Konusunu Oylayın.: Hacc Farizası anı ile gezi yazıları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hacc Farizası anı ile gezi yazıları
  1. 23.Aralık.2009, 20:50
    1
    Misafir

    Hacc Farizası anı ile gezi yazıları

  2. 07.Ocak.2010, 09:56
    2
    İsrâ
    İsrâ

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Ekim.2009
    Üye No: 59972
    Mesaj Sayısı: 1,575
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Almanya

    --->: Hacc Farizası anı ile gezi yazıları




    Hac anıları

    Beş Mart 1999 Cuma
    (Hicri: 17 Zilkade 1419 Senesi)

    Sabah namazından sonra
    Köln’den minibüsle çıktık yola,
    vardık üç saat sonra Frankfurt havaalanına
    Öğleye yakın uçtuk Suud Hava Yollarıyla:
    Önce bir saat Cenevre’de verdik mola,
    yüze yakın yeni yolcular bindi uçağa,
    ve oradan da kanatsız kuş gibi uçtuk Medine’ye,
    Medinet’ün-Nebi’ye (HzPeygambner’in Şehrine)
    Medinetü’l Münevvere’ye: (Aydınlık şehir Medine’ye),
    indik yedi saat sonra Medine Havaalanına,
    kazasız-belasız, şükürler olsun Allah’a

    Mescid-i Nebi (HzPeygamber’in Mescidi):
    Tam girerken Medine’ye geceyarısı,
    gözlerimi aldı mübarek Mekân’ın Cennet Şuası,
    on minareden sanki seller gibi nurlar akıyordu,
    elde olmadan insanın gözleri doluyordu

    Sübhanallah, sübhanallah! Sanki bir deniz o ışıklar!
    Sanki bütün dünyayı onlar aydınlatıyorlar
    Sübhanallah! Bunu anlatmaya yetmiyor kelimeler,
    Maşallah! Ne güzel Mescid’in var ya Rasulallah!

    Sübhanallah, Sübhanallah ve Maşaallah!
    Af Allah’tan, Şefaat senden ya Rasulallah

    Dört bir yanında duşlu tâharat yerleri
    Beşer katlı, hem de yürüyen merdivenli
    Hepsini saydım kadın-erkek ayrı, onbeş idi
    Temizliğin imandan geldiği böyle belli!

    Bern de geldim karşına ezile ezile,
    günahlarım belki afedile,
    o en son hesp gününde
    yalnız bana değil, tüm Ümmetine
    Şefaatini bizden esirgeme!
    Ya Ahmed Muhammed Mustafa!
    Şefaat et ki, hazırlanalım o büyük hesaba
    Ümmetin senden yardım umar
    Affolunsun diye günahlar
    Ve hesap günü “aklananlardan” olsunlar

    Elhamdülillah, eda ettik kırk vakit namaz vaktini:
    Susayınca içtik her köşedeki
    Fıçılardan mübarek “Zemzemi”,
    Onbinlerce (Kur’an-ı Mübin) süslemişti
    Mescid-ı Nebi’nin her köşesini
    Binlerce Müm’in ellerindeki Kur’an-ı Kerim’den
    Hatimler indirdi namazları eda etmeden
    Eda eyledik ayrıca tüm ziyaretleri,
    Gezdik ve gördük diğer mübarek yerleri
    Görmeye çalıştık Peygamberimizin ayak izlerini:
    Hicret esnasında ilk Cuma namazı eda ettiği
    (MESCİD-İ CUMA)’yı,
    Mescid-i Nebevi’nin doğusundaki
    (CENNET’ÜL BAKİ) Baki Kabristan’ı,
    Namaz esnasında Kâbe’ye döndüğü
    (MESCİD-İ KIBLETEYN)’i,
    Hnedek Savaşı bölgesindeki (MESCİD-İ SEB’A)’yı,
    Yedi Mescitleri,
    Uhut Savaşı meydanını ve tepelerini
    Ve orada yatan (UHUT ŞEHİTLERİ)’ni

    Buralar Senin Mekânların ya Muhammed!
    Allah’ım , bu ne heybet, bu ne güzellik, bu ne haşmet!
    Yüzbinler diziliyor saf-u saf, ediyorlar türbeni tavaf
    Maşaallah, Maşaallah ve Sübhanallah!
    Cennet gibi Mescidin var ya Rasulallah!

    Sübhanallah, Sübhanallah!
    Bu güzellikleri gören gözlerden
    Olduğum için Elhamdülillah!

    Alölahım! Ne güzel dizi dizi oluyor insanlar
    Afrikalı, Asyalı, Avrupalı, Amerikalılar,
    Esmerler, sarılar, beyazlar ve kapkaralar,
    Anlatmakla bitmiyor, yetmiyor sözler,
    Türlü türlü, yüzlerce çeşitli diller
    Gözkamaştırıcı, renk renk giysiler,
    ve de dünyanın her yerinden gelmişler,
    ama ibadette hepsi aynı duaları ederler
    Seni güzel Camiinde
    “RAVZA-İ MUTAHHARA’da,
    diziliyor insanlar Senden şefaat dilemek için
    Hepsi ayrı dilde, dilek iletiyorlar dualarla,
    ve dualarla birlikte getirdikleri selamlarla

    Ne güzel Mescidin var,
    Minarelerinden nurlar akar!

    Tövbe estağfirullah
    Şefaat Sen’den ya Rasulallah!
    Şefaat ya Nebiyyel evveline vel ahirin!
    Şefaat diler Sen’den Ümmetin

    Mescid-i Nebevi’ye Veda Zamanı:

    Medinet-ül Münevvere’de geçti günler su gibi
    Ve artık ayrılmak zamanı geldi-çattı şimdi:
    Allahaısmarladık ya Rasullah Sen’i,
    Şefaatinden mahrum etme Ümmetini!

    Onaltı Mart 1999 Salı
    (Hicri:28 Zilkade 1419 Senesi)

    Elveda ya Habiballah, ey Mescid-i Nebevi!
    Şefaatin korusun dünyada ve ahirette bizleri
    Şimdi çıkıyoruz Mekke-i Mükerreme’ye
    Doğru yola
    Allah bilir bu güzel Makam’ı
    bir daha görmek ne zaman nasip ola?
    Güzel ve nurlu Mescidinde namazlar eda ettik,
    her seferinde Allah’tan af, Sen’den şefaat diledik
    Eksiğiyle, yanlışıyla eda ettik namazlarımızı:
    Kabul eyleye Allah,
    biz zayıf kullarının naçizane dualarını

    Elveda ya Ahmed Muhammed Mustafa!
    Allah gelmeyi tekrar nasip ede buralara
    ve de henüz gelemeyen kullarına!
    Gelsinler de nurlu Mescidinde namaz kılsınlar,
    Şefaatine onlar da mazhar olsunlar
    Elveda derken şimdi „MESCİD-İ NEBİ“ye
    Temizlendik ve girdik „İHRAM“ içine

    Medine’nin on kilometre dışında
    „MİKAD MAHALLİ“nde
    „İHRAM“ namazını eda ettik grup halinde
    Yolumuz dörtyüzelli kilometre ,
    Akşam namazaını eda ettik yol üzerinde bir camide
    Tekbir, Telbiye ve Salavat getire getire,
    geldik altı saat sonra,
    gecenin yarısında ulaşabildik minibüsle
    O güzel „MEKKE-İ MÜKERREME“ye
    Beytullah’ın olduğu Saygıdeğer „MEKKE“ye
    Hzİbrahim’in yaptığı o güzel Ev’e
    „Esselâmüaleyküm!“ dedik
    „KÄBE“ye

    Önce kamaştı gözlerim,
    kör gibi oldum Camii’nin güzelliğinden
    Sonra tutuldu dillerim, dua edemedim,
    „BEYTULLAH“ın heybetinden

    Öyle birden çıkıverdi ki karşıma,
    tıpkı bir „NUR-U CİHAN“ gibi
    şıkları nüfuz etti, sardı her yerimi
    O an Cennetteymişim gibiydi sanki!
    Bir an olsun kendimi „MAHŞER“ gününde ayakta sandım
    Ayaklarım tutmadı, bir anda dondum kaldım, duygulandım
    SANA uygun kelime bulanmıyorum, anlatmaya;
    Affet beni, yakışmayan kelimeler söylüyorsan SANA
    ALLAH; ALLAH; KEBİR-ALLAH, nedir bu insan seli!
    Dönüyorlar KÄBE etrafında, sanki ezecekler birbirlerini,
    Sanki mahşer günü mahkemeye koşuşuyorlar,
    sırtlarında kefenleri
    Hepsinin tek dilde duaları, „günahları affolunsun“ tek arzuları

    UMRE
    Grup halinde niyet ettik „UMRE“ ibadetini yapmaya,
    ve de başladık arkasından „BEYTULLAH“ı tavaf etmeye,
    ve her dönüşümüzde duaları grup halinde okuduk,
    „BEYTULLAH“ın etrafında tam yedi defa döndük durduk
    Her dönüşte „HACER’ÜL ESVED“ köşesinde
    „Bismillah-Allah’ü Ekber“ dillerimizde
    Ve her „ŞAVT“ esnasında
    O güzel dualar çınladı havalarda
    Tavaf bittikten sonra „SA‘Y“ başladı:
    Dillerimizde dualar tekrarlandı,
    „MERVE VE SAFA“ yürüdük yedi kere,
    ve ibadetler bittikten sonra geldik evlerimize
    Tıraş ve temizlikten sonra „İHRAM“dan çıktık
    Elhamdülillah, „UMRE“yi de böylece eda ettik

    Bir başka seferinde yalnız başıma
    Niyet ettim „TAVAF“a;
    Daldım o yüzlerce kişilik kalabalığa,
    ne anam, ne babam, çocuklarım;
    ne de eşim, kimse yoktu yanımda
    İşte demekki Mahşer günü de tıpkı böyle,
    bugün gibi olacak:
    Herkes kendisinden sorumlu, ellerini havaya kaldıracak
    Zaman mefhumu kaybolmuş, şu anda saat, dakika, gün yok,
    herkes bir tek yere ulaşmak istiyor,
    ölüm-kalım savaşı yok
    Bütün insanlar dönüyorlar „BEYTULLAH“ın etrafında,
    HzPeygamberin de öptüğü Taş’a dokunma arzusuyla
    O, HACER-ÜL ESVED’ki Makam-ı Cennet,
    O’nu öpmeye çalışıyor Ümmet-i Muhammed
    Şu anda nur misali ışıklarla süslenmiş bir Mahşer günü,
    ama Mahşer gününde ışık olmayacak, karanlıktır belki
    Öylesine bir ortam ki, insan unutuyor zevkleri,
    tüm dünya dertlerini,
    insanlar kefenleriyle mezardan çıkmış gibi,
    bugün işte o hesap vakti sanki
    En azından üç kere güçlükle
    Dokunabildim „Rükn’i Yemani“ye
    Elhamdülillah kısmet oldu bana öpmek
    O mübarek köşeyi de

    ÇÜNKÜ, „BEYTULLAH’IN HER YANI
    MÜBAREKTİR“ bence!

    Çok istediysem de kalabalıktan yaklaşamadım
    „Hacer’ül Esved“ köşesine;
    Umud ediyorum ki bu da mümkün olur
    inşaallah bir başka sefere

    Yedi kere dönüp her seferinde
    „BİSMİLLAH ALLAH’Ü EKBER“ dedim,
    Her seferinde „HACER’ÜL ESVED“ köşesinde başladım
    Işığın etrafında dönen kelebeklere benzedim
    Işığın ateşinden yanmadım,
    ama her dönüşte herkes bencildi,
    ve hatta ezdik birbirimizi
    Tavaf bitince şimdi de Sa’y denen Mahşer’i yaşadık
    „MERVE ve SAFA“ tepeleri arasında HzHacer su aramıştı
    ve sanki o günlerdeki duygular ruhumuzu sarmıştı
    O’nun gibi iki tepe arasında yedi kere yürüdük,
    sanki biz de O’nun gibi su aradık ve susadık
    Sakatlar, yürüyemeyenler arabalarla, sallarla omuzlarda
    Taşındılar, sürüldüler onlar için yapılmış özel yollarda
    Diğerleri koşuştular, yürüdüler onlarla,
    dudaklarından düşmeyen dualarla
    İşte bu „SA’Y“ esnasımda, o mübarek zamanlarda,
    „CEBRAİL AS“ın ökçesinin altında,
    kaynamaya başlayan o mübarek suyun kaynağında
    Yüzümüzü yıkadık, „ZEMZEM“ suyu içtik kana kana
    Tavaf esnasında mini-miniler omuzlarda,
    tüm aile tavaf etmekte, hep bir arada
    Kimbilir ne zaman kısmet olur bir daha?
    Mini-miniler hatırlarlar bu günleri,
    yıllar geçip uzun ömürden sonra!

    ‚Beytullah“ın etrafında namaz esnasında
    mini-miniler bazan uykusuz ağlamakta,
    ayrıca kuş cıvıltıları da buna karışmakta,
    onlar da sanki ibadet etmekteler Allah’a

    Çıktım yukarı katlara uzaktan bu görmek için
    Bu Mahşer yerini,
    bu manzara öylesine büyüledi ki beni,
    sanki yeniden kefene girdim şimdi!

    Ayrıldım bu güzel Mekân’dan bu duygularla
    ve sonradan ben de daldım çarşılara,
    şimdi anladım ki;
    Geri dönmüşüm Mahşer’den sonra bu dünyaya
    Tıklım tıklım dolu dolu, ana-baba mahşer çarşılarda
    Alış-verişe öylesine dalmışlar ki;
    Az evvelki Mahşer’den eser kalmamış şimdi

    Düşmüşler insanlar yeme-içme derdine,
    inci-boncuk, hediye; gözler doymak bilmeye!
    Bu dünyadaki bu günlük yaşam, bu koşuşma,
    unutturuyormuş insana demek ki,
    o büyük hesap gününü, o hakiki Mahşer’i

    Ve „MAHBES’ÜL CİN‘=Şeytanın hapishanesi;
    Oturduğumuz mahallenin ismi
    Gitmek için bindik bir taksiye,
    „BEYTULLAH’ın önünde, taksinin içinde
    başladı bir arbede:

    Gerek şöför ve gerek yolcular „Beytullah“ı unuttular
    Bu gürültünün sonunda indirildi zorla tüm yolcular!
    Heyhat! Ne acı durum Ya Rabbi!
    Beş dakika evvel denemek için Mahşer’de değildik sanki!
    Zannederdim ki, insan Hacca gidince,
    o mübarek yerleri, Beytullah’ı ziyaret edince,
    değişir tepeden tırnağa, gönlünce, fikrince?
    Unutur zannederdim eskileri; yeniler kendini
    Aslında budur bütün insanların istekleri!
    Zira Mahşer’i yaşıyor insan o yerlerde,
    sanki bir an için buluyor kendini „HUZUR’U MAHŞER“de
    Herkes kendinden sorumlu, herkes kendi derdinde,
    günahlar, sevaplar tartılıyor sanki ol ilâhi terazide

    Allah’u Ekber! Sen Büyüksün, Affedicisin,
    Sen Ğafur-ur-Rahimsin ya Allah!
    Esselâmüaleyküm! Esselâmüaleyküm!
    Sen de kusurumuzu bağışla ya Ğafurallah!

    Ve böylece ibadetlerle geçti günler;
    Tavaflar, Sa’y-lar ve Umre’ler
    Ve „MEKKE-İ MÜKERREME“de ziyaretler:
    „RASULALLAH“ın doğduğu ev,
    Beytullah’ın karşısı,
    Vahy’in ilk geldiği „CEBEL’İN NUR“ Hira Dağı,
    Hicret esnasında HzAli, Rausallah’ın yatağında yattığında,
    Rasulallah, Hz Ebubekir ile saklanmıştı „SEVR“ mağarasında,
    HzAdem ile HzHavva buluşmuştu „ARAFAT‘ta“,
    ve Rasulallah „VEDA HUTBESİ’ni 632 yılında“
    yüzbinden fazla müslüman karşısında
    okumuştu bu mübarek „CEBEL’İR RAHME“ Mekânda

    Yirmibeş Mart 1999 Perşembe
    (hicri: 7 Zilhicce 1419 Senesi)

    HAC FARİZASI (Hac Görevi)

    Sabah saatlerinde yürümeye başladı onbinler,
    Arafat’a doğru çoluk-çocuk grup halinde hep beraber,
    öğleye kadar sürdü bu, yürüdüler yüzbinler,
    öğleden sonra kafileler oluşturdu otobüsler

    Akşama kadar aktı insanlar bir nehir, bir sel,
    onları sonradan takip etti otobüsler
    Dünyada bir tek bu, Hac’da görülmeye değer,
    dünyanın hiç bir yerinde böyle olmazmış meğer

    Ve biz de „İHRAM’a girdik kefen misali,
    Arafat’a taşındı yüzbinler, otobüs kervanı,
    görmek ister gibiydik HzAdem Aleyhisselam’ı
    olsun diye hepimize
    „Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa“ şefaati!
    O da okumuştu orada tüm insanlığa „VEDA HUTBESİ’ni

    Çadırlarda beraberce dua ve niyazlarla sabahladık,
    sanki o Mübareklerin zamanlarını yaşamayı arzuladık
    Ama bunların hepsi birer arzu, birer heves idi,
    bunların hepsi bu dünyada „MAHŞER“ denemesiydi

    Yirmialtı Mart 1999 Cuma (AREFE)
    (Hicri: 8 Zilhicce 1419 Senesi)
    Sabah uyanınca anladım,
    çadır şehri olmuştu Arafat, şimdi farkına vardım,
    gözünün alabildiğine onbinlerce çadır vardı,
    burası sanki dünyadan uzak bir Mekândı
    Onbinlerce çadır, yüzbinlerce Müslüman,
    burada toplanmışlardı dünyanın her yanından
    Konuşsalar da her türlü lisanları,
    el-yüz işaretiyle yine de anlaşıyorlardı

    Ve bu Mahşer’ler devam etti, işte bugün Arefe!
    Bu sene de tam mübarek bir CUMA gününde!
    „HACC’ÜL EKBER“ Büyük Hac
    ne mutlu bini da idrak edenlere!
    Gün boyunca hoparlörlerden dini program dinledik,
    gün boyunca huşu içinde ikindiyi bekledik,
    „MESKUN“ yer olmadığı için
    „CUMA NAMAZI“ kılmadık:
    (CEM-i Takdim) Öğle ve ikindiyi beraber kıldık,
    Güneş batınca yine yüzbinler yollara döküldük,
    bazıları yürüyerek, bazılarımız otobüslere bindik,
    akşam namazından sonra „MÜZDELİFE“ye indik
    Orada da (CEM’i Tehir) akşam ve yatsıyı beraber eda ettik
    Uçsuz, bucaksız bomboş bir meydan iken
    „M Ü Z D E L İ F E“
    gece yarısından sonra döndü Mahşere’e
    Her gelen kafile hemen namazlarını kıldı,
    yine bu Mahşer’de öncekilerle benzerlik vardı:
    Yüzbinler dizildiler yan yana, diz dize !
    Evet, hadislere göre Mahşer olmalıydı böyle
    Yüzbinler kefenlerle idi her yerde böylesine,
    ay ışığında ihramlı insanlar
    kar gibi serpilmişti tepelere
    Sık sık megafonlardan sesler geliyordu,
    kaybolanlar birbirlerini arıyordu
    Mahşer’de de tanımayacaktı zaten kimse kimseyi,
    Evet, burası da dünyadaki bir Mahşer di

    Yirmiyedi Mart 1999 Cumartesi
    KURBAN BAYRAMI BİRİNCİ GÜN
    (Hirci: 9 Zilhicce 1419 Senesi)
    Ve geceyarısından sonra yaklaşırken sabaha
    Tekbir ve salavat ile çıktık „MİNA“ ya yola

    Yine „MESKUN“ yer olmadığı için
    „BAYRAM NAMAZAI“ kılınmadı
    Tam gün kaldık bu kez çadırlarda, hepsi klimalı,
    Eda edildi böylece sabah, öğle ve ikindi namazları
    Ve bütün Hacılar başladık bayramlaşmaya
    Ne mutlu bu günleri tekrar yaşayacaklara!
    Şeytanları taşlamak düşüncesi ile kafalarda,
    ceplerimizde yedişer taş, büyük şeytan ilk fırsatta
    Öğleden sonra saat dörtte yine düştük yollara
    Bazan kafilellerle yan yana, arka arkaya,
    ve yukarı kata çıktık diğer kafilelerle birlikte,
    „BİSMİLLAH, ALLAH-Ü EKBER“ bütün dillerde
    Küçük ve ortancayı geçtik, sıra şeytanın büyüğünde,
    sembolik olarak yedi taş attık, şeytanın kör gözüne
    Hz İsmail de şeytanın gözünü kör etmişti,
    Allah tan sanki ona kuvvet gelmişti
    Kör edelim nefsimizi, yenelim şeytanın kuvvetini,
    Allah ım bol bol ihsan et bize hidayetini!
    Aslında şeytana değil, içimizdeki şeytana,
    kurtulmak ve son vermek için günahlar
    Yedi taş atmakla her kötülük son bulsa
    Oh! Ne mutlu bize, Elhamdülillah Yaradan a!
    Hemen grup halinde açtık hasırlarımızı,
    eda ettik imam ile oracıkta akşam namazımızı
    Ve sonra eve doğru çıktık, üstü kapalı yolda,
    dünyanın her yerinden insanlar yerlerde yatmakta
    Hem yiyip içiyor, yatıyorlar kenar yerlerde,
    hem yemekler hazırlayıp satıyorlardı önlerinde
    Kilometreler boyu uzundu açık hava oteli,
    kilometrelerce uzundu dünyanın en uzun çarşısı;
    Sağlı-sollu kaplamışlardı yolun her iki yanını,
    gördüğüm kadar hiç birisinin yoktu derdi, tasası
    Çinlisi, Malezyalısı, Hindistanlısı, Pakistanlısı,
    Sudanlısı, Fas-Tunus-Cezayirliai, Libyalısı
    Herhalde bulamamışlar belli ki bir otel odası,
    güzel gelmişti Mübarek Şehir in açık havası

    Yirmisekiz Mart 1999 Pazar
    KURBAN BAYRAMI İKİNCİ GÜN
    (Hicri: Zilhicce 1419 Senesi)
    Sabah namazını Beytullah ın etrafında kıldık,
    Mübarek Makam-da „VEDA TAVAF“ ını eda ettik
    Sonra da Sa-y için „MERVE“ ve „SAFA“ da gezdik
    Ve böylece „BEYTULLAH=ALLAH İN EVİ“ ne veda ettik
    Elhamdülillah „HAC FARİZASINI“ eda ettik

    Yirmidokuz Mart 1999 Pazartesi
    KURBAN BAYRAMI ÜÇÜNCÜ GÜN
    (Hicri: 11 Zilhicce 1419 Senesi)
    Ve üçüncü gün değişmeyen manzara:
    Çünkü dünyanın en büyük açık hava oteli bedava
    Bugün de hepsi birden üç şeytan taşlanacak,
    yüzbinler yine her üç şeytana yedişer taş atacak
    Yine sabahtan giderken taşlamaya yüzbinler,
    birbirleriyle selamlaştı taşlamaktan dönenler
    Sabah giden otobüsler uzun konvoylar oluşturdu,
    ve trafik binlerce otobüs ve minibüsle tıkandı

    Otuz Mart 1999 Salı
    KURBAN BAYRAMI DÖRDÜNCÜ GÜN
    (Hicri: 12 Zilhicce 1419 Senesi)
    Akşam namazından sonra yine,
    son kez olarak her üç şeytanın gözüne,
    yedişer taş atmak için kendi kendime,
    tek başıma katıldım yüzbinlerin kafilelerine
    Böylece bütün taşlamalar da bitti:
    Bütün „HAC MENASIKI=İbadetler“ sona erdi
    Ve sonunda kafileler, gruplar kuşlar gibi,
    Mübarek yerlere birer birer veda etti

    Dünyanın en büyük açık hava oteli kapandı,
    dünyanın en büyük açık hava çarşısı boşaldı
    Göçmen kuşlar gibi Hacılar yüzer, biner ayrıldı,
    kafalarda hatıralar ve yeni yıllara planlar kaldı
    Ve ben de yedi Nisan 1999 sabah saat yedide,
    uçtum bir Jumbo-Jet içinde dört yüz yolcu ile
    Altı saat sürdü uçuş, Cidde-den Düsseldorf şehrine,
    geldim, Allah-a sonsuz şükürler Köln-deki evime
    Sağ-salim kavuştum kızıma, oğluma ve eşime
    Dilerim Allah-tan Hac ziyaretini aile fertlerime
    Ve de bütün gitmeyenlere nasip ede !

    KÖLN, Nisan 1999


  3. 07.Ocak.2010, 09:56
    2
    İsrâ



    Hac anıları

    Beş Mart 1999 Cuma
    (Hicri: 17 Zilkade 1419 Senesi)

    Sabah namazından sonra
    Köln’den minibüsle çıktık yola,
    vardık üç saat sonra Frankfurt havaalanına
    Öğleye yakın uçtuk Suud Hava Yollarıyla:
    Önce bir saat Cenevre’de verdik mola,
    yüze yakın yeni yolcular bindi uçağa,
    ve oradan da kanatsız kuş gibi uçtuk Medine’ye,
    Medinet’ün-Nebi’ye (HzPeygambner’in Şehrine)
    Medinetü’l Münevvere’ye: (Aydınlık şehir Medine’ye),
    indik yedi saat sonra Medine Havaalanına,
    kazasız-belasız, şükürler olsun Allah’a

    Mescid-i Nebi (HzPeygamber’in Mescidi):
    Tam girerken Medine’ye geceyarısı,
    gözlerimi aldı mübarek Mekân’ın Cennet Şuası,
    on minareden sanki seller gibi nurlar akıyordu,
    elde olmadan insanın gözleri doluyordu

    Sübhanallah, sübhanallah! Sanki bir deniz o ışıklar!
    Sanki bütün dünyayı onlar aydınlatıyorlar
    Sübhanallah! Bunu anlatmaya yetmiyor kelimeler,
    Maşallah! Ne güzel Mescid’in var ya Rasulallah!

    Sübhanallah, Sübhanallah ve Maşaallah!
    Af Allah’tan, Şefaat senden ya Rasulallah

    Dört bir yanında duşlu tâharat yerleri
    Beşer katlı, hem de yürüyen merdivenli
    Hepsini saydım kadın-erkek ayrı, onbeş idi
    Temizliğin imandan geldiği böyle belli!

    Bern de geldim karşına ezile ezile,
    günahlarım belki afedile,
    o en son hesp gününde
    yalnız bana değil, tüm Ümmetine
    Şefaatini bizden esirgeme!
    Ya Ahmed Muhammed Mustafa!
    Şefaat et ki, hazırlanalım o büyük hesaba
    Ümmetin senden yardım umar
    Affolunsun diye günahlar
    Ve hesap günü “aklananlardan” olsunlar

    Elhamdülillah, eda ettik kırk vakit namaz vaktini:
    Susayınca içtik her köşedeki
    Fıçılardan mübarek “Zemzemi”,
    Onbinlerce (Kur’an-ı Mübin) süslemişti
    Mescid-ı Nebi’nin her köşesini
    Binlerce Müm’in ellerindeki Kur’an-ı Kerim’den
    Hatimler indirdi namazları eda etmeden
    Eda eyledik ayrıca tüm ziyaretleri,
    Gezdik ve gördük diğer mübarek yerleri
    Görmeye çalıştık Peygamberimizin ayak izlerini:
    Hicret esnasında ilk Cuma namazı eda ettiği
    (MESCİD-İ CUMA)’yı,
    Mescid-i Nebevi’nin doğusundaki
    (CENNET’ÜL BAKİ) Baki Kabristan’ı,
    Namaz esnasında Kâbe’ye döndüğü
    (MESCİD-İ KIBLETEYN)’i,
    Hnedek Savaşı bölgesindeki (MESCİD-İ SEB’A)’yı,
    Yedi Mescitleri,
    Uhut Savaşı meydanını ve tepelerini
    Ve orada yatan (UHUT ŞEHİTLERİ)’ni

    Buralar Senin Mekânların ya Muhammed!
    Allah’ım , bu ne heybet, bu ne güzellik, bu ne haşmet!
    Yüzbinler diziliyor saf-u saf, ediyorlar türbeni tavaf
    Maşaallah, Maşaallah ve Sübhanallah!
    Cennet gibi Mescidin var ya Rasulallah!

    Sübhanallah, Sübhanallah!
    Bu güzellikleri gören gözlerden
    Olduğum için Elhamdülillah!

    Alölahım! Ne güzel dizi dizi oluyor insanlar
    Afrikalı, Asyalı, Avrupalı, Amerikalılar,
    Esmerler, sarılar, beyazlar ve kapkaralar,
    Anlatmakla bitmiyor, yetmiyor sözler,
    Türlü türlü, yüzlerce çeşitli diller
    Gözkamaştırıcı, renk renk giysiler,
    ve de dünyanın her yerinden gelmişler,
    ama ibadette hepsi aynı duaları ederler
    Seni güzel Camiinde
    “RAVZA-İ MUTAHHARA’da,
    diziliyor insanlar Senden şefaat dilemek için
    Hepsi ayrı dilde, dilek iletiyorlar dualarla,
    ve dualarla birlikte getirdikleri selamlarla

    Ne güzel Mescidin var,
    Minarelerinden nurlar akar!

    Tövbe estağfirullah
    Şefaat Sen’den ya Rasulallah!
    Şefaat ya Nebiyyel evveline vel ahirin!
    Şefaat diler Sen’den Ümmetin

    Mescid-i Nebevi’ye Veda Zamanı:

    Medinet-ül Münevvere’de geçti günler su gibi
    Ve artık ayrılmak zamanı geldi-çattı şimdi:
    Allahaısmarladık ya Rasullah Sen’i,
    Şefaatinden mahrum etme Ümmetini!

    Onaltı Mart 1999 Salı
    (Hicri:28 Zilkade 1419 Senesi)

    Elveda ya Habiballah, ey Mescid-i Nebevi!
    Şefaatin korusun dünyada ve ahirette bizleri
    Şimdi çıkıyoruz Mekke-i Mükerreme’ye
    Doğru yola
    Allah bilir bu güzel Makam’ı
    bir daha görmek ne zaman nasip ola?
    Güzel ve nurlu Mescidinde namazlar eda ettik,
    her seferinde Allah’tan af, Sen’den şefaat diledik
    Eksiğiyle, yanlışıyla eda ettik namazlarımızı:
    Kabul eyleye Allah,
    biz zayıf kullarının naçizane dualarını

    Elveda ya Ahmed Muhammed Mustafa!
    Allah gelmeyi tekrar nasip ede buralara
    ve de henüz gelemeyen kullarına!
    Gelsinler de nurlu Mescidinde namaz kılsınlar,
    Şefaatine onlar da mazhar olsunlar
    Elveda derken şimdi „MESCİD-İ NEBİ“ye
    Temizlendik ve girdik „İHRAM“ içine

    Medine’nin on kilometre dışında
    „MİKAD MAHALLİ“nde
    „İHRAM“ namazını eda ettik grup halinde
    Yolumuz dörtyüzelli kilometre ,
    Akşam namazaını eda ettik yol üzerinde bir camide
    Tekbir, Telbiye ve Salavat getire getire,
    geldik altı saat sonra,
    gecenin yarısında ulaşabildik minibüsle
    O güzel „MEKKE-İ MÜKERREME“ye
    Beytullah’ın olduğu Saygıdeğer „MEKKE“ye
    Hzİbrahim’in yaptığı o güzel Ev’e
    „Esselâmüaleyküm!“ dedik
    „KÄBE“ye

    Önce kamaştı gözlerim,
    kör gibi oldum Camii’nin güzelliğinden
    Sonra tutuldu dillerim, dua edemedim,
    „BEYTULLAH“ın heybetinden

    Öyle birden çıkıverdi ki karşıma,
    tıpkı bir „NUR-U CİHAN“ gibi
    şıkları nüfuz etti, sardı her yerimi
    O an Cennetteymişim gibiydi sanki!
    Bir an olsun kendimi „MAHŞER“ gününde ayakta sandım
    Ayaklarım tutmadı, bir anda dondum kaldım, duygulandım
    SANA uygun kelime bulanmıyorum, anlatmaya;
    Affet beni, yakışmayan kelimeler söylüyorsan SANA
    ALLAH; ALLAH; KEBİR-ALLAH, nedir bu insan seli!
    Dönüyorlar KÄBE etrafında, sanki ezecekler birbirlerini,
    Sanki mahşer günü mahkemeye koşuşuyorlar,
    sırtlarında kefenleri
    Hepsinin tek dilde duaları, „günahları affolunsun“ tek arzuları

    UMRE
    Grup halinde niyet ettik „UMRE“ ibadetini yapmaya,
    ve de başladık arkasından „BEYTULLAH“ı tavaf etmeye,
    ve her dönüşümüzde duaları grup halinde okuduk,
    „BEYTULLAH“ın etrafında tam yedi defa döndük durduk
    Her dönüşte „HACER’ÜL ESVED“ köşesinde
    „Bismillah-Allah’ü Ekber“ dillerimizde
    Ve her „ŞAVT“ esnasında
    O güzel dualar çınladı havalarda
    Tavaf bittikten sonra „SA‘Y“ başladı:
    Dillerimizde dualar tekrarlandı,
    „MERVE VE SAFA“ yürüdük yedi kere,
    ve ibadetler bittikten sonra geldik evlerimize
    Tıraş ve temizlikten sonra „İHRAM“dan çıktık
    Elhamdülillah, „UMRE“yi de böylece eda ettik

    Bir başka seferinde yalnız başıma
    Niyet ettim „TAVAF“a;
    Daldım o yüzlerce kişilik kalabalığa,
    ne anam, ne babam, çocuklarım;
    ne de eşim, kimse yoktu yanımda
    İşte demekki Mahşer günü de tıpkı böyle,
    bugün gibi olacak:
    Herkes kendisinden sorumlu, ellerini havaya kaldıracak
    Zaman mefhumu kaybolmuş, şu anda saat, dakika, gün yok,
    herkes bir tek yere ulaşmak istiyor,
    ölüm-kalım savaşı yok
    Bütün insanlar dönüyorlar „BEYTULLAH“ın etrafında,
    HzPeygamberin de öptüğü Taş’a dokunma arzusuyla
    O, HACER-ÜL ESVED’ki Makam-ı Cennet,
    O’nu öpmeye çalışıyor Ümmet-i Muhammed
    Şu anda nur misali ışıklarla süslenmiş bir Mahşer günü,
    ama Mahşer gününde ışık olmayacak, karanlıktır belki
    Öylesine bir ortam ki, insan unutuyor zevkleri,
    tüm dünya dertlerini,
    insanlar kefenleriyle mezardan çıkmış gibi,
    bugün işte o hesap vakti sanki
    En azından üç kere güçlükle
    Dokunabildim „Rükn’i Yemani“ye
    Elhamdülillah kısmet oldu bana öpmek
    O mübarek köşeyi de

    ÇÜNKÜ, „BEYTULLAH’IN HER YANI
    MÜBAREKTİR“ bence!

    Çok istediysem de kalabalıktan yaklaşamadım
    „Hacer’ül Esved“ köşesine;
    Umud ediyorum ki bu da mümkün olur
    inşaallah bir başka sefere

    Yedi kere dönüp her seferinde
    „BİSMİLLAH ALLAH’Ü EKBER“ dedim,
    Her seferinde „HACER’ÜL ESVED“ köşesinde başladım
    Işığın etrafında dönen kelebeklere benzedim
    Işığın ateşinden yanmadım,
    ama her dönüşte herkes bencildi,
    ve hatta ezdik birbirimizi
    Tavaf bitince şimdi de Sa’y denen Mahşer’i yaşadık
    „MERVE ve SAFA“ tepeleri arasında HzHacer su aramıştı
    ve sanki o günlerdeki duygular ruhumuzu sarmıştı
    O’nun gibi iki tepe arasında yedi kere yürüdük,
    sanki biz de O’nun gibi su aradık ve susadık
    Sakatlar, yürüyemeyenler arabalarla, sallarla omuzlarda
    Taşındılar, sürüldüler onlar için yapılmış özel yollarda
    Diğerleri koşuştular, yürüdüler onlarla,
    dudaklarından düşmeyen dualarla
    İşte bu „SA’Y“ esnasımda, o mübarek zamanlarda,
    „CEBRAİL AS“ın ökçesinin altında,
    kaynamaya başlayan o mübarek suyun kaynağında
    Yüzümüzü yıkadık, „ZEMZEM“ suyu içtik kana kana
    Tavaf esnasında mini-miniler omuzlarda,
    tüm aile tavaf etmekte, hep bir arada
    Kimbilir ne zaman kısmet olur bir daha?
    Mini-miniler hatırlarlar bu günleri,
    yıllar geçip uzun ömürden sonra!

    ‚Beytullah“ın etrafında namaz esnasında
    mini-miniler bazan uykusuz ağlamakta,
    ayrıca kuş cıvıltıları da buna karışmakta,
    onlar da sanki ibadet etmekteler Allah’a

    Çıktım yukarı katlara uzaktan bu görmek için
    Bu Mahşer yerini,
    bu manzara öylesine büyüledi ki beni,
    sanki yeniden kefene girdim şimdi!

    Ayrıldım bu güzel Mekân’dan bu duygularla
    ve sonradan ben de daldım çarşılara,
    şimdi anladım ki;
    Geri dönmüşüm Mahşer’den sonra bu dünyaya
    Tıklım tıklım dolu dolu, ana-baba mahşer çarşılarda
    Alış-verişe öylesine dalmışlar ki;
    Az evvelki Mahşer’den eser kalmamış şimdi

    Düşmüşler insanlar yeme-içme derdine,
    inci-boncuk, hediye; gözler doymak bilmeye!
    Bu dünyadaki bu günlük yaşam, bu koşuşma,
    unutturuyormuş insana demek ki,
    o büyük hesap gününü, o hakiki Mahşer’i

    Ve „MAHBES’ÜL CİN‘=Şeytanın hapishanesi;
    Oturduğumuz mahallenin ismi
    Gitmek için bindik bir taksiye,
    „BEYTULLAH’ın önünde, taksinin içinde
    başladı bir arbede:

    Gerek şöför ve gerek yolcular „Beytullah“ı unuttular
    Bu gürültünün sonunda indirildi zorla tüm yolcular!
    Heyhat! Ne acı durum Ya Rabbi!
    Beş dakika evvel denemek için Mahşer’de değildik sanki!
    Zannederdim ki, insan Hacca gidince,
    o mübarek yerleri, Beytullah’ı ziyaret edince,
    değişir tepeden tırnağa, gönlünce, fikrince?
    Unutur zannederdim eskileri; yeniler kendini
    Aslında budur bütün insanların istekleri!
    Zira Mahşer’i yaşıyor insan o yerlerde,
    sanki bir an için buluyor kendini „HUZUR’U MAHŞER“de
    Herkes kendinden sorumlu, herkes kendi derdinde,
    günahlar, sevaplar tartılıyor sanki ol ilâhi terazide

    Allah’u Ekber! Sen Büyüksün, Affedicisin,
    Sen Ğafur-ur-Rahimsin ya Allah!
    Esselâmüaleyküm! Esselâmüaleyküm!
    Sen de kusurumuzu bağışla ya Ğafurallah!

    Ve böylece ibadetlerle geçti günler;
    Tavaflar, Sa’y-lar ve Umre’ler
    Ve „MEKKE-İ MÜKERREME“de ziyaretler:
    „RASULALLAH“ın doğduğu ev,
    Beytullah’ın karşısı,
    Vahy’in ilk geldiği „CEBEL’İN NUR“ Hira Dağı,
    Hicret esnasında HzAli, Rausallah’ın yatağında yattığında,
    Rasulallah, Hz Ebubekir ile saklanmıştı „SEVR“ mağarasında,
    HzAdem ile HzHavva buluşmuştu „ARAFAT‘ta“,
    ve Rasulallah „VEDA HUTBESİ’ni 632 yılında“
    yüzbinden fazla müslüman karşısında
    okumuştu bu mübarek „CEBEL’İR RAHME“ Mekânda

    Yirmibeş Mart 1999 Perşembe
    (hicri: 7 Zilhicce 1419 Senesi)

    HAC FARİZASI (Hac Görevi)

    Sabah saatlerinde yürümeye başladı onbinler,
    Arafat’a doğru çoluk-çocuk grup halinde hep beraber,
    öğleye kadar sürdü bu, yürüdüler yüzbinler,
    öğleden sonra kafileler oluşturdu otobüsler

    Akşama kadar aktı insanlar bir nehir, bir sel,
    onları sonradan takip etti otobüsler
    Dünyada bir tek bu, Hac’da görülmeye değer,
    dünyanın hiç bir yerinde böyle olmazmış meğer

    Ve biz de „İHRAM’a girdik kefen misali,
    Arafat’a taşındı yüzbinler, otobüs kervanı,
    görmek ister gibiydik HzAdem Aleyhisselam’ı
    olsun diye hepimize
    „Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa“ şefaati!
    O da okumuştu orada tüm insanlığa „VEDA HUTBESİ’ni

    Çadırlarda beraberce dua ve niyazlarla sabahladık,
    sanki o Mübareklerin zamanlarını yaşamayı arzuladık
    Ama bunların hepsi birer arzu, birer heves idi,
    bunların hepsi bu dünyada „MAHŞER“ denemesiydi

    Yirmialtı Mart 1999 Cuma (AREFE)
    (Hicri: 8 Zilhicce 1419 Senesi)
    Sabah uyanınca anladım,
    çadır şehri olmuştu Arafat, şimdi farkına vardım,
    gözünün alabildiğine onbinlerce çadır vardı,
    burası sanki dünyadan uzak bir Mekândı
    Onbinlerce çadır, yüzbinlerce Müslüman,
    burada toplanmışlardı dünyanın her yanından
    Konuşsalar da her türlü lisanları,
    el-yüz işaretiyle yine de anlaşıyorlardı

    Ve bu Mahşer’ler devam etti, işte bugün Arefe!
    Bu sene de tam mübarek bir CUMA gününde!
    „HACC’ÜL EKBER“ Büyük Hac
    ne mutlu bini da idrak edenlere!
    Gün boyunca hoparlörlerden dini program dinledik,
    gün boyunca huşu içinde ikindiyi bekledik,
    „MESKUN“ yer olmadığı için
    „CUMA NAMAZI“ kılmadık:
    (CEM-i Takdim) Öğle ve ikindiyi beraber kıldık,
    Güneş batınca yine yüzbinler yollara döküldük,
    bazıları yürüyerek, bazılarımız otobüslere bindik,
    akşam namazından sonra „MÜZDELİFE“ye indik
    Orada da (CEM’i Tehir) akşam ve yatsıyı beraber eda ettik
    Uçsuz, bucaksız bomboş bir meydan iken
    „M Ü Z D E L İ F E“
    gece yarısından sonra döndü Mahşere’e
    Her gelen kafile hemen namazlarını kıldı,
    yine bu Mahşer’de öncekilerle benzerlik vardı:
    Yüzbinler dizildiler yan yana, diz dize !
    Evet, hadislere göre Mahşer olmalıydı böyle
    Yüzbinler kefenlerle idi her yerde böylesine,
    ay ışığında ihramlı insanlar
    kar gibi serpilmişti tepelere
    Sık sık megafonlardan sesler geliyordu,
    kaybolanlar birbirlerini arıyordu
    Mahşer’de de tanımayacaktı zaten kimse kimseyi,
    Evet, burası da dünyadaki bir Mahşer di

    Yirmiyedi Mart 1999 Cumartesi
    KURBAN BAYRAMI BİRİNCİ GÜN
    (Hirci: 9 Zilhicce 1419 Senesi)
    Ve geceyarısından sonra yaklaşırken sabaha
    Tekbir ve salavat ile çıktık „MİNA“ ya yola

    Yine „MESKUN“ yer olmadığı için
    „BAYRAM NAMAZAI“ kılınmadı
    Tam gün kaldık bu kez çadırlarda, hepsi klimalı,
    Eda edildi böylece sabah, öğle ve ikindi namazları
    Ve bütün Hacılar başladık bayramlaşmaya
    Ne mutlu bu günleri tekrar yaşayacaklara!
    Şeytanları taşlamak düşüncesi ile kafalarda,
    ceplerimizde yedişer taş, büyük şeytan ilk fırsatta
    Öğleden sonra saat dörtte yine düştük yollara
    Bazan kafilellerle yan yana, arka arkaya,
    ve yukarı kata çıktık diğer kafilelerle birlikte,
    „BİSMİLLAH, ALLAH-Ü EKBER“ bütün dillerde
    Küçük ve ortancayı geçtik, sıra şeytanın büyüğünde,
    sembolik olarak yedi taş attık, şeytanın kör gözüne
    Hz İsmail de şeytanın gözünü kör etmişti,
    Allah tan sanki ona kuvvet gelmişti
    Kör edelim nefsimizi, yenelim şeytanın kuvvetini,
    Allah ım bol bol ihsan et bize hidayetini!
    Aslında şeytana değil, içimizdeki şeytana,
    kurtulmak ve son vermek için günahlar
    Yedi taş atmakla her kötülük son bulsa
    Oh! Ne mutlu bize, Elhamdülillah Yaradan a!
    Hemen grup halinde açtık hasırlarımızı,
    eda ettik imam ile oracıkta akşam namazımızı
    Ve sonra eve doğru çıktık, üstü kapalı yolda,
    dünyanın her yerinden insanlar yerlerde yatmakta
    Hem yiyip içiyor, yatıyorlar kenar yerlerde,
    hem yemekler hazırlayıp satıyorlardı önlerinde
    Kilometreler boyu uzundu açık hava oteli,
    kilometrelerce uzundu dünyanın en uzun çarşısı;
    Sağlı-sollu kaplamışlardı yolun her iki yanını,
    gördüğüm kadar hiç birisinin yoktu derdi, tasası
    Çinlisi, Malezyalısı, Hindistanlısı, Pakistanlısı,
    Sudanlısı, Fas-Tunus-Cezayirliai, Libyalısı
    Herhalde bulamamışlar belli ki bir otel odası,
    güzel gelmişti Mübarek Şehir in açık havası

    Yirmisekiz Mart 1999 Pazar
    KURBAN BAYRAMI İKİNCİ GÜN
    (Hicri: Zilhicce 1419 Senesi)
    Sabah namazını Beytullah ın etrafında kıldık,
    Mübarek Makam-da „VEDA TAVAF“ ını eda ettik
    Sonra da Sa-y için „MERVE“ ve „SAFA“ da gezdik
    Ve böylece „BEYTULLAH=ALLAH İN EVİ“ ne veda ettik
    Elhamdülillah „HAC FARİZASINI“ eda ettik

    Yirmidokuz Mart 1999 Pazartesi
    KURBAN BAYRAMI ÜÇÜNCÜ GÜN
    (Hicri: 11 Zilhicce 1419 Senesi)
    Ve üçüncü gün değişmeyen manzara:
    Çünkü dünyanın en büyük açık hava oteli bedava
    Bugün de hepsi birden üç şeytan taşlanacak,
    yüzbinler yine her üç şeytana yedişer taş atacak
    Yine sabahtan giderken taşlamaya yüzbinler,
    birbirleriyle selamlaştı taşlamaktan dönenler
    Sabah giden otobüsler uzun konvoylar oluşturdu,
    ve trafik binlerce otobüs ve minibüsle tıkandı

    Otuz Mart 1999 Salı
    KURBAN BAYRAMI DÖRDÜNCÜ GÜN
    (Hicri: 12 Zilhicce 1419 Senesi)
    Akşam namazından sonra yine,
    son kez olarak her üç şeytanın gözüne,
    yedişer taş atmak için kendi kendime,
    tek başıma katıldım yüzbinlerin kafilelerine
    Böylece bütün taşlamalar da bitti:
    Bütün „HAC MENASIKI=İbadetler“ sona erdi
    Ve sonunda kafileler, gruplar kuşlar gibi,
    Mübarek yerlere birer birer veda etti

    Dünyanın en büyük açık hava oteli kapandı,
    dünyanın en büyük açık hava çarşısı boşaldı
    Göçmen kuşlar gibi Hacılar yüzer, biner ayrıldı,
    kafalarda hatıralar ve yeni yıllara planlar kaldı
    Ve ben de yedi Nisan 1999 sabah saat yedide,
    uçtum bir Jumbo-Jet içinde dört yüz yolcu ile
    Altı saat sürdü uçuş, Cidde-den Düsseldorf şehrine,
    geldim, Allah-a sonsuz şükürler Köln-deki evime
    Sağ-salim kavuştum kızıma, oğluma ve eşime
    Dilerim Allah-tan Hac ziyaretini aile fertlerime
    Ve de bütün gitmeyenlere nasip ede !

    KÖLN, Nisan 1999





+ Yorum Gönder