Konusunu Oylayın.: İyimserlik Ve Olumlu Düşünme ile ilgili Yazılar

5 üzerinden 4.45 | Toplam : 11 kişi
İyimserlik Ve Olumlu Düşünme ile ilgili Yazılar
  1. 24.Aralık.2009, 19:09
    1
    Misafir

    İyimserlik Ve Olumlu Düşünme ile ilgili Yazılar






    İyimserlik Ve Olumlu Düşünme ile ilgili Yazılar Mumsema Iyimserlik Ve Olumlu Düşünmeyle Ilgili Sözler Ve Yazılar


  2. 24.Aralık.2009, 19:09
    1
    bse - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bse
    Misafir



  3. 25.Aralık.2009, 09:27
    2
    imamhatipli42
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 7
    Mesaj Sayısı: 3,569
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51

    --->: Iyimserlik Ve Olumlu Düşünme ile ilgili Yazılar




    OLumLu DuSunCE

    Beyin, alt beyin, üst beyin, sinir sistemi diye üç kısımdan oluşur. İnsan beyninin diğer canlılardan farkı, üst beynin gelişmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

    Alt beyin daha çok otomatik fonksiyonları denetler. Kalbimizin atması, kan basıncı, hormonlar alt beyin tarafından idare edilir.

    Üst beyin ise, daha çok entellektüel işlevlidir. Bilgiler burada kaydolunur, değerlendirme burada yapılır, davranışlar buradan idare edilir.

    Peki, üst beyin alt beyni kontrol edebilir mi? Yapılan araştırmalar, bunun mümkün olduğunu göstermiştir. Biz, mutlu olmayı düşününce mutlu oluyor, hastalığı kafamıza takınca da hasta oluyoruz. Yani, düşünce tarzımız; hem yaşantımızı, hem de bedenimizi etkilemektedir.

    O zaman şu ortaya çıkar: Beynimizin bizim için en önemli tekniği, olumlu düşünmenin ileri şekillerini uygulamasıdır.

    Olumsuz zihni kurgu, yani olumsuz düşünce ise beynimizi kendimize karşı olumsuz çalışmaya programlayacaktır.

    Örneğin bir futbolcu, üç kez kaleciyle karşı karşıya kalmasına rağmen topu dışarıya atmıştır. Bir dahaki maçta aynı hatayı yapmak istememektedir. Bunun için beynini şöyle programlamıştır: "Topu dışarı atmayacağım. Topu dışarı atmayacağım." Bunu kendi kendine defalarca söylemiş ve maça çıkmıştır. Sonuç: Topu yine dışarı atmıştır.

    Burada futbolcunun yaptığı hata, topu kaleye atmaya değil, dışarı atmamaya şartlanmasıdır. Bu durumda beyin, kalenin içine değil, dışına kilitlenmiştir. Bu olumsuz uyarıcı da, başarıya değil, başarısızlık korkusu yüzünden başarısızlığa götürmüştür.

    Olumlu düşüncede temel nokta, beyni olumlunun üzerine programlamaktır. Yâni, başarısız olmamayı değil, sadece başarmayı düşünmelisiniz.

    Bunu hafıza noktasında düşünürsek, unutmayı değil hatırlamayı seçmeli, ona kilitlenmelisiniz.

    Evet, başarının en önemli anahtarlarından birisi, beynin olumlu düşünceye programlanmasıdır.
    Bu ise, gerçek bir özeni gerektirmekle beraber, aslında zevkli bir uğraştır.
    (alinti)


  4. 25.Aralık.2009, 09:27
    2
    Özel Üye



    OLumLu DuSunCE

    Beyin, alt beyin, üst beyin, sinir sistemi diye üç kısımdan oluşur. İnsan beyninin diğer canlılardan farkı, üst beynin gelişmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

    Alt beyin daha çok otomatik fonksiyonları denetler. Kalbimizin atması, kan basıncı, hormonlar alt beyin tarafından idare edilir.

    Üst beyin ise, daha çok entellektüel işlevlidir. Bilgiler burada kaydolunur, değerlendirme burada yapılır, davranışlar buradan idare edilir.

    Peki, üst beyin alt beyni kontrol edebilir mi? Yapılan araştırmalar, bunun mümkün olduğunu göstermiştir. Biz, mutlu olmayı düşününce mutlu oluyor, hastalığı kafamıza takınca da hasta oluyoruz. Yani, düşünce tarzımız; hem yaşantımızı, hem de bedenimizi etkilemektedir.

    O zaman şu ortaya çıkar: Beynimizin bizim için en önemli tekniği, olumlu düşünmenin ileri şekillerini uygulamasıdır.

    Olumsuz zihni kurgu, yani olumsuz düşünce ise beynimizi kendimize karşı olumsuz çalışmaya programlayacaktır.

    Örneğin bir futbolcu, üç kez kaleciyle karşı karşıya kalmasına rağmen topu dışarıya atmıştır. Bir dahaki maçta aynı hatayı yapmak istememektedir. Bunun için beynini şöyle programlamıştır: "Topu dışarı atmayacağım. Topu dışarı atmayacağım." Bunu kendi kendine defalarca söylemiş ve maça çıkmıştır. Sonuç: Topu yine dışarı atmıştır.

    Burada futbolcunun yaptığı hata, topu kaleye atmaya değil, dışarı atmamaya şartlanmasıdır. Bu durumda beyin, kalenin içine değil, dışına kilitlenmiştir. Bu olumsuz uyarıcı da, başarıya değil, başarısızlık korkusu yüzünden başarısızlığa götürmüştür.

    Olumlu düşüncede temel nokta, beyni olumlunun üzerine programlamaktır. Yâni, başarısız olmamayı değil, sadece başarmayı düşünmelisiniz.

    Bunu hafıza noktasında düşünürsek, unutmayı değil hatırlamayı seçmeli, ona kilitlenmelisiniz.

    Evet, başarının en önemli anahtarlarından birisi, beynin olumlu düşünceye programlanmasıdır.
    Bu ise, gerçek bir özeni gerektirmekle beraber, aslında zevkli bir uğraştır.
    (alinti)


  5. 12.Ocak.2010, 21:30
    3
    Misafir

    --->: Iyimserlik Ve Olumlu Düşünme ile ilgili Yazılar

    Olumlu Dusunce Gucu

    Düşünce çok hızlı ve kolayca değişebilen bir enerji şeklidir! Belirli bir niteliğe ya da titreşime sahip enerji, kendisine benzer bir nitelik ve titreşime sahip enerjiyi çekme eğilimindedir! Güçlü, yoğun olumlu düşünceler diğer olumlu düşünce ve olumlu eylemleri, olumlu eylemlerde mutlu ve başarılı bir hayatı çeker!Aynı şekilde güçlü olumsuz düşünceler de diğer olumsuz düşünce ve olumsuz eylemleri, olumsuz eylemler de başarısız ve mutsuz bir hayatı çeker!
    Bireysel düşünceler ve eylemler bireyleri, kitlesel düşünce ve eylemler de yoğunluğu ölçüsünde kitleleri çeker!

    Zihin her an savaş içerisindedir: 0lumlu ve olumsuz düşüncelerin güç savaşı! Savaşı genellikle güçlü olan kazanır!
    Her gün yaşadıklarımız, düşündüklerimiz ve kendimize söylediklerimiz bu iki orduyu besler; olumlu olanlar olumlu olanları, olumsuz olanlar olumsuz olanları besler! Gelecekte olacak olumlu ve olumsuz olayları da geçmişte biriktirdiğimiz olumlu ve olumsuz düşünce ve olaylar belirler! Olayları değiştiremeyiz ama onlara bakış açımızı değiştirebiliriz!
    Geçmişi değiştiremeyiz ama şu andaki ve gelecekteki düşüncelerimize hükmedebiliriz!
    Hayatta başımıza gelen şeylerin sorumlusu, düşünce tarzımızdır! Düşüncelerimizi en fazla etkileyen unsurlardan biri de, bilerek ya da bilmeyerek her gün kendimizesöylediklerimizdir! Farkında olsak da olmasak da her an kendimize olumlu ya da olumsuz bir şeyler söyleriz!Sonrabusöylediklerimiz düşünce ve eylemler ilekendinikanıtlarcasına gerçeğe dönüşür! Kendime her söylediğimiz, herhissettiğimiz hatta aklımızdan geçirdiğimiz her düşünce bilinçaltımıza kaydolur!
    Tabiki başkalarının söyledikleri ve yaşadığımız çevrenin düşünceleri ve söyledikleri de bilinçaltımıza kaydolur!
    Yaşadığımız çevre, arkadaşlarımız, ailemiz, sevdiklerimiz bilerek ya da bilmeyerek; medya, siyasiler,
    şeytanın avukatları, negatif dünyanın uşakları, çekemeyenler� bizlere bilerek negatif düşünce aşılarlar!
    Bu aşılanan negatif düşünceler bilinçaltımıza kaydolur, zihnimizdeki olumsuz orduyu güçlendirdikçe güçlendirir!
    Daha sonra doğal olarak negatif konuşur, negatif olayları çekip negatif olaylar yaşar, etrafa negatiflik saçarız!


  6. 12.Ocak.2010, 21:30
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Olumlu Dusunce Gucu

    Düşünce çok hızlı ve kolayca değişebilen bir enerji şeklidir! Belirli bir niteliğe ya da titreşime sahip enerji, kendisine benzer bir nitelik ve titreşime sahip enerjiyi çekme eğilimindedir! Güçlü, yoğun olumlu düşünceler diğer olumlu düşünce ve olumlu eylemleri, olumlu eylemlerde mutlu ve başarılı bir hayatı çeker!Aynı şekilde güçlü olumsuz düşünceler de diğer olumsuz düşünce ve olumsuz eylemleri, olumsuz eylemler de başarısız ve mutsuz bir hayatı çeker!
    Bireysel düşünceler ve eylemler bireyleri, kitlesel düşünce ve eylemler de yoğunluğu ölçüsünde kitleleri çeker!

    Zihin her an savaş içerisindedir: 0lumlu ve olumsuz düşüncelerin güç savaşı! Savaşı genellikle güçlü olan kazanır!
    Her gün yaşadıklarımız, düşündüklerimiz ve kendimize söylediklerimiz bu iki orduyu besler; olumlu olanlar olumlu olanları, olumsuz olanlar olumsuz olanları besler! Gelecekte olacak olumlu ve olumsuz olayları da geçmişte biriktirdiğimiz olumlu ve olumsuz düşünce ve olaylar belirler! Olayları değiştiremeyiz ama onlara bakış açımızı değiştirebiliriz!
    Geçmişi değiştiremeyiz ama şu andaki ve gelecekteki düşüncelerimize hükmedebiliriz!
    Hayatta başımıza gelen şeylerin sorumlusu, düşünce tarzımızdır! Düşüncelerimizi en fazla etkileyen unsurlardan biri de, bilerek ya da bilmeyerek her gün kendimizesöylediklerimizdir! Farkında olsak da olmasak da her an kendimize olumlu ya da olumsuz bir şeyler söyleriz!Sonrabusöylediklerimiz düşünce ve eylemler ilekendinikanıtlarcasına gerçeğe dönüşür! Kendime her söylediğimiz, herhissettiğimiz hatta aklımızdan geçirdiğimiz her düşünce bilinçaltımıza kaydolur!
    Tabiki başkalarının söyledikleri ve yaşadığımız çevrenin düşünceleri ve söyledikleri de bilinçaltımıza kaydolur!
    Yaşadığımız çevre, arkadaşlarımız, ailemiz, sevdiklerimiz bilerek ya da bilmeyerek; medya, siyasiler,
    şeytanın avukatları, negatif dünyanın uşakları, çekemeyenler� bizlere bilerek negatif düşünce aşılarlar!
    Bu aşılanan negatif düşünceler bilinçaltımıza kaydolur, zihnimizdeki olumsuz orduyu güçlendirdikçe güçlendirir!
    Daha sonra doğal olarak negatif konuşur, negatif olayları çekip negatif olaylar yaşar, etrafa negatiflik saçarız!


  7. 13.Aralık.2011, 21:07
    4
    Misafir

    Cevap: Iyimserlik Ve Olumlu Düşünme ile ilgili Yazılar

    Hayat olabildiğince olumluluklar üzerine bina edilmelidir. Fert kabul etmediği şeyi, tarafsızlık adına ve ön yargısız olmak için, kabul ediyor gibi düşünse veya kendi doğrularını bir tarafa bırakıp olaya karşı fikir noktasından baksa bu zamanla iç âleminde ve şuur altında karşı taraf tezin kabul edildiği, ona taraftar olunan bir hâle dönüşebilecektir. Aslında ideal bir kulluk hayatında tarafsızlık değil hakka taraftarlık esas olmalıdır.

    Her zaman hayatımızın merkezinde yer alması gereken muhabbet, zaman zaman vehimler ve olmadık varsayımlarla zarar görmektedir. Bu anlamda olumlu düşünce ve hareketlere yönlendiren Üstadı rahmetle anıyor, âlemimize taşıdığı hakikatlerin bütün dünyaya mâl olmasını niyaz ediyoruz. Onu andığımız vefat yıldönümünün ardından Kutlu Doğum Haftasının gelmesi lâtif bir tevafuk. Ne için fanî olduğunun ince bir işareti. Onun hayatı hep olumlu kavramlar ve neticeler üzerine bina edilmiş.

    Hayat olabildiğince olumluluklar üzerine bina edilmelidir. Fert kabul etmediği şeyi, tarafsızlık adına ve ön yargısız olmak için, kabul ediyor gibi düşünse veya kendi doğrularını bir tarafa bırakıp olaya karşı fikir noktasından baksa bu zamanla iç âleminde ve şuur altında karşı taraf tezin kabul edildiği, ona taraftar olunan bir hâle dönüşebilecektir. Aslında ideal bir kulluk hayatında tarafsızlık değil, hakka taraftarlık esas olmalıdır. Hakkın ölçüleri içinde doğru kabul edip taraftar olduğu inançları yalnızca tarafsız ve objektif olmak adına bir tarafa bıraktığında elde doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edecek hiçbir ölçü kalmayacaktır. Üstelik böyle durumlarda genel olarak öne konan teklif kendi inandıklarını bir kenara bırakarak bir de bu şekilde inanıyormuş gibi düşünmek şeklinde olduğundan zamanla tarafında olunan olumsuz düşünceler bir inanca dönüşme riskini hep taşımaktadır. Sadece tarafsız olmak adına düşmanının ya da şeytanın sinsice kalbine attığı mânâların savunuculuğunu yapmak, onların doğru olup kendi inandıklarının yanlış olduğu tezinden hareketle olayları değerlendirmek zaman içinde ferdin doğruluk algılarını değiştirme ve iç âleminde karşı tarafın doğrularının yerleşmesi gibi bir sonuç doğurabilir.

    Her insanın hayata bakışı geçmiş ömrünün âleminde oluşturduğu doğrular çerçevesinde şekillenmektedir. Bu doğrular iç dünyanın ve dış dünyanın karşılıklı olarak etkileşmesinden, vahyin ve âlemde işleyen fıtrî kuralların ahenkle uyumundan sonra ortaya çıkması gereken kabullerdir. Fert, ön planda anne ve babanın çocuğu olmakla birlikte, önemli ölçüde de zamanın çocuğudur. Kabuller, tasdikler, inançlar çoğunlukla uzun zamana yayılmış her seferinde aklın süzgecinden geçmiş ve ferdin ve toplumun genel yapısının oluşturduğu kabullerle de şekillenmiş yapının ürünüdürler. Bu sebeple bir kenara çabukça bırakılabilmeleri ve karşı fikrin ortaya koydukları esas alınarak bir düşünce şekli oluşturmak pek de mümkün değildir. Doğruyu ve yanlışı ayırt edebilmek için bunları tartabilecek bir doğrular ve yanlışlar manzumesi şeklinde kabullerin ve tasdiklerin oluşturduğu alt yapı bulunmalıdır. Aksi takdirde, her hangi bir hükmün akılda tartılıp tasdik edilebilir olduğu anlaşıldıktan sonra kalbde tasdike dönüştürülebilmesi için elde hiç bir kriter bulunmazdı. Bu durumda kişinin neyi esas alarak doğru ya da yanlış hükmünü vereceği konusu havada kalırdı. Burada önemli bir unsur da vicdanın sesi ve zaman zaman sezgilerin yönlendirmesi olmalıdır. Vicdan gerçekten güvenilir bir hakem ve onunla irtibatlı şekilde kulak verilen sezgiler çoğu zaman çıkış yolu sunmak açısından çok etkilidirler. Belki de yapılması gereken asıl şey kendi doğrularını ve uzun zaman içinde yerleşmiş inançlarını bir tarafa bırakmak değil ancak kabullerini ve inançlarını önüne çıkan yeni durumlara ve farklı bilgilere göre sorgulamaya açık olmaktır. Bu kendi doğrularını tamamen terk edip karşı taraf gibi düşünerek yapılamaz. Böyle yapıldığında karşı tarafın sunduklarını vuracak bir mihenk elde kalmaz.

    Karşılaştığı her yeni durum için doğruluk ve yanlışlık anlamında değerlendirme yapabilme kabiliyeti kazandıran eğitim bu açıdan çok önemlidir. Çok az şekillenmiş ve pek çok yönü ile şekillenmeye hazır insan fıtratı aileden toplumdaki her türlü eğitim müessesesine ve en önemlisi vahyin insanlık âleminde yansımalarının ona ulaştırılmasına kadar pek çok eğitim süreci ile yüz yüzedir. Bütün bunlar onun sürekli dönen ve her an değişen, farklı zamanlarda farklı şartlarla karşılaşan ferdin elindeki yol haritası gibidir. Bir şahsın doğrularını ve kabullerini bir tarafa bırakarak düşünmesini teklif etmek elindeki haritayı bir tarafa bırakarak hiç tanımadığı bir alanda yönünü bulmasını istemek gibidir. Bu, uygulanabilir olmayan ve çok yüksek ihtimalle de istikameti kaybettirecek bir tekliftir. Böyle bir durumda kabullenilebilir olan tek şey haritada yanlışlık olabileceği düşüncesine açık olup, bu noktada önümüze konulan teklifleri aklın ve vicdanın süzgecinden geçtikten sonra uygunsa haritaya yerleştirebilecek açıklıkta olmaktır. Yoksa seneler içinde oluşturulmuş haritayı bir tarafa bırakıp önümüze uzatılan yeni bir harita ile istikameti bulma teklifi çoğu zaman bir oyundur ve şeytanın sıklıkla baş vurduğu bir taktiktir. Bu oyuna düşmek ferdi gereksiz bir şekilde şeytanın avukatlığını yapma konumuna getirebilir. O yüzden dikkatli adım atmalı, maddî âlemde ve iç dünyamızda bize uzatılan her şeye el uzatmamalı ve uyanık olmalıyız. Sinsice plânlanmış şeytanî oyunlara gelmemek için hep Âlemlerin Rabbi’ne sığınmalıyız.


  8. 13.Aralık.2011, 21:07
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Hayat olabildiğince olumluluklar üzerine bina edilmelidir. Fert kabul etmediği şeyi, tarafsızlık adına ve ön yargısız olmak için, kabul ediyor gibi düşünse veya kendi doğrularını bir tarafa bırakıp olaya karşı fikir noktasından baksa bu zamanla iç âleminde ve şuur altında karşı taraf tezin kabul edildiği, ona taraftar olunan bir hâle dönüşebilecektir. Aslında ideal bir kulluk hayatında tarafsızlık değil hakka taraftarlık esas olmalıdır.

    Her zaman hayatımızın merkezinde yer alması gereken muhabbet, zaman zaman vehimler ve olmadık varsayımlarla zarar görmektedir. Bu anlamda olumlu düşünce ve hareketlere yönlendiren Üstadı rahmetle anıyor, âlemimize taşıdığı hakikatlerin bütün dünyaya mâl olmasını niyaz ediyoruz. Onu andığımız vefat yıldönümünün ardından Kutlu Doğum Haftasının gelmesi lâtif bir tevafuk. Ne için fanî olduğunun ince bir işareti. Onun hayatı hep olumlu kavramlar ve neticeler üzerine bina edilmiş.

    Hayat olabildiğince olumluluklar üzerine bina edilmelidir. Fert kabul etmediği şeyi, tarafsızlık adına ve ön yargısız olmak için, kabul ediyor gibi düşünse veya kendi doğrularını bir tarafa bırakıp olaya karşı fikir noktasından baksa bu zamanla iç âleminde ve şuur altında karşı taraf tezin kabul edildiği, ona taraftar olunan bir hâle dönüşebilecektir. Aslında ideal bir kulluk hayatında tarafsızlık değil, hakka taraftarlık esas olmalıdır. Hakkın ölçüleri içinde doğru kabul edip taraftar olduğu inançları yalnızca tarafsız ve objektif olmak adına bir tarafa bıraktığında elde doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edecek hiçbir ölçü kalmayacaktır. Üstelik böyle durumlarda genel olarak öne konan teklif kendi inandıklarını bir kenara bırakarak bir de bu şekilde inanıyormuş gibi düşünmek şeklinde olduğundan zamanla tarafında olunan olumsuz düşünceler bir inanca dönüşme riskini hep taşımaktadır. Sadece tarafsız olmak adına düşmanının ya da şeytanın sinsice kalbine attığı mânâların savunuculuğunu yapmak, onların doğru olup kendi inandıklarının yanlış olduğu tezinden hareketle olayları değerlendirmek zaman içinde ferdin doğruluk algılarını değiştirme ve iç âleminde karşı tarafın doğrularının yerleşmesi gibi bir sonuç doğurabilir.

    Her insanın hayata bakışı geçmiş ömrünün âleminde oluşturduğu doğrular çerçevesinde şekillenmektedir. Bu doğrular iç dünyanın ve dış dünyanın karşılıklı olarak etkileşmesinden, vahyin ve âlemde işleyen fıtrî kuralların ahenkle uyumundan sonra ortaya çıkması gereken kabullerdir. Fert, ön planda anne ve babanın çocuğu olmakla birlikte, önemli ölçüde de zamanın çocuğudur. Kabuller, tasdikler, inançlar çoğunlukla uzun zamana yayılmış her seferinde aklın süzgecinden geçmiş ve ferdin ve toplumun genel yapısının oluşturduğu kabullerle de şekillenmiş yapının ürünüdürler. Bu sebeple bir kenara çabukça bırakılabilmeleri ve karşı fikrin ortaya koydukları esas alınarak bir düşünce şekli oluşturmak pek de mümkün değildir. Doğruyu ve yanlışı ayırt edebilmek için bunları tartabilecek bir doğrular ve yanlışlar manzumesi şeklinde kabullerin ve tasdiklerin oluşturduğu alt yapı bulunmalıdır. Aksi takdirde, her hangi bir hükmün akılda tartılıp tasdik edilebilir olduğu anlaşıldıktan sonra kalbde tasdike dönüştürülebilmesi için elde hiç bir kriter bulunmazdı. Bu durumda kişinin neyi esas alarak doğru ya da yanlış hükmünü vereceği konusu havada kalırdı. Burada önemli bir unsur da vicdanın sesi ve zaman zaman sezgilerin yönlendirmesi olmalıdır. Vicdan gerçekten güvenilir bir hakem ve onunla irtibatlı şekilde kulak verilen sezgiler çoğu zaman çıkış yolu sunmak açısından çok etkilidirler. Belki de yapılması gereken asıl şey kendi doğrularını ve uzun zaman içinde yerleşmiş inançlarını bir tarafa bırakmak değil ancak kabullerini ve inançlarını önüne çıkan yeni durumlara ve farklı bilgilere göre sorgulamaya açık olmaktır. Bu kendi doğrularını tamamen terk edip karşı taraf gibi düşünerek yapılamaz. Böyle yapıldığında karşı tarafın sunduklarını vuracak bir mihenk elde kalmaz.

    Karşılaştığı her yeni durum için doğruluk ve yanlışlık anlamında değerlendirme yapabilme kabiliyeti kazandıran eğitim bu açıdan çok önemlidir. Çok az şekillenmiş ve pek çok yönü ile şekillenmeye hazır insan fıtratı aileden toplumdaki her türlü eğitim müessesesine ve en önemlisi vahyin insanlık âleminde yansımalarının ona ulaştırılmasına kadar pek çok eğitim süreci ile yüz yüzedir. Bütün bunlar onun sürekli dönen ve her an değişen, farklı zamanlarda farklı şartlarla karşılaşan ferdin elindeki yol haritası gibidir. Bir şahsın doğrularını ve kabullerini bir tarafa bırakarak düşünmesini teklif etmek elindeki haritayı bir tarafa bırakarak hiç tanımadığı bir alanda yönünü bulmasını istemek gibidir. Bu, uygulanabilir olmayan ve çok yüksek ihtimalle de istikameti kaybettirecek bir tekliftir. Böyle bir durumda kabullenilebilir olan tek şey haritada yanlışlık olabileceği düşüncesine açık olup, bu noktada önümüze konulan teklifleri aklın ve vicdanın süzgecinden geçtikten sonra uygunsa haritaya yerleştirebilecek açıklıkta olmaktır. Yoksa seneler içinde oluşturulmuş haritayı bir tarafa bırakıp önümüze uzatılan yeni bir harita ile istikameti bulma teklifi çoğu zaman bir oyundur ve şeytanın sıklıkla baş vurduğu bir taktiktir. Bu oyuna düşmek ferdi gereksiz bir şekilde şeytanın avukatlığını yapma konumuna getirebilir. O yüzden dikkatli adım atmalı, maddî âlemde ve iç dünyamızda bize uzatılan her şeye el uzatmamalı ve uyanık olmalıyız. Sinsice plânlanmış şeytanî oyunlara gelmemek için hep Âlemlerin Rabbi’ne sığınmalıyız.


  9. 17.Aralık.2013, 21:20
    5
    NuN
    Üye

    Profili:
    NuN
    Üyelik Tarihi: 16.Ağustos.2007
    Üye No: 1953
    Mesaj Sayısı: 2,081
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: Iyimserlik Ve Olumlu Düşünme ile ilgili Yazılar

    İyimserlik yazıları


    "Avustralyalılar her şeyde bir kusur bulma eğilimleri yüzünden epeyce acı çekmişlerdir. Bu çarpıcı kitap, bu alışkanlıkları çocuklarımıza nasıl öğrettiğimiz konusunda değerli içgörüler sunuyor. Seligman, olumsuz yaşantılar konusunda (yalnızca hissetmek yerine) işe yarar bir biçimde düşünmenin bazı yollarını sunarak bu yaşantıları yeni bir ışık altında görmeye başlamamıza ve kötümserliğin yıkıcı döngüsünü bozmamıza yardım ediyor."
    Hugh Mackay
    Sosyal Psikolog


    "Öğrenilmiş İyimserlik müthiş bir başarı. Katı bilimi pratik önerilerle birleştirerek kendimizi nasıl geride tuttuğumuzu ve nasıl iyi yönde değişebileceğimizi bize gösteriyor."
    Wayne W. Dyer
    Your Erroneous Zones Kitabının Yazarı


    Öğrenilmiş İyimserlik kitabından
    Öğrenilmiş İyimserlik bize, otomatik olarak kendimizi suçlamayı nasıl bırakacağımızı, her aksilikte olası en kötü sonucu görme alışkanlığından nasıl kurtulacağımızı, nasıl iyimser olacağımızı gösteriyor. Motivasyon konusunda bir uzman olan Seligman somut örnekler vererek iyimserliğin yaşam kalitesi üzerine etkilerini belgeliyor, olumsuz ve olumlu yönelimimizin ölçüsünü belirlememiz için bize testler sunuyor ve kötümserlik alışkanlığını bırakıp, hem kendimiz, hem de çocuklarımız için iyimserlik alışkanlığını öğrenmemiz için özel alıştırmalardan oluşan bir program veriyor.


  10. 17.Aralık.2013, 21:20
    5
    NuN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    NuN
    Üye
    İyimserlik yazıları


    "Avustralyalılar her şeyde bir kusur bulma eğilimleri yüzünden epeyce acı çekmişlerdir. Bu çarpıcı kitap, bu alışkanlıkları çocuklarımıza nasıl öğrettiğimiz konusunda değerli içgörüler sunuyor. Seligman, olumsuz yaşantılar konusunda (yalnızca hissetmek yerine) işe yarar bir biçimde düşünmenin bazı yollarını sunarak bu yaşantıları yeni bir ışık altında görmeye başlamamıza ve kötümserliğin yıkıcı döngüsünü bozmamıza yardım ediyor."
    Hugh Mackay
    Sosyal Psikolog


    "Öğrenilmiş İyimserlik müthiş bir başarı. Katı bilimi pratik önerilerle birleştirerek kendimizi nasıl geride tuttuğumuzu ve nasıl iyi yönde değişebileceğimizi bize gösteriyor."
    Wayne W. Dyer
    Your Erroneous Zones Kitabının Yazarı


    Öğrenilmiş İyimserlik kitabından
    Öğrenilmiş İyimserlik bize, otomatik olarak kendimizi suçlamayı nasıl bırakacağımızı, her aksilikte olası en kötü sonucu görme alışkanlığından nasıl kurtulacağımızı, nasıl iyimser olacağımızı gösteriyor. Motivasyon konusunda bir uzman olan Seligman somut örnekler vererek iyimserliğin yaşam kalitesi üzerine etkilerini belgeliyor, olumsuz ve olumlu yönelimimizin ölçüsünü belirlememiz için bize testler sunuyor ve kötümserlik alışkanlığını bırakıp, hem kendimiz, hem de çocuklarımız için iyimserlik alışkanlığını öğrenmemiz için özel alıştırmalardan oluşan bir program veriyor.





+ Yorum Gönder