Konusunu Oylayın.: Cehennem cezayı çeken mümin'in cennete gideceğiyle ilgili ayet varmı hadis varmı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Cehennem cezayı çeken mümin'in cennete gideceğiyle ilgili ayet varmı hadis varmı
  1. 15.Aralık.2009, 20:14
    1
    Misafir

    Cehennem cezayı çeken mümin'in cennete gideceğiyle ilgili ayet varmı hadis varmı






    Cehennem cezayı çeken mümin'in cennete gideceğiyle ilgili ayet varmı hadis varmı Mumsema cehennem cezayı çeken mümin'in cennete gideceğiyle ilgili ayet varmı hadis varmı


  2. 16.Aralık.2009, 05:53
    2
    İsrâ
    İsrâ

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Ekim.2009
    Üye No: 59972
    Mesaj Sayısı: 1,575
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Almanya

    --->: cehennem cezayı çeken mümin'in cennete gideceğiyle ilgili ayet varmı hadis varmı




    Cehennemden sadece, günahkâr müminler, cezalarını çektikten sonra çıkıp Cennette girecek ve orada sonsuz kalacaklardır kardesim.


    "Allah dilediğini affeder, dilediğini azaba uğratır” (Bakara, 284, Al-i İmran, 129, Maide, 18,40) mealindeki ayetlerde müminler söz konusudur. Çünkü kâfirlerin affı diye bir şey olmaz. O halde, ayetin işaretinden şunu anlıyoruz: “Allah, günahkâr müminlerden, dilediğini affeder, dilediğini azaba uğratır, daha sonra cennete alır.”
    Aşağıdaki hadis-i şerif bu manayı desteklemektedir.

    Hz. Peygamber(.a.s.m) şöyle buyurmuştur: “Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdikten (ve ancak cenab-ı Hakk’ın bildiği bir müddet geçtikten)sonra Allah: ‘Bir hardal tanesi kadar imanı olanları cehennemden çıkarın’ buyuracak ve çıkarılacaklardır…” (Buharî, İman, 15; Müslim, İman, 147-149).

    Zerre miskal imanı bulunan bir kimsenin netice itibariyle cehennemden çıkıp cennete gireceğine dair ehl-i sünnet alimlerinin görüşleri arasında bir ihtilaf yoktur.


    Mümin olarak ölenlerin ebedi Cehennemde kalacağını bildiren bir ayet yoktur. Ebedi cehennemde kalacaklarla ilgili ayetler ise Kafirler hakkındadır.



    ************************************************** *****

    Günahkar müminlerin cehennemde bir süre kaldıktan sonra çıkacaklarına dair ayet var mıdır?

    Hud Suresi, Ayet 105 -108:

    105. 0 gün geldiğinde Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.

    106. Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onlar her nefeste acıdan inleyip feryat ederler.

    107. Rabbinin dilediği hariç onlar, gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır. Rabbin gerçekten istediğini yapar.

    108. Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada bir lütuf olarak ebedî kalacaklardır.

    İlgili Ayetlerin Açıklaması:

    Bu âyetler, 103. âyetin "O gün bütün insanların bir araya toplandığı gündür" mealindeki bölümünü açıklayıcı mahiyette olup mahşerde toplanacak olan insanların dünyadaki iman ve amellerine göre oradaki durumlarının ne olacağını, varıp kalacakları yerleri haber vererek o günün dehşetini tasvir etmektedir. Âyetlerin, putperest kavimlerin kıssalarının ardından gelmiş olması dikkate alındığında 105. âyetin putların Allah katında kendileri için şefaatçi olacağına inanan kimselere hitap ettiği anlaşılırsa da âyette genel olarak şefaatçilere güvenip de günahtan sakınmayan kimselerin uyarıldığını söylemek daha uygun olur. Zira o yüce mahkemede Allah'ın izni olmadan ne peygamber, ne evliya, ne melek ne de başka bir güç şefaat edip söz söyleyebilir. (Tâhâ, 20/109; Nebe' 78/38) İnsanlar, dünyadaki iman ve amellerine göre âhirette bedbahtlar ve mutlular olmak üzere iki gruba ayrılacaklardır. 106. âyette dünyada inkarcılıkta ısrar eden bedbahtların âhirette cehennem ateşiyle cezalandırılacakları, 108. âyette ise mutluların yani müminlerin cennet nimetleriyle ödüllendirilecekleri ifade edilmiştir.

    107. âyette geçen ve "gökler ve yer durdukça" şeklinde çevirileri ifadeyi müfessirler iki şekilde yorumlamışlardır:

    a) Bu cümle Arap dilinde mecazi anlamda sonsuzluğu ifade etmek için kullanılır. Buna göre âyet bedbahtların cehennemde ebedî olarak kalacaklarını göstermektedir.

    b) "Âhiretteki gökler ve yer durdukça" demektir. Âhiret sonsuz olduğuna göre bedbahtlar da cehennemde sonsuz olarak kalacaklardır. (Ahiretteki gökler ve yer için bk. İbrahim 14/48)

    "Rabbinin dilediği hariç" istisnası ile ilgili olarak da müfessirler farklı yorumlarda bulunmuşlardır.

    a) "Allah dilediği takdirde bu ebedîliği bir süre sonra sona erdirecek" demektir. Bu durum cehennemin de sonlu olacağını hatıra getirmektedir.

    b) Allah dilediği kimseleri orada ebedî kalmaktan kurtaracaktır. Bu da bazı müşrik ve inkarcıların cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacağı ihtimalini hatıra getirmektedir. (krş. En'âm, 6/128) Şüphesiz ki Allah istediğini yapma gücüne sahiptir; O'nun için hiçbir engel söz konusu değildir; ancak müşrik ve inkarcıları affetmeyeceğini, bunların ebedî olarak cehennemde kalacağını açıkça bildirmiştir. (Nisa, 4/14,116)

    c) Başka bir yoruma göre ise bedbahtlar, günahkâr müminler ve inkarcılar olmak üzere ikiye ayrılır. Bu istisna müşrik ve inkarcıları değil günahkâr müminleri ifade eder. Bunlar belli bir süre cehennemde kaldıktan sonra yüce Allah bunları oradan çıkartıp cennete yerleştirecek, inkarcı bedbahtlar ise ebedî olarak cehennemde kalacaklardır. Bu yorum daha tutarlı görünmektedir. Çünkü müminlerin ebedî olarak cennette, inkarcıların ise ebedî olarak cehennemde kalacaklarını açıkça İfade eden âyetler vardır. (bk, Mâide 5/119; Cin 72/23; bu istisna ile ilgili diğer görüşler için bk. Şevkânî, II, 500)

    Mutlu olanlara gelince bunlar da sonsuz olarak cennette yaşayacaklardır, "Rabbinin dilediği hariç" istisnası bunlar hakkında da mevcuttur; ancak âyetin son cümlesi cennet nimetlerinin kesintisiz olduğunu ve cennete girenlerin oradan çıkarılmayacağını göstermektedir. Bu takdirde istisnanın anlamı nedir?

    İbn Âşûr'a göre bu istisna iki anlamda yorumlanabilir:

    1. Tövbe etmeden âhirete giden müminler bir süre cehennemde kaldıktan sonra Allah merhameti gereği onları bir sebep ve hikmetle affeder ve cennete koyar. Bunlara "cennetteki cehennemlikler" denilir.

    2. Bu istisnadan maksat Allah'ın lütuf ve rahmetinin bir tecellisi olan nimetlerin "ödenmesi gereken şeyler" şeklinde anlaşılmasını önlemektir.

    Bazı müfessirlerse bu istisnayı, "Allah onlara başka bir mükâfat bahşetmeyi istemedikçe" şeklinde yorumlamışlardır. "Allah insanın önünde yeni bir sahne, daha yüksek bir evre açmadıkça (cennette sonsuz olarak kalacaklardır)" şeklinde yorumlayanlar da vardır. (Esed, 447)

    (bk. Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu :III/191-192.)



    ************************************************** ********

    Kalbinde iman bulunan ve bu imanla ölen herkesin Cehennem’e girse bile sonunda Cennet’e gireceğini bildiren hadisler vardır. (Buhari, Tevhid 19, 31, 36, 37; Müslim, İman 322, 334; Muvatta, 1/212; ayrıca İbrahim Canan Beyin Kütüb-i Sitte tercümesine de bakabilirsiniz.)

    Cennete girmenin ilk şartı iman etmektir. İmanlı bir insan günahkar olursa cezasını çektikten sonra cennete gidecektir. İnsanın başına gelen her türlü sıkıntı, hastalık ve musibetler günahının azalmasına bir sebeptir.

    Ayetlerde ebedi cehennemde kalacağı belirtilenler kafirlerdir. Ancak salih amel eksiği olanların da bunların cezasını çekeceği malumdur.

    Bakara suresindeki 82. ayette, iman edenler ve salih amel işleyenler hariç diyerek, cehennemde ebedi kalacak olanların iman etmeyenler olduğu açıkça belirtilir.

    "Hayır, durum hiç de öyle değil. Günah işleyip de günahın kendisini her taraftan kuşatıp kapladığı kimseler var ya, işte onlar cehennemliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır. İman edip makbul ve güzel işler yapanlar ise, İşte onlar da cennetliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır." (Bakara Suresi, 81- 82)

    Yunus Suresindeki de aynı istikamettedir.

    Kötülük işleyenler ise, yaptıkları kötülük kadar ceza görürler. Kendilerini bir zillettir kaplayacak... Onları Allah’ın bu cezasından koruyup kurtaracak bir kimse yoktur. Yüzleri sanki kapkaranlık gece parçalarıyla kaplanmıştır. İşte onlar cehennemliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır. Gün gelir, onların hepsini bir araya toplayıp sonra Allah’a şirk koşanlara: “Siz de, taptığınız şerikleriniz de yerlerinize!” deriz. Artık onları putlarından tamamen ayırmışızdır. Şerikleri: “Siz dünyada bize tapmıyordunuz. Bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Doğrusu, sizin bize taptığınızdan hiç mi hiç haberimiz yoktu” derler. (Yunus Suresi,27 - 29)

    Müminun Suresindeki Ayetin devamında bulunan açıklamalar bunların, Allah’ın ayetlerini inkar eden ve müslümanlarla alay edenler olduğu belirtilmektedir. Cehennemde ebedi kalacak olanların kafirler olduğu net bir şekilde ortaya çıkıyor.

    Bu nedenle Ehl-i Sünnet anlayışında her hangi bir tezat yoktur. İman ile ölenler cehenenme girse bile, cezasını çektikten sonra cehennemde sonsuz olarak kalmayıp cennete girecektir.

    ************************************************** *******









  3. 16.Aralık.2009, 05:53
    2
    İsrâ



    Cehennemden sadece, günahkâr müminler, cezalarını çektikten sonra çıkıp Cennette girecek ve orada sonsuz kalacaklardır kardesim.


    "Allah dilediğini affeder, dilediğini azaba uğratır” (Bakara, 284, Al-i İmran, 129, Maide, 18,40) mealindeki ayetlerde müminler söz konusudur. Çünkü kâfirlerin affı diye bir şey olmaz. O halde, ayetin işaretinden şunu anlıyoruz: “Allah, günahkâr müminlerden, dilediğini affeder, dilediğini azaba uğratır, daha sonra cennete alır.”
    Aşağıdaki hadis-i şerif bu manayı desteklemektedir.

    Hz. Peygamber(.a.s.m) şöyle buyurmuştur: “Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdikten (ve ancak cenab-ı Hakk’ın bildiği bir müddet geçtikten)sonra Allah: ‘Bir hardal tanesi kadar imanı olanları cehennemden çıkarın’ buyuracak ve çıkarılacaklardır…” (Buharî, İman, 15; Müslim, İman, 147-149).

    Zerre miskal imanı bulunan bir kimsenin netice itibariyle cehennemden çıkıp cennete gireceğine dair ehl-i sünnet alimlerinin görüşleri arasında bir ihtilaf yoktur.


    Mümin olarak ölenlerin ebedi Cehennemde kalacağını bildiren bir ayet yoktur. Ebedi cehennemde kalacaklarla ilgili ayetler ise Kafirler hakkındadır.



    ************************************************** *****

    Günahkar müminlerin cehennemde bir süre kaldıktan sonra çıkacaklarına dair ayet var mıdır?

    Hud Suresi, Ayet 105 -108:

    105. 0 gün geldiğinde Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.

    106. Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onlar her nefeste acıdan inleyip feryat ederler.

    107. Rabbinin dilediği hariç onlar, gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır. Rabbin gerçekten istediğini yapar.

    108. Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada bir lütuf olarak ebedî kalacaklardır.

    İlgili Ayetlerin Açıklaması:

    Bu âyetler, 103. âyetin "O gün bütün insanların bir araya toplandığı gündür" mealindeki bölümünü açıklayıcı mahiyette olup mahşerde toplanacak olan insanların dünyadaki iman ve amellerine göre oradaki durumlarının ne olacağını, varıp kalacakları yerleri haber vererek o günün dehşetini tasvir etmektedir. Âyetlerin, putperest kavimlerin kıssalarının ardından gelmiş olması dikkate alındığında 105. âyetin putların Allah katında kendileri için şefaatçi olacağına inanan kimselere hitap ettiği anlaşılırsa da âyette genel olarak şefaatçilere güvenip de günahtan sakınmayan kimselerin uyarıldığını söylemek daha uygun olur. Zira o yüce mahkemede Allah'ın izni olmadan ne peygamber, ne evliya, ne melek ne de başka bir güç şefaat edip söz söyleyebilir. (Tâhâ, 20/109; Nebe' 78/38) İnsanlar, dünyadaki iman ve amellerine göre âhirette bedbahtlar ve mutlular olmak üzere iki gruba ayrılacaklardır. 106. âyette dünyada inkarcılıkta ısrar eden bedbahtların âhirette cehennem ateşiyle cezalandırılacakları, 108. âyette ise mutluların yani müminlerin cennet nimetleriyle ödüllendirilecekleri ifade edilmiştir.

    107. âyette geçen ve "gökler ve yer durdukça" şeklinde çevirileri ifadeyi müfessirler iki şekilde yorumlamışlardır:

    a) Bu cümle Arap dilinde mecazi anlamda sonsuzluğu ifade etmek için kullanılır. Buna göre âyet bedbahtların cehennemde ebedî olarak kalacaklarını göstermektedir.

    b) "Âhiretteki gökler ve yer durdukça" demektir. Âhiret sonsuz olduğuna göre bedbahtlar da cehennemde sonsuz olarak kalacaklardır. (Ahiretteki gökler ve yer için bk. İbrahim 14/48)

    "Rabbinin dilediği hariç" istisnası ile ilgili olarak da müfessirler farklı yorumlarda bulunmuşlardır.

    a) "Allah dilediği takdirde bu ebedîliği bir süre sonra sona erdirecek" demektir. Bu durum cehennemin de sonlu olacağını hatıra getirmektedir.

    b) Allah dilediği kimseleri orada ebedî kalmaktan kurtaracaktır. Bu da bazı müşrik ve inkarcıların cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacağı ihtimalini hatıra getirmektedir. (krş. En'âm, 6/128) Şüphesiz ki Allah istediğini yapma gücüne sahiptir; O'nun için hiçbir engel söz konusu değildir; ancak müşrik ve inkarcıları affetmeyeceğini, bunların ebedî olarak cehennemde kalacağını açıkça bildirmiştir. (Nisa, 4/14,116)

    c) Başka bir yoruma göre ise bedbahtlar, günahkâr müminler ve inkarcılar olmak üzere ikiye ayrılır. Bu istisna müşrik ve inkarcıları değil günahkâr müminleri ifade eder. Bunlar belli bir süre cehennemde kaldıktan sonra yüce Allah bunları oradan çıkartıp cennete yerleştirecek, inkarcı bedbahtlar ise ebedî olarak cehennemde kalacaklardır. Bu yorum daha tutarlı görünmektedir. Çünkü müminlerin ebedî olarak cennette, inkarcıların ise ebedî olarak cehennemde kalacaklarını açıkça İfade eden âyetler vardır. (bk, Mâide 5/119; Cin 72/23; bu istisna ile ilgili diğer görüşler için bk. Şevkânî, II, 500)

    Mutlu olanlara gelince bunlar da sonsuz olarak cennette yaşayacaklardır, "Rabbinin dilediği hariç" istisnası bunlar hakkında da mevcuttur; ancak âyetin son cümlesi cennet nimetlerinin kesintisiz olduğunu ve cennete girenlerin oradan çıkarılmayacağını göstermektedir. Bu takdirde istisnanın anlamı nedir?

    İbn Âşûr'a göre bu istisna iki anlamda yorumlanabilir:

    1. Tövbe etmeden âhirete giden müminler bir süre cehennemde kaldıktan sonra Allah merhameti gereği onları bir sebep ve hikmetle affeder ve cennete koyar. Bunlara "cennetteki cehennemlikler" denilir.

    2. Bu istisnadan maksat Allah'ın lütuf ve rahmetinin bir tecellisi olan nimetlerin "ödenmesi gereken şeyler" şeklinde anlaşılmasını önlemektir.

    Bazı müfessirlerse bu istisnayı, "Allah onlara başka bir mükâfat bahşetmeyi istemedikçe" şeklinde yorumlamışlardır. "Allah insanın önünde yeni bir sahne, daha yüksek bir evre açmadıkça (cennette sonsuz olarak kalacaklardır)" şeklinde yorumlayanlar da vardır. (Esed, 447)

    (bk. Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu :III/191-192.)



    ************************************************** ********

    Kalbinde iman bulunan ve bu imanla ölen herkesin Cehennem’e girse bile sonunda Cennet’e gireceğini bildiren hadisler vardır. (Buhari, Tevhid 19, 31, 36, 37; Müslim, İman 322, 334; Muvatta, 1/212; ayrıca İbrahim Canan Beyin Kütüb-i Sitte tercümesine de bakabilirsiniz.)

    Cennete girmenin ilk şartı iman etmektir. İmanlı bir insan günahkar olursa cezasını çektikten sonra cennete gidecektir. İnsanın başına gelen her türlü sıkıntı, hastalık ve musibetler günahının azalmasına bir sebeptir.

    Ayetlerde ebedi cehennemde kalacağı belirtilenler kafirlerdir. Ancak salih amel eksiği olanların da bunların cezasını çekeceği malumdur.

    Bakara suresindeki 82. ayette, iman edenler ve salih amel işleyenler hariç diyerek, cehennemde ebedi kalacak olanların iman etmeyenler olduğu açıkça belirtilir.

    "Hayır, durum hiç de öyle değil. Günah işleyip de günahın kendisini her taraftan kuşatıp kapladığı kimseler var ya, işte onlar cehennemliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır. İman edip makbul ve güzel işler yapanlar ise, İşte onlar da cennetliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır." (Bakara Suresi, 81- 82)

    Yunus Suresindeki de aynı istikamettedir.

    Kötülük işleyenler ise, yaptıkları kötülük kadar ceza görürler. Kendilerini bir zillettir kaplayacak... Onları Allah’ın bu cezasından koruyup kurtaracak bir kimse yoktur. Yüzleri sanki kapkaranlık gece parçalarıyla kaplanmıştır. İşte onlar cehennemliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır. Gün gelir, onların hepsini bir araya toplayıp sonra Allah’a şirk koşanlara: “Siz de, taptığınız şerikleriniz de yerlerinize!” deriz. Artık onları putlarından tamamen ayırmışızdır. Şerikleri: “Siz dünyada bize tapmıyordunuz. Bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Doğrusu, sizin bize taptığınızdan hiç mi hiç haberimiz yoktu” derler. (Yunus Suresi,27 - 29)

    Müminun Suresindeki Ayetin devamında bulunan açıklamalar bunların, Allah’ın ayetlerini inkar eden ve müslümanlarla alay edenler olduğu belirtilmektedir. Cehennemde ebedi kalacak olanların kafirler olduğu net bir şekilde ortaya çıkıyor.

    Bu nedenle Ehl-i Sünnet anlayışında her hangi bir tezat yoktur. İman ile ölenler cehenenme girse bile, cezasını çektikten sonra cehennemde sonsuz olarak kalmayıp cennete girecektir.

    ************************************************** *******









  4. 12.Ocak.2010, 22:16
    3
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    --->: cehennem cezayı çeken mümin'in cennete gideceğiyle ilgili ayet varmı hadis varmı

    78 - Nebe Suresi- 22. Azgınların barınacağı yerdir (cehennem).
    23. (Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklar.
    Bu ayetin tefsirinde Kurtubi şu açıklamayı yapmış:

    Ömer b. el-Hattab (r.a) dedi ki: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Allah'a yemin ede­rim, cehenneme giren hiçbir kimse orada "ahkab" süresi kalmadıkça çıkma­yacaktır. Bir hukub ise seksen küsur yıldır, bir yıl üçyüzaltmış gündür. Her-birgün de sizin saydıklarınızdan bir yıldır. O bakımdan sizden kimse cehen­nemden çıkacağına bel bağlamasın." Bunu da es-Salebi zikretmiştir.

    [Allahumme cehennemden Sana sığınır, cenneti de Sen'den isteriz. Rabbimiz. Amin.]


  5. 12.Ocak.2010, 22:16
    3
    âb ü kil
    78 - Nebe Suresi- 22. Azgınların barınacağı yerdir (cehennem).
    23. (Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklar.
    Bu ayetin tefsirinde Kurtubi şu açıklamayı yapmış:

    Ömer b. el-Hattab (r.a) dedi ki: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Allah'a yemin ede­rim, cehenneme giren hiçbir kimse orada "ahkab" süresi kalmadıkça çıkma­yacaktır. Bir hukub ise seksen küsur yıldır, bir yıl üçyüzaltmış gündür. Her-birgün de sizin saydıklarınızdan bir yıldır. O bakımdan sizden kimse cehen­nemden çıkacağına bel bağlamasın." Bunu da es-Salebi zikretmiştir.

    [Allahumme cehennemden Sana sığınır, cenneti de Sen'den isteriz. Rabbimiz. Amin.]


  6. 21.Haziran.2016, 09:38
    4
    r1dv4n06
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Şubat.2012
    Üye No: 94337
    Mesaj Sayısı: 157
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 22
    Bulunduğu yer: Ankara

    Cevap: Cehennem cezayı çeken mümin'in cennete gideceğiyle ilgili ayet varmı hadis varmı

    “ İbn Mes'ud Radıyallahu Anhu Rasulullah'dan Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu :

    " Allah öncekileri ve sonrakileri belli bir günün mikatı zamanı ) için, kırk yıl ayakta, gözleri belermiş göğe bakar ve hükmün verilmesi için bekler bir vaziyette toplar. ( Peygamber ) buyurdu ki :

    Ve Allah Azze ve Celle, buluttan gölgeler içinde Arş'dan Kürsi'ye iner. Sonra bir münadi şöyle seslenir:

    Ey insanlar, sizi yaratan, sizi rızıklandıran, kendisine ibadet edip hiçbir şeyi O'na ortak koşmamanızı size emreden Rabbinizin, her birinizi dünyada iken dost edinip tapındığı şeye havale etmesinden, şimdi ona onu dost etmesinden razi olmaz mısınız?

    Bu, Rabbinizden size bir adalet olmaz mı?

    Onlar, evet öyle olur, derler.

    ( Peygamber ) buyurdu ki :

    Bunun üzerine her insan gurubu dünyada iken dost edinip tapındıkları şeye doğru hareket ederler, giderler, kendilerine tapındıkları şeylerin benzeri şeyler gösterilir, kimi güneşe gider, kimi aya gider, kimi taşlardan putlara ve benzeri tapındıkları şeylere giderler, İsa'ya tapanlara İsa'nın şeytanı (İsa kılığında) görünür. Uzeyr'e Aleyhisselam tapanlara Üzeyr'in şeytanı görünür, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ümmeti kalır.

    Rabb Azze ve Celle gelir ve onlara, neyiniz var, niçin insanların gittiği gibi siz de gitmiyorsunuz der.

    Derler ki, bizim bir ilahımız vardır, onu henüz görmedik. Görseniz tanır mısınız, buyurur. Derler ki:

    Onunla aramızda bir alamet vardır, o alameti görsek tanırız.

    Allah: Nedir, buyurur. Sak'ından perdeyi kaldırmasıdır derler.

    İşte o an, bir sak (incik) den perdeyi kaldırır da derhal O'na, secdelere kapanırlar.

    Bir topluluk kalır, sırtlan sığırların boynuzları gibi (tek kemik halinde) dir, secde etmek isterler güç yetiremezler. Halbuki sapasağlam (sırtları eğilebilir) iken secdeye davet olunmuşlardı (da yapmamışlardı).

    Sonra Allah, başınızı kaldırın, buyurur.

    Başlarını kaldırırlar. Onlara amellerine göre nurlarını ihsan eder. Kimilerine nuru büyük bir dağ kadar verilmiştir, önlerinde o nûr seyreder. Kimilerine bundan daha küçük nûr verilmiştir.

    Nihayet en sonuncularına ayağının başparmağı kadar bir nûr verilmiştir. Bazan ısıtır, bazan söner. Isıttığı zaman ayağını öne atar ve yürür. Söndüğü zaman dikilir kalır.

    Rabb Teberake ve Teala önlerindedir. Nihayet o kişi ateşe uğrar, ateşin izi, üzerinde kılıç ağzı gibidir.

    Allah, hepsine haydi geçin buyurur. Nurlarına göre geçerler. Kimi, göz kırpacak kadar bir sürede geçer, kimi şimşek gibi geçer. Kimi bulut gibi geçer. Kimi yıldız kayar gibi geçer. Kimi rüzgar gibi geçer. Kimi hızlı koşan at gibi geçer. Kimi deve koşar gibi geçer.

    Nihayet nûru ayağının baş parmağı kadar olan, yüzü, elleri ve ayakları üzerinde emekliyerek geçer. Kâh bir eli, kâh biriyle tutunur, kâh bir ayağını sürür, bir ayağı ile tutunur, ateş sağını solunu yalar, kavurur. Kurtuluncaya kadar böylece geçer gider.

    Kurtulduğu zaman başında durur ve Allah'a hamdolsun, bana, hiç kimseye ihsan etmediği şeyi ihsan etmiştir, çünkü beni, onu (ateşi) gördükten sonra kurtarmıştır, der. Adam, Cennet'in kapısı yanında bir su birikintisine götürülür. Orada yıkanır. Ona Cennet ehlinin kokusu ve renkleri gelmeye başlar. Kapı aralıklarından Cennetteki şeyleri görür. Rabbim, beni Cennet'e koy der. Allah Tebareke ve Teala, ben seni ateşten kurtarmışım, bir de Benden Cennet mi istiyorsun, buyurur. Adam yarab benimle onun (ateşin) arasına bir perde ger, hışıltısını işitmeyeyim der.

    (Peygamber) buyurdu ki:

    Ve, adam Cennet'e girer. Ona bir menzil görünür veya kaldırılır, sanki içinde kendisi bulunan bir menzil gibi, hem içine girmeyi hayal eder. Ey Rabbim, bana bu menzili (konut veya konak) ver, der. Allah, bunu sana verirsem, herhalde başkasını istemezsin? buyurur.

    Adam, izzetine yemin olsun ki başkasını istemeyeceğim, hangi menzil bundan daha güzel olur ki ? der.

    Ona o menzil verilir, içine girer konar. Ona bir menzil daha görünür veya kaldırılır, ona da girmek ister, Rabbim bunu bana ver der. Allah Azze ve Celle, bunu sana versem herhalde Benden başkasını istemezsin buyurur. Hayır, izzetine yemin olsun ki istemeyeceğim bundan daha güzel hangi menzil ola ki der.

    O menzil de verilir, içine girer konar. Sonra ona bu menzilin önünde bir menzil daha gösterilir veya kaldırılır, sanki içinde o var olan gibi, ona arzu duyar ey Rabbim bana bunu ver der. Allah (c.c.) onu sana versem herhalde başkasını istemezsin!? buyurur. Hayır, izzetine yemin olsun ki istemeyeceğim, hangi menzil ondan daha güzel olabilir ki? der. Ona o menzil de verilir, içine girer konar.

    Sonra susar. Allah (c.c , neyin var, niçin istemiyorsun, buyurur. Adam, yarab Sen'den o kadar istedim ki artık haya ettim, Sana o kadar yemin ettim, artık haya ettim der. Allah Azze ve Celle, sana yarattığım günden son verdiğim güne kadar ki dünyayı ve bir de on katını sana versem razi olur musun buyurur. Adam, Sen izzet Rabbi(Rabbülizzeh) iken benimle alay eder misin, der. Allah Onun bu lafına güler."

    Ravi der ki :

    Abdullah b. Mes'ud'u gördüm, hadisin bu kısmına geldiği zaman gülüyordu. Bir adam ona, ey Abdurrahman'ın babası, senden bu hadisi defalarca dinledim, ne zaman buraya gelsen gülüyorsun dedi.

    İbn Mes'ud dedi ki :

    Ben de Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem den bu hadisi defalarca dinledim, ne zaman buraya gelse O da gülüyordu, hatta azı dişleri görünüyordu.

    (Peygamber devamla) dedi ki :

    " Rabb Azze ve Celle (adamın sözüne karşı), hayır alay etmiyorum, bilakis ben buna kadirim, haydi iste buyurur. Adam, beni (şu) insanların içine kat der. Allah, insanların içine katıl buyurur.

    Adam Cennet'te tırısla koşmaya başlar. İnsanlara yaklaştığı zaman, kendisine inciden bir köşk kaldırılır (gösterilir), adam köşk için hemen secdeye kapanır. Ona, başını kaldır, neyin var (da secde ettin) denilir.

    Adam Rabbimi gördüm veya bana Rabbim göründü der. Ona, o gördüğün senin menzillerinden bir menzilden başka bir şey değildir, denilir.

    Sonra karşısına bir adam çıkar, adam yine secde etmeye hazırlanır. Ona, hoop neyin var, denilir. Adam, seni Allah'ın meleklerinden bir melek sandım der. O gördüğü adam, ben sadece senin bekçilerinden bir bekçi, kölelerinden bir köleyim, elimin altında, benim bulunduğum iş üzere (yani sana hizmetçi) bin kahya vardır, der.

    Adamın önünden varır köşkün kapısını ona açar. Ve o köşk içi boş tek bir inci içindedir, tavanları, kapıları, kilitleri, anahtarları ondandır. Adamın karşısına içine kırmızı cevher konmuş yeşil bir cevher (mücevher) çıkar, her cevher biter başka bir cevher başlar ama rengi farklı. Her cevherin içinde divanlar, eşler, hizmetçiler vardır. En aşağısı ceylan gözlü bir huridir. Üzerinde yetmiş elbise vardır. Elbiselerin içinden inciğinin iliği görünür. Ciğeri adamın aynasıdır, adamın ciğeri de onun aynası. Huriden yüzünü ayırdığı zaman, gözüne yetmiş kat daha bir güzel görünür o huri. Huriye, vallahi gözüme, yetmiş kat daha fazla (güzel) görünüyorsun, der. Huri de ona, sen de benim gözümde yetmiş kat daha güzel oldun der. Adama, uzan bak denir. Bakar. Adama, senin mülkün yüzyıllık yoldur denir, adam görmek için dikkatle bakmaktadır.

    Ravi der ki:

    Bunun üzerine Ömer dedi ki :

    Ümmü Abd'in oğlunun bize Cennet ehlinin en aşağısı hakkında anlattıklarını duyuyor musun ey Ka'b, öyle ise en üstünleri acep nasıldır ? Ka'b dedi ki :

    Ey müminlerin emiri !

    Orada hiçbir gözün görmediği hiçbir kulağın işitmediği şeyler vardır. Allah Azze ve Celle bir yurt yapmıştır, o yurtta, arzu ettiği kadar eşler, meyveler, içecekler bulunur. Sonra onu kapatmıştır. Yaratıklarından ne Cebrail ve başka melekler orayı görmemişlerdir.

    Sonra Ka'b "onlar için işlediklerine karşılık gözler nuru olarak neler gizlenmiştir. Hiçbir nefis bilemez" Secde, 17 ayetini okudu.

    Sonra dedi ki :

    Ayrıca oranın berisinde iki cennet daha yaratmış ve istediği şeylerle onları bezemiş, o ikisini mahlukatından dilediğine göstermiş sonra şöyle buyurmuştur:

    Kimin kitabı illiyyin ( yüceler ) de ise, o kimsenin görmediği yurda girer. Öyle ehl-i illiyyindirler ki onlar, onlardan biri çıkar, kendi mülkünde yürürde. Cennet çadırlarından, onun yüzünün nuru girmedik bir tek çadır kalmaz, onun kokusu ile sevinirler ve ah bu koku, derler, illiyyin ehlinden biri çıktı ve mülkünde yürüyor derler."

    Ömer Radıyallahu Anhu, ey Ka'b, vah sana, bak şu kalpler kendini koyuverdi gidiyor, onları bir toplasak dedi.

    Bunun üzerine Ka'b dedi ki:

    Canım elinde olana yemin ederim ki, kıyamet günü Cehennem'in bir höykürüşü vardır, ondan dolayı, iki dizi üstüne çökmedik ne bir melek-i mukarreb ve bir mürsel-nebi kalır. Hatta İbrahim Halilullah bile nefsim nefsim diye söylenir. Hatta senin ameline yetmiş peygamber ameli eklense yine kurtulamayacağını sanırsın." [Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, X, 343]


  7. 21.Haziran.2016, 09:38
    4
    r1dv4n06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    “ İbn Mes'ud Radıyallahu Anhu Rasulullah'dan Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu :

    " Allah öncekileri ve sonrakileri belli bir günün mikatı zamanı ) için, kırk yıl ayakta, gözleri belermiş göğe bakar ve hükmün verilmesi için bekler bir vaziyette toplar. ( Peygamber ) buyurdu ki :

    Ve Allah Azze ve Celle, buluttan gölgeler içinde Arş'dan Kürsi'ye iner. Sonra bir münadi şöyle seslenir:

    Ey insanlar, sizi yaratan, sizi rızıklandıran, kendisine ibadet edip hiçbir şeyi O'na ortak koşmamanızı size emreden Rabbinizin, her birinizi dünyada iken dost edinip tapındığı şeye havale etmesinden, şimdi ona onu dost etmesinden razi olmaz mısınız?

    Bu, Rabbinizden size bir adalet olmaz mı?

    Onlar, evet öyle olur, derler.

    ( Peygamber ) buyurdu ki :

    Bunun üzerine her insan gurubu dünyada iken dost edinip tapındıkları şeye doğru hareket ederler, giderler, kendilerine tapındıkları şeylerin benzeri şeyler gösterilir, kimi güneşe gider, kimi aya gider, kimi taşlardan putlara ve benzeri tapındıkları şeylere giderler, İsa'ya tapanlara İsa'nın şeytanı (İsa kılığında) görünür. Uzeyr'e Aleyhisselam tapanlara Üzeyr'in şeytanı görünür, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ümmeti kalır.

    Rabb Azze ve Celle gelir ve onlara, neyiniz var, niçin insanların gittiği gibi siz de gitmiyorsunuz der.

    Derler ki, bizim bir ilahımız vardır, onu henüz görmedik. Görseniz tanır mısınız, buyurur. Derler ki:

    Onunla aramızda bir alamet vardır, o alameti görsek tanırız.

    Allah: Nedir, buyurur. Sak'ından perdeyi kaldırmasıdır derler.

    İşte o an, bir sak (incik) den perdeyi kaldırır da derhal O'na, secdelere kapanırlar.

    Bir topluluk kalır, sırtlan sığırların boynuzları gibi (tek kemik halinde) dir, secde etmek isterler güç yetiremezler. Halbuki sapasağlam (sırtları eğilebilir) iken secdeye davet olunmuşlardı (da yapmamışlardı).

    Sonra Allah, başınızı kaldırın, buyurur.

    Başlarını kaldırırlar. Onlara amellerine göre nurlarını ihsan eder. Kimilerine nuru büyük bir dağ kadar verilmiştir, önlerinde o nûr seyreder. Kimilerine bundan daha küçük nûr verilmiştir.

    Nihayet en sonuncularına ayağının başparmağı kadar bir nûr verilmiştir. Bazan ısıtır, bazan söner. Isıttığı zaman ayağını öne atar ve yürür. Söndüğü zaman dikilir kalır.

    Rabb Teberake ve Teala önlerindedir. Nihayet o kişi ateşe uğrar, ateşin izi, üzerinde kılıç ağzı gibidir.

    Allah, hepsine haydi geçin buyurur. Nurlarına göre geçerler. Kimi, göz kırpacak kadar bir sürede geçer, kimi şimşek gibi geçer. Kimi bulut gibi geçer. Kimi yıldız kayar gibi geçer. Kimi rüzgar gibi geçer. Kimi hızlı koşan at gibi geçer. Kimi deve koşar gibi geçer.

    Nihayet nûru ayağının baş parmağı kadar olan, yüzü, elleri ve ayakları üzerinde emekliyerek geçer. Kâh bir eli, kâh biriyle tutunur, kâh bir ayağını sürür, bir ayağı ile tutunur, ateş sağını solunu yalar, kavurur. Kurtuluncaya kadar böylece geçer gider.

    Kurtulduğu zaman başında durur ve Allah'a hamdolsun, bana, hiç kimseye ihsan etmediği şeyi ihsan etmiştir, çünkü beni, onu (ateşi) gördükten sonra kurtarmıştır, der. Adam, Cennet'in kapısı yanında bir su birikintisine götürülür. Orada yıkanır. Ona Cennet ehlinin kokusu ve renkleri gelmeye başlar. Kapı aralıklarından Cennetteki şeyleri görür. Rabbim, beni Cennet'e koy der. Allah Tebareke ve Teala, ben seni ateşten kurtarmışım, bir de Benden Cennet mi istiyorsun, buyurur. Adam yarab benimle onun (ateşin) arasına bir perde ger, hışıltısını işitmeyeyim der.

    (Peygamber) buyurdu ki:

    Ve, adam Cennet'e girer. Ona bir menzil görünür veya kaldırılır, sanki içinde kendisi bulunan bir menzil gibi, hem içine girmeyi hayal eder. Ey Rabbim, bana bu menzili (konut veya konak) ver, der. Allah, bunu sana verirsem, herhalde başkasını istemezsin? buyurur.

    Adam, izzetine yemin olsun ki başkasını istemeyeceğim, hangi menzil bundan daha güzel olur ki ? der.

    Ona o menzil verilir, içine girer konar. Ona bir menzil daha görünür veya kaldırılır, ona da girmek ister, Rabbim bunu bana ver der. Allah Azze ve Celle, bunu sana versem herhalde Benden başkasını istemezsin buyurur. Hayır, izzetine yemin olsun ki istemeyeceğim bundan daha güzel hangi menzil ola ki der.

    O menzil de verilir, içine girer konar. Sonra ona bu menzilin önünde bir menzil daha gösterilir veya kaldırılır, sanki içinde o var olan gibi, ona arzu duyar ey Rabbim bana bunu ver der. Allah (c.c.) onu sana versem herhalde başkasını istemezsin!? buyurur. Hayır, izzetine yemin olsun ki istemeyeceğim, hangi menzil ondan daha güzel olabilir ki? der. Ona o menzil de verilir, içine girer konar.

    Sonra susar. Allah (c.c , neyin var, niçin istemiyorsun, buyurur. Adam, yarab Sen'den o kadar istedim ki artık haya ettim, Sana o kadar yemin ettim, artık haya ettim der. Allah Azze ve Celle, sana yarattığım günden son verdiğim güne kadar ki dünyayı ve bir de on katını sana versem razi olur musun buyurur. Adam, Sen izzet Rabbi(Rabbülizzeh) iken benimle alay eder misin, der. Allah Onun bu lafına güler."

    Ravi der ki :

    Abdullah b. Mes'ud'u gördüm, hadisin bu kısmına geldiği zaman gülüyordu. Bir adam ona, ey Abdurrahman'ın babası, senden bu hadisi defalarca dinledim, ne zaman buraya gelsen gülüyorsun dedi.

    İbn Mes'ud dedi ki :

    Ben de Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem den bu hadisi defalarca dinledim, ne zaman buraya gelse O da gülüyordu, hatta azı dişleri görünüyordu.

    (Peygamber devamla) dedi ki :

    " Rabb Azze ve Celle (adamın sözüne karşı), hayır alay etmiyorum, bilakis ben buna kadirim, haydi iste buyurur. Adam, beni (şu) insanların içine kat der. Allah, insanların içine katıl buyurur.

    Adam Cennet'te tırısla koşmaya başlar. İnsanlara yaklaştığı zaman, kendisine inciden bir köşk kaldırılır (gösterilir), adam köşk için hemen secdeye kapanır. Ona, başını kaldır, neyin var (da secde ettin) denilir.

    Adam Rabbimi gördüm veya bana Rabbim göründü der. Ona, o gördüğün senin menzillerinden bir menzilden başka bir şey değildir, denilir.

    Sonra karşısına bir adam çıkar, adam yine secde etmeye hazırlanır. Ona, hoop neyin var, denilir. Adam, seni Allah'ın meleklerinden bir melek sandım der. O gördüğü adam, ben sadece senin bekçilerinden bir bekçi, kölelerinden bir köleyim, elimin altında, benim bulunduğum iş üzere (yani sana hizmetçi) bin kahya vardır, der.

    Adamın önünden varır köşkün kapısını ona açar. Ve o köşk içi boş tek bir inci içindedir, tavanları, kapıları, kilitleri, anahtarları ondandır. Adamın karşısına içine kırmızı cevher konmuş yeşil bir cevher (mücevher) çıkar, her cevher biter başka bir cevher başlar ama rengi farklı. Her cevherin içinde divanlar, eşler, hizmetçiler vardır. En aşağısı ceylan gözlü bir huridir. Üzerinde yetmiş elbise vardır. Elbiselerin içinden inciğinin iliği görünür. Ciğeri adamın aynasıdır, adamın ciğeri de onun aynası. Huriden yüzünü ayırdığı zaman, gözüne yetmiş kat daha bir güzel görünür o huri. Huriye, vallahi gözüme, yetmiş kat daha fazla (güzel) görünüyorsun, der. Huri de ona, sen de benim gözümde yetmiş kat daha güzel oldun der. Adama, uzan bak denir. Bakar. Adama, senin mülkün yüzyıllık yoldur denir, adam görmek için dikkatle bakmaktadır.

    Ravi der ki:

    Bunun üzerine Ömer dedi ki :

    Ümmü Abd'in oğlunun bize Cennet ehlinin en aşağısı hakkında anlattıklarını duyuyor musun ey Ka'b, öyle ise en üstünleri acep nasıldır ? Ka'b dedi ki :

    Ey müminlerin emiri !

    Orada hiçbir gözün görmediği hiçbir kulağın işitmediği şeyler vardır. Allah Azze ve Celle bir yurt yapmıştır, o yurtta, arzu ettiği kadar eşler, meyveler, içecekler bulunur. Sonra onu kapatmıştır. Yaratıklarından ne Cebrail ve başka melekler orayı görmemişlerdir.

    Sonra Ka'b "onlar için işlediklerine karşılık gözler nuru olarak neler gizlenmiştir. Hiçbir nefis bilemez" Secde, 17 ayetini okudu.

    Sonra dedi ki :

    Ayrıca oranın berisinde iki cennet daha yaratmış ve istediği şeylerle onları bezemiş, o ikisini mahlukatından dilediğine göstermiş sonra şöyle buyurmuştur:

    Kimin kitabı illiyyin ( yüceler ) de ise, o kimsenin görmediği yurda girer. Öyle ehl-i illiyyindirler ki onlar, onlardan biri çıkar, kendi mülkünde yürürde. Cennet çadırlarından, onun yüzünün nuru girmedik bir tek çadır kalmaz, onun kokusu ile sevinirler ve ah bu koku, derler, illiyyin ehlinden biri çıktı ve mülkünde yürüyor derler."

    Ömer Radıyallahu Anhu, ey Ka'b, vah sana, bak şu kalpler kendini koyuverdi gidiyor, onları bir toplasak dedi.

    Bunun üzerine Ka'b dedi ki:

    Canım elinde olana yemin ederim ki, kıyamet günü Cehennem'in bir höykürüşü vardır, ondan dolayı, iki dizi üstüne çökmedik ne bir melek-i mukarreb ve bir mürsel-nebi kalır. Hatta İbrahim Halilullah bile nefsim nefsim diye söylenir. Hatta senin ameline yetmiş peygamber ameli eklense yine kurtulamayacağını sanırsın." [Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, X, 343]





+ Yorum Gönder