Konusunu Oylayın.: Hz Muhammed'in Hanımlarına Yaptığı, Gösterdiği Muamele Nasıldır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz Muhammed'in Hanımlarına Yaptığı, Gösterdiği Muamele Nasıldır?
  1. 11.Ocak.2010, 23:05
    1
    Misafir

    Hz Muhammed'in Hanımlarına Yaptığı, Gösterdiği Muamele Nasıldır?






    Hz Muhammed'in Hanımlarına Yaptığı, Gösterdiği Muamele Nasıldır? Mumsema Hz. Muhammed'in Hanımlarına Yaptığı, Gösterdiği Muamele Nasıldır?


  2. 11.Ocak.2010, 23:05
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 26.Aralık.2012, 12:06
    2
    imamhatipli42
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 7
    Mesaj Sayısı: 3,569
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51

    Cevap: Hz Muhammed'in Hanımlarına Yaptığı, Gösterdiği Muamele Nasıldır?




    Örnek Bir Eş Ve Mükemmel Bir Baba Olarak Peygamberimiz

    Efendimiz her haliyle örnek bir aile reisi, örnek bir eş, mükemmel bir baba ve eşsiz bir dedeydi. Medine günlerinde Efendimizin hanesinde zeka ve edep timsali Hz. Âişe vardı. Efendimiz sevgili eşlerine çok iltifat ederdi.
    Bir gün Hz. Aişe'ye, kendisiyle evlenmesine nasıl karar verdiğini şöyle anlattı.
    “Yâ Âişe, seni üç gece rüyada gördüm. Bir melek seni ipek bir kumaşa sarmış ve 'Bu senin hanımındır' dedi. Ben de yüzünü açtım ve 'Eğer Allah tarafından ise Cenab-ı Hak imza eylesin'” dedim.
    Hz. Âişe bu iltifatı duyunca sevincinden uçacak gibi oldu.
    Peygamberimizin yüzlerce haline şahit olan Âişe Annemiz onun evdeki bir güzelliğini şöyle anlatıyor:
    “Bir gün Resulullah (a.s.m.), mübarek pabuçlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de iplik eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parlak alnından terler damlıyordu. Ter damlası, her tarafa nur saçıyor, gözlerimi kamaştırıyordu. Şaşakaldım. Bana doğru bakarak buyurdular ki:
    “Ne oldu sana Âişe, dalgın duruyorsun?”
    Ben de, "Ya Resulallah! Mübarek yüzünüzdeki nurların parlaklığına ve mübarek alnınızdaki ter tanelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim” dedim.
    Bunun üzerine, Resulullah (a.s.m.) kalkıp yanıma geldi. Alnımdan öptü ve buyurdular ki: “Ya Âişe! Allah sana iyilikler versin! Sen beni sevindirdiğin gibi, ben seni sevindiremedim.”
    Nurlu bir sohbet ortamıydı. Âişe annemiz sordu, “Yâ Resulallah, beni seviyor musunuz?”
    “Kör düğüm gibi” cevabını aldı.
    Aradan uzunca bir zaman geçmişti. Bir fırsatını buldu, Âişe annemiz tekrar sordu. “Yâ Resulallah, kör düğüm devam ediyor mu?”
    Efendimiz, “İlk günkü gibi…” cevabını verdi
    Muhabbetin ilmek ilmek örüldüğü, sevginin sürekli tomurcuklandığı bu nurlu hanede Efendimizin kendinden bir “parça” olarak gördüğü Hz. Fatıma da vardı.
    Zaten Resulullah, onu bir gül goncası gibi geleceğe hazırlıyor, âdeta üzerine titriyordu. Her evden çıkışında ve dönüşünde onu mutlaka öpüyordu.
    Hz. Fâtıma'nın da Nebîler Sultanı babasına olan muhabbeti ve bağlılığı çok fazlaydı. Babacığını biraz mahzun görse yüzü solar, sevinçli görse yüzünde tebessüm çiçekleri açardı.
    Bu eşsiz baba-kız muhabbetini Hz. Âişe anlatırken diyor ki:
    “Fâtıma kapıdan içeri girdiğinde Resulullah kalkar, onu öper ve yerine oturturdu. Hz. Peygamber onun yanına girdiğinde de o kalkar, babasını öper, ona yerini verirdi. Hal ve gidiş bakımından, oturuş ve kalkışında Fâtıma kadar Resulullah'a benzeyen birini görmedim.”
    Hz. Fatıma küçük yaşta annesiz kaldı. Ama sevgili babası ona hem anne, hem de baba oldu. Hz. Fatıma'nın (r.a.) çeyizinin serildiği gündü. Efendiler Efendisi duygulanmış, müteessir olmuş, ağlıyordu
    Canından aziz gördüğü babasını bu halde gören Hz. Fatıma (r.a.) da kendini tutamadı, ağladı, “Canım babacığım! Bu mutlu günümde sevinmen gerekirken niçin ağlıyorsun?”
    Yeryüzüne ışık saçan o Yüce İnsan, yaşlı gözlerle şu cevabı verdi:
    “Anneni, Hatice'yi (r.a.) hatırladım. Senin gelin olduğunu, serilen çeyizini görmeyi ne kadar arzu ederdi, bugününü görmeyi çok istiyordu.”
    Hz. Fatıma'nın iki göz bebeği vardı. Hasan ve Hüseyin. Peygamberimizin sevgili torunlarına ayrı bir ilgi gösterirdi. Hz. Ali, mübarek dedenin torunlarıyla olan bir anısını şöyle anlatıyor:
    “Hasan ile Hüseyin uyuyorlardı. O sırada Hasan uyandı ve süt istedi. Bir koyunumuz vardı. Resulullah hemen kalktı, koyunu sağmaya gitti. Bir de ne göreyim, sütü pek az olan koyun, Resulullah'ın sağmasıyla bol süt verdi. Resulullah sütü Hasan'a içirmeye başladı. Bunu gören Fâtıma, 'Ya Resulullah, herhalde Hasan'ı daha fazla seviyorsunuz' dedi. Resulullah 'İkisini de aynı derecede seviyorum, fakat Hasan önceden süt istemişti,' buyurdu. Ve şunu ilâve etti: 'Ey Fâtıma, Kıyamet günü, ben, sen, şu iki yavru ve Ali, hepimiz aynı yerde olacağız.' ”


    Mehmet Paksu



  4. 26.Aralık.2012, 12:06
    2
    Özel Üye



    Örnek Bir Eş Ve Mükemmel Bir Baba Olarak Peygamberimiz

    Efendimiz her haliyle örnek bir aile reisi, örnek bir eş, mükemmel bir baba ve eşsiz bir dedeydi. Medine günlerinde Efendimizin hanesinde zeka ve edep timsali Hz. Âişe vardı. Efendimiz sevgili eşlerine çok iltifat ederdi.
    Bir gün Hz. Aişe'ye, kendisiyle evlenmesine nasıl karar verdiğini şöyle anlattı.
    “Yâ Âişe, seni üç gece rüyada gördüm. Bir melek seni ipek bir kumaşa sarmış ve 'Bu senin hanımındır' dedi. Ben de yüzünü açtım ve 'Eğer Allah tarafından ise Cenab-ı Hak imza eylesin'” dedim.
    Hz. Âişe bu iltifatı duyunca sevincinden uçacak gibi oldu.
    Peygamberimizin yüzlerce haline şahit olan Âişe Annemiz onun evdeki bir güzelliğini şöyle anlatıyor:
    “Bir gün Resulullah (a.s.m.), mübarek pabuçlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de iplik eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parlak alnından terler damlıyordu. Ter damlası, her tarafa nur saçıyor, gözlerimi kamaştırıyordu. Şaşakaldım. Bana doğru bakarak buyurdular ki:
    “Ne oldu sana Âişe, dalgın duruyorsun?”
    Ben de, "Ya Resulallah! Mübarek yüzünüzdeki nurların parlaklığına ve mübarek alnınızdaki ter tanelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim” dedim.
    Bunun üzerine, Resulullah (a.s.m.) kalkıp yanıma geldi. Alnımdan öptü ve buyurdular ki: “Ya Âişe! Allah sana iyilikler versin! Sen beni sevindirdiğin gibi, ben seni sevindiremedim.”
    Nurlu bir sohbet ortamıydı. Âişe annemiz sordu, “Yâ Resulallah, beni seviyor musunuz?”
    “Kör düğüm gibi” cevabını aldı.
    Aradan uzunca bir zaman geçmişti. Bir fırsatını buldu, Âişe annemiz tekrar sordu. “Yâ Resulallah, kör düğüm devam ediyor mu?”
    Efendimiz, “İlk günkü gibi…” cevabını verdi
    Muhabbetin ilmek ilmek örüldüğü, sevginin sürekli tomurcuklandığı bu nurlu hanede Efendimizin kendinden bir “parça” olarak gördüğü Hz. Fatıma da vardı.
    Zaten Resulullah, onu bir gül goncası gibi geleceğe hazırlıyor, âdeta üzerine titriyordu. Her evden çıkışında ve dönüşünde onu mutlaka öpüyordu.
    Hz. Fâtıma'nın da Nebîler Sultanı babasına olan muhabbeti ve bağlılığı çok fazlaydı. Babacığını biraz mahzun görse yüzü solar, sevinçli görse yüzünde tebessüm çiçekleri açardı.
    Bu eşsiz baba-kız muhabbetini Hz. Âişe anlatırken diyor ki:
    “Fâtıma kapıdan içeri girdiğinde Resulullah kalkar, onu öper ve yerine oturturdu. Hz. Peygamber onun yanına girdiğinde de o kalkar, babasını öper, ona yerini verirdi. Hal ve gidiş bakımından, oturuş ve kalkışında Fâtıma kadar Resulullah'a benzeyen birini görmedim.”
    Hz. Fatıma küçük yaşta annesiz kaldı. Ama sevgili babası ona hem anne, hem de baba oldu. Hz. Fatıma'nın (r.a.) çeyizinin serildiği gündü. Efendiler Efendisi duygulanmış, müteessir olmuş, ağlıyordu
    Canından aziz gördüğü babasını bu halde gören Hz. Fatıma (r.a.) da kendini tutamadı, ağladı, “Canım babacığım! Bu mutlu günümde sevinmen gerekirken niçin ağlıyorsun?”
    Yeryüzüne ışık saçan o Yüce İnsan, yaşlı gözlerle şu cevabı verdi:
    “Anneni, Hatice'yi (r.a.) hatırladım. Senin gelin olduğunu, serilen çeyizini görmeyi ne kadar arzu ederdi, bugününü görmeyi çok istiyordu.”
    Hz. Fatıma'nın iki göz bebeği vardı. Hasan ve Hüseyin. Peygamberimizin sevgili torunlarına ayrı bir ilgi gösterirdi. Hz. Ali, mübarek dedenin torunlarıyla olan bir anısını şöyle anlatıyor:
    “Hasan ile Hüseyin uyuyorlardı. O sırada Hasan uyandı ve süt istedi. Bir koyunumuz vardı. Resulullah hemen kalktı, koyunu sağmaya gitti. Bir de ne göreyim, sütü pek az olan koyun, Resulullah'ın sağmasıyla bol süt verdi. Resulullah sütü Hasan'a içirmeye başladı. Bunu gören Fâtıma, 'Ya Resulullah, herhalde Hasan'ı daha fazla seviyorsunuz' dedi. Resulullah 'İkisini de aynı derecede seviyorum, fakat Hasan önceden süt istemişti,' buyurdu. Ve şunu ilâve etti: 'Ey Fâtıma, Kıyamet günü, ben, sen, şu iki yavru ve Ali, hepimiz aynı yerde olacağız.' ”


    Mehmet Paksu






+ Yorum Gönder