Konusunu Oylayın.: Eşin Zevcesine Kötü Davranması

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Eşin Zevcesine Kötü Davranması
  1. 23.Aralık.2009, 12:11
    1
    Misafir

    Eşin Zevcesine Kötü Davranması

  2. 13.Haziran.2013, 15:29
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Eşin Zevcesine Kötü Davranması




    İslâm, milletin varlığını teşkil eden âile hayatının mesut ve huzurlu olması için, gerçek ve keskin hükümler beyan etmiştir. Bir milletin huzûru, terakkî ve teâlisi, o milletin bireylerini teşkil eden âile ocaklarının huzur ve saâdetine bağlıdır. Binaenaleyh, âilenin çatısını teşkil eden ev reisi erkek ile medeniyet ve terakkinin tamamlayıcı unsuru ve erkeğin felâketini önlemeye sebep olan ev hanımı olan kadındır.

    Aile bireyleri olan karı ile kocanın geçimsizlik yapmamaları ve birbirlerine sevgili ve saygılı olarak yaşamaları için şu hususlara riayet etmeleri şarttır:

    1. Kadın, erkeği âile ve ev reisi olarak tanınması ve bilimesi lâzımdır. Bu bir dinî, ahlâkî ve ilâhî hükümdür. Binaenaleyh helâl ve doğru olan her emrine itâat etmesi lâzımdır.
    2. Kadın ve erkeğin huy ve tabîatlarında birbirlerini anlaması ve anlaşması lâzımdır.
    3. Fikir ve ahlâk bakımından birbirlerine saygı ve hürmet etmelidirler. Yani ev işlerinde ve emsali şeylerde istişâre ve fikir teatisinde, birbirinin fikrine iltifat ederek değer vermelidirler.
    4. Kadın ve erkek, her iki taraf da birbirbirinin haklarına riayet etmesi lâzımdır.
    5. Erkek île kadın, müşterek veya her birinin kendisine has vazifelerine riâyet etmeli ve birbirinin vazîfesini küçümsememeleri lâzımdır. Her ikisi de birbirinin vazifelerinde yardımlaşmaları veya vazifelerini takdir etmelidirler.

    Meselâ; erkek, devamlı hayatta ve mematta lâzım olacak evin ihtiyacını, âilenin nafakasını, mehrini ve her türlü ihtiyaçları karşılamak için çeşitli vazife ve iş görmektedir. İşyerinden, dükkânından dairesinden, câmisinden, cemaatinden ve sair vazifelerinden evine geldiği zaman, karısı güler yüzle, tatlı dille ve en güzel saygı ve sevgi ile taltif etmesi ve gereken hizmetinde bulunması lâzımdır.

    Kadın da, kocası gittiği zaman onun evini, çocuklarını bekliyor, yemeğini yapıyor, cinsi arzusunu tatmin ediyor ve erkeklerin yapamayacağı pek çok vazifeleri görmektedir. Kadının, bu ve benzeri vazifelerini de erkeğin takdir etmesi ve iyi muâmele yapması lâzımdır.

    Binâenaleyh, şuurlu ve îmanlı olan her erkek ve kadın, birbirlerini kötülemek değil, son derece birbirlerine ve yaptıkları vazifelere saygı gösterirler. Böylece karşılıklı sevgi, saygı ve takdirle mesut bir âile yuvasında yaşarlar.

    Ailenin yönetimi genel olarak erkeğe yüklenmiştir.

    "Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdır. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar …" (Nisâ, 4/34)

    anlamındaki âyet ve

    "Erkek aile fertlerinin yöneticisidir." (Buhârî, Nikâh, 81. VI/46; Müslim, İmare, 20. II/1459; Ebû Dâvud, İmare, 1. III/342-343. no. 2928. Tirmizî, Cihad, 27. IV/208. No: 1705)

    anlamındaki hadis, ailenin yönetiminin erkeğe ait olduğunu ifade etmektedir. Erkeğin, aile kurumunu yönetmekten aciz olması veya başka nedenlerle ailenin yönetimini kadın üstlenir.

    "Kadın; eşinin, evinin ve çocuklarının yöneticisidir." (Buhârî, Nikah, 81. VI/146. Müslim, İmâre, 20. II/1459. Tirmizî, Cihad, 27. IV/208. No: 1705)

    anlamındaki hadiste ifade edildiği üzere, kadının da aile içinde yönetim sorumluluğu vardır.

    Eşi ile iyi geçinmek ve ona yumuşak davranmak

    "Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur." (Nisâ, 4/19)

    anlamındaki âyet, eşlerle iyi geçinilmesini ifade etmektedir. Hatta aile reisi, evliliğin sağlıklı olarak devamı ve huzuru için eşine karşı şefkatli ve merhametli, güler yüzlü ve yumuşak davranmak, kaba ve kırıcı olmamak durumundadır.

    Ev halkını selamlamak

    Yüce Allah, Nur suresinin 27. âyetinde müminlere başkalarının evlerine izin aldıktan sonra selam vererek girmelerini emrettiği gibi 61. âyette de kendi evlerine girince selam vermelerini emretmektedir:

    "… Evlere girdiğiniz zaman birbirinize Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak selam verin…" (Nur, 24/61)

    Selamlaşmak Allah ve Peygamber (asm)'inin müminlere bir tavsiyesidir.

    Ev halkına güzel söz söylemek

    "Güzel söz"den maksat; yalan, aldatma ve kırıcı olmayan yapıcı, doğru ve gönül alıcı söz söylemektir. Yüce Allah Kur’ân’da müminlerin doğru sözlü olmalarını (Ahzab, 70) istemekte ve kötü sözlerin açıktan söylenmesini sevmediğini bildirmektedir:

    "Allah zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıktan söylenmesini sevmez…" (Nisâ, 4/48)

    Sorunları büyütmemek ve dargın durmamak

    Aile fertleri arasında zaman zaman bir takım sorunlar ve tartışmalar çıkabilir. Bunu olağan karşılayıp büyütmemek, işi kavgaya götürmemek ve dargın durmamak, dinimizin istediği bir davranıştır. Peygamberimizin (a.s.m),

    "Müslümanın, mümin kardeşi ile üç günden fazla dargın durması helâl olmaz." (Tirmizî, Birr, 24. III/329. No: 1935)

    anlamındaki hadisi bırakın aile fertlerini, Müslümanların birbirleriyle dargın durmamaları gerektiğini ifade etmektedir.

    İşlerini aile fertleriyle istişare etmek

    Her seviyede işlerin, istişare ederek karara bağlanıp yürürlüğe konulması Allah’ın emridir. Bu husus,

    "(Ey Peygamberim!) … İş konusunda onlarla (müminlerle) müşavere et…" (Al-i İmrân, 3/159)

    anlamındaki âyetinden açıkça anlaşılmaktadır. Şûrâ suresinin 36-43. âyetlerinde Allah’ın övdüğü insanların nitelikleri arasında "işleri aralarında danışma ile olanlar" da sayılmaktadır. Talak suresinin 6. âyetinde eşler arasındaki sorunlar ile ilgili olarak, "…Aranızda iyilikle/güzellikle danışıp görüşün/konuşup anlaşın ..." denilmektedir.

    Kusurları affetmek

    İnsanlar, istemeseler de kusur işleyebilirler. Kusurları affedebilmek olgunluğun göstergesidir. Yüce Allah, Âl-i İmrân suresinin 133. âyetinde cennetin muttakîler için hazırlandığını bildirdikten sonra 134-135. âyetlerde muttakîlerin niteliklerini saymıştır. Bu niteliklerden biri de onların "…öfkelerini yenenler ve insanları affedenler …" olmalarıdır. Allah, bu kimseleri "muhsinler" olarak niteleyip onları sevdiğini ve onları bağışlayacağını ve cennete koyacağını bildirmektedir.

    Eşini kötülememek ve dövmemek

    Erkeklerin; eşlerini yermemeleri ve onlara şiddet uygulamamaları, evlilik kurumunun sağlıklı ve mutlu olarak devam etmesi için önemli bir husustur. Sahabeden Muâviye el-Kuşeyrî anlatıyor: Resûlüllaha gittim ve ona dedim ki:

    "(Ey Allah’ın Elçisi!) Kadınlar hakkında ne tavsiyede bulunursunuz?" O da;

    "Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onlara vurmayın ve onları kötülemeyin." buyurdu. (Ebû Dâvûd, Nikâh, 42 II, 607. No: 2144. İbn Hıbbân, Nikah, IX, 482. No: 4175)

    "Mü’minlerin iman bakımından en mükemmel olanları, ahlâkı en güzel olanlarıdır. Sizin hayırlınız kadınlarına/eşlerine en hayırlı olanlarıdır." (İbn Hıbbân, Nikah, IX, 483. No: 4176. Tirmizî, Rada, 11.III, 466. No: 1162. Buhârî, Edeb, 112. Ahmed, II, 250)

    "Sizin hayırlınız, eşi ve aile fertlerine hayırlı olanınızıdır. Ben sizin, eşi ve aile fertlerine en hayırlı olanınızım." (İbn Hıbbân, Nikah, IX, 484. No. 4177)

    anlamındaki hadisler de erkeklerin, eşlerine iyi davranmalarını ve onlara şiddet uygulamamalarını öngörmekte ve eşlere iyi ve yumuşak davranmayı iman ve ahlâk ile irtibatlandırarak tekit etmektedir. Veda hutbesinde konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

    "Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz, kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz…" (Müslim,Hac, 147. I, 889-890. Ebû Dâvûd, Hac, 57. II, 462. No: 1905)

    KADININ SORUMLULUK VE GÖREVLERİ

    Eşine iyi davranması, saygılı olması

    Karşılıklı olarak eşlerin birbirlerine saygılı olmaları esastır. Kadının, eşinin meşru isteklerini makul ve olumlu karşılaması gerekir. Bu, Allah ve Peygamberin isteğidir. Allah iyi / saliha kadınları, iffetini koruma ve itaatkâr olma ile övmektedir:

    "…İyi / saliha kadınlar itaâtkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da gaybı (namusu, eşinin malı-mülkünü ve haklarını) korurlar …" (Ebû Dâvûd, Nikâh, 41. II, 605. İbn Hıbbân, Nikah, IX, 470. No: 4162)

    Kadın, eşinin Allah’a isyan olan isteklerine uymaz. (Buhârî, Nikah, 4. VI, 153)

    "…İnsana günah olan bir şeyi yapması emredildiği zaman, bu emir dinlenmez ve o kişiye itaat edilmez." (Buhârî, Ahkâm, 4. VIII/106) ve

    "İtaat ancak dine ve akla uygun olan (ma’ruf) şeylerde olur." (Buhârî, Ahkâm, 4. VIII/106)

    Güler yüzlü davranması, iyilik ve hizmetlerine teşekkür etmesi

    Hoşgörülü ve güler yüzlü olmak, iyilikler karşısında müteşekkir olmak insanın temel görevidir. Peygamberimiz (a.s.m),

    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.", (Tirmizî, Birr, 35.IV/339. No: 1954-1955. Ahmed, IV/298)

    "Aza teşekkür etmeyen, çoğa da teşekkür etmez." (Ahmed, II/370)

    sözleriyle, bu genel ilkeye işaret etmiştir. Kadının, eşine teşekkürü için şöyle demektedir:

    "Eşine teşekkür etmeyen kadına, Yüce Allah itibar etmez (merhamet nazarıyla bakmaz). Kadın, eşinden müstağnî olamaz." (Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, Uşretü’n-Nisâi, 58. V/354. No: 9135)

    Peygamberimizin(asm) eşi Hz. Aişe (ra);

    "Rasûlüllah’a ‘kadının üzerinde en büyük kimin hakkı vardır.’ diye sordum, ‘Eşinin hakkı vardır.’ diye cevap verdi."…demiştir. (Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, Uşretü’n-Nisâi, 63. V, 363. No: 9198)

    Kadının, eşini hoşnut etmesi ile ilgili olan şu hadisler dikkat çekicidir:

    "Eşi kendisinden razı olarak ölen mü’min kadın cennete girer." (Tirmizi, Rada’, 10. III/466. No: 1161. İbn Mâce, Nikâh, 4. I/595. No: 1854)

    "Kadın beş vakit namazını kıldığı, Ramazan orucunu tuttuğu, ırzını koruduğu ve eşine itaat ettiği zaman, hangi kapısından isterse cennete girer." (İbn Hıbbân, Kitâbü’n-Nikâh, No: 4163. IX/471)

    Şunu baştan kabullenelim; aile içinde karı-kocanın şu ya da bu sebeple birbirine dargın olduğu, konuşmadığı, ayrı yerlerde geceledikleri zamanlar olabilir. Haklı ya da haksız gerekçelerle girilen bu süreç eğer çabuk hall u fasl edilmezse, düzen İslami değerleri benimsemiş ailenin uyması gerekli olan minimum standartlara göre yeni baştan kurulmazsa, hele bu sürecin uzaması veya sık tekrarı dolayısıyla ailenin hayat modeli, yaşam şekli bu olursa, böyle bir ailede problemler hiçbir zaman bitmez.

    Zaman zaman hanımıyla zıtlaşmalar, ters düşmeler oluyormuş. Bu yüzden huzuru kaçık, rahatı bozukmuş. Basit de olsa bu kadarcık bir zıtlaşma bile bu işin sonunun gelmeyeceği kanaatine götürüyormuş kendisini. Sorusunda:

    "Ne diyorsunuz bu zıtlaşmamıza? Bu hayat yürümez mi, işi bitirmeye yönelmeli miyim?"

    diye de ilave ediyor. Ben böyle kimselere biraz da ibretle, hayretle bakıyor, henüz hayatı bilmeyen acemiler olarak nazar ediyorum. Sen tanımadığın birinin evinde dünyaya gelip büyümüş biriyle müşterek bir hayat yaşamaya başlayacaksın. Sonra da tümüyle aynılık bekleyecek, basit de olsa bir zıtlaşma ve ters düşmeyi, normal kabul etmeyeceksin, olur mu böyle hayali bir evlilik, böyle anlayış? Böyle insan tipi?..

    Hayalperest olmamak lazımdır. Sen hanımınla, hanımın da yer yer seninle zıt düşebilir, farklı anlayış ve düşüncede olabilirsiniz. Bunlar geçimsizlik sebebi olamaz. Büyütülüp de huzursuzluk icabı sayılamaz.

    Hangi babanın öz evlatları arasında görülmüş biribiriyle tamı tamına aynı olmak, farklı düşünce ve tavırların sahibi olmamak. Var mı böyle öz kardeşlerin arasında tıpkılık, aynılık, farksızlık? Kardeşler arasında bile farklılık mevcut değil mi? Aynı babanın, ananın çocukları arasında bulunan farklılık, başka ana babanın çocukları arasında neden bulunmasın? Bulununca neden bir geçimsizlik sebebi olarak görülüp kötülük işareti şeklinde değerlendirilsin?

    Karı koca demek, iki tane ağaçtan yapılmış manken insan gibi birbirinden farksız olmak demek değildir. Mesele, temel mefhumlarda ayrı olmamak, İslâm’ın esas konularında zıt düşmemektedir. Bunlarda bile farklılık olsa işi zamana bırakıp, düzeltmeye yönelmek gerekir.

    İnsanın kalbini, gönlünü gerçeğe çevirme selahiyeti yalnız kendi elinde olan Allah’a havale etmelidir.

    Rabbimiz Rasul'üne (sav) bile şöyle buyurmuştur:

    "Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah’tır istediğini hidayete erdiren, gerçeğe döndüren."(Kasas, 28/56)

    Sözün burasında insanlığa örnek aile hayatı yaşamış olan Efendimiz (sav)’den bir misal arz edeyim de görün aile içinde ne gibi olaylar olabilir, ne türlü de düzeltme yoluna gidilir. Olayı Buhari’den özetleyeceğim:

    Efendimiz Hazretleri kızı Fatıma’nın evine girdiğinde damadı Ali’nin bulunmadığını görünce soruyor. Cevap:

    – Ali ile bir konuda biraz tartıştık. O da küsüp gitti, nerede olduğunu bilemiyorum.

    Efendimiz (sav) üzülerek yanında bulunan Sehl bin Sad’a emir verir:

    – Git Ali’yi bul. Nerede olduğunu bana bildir.

    Az sonra gelen Sehl bin Sad:

    – Ya Rasûlallah, Ali mescitte toprak üzerine uzanmış uyuyor, der.

    Efendimiz (sav) hemen mescide gider, uzanmış halde toz toprağa bulanmış vaziyette görünen Hz. Ali’ye şöyle seslenir:

    – Kalk ya Eba Tûrab!..

    Bu sesleniş üzerine uyanıp baktığında başı ucunda Rasûlullah’ı (sav) gören Hz. Ali (ra) hemen fırlayıp ayağa kalkar. Efendimiz (sav) şefkatle elinden tutar, evine getirir ve birlikte otururlar. Şuradan buradan sohbetle arayı bulup küslüğü giderir, tam bir sevgi saygı ortamı meydana getirdikten sonra kalkıp gider.

    Bu sırada Rasûlullah’ın mübarek yüzündeki sevinci gören sahabi sorar:

    – Ya Rasûlallah, sizi çok sevinçli görmekteyiz.

    Şöyle cevap verir:

    – Nasıl sevinmeyeyim? Çok sevdiğim iki kişinin arasını bulmaya muvaffak oldum. Bu sevinilecek bir olay.

    Hanımlarla beylere bu olay bir şeyler fısıldamış olmalı, benim bir şey ilave etmeme ihtiyaç duyulmamalıdır.

    Zira Hazret-i Ali ile Hazret-i Fatıma da aile içi nazlanmalara maruz kalabiliyor; ama işi uzatmayıp düzeltmeye yöneliyorlar. Bize ne oluyor sanki? Yoksa -haşa- biz onlardan daha mı ileriyiz?

    AİLENİN VAZGEÇİLMEZ ŞARTI, NİÇİN SABIRDIR?

    Arzulanan aile hayatı odur ki, hanımla bey ortak düşüncede ve anlayışta olsunlar, verecekleri kararlarını ortak olarak versinler, ‘evet’lerini, ‘hayır'larını birlikte tespit etsinler.

    Ancak bu, bir idealdir; idealler her zaman vaki ve mümkün olmamaktadır. Ya bey ya da hanım tarafında farklı mizaç, kültür ve beğeniler söz konusu oluyor, bazen ortak noktayı da bulamadıkları görülüyor; bu defa birinin isteğine ötekinin evet demesi, anlayış göstererek aile hayatını sürdürmesi söz konusu olabiliyor.

    İşte burada sabır devreye giriyor. Zaten ben de bugün sabırdan söz etmek istiyorum sizlere.

    Gerçekten de aile hayatında sabrın yeri küçümsenemez. Hatta denebilir ki sabırsız aile hayatı olamaz, olursa mutlaka birilerinin öfkesi, hiddeti, şiddeti havayı gerginleştirir, Bu da zor bir hayat olur. Bundan dolayı Efendimiz (sav), aile hayatında sabra dikkat çekmiş, fevkalâde özel ve güzel değerlendirmeler nazara vermiştir. Şöyle ki:

    Sabır her yerde güzeldir; ama aile hayatında daha güzeldir. Çünkü aile hayatındaki sabır sahibini cennete götürmekle kalmaz, sabrın derinlik ve şiddetine göre de cennetteki makamları da yüceltir, hatta cennet hanımlarının ablası, ağabeyi makamına bile yükseltebilir.

    Daha da ilerisi, sabır, erkeği Eyyüb aleyhisselam’ın sabrının sevabına ulaştırabileceği gibi; hanımı da Asiye validemizin sabır sevabına kavuşturabilir.

    Efendimiz (sav)’in bu konudaki hadis-i şerifini İmam-ı Gazali Hazretleri, Mükaşefe'sinde şöyle nakletmektedir:

    – Kim hanımının uyumsuzluğuna sabrederse (sabrın zorluk ve şiddetine göre) Allah o beye Eyyüb aleyhisselam’ın sabrına verdiği mükafat gibi mükafatlar verebilir. Kim de beyinin uyumsuzluğuna sabrederse (yine sabrın şiddet ve zorluğuna göre) Allah Teala o hanıma da Firavun’un hanımı Asiye’nin sabrına verdiği sevap gibi sevap verebilir.

    Evet, aile içindeki taraflara sabrın kazandırdığı uhrevi derece ve mükafatlar böyledir. Zaten sabrın bu türlü sevabını düşünüp de sabredenler, derhal evde güzel bir havanın esmesine de sebep olurlar, kendilerini sabra zorlayan olumsuzluklar da bu sebeple azalır, hatta zaman içinde de yok bile olabilir. Ahiretten önce dünyada sabrın karşılığını alırlar.

    İmam–ı Gazali bu hadisi naklettikten sonra taraflara oldukça ikaz edici bir not daha ilave etmekte ve demektedir ki:

    Bu niçin böyle? Allahü Azimüşşan yuvanın yıkılmasını değil, devamını istiyor da ondan. O yüzden evliliğin devamını sağlayacak beylere Eyyüb aleyhisselam, hanımlara da Asiye validemizin sevabını vaat ediyor.

    Sözü uzatmamak için diyebiliriz ki:

    – Ailede ideal olan, tarafların konuşarak, anlaşarak kararlarını ortak vermeleridir. Ancak idealler her zaman vaki ve mümkün olmamaktadır. Geriye sabır kalıyor. Sabrı tercih edenlerin asla pişman olmayacakları, hatta ahretteki mükafatlarını görünce "keşke daha da sabırlı davransaydık"* diyecekleri de hatırlatılıyor.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    *



  3. 13.Haziran.2013, 15:29
    2
    Moderatör



    İslâm, milletin varlığını teşkil eden âile hayatının mesut ve huzurlu olması için, gerçek ve keskin hükümler beyan etmiştir. Bir milletin huzûru, terakkî ve teâlisi, o milletin bireylerini teşkil eden âile ocaklarının huzur ve saâdetine bağlıdır. Binaenaleyh, âilenin çatısını teşkil eden ev reisi erkek ile medeniyet ve terakkinin tamamlayıcı unsuru ve erkeğin felâketini önlemeye sebep olan ev hanımı olan kadındır.

    Aile bireyleri olan karı ile kocanın geçimsizlik yapmamaları ve birbirlerine sevgili ve saygılı olarak yaşamaları için şu hususlara riayet etmeleri şarttır:

    1. Kadın, erkeği âile ve ev reisi olarak tanınması ve bilimesi lâzımdır. Bu bir dinî, ahlâkî ve ilâhî hükümdür. Binaenaleyh helâl ve doğru olan her emrine itâat etmesi lâzımdır.
    2. Kadın ve erkeğin huy ve tabîatlarında birbirlerini anlaması ve anlaşması lâzımdır.
    3. Fikir ve ahlâk bakımından birbirlerine saygı ve hürmet etmelidirler. Yani ev işlerinde ve emsali şeylerde istişâre ve fikir teatisinde, birbirinin fikrine iltifat ederek değer vermelidirler.
    4. Kadın ve erkek, her iki taraf da birbirbirinin haklarına riayet etmesi lâzımdır.
    5. Erkek île kadın, müşterek veya her birinin kendisine has vazifelerine riâyet etmeli ve birbirinin vazîfesini küçümsememeleri lâzımdır. Her ikisi de birbirinin vazifelerinde yardımlaşmaları veya vazifelerini takdir etmelidirler.

    Meselâ; erkek, devamlı hayatta ve mematta lâzım olacak evin ihtiyacını, âilenin nafakasını, mehrini ve her türlü ihtiyaçları karşılamak için çeşitli vazife ve iş görmektedir. İşyerinden, dükkânından dairesinden, câmisinden, cemaatinden ve sair vazifelerinden evine geldiği zaman, karısı güler yüzle, tatlı dille ve en güzel saygı ve sevgi ile taltif etmesi ve gereken hizmetinde bulunması lâzımdır.

    Kadın da, kocası gittiği zaman onun evini, çocuklarını bekliyor, yemeğini yapıyor, cinsi arzusunu tatmin ediyor ve erkeklerin yapamayacağı pek çok vazifeleri görmektedir. Kadının, bu ve benzeri vazifelerini de erkeğin takdir etmesi ve iyi muâmele yapması lâzımdır.

    Binâenaleyh, şuurlu ve îmanlı olan her erkek ve kadın, birbirlerini kötülemek değil, son derece birbirlerine ve yaptıkları vazifelere saygı gösterirler. Böylece karşılıklı sevgi, saygı ve takdirle mesut bir âile yuvasında yaşarlar.

    Ailenin yönetimi genel olarak erkeğe yüklenmiştir.

    "Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdır. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar …" (Nisâ, 4/34)

    anlamındaki âyet ve

    "Erkek aile fertlerinin yöneticisidir." (Buhârî, Nikâh, 81. VI/46; Müslim, İmare, 20. II/1459; Ebû Dâvud, İmare, 1. III/342-343. no. 2928. Tirmizî, Cihad, 27. IV/208. No: 1705)

    anlamındaki hadis, ailenin yönetiminin erkeğe ait olduğunu ifade etmektedir. Erkeğin, aile kurumunu yönetmekten aciz olması veya başka nedenlerle ailenin yönetimini kadın üstlenir.

    "Kadın; eşinin, evinin ve çocuklarının yöneticisidir." (Buhârî, Nikah, 81. VI/146. Müslim, İmâre, 20. II/1459. Tirmizî, Cihad, 27. IV/208. No: 1705)

    anlamındaki hadiste ifade edildiği üzere, kadının da aile içinde yönetim sorumluluğu vardır.

    Eşi ile iyi geçinmek ve ona yumuşak davranmak

    "Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur." (Nisâ, 4/19)

    anlamındaki âyet, eşlerle iyi geçinilmesini ifade etmektedir. Hatta aile reisi, evliliğin sağlıklı olarak devamı ve huzuru için eşine karşı şefkatli ve merhametli, güler yüzlü ve yumuşak davranmak, kaba ve kırıcı olmamak durumundadır.

    Ev halkını selamlamak

    Yüce Allah, Nur suresinin 27. âyetinde müminlere başkalarının evlerine izin aldıktan sonra selam vererek girmelerini emrettiği gibi 61. âyette de kendi evlerine girince selam vermelerini emretmektedir:

    "… Evlere girdiğiniz zaman birbirinize Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak selam verin…" (Nur, 24/61)

    Selamlaşmak Allah ve Peygamber (asm)'inin müminlere bir tavsiyesidir.

    Ev halkına güzel söz söylemek

    "Güzel söz"den maksat; yalan, aldatma ve kırıcı olmayan yapıcı, doğru ve gönül alıcı söz söylemektir. Yüce Allah Kur’ân’da müminlerin doğru sözlü olmalarını (Ahzab, 70) istemekte ve kötü sözlerin açıktan söylenmesini sevmediğini bildirmektedir:

    "Allah zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıktan söylenmesini sevmez…" (Nisâ, 4/48)

    Sorunları büyütmemek ve dargın durmamak

    Aile fertleri arasında zaman zaman bir takım sorunlar ve tartışmalar çıkabilir. Bunu olağan karşılayıp büyütmemek, işi kavgaya götürmemek ve dargın durmamak, dinimizin istediği bir davranıştır. Peygamberimizin (a.s.m),

    "Müslümanın, mümin kardeşi ile üç günden fazla dargın durması helâl olmaz." (Tirmizî, Birr, 24. III/329. No: 1935)

    anlamındaki hadisi bırakın aile fertlerini, Müslümanların birbirleriyle dargın durmamaları gerektiğini ifade etmektedir.

    İşlerini aile fertleriyle istişare etmek

    Her seviyede işlerin, istişare ederek karara bağlanıp yürürlüğe konulması Allah’ın emridir. Bu husus,

    "(Ey Peygamberim!) … İş konusunda onlarla (müminlerle) müşavere et…" (Al-i İmrân, 3/159)

    anlamındaki âyetinden açıkça anlaşılmaktadır. Şûrâ suresinin 36-43. âyetlerinde Allah’ın övdüğü insanların nitelikleri arasında "işleri aralarında danışma ile olanlar" da sayılmaktadır. Talak suresinin 6. âyetinde eşler arasındaki sorunlar ile ilgili olarak, "…Aranızda iyilikle/güzellikle danışıp görüşün/konuşup anlaşın ..." denilmektedir.

    Kusurları affetmek

    İnsanlar, istemeseler de kusur işleyebilirler. Kusurları affedebilmek olgunluğun göstergesidir. Yüce Allah, Âl-i İmrân suresinin 133. âyetinde cennetin muttakîler için hazırlandığını bildirdikten sonra 134-135. âyetlerde muttakîlerin niteliklerini saymıştır. Bu niteliklerden biri de onların "…öfkelerini yenenler ve insanları affedenler …" olmalarıdır. Allah, bu kimseleri "muhsinler" olarak niteleyip onları sevdiğini ve onları bağışlayacağını ve cennete koyacağını bildirmektedir.

    Eşini kötülememek ve dövmemek

    Erkeklerin; eşlerini yermemeleri ve onlara şiddet uygulamamaları, evlilik kurumunun sağlıklı ve mutlu olarak devam etmesi için önemli bir husustur. Sahabeden Muâviye el-Kuşeyrî anlatıyor: Resûlüllaha gittim ve ona dedim ki:

    "(Ey Allah’ın Elçisi!) Kadınlar hakkında ne tavsiyede bulunursunuz?" O da;

    "Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onlara vurmayın ve onları kötülemeyin." buyurdu. (Ebû Dâvûd, Nikâh, 42 II, 607. No: 2144. İbn Hıbbân, Nikah, IX, 482. No: 4175)

    "Mü’minlerin iman bakımından en mükemmel olanları, ahlâkı en güzel olanlarıdır. Sizin hayırlınız kadınlarına/eşlerine en hayırlı olanlarıdır." (İbn Hıbbân, Nikah, IX, 483. No: 4176. Tirmizî, Rada, 11.III, 466. No: 1162. Buhârî, Edeb, 112. Ahmed, II, 250)

    "Sizin hayırlınız, eşi ve aile fertlerine hayırlı olanınızıdır. Ben sizin, eşi ve aile fertlerine en hayırlı olanınızım." (İbn Hıbbân, Nikah, IX, 484. No. 4177)

    anlamındaki hadisler de erkeklerin, eşlerine iyi davranmalarını ve onlara şiddet uygulamamalarını öngörmekte ve eşlere iyi ve yumuşak davranmayı iman ve ahlâk ile irtibatlandırarak tekit etmektedir. Veda hutbesinde konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

    "Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz, kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz…" (Müslim,Hac, 147. I, 889-890. Ebû Dâvûd, Hac, 57. II, 462. No: 1905)

    KADININ SORUMLULUK VE GÖREVLERİ

    Eşine iyi davranması, saygılı olması

    Karşılıklı olarak eşlerin birbirlerine saygılı olmaları esastır. Kadının, eşinin meşru isteklerini makul ve olumlu karşılaması gerekir. Bu, Allah ve Peygamberin isteğidir. Allah iyi / saliha kadınları, iffetini koruma ve itaatkâr olma ile övmektedir:

    "…İyi / saliha kadınlar itaâtkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da gaybı (namusu, eşinin malı-mülkünü ve haklarını) korurlar …" (Ebû Dâvûd, Nikâh, 41. II, 605. İbn Hıbbân, Nikah, IX, 470. No: 4162)

    Kadın, eşinin Allah’a isyan olan isteklerine uymaz. (Buhârî, Nikah, 4. VI, 153)

    "…İnsana günah olan bir şeyi yapması emredildiği zaman, bu emir dinlenmez ve o kişiye itaat edilmez." (Buhârî, Ahkâm, 4. VIII/106) ve

    "İtaat ancak dine ve akla uygun olan (ma’ruf) şeylerde olur." (Buhârî, Ahkâm, 4. VIII/106)

    Güler yüzlü davranması, iyilik ve hizmetlerine teşekkür etmesi

    Hoşgörülü ve güler yüzlü olmak, iyilikler karşısında müteşekkir olmak insanın temel görevidir. Peygamberimiz (a.s.m),

    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.", (Tirmizî, Birr, 35.IV/339. No: 1954-1955. Ahmed, IV/298)

    "Aza teşekkür etmeyen, çoğa da teşekkür etmez." (Ahmed, II/370)

    sözleriyle, bu genel ilkeye işaret etmiştir. Kadının, eşine teşekkürü için şöyle demektedir:

    "Eşine teşekkür etmeyen kadına, Yüce Allah itibar etmez (merhamet nazarıyla bakmaz). Kadın, eşinden müstağnî olamaz." (Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, Uşretü’n-Nisâi, 58. V/354. No: 9135)

    Peygamberimizin(asm) eşi Hz. Aişe (ra);

    "Rasûlüllah’a ‘kadının üzerinde en büyük kimin hakkı vardır.’ diye sordum, ‘Eşinin hakkı vardır.’ diye cevap verdi."…demiştir. (Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, Uşretü’n-Nisâi, 63. V, 363. No: 9198)

    Kadının, eşini hoşnut etmesi ile ilgili olan şu hadisler dikkat çekicidir:

    "Eşi kendisinden razı olarak ölen mü’min kadın cennete girer." (Tirmizi, Rada’, 10. III/466. No: 1161. İbn Mâce, Nikâh, 4. I/595. No: 1854)

    "Kadın beş vakit namazını kıldığı, Ramazan orucunu tuttuğu, ırzını koruduğu ve eşine itaat ettiği zaman, hangi kapısından isterse cennete girer." (İbn Hıbbân, Kitâbü’n-Nikâh, No: 4163. IX/471)

    Şunu baştan kabullenelim; aile içinde karı-kocanın şu ya da bu sebeple birbirine dargın olduğu, konuşmadığı, ayrı yerlerde geceledikleri zamanlar olabilir. Haklı ya da haksız gerekçelerle girilen bu süreç eğer çabuk hall u fasl edilmezse, düzen İslami değerleri benimsemiş ailenin uyması gerekli olan minimum standartlara göre yeni baştan kurulmazsa, hele bu sürecin uzaması veya sık tekrarı dolayısıyla ailenin hayat modeli, yaşam şekli bu olursa, böyle bir ailede problemler hiçbir zaman bitmez.

    Zaman zaman hanımıyla zıtlaşmalar, ters düşmeler oluyormuş. Bu yüzden huzuru kaçık, rahatı bozukmuş. Basit de olsa bu kadarcık bir zıtlaşma bile bu işin sonunun gelmeyeceği kanaatine götürüyormuş kendisini. Sorusunda:

    "Ne diyorsunuz bu zıtlaşmamıza? Bu hayat yürümez mi, işi bitirmeye yönelmeli miyim?"

    diye de ilave ediyor. Ben böyle kimselere biraz da ibretle, hayretle bakıyor, henüz hayatı bilmeyen acemiler olarak nazar ediyorum. Sen tanımadığın birinin evinde dünyaya gelip büyümüş biriyle müşterek bir hayat yaşamaya başlayacaksın. Sonra da tümüyle aynılık bekleyecek, basit de olsa bir zıtlaşma ve ters düşmeyi, normal kabul etmeyeceksin, olur mu böyle hayali bir evlilik, böyle anlayış? Böyle insan tipi?..

    Hayalperest olmamak lazımdır. Sen hanımınla, hanımın da yer yer seninle zıt düşebilir, farklı anlayış ve düşüncede olabilirsiniz. Bunlar geçimsizlik sebebi olamaz. Büyütülüp de huzursuzluk icabı sayılamaz.

    Hangi babanın öz evlatları arasında görülmüş biribiriyle tamı tamına aynı olmak, farklı düşünce ve tavırların sahibi olmamak. Var mı böyle öz kardeşlerin arasında tıpkılık, aynılık, farksızlık? Kardeşler arasında bile farklılık mevcut değil mi? Aynı babanın, ananın çocukları arasında bulunan farklılık, başka ana babanın çocukları arasında neden bulunmasın? Bulununca neden bir geçimsizlik sebebi olarak görülüp kötülük işareti şeklinde değerlendirilsin?

    Karı koca demek, iki tane ağaçtan yapılmış manken insan gibi birbirinden farksız olmak demek değildir. Mesele, temel mefhumlarda ayrı olmamak, İslâm’ın esas konularında zıt düşmemektedir. Bunlarda bile farklılık olsa işi zamana bırakıp, düzeltmeye yönelmek gerekir.

    İnsanın kalbini, gönlünü gerçeğe çevirme selahiyeti yalnız kendi elinde olan Allah’a havale etmelidir.

    Rabbimiz Rasul'üne (sav) bile şöyle buyurmuştur:

    "Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah’tır istediğini hidayete erdiren, gerçeğe döndüren."(Kasas, 28/56)

    Sözün burasında insanlığa örnek aile hayatı yaşamış olan Efendimiz (sav)’den bir misal arz edeyim de görün aile içinde ne gibi olaylar olabilir, ne türlü de düzeltme yoluna gidilir. Olayı Buhari’den özetleyeceğim:

    Efendimiz Hazretleri kızı Fatıma’nın evine girdiğinde damadı Ali’nin bulunmadığını görünce soruyor. Cevap:

    – Ali ile bir konuda biraz tartıştık. O da küsüp gitti, nerede olduğunu bilemiyorum.

    Efendimiz (sav) üzülerek yanında bulunan Sehl bin Sad’a emir verir:

    – Git Ali’yi bul. Nerede olduğunu bana bildir.

    Az sonra gelen Sehl bin Sad:

    – Ya Rasûlallah, Ali mescitte toprak üzerine uzanmış uyuyor, der.

    Efendimiz (sav) hemen mescide gider, uzanmış halde toz toprağa bulanmış vaziyette görünen Hz. Ali’ye şöyle seslenir:

    – Kalk ya Eba Tûrab!..

    Bu sesleniş üzerine uyanıp baktığında başı ucunda Rasûlullah’ı (sav) gören Hz. Ali (ra) hemen fırlayıp ayağa kalkar. Efendimiz (sav) şefkatle elinden tutar, evine getirir ve birlikte otururlar. Şuradan buradan sohbetle arayı bulup küslüğü giderir, tam bir sevgi saygı ortamı meydana getirdikten sonra kalkıp gider.

    Bu sırada Rasûlullah’ın mübarek yüzündeki sevinci gören sahabi sorar:

    – Ya Rasûlallah, sizi çok sevinçli görmekteyiz.

    Şöyle cevap verir:

    – Nasıl sevinmeyeyim? Çok sevdiğim iki kişinin arasını bulmaya muvaffak oldum. Bu sevinilecek bir olay.

    Hanımlarla beylere bu olay bir şeyler fısıldamış olmalı, benim bir şey ilave etmeme ihtiyaç duyulmamalıdır.

    Zira Hazret-i Ali ile Hazret-i Fatıma da aile içi nazlanmalara maruz kalabiliyor; ama işi uzatmayıp düzeltmeye yöneliyorlar. Bize ne oluyor sanki? Yoksa -haşa- biz onlardan daha mı ileriyiz?

    AİLENİN VAZGEÇİLMEZ ŞARTI, NİÇİN SABIRDIR?

    Arzulanan aile hayatı odur ki, hanımla bey ortak düşüncede ve anlayışta olsunlar, verecekleri kararlarını ortak olarak versinler, ‘evet’lerini, ‘hayır'larını birlikte tespit etsinler.

    Ancak bu, bir idealdir; idealler her zaman vaki ve mümkün olmamaktadır. Ya bey ya da hanım tarafında farklı mizaç, kültür ve beğeniler söz konusu oluyor, bazen ortak noktayı da bulamadıkları görülüyor; bu defa birinin isteğine ötekinin evet demesi, anlayış göstererek aile hayatını sürdürmesi söz konusu olabiliyor.

    İşte burada sabır devreye giriyor. Zaten ben de bugün sabırdan söz etmek istiyorum sizlere.

    Gerçekten de aile hayatında sabrın yeri küçümsenemez. Hatta denebilir ki sabırsız aile hayatı olamaz, olursa mutlaka birilerinin öfkesi, hiddeti, şiddeti havayı gerginleştirir, Bu da zor bir hayat olur. Bundan dolayı Efendimiz (sav), aile hayatında sabra dikkat çekmiş, fevkalâde özel ve güzel değerlendirmeler nazara vermiştir. Şöyle ki:

    Sabır her yerde güzeldir; ama aile hayatında daha güzeldir. Çünkü aile hayatındaki sabır sahibini cennete götürmekle kalmaz, sabrın derinlik ve şiddetine göre de cennetteki makamları da yüceltir, hatta cennet hanımlarının ablası, ağabeyi makamına bile yükseltebilir.

    Daha da ilerisi, sabır, erkeği Eyyüb aleyhisselam’ın sabrının sevabına ulaştırabileceği gibi; hanımı da Asiye validemizin sabır sevabına kavuşturabilir.

    Efendimiz (sav)’in bu konudaki hadis-i şerifini İmam-ı Gazali Hazretleri, Mükaşefe'sinde şöyle nakletmektedir:

    – Kim hanımının uyumsuzluğuna sabrederse (sabrın zorluk ve şiddetine göre) Allah o beye Eyyüb aleyhisselam’ın sabrına verdiği mükafat gibi mükafatlar verebilir. Kim de beyinin uyumsuzluğuna sabrederse (yine sabrın şiddet ve zorluğuna göre) Allah Teala o hanıma da Firavun’un hanımı Asiye’nin sabrına verdiği sevap gibi sevap verebilir.

    Evet, aile içindeki taraflara sabrın kazandırdığı uhrevi derece ve mükafatlar böyledir. Zaten sabrın bu türlü sevabını düşünüp de sabredenler, derhal evde güzel bir havanın esmesine de sebep olurlar, kendilerini sabra zorlayan olumsuzluklar da bu sebeple azalır, hatta zaman içinde de yok bile olabilir. Ahiretten önce dünyada sabrın karşılığını alırlar.

    İmam–ı Gazali bu hadisi naklettikten sonra taraflara oldukça ikaz edici bir not daha ilave etmekte ve demektedir ki:

    Bu niçin böyle? Allahü Azimüşşan yuvanın yıkılmasını değil, devamını istiyor da ondan. O yüzden evliliğin devamını sağlayacak beylere Eyyüb aleyhisselam, hanımlara da Asiye validemizin sevabını vaat ediyor.

    Sözü uzatmamak için diyebiliriz ki:

    – Ailede ideal olan, tarafların konuşarak, anlaşarak kararlarını ortak vermeleridir. Ancak idealler her zaman vaki ve mümkün olmamaktadır. Geriye sabır kalıyor. Sabrı tercih edenlerin asla pişman olmayacakları, hatta ahretteki mükafatlarını görünce "keşke daha da sabırlı davransaydık"* diyecekleri de hatırlatılıyor.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    *






+ Yorum Gönder