Konusunu Oylayın.: Güzel ahlak ile ilgili hutbe

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Güzel ahlak ile ilgili hutbe
  1. 15.Ocak.2010, 07:32
    1
    Misafir

    Güzel ahlak ile ilgili hutbe






    Güzel ahlak ile ilgili hutbe Mumsema Güzel ahlak ile ilgili hutbe


  2. 15.Ocak.2010, 07:32
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 26.Aralık.2012, 00:46
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Güzel ahlak ile ilgili hutbe




    Muhterem Müslümanlar!

    Mensubu bulunmakla iftihar ettiğimiz islâm dini üç şeyden mey-dana gelmektedir. İman, vazife ve ahlâk. Bunlar, mahiyet itibariyle, birbirinden ayrı gibi görünseler de aslında bir bütünü meydana geti-ren üç ayrı unsur gibidir. İman olmadan vazifenin, vazife yapılma-dan ahlâkın bir değeri yoktur. Bizden bunların hepsi birden istenil-mektedir.

    İman, kalbe; vazife, vücudumuza mahsustur. Ahlâk ise ruhta yer-leşen bir seciyye ve huydur.
    Ahlâk, insanın nefsinde sabit bir melekedir.
    Ahlâk; gerek yaratılışta, gerekse sonradan eğitim yolu ile kaza-nılan ruhî hallere verilen bir isimdir.
    Ahlâk; âlemin nizamına, âdemin kemâline hizmet eder.
    Ahlâk, iman ağacının en tatlı meyvesi ve mü'minin âhiret ser-mayesidir.

    Ahlâk, imanla dolmuş bir kalbin, faziletle doymuş bir ruhun dış-daki tezahürüdür.

    Makbul bir ahlâkın İslâmî esaslara uygun olması şarttır. İslâmî yetten ayrı bir ahlâk, türese de üreyemez. İman bulunmadan ahlâk olacağım iddia, güneş doğmadan gündüz olacağını söylemek kadar gülünç olur. Köksüz bir ağacın yaşaması, temelsiz bir binanın durma-sı nasıl kabil değilse iman temeline ve İslâm köküne istinad etmeyen bir ahlâk da uzun ömürlü olamaz.

    Koparılmış çiçekler, suyun içine ıslatıldığı zaman, birkaç gün dayanır daha sonra pörsümeye başlar. Değerini İslâmdan ve ferini imandan almayan bir ahlâk da solup bozulmaya mahkûmdur.

    Gücünü, iman denilen muharrik kuvvetten alan; yönünü, Haz-ret-i Muhammed'in sünnet pusulası ile tayin eden ahlâka güzel huylar adı verilmektedir.
    Nefsin tahriki, şeytanın teşviki ile kazanılan alışkanlıklara da çirkin huylar denilmektedir.
    Dinin getirdiği ahlâk, vahye dayandığı için,

    asırlarca payidar ol-muştur. Halkın dinî bağları gevşemedikçe ahlâkı da ebediyyen ayak-ta duracaktır. Akla dayanan ahlâkta yanılma çok ve yaşama ümidi yoktur

    Ahlâk, maddeci görüşün zannettiği gibi, beşerin kendi düşünce-sine değil, Allah'ın emirlerine ve vahye dayanır. Din fazileti emreder. Dinsiz kimsenin fazilet ve ahlâk anlayışı olamaz.

    Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
    «Hayırlılarınız, ahlâkça en güzel olanlarmızdır» (1).

    Ahlâk, imanın ayrılmaz bir lâzımıdır. Bunları birbirinden ayır-mak mümkün değildir. İmandan ayrı bir ahlâk olamaz, ahlâk olma-dan iman kemal bulamaz
    .
    İbadetlerini yapan bir mü'min, güzel ahlâka da sahip olursa de-vamlı namaz kılıp her gün oruç tutan bir kimse gibi ecre nail olur.

    Bir hadîs-i şerif de şöyle buyrulmaktadır:

    «Muhakkak Allah kerimdir. Kerem sahibini ve ahlâkın yüksek olanını sever. Kötü ahlâktan da hoşlanmaz» (2).

    Güzel huyun ölçüsü; güler yüzlü, tatlı sözlü, yumuşak huylu ve ağır başlı olmaktır. Bunlar hangi Müslümanda toplanırsa o, güzel ahlâka sahip sayılır. Resûlullah Efendimiz Ashabdan Aiz oğlu Eşec Münzir'e şöyle buyurdu;

    «Sende iki huy vardır. Yüce Allah onları sever: Yumuşak huylu-hık ve ağır başlılık!»
    O sahâbi dedi ki:

    «Ben mi bu iki huyla ahlâklamyorum yoksa Allah mı beni bu huylar üzerine yaratmıştır?». Resûl-i Ekrem:
    «Allah seni bu iki huy üzerine yaratmıştın> buyurdu. O sahâbi:

    «Allah ve Resulünün sevdiği huylar üzarine yaratan Cenab-ı Hak: ka hamdolsun» dedi (3).

    Kıyamet günü mü'minin mizanında en ağır basacak şey güzel huyunun ecridir. O gün, Peygamber Efendimizin himayesinde ve ya-kınında bulunacak bahtiyarlar, güzel ahlâk sahipleridir. Bir insan, dünyada iken Resûlullah'ın yolunda yürümüş ve huyunu ahlâk cdin-mişse ebedî hayatta onun yanında olacaktır. Zira kişi sevdiği ile be-raberdir. Faziletin canlı bir timsali bulunan Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

    «Ben ancak iyi ahlâkı tamamlamak için Peygamber gönderildim» (4)-
    (Dikkat: Buradan aşağısı haftaya okunacak

    Aziz mü'minler!

    Mücessem bir ahlâk sahibi bulunan Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle dua ederlerdi:

    «Yâ Allah, senden sıhhat, iffet, emânet ve bir de güzel huy iste-rim» (5). «Yâ Allah, ayrılık ve muhalefetten, iki yüzlülükten ve kötü huydan sana sığınırım» (6).

    Maddî ve manevî güzelliklerin tamamına sahip bulunan Peygam-berimiz, aynada mübarek yüzüne baktığı zaman, «Yâ Allah, beni güzel yarattığın gibi ahlâkımı da güzelleştir» (7) buyururlardı.
    Bizdeki düşük ahlâk, Resûlullah'm ruhunu incitir.

    Pazardaki ih-tikâr, mahkemede söylenen yalan, komşusunun malına ve ırzına te-cavüzden tutunuz da umumi halâların duvarlarını kirleten müsteh-cen çizgi ve yazılar, onun ümmetinde görülmemesi icap eden bayağı-lıklardır.

    Güzel ahlâk iki cihan saadetine vesile olduğu için bir hadîs-i şe-rifte şöyle buyurulmaktadır:
    «Ahlâk güzellikleri, cennet işlerindendir» (8).

    Din kardeşlerim!

    Kalbdeki iman; kemâl derecesine yükselerek göze perde olup ha-rama baktırmazsa, ellere bağ olup kötülüğe uzandırmazsa, ayaklara zincir vurup fena yollarda gezdirmezse; yüzün haya perdesi, vicdanın sızısı, yüreğin merhameti olursa, ahlâk kemâle ulaşmış olur. O insan, yüksek bir idrake sahip bulunur. Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurul-muştur:

    «Allah'a imandan sonra akıllılığın başı, haya ve güzel ahlâk-tır» (9).

    Resûlullah Efendimize, «insanları en fazla cennete koyan şey ne-dir?» diye sorulmuştu. Peygamber Efendimiz:

    «Allah korkusu ve gü-zel huydur». «Ya insanları en fazla cehenneme sokan şey nedir?» suâline, «Ağız ve ırz» (10) cevabını - verdi.

    Güzel ahlâkın devamı için en çok dikkat gösterilecek husus, öf-kelenmemektir. Altının ayan, mihenk taşında; insanın kaç ayarlık Müslüman olduğu da öfkelendiği zaman belli olur. Kızmamak, güzel huyda muvaffak olmanın ilk ve son şartıdır.

    Dil, kalbin tercümanıdır. Bu 'itibarla Peygamber Efendimiz asha-bına hitaben:

    «İbadetin en, kolayını ve bedene en hafifini (n hangisi olduğunu) haber vereyim mi? Sükût ve güzel huydur» (11) buyurdular.

    Ağaçları aşılamak ve hayvanları terbiye etmek suretiyle nasıl ıs-lah kabilse, ahlâkı güzelleştirmek de kabildir. İnsan dünyaya geldi-ği zaman yalan bilmez, dedikodu yapmaz, harama el uzatmazdı.

    Bun-ları hep sonradan öğrendi ve itiyat haline getirdi. Yaratılışı ile ilgili olmayan bu gibi şeylerin ondan ayrılması da mümkündür. Bunun için ahlâkımızı güzelleştirmekle emrolunmuşuz. Mümkün olmayan bir şey

    Allah ve Resûlullah tarafından emredilmemiştir. Hutbemize bir hadîs-i şerif meâliyle son verelim:

    «Nerede olursan ol, Allah'tan kork. Bir kötülüğün peşinden onu giderecek iyilik yap. insanlara güzel ahlâk ile muamele et



  4. 26.Aralık.2012, 00:46
    2
    Editör



    Muhterem Müslümanlar!

    Mensubu bulunmakla iftihar ettiğimiz islâm dini üç şeyden mey-dana gelmektedir. İman, vazife ve ahlâk. Bunlar, mahiyet itibariyle, birbirinden ayrı gibi görünseler de aslında bir bütünü meydana geti-ren üç ayrı unsur gibidir. İman olmadan vazifenin, vazife yapılma-dan ahlâkın bir değeri yoktur. Bizden bunların hepsi birden istenil-mektedir.

    İman, kalbe; vazife, vücudumuza mahsustur. Ahlâk ise ruhta yer-leşen bir seciyye ve huydur.
    Ahlâk, insanın nefsinde sabit bir melekedir.
    Ahlâk; gerek yaratılışta, gerekse sonradan eğitim yolu ile kaza-nılan ruhî hallere verilen bir isimdir.
    Ahlâk; âlemin nizamına, âdemin kemâline hizmet eder.
    Ahlâk, iman ağacının en tatlı meyvesi ve mü'minin âhiret ser-mayesidir.

    Ahlâk, imanla dolmuş bir kalbin, faziletle doymuş bir ruhun dış-daki tezahürüdür.

    Makbul bir ahlâkın İslâmî esaslara uygun olması şarttır. İslâmî yetten ayrı bir ahlâk, türese de üreyemez. İman bulunmadan ahlâk olacağım iddia, güneş doğmadan gündüz olacağını söylemek kadar gülünç olur. Köksüz bir ağacın yaşaması, temelsiz bir binanın durma-sı nasıl kabil değilse iman temeline ve İslâm köküne istinad etmeyen bir ahlâk da uzun ömürlü olamaz.

    Koparılmış çiçekler, suyun içine ıslatıldığı zaman, birkaç gün dayanır daha sonra pörsümeye başlar. Değerini İslâmdan ve ferini imandan almayan bir ahlâk da solup bozulmaya mahkûmdur.

    Gücünü, iman denilen muharrik kuvvetten alan; yönünü, Haz-ret-i Muhammed'in sünnet pusulası ile tayin eden ahlâka güzel huylar adı verilmektedir.
    Nefsin tahriki, şeytanın teşviki ile kazanılan alışkanlıklara da çirkin huylar denilmektedir.
    Dinin getirdiği ahlâk, vahye dayandığı için,

    asırlarca payidar ol-muştur. Halkın dinî bağları gevşemedikçe ahlâkı da ebediyyen ayak-ta duracaktır. Akla dayanan ahlâkta yanılma çok ve yaşama ümidi yoktur

    Ahlâk, maddeci görüşün zannettiği gibi, beşerin kendi düşünce-sine değil, Allah'ın emirlerine ve vahye dayanır. Din fazileti emreder. Dinsiz kimsenin fazilet ve ahlâk anlayışı olamaz.

    Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
    «Hayırlılarınız, ahlâkça en güzel olanlarmızdır» (1).

    Ahlâk, imanın ayrılmaz bir lâzımıdır. Bunları birbirinden ayır-mak mümkün değildir. İmandan ayrı bir ahlâk olamaz, ahlâk olma-dan iman kemal bulamaz
    .
    İbadetlerini yapan bir mü'min, güzel ahlâka da sahip olursa de-vamlı namaz kılıp her gün oruç tutan bir kimse gibi ecre nail olur.

    Bir hadîs-i şerif de şöyle buyrulmaktadır:

    «Muhakkak Allah kerimdir. Kerem sahibini ve ahlâkın yüksek olanını sever. Kötü ahlâktan da hoşlanmaz» (2).

    Güzel huyun ölçüsü; güler yüzlü, tatlı sözlü, yumuşak huylu ve ağır başlı olmaktır. Bunlar hangi Müslümanda toplanırsa o, güzel ahlâka sahip sayılır. Resûlullah Efendimiz Ashabdan Aiz oğlu Eşec Münzir'e şöyle buyurdu;

    «Sende iki huy vardır. Yüce Allah onları sever: Yumuşak huylu-hık ve ağır başlılık!»
    O sahâbi dedi ki:

    «Ben mi bu iki huyla ahlâklamyorum yoksa Allah mı beni bu huylar üzerine yaratmıştır?». Resûl-i Ekrem:
    «Allah seni bu iki huy üzerine yaratmıştın> buyurdu. O sahâbi:

    «Allah ve Resulünün sevdiği huylar üzarine yaratan Cenab-ı Hak: ka hamdolsun» dedi (3).

    Kıyamet günü mü'minin mizanında en ağır basacak şey güzel huyunun ecridir. O gün, Peygamber Efendimizin himayesinde ve ya-kınında bulunacak bahtiyarlar, güzel ahlâk sahipleridir. Bir insan, dünyada iken Resûlullah'ın yolunda yürümüş ve huyunu ahlâk cdin-mişse ebedî hayatta onun yanında olacaktır. Zira kişi sevdiği ile be-raberdir. Faziletin canlı bir timsali bulunan Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

    «Ben ancak iyi ahlâkı tamamlamak için Peygamber gönderildim» (4)-
    (Dikkat: Buradan aşağısı haftaya okunacak

    Aziz mü'minler!

    Mücessem bir ahlâk sahibi bulunan Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle dua ederlerdi:

    «Yâ Allah, senden sıhhat, iffet, emânet ve bir de güzel huy iste-rim» (5). «Yâ Allah, ayrılık ve muhalefetten, iki yüzlülükten ve kötü huydan sana sığınırım» (6).

    Maddî ve manevî güzelliklerin tamamına sahip bulunan Peygam-berimiz, aynada mübarek yüzüne baktığı zaman, «Yâ Allah, beni güzel yarattığın gibi ahlâkımı da güzelleştir» (7) buyururlardı.
    Bizdeki düşük ahlâk, Resûlullah'm ruhunu incitir.

    Pazardaki ih-tikâr, mahkemede söylenen yalan, komşusunun malına ve ırzına te-cavüzden tutunuz da umumi halâların duvarlarını kirleten müsteh-cen çizgi ve yazılar, onun ümmetinde görülmemesi icap eden bayağı-lıklardır.

    Güzel ahlâk iki cihan saadetine vesile olduğu için bir hadîs-i şe-rifte şöyle buyurulmaktadır:
    «Ahlâk güzellikleri, cennet işlerindendir» (8).

    Din kardeşlerim!

    Kalbdeki iman; kemâl derecesine yükselerek göze perde olup ha-rama baktırmazsa, ellere bağ olup kötülüğe uzandırmazsa, ayaklara zincir vurup fena yollarda gezdirmezse; yüzün haya perdesi, vicdanın sızısı, yüreğin merhameti olursa, ahlâk kemâle ulaşmış olur. O insan, yüksek bir idrake sahip bulunur. Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurul-muştur:

    «Allah'a imandan sonra akıllılığın başı, haya ve güzel ahlâk-tır» (9).

    Resûlullah Efendimize, «insanları en fazla cennete koyan şey ne-dir?» diye sorulmuştu. Peygamber Efendimiz:

    «Allah korkusu ve gü-zel huydur». «Ya insanları en fazla cehenneme sokan şey nedir?» suâline, «Ağız ve ırz» (10) cevabını - verdi.

    Güzel ahlâkın devamı için en çok dikkat gösterilecek husus, öf-kelenmemektir. Altının ayan, mihenk taşında; insanın kaç ayarlık Müslüman olduğu da öfkelendiği zaman belli olur. Kızmamak, güzel huyda muvaffak olmanın ilk ve son şartıdır.

    Dil, kalbin tercümanıdır. Bu 'itibarla Peygamber Efendimiz asha-bına hitaben:

    «İbadetin en, kolayını ve bedene en hafifini (n hangisi olduğunu) haber vereyim mi? Sükût ve güzel huydur» (11) buyurdular.

    Ağaçları aşılamak ve hayvanları terbiye etmek suretiyle nasıl ıs-lah kabilse, ahlâkı güzelleştirmek de kabildir. İnsan dünyaya geldi-ği zaman yalan bilmez, dedikodu yapmaz, harama el uzatmazdı.

    Bun-ları hep sonradan öğrendi ve itiyat haline getirdi. Yaratılışı ile ilgili olmayan bu gibi şeylerin ondan ayrılması da mümkündür. Bunun için ahlâkımızı güzelleştirmekle emrolunmuşuz. Mümkün olmayan bir şey

    Allah ve Resûlullah tarafından emredilmemiştir. Hutbemize bir hadîs-i şerif meâliyle son verelim:

    «Nerede olursan ol, Allah'tan kork. Bir kötülüğün peşinden onu giderecek iyilik yap. insanlara güzel ahlâk ile muamele et






+ Yorum Gönder