Konusunu Oylayın.: Tefekkür nedir? nasıl yapılır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Tefekkür nedir? nasıl yapılır?
  1. 10.Aralık.2009, 13:45
    1
    Misafir

    Tefekkür nedir? nasıl yapılır?






    Tefekkür nedir? nasıl yapılır? Mumsema tefekkür ndir? nasıl yapılır? Tefekkür hakkında kısa bilgi verir misiniz


  2. 10.Aralık.2009, 13:45
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 10.Kasım.2013, 12:47
    2
    Hanzala
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Ocak.2012
    Üye No: 93817
    Mesaj Sayısı: 375
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    Cevap: tefekkür ndir? nasıl yapılır?




    tefekkür nedir?
    Tefekkür, dinimizde önemli bir ibadettir. Tefekkür, günahlarını, mahlukları ve kendini düşünmek Allahü teâlânın yarattığı şeylerden ibret almaktır.

    Tefekkür nasıl olur?
    Tefekkür yaşananlardan ibret alarak olur.



  4. 10.Kasım.2013, 12:47
    2
    Devamlı Üye



    tefekkür nedir?
    Tefekkür, dinimizde önemli bir ibadettir. Tefekkür, günahlarını, mahlukları ve kendini düşünmek Allahü teâlânın yarattığı şeylerden ibret almaktır.

    Tefekkür nasıl olur?
    Tefekkür yaşananlardan ibret alarak olur.



  5. 18.Mart.2014, 20:40
    3
    mum
    Administrator

    Profili:
    mum
    Üyelik Tarihi: 20.Ocak.2007
    Üye No: 2
    Mesaj Sayısı: 6,094
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: tefekkür ndir? nasıl yapılır?

    Tefekkür nedir ne demektir
    Tefekkür hakkında kısaca bilgi



    Allah’ın elçisi Hz. Muhammed Mustafâ (s.a.s) davete başladığında bir cahiliye devri yaşanıyordu. Dinî kavramların içini boşaltarak hakikatten uzaklaşan bir kısım insanlar, sahte ilahlarla oyalanıyor ve “kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” denildiği zaman inanmıyor büyüklük taslıyorlardı. Bir süre sonra ortaya çıkan diğer bir grup ise, sözde iman etmiş gibi gözüküyor ancak sabır gerektiren zorlu işlerde, imanın gereğini yerine getirmiyordu. Örneğin, namazı kılıyor, zekatı veriyorlar fakat Allah’ın dinini aziz kılmak için can pahasına savaşmaları emredildiğinde, “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” diyerek, Allah’ın buyruklarından bazısını taşınmaz bir yük olarak görüyorlardı.
    Geçici menfaatleri için göze aldıkları meşakkati, ebedi kurtuluşları için göze alamayan bu tür kimselerin idrak ve tefekkür algıları harekete geçsin diye Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:
    "Tâ, Hâ! (Ey Muhammed!) Biz Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah’ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik. (O) yüksek gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir. Rahmân, Arş’a kurulmuştur. Göklerdeki, yerdeki, bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O’nundur. Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da. Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. En güzel isimler O’nundur."
    Görülüyor ki değerli kardeşlerim! Rabbimiz, bizlerden, Kur’ân’daki öğütlerin sahibi kimdir diye düşünmemizi istemektedir.


    Dinî yaşantımızda samimiyet, ancak Rabbimizin birliğini ve yüceliğini kalben tefekkür etmekle başlayabilir. Dinin başı tevhiddir. Tevhidle başlamalıdır tefekküre. Ve tevhidle mana kazandırılmalıdır bütün olup bitenlere.
    İnsan ve onun yaratılışı… İnsan ve çevresindeki varlıklar… İnsan ve ölüm… İnsan ve ölüm ötesi hayat… Bütün bunlar ancak iman ve tevhid inancıyla süslenmiş bir ömürle anlam kazanabilir. Bu değerlendirmeyi yapabilen akl-ı selim sahipleri, tevhid uğrunda çekilecek sıkıntıları bir zahmet değil, kendilerinin ebedi menfaati için bir rahmet olarak görür.
    Rahman’ın nazargâhı olan müminin kalbi, dünyevi kederlerle hastalanmaz. Tam tersine o kalp, Rabb’ini tefekkür ettiği her an, O’nun kelamını okuduğu her vakit, şifâ bulur. Böylece Mevlâmızın, “Ey insanlar! İşte size, Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve müminler için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi” ayetinin hikmeti gerçekleşmiş olur.
    Sözü, Efendimizin bir hadisiyle bitirelim: “Şefaatim sayesinde kıyamet günü insanların en mutlusu olacak kişi, (dünyada iken) samimiyetle ve tüm kalbiyle ‘Allah'tan başka ilah yoktur’ diyebilen kimsedir.”
    Hazırlayan: Dr. Bilal ESEN
    ________________________
    Sâffât 37/35-36.
    Nisa 4/77.
    Tâhâ 20/1-8.
    Yunus 10/57.
    Buhârî, “İlim”, 33.


  6. 18.Mart.2014, 20:40
    3
    mum
    Administrator
    Tefekkür nedir ne demektir
    Tefekkür hakkında kısaca bilgi



    Allah’ın elçisi Hz. Muhammed Mustafâ (s.a.s) davete başladığında bir cahiliye devri yaşanıyordu. Dinî kavramların içini boşaltarak hakikatten uzaklaşan bir kısım insanlar, sahte ilahlarla oyalanıyor ve “kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” denildiği zaman inanmıyor büyüklük taslıyorlardı. Bir süre sonra ortaya çıkan diğer bir grup ise, sözde iman etmiş gibi gözüküyor ancak sabır gerektiren zorlu işlerde, imanın gereğini yerine getirmiyordu. Örneğin, namazı kılıyor, zekatı veriyorlar fakat Allah’ın dinini aziz kılmak için can pahasına savaşmaları emredildiğinde, “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” diyerek, Allah’ın buyruklarından bazısını taşınmaz bir yük olarak görüyorlardı.
    Geçici menfaatleri için göze aldıkları meşakkati, ebedi kurtuluşları için göze alamayan bu tür kimselerin idrak ve tefekkür algıları harekete geçsin diye Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:
    "Tâ, Hâ! (Ey Muhammed!) Biz Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah’ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik. (O) yüksek gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir. Rahmân, Arş’a kurulmuştur. Göklerdeki, yerdeki, bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O’nundur. Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da. Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. En güzel isimler O’nundur."
    Görülüyor ki değerli kardeşlerim! Rabbimiz, bizlerden, Kur’ân’daki öğütlerin sahibi kimdir diye düşünmemizi istemektedir.


    Dinî yaşantımızda samimiyet, ancak Rabbimizin birliğini ve yüceliğini kalben tefekkür etmekle başlayabilir. Dinin başı tevhiddir. Tevhidle başlamalıdır tefekküre. Ve tevhidle mana kazandırılmalıdır bütün olup bitenlere.
    İnsan ve onun yaratılışı… İnsan ve çevresindeki varlıklar… İnsan ve ölüm… İnsan ve ölüm ötesi hayat… Bütün bunlar ancak iman ve tevhid inancıyla süslenmiş bir ömürle anlam kazanabilir. Bu değerlendirmeyi yapabilen akl-ı selim sahipleri, tevhid uğrunda çekilecek sıkıntıları bir zahmet değil, kendilerinin ebedi menfaati için bir rahmet olarak görür.
    Rahman’ın nazargâhı olan müminin kalbi, dünyevi kederlerle hastalanmaz. Tam tersine o kalp, Rabb’ini tefekkür ettiği her an, O’nun kelamını okuduğu her vakit, şifâ bulur. Böylece Mevlâmızın, “Ey insanlar! İşte size, Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve müminler için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi” ayetinin hikmeti gerçekleşmiş olur.
    Sözü, Efendimizin bir hadisiyle bitirelim: “Şefaatim sayesinde kıyamet günü insanların en mutlusu olacak kişi, (dünyada iken) samimiyetle ve tüm kalbiyle ‘Allah'tan başka ilah yoktur’ diyebilen kimsedir.”
    Hazırlayan: Dr. Bilal ESEN
    ________________________
    Sâffât 37/35-36.
    Nisa 4/77.
    Tâhâ 20/1-8.
    Yunus 10/57.
    Buhârî, “İlim”, 33.





+ Yorum Gönder