlerini aldı (1220). Muhammedin oğlu Celâleddin Harizmşah Tebrizi başkent yaptı. Türkiye Selçuklularına ait Ahlatı alması üzerine Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alaeddin keykubat, Yassıçemen Savaşında (1230) Harizmşahları bozguna uğrattı. 1231 yılında Celâleddin Harzemşahın öldürülmesiyle bu devlet sona erdi.

    7) Eyyûbiler (1174-1250)
    Eyyûbiler, Mısırda Selâhaddin Eyyubî tarafından kurulan bir Türk devletidir. Selâhaddin Eyyûbî kısa zamanda Suriye ve Irakın kuzeyini ele geçirdi. Ününü Haçlılara karşı yürüttüğü mücadelen almıştır. Kudüs kralını Hıttin Savaşında yenerek (1187) Kudüsü ele geçirdi. Kudüsün Müslümanların eline geçmesi III. Haçlı Seferine sebep oldu. Selahaddin Eyyûbî, Nilden, Fırata kadar olan yerleri Türk egemenliği altında birleştirdi. Haçlıların bu bölgelere yerleşmelerine engel oldu. Selâhaddin Eyyûbi ölünce, iç çekişmeler yüzünden devlet zayışadı. Son Eyyûbi Sultanı Turan fiah Eyyûbi ordusundaki Türk Memlûk askerleri tarafından öldürüldü. Böylece Eyyûbi devleti sona erdi (1250)

    8) Memlûkler (1250-1517)
    Eyyûbilerden sonra Mısırda kurulan bir Türk devletidir. Bu devletin kurucusu Eyyûbi ordusunda komutan olan Aybektir. Memlûk Devleti iki ana bölümde incelenir. 1250-1382 yılları arasında Türk Memlûkleri, 1382-1517 yılları arasında da Çerkez Memlûkleri (Burci Memlûkler). Memlûkler, Mısır ve Suriye yi yönetimleri altına aldıktan sonra iranda ilhanlılar Devletini kurmuş olan Moğallarla ve Suriyedeki Haçlılarla savaştılar. Ayn-ı Calut Savaşında (1260) Moğollara ağır bir darbe indirerek Mısırı Moğal istilasından kurtardılar. Sultan Baybars Mısırda Abbasi halifeliğini yeniden canlandırdı. Anadolu Selçuklu Devletini Moğol baskısından kurtarmak için Anadoluya sefer yaptı. Moğolları Elbistan Savaşında bozguna uğrattı. Haçlılarla savaştı. Ondan sonraki hükümdarlar tarafından Haçlılar bütünüyle Suriyeden çıkartıldı. Memlûklerin Anadoluda yayılma siyaseti onları Osmanlılarla karşı karşıya getirdi. II. Bayezid zamanında Memlûklerle Osmanlılar arasında savaşlar oldu. Yavuz Sultan Selim, Memlûk ordusunu 1516da Mercidabık, 1517de Reydaniye (Ridaniye) savaşlarıyla yenilgiye uğrattı. Böylece Memlûk Devleti yıkıldı ve toprakları Osmanlı
    ülkesine katıldı.

    alıntı


  3. 15.Ocak.2010, 22:56
    2
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥



    Türk-İslam Devletleri

    1) Tolunoğulları (868-905)
    Mısırda kurulan ilk bağımsız Türk-islam Devletidir. Devletin kurucusu Ahmet bin Tolundur (Tolunoğlu Ahmed). Abbasilerin Mısır valisi olan Ahmet 868 yılında bağımsızlığını ilan etti. Suriye, Filistin ve Bingaziyi ele geçirerek devletini güçlü bir duruma getirdi. 884 yılında ölümüyle yerine oğlu Humâraveyh geçti Humâreveyhten sonra Ceyş, Harun ve Zeyban işbaşına gelen hükümdarlardır. iç karışıklardan yararlanan
    Abbasiler merkezi Fustata girerek 905 yılında Tolunoğulları devletine son verdiler

    2) İhşidiler (935-969)
    Mısırda kurulan ikinci Türk devletidir ihşid unvanı devletin kurucusu Muhammed Ebu Bekire Abbasi Halifesi tarafından verilmiştir (Ihşid: Melikler-Meliki) Muhammed Mısırda vali iken bağımsızlığını ilan ederek ihşidiler devletini kurdu Onun zamanında ordu güçlendirilerek Suriye, Filistin ve Hicaz ele geçirildi Unucur (onuygur), Ali, Kafur ve Ahmet ihşidiler devletinin hükümdarlarındandır 969 yılında Fatımiler bu devlete son verdiler

    3) Karahanlılar (840-1212)
    İlk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen Karahanlılar Devletini Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri kurmuşlardır. ilk hükümdarları Bilge Kül Kadır Handır. Başkentleri Balasagundur Karahanlıların en önemli dönemi 934 yılında başa geçen Abdülkerim Satuk Buğra Han zamanıdır Bu hükümdarın Müslümanlığı kabul
    etmesiyle, devlete bağlı Türkler arasında islamiyet yayılmaya başladı. Böylece ilk Türk-islam devletinin kurucusu oldu. Buğrahan Ali, Nasr Ali ilig Han, Yusuf Kadır han Karahanlı hükümdarlarından bazılarıdır Nasr Ali ilig Han döneminde Karahanlılar Gaznelilerle birlikte Samanoğulları Devletine tamamen son verdiler ve topraklarını paylaştılar. Karahanlılar Gaznelilerle yaptıkları mücadelede başarılı olamadılar. Yusuf Kadır
    Hanın ölümünden sonra oğulları arasında çıkan taht kavgalarından dolayı devlet doğu ve batı olarak ikiye ayrılmıştır Doğu Karahanlılar ; Balasagun, Talas, Kaşgar, Tuzkent, Yarkent ve Hotan bölgelerine hakim olmuşlardır. Bu devlet önce Selçuklulara bağlandı sonra da Karahıtaylar tarafından ortadan kaldırıldı (1211). Merkezi Semerkant olan Batı Karahanlılar Maveraünnehir ve Fergana bölgelerine hakim olmuşlardır. Bir süre Karahıtaylara bağlı yaşadılar 1212de de Harizmşahlar tarafından yıkıldılar

    4) Gazneliler (963-1187)
    Devletin kurucusu Alp Tigin Samanoğullarının hizmetinde bulunmuş ve Horasan valiliği yapmıştır Afganistandaki Gazne şehrine gelerek Gazneliler Devletini kurmuştur (963). Sebük Tekinin hükümdarlığı zamanında Toharistan ve Belucistan alınarak Hindistana inildi. Sebük Tekin ölünce yerine geçen oğlu ismailin hükümdarlığını büyük oğlu Mahmut tanımadı. 998 yılında hükümdar olan Sultan Mahmud zamanı (998-1030) Gaznelilerin en parlak dönemidir. 1001-1027 yılları arasında Hindistana 17 sefer düzenlendi ve bu bölgede islamiyetin yayılması sağlandı. Sultan Mahmut 1030 yılında ölünce yerine oğlu Mesud geçti Bu dönemde Selçuklularla yapılan Dandanakan Savaşı (1040) devletin zayışamasına sebep oldu. 1041 yılında Sultan Mesutun öldürülmesinden sonra devlet iç karışıklıklara sürüklendi. (Muhammet, Mevdut, ibrahim hükümdarlık yapan isimlerden bazılarıdır). Hüsrev fiah zamanında devletin merkezi Gazneden Lahor şehrine nakledildi. Son hükümdar Hüsrev Melikin Gurlular tarafından tutsak edilmesiyle Gazneliler devleti son buldu
    (1187)

    5) Büyük Selçuklular ve Bağlı Devletler
    Büyük Selçuklu Devletini kuranlar Oğuzlardır Bu devlet, adını Selçuk Beyden aldı. Selçuk Bey Oğuzların üçok kolunun Kınık boyundandır. Selçuk Bey Oğuz Yabgu Devletinde subaşı görevinde bulunmuştur Yabguyla arası açılan Selçuk Bey Cend şehrine yerleşti. Burada Müslümanlığı kabul etti. Selçuk Beyin torunları olan Tuğrul ve Çağrı beyler Gazneli Mesud zamanında Nişabura girerek bağımsızlıklarını ilan
    ettiler (1037). Gaznelilere karşı kazandıkları Dandanakan Zaferi ile (1040) Selçuklu Devletini kurdular. Tuğrul Bey Sultan oldu. Çağrı Bey orduların başına geçti. Dandanakan Zaferiyle islam dünyasında siyasi hakimiyet Selçuklulara geçmiştir. 1043 yılında Tuğrul bey başkenti Nişaburdan Reye taşıdı. 1048 yılında Bizansla yapılan Pasinler Savaşını Selçuklular kazandı (Bizansla yapılan ilk savaş). 1055 yılında Abbasi Halifesinin daveti üzerine Bağdata girerek onu, fiii Büveyhoğullarının baskısından kurtardı. Halife Tuğrul Beye Doğunun ve Batının Sultanı unvanını verdi. Böylece Selçukluların lider ve koruyucusu konumuna yükseldiler. 1057 yılında Tuğrul Bey Büveyhoğullarını tamamen ortadan kaldırdı. 1063 yılında Tuğrul Beyin ölümüyle yerine Çağrı Beyin oğlu Süleyman Beyin geçmesine karşı çıkan Çağrı Beyin diğer oğlu Alp Arslan 1064 yılında tahtı ele geçirdi. Sultan Alp Arslan zamanında bütün Azerbaycan, Kuzey Irak ve Suriye birer Türk yurdu haline geldi. 1071de Malazgirtte Bizansla yapılan savaşta Bizans mağlup edildi ve Anadolu kapıları Türklere açıldı. Melikşah zamanı (1072-1092) Selçuklu Devletinin en parlak zamanıdır. En geniş sınırlara bu zamanda ulaşıldı (Harita 5.5). Karahanlılar ve Gazneliler Selçuklulara tabi hale getirildi. Anadoluda Adalar Denizi ve Boğaziçine kadar olan yerler fethedildi. Melikşahın ölümünden Sultan Sencerin başa geçmesine kadar olan dönem Fetret Devri olarak bilinir. Bu dönemde Melikşahın oğulları; Berkyaruk, Mehmet Tapar, Mahmut ve Sencer arasında taht kavgaları yaşandı. Selçuklu Devletinin son büyük Sultanı Sencerdir. Sencerin 1141 Katvan Savaşında Karahıtaylara yenilmesi devletin zayışadığını açığa çıkardı. Sencer kendi soydaşları Oğuzlar üzerine fazla varınca, onlara esir düştü (1153).
    Kurtuluşundan yedi ay kadar sonra öldü (1157). Büyük Selçuklu Devletide fiilen sona erdi. Fakat Selçuklu ailesinden olanların kurduğu devletler yaşamaya devam etti.

    Bunların en önemlileri şunlardır.
    * Horasanda kurulan HORASAN SELÇUKLULARI; Devletin başkenti Hemedandı. Harizmşahlar tarafından ortadan kaldırıldı.
    * İranda kurulan KiRMAN SELÇUKLULARI; Alp Arslanın yeğeni Kavund tarafından kuruldu. Oğuz saldırıları ve taht kavgalarıyla yıkıldı (1187).
    * Suriyede kurulan SURiYE SELÇUKLULARI; 1069 yılında bugünkü Suriye, israil ve Ürdün toprakları üzerinde Atsız ve fiöklü beyler tarafından kuruldu.
    * Anadoluda TÜRKiYE SELÇUKLU DEVLETi; Bu devlet ileriki bölümlerde anlatılacaktır)

    Bu devletlerden başka Selçuklu ailesinden olmayan vali ve komutanlar da bağımsız devletler kurdular. Bunlara Atabeylikler adı verildi. Atabeyler, Selçuklu şehzadelerini eğiten, onların iyi bir devlet adamı ve komutan olmalarına yardımcı olan bilgili kişilerdi.
    Atabeyliklerin başlıcaları şunlardır;
    * Musul ve Halepte ZENGiLER
    * iranın Fars bölgesinde SALGURLULAR
    * fiam ve çevresinde BÖRiO/ULLARI
    * Azerbaycanda iLDENiZLiLER

    6) Harizmşahlar (Harizm fiahlar) (1097 - 1231)
    Ceyhun ırmağının Aral gölüne döküldüğü delta bölgesine Harzem, bu bölgeye hakim olanlara Harizmşah denilmiştir. Harizmşahların atası Anuş Tigin Harzem valisi idi. Torunu Atsız Selçuklulara karşı bağımsızlık mücadelesinde bulunduysa da başarılı olamadı. Buna rağmen Atsız Harizmşahlar Devletinin kurucusu kabul edilmektedir. Atsızın oğlu il-Arslan zamanında Büyük Selçuklu Devleti yıkılınca (1157) Harizmşahlar bağımsız bir devlet oldular. Alâeddin Tekiş, Harizmşahların en güçlü hükümdarı oldu. Onun oğlu Alâeddin Muhammed döneminde Cengiz Han başkent Gürgenç dahil bütün Harezm şehirlerini aldı (1220). Muhammedin oğlu Celâleddin Harizmşah Tebrizi başkent yaptı. Türkiye Selçuklularına ait Ahlatı alması üzerine Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alaeddin keykubat, Yassıçemen Savaşında (1230) Harizmşahları bozguna uğrattı. 1231 yılında Celâleddin Harzemşahın öldürülmesiyle bu devlet sona erdi.

    7) Eyyûbiler (1174-1250)
    Eyyûbiler, Mısırda Selâhaddin Eyyubî tarafından kurulan bir Türk devletidir. Selâhaddin Eyyûbî kısa zamanda Suriye ve Irakın kuzeyini ele geçirdi. Ününü Haçlılara karşı yürüttüğü mücadelen almıştır. Kudüs kralını Hıttin Savaşında yenerek (1187) Kudüsü ele geçirdi. Kudüsün Müslümanların eline geçmesi III. Haçlı Seferine sebep oldu. Selahaddin Eyyûbî, Nilden, Fırata kadar olan yerleri Türk egemenliği altında birleştirdi. Haçlıların bu bölgelere yerleşmelerine engel oldu. Selâhaddin Eyyûbi ölünce, iç çekişmeler yüzünden devlet zayışadı. Son Eyyûbi Sultanı Turan fiah Eyyûbi ordusundaki Türk Memlûk askerleri tarafından öldürüldü. Böylece Eyyûbi devleti sona erdi (1250)

    8) Memlûkler (1250-1517)
    Eyyûbilerden sonra Mısırda kurulan bir Türk devletidir. Bu devletin kurucusu Eyyûbi ordusunda komutan olan Aybektir. Memlûk Devleti iki ana bölümde incelenir. 1250-1382 yılları arasında Türk Memlûkleri, 1382-1517 yılları arasında da Çerkez Memlûkleri (Burci Memlûkler). Memlûkler, Mısır ve Suriye yi yönetimleri altına aldıktan sonra iranda ilhanlılar Devletini kurmuş olan Moğallarla ve Suriyedeki Haçlılarla savaştılar. Ayn-ı Calut Savaşında (1260) Moğollara ağır bir darbe indirerek Mısırı Moğal istilasından kurtardılar. Sultan Baybars Mısırda Abbasi halifeliğini yeniden canlandırdı. Anadolu Selçuklu Devletini Moğol baskısından kurtarmak için Anadoluya sefer yaptı. Moğolları Elbistan Savaşında bozguna uğrattı. Haçlılarla savaştı. Ondan sonraki hükümdarlar tarafından Haçlılar bütünüyle Suriyeden çıkartıldı. Memlûklerin Anadoluda yayılma siyaseti onları Osmanlılarla karşı karşıya getirdi. II. Bayezid zamanında Memlûklerle Osmanlılar arasında savaşlar oldu. Yavuz Sultan Selim, Memlûk ordusunu 1516da Mercidabık, 1517de Reydaniye (Ridaniye) savaşlarıyla yenilgiye uğrattı. Böylece Memlûk Devleti yıkıldı ve toprakları Osmanlı
    ülkesine katıldı.

    alıntı


  4. 15.Ocak.2010, 22:56
    3
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,863
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33

    --->: Müslüman Türk devletleri

    İtil Bulgarlarından sonra ilk Müslüman Türk devletleri, Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular'dı. Karahanlılar, 944 yılında, İslâmı resmî din olarak kabul etti. Karahanlılar arasında İslâm dîninin yayıcısı, Abdülkerim Satuk Buğra Han'ın oğlu Musa Baytaş oldu. Karahanlı hükümdarı, 999 senesinde, Abbâsî halifesi tarafından İslâm hükümdarı olarak tanındı. Hâkanlığın sınırları, Balasagun, Özkend ve havalisine, Tarım havzasının batı kısmına, Balkaş Gölüne, Hindukuş, Karakurum Dağları dolaylarına kadar yayıldı. Ülke, doğu ve batı diye ikiye ayrılmıştı. Doğu Karahanlılar 1090, Batı Karahanlılar ise 1089'da Selçuklulara bağlandılar. Karahanlılar devrinde, 200 000 çadır Türk halkı, İslâmı kabul etmiştir.

    962 yılında Alptekin (Alb Tegin) adlı bir Türk kumandanı, Afganistan'ın Gazne şehrini zaptederek Gazneliler Devletini kurdu. 977'de devletin başına Sebük Tekin geçti. Sebük Tekin, iyi bir devlet adamı, mâhir bir kumandandı. Bütün Afganistan ile Horasan ve İran'ın doğu kısımlarını idaresi altına aldı. Hindistan'a, zaferle neticelenen bir zafer düzenledi. Oğlu ve halefi olan Mahmud, yalnız Gazneli Devletinin değil Türk tarihinin de en büyük simalarından biridir. Hindistan'a onyedi defa sefer düzenleyerek büyük zaferler kazandı. Bu ülkede İslâmın köklü şekilde yerleşip gelişmesinde önemli rol oynadı. Gazneli Mahmud, aynı zamanda, İran'ın orta eyaletleriyle Harezm topraklarını da ülkesine katarak zamanının en büyük hükümdarı oldu ve Abbâsî halifesinden ilk defa olarak, sultan ünvanını aldı. Gazneliler, 1040 yılından sonra Selçuklulara tâbi oldular. 1186 senesinde de Gûrlular tarafından tamamen ortadan kaldırıldılar.

    10. asrın ikinci yarısında Seyhun nehri kıyısı ile bunun kuzeyinde yaşayan Oğuzlar, Semerkand ve Buhara taraflarına inmeye başlamışlardı. Buhara taraflarına inen Oğuzların başında, Kınık boyundan Selçuk Bey'in oğulları vardı. Selçuk Bey'in torunlarından Tuğrul ve Çağrı beyler, çetin şartlar içinde Selçuklu Devletini kurdular. Tuğrul 1064 senesinde vefat ettiği zaman, kurduğu devletin sınırları Ceyhun'dan Fırat'a kadar uzanıyordu. Yerine geçen Alparslan, 1071'de Malazgirt ovasında Bizanslıları yenerek Anadolu'nun Türk ülkesi olmasını sağladı. Bu zaferden Anadolu'nun fethine Kutalmış Bey'in oğulları memur edildiler. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, büyük zaferler kazanarak Üsküdar'a kadar geldi ve İznik'i hükümet merkezi yaparak Türkiye Selçuklu Devletini kurdu. Süleyman Şah'tan sonra I. Kılıç Arslan, I. Mesud ve II. Kılıç Arslan Tüerkiye Selçuklu Devletinin başına geçerek, Türk Milletine büyük hizmetler verdiler. 13. yüzyılda Moğol istilâsı, İran, Horasan ve Mâverâünnehir taraflarında yaşayan âlimlerin hemen hepsinin Anadolu'ya gelmelerine sebep oldu. Bu istilâ Selçuklu Devletinin de ortadan kalkmasına yol açtı. Fakat çok geçmeden, yüksek yaylalarda yaşayan Türkmen beyleri, Anadolu'yu istilâcıların elinden kurtarmayı başardılar. Bu Türkmen beylerinden birisi de Osman Bey'di. 1299'dan itibaren gelişen Osmanlılar, mânevî yapısı ve teşkilatı bakımından Selçuklu Türklüğünden devraldığı birçok değerlerle cihanın en büyük devletlerinden birini kurmaya muvaffak olmuşlardır.

    Söğüt'te kurulan Osmanlı Devleti, kısa zamanda Batı Anadolu'ya hakim olarak, 1356'da Rumeli'ye ayak bastı. Bu geçiş çok mütevazı başlamakla birlikte, şiddetli Haçlı mukabelesiyle karşılaşıldı. Fakat, üstün vasıflara sahip Osmanlılar, Haçlıları 1363'te, Edirne civarında Sırpsındığı mevkiinde, 1389'da Kosova'da ve 1396'da Niğbolu'da hezimete uğrattılar. Böylece devlet Rumeli'de sağlam bir şekilde yerleşti. Bu arada Anadolu'da yapılan ilhaklarla da genişledi ve Malatya'ya kadar uzandı. Niğbolu Zaferi, Türk ilerleyişini durdurmanın mümkün olmadığını Hristiyan Avrupalılara gösterdi. Hristiyan Batı âlemine galip gelen Osmanlılar'ın, doğuda Timur Han'a mağlup olması, Anadolu'daki birliği tekrar sarstı. Ancak Fetret Devrinde sarsıntı, Rumeli'den daha çok Anadolu'da meydana geldi.

    Fetret Devrinden sonra devletin başına geçen ve "ikinci kurucu" olarak adlandırılan Çelebi Sultan Mehmed Han, Osmanlı Devletini tekrar canlandırdı. Oğlu II. Murad Han, 1444'te Varna ve 1448'de II. Kosova meydan savaşlarında, Haçlılara karşı yeni zaferler kazandı. Osmanlılar bu suretle Anadolu'da Türklüğün ve kendilerinden önceki diğer İslâm devletlerinin maddî ve manevî mirasını toplayarak, yeni bir medeniyet kurdular.

    Türk tarihinde ilk defa olarak, Osmanlıların merkezî bir devlet sistemi olarak ortaya çıkması, büyük bir siyasî yenilik oldu. Gerçekte Osmanlı hanedanı, diğer Anadolu beyleri gibi, millî örf vr geleneklerini muhafaza ettiği halde, devletin bölünemez kutsal bir varlık olduğunu kavramış, şehzadelerin ve boy beylerinin siyasî hakimiyete ortak olmalarına imkân vermemiş ve bu sayede merkeziyetçi, sağlam, istikrarlı bir devlet ortaya çıkarmayı başarmıştı. Fatih Sultan Mehmed Han, Anadolu beylerinin ve kendi içinde gelişen devleti sarsıcı hanedanların geriye kalanlarını bertaraf ederek merkeziyetçi otoriteyi daha da sağlamlaştırdı. Daima devlet birliği şuuruna bağlanan Osmanlı inancı bakımından, Sultan II. Bayezid Han'ın; "Osmanlı Devleti öyle namuslu bir gelindir ki, iki kişinin talebine tahammül edemez" sözü anlamlıdır.

    Müslümanların birliğini sağlamak ve Anadolu'dan Şiî-Sâfevî propagandasını kaldırmak isteyen Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmail üzerine sefer düzenledi. Şah İsmail'i saf dışı bıraktıktan sonra, yıldırım hızıyla Mısır ordularını 1516 Mercidabık ve 1517 Ridaniye zaferleriyle mağlup etti. Bu zaferlerden sonra bütün Arap ülkeleri Osmanlı hakimiyeti altına girdi. Yıldırım hızıyla, kıtaların fethini sekiz senelik saltanatına sıkıştıran bu büyük fatihin, cihan hakimiyeti girişimine ve Avrupa'yı fethetmeye kararlı olması tabîiydi. Fakat ecel onun dünyayı tek ve yüksek nizama kavuşturmasına fırsat vermedi.

    Kanunî Sultan Süleyman'ın yarım asır süren saltanatı, Türk ve Osmanlı dünya barışı davâsının en yüksek ve kudretli devrini teşkil eder. Zamanında Türk ordusu, 1526'da mutlak bir zafer kazandı ve Orta Avrupa yolu Türklere açıldı. Artık Osmanlı ordusu Orta Avrupa'yı çiğniyor, Viyana'yı geride bırakarak, Gratz, Merburg, Gunis gibi birçok Alman kentini fethediyordu.

    16. yüzyılın sonlarıyla 17. yüzyılda Osmanlı siyasî gücü gibi sosyal düzeni de kuvvetini sürdürmüştür. Devlet; liyakat, ahlâk, maddî ve manevî disiplin ve çalışma üzerine kurulmuştu. Osmanlılarda şahsî meziyet ve yetenekten başka bir şeye değer verilmezdi. Herkes, liyakat, bilgi, ahlâk ve seciyesine göre bir mevkiye tayin edilirdi. ahlâksız, bilgisiz ve tembel kişiler, hiçbir zaman yüksek mevkilere çıkamazdı. Osmanlıların başarısının ve dünyaya hakim olmalarının hikmeti buydu.

    17. asrın ikinci yarısından sonra devletin siyasî ve askerî kudretinde zaaf başlamış, idarî ve ilmî müesseselerde bozukluklar meydana çıkmış, bunun neticesinde gerileme başlamıştır. Anadolu'da çıkan ve memleketi harap ve perişan eden kızlbaş teşvikli Celâlî ayaklanmalarını bastırmak için çok büyük gayretler sarfetmek ve uzun seneler uğraşmak gerekmiştir. Amerika'nın keşfinden sonra götürülen Afrikalı köleler, nice zulümlerle, Avrupalı zalimler için bol bol gümüş çıkardılar. Avrupa yoluyla Osmanlı ülkesine de bol miktarda giren gümüş, fiyatları altüst etti. Gümüş olan Osmanlı akçesinin değeri düştü. Devletin, düştüğü zor durumdan kurtarılması için zaman zaman hükümdar ve devlet adamlarının teşebbüsleri, olumlu neticeler verdiyse de, bilhassa yeniçerilerin çıkardığı isyanlar bunların devamlılığını baltaladı.

    Türkler, 17. asırda da Avrupa'ya medeniyet verici durumdayken, 18. asırdan itibaren alıcı alıcı olmaya ve iktibaslar yapmaya mecbur bulunduklarını kabul etmişlerdir. 18. asrın başlarından itibaren tahta geçen padişahların hemen hepsi, bu gerilemenin farkına varmışlar, batıdan faydalanarak ıslahat yapmak istemişlerdir. Sultan II. Mahmud Han, yeni, düzenli bir ordu kurduğu gibi, hükümet teşkilat ve usullerinde değişiklik yapmıştır. Bu faydalı yenilik hareketleri yanında, siyasî bakımdan birçok felaket vuku buldu. Fransız İnkılabının ortaya attığı milliyetçilik fikirlerinin, Osmanlı ülkesinde ırkçılık şeklinde yayılması, dış tahrikli Sırp ve Yunan isyanları, Avrupa devletlerinin kendi çıkarları için olaylara müdahale ederek işi çıkmaza sokmaları, Rusya'nın emperyalist ve geleneksel siyasetine uygun olarak savaş açması, Mısır valisi Mehmed Ali Paşa'nın isyanları bu felaketlerin başlıcalarıdır.

    Bütün bu karışıklıkların halli için çareler arayan Osmanlı padişahı II. Mahmud Han, Avrupa'daki teknik ilerlemeden istifade niyetiyle hocalar getirtti. İlk defa 1834 yılında Avrupa'ya öğrenci gönderdi. Avrupa başkentlerinde daimî büyükelçilikler kurdu. Fakat Avrupa'ya gönderilen bazı öğrenciler, fen alanındaki ilerlemeleri alacak yerde, Hristiyan Avrupalının köhneleşmiş ahlâkına talip oldular. Ahlâkî ve manevî değerlerini kaybederek Osmanlı ülkesine dönen bu öğrencilerin ilk işi, kendilerini para ve kadınla elde eden Osmanlı düşmanlarının çıkarları için çalışmalara başlamak oldu. İngilizler tarafından yetiştirilip mason yapılan Londra büyükelçisi Mustafa Reşid Paşa, II. Mahmud Han'ın vefatından sonra onaltı yaşında padişah olan Abdülmecid Hanı Gülhane Hatt-ı Hümayunu'nun ilanına ikna etti.

    Böylece 3 Kasım 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile, yeni düzene ait esaslar belirlendi. Osmanlının isteklerinden çok Avrupalıların arzularına uygun olarak hazırlanan bu fermanda, Türk ve Müslümanlardan çok, Hristiyan tebaanın çıkarı gözetilmişti. Tanzimat-ı Hayriye Fermanı denilerek yeni ve parlak bir devir açtığı iddia edilen bu fermanla Müslüman ve gayri müslim bütün tebaanın ırz, namus ve can güvenliğinin sağlanacağı vergi ve askerlik işlerinin düzenli bir usule bağlanacağı vaad ediliyor ve bu fermana dayanılarak çıkarılacak kanunlara saygı gösterileceği belirtiliyordu. Tanzimat döneminde hukuk, askerlik, eğitim öğretim ve yönetim alanlarında birçok değişiklikler yapıldı. Gülhane hattının eşitlik ilkesine rağmen, askerlik mükellefiyetine yalnız Müslüman tebaa tâbi kılınarak, gayri müslimler muaf tutuldu

    devamı.


  5. 15.Ocak.2010, 22:56
    3
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥
    İtil Bulgarlarından sonra ilk Müslüman Türk devletleri, Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular'dı. Karahanlılar, 944 yılında, İslâmı resmî din olarak kabul etti. Karahanlılar arasında İslâm dîninin yayıcısı, Abdülkerim Satuk Buğra Han'ın oğlu Musa Baytaş oldu. Karahanlı hükümdarı, 999 senesinde, Abbâsî halifesi tarafından İslâm hükümdarı olarak tanındı. Hâkanlığın sınırları, Balasagun, Özkend ve havalisine, Tarım havzasının batı kısmına, Balkaş Gölüne, Hindukuş, Karakurum Dağları dolaylarına kadar yayıldı. Ülke, doğu ve batı diye ikiye ayrılmıştı. Doğu Karahanlılar 1090, Batı Karahanlılar ise 1089'da Selçuklulara bağlandılar. Karahanlılar devrinde, 200 000 çadır Türk halkı, İslâmı kabul etmiştir.

    962 yılında Alptekin (Alb Tegin) adlı bir Türk kumandanı, Afganistan'ın Gazne şehrini zaptederek Gazneliler Devletini kurdu. 977'de devletin başına Sebük Tekin geçti. Sebük Tekin, iyi bir devlet adamı, mâhir bir kumandandı. Bütün Afganistan ile Horasan ve İran'ın doğu kısımlarını idaresi altına aldı. Hindistan'a, zaferle neticelenen bir zafer düzenledi. Oğlu ve halefi olan Mahmud, yalnız Gazneli Devletinin değil Türk tarihinin de en büyük simalarından biridir. Hindistan'a onyedi defa sefer düzenleyerek büyük zaferler kazandı. Bu ülkede İslâmın köklü şekilde yerleşip gelişmesinde önemli rol oynadı. Gazneli Mahmud, aynı zamanda, İran'ın orta eyaletleriyle Harezm topraklarını da ülkesine katarak zamanının en büyük hükümdarı oldu ve Abbâsî halifesinden ilk defa olarak, sultan ünvanını aldı. Gazneliler, 1040 yılından sonra Selçuklulara tâbi oldular. 1186 senesinde de Gûrlular tarafından tamamen ortadan kaldırıldılar.

    10. asrın ikinci yarısında Seyhun nehri kıyısı ile bunun kuzeyinde yaşayan Oğuzlar, Semerkand ve Buhara taraflarına inmeye başlamışlardı. Buhara taraflarına inen Oğuzların başında, Kınık boyundan Selçuk Bey'in oğulları vardı. Selçuk Bey'in torunlarından Tuğrul ve Çağrı beyler, çetin şartlar içinde Selçuklu Devletini kurdular. Tuğrul 1064 senesinde vefat ettiği zaman, kurduğu devletin sınırları Ceyhun'dan Fırat'a kadar uzanıyordu. Yerine geçen Alparslan, 1071'de Malazgirt ovasında Bizanslıları yenerek Anadolu'nun Türk ülkesi olmasını sağladı. Bu zaferden Anadolu'nun fethine Kutalmış Bey'in oğulları memur edildiler. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, büyük zaferler kazanarak Üsküdar'a kadar geldi ve İznik'i hükümet merkezi yaparak Türkiye Selçuklu Devletini kurdu. Süleyman Şah'tan sonra I. Kılıç Arslan, I. Mesud ve II. Kılıç Arslan Tüerkiye Selçuklu Devletinin başına geçerek, Türk Milletine büyük hizmetler verdiler. 13. yüzyılda Moğol istilâsı, İran, Horasan ve Mâverâünnehir taraflarında yaşayan âlimlerin hemen hepsinin Anadolu'ya gelmelerine sebep oldu. Bu istilâ Selçuklu Devletinin de ortadan kalkmasına yol açtı. Fakat çok geçmeden, yüksek yaylalarda yaşayan Türkmen beyleri, Anadolu'yu istilâcıların elinden kurtarmayı başardılar. Bu Türkmen beylerinden birisi de Osman Bey'di. 1299'dan itibaren gelişen Osmanlılar, mânevî yapısı ve teşkilatı bakımından Selçuklu Türklüğünden devraldığı birçok değerlerle cihanın en büyük devletlerinden birini kurmaya muvaffak olmuşlardır.

    Söğüt'te kurulan Osmanlı Devleti, kısa zamanda Batı Anadolu'ya hakim olarak, 1356'da Rumeli'ye ayak bastı. Bu geçiş çok mütevazı başlamakla birlikte, şiddetli Haçlı mukabelesiyle karşılaşıldı. Fakat, üstün vasıflara sahip Osmanlılar, Haçlıları 1363'te, Edirne civarında Sırpsındığı mevkiinde, 1389'da Kosova'da ve 1396'da Niğbolu'da hezimete uğrattılar. Böylece devlet Rumeli'de sağlam bir şekilde yerleşti. Bu arada Anadolu'da yapılan ilhaklarla da genişledi ve Malatya'ya kadar uzandı. Niğbolu Zaferi, Türk ilerleyişini durdurmanın mümkün olmadığını Hristiyan Avrupalılara gösterdi. Hristiyan Batı âlemine galip gelen Osmanlılar'ın, doğuda Timur Han'a mağlup olması, Anadolu'daki birliği tekrar sarstı. Ancak Fetret Devrinde sarsıntı, Rumeli'den daha çok Anadolu'da meydana geldi.

    Fetret Devrinden sonra devletin başına geçen ve "ikinci kurucu" olarak adlandırılan Çelebi Sultan Mehmed Han, Osmanlı Devletini tekrar canlandırdı. Oğlu II. Murad Han, 1444'te Varna ve 1448'de II. Kosova meydan savaşlarında, Haçlılara karşı yeni zaferler kazandı. Osmanlılar bu suretle Anadolu'da Türklüğün ve kendilerinden önceki diğer İslâm devletlerinin maddî ve manevî mirasını toplayarak, yeni bir medeniyet kurdular.

    Türk tarihinde ilk defa olarak, Osmanlıların merkezî bir devlet sistemi olarak ortaya çıkması, büyük bir siyasî yenilik oldu. Gerçekte Osmanlı hanedanı, diğer Anadolu beyleri gibi, millî örf vr geleneklerini muhafaza ettiği halde, devletin bölünemez kutsal bir varlık olduğunu kavramış, şehzadelerin ve boy beylerinin siyasî hakimiyete ortak olmalarına imkân vermemiş ve bu sayede merkeziyetçi, sağlam, istikrarlı bir devlet ortaya çıkarmayı başarmıştı. Fatih Sultan Mehmed Han, Anadolu beylerinin ve kendi içinde gelişen devleti sarsıcı hanedanların geriye kalanlarını bertaraf ederek merkeziyetçi otoriteyi daha da sağlamlaştırdı. Daima devlet birliği şuuruna bağlanan Osmanlı inancı bakımından, Sultan II. Bayezid Han'ın; "Osmanlı Devleti öyle namuslu bir gelindir ki, iki kişinin talebine tahammül edemez" sözü anlamlıdır.

    Müslümanların birliğini sağlamak ve Anadolu'dan Şiî-Sâfevî propagandasını kaldırmak isteyen Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmail üzerine sefer düzenledi. Şah İsmail'i saf dışı bıraktıktan sonra, yıldırım hızıyla Mısır ordularını 1516 Mercidabık ve 1517 Ridaniye zaferleriyle mağlup etti. Bu zaferlerden sonra bütün Arap ülkeleri Osmanlı hakimiyeti altına girdi. Yıldırım hızıyla, kıtaların fethini sekiz senelik saltanatına sıkıştıran bu büyük fatihin, cihan hakimiyeti girişimine ve Avrupa'yı fethetmeye kararlı olması tabîiydi. Fakat ecel onun dünyayı tek ve yüksek nizama kavuşturmasına fırsat vermedi.

    Kanunî Sultan Süleyman'ın yarım asır süren saltanatı, Türk ve Osmanlı dünya barışı davâsının en yüksek ve kudretli devrini teşkil eder. Zamanında Türk ordusu, 1526'da mutlak bir zafer kazandı ve Orta Avrupa yolu Türklere açıldı. Artık Osmanlı ordusu Orta Avrupa'yı çiğniyor, Viyana'yı geride bırakarak, Gratz, Merburg, Gunis gibi birçok Alman kentini fethediyordu.

    16. yüzyılın sonlarıyla 17. yüzyılda Osmanlı siyasî gücü gibi sosyal düzeni de kuvvetini sürdürmüştür. Devlet; liyakat, ahlâk, maddî ve manevî disiplin ve çalışma üzerine kurulmuştu. Osmanlılarda şahsî meziyet ve yetenekten başka bir şeye değer verilmezdi. Herkes, liyakat, bilgi, ahlâk ve seciyesine göre bir mevkiye tayin edilirdi. ahlâksız, bilgisiz ve tembel kişiler, hiçbir zaman yüksek mevkilere çıkamazdı. Osmanlıların başarısının ve dünyaya hakim olmalarının hikmeti buydu.

    17. asrın ikinci yarısından sonra devletin siyasî ve askerî kudretinde zaaf başlamış, idarî ve ilmî müesseselerde bozukluklar meydana çıkmış, bunun neticesinde gerileme başlamıştır. Anadolu'da çıkan ve memleketi harap ve perişan eden kızlbaş teşvikli Celâlî ayaklanmalarını bastırmak için çok büyük gayretler sarfetmek ve uzun seneler uğraşmak gerekmiştir. Amerika'nın keşfinden sonra götürülen Afrikalı köleler, nice zulümlerle, Avrupalı zalimler için bol bol gümüş çıkardılar. Avrupa yoluyla Osmanlı ülkesine de bol miktarda giren gümüş, fiyatları altüst etti. Gümüş olan Osmanlı akçesinin değeri düştü. Devletin, düştüğü zor durumdan kurtarılması için zaman zaman hükümdar ve devlet adamlarının teşebbüsleri, olumlu neticeler verdiyse de, bilhassa yeniçerilerin çıkardığı isyanlar bunların devamlılığını baltaladı.

    Türkler, 17. asırda da Avrupa'ya medeniyet verici durumdayken, 18. asırdan itibaren alıcı alıcı olmaya ve iktibaslar yapmaya mecbur bulunduklarını kabul etmişlerdir. 18. asrın başlarından itibaren tahta geçen padişahların hemen hepsi, bu gerilemenin farkına varmışlar, batıdan faydalanarak ıslahat yapmak istemişlerdir. Sultan II. Mahmud Han, yeni, düzenli bir ordu kurduğu gibi, hükümet teşkilat ve usullerinde değişiklik yapmıştır. Bu faydalı yenilik hareketleri yanında, siyasî bakımdan birçok felaket vuku buldu. Fransız İnkılabının ortaya attığı milliyetçilik fikirlerinin, Osmanlı ülkesinde ırkçılık şeklinde yayılması, dış tahrikli Sırp ve Yunan isyanları, Avrupa devletlerinin kendi çıkarları için olaylara müdahale ederek işi çıkmaza sokmaları, Rusya'nın emperyalist ve geleneksel siyasetine uygun olarak savaş açması, Mısır valisi Mehmed Ali Paşa'nın isyanları bu felaketlerin başlıcalarıdır.

    Bütün bu karışıklıkların halli için çareler arayan Osmanlı padişahı II. Mahmud Han, Avrupa'daki teknik ilerlemeden istifade niyetiyle hocalar getirtti. İlk defa 1834 yılında Avrupa'ya öğrenci gönderdi. Avrupa başkentlerinde daimî büyükelçilikler kurdu. Fakat Avrupa'ya gönderilen bazı öğrenciler, fen alanındaki ilerlemeleri alacak yerde, Hristiyan Avrupalının köhneleşmiş ahlâkına talip oldular. Ahlâkî ve manevî değerlerini kaybederek Osmanlı ülkesine dönen bu öğrencilerin ilk işi, kendilerini para ve kadınla elde eden Osmanlı düşmanlarının çıkarları için çalışmalara başlamak oldu. İngilizler tarafından yetiştirilip mason yapılan Londra büyükelçisi Mustafa Reşid Paşa, II. Mahmud Han'ın vefatından sonra onaltı yaşında padişah olan Abdülmecid Hanı Gülhane Hatt-ı Hümayunu'nun ilanına ikna etti.

    Böylece 3 Kasım 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile, yeni düzene ait esaslar belirlendi. Osmanlının isteklerinden çok Avrupalıların arzularına uygun olarak hazırlanan bu fermanda, Türk ve Müslümanlardan çok, Hristiyan tebaanın çıkarı gözetilmişti. Tanzimat-ı Hayriye Fermanı denilerek yeni ve parlak bir devir açtığı iddia edilen bu fermanla Müslüman ve gayri müslim bütün tebaanın ırz, namus ve can güvenliğinin sağlanacağı vergi ve askerlik işlerinin düzenli bir usule bağlanacağı vaad ediliyor ve bu fermana dayanılarak çıkarılacak kanunlara saygı gösterileceği belirtiliyordu. Tanzimat döneminde hukuk, askerlik, eğitim öğretim ve yönetim alanlarında birçok değişiklikler yapıldı. Gülhane hattının eşitlik ilkesine rağmen, askerlik mükellefiyetine yalnız Müslüman tebaa tâbi kılınarak, gayri müslimler muaf tutuldu

    devamı.


  6. 15.Ocak.2010, 22:57
    4
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,863
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33

    --->: Müslüman Türk devletleri

    Fransız İnkılabı sonucu dünyaya yayılan milliyetçilik fikirleriyle, ülkede isyanlar çıktı. Neticede âsîlere idarî ayrıcalıklar ve özerklik verilmesi, Avrupa'ya ilim için giden gençlerin, Avrupa bilim ve siyaset adamlarının Türkiye ve Türkler hakkındaki olumlu ve olumsuz fikir ve kanaatlerini öğrenmeye başlamaları gibi bazı sebepler, Osmanlı Devleti içindeki çeşitli kavimlerin millî şuur ve millî devlet fikirlerini güçlendirmiş ve çözülme hareketleri başlamıştır. Bunun yanısıra, tebaanın önünde ve siyasî haklar konusundaki eşitliğini yeterli görmeyerek, meşrutî bir idarenin kurulması için mücadeleye girişen ve Osmanlı düşmanı devletler tarafından desteklenen Genç Osmanlılar'da idareye karşı hoşnutsuzluk başgösterdi. Genç Osmanlıların fikirlerini paylaşan Midhat Paşa, padişahın fikir ve icraatına muhalefet eden Serasker Hüseyin Avni Paşa ve Rüştü Paşa, birlik olup Sultan Abdülaziz Hanı şehit ederek Beşinci Murad'ı tahta çıkardılar. Beşinci Murad Han, hastalığı sebebiyle üç ay sonra tahttan indirilerek, veliahd Abdülhamid, Ağustos 1876'da tahta çıkarıldı.

    II. Abdülhamid Hanın tahta çıktığı 1876 yılı, Türk tarihinin gerçek dönüm noktalarından biri oldu. İçeride pek çok mesele vardı. Dışarıda ise Midhat Paşa'nın arzu ve isteğiyle, Rusya ile bir savaş yaklaşıyordu. Avrupa devletlerinin Osmanlı hakimiyetindeki Hristiyan tebaayı sürekli kışkırtmaları, özellikle Balkanlar'da birkaç eyaletin kan, ateş, isyan ve huzursuzluk içine düşmesine yol açtı. Malî durum bir hayli zayıflamış, Tanzimatla verilen tavizlerle Osmanlı sanayii ve ticareti çökertilmişti. Ayrıca devletin coğrafî durumu, yabancı istilâ ve müdahalelere açıktı. Türk olmayan eyaletler, Avrupa devletlerinde olduğu gibi, sömürge muamelesi görmediği, anavatanın birer parçası sayıldığı halde, dışa dayalı isyanlar durmak bilmiyordu. Devamlı dış baskılar ve bitip tükenmek bilmeyen savaşlar, devletin kalkınmasını engelliyordu. Avrupa devletlerinin, kendi çıkarları için tahrik ettikleri Ermenilerin özerklik elde etmek amacıyla ihtilalci komitalar kurarak ülkede olay çıkarmaya başlamaları, devlet için ayrı bir meşgale oldu. Ayrıca Bulgar, Yunan ve Sırp çetelerinin meydana getirdikleri olaylar, devleti uğraştırdığı gibi, yabancı müdahalelere de yol açtı.

    Sultan II. Abdülhamid, batı devletleri ve Rusya'nın her türlü baskıları karşısında, devlet birliğini korumak için tek çıkar yolun, Müslüman tebaayı din bağıyla bütünleştirmek olduğunu düşünüyor ve bu birliğin yalnız Osmanlı ülkesinde değili diğer Müslümanlar arsında da kurulmasına çalışıyordu. Ülkenin ekonomik kalkınmasına çok önem verdi. Ulaştırma ve haberleşme alanlarında ıslahat, eğitim konusunda ciddî hamleler yaptı. İngiltere ve Fransa'nın dostluk ve yardımlarına güvenilmediğinden, Alman dostluğuna önem vererek denge sağlamaya çalıştı. Zamanla Sultan Abdülhamid idaresine karşı doğan muhalefet, Genç Türkler denilen kişiler tarafından ilerletilerek, İttihat ve Terakkî Cemiyeti adı altında siyasî bir teşkilat kuruldu. Bunların baskısıyla, 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet rejimi, yeniden yürürlüğe konuldu. İttihatçıların tertibi ile, 31 Mart Vakası olarak bilinen bir ayaklanma çıkarıldı. Hadiseyle ilgisi olmadığı halde Padişah, bu bahaneyle tahttan indirilip, yerine Beşinci Mehmed Reşat çıkarıldı. İktidara cemiyet yanlısı devlet adamları getirildi ve o zamana kadar idarî işlere karışmayan İttihat ve Terakkî Cemiyeti, söz sahibi oldu. 1912'de başlayan Balkan Harbinde Osmanlı ordusunun yenilmesi üzerine, Enver Beyin başkanlığında küçük bir subay topluluğu, Ocak-1913'te Bâbıâli'yi basarak sadrazam Kâmil Paşa'yı istifaya zorladı. Böylece İttihat ve Terakkî Cemiyeti, devletin mukadderatını doğrudan eline aldı ve sonunda kötü bir âkıbete yol açtı.

    Yeni iktidar zamanında felaketler birbirini takip etti ve devletin çöküşü hızlandı. Trablusgarp, Balkan Savaşları ve nihayet ittifak devletleri safında girilen I. Dünya Savaşı, devletin yıkılışının başlangıcı oldu. Savaş sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ile, Osmanlı Devleti baştan başa işgal edildi. Sultan Vahideddin, bölünmüş, parçalanmış, hattâ işgal edilmiş bir devletin başına geçti ve bütün imkânsızlıklara rağmen İstiklâl Mücadelesini başlattı. Mustafa Kemal Paşa liderliğinde gerçekleştirilen, şanlı Türk İstiklâl Savaşı sonunda, 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması imzalandı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edildi.

    Bugün, Uzakdoğu'daki Sakalin Adlarından, Batıdaki Balkan Adacığına kadar iki Avrupa kıtası büyüklüğünde bir alanda yaşayan Türklerin çoğunluğu Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Çin ve İran hudutları içinde bulunmaktadır.

    Türk Milletinin bağımsız millî devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bulunmaktadır.

    Diğer taraftan, 19. yüzyılda Rus işgaline uğrayan Orta Asya Türk Birlikleri uzun yıllar bu devletin sömürüsü ve zulmü altında kaldıktan sonra, bağımsızlıklarını kazanmak için mücadeleye başlamışlar ve 1991'de bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunlar, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleridir.


  7. 15.Ocak.2010, 22:57
    4
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥
    Fransız İnkılabı sonucu dünyaya yayılan milliyetçilik fikirleriyle, ülkede isyanlar çıktı. Neticede âsîlere idarî ayrıcalıklar ve özerklik verilmesi, Avrupa'ya ilim için giden gençlerin, Avrupa bilim ve siyaset adamlarının Türkiye ve Türkler hakkındaki olumlu ve olumsuz fikir ve kanaatlerini öğrenmeye başlamaları gibi bazı sebepler, Osmanlı Devleti içindeki çeşitli kavimlerin millî şuur ve millî devlet fikirlerini güçlendirmiş ve çözülme hareketleri başlamıştır. Bunun yanısıra, tebaanın önünde ve siyasî haklar konusundaki eşitliğini yeterli görmeyerek, meşrutî bir idarenin kurulması için mücadeleye girişen ve Osmanlı düşmanı devletler tarafından desteklenen Genç Osmanlılar'da idareye karşı hoşnutsuzluk başgösterdi. Genç Osmanlıların fikirlerini paylaşan Midhat Paşa, padişahın fikir ve icraatına muhalefet eden Serasker Hüseyin Avni Paşa ve Rüştü Paşa, birlik olup Sultan Abdülaziz Hanı şehit ederek Beşinci Murad'ı tahta çıkardılar. Beşinci Murad Han, hastalığı sebebiyle üç ay sonra tahttan indirilerek, veliahd Abdülhamid, Ağustos 1876'da tahta çıkarıldı.

    II. Abdülhamid Hanın tahta çıktığı 1876 yılı, Türk tarihinin gerçek dönüm noktalarından biri oldu. İçeride pek çok mesele vardı. Dışarıda ise Midhat Paşa'nın arzu ve isteğiyle, Rusya ile bir savaş yaklaşıyordu. Avrupa devletlerinin Osmanlı hakimiyetindeki Hristiyan tebaayı sürekli kışkırtmaları, özellikle Balkanlar'da birkaç eyaletin kan, ateş, isyan ve huzursuzluk içine düşmesine yol açtı. Malî durum bir hayli zayıflamış, Tanzimatla verilen tavizlerle Osmanlı sanayii ve ticareti çökertilmişti. Ayrıca devletin coğrafî durumu, yabancı istilâ ve müdahalelere açıktı. Türk olmayan eyaletler, Avrupa devletlerinde olduğu gibi, sömürge muamelesi görmediği, anavatanın birer parçası sayıldığı halde, dışa dayalı isyanlar durmak bilmiyordu. Devamlı dış baskılar ve bitip tükenmek bilmeyen savaşlar, devletin kalkınmasını engelliyordu. Avrupa devletlerinin, kendi çıkarları için tahrik ettikleri Ermenilerin özerklik elde etmek amacıyla ihtilalci komitalar kurarak ülkede olay çıkarmaya başlamaları, devlet için ayrı bir meşgale oldu. Ayrıca Bulgar, Yunan ve Sırp çetelerinin meydana getirdikleri olaylar, devleti uğraştırdığı gibi, yabancı müdahalelere de yol açtı.

    Sultan II. Abdülhamid, batı devletleri ve Rusya'nın her türlü baskıları karşısında, devlet birliğini korumak için tek çıkar yolun, Müslüman tebaayı din bağıyla bütünleştirmek olduğunu düşünüyor ve bu birliğin yalnız Osmanlı ülkesinde değili diğer Müslümanlar arsında da kurulmasına çalışıyordu. Ülkenin ekonomik kalkınmasına çok önem verdi. Ulaştırma ve haberleşme alanlarında ıslahat, eğitim konusunda ciddî hamleler yaptı. İngiltere ve Fransa'nın dostluk ve yardımlarına güvenilmediğinden, Alman dostluğuna önem vererek denge sağlamaya çalıştı. Zamanla Sultan Abdülhamid idaresine karşı doğan muhalefet, Genç Türkler denilen kişiler tarafından ilerletilerek, İttihat ve Terakkî Cemiyeti adı altında siyasî bir teşkilat kuruldu. Bunların baskısıyla, 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet rejimi, yeniden yürürlüğe konuldu. İttihatçıların tertibi ile, 31 Mart Vakası olarak bilinen bir ayaklanma çıkarıldı. Hadiseyle ilgisi olmadığı halde Padişah, bu bahaneyle tahttan indirilip, yerine Beşinci Mehmed Reşat çıkarıldı. İktidara cemiyet yanlısı devlet adamları getirildi ve o zamana kadar idarî işlere karışmayan İttihat ve Terakkî Cemiyeti, söz sahibi oldu. 1912'de başlayan Balkan Harbinde Osmanlı ordusunun yenilmesi üzerine, Enver Beyin başkanlığında küçük bir subay topluluğu, Ocak-1913'te Bâbıâli'yi basarak sadrazam Kâmil Paşa'yı istifaya zorladı. Böylece İttihat ve Terakkî Cemiyeti, devletin mukadderatını doğrudan eline aldı ve sonunda kötü bir âkıbete yol açtı.

    Yeni iktidar zamanında felaketler birbirini takip etti ve devletin çöküşü hızlandı. Trablusgarp, Balkan Savaşları ve nihayet ittifak devletleri safında girilen I. Dünya Savaşı, devletin yıkılışının başlangıcı oldu. Savaş sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ile, Osmanlı Devleti baştan başa işgal edildi. Sultan Vahideddin, bölünmüş, parçalanmış, hattâ işgal edilmiş bir devletin başına geçti ve bütün imkânsızlıklara rağmen İstiklâl Mücadelesini başlattı. Mustafa Kemal Paşa liderliğinde gerçekleştirilen, şanlı Türk İstiklâl Savaşı sonunda, 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması imzalandı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edildi.

    Bugün, Uzakdoğu'daki Sakalin Adlarından, Batıdaki Balkan Adacığına kadar iki Avrupa kıtası büyüklüğünde bir alanda yaşayan Türklerin çoğunluğu Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Çin ve İran hudutları içinde bulunmaktadır.

    Türk Milletinin bağımsız millî devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bulunmaktadır.

    Diğer taraftan, 19. yüzyılda Rus işgaline uğrayan Orta Asya Türk Birlikleri uzun yıllar bu devletin sömürüsü ve zulmü altında kaldıktan sonra, bağımsızlıklarını kazanmak için mücadeleye başlamışlar ve 1991'de bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunlar, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleridir.





+ Yorum Gönder