Konusunu Oylayın.: Hicret etme ile ilgili nedenler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hicret etme ile ilgili nedenler
  1. 12.Ocak.2010, 00:19
    1
    Misafir

    Hicret etme ile ilgili nedenler

  2. 19.Aralık.2012, 22:01
    2
    ugurdogan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Eylül.2011
    Üye No: 90341
    Mesaj Sayısı: 297
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 32

    Cevap: hicret etme ile ilgili nedenler




    Özet olarak Müslümanlar İslam'ı yaşayamayacak ve koruyamayacak noktaya gelmişti bu yüzden hicret edildi.
    Detaylı bilgi için linke tıkla.
    http://www.mumsema.com/hicret-ve-hic...n-hicreti.html

    Alıntı
    HİCRETİ HAZIRLAYAN SEBEPLER VE PEYGAMBERİMİZİN HİCRETİ


    Hicret hadisesi, İslâm tarihinde dinin tebliğ ve talimindeki önemi, Müslümanların dinî hayatlarını idamede yeni bir dönemin açılması
    bakımından bir dönüm noktası olma niteliği taşır.
    İslâm dini hicret sayesinde, hür bir ortamda gelişme, yayılma; fert, aile ve toplum hayatında uygulanma imkanına kavuştu.
    Medine'de on yıllık bir süre zarfında tamamlanarak, İslâm toplumunun inşasında başlangıç olması yönüyle de ayrı bir öneme
    haizdir.
    Genel anlamının dışında hicret, Hz. Peygamber ve Mekkeli Müslümanların Medine'ye göçünü ifade ettiği gibi, hicri takvimin de başlangıcı olmuştur. Hicret terimine yüklenen bu anlamların dışında "Allah'ın yasakladığı kötülük ve günahları terketme"
    şeklinde tarif edildiği de olmuştur. Hicretin ahlâk ve zühdle olan yönüne işaret eden ayet ve hadisleri gözönüne alan bir kısım
    mutasavvıflar ise hicrete "Nefsi terbiye etmek maksadıyla manevî yolculuğa çıkmak; kalben ve zihnen masivayı terk etmek"
    demişlerdir (1)
    Tarihte Hicret
    Tarihin muhtelif devirlerinden Peygamberimize kadar farklı zaman dilimlerinde, dinleri ve inançları sebebiyle hicrete mecbur
    edile n peygamberler ve onlara bağlılıklarını samimiyetle gösteren ümmetlerinin olduğunu Kuran-ı Kerim, bize sarih olarak haber
    vermektedir. İbrahim (as), Allah (cc) tarafından Peygamberlikle görevlendirildiği zaman kendisine inzal buyrulan hakikati
    "tevhid"i anlatmaya başlamıştı. Bunun üzerine etrafındaki kimselerden sert bir karşılık görmüş ve söylediklerinden derhal
    vazgeçmesi istenmişti. Aksi takdirde ateşte yakılmak gibi bir sonuçla karşılaşacağı kendisine ihtar edilmişti. Ama herşeye
    rağmen Hz. İbrahim tebliğini yapmış; ateşe atılmak gibi bir durumla karşılaşmıştı. Neticede Hz. İbrahim, "Doğrusu ben,
    Rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum." demek durumunda kalmıştı.(2) Büyük Peygamber, şirkin karanlığından yolunu
    kaybedenleri vahyin aydınlığına çağırmıştı. Akabinde, önce Filistin'e, oradan Mısır'a daha sonra da Kenan ülkesine
    yerleşmeyi tercih etmişti.
    İbrahim (as)'la aynı dönemde başka bir kavmi irşadla görevli Lut (as) da toplumunu düştükleri iğrenç ahlâksızlık batağından
    çıkarmak istemiş; netice alamayınca da bir gece vakti yaşadığı topraklardan arkasına bakmadan ayrılıp gitmişti. Şuayp (as) ise,
    tebliğ buyurduğu ilahî mesajlar yüzünden, kendine inananlarla beraber terki diyar ettirilenlerdendi. Kavminin elebaşları, "Ey
    Şuayb! Seni ve sana iman edenleri mutlaka memleketimizden çıkaracağız; yahut dininizden döneceksiniz." (3) diyerek
    tehditlerini ortaya koymuşlardı. Hz. Musa (as) da diğer peygamberlere benzer kaderi paylaşmıştı. Firavunun zülmüne maruz kalmış olan İsrailoğullarını bir gece yola çıkaran Hz. Musa, kavmiyle sahili selamete çıkarken, Firavun ve askerleri suda boğulmuştu (4)
    Peygamberimiz ve Hicret
    Peygamber Efendimiz ve ashabı, önceki peygamberler ve ümmetlerinin başına gelenlerin aynısıyla karşılaştı. Mekke müşrikleri Rasülü Ekrem Efendimize karşı İslâmiyeti tebliğ etmeye başladığı andan itibaren menfî bir tutum içine girdiler. Öyle ki bu tutum zaman zaman sertlik derecesinde kendini gösterdi. Müşrikler, sadece İslâm'ı reddetmekle kalmadılar; Hz. Peygamber ve arkadaşlarını küçümseyip alaya aldılar. İslamiyet Mekke hududları dahilinde insanlar nezdinde kabul edilip yayılmaya başlayınca, baskılar, işkence ve kötü muamele olarak şekil değiştirdi. Hatta bu işkenceler o dereceye vardırıldı ki, dayanamayıp hayatını kaybedenler bile oldu. İslam'ın ilk şehidleri Sümeyye ve kocası Yasir bu devrede dayanılmaz işkenceler altında şehid düşenlerdendi. Amcası Ebu Talib'in himayesinde bulunan Allah Rasülü, cereyan eden bu olaylardan son derece müteessir olmaktaydı. Ancak Müslümanların bu yapılan mezalime karşı koyabilecek güçleri de henüz yoktu.
    Hüzün Yılı
    Rasülü Ekrem Efendimiz, nübüvvetinin onuncu yılında (621) yardım ve desteklerini kendisinden hiç eksik etmeyen sâdık eşi Hz. Hatice (r.ah) ve amcası Ebû Talib'i kaybetmenin derin acısını yaşadı. O, Hatice ki, en zor zamanda Hz. Peygambere iman
    ederek en büyük desteği vermiş, eşini hiç bir zaman yalnız bırakmamıştır. Ebû Talipse en kritik durumlarda yeğeni Hz.
    Muhammed'i (as), Kureyşin tüm baskı ve tazyiklerine kulak asmadan korumuştu. Eşi ve amcasının kaybından doğan acının
    yaşandığı yıla "hüzün" yılı denir. (5)
    Müşriklerin Dayanılmaz Saldırıları
    Müşrikleri, müminler üzerine insanlık dışı yöntemlerle saldırıya sevk eden sebeblerin başta geleni, İslamiyetin, putperestlerin
    atalarından kendilerine geçen yanlış din telakkilerini reddetmesi ve Mekke'de uzun yıllar hüküm süren zulüm ve haksızlık
    temeline dayalı yapıyı değiştirmek istemesiydi. Hz. Peygamberin getirdiği bu yeni din, insanların kabul edilemez bir takım
    kategorilere ayrılarak köle-efendi, fakir zengin, soylu soysuz, kadın erkek gibi ayırımcı muamelelere tabi tutulmasını
    onaylamıyor; temelde bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğunu ilan ediyor ve herkesin doğuştan gelen insan haklarının
    olduğu ilkesini getiriyordu. Kendilerini imtiyazlı görmeye alışmış, müşrik toplumun elebaşları eşit muamele görmeye rıza
    göstermiyor; gayr-i âdil yollarla elegeçirdikleri makam ve mevkilerin mütemadiyen kendi ellerinde kalmasını ısrarla istiyorlardı.
    Kısacası, İslâmiyeti kabul etmemelerinin temelinde; dini, sosyal, iktisâdî, idarî ve nefsânî sebepler vardı. (6)
    Habeşistan'a Yapılan İlk Hicret
    Ashab-ı Kiramın, müşriklerden gördüğü takat getirilemez eziyet ve işkence karşısında Peygamber Efendimizin fazlasıyla üzüntü
    duyduğunu belirtmiştik. İşte bu sebeple, Hz. Peygamber, risaletinin beşinci yılında (615) müslümanların dinlerini daha kolay uygulayabilmeleri, rahat bir nefes alabilmeleri için Habeşistan'a gitmelerine (hicret) izin verdi. İçlerinde Hz. Osman ve Peygamberimizin kızı Hz. Rukiye'nin de bulunduğu bir grup müslüman adı geçen ülkeye hicret ettiler. Habeşistan hükümdarı
    Necâşî'nin semavî bir dine inanması; adaletle hükmetmekte oluşu ve ayrıca da Arapça bilmesi hicret için Habeşistan'ın tercih
    edilmesinde önemli bir sebep teşkil etmişti. Biri kadın altı kişiden müteşekkil bu kafilenin hicreti, aynı zamanda Peygamberimizin
    Afrikay'a temasa geçmesinde önemli rol üstlenmiş oldu. İslamiyet'in Mekke dışında duyulup yayılmasına dahi tahammülleri bulunmayan Küffar-ı Mekke, Habeşistan'a giden müslümanların kendilerine iadesini temin maksadıyla bir heyeti bu ülkeye gönderdilerse de, istediklerini elde edemeden heyet Mekke'ye geri döndü. Varoluşun hikmet ve anlamını kavramaktan uzak bulunan müşrikler, "Rabbim Allah" dedi diye müslümanları akıl dışı yollarla ezmeye ve sindirmeye çalışıyorlardı.
    Hüzünlü Yıllarda Taife Gidiş
    Ebû Talib'in ölümünün ardından büyük bir destekcisini kaybeden ve kabilesinin de kendisine yardımcı olamayacağının
    anlaşılması üzerine Peygamber Efendimiz, tabii olarak yeni bir çevre arayışına girdi. İlk planda uygun bir mekan olarak Taif'i
    düşünmüştü. Burasını seçerken Taif'in ileri gelen ailelerinden Abdi Yelil ailesinin Peygamberimizin anne tarafından akraba
    olmasının önemli rolü vardı. (7)
    Ramazan ÖZALPDEMİR



  3. 19.Aralık.2012, 22:01
    2
    ugurdogan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Özet olarak Müslümanlar İslam'ı yaşayamayacak ve koruyamayacak noktaya gelmişti bu yüzden hicret edildi.
    Detaylı bilgi için linke tıkla.
    http://www.mumsema.com/hicret-ve-hic...n-hicreti.html

    Alıntı
    HİCRETİ HAZIRLAYAN SEBEPLER VE PEYGAMBERİMİZİN HİCRETİ


    Hicret hadisesi, İslâm tarihinde dinin tebliğ ve talimindeki önemi, Müslümanların dinî hayatlarını idamede yeni bir dönemin açılması
    bakımından bir dönüm noktası olma niteliği taşır.
    İslâm dini hicret sayesinde, hür bir ortamda gelişme, yayılma; fert, aile ve toplum hayatında uygulanma imkanına kavuştu.
    Medine'de on yıllık bir süre zarfında tamamlanarak, İslâm toplumunun inşasında başlangıç olması yönüyle de ayrı bir öneme
    haizdir.
    Genel anlamının dışında hicret, Hz. Peygamber ve Mekkeli Müslümanların Medine'ye göçünü ifade ettiği gibi, hicri takvimin de başlangıcı olmuştur. Hicret terimine yüklenen bu anlamların dışında "Allah'ın yasakladığı kötülük ve günahları terketme"
    şeklinde tarif edildiği de olmuştur. Hicretin ahlâk ve zühdle olan yönüne işaret eden ayet ve hadisleri gözönüne alan bir kısım
    mutasavvıflar ise hicrete "Nefsi terbiye etmek maksadıyla manevî yolculuğa çıkmak; kalben ve zihnen masivayı terk etmek"
    demişlerdir (1)
    Tarihte Hicret
    Tarihin muhtelif devirlerinden Peygamberimize kadar farklı zaman dilimlerinde, dinleri ve inançları sebebiyle hicrete mecbur
    edile n peygamberler ve onlara bağlılıklarını samimiyetle gösteren ümmetlerinin olduğunu Kuran-ı Kerim, bize sarih olarak haber
    vermektedir. İbrahim (as), Allah (cc) tarafından Peygamberlikle görevlendirildiği zaman kendisine inzal buyrulan hakikati
    "tevhid"i anlatmaya başlamıştı. Bunun üzerine etrafındaki kimselerden sert bir karşılık görmüş ve söylediklerinden derhal
    vazgeçmesi istenmişti. Aksi takdirde ateşte yakılmak gibi bir sonuçla karşılaşacağı kendisine ihtar edilmişti. Ama herşeye
    rağmen Hz. İbrahim tebliğini yapmış; ateşe atılmak gibi bir durumla karşılaşmıştı. Neticede Hz. İbrahim, "Doğrusu ben,
    Rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum." demek durumunda kalmıştı.(2) Büyük Peygamber, şirkin karanlığından yolunu
    kaybedenleri vahyin aydınlığına çağırmıştı. Akabinde, önce Filistin'e, oradan Mısır'a daha sonra da Kenan ülkesine
    yerleşmeyi tercih etmişti.
    İbrahim (as)'la aynı dönemde başka bir kavmi irşadla görevli Lut (as) da toplumunu düştükleri iğrenç ahlâksızlık batağından
    çıkarmak istemiş; netice alamayınca da bir gece vakti yaşadığı topraklardan arkasına bakmadan ayrılıp gitmişti. Şuayp (as) ise,
    tebliğ buyurduğu ilahî mesajlar yüzünden, kendine inananlarla beraber terki diyar ettirilenlerdendi. Kavminin elebaşları, "Ey
    Şuayb! Seni ve sana iman edenleri mutlaka memleketimizden çıkaracağız; yahut dininizden döneceksiniz." (3) diyerek
    tehditlerini ortaya koymuşlardı. Hz. Musa (as) da diğer peygamberlere benzer kaderi paylaşmıştı. Firavunun zülmüne maruz kalmış olan İsrailoğullarını bir gece yola çıkaran Hz. Musa, kavmiyle sahili selamete çıkarken, Firavun ve askerleri suda boğulmuştu (4)
    Peygamberimiz ve Hicret
    Peygamber Efendimiz ve ashabı, önceki peygamberler ve ümmetlerinin başına gelenlerin aynısıyla karşılaştı. Mekke müşrikleri Rasülü Ekrem Efendimize karşı İslâmiyeti tebliğ etmeye başladığı andan itibaren menfî bir tutum içine girdiler. Öyle ki bu tutum zaman zaman sertlik derecesinde kendini gösterdi. Müşrikler, sadece İslâm'ı reddetmekle kalmadılar; Hz. Peygamber ve arkadaşlarını küçümseyip alaya aldılar. İslamiyet Mekke hududları dahilinde insanlar nezdinde kabul edilip yayılmaya başlayınca, baskılar, işkence ve kötü muamele olarak şekil değiştirdi. Hatta bu işkenceler o dereceye vardırıldı ki, dayanamayıp hayatını kaybedenler bile oldu. İslam'ın ilk şehidleri Sümeyye ve kocası Yasir bu devrede dayanılmaz işkenceler altında şehid düşenlerdendi. Amcası Ebu Talib'in himayesinde bulunan Allah Rasülü, cereyan eden bu olaylardan son derece müteessir olmaktaydı. Ancak Müslümanların bu yapılan mezalime karşı koyabilecek güçleri de henüz yoktu.
    Hüzün Yılı
    Rasülü Ekrem Efendimiz, nübüvvetinin onuncu yılında (621) yardım ve desteklerini kendisinden hiç eksik etmeyen sâdık eşi Hz. Hatice (r.ah) ve amcası Ebû Talib'i kaybetmenin derin acısını yaşadı. O, Hatice ki, en zor zamanda Hz. Peygambere iman
    ederek en büyük desteği vermiş, eşini hiç bir zaman yalnız bırakmamıştır. Ebû Talipse en kritik durumlarda yeğeni Hz.
    Muhammed'i (as), Kureyşin tüm baskı ve tazyiklerine kulak asmadan korumuştu. Eşi ve amcasının kaybından doğan acının
    yaşandığı yıla "hüzün" yılı denir. (5)
    Müşriklerin Dayanılmaz Saldırıları
    Müşrikleri, müminler üzerine insanlık dışı yöntemlerle saldırıya sevk eden sebeblerin başta geleni, İslamiyetin, putperestlerin
    atalarından kendilerine geçen yanlış din telakkilerini reddetmesi ve Mekke'de uzun yıllar hüküm süren zulüm ve haksızlık
    temeline dayalı yapıyı değiştirmek istemesiydi. Hz. Peygamberin getirdiği bu yeni din, insanların kabul edilemez bir takım
    kategorilere ayrılarak köle-efendi, fakir zengin, soylu soysuz, kadın erkek gibi ayırımcı muamelelere tabi tutulmasını
    onaylamıyor; temelde bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğunu ilan ediyor ve herkesin doğuştan gelen insan haklarının
    olduğu ilkesini getiriyordu. Kendilerini imtiyazlı görmeye alışmış, müşrik toplumun elebaşları eşit muamele görmeye rıza
    göstermiyor; gayr-i âdil yollarla elegeçirdikleri makam ve mevkilerin mütemadiyen kendi ellerinde kalmasını ısrarla istiyorlardı.
    Kısacası, İslâmiyeti kabul etmemelerinin temelinde; dini, sosyal, iktisâdî, idarî ve nefsânî sebepler vardı. (6)
    Habeşistan'a Yapılan İlk Hicret
    Ashab-ı Kiramın, müşriklerden gördüğü takat getirilemez eziyet ve işkence karşısında Peygamber Efendimizin fazlasıyla üzüntü
    duyduğunu belirtmiştik. İşte bu sebeple, Hz. Peygamber, risaletinin beşinci yılında (615) müslümanların dinlerini daha kolay uygulayabilmeleri, rahat bir nefes alabilmeleri için Habeşistan'a gitmelerine (hicret) izin verdi. İçlerinde Hz. Osman ve Peygamberimizin kızı Hz. Rukiye'nin de bulunduğu bir grup müslüman adı geçen ülkeye hicret ettiler. Habeşistan hükümdarı
    Necâşî'nin semavî bir dine inanması; adaletle hükmetmekte oluşu ve ayrıca da Arapça bilmesi hicret için Habeşistan'ın tercih
    edilmesinde önemli bir sebep teşkil etmişti. Biri kadın altı kişiden müteşekkil bu kafilenin hicreti, aynı zamanda Peygamberimizin
    Afrikay'a temasa geçmesinde önemli rol üstlenmiş oldu. İslamiyet'in Mekke dışında duyulup yayılmasına dahi tahammülleri bulunmayan Küffar-ı Mekke, Habeşistan'a giden müslümanların kendilerine iadesini temin maksadıyla bir heyeti bu ülkeye gönderdilerse de, istediklerini elde edemeden heyet Mekke'ye geri döndü. Varoluşun hikmet ve anlamını kavramaktan uzak bulunan müşrikler, "Rabbim Allah" dedi diye müslümanları akıl dışı yollarla ezmeye ve sindirmeye çalışıyorlardı.
    Hüzünlü Yıllarda Taife Gidiş
    Ebû Talib'in ölümünün ardından büyük bir destekcisini kaybeden ve kabilesinin de kendisine yardımcı olamayacağının
    anlaşılması üzerine Peygamber Efendimiz, tabii olarak yeni bir çevre arayışına girdi. İlk planda uygun bir mekan olarak Taif'i
    düşünmüştü. Burasını seçerken Taif'in ileri gelen ailelerinden Abdi Yelil ailesinin Peygamberimizin anne tarafından akraba
    olmasının önemli rolü vardı. (7)
    Ramazan ÖZALPDEMİR






+ Yorum Gönder