Konusunu Oylayın.: Doğanın Önemi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 20 kişi
Doğanın Önemi
  1. 13.Aralık.2009, 12:45
    1
    Misafir

    Doğanın Önemi






    Doğanın Önemi Mumsema doğa neden önemli


  2. 13.Aralık.2009, 12:45
    1
    koalo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    koalo
    Misafir



  3. 13.Aralık.2009, 14:20
    2
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,863
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33

    --->: Doğanın Önemi




    Doğal Alanların Önemi

    İnsanoğlu hayatta kalabilmek için diğer bütün canlılar gibi tarih boyunca yaşadığı coğrafyaların doğal kaynaklarını kullandı.

    Suyunu nehirlerden aldı, avını bozkırlar ve ormanlarda buldu. Ovaları sürüp tarla yaptı, dağların yükseklerinde hayvanını otlattı. İnsanlığın en eski yerleşme alanlarından biri de Anadolu'ydu; üzerinde de pek çok toplum yaşadı. İnsan, Anadolu'nun doğal coğrafyası üzerinde her zaman etkili oldu ve binlerce yıl içinde onu kısmen de olsa değiştirdi.
    Yirmi birinci yüzyıla geldiğimizde, bu değişimin her zamankinden çok daha farklı bir boyutta sürdüğünü görüyoruz. Anadolu'nun on binlerce yıllık tarihi boyunca el değmeden kalabilmiş doğal coğrafyalar, büyük bir hızla insan kullanımına açılıyor. Kıyılarda turistik tesisler yapılıyor, nehirler üzerinde barajlar kuruluyor. Sulak alanlar kurutularak yeni tarım alanları açılıyor, orman alanlarından yollar geçiriliyor. Yaşam alanlarını kaybeden çok sayıda canlının sayısı azalıyor veya nesli yok oluyor. Bunun en temel nedeni ise doğadaki hızlı değişim ile gerçekleşen doğal yaşam ortamlarının kaybı. Doğal alanların yok olmasından sadece hayvanlar ve bitkiler değil, insanlık da zarar görüyor. Yaşamsal önem taşıyan su kaynakları, hava ve toprak yok olmaya veya kalitesini kaybetmeye devam edecek. Üstelik doğadaki bozulmaya neden olan gelişigüzel yatırımların pek çoğu ekonomik açıdan da ciddi bir geri dönüş sağlamıyor, hatta bazen zarar ediyor. Yapılan pek çok bilimsel çalışma, doğayla uyumlu geleneksel arazi kullanım biçimlerinin, orta ve uzun vadede, modern kalkınma projelerine göre daha yüksek ekonomik gelir sağladığını kanıtlıyor. Bu nedenlerle, doğal coğrafyaların korunması veya zarar vermeden kullanımı dünyanın pek çok yerinde ön plana çıkmakta ve kısa vadeli arazi kullanım politikaları ile yer değiştirmektedir. Başka bir deyişle insanoğlu, doğal alanlar azaldıkça onların manevi ve maddi değerlerini daha iyi kavramaya başlıyor ve modern yaşamla doğal miras arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Dünya bu yönde yavaş da olsa ilerleyedursun, 2003 yılına geldiğimizde Türkiye'nin doğası üzerindeki baskının daha da arttığını, hatta bu durumun adeta devlet politikası haline geldiğini görüyoruz. 59. Hükümet'in geliştirdiği yasa tasarıları, binlerce yıldır Anadolu topraklarını kaplayan doğal alanlar için birer ölüm fermanı olarak karşımıza çıkıyor Uzunluğu 466 kilometreyi bulan ve Türkiye'nin en hızlı akan nehri Çoruh'u 247 metre yükseklikteki bir baraj durduracak.

    Tüm dünya toplumları gibi, binlerce yıllık Anadolu mirasının varisi olan Türkiye insanına da bu durumu tersine çevirebilmek için büyük sorumluluklar düşüyor. Türkiye'nin doğal kalabilmiş bütün coğrafyalarını birer miras olarak görmek ve onların içinde barındırdıkları binlerce canlı ile birlikte yaşamalarını sağlamak en temel vatandaşlık görevlerimizden biri.
    Yazının bu bölümünde doğal alanların neden korunması gerektiğini ayrıntısıyla tartışmak istedik. Bu gerekçeleri aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz: 1) Ekolojik nedenler, 2) Ekonomik nedenler, 3) Yasal nedenler.

    Ekolojik Nedenler
    Beş kuruş para harcamadan soluk alıyor, suyu ve toprağı dilediğimiz gibi kullanıyoruz. Yeryüzündeki her şeyin insan için yaratıldığına inanarak, etrafımızdaki canlı cansız bütün doğal varlıkları kullanıyoruz. Atmosferi ısıtıyor, milyonlarca yılda oluşmuş yeraltı kaynaklarının sonsuza kadar yeteceğini sanıyoruz.
    Zenginleşmek ve daha çok lüks tüketebilmek en büyük tutkularımız. Para, artık bir araç değil, yaşam amacımız. Bugün içtiğimiz suyu veren akarsuları barajlara ve daha çok elektriğe, soluduğumuz havayı veren ormanları ikinci konutlara ve otoyollara, karnımızı doyuran toprağı endüstri bölgelerine tercih ediyoruz. Yaşamın esas kaynağının ne olduğunu tümüyle unutmuş gibiyiz.
    Tüm bunları yaparken, `Nereye kadar' sorusunu aklımıza dahi getirmiyor, gerçeğin acı yüzünü bir an olsun durup düşünmekten korkuyoruz.
    Oysa yeryüzündeki yaşam, bilimin şu an bulunduğu noktada çözemeyeceği kadar karmaşık bir şey. Bugün insanın yaptıklarının yaşamın bütününü nasıl etkilediğini tam olarak bilemiyoruz. Ancak bilebildiklerimiz, dünyadaki varlığımızın yanlış bir yola saptığını anlamaya yetiyor. Çok sayıda canlının nesli tarihte eşi görülmemiş bir hızla tükeniyor, küresel ısınmanın olumsuz etkileri her geçen gün daha da somutlaşıyor, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele geçirmek için hiçbir kural tanımayan savaşlar yapılıyor ve tüm gün zenginleşmek için çalışan, ancak kendisi zenginleşirken doğayı fakirleştiren bir insanlık büyüyor.
    Yeryüzündeki ekolojik düzen, bugünkü yaşam biçimiyle insanoğlunu artık taşıyamıyor.
    Dünyadaki doğal alanların en azından bu haliyle korunması ve bozulanların onarılması, yaşamın devamını sağlamak için yapılması gereken en önemli şey. Çünkü kaybedilen her karış doğal alan, sonunda belki de yeryüzünün bir köşesinde küçük bir kıyamet kopmasına, bir canlı türünün yok olmasına ve yeryüzündeki ekolojik düzenin biraz daha yara almasına neden oluyor.
    Yeryüzünde yaşam bugün devam ediyor. Ama nereye kadar?


    Ekonomik Nedenler
    Doğal alanların herhangi bir yapılaşmaya veya yatırıma gerek kalmadan da ekonomiye büyük katkıları olduğu gerçeği, günümüzde daha da iyi anlaşılmaya başlandı. Ekolojik ekonomi, bu konuyu araştıran bir bilim dalı. Bu alanların kaybedilmesi sadece biyolojik çeşitliliğin ve kültürlerin değil, aynı zamanda bu bölgelerde yaşayan insanların geleneksel gelir kaynaklarının da yok olması anlamına geliyor. Örneğin, barajlarla birlikte nehir vadilerinin tabanında yıllar içinde oluşmuş en verimli tarım toprakları, sulak alanların kaybıyla balıkçılık ve saz kesimi gibi gelir kaynakları, makilik alanlar ve diğer mera alanlarının ikinci konutlarla yok edilmesiyle de hayvancılık büyük zarar görüyor.
    Doğal alanların yok edilmesi, doğa turizmi gibi yeni gelişen sektörlerin gelişim sürecini durduruyor.
    Diğer bir gerçek de, bir bölgenin doğal yapısına uyumsuz yapılan girişimleri sürdürme maliyetinin çok yüksek oluşu. Bu da yapılan harcamanın, orta vadede ölü yatırım haline dönüşmesine ve o alanın kaynak değerinin boşuna kullanılmasına neden oluyor. Örneğin, mera değeri olan Orta Anadolu tuzcul bozkırlarında şekerpancarı üretmek için yapılan yatırımlardan kısa bir süre verim alındıktan sonra bu topraklar bozulmaya başlıyor ve hem tarım alanı, hem de mera olarak değerini kaybediyor. Sonuçta hem doğal alanlar kaybedilmiş oluyor, hem geleneksel geçim biçimleri zarar görüyor, hem de eldeki parasal kaynaklar yanlış yatırımlar yüzünden boşa harcanmış oluyor.


    Yasal Nedenler

    Üniversite yerleşkelerinin ormanlara kurulmasında hiçbir bilimsel zorunluluk yok. Fakat İstanbul'da 19 milyon metrekarelik ormanlık alan, vakıf üniversitelerine yerleşke yapmak amacıyla verildi. Bu paydan Koç Üniversitesi'ne de 1.921.735 metrekare düştü.Bütün bu yararlarından dolayı doğal alanların korunması veya kullanılması, şahsi veya belirli bir grubun menfaatlerine göre karar verilen bir konu olamaz. Artık bu dünyayı herkesle paylaştığımız ve bu paylaşımda ancak bir diğer canlı türü kadar hak sahibi olduğumuz konusunda bütün insanlık olarak düşünmeye ve yapılanları sorgulamaya başlıyoruz. Yeryüzündeki yok oluşu daha iyi kavradıkça aklımız ve değerlerimiz bizi hep aynı noktaya götürüyor: Doğal yaşamı insanoğluna karşı yine insanoğlunun alacağı tedbirler koruyabilir.
    Bu konuda, sayısız çalışmalarla şekillenen ve altına imza atılan yasalar var. Bu yasalar, ulusları kendi kaynaklarını korumaya özendiren, geleceğini biçimlendirirken uzun vadeli düşünmeye zorlayan ve ortak bir doğa koruma bilinci üzerine kurulmuş düzenlemeler. Dünyada doğal alanları korumak için konulmuş yasaların ortak noktalarını aşağıdaki şekilde sıralıyoruz:
    a) Yeterli yaşam koşulları sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak her insanın temel hakkıdır.
    b) Doğal alanlar ve biyolojik çeşitlilik ortak mirasımızdır ve sorumluluğumuz bu mirası korumak ve geleceğe aktarmaktır.
    c) Doğal yaşam, insan faaliyetleri nedeniyle hızla yok olmaktadır.
    d) Özenli planlama ve yönetim ile dünyanın doğal kaynakları hava, su, toprak, hayvan ve bitkiler, özellikle de doğal ekosistemleri temsil eden coğrafyalar korunmalıdır.
    e) Doğal alanlarımız kendi öz değeri yanında iktisadi, sosyal, sıhhi ve kültürel değerlerin bir bütünüdür ve bu nedenle ekonomik kalkınma planlamasında doğanın korunmasına önem verilmelidir.
    Bu saptamaların hemen hemen tamamı, Türkiye'nin kendi ulusal yasaları ve/veya taraf olduğu uluslararası sözleşmeler kapsamında da yer almaktadır. Örneğin, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 21 Kasım 1996 tarihli ve 96/8857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'yla onaylanmış ve bu sözleşmenin 8d maddesi ile Türkiye, "Ekosistemlerin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını ve yaşayabilir tür popülasyonlarının doğal ortamlarında tutulmasını teşvik etmeyi" taahhüt etmiştir.


  4. 13.Aralık.2009, 14:20
    2
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥



    Doğal Alanların Önemi

    İnsanoğlu hayatta kalabilmek için diğer bütün canlılar gibi tarih boyunca yaşadığı coğrafyaların doğal kaynaklarını kullandı.

    Suyunu nehirlerden aldı, avını bozkırlar ve ormanlarda buldu. Ovaları sürüp tarla yaptı, dağların yükseklerinde hayvanını otlattı. İnsanlığın en eski yerleşme alanlarından biri de Anadolu'ydu; üzerinde de pek çok toplum yaşadı. İnsan, Anadolu'nun doğal coğrafyası üzerinde her zaman etkili oldu ve binlerce yıl içinde onu kısmen de olsa değiştirdi.
    Yirmi birinci yüzyıla geldiğimizde, bu değişimin her zamankinden çok daha farklı bir boyutta sürdüğünü görüyoruz. Anadolu'nun on binlerce yıllık tarihi boyunca el değmeden kalabilmiş doğal coğrafyalar, büyük bir hızla insan kullanımına açılıyor. Kıyılarda turistik tesisler yapılıyor, nehirler üzerinde barajlar kuruluyor. Sulak alanlar kurutularak yeni tarım alanları açılıyor, orman alanlarından yollar geçiriliyor. Yaşam alanlarını kaybeden çok sayıda canlının sayısı azalıyor veya nesli yok oluyor. Bunun en temel nedeni ise doğadaki hızlı değişim ile gerçekleşen doğal yaşam ortamlarının kaybı. Doğal alanların yok olmasından sadece hayvanlar ve bitkiler değil, insanlık da zarar görüyor. Yaşamsal önem taşıyan su kaynakları, hava ve toprak yok olmaya veya kalitesini kaybetmeye devam edecek. Üstelik doğadaki bozulmaya neden olan gelişigüzel yatırımların pek çoğu ekonomik açıdan da ciddi bir geri dönüş sağlamıyor, hatta bazen zarar ediyor. Yapılan pek çok bilimsel çalışma, doğayla uyumlu geleneksel arazi kullanım biçimlerinin, orta ve uzun vadede, modern kalkınma projelerine göre daha yüksek ekonomik gelir sağladığını kanıtlıyor. Bu nedenlerle, doğal coğrafyaların korunması veya zarar vermeden kullanımı dünyanın pek çok yerinde ön plana çıkmakta ve kısa vadeli arazi kullanım politikaları ile yer değiştirmektedir. Başka bir deyişle insanoğlu, doğal alanlar azaldıkça onların manevi ve maddi değerlerini daha iyi kavramaya başlıyor ve modern yaşamla doğal miras arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Dünya bu yönde yavaş da olsa ilerleyedursun, 2003 yılına geldiğimizde Türkiye'nin doğası üzerindeki baskının daha da arttığını, hatta bu durumun adeta devlet politikası haline geldiğini görüyoruz. 59. Hükümet'in geliştirdiği yasa tasarıları, binlerce yıldır Anadolu topraklarını kaplayan doğal alanlar için birer ölüm fermanı olarak karşımıza çıkıyor Uzunluğu 466 kilometreyi bulan ve Türkiye'nin en hızlı akan nehri Çoruh'u 247 metre yükseklikteki bir baraj durduracak.

    Tüm dünya toplumları gibi, binlerce yıllık Anadolu mirasının varisi olan Türkiye insanına da bu durumu tersine çevirebilmek için büyük sorumluluklar düşüyor. Türkiye'nin doğal kalabilmiş bütün coğrafyalarını birer miras olarak görmek ve onların içinde barındırdıkları binlerce canlı ile birlikte yaşamalarını sağlamak en temel vatandaşlık görevlerimizden biri.
    Yazının bu bölümünde doğal alanların neden korunması gerektiğini ayrıntısıyla tartışmak istedik. Bu gerekçeleri aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz: 1) Ekolojik nedenler, 2) Ekonomik nedenler, 3) Yasal nedenler.

    Ekolojik Nedenler
    Beş kuruş para harcamadan soluk alıyor, suyu ve toprağı dilediğimiz gibi kullanıyoruz. Yeryüzündeki her şeyin insan için yaratıldığına inanarak, etrafımızdaki canlı cansız bütün doğal varlıkları kullanıyoruz. Atmosferi ısıtıyor, milyonlarca yılda oluşmuş yeraltı kaynaklarının sonsuza kadar yeteceğini sanıyoruz.
    Zenginleşmek ve daha çok lüks tüketebilmek en büyük tutkularımız. Para, artık bir araç değil, yaşam amacımız. Bugün içtiğimiz suyu veren akarsuları barajlara ve daha çok elektriğe, soluduğumuz havayı veren ormanları ikinci konutlara ve otoyollara, karnımızı doyuran toprağı endüstri bölgelerine tercih ediyoruz. Yaşamın esas kaynağının ne olduğunu tümüyle unutmuş gibiyiz.
    Tüm bunları yaparken, `Nereye kadar' sorusunu aklımıza dahi getirmiyor, gerçeğin acı yüzünü bir an olsun durup düşünmekten korkuyoruz.
    Oysa yeryüzündeki yaşam, bilimin şu an bulunduğu noktada çözemeyeceği kadar karmaşık bir şey. Bugün insanın yaptıklarının yaşamın bütününü nasıl etkilediğini tam olarak bilemiyoruz. Ancak bilebildiklerimiz, dünyadaki varlığımızın yanlış bir yola saptığını anlamaya yetiyor. Çok sayıda canlının nesli tarihte eşi görülmemiş bir hızla tükeniyor, küresel ısınmanın olumsuz etkileri her geçen gün daha da somutlaşıyor, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele geçirmek için hiçbir kural tanımayan savaşlar yapılıyor ve tüm gün zenginleşmek için çalışan, ancak kendisi zenginleşirken doğayı fakirleştiren bir insanlık büyüyor.
    Yeryüzündeki ekolojik düzen, bugünkü yaşam biçimiyle insanoğlunu artık taşıyamıyor.
    Dünyadaki doğal alanların en azından bu haliyle korunması ve bozulanların onarılması, yaşamın devamını sağlamak için yapılması gereken en önemli şey. Çünkü kaybedilen her karış doğal alan, sonunda belki de yeryüzünün bir köşesinde küçük bir kıyamet kopmasına, bir canlı türünün yok olmasına ve yeryüzündeki ekolojik düzenin biraz daha yara almasına neden oluyor.
    Yeryüzünde yaşam bugün devam ediyor. Ama nereye kadar?


    Ekonomik Nedenler
    Doğal alanların herhangi bir yapılaşmaya veya yatırıma gerek kalmadan da ekonomiye büyük katkıları olduğu gerçeği, günümüzde daha da iyi anlaşılmaya başlandı. Ekolojik ekonomi, bu konuyu araştıran bir bilim dalı. Bu alanların kaybedilmesi sadece biyolojik çeşitliliğin ve kültürlerin değil, aynı zamanda bu bölgelerde yaşayan insanların geleneksel gelir kaynaklarının da yok olması anlamına geliyor. Örneğin, barajlarla birlikte nehir vadilerinin tabanında yıllar içinde oluşmuş en verimli tarım toprakları, sulak alanların kaybıyla balıkçılık ve saz kesimi gibi gelir kaynakları, makilik alanlar ve diğer mera alanlarının ikinci konutlarla yok edilmesiyle de hayvancılık büyük zarar görüyor.
    Doğal alanların yok edilmesi, doğa turizmi gibi yeni gelişen sektörlerin gelişim sürecini durduruyor.
    Diğer bir gerçek de, bir bölgenin doğal yapısına uyumsuz yapılan girişimleri sürdürme maliyetinin çok yüksek oluşu. Bu da yapılan harcamanın, orta vadede ölü yatırım haline dönüşmesine ve o alanın kaynak değerinin boşuna kullanılmasına neden oluyor. Örneğin, mera değeri olan Orta Anadolu tuzcul bozkırlarında şekerpancarı üretmek için yapılan yatırımlardan kısa bir süre verim alındıktan sonra bu topraklar bozulmaya başlıyor ve hem tarım alanı, hem de mera olarak değerini kaybediyor. Sonuçta hem doğal alanlar kaybedilmiş oluyor, hem geleneksel geçim biçimleri zarar görüyor, hem de eldeki parasal kaynaklar yanlış yatırımlar yüzünden boşa harcanmış oluyor.


    Yasal Nedenler

    Üniversite yerleşkelerinin ormanlara kurulmasında hiçbir bilimsel zorunluluk yok. Fakat İstanbul'da 19 milyon metrekarelik ormanlık alan, vakıf üniversitelerine yerleşke yapmak amacıyla verildi. Bu paydan Koç Üniversitesi'ne de 1.921.735 metrekare düştü.Bütün bu yararlarından dolayı doğal alanların korunması veya kullanılması, şahsi veya belirli bir grubun menfaatlerine göre karar verilen bir konu olamaz. Artık bu dünyayı herkesle paylaştığımız ve bu paylaşımda ancak bir diğer canlı türü kadar hak sahibi olduğumuz konusunda bütün insanlık olarak düşünmeye ve yapılanları sorgulamaya başlıyoruz. Yeryüzündeki yok oluşu daha iyi kavradıkça aklımız ve değerlerimiz bizi hep aynı noktaya götürüyor: Doğal yaşamı insanoğluna karşı yine insanoğlunun alacağı tedbirler koruyabilir.
    Bu konuda, sayısız çalışmalarla şekillenen ve altına imza atılan yasalar var. Bu yasalar, ulusları kendi kaynaklarını korumaya özendiren, geleceğini biçimlendirirken uzun vadeli düşünmeye zorlayan ve ortak bir doğa koruma bilinci üzerine kurulmuş düzenlemeler. Dünyada doğal alanları korumak için konulmuş yasaların ortak noktalarını aşağıdaki şekilde sıralıyoruz:
    a) Yeterli yaşam koşulları sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak her insanın temel hakkıdır.
    b) Doğal alanlar ve biyolojik çeşitlilik ortak mirasımızdır ve sorumluluğumuz bu mirası korumak ve geleceğe aktarmaktır.
    c) Doğal yaşam, insan faaliyetleri nedeniyle hızla yok olmaktadır.
    d) Özenli planlama ve yönetim ile dünyanın doğal kaynakları hava, su, toprak, hayvan ve bitkiler, özellikle de doğal ekosistemleri temsil eden coğrafyalar korunmalıdır.
    e) Doğal alanlarımız kendi öz değeri yanında iktisadi, sosyal, sıhhi ve kültürel değerlerin bir bütünüdür ve bu nedenle ekonomik kalkınma planlamasında doğanın korunmasına önem verilmelidir.
    Bu saptamaların hemen hemen tamamı, Türkiye'nin kendi ulusal yasaları ve/veya taraf olduğu uluslararası sözleşmeler kapsamında da yer almaktadır. Örneğin, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 21 Kasım 1996 tarihli ve 96/8857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'yla onaylanmış ve bu sözleşmenin 8d maddesi ile Türkiye, "Ekosistemlerin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını ve yaşayabilir tür popülasyonlarının doğal ortamlarında tutulmasını teşvik etmeyi" taahhüt etmiştir.


  5. 13.Aralık.2009, 14:46
    3
    İsrâ
    İsrâ

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Ekim.2009
    Üye No: 59972
    Mesaj Sayısı: 1,575
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Almanya

    --->: Doğanın Önemi

    Oksijensiz nefes alamasin mesela onuda sana doga verir


  6. 13.Aralık.2009, 14:46
    3
    İsrâ
    Oksijensiz nefes alamasin mesela onuda sana doga verir


  7. 13.Aralık.2009, 16:29
    4
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,863
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33

    --->: Doğanın Önemi

    Alıntı
    Oksijensiz nefes alamasin mesela onuda sana doga verir
    doğa verir deme yav , uygun olmamış


  8. 13.Aralık.2009, 16:29
    4
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥
    Alıntı
    Oksijensiz nefes alamasin mesela onuda sana doga verir
    doğa verir deme yav , uygun olmamış


  9. 09.Mart.2015, 11:42
    5
    Misafir

    Cevap: Doğanın Önemi

    Bu konudan çok güzel bir özet çıkaracağım


  10. 09.Mart.2015, 11:42
    5
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Bu konudan çok güzel bir özet çıkaracağım





+ Yorum Gönder