Konusunu Oylayın.: Meal ve tefsir neye denir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Meal ve tefsir neye denir
  1. 04.Temmuz.2013, 03:06
    1
    Misafir

    Meal ve tefsir neye denir






    Meal ve tefsir neye denir Mumsema meal ve tefsir neye denir Meal ve tefsir ne anlama gelmektedir Meal ve tefsir ne demektir açıklar mısınız ?


  2. 04.Temmuz.2013, 03:06
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    meal ve tefsir neye denir Meal ve tefsir ne anlama gelmektedir Meal ve tefsir ne demektir açıklar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Meal ve tefsir ne demektir

    - Meal ve tefsir arasındaki farklar

    - Meal ve tefsir nedir

    - Gerekçeli Tefsir-Meal

    - 1. Meal ve tefsirin tarifi nasıldır? 2. Tercüme meal ve tefsir arasındaki fark nedir?

  3. 08.Temmuz.2013, 01:19
    2
    islamdostu
    hizmetkar

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Temmuz.2008
    Üye No: 26997
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: Meal ve tefsir neye denir




    Tefsir, Te’vil, Terceme ve Meal Kelimelerinin Anlamı:

    1) Tefsir: Tefsir kelimesi “Fesera” veya taklib tarikiyle “Sefera” köklerinden gelmektedir. Tef’il babından olan tefsir kelimesinin bu iki kökten de türemiş olması mümkündür. Lügatte; beyan etmek, keşfetmek, izhar etmek, aydınlatmak ve üzeri kapalı bir şeyi açmak anlamındadır. Istılahta; müşkil olan lafızdan murad edilen şeyi keşfetmek anlamına geliyorsa da alimler arasında yaygın anlamı, Kur’an-ı Kerim’in manalarını keşfetmek, ondaki müşkil ve garib lafızlardan kastedilen şeyi beyan etmek, demektir. (1)

    2) Te’vil: “Evl” kökünden gelen ve “geri dönme” anlamına gelen bir mastardır. Açıklamak ve beyan etmek anlamını da ifade etmektedir. Istılahta ise; görünürde birbiriyle uyumlu iki ihtimalden birine manayı yöneltmektir. Yani ayete muhtemel manalardan birini vermektir. (2)

    Tefsir ve te’vil kelimeleri muhtelif zamanlarda birbirlerinin yerlerine de kullanılmışlardır. Tefsir kelimesi ıstılah olarak te’vilden daha evvel kullanılmıştır. İslamın ilk asrında tefsir ve hadisten başka ilimler şuyu bulmadığından tefsir kelimesi bu ilimlere tahsis ediliyordu. Terceme devri ile bu ilimler tedvine başlanıp, muhtelif ilimler İslamiyete girince bu kelime diğer ilimlerde de kullanılmaya başlanmış, te’vil kelimesi ise Kur’an’ı ve ondaki fikirleri müdafaa devrinden itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bu kelime Kur’an-ı Kerim’de bir çok yerde başka başka anlamlarda geçmektedir. Et-Taberi de bu kelimeyi tefsir yerinde kullanmıştır. Bu bir tevazuun ifadesi olabilir.

    Bazıları tefsir ile te’vil kullanılış bakımından aynıdır demişlerse de, bunlar aynı şey değildir ve tefsir te’vilden daha umumidir. Zerkeşi’ye göre sahih olan bu ikisinin değişik manalarda kullanılmasıdır. Ragıp el-İsfehani, tefsir ile tevili şöyle ayırt etmektedir. “Tefsir te’vilden daha umumidir. Tefsir ekseriya lafızlarda, te’vil ise manalarda kullanılır. Mesela rü’ya te’vili gibi. Te’vil ekseriya ilahiyat kitaplarında, tefsir ise bu kitaplarda kullanıldığı gibi, bunun gayrısında da kullanılır. Te’vil umumi ve hususi olarak da kullanılabilir. Mesela küfür kelimesi umumi olarak mutlak inkar manasına kullanıldığı gibi, hususi olarak Allah’ı inkar manasına, iman kelimesi de mutlak tasdik manasına kullanıldığı gibi, hususi olarak da hak dini tasdik etmek manasında kullanılır. Ragıp el-İsfehani, te’vili makbul olma veya olmama bakımından iki kısma ayırmaktadır. Makbul olmayan te’vil, kendisine bakıldığı vakit hoş olmayan, ayetin ileri ve gerisiyle mutabakat etmeyen ve delilleri çirkin olandır. Bu şartları havi olmayan te’vil ise makbul addolunur. (3)

    3) Terceme: Bu kelimenin kökü dört harfli (rubai) “Terceme” fiilidir. Cevheri bu kelimenin “Raceme”den geldiğini söylemektedir. Lügat manası bir çok manaya gelmekle birlikte; bir kelamı, bir dilden başka bir dile çevirmek, demektir. Istılahi manası ise, bir kelamın manasını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile aynen ifade etmektir. Tercüme yapılırken, kelamın bütün mana ve maksatlarına itina gösterilmesi icab etmek gerekir. (4)

    Terceme iki kısımda incelenebilir:

    1) Harfi veya lafzi terceme: Aslına benzemesi gözetilen, başka bir deyimle eş anlamlılardan birinin yerine konulmasını hedefleyen tercemedir. Lafızları çeşitli yönlerden incelenmesini gerektiren zor bir terceme türüdür. Kur’an için mümkün değildir. Çünkü bütün insanlar ve cinler bir araya gelseler benzerini meydana getiremezler. Aksi taktirde Kur’an'ın belağat hususiyetleri ve i’cazı kaybolur.

    2) Manevi veya tefsiri terceme: Nazmında ve tertibinde aslına benzemesi gözetilmeyen tercemedir. Bunda asıl gaye, mananın güzel bir şekilde ifade edilmesi olduğu için uygulaması kolaydır. Üstelik harfi tercemeye tercih edilmiştir.

    Kur’an’ın Tercemesi yapılabilir mi?: Bu hususta alimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Fakat hepsinin ittifak ettikleri nokta Kur’an’ın harfi tercemesinin yapılamıyacağıdır. Buna karşılık tefsiri tercemenin yapılacağına izin verilmiştir. Çünkü bu tür terceme, lafzın manasını daha geniş bir sözle mümkün olduğu kadar ifade etmektedir. Üstelik bu terceme aslının da aynı sayılmamaktadır. Yalnız yapılan tercemenin Kur’an’ın yerine geçmeyeceği ve Kur’an’ın değer hükmünü taşımayacağı da bilinmelidir. Kur’an-ı Kerim’in zengin olan Avrupa lisanlarına yapılan tercümeleri bile, asıl manayı ifade etmekten çok acizdir.(5)

    Tefsir ile Terceme Arasındaki Farklar:

    1) Terceme sigası müstakil bir sigadır. Aslından müstağni olunup, tercemenin aslın yerine geçmesi düşünülebilir. Halbuki tefsir böyle değildir. Tefsir asl ile irtibatını kesmez. Eğer tefsirle irtibat kesilmiş olsaydı, söz bozulur veya batıl olurdu. Bu arada mana da doğru ifade edilmemiş olurdu.

    2) Tercemede istidrat yapmak caiz olmadığı halde, tefsirde bu işi yapmak caizdir, hatta bazen vacip bile olur. Bu da terceme ile aslın birbirine benzer olmasının zaruriliğini ifade eder. Terceme fazlalıksız ve noksan olarak, tam bir vukufla aslına uygun olması bir zarurettir. Tefsir ise böyle değildir. Çünkü o, aslın bir beyanı ve tavzihidir. Bu beyan ve tavzihler, istidratta müfesseri çeşitli mezheplere sevketmeyi iktiza eder. Bu da va’z olunduğu manadan başkası kastedildiğinde lügatçıların şerhlerinde, ıstılahların izahında ve delillerin serdedilmesinde görülür.

    İşte Kur’an tefsirinin ekserisi, lügat alimleri, akaid, fıkıh ve fıkıh usulü, nüzul sebepleri, nasih ve mensuh, tabii ve ictimai ilimlerin çeşitli istidratları ihtiva etmelerindeki sır budur. Hata edildiğinde, aslın hatası üzerine yapılan tembih, bu istidradın yönlerindendir. Keza bunu ilmi eserlerin şerhlerinde de mülahaza edebiliriz. Böyle bir şeyi tercemede görmemize imkan yoktur. Eğer tercemede böyle bir şey görseydik, emanetin vücubundan ve terceme inceliğinden çıkılmış olurdu.

    3) Terceme, örf cihetinden aslın bütün manalarına ve maksatlarına uygunluk manasını tazammun eder. Tefsir için böyle bir durum yoktur. Yukarıda zikredildiği gibi tefsir ancak izah üzerinde durur. Bu izah ister icmali, ister tafsili, ister bütün manaları kaplasın, isterse bazılarını ihtisar etsin, müsavidir. Halbuki terceme ne fazla ve ne de noksan aslın manasını aynen nakleder. Bu işe tefsir kifayet etmeyebilir.

    4) Terceme, örf yönünden mütercimin naklettiği maksat ve manaların, asıl sözün medlülü olduğuna ve söz sahibinin bunu kastettiğine itminan tazammun eder. Halbuki tefsir böyle değildir. Eğer müfessirin yanında deliller çok olursa böyle bir itminanı verebilir. Deliller az olursa susar ve bir tercihde de bulunamaz. Bazen bir kelime veya bir ibareyi anlamaktaki aczini bildirerek “Söz sahibi kendi maksadını daha iyi bilendir.” der. Bilhassa bunlar sure başlarında ve müteşabih ayetlerde daha çok görülür.(6)

    Terceme aslın aynı olduğuna göre, zamanımızda da bazı asıllar unutulup tercemeler onların yerine kaim olmaktadır. Ekseriya aslın tercemesindeki terceme lafzı hazfedilip, terceme bir asılmış gibi gösteriliyor. Mesela, muhtelif dillerdeki Tevrat ve İncil tercemeleri gibi. Böyle bir şey tefsirde mümkün değildir. Burada tercemenin aksine asıl lafız düşebilir. Fakat tefsir lafzı asla düşmez. Taberi tefsiri, Razi tefsiri, Celaleyn tefsiri gibi.

    4) Meal: Meal kelimesi lügatte “Evl” kökünden mimli mastardır. Bir şeyin varacağı yer ve gaye manasına mekan ismi de olur. Bir şeyin koyulaşıp katı hale gelmesine de meal denir. Istılahta ise, bir sözün manasının her yönüyle aynen değil de, biraz noksanıyla ifade edilmesine meal denir.

    İşte Kur’an-ı Kerim’in tercemesi için kullanılan meal kelimesi, onu aynen terceme etmeye imkan olmadığını, daha doğrusu yapılan işte bir eksikliğin mevcud olduğunu belirtmek içindir. Arapça bilmeyen Müslümanlara, mümkün mertebe Allah’ın kelamını kendi dilleriyle anlatmak ve Müslüman olmayanlar arasında İslamı yaymak için Kur’an-ı Kerim'in tercemesi zaruridir. Salahiyetli veya salahiyetsiz şahısların yaptıkları tercemelerde, fahiş hatalar yapıldığı göz önünde bulundurulacak olursa, Müslümanlar tarafından doğruya en yakın bir şekilde, Kur’an’ın bütün dillere tercemesi şartı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bunun da salahiyetli heyetler tarafından yapılması gereklidir. (7)

    Dipnotlar:

    1. Lisanu’l-Arab: 4/369; 5/55; Cevheri-Sıhah: 2/686, 781; Zebidi-Tacu’l-Arus: 3/470; el-Burhan: 2/147; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 213-214.
    2. Lisanu’l-Arab: 11/32-33; Cevheri-Sıhah: 4/1627; Zebidi-Tacu’l-Arus: 3/470; 7/215; el-Burhan: 2/148; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 214.
    3. el-Burhan: 2/149; Mukaddimetü’t-Tefsir: 402-403; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 214-215.
    4. Cevheri-Sıhah: 5/1928; Zebidi-Tacu’l-Arus: 8/211; Menahil: 2/16; Zehebi-Tefsir ve’l-Müfessirin: 1/23; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 215-216.
    5. Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 217-218; Ali Turgut-Tefsir Usulü ve Kaynakları: 222-223.
    6. Menahil: 2/10-14; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 219-220.
    7. Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 220-221.

    (Muhammed Salih el-Useymîn, Tefsir Usulüne Giriş, Çeviren: M. Beşir Eryarsoy)

    * * *


  4. 08.Temmuz.2013, 01:19
    2
    hizmetkar



    Tefsir, Te’vil, Terceme ve Meal Kelimelerinin Anlamı:

    1) Tefsir: Tefsir kelimesi “Fesera” veya taklib tarikiyle “Sefera” köklerinden gelmektedir. Tef’il babından olan tefsir kelimesinin bu iki kökten de türemiş olması mümkündür. Lügatte; beyan etmek, keşfetmek, izhar etmek, aydınlatmak ve üzeri kapalı bir şeyi açmak anlamındadır. Istılahta; müşkil olan lafızdan murad edilen şeyi keşfetmek anlamına geliyorsa da alimler arasında yaygın anlamı, Kur’an-ı Kerim’in manalarını keşfetmek, ondaki müşkil ve garib lafızlardan kastedilen şeyi beyan etmek, demektir. (1)

    2) Te’vil: “Evl” kökünden gelen ve “geri dönme” anlamına gelen bir mastardır. Açıklamak ve beyan etmek anlamını da ifade etmektedir. Istılahta ise; görünürde birbiriyle uyumlu iki ihtimalden birine manayı yöneltmektir. Yani ayete muhtemel manalardan birini vermektir. (2)

    Tefsir ve te’vil kelimeleri muhtelif zamanlarda birbirlerinin yerlerine de kullanılmışlardır. Tefsir kelimesi ıstılah olarak te’vilden daha evvel kullanılmıştır. İslamın ilk asrında tefsir ve hadisten başka ilimler şuyu bulmadığından tefsir kelimesi bu ilimlere tahsis ediliyordu. Terceme devri ile bu ilimler tedvine başlanıp, muhtelif ilimler İslamiyete girince bu kelime diğer ilimlerde de kullanılmaya başlanmış, te’vil kelimesi ise Kur’an’ı ve ondaki fikirleri müdafaa devrinden itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bu kelime Kur’an-ı Kerim’de bir çok yerde başka başka anlamlarda geçmektedir. Et-Taberi de bu kelimeyi tefsir yerinde kullanmıştır. Bu bir tevazuun ifadesi olabilir.

    Bazıları tefsir ile te’vil kullanılış bakımından aynıdır demişlerse de, bunlar aynı şey değildir ve tefsir te’vilden daha umumidir. Zerkeşi’ye göre sahih olan bu ikisinin değişik manalarda kullanılmasıdır. Ragıp el-İsfehani, tefsir ile tevili şöyle ayırt etmektedir. “Tefsir te’vilden daha umumidir. Tefsir ekseriya lafızlarda, te’vil ise manalarda kullanılır. Mesela rü’ya te’vili gibi. Te’vil ekseriya ilahiyat kitaplarında, tefsir ise bu kitaplarda kullanıldığı gibi, bunun gayrısında da kullanılır. Te’vil umumi ve hususi olarak da kullanılabilir. Mesela küfür kelimesi umumi olarak mutlak inkar manasına kullanıldığı gibi, hususi olarak Allah’ı inkar manasına, iman kelimesi de mutlak tasdik manasına kullanıldığı gibi, hususi olarak da hak dini tasdik etmek manasında kullanılır. Ragıp el-İsfehani, te’vili makbul olma veya olmama bakımından iki kısma ayırmaktadır. Makbul olmayan te’vil, kendisine bakıldığı vakit hoş olmayan, ayetin ileri ve gerisiyle mutabakat etmeyen ve delilleri çirkin olandır. Bu şartları havi olmayan te’vil ise makbul addolunur. (3)

    3) Terceme: Bu kelimenin kökü dört harfli (rubai) “Terceme” fiilidir. Cevheri bu kelimenin “Raceme”den geldiğini söylemektedir. Lügat manası bir çok manaya gelmekle birlikte; bir kelamı, bir dilden başka bir dile çevirmek, demektir. Istılahi manası ise, bir kelamın manasını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile aynen ifade etmektir. Tercüme yapılırken, kelamın bütün mana ve maksatlarına itina gösterilmesi icab etmek gerekir. (4)

    Terceme iki kısımda incelenebilir:

    1) Harfi veya lafzi terceme: Aslına benzemesi gözetilen, başka bir deyimle eş anlamlılardan birinin yerine konulmasını hedefleyen tercemedir. Lafızları çeşitli yönlerden incelenmesini gerektiren zor bir terceme türüdür. Kur’an için mümkün değildir. Çünkü bütün insanlar ve cinler bir araya gelseler benzerini meydana getiremezler. Aksi taktirde Kur’an'ın belağat hususiyetleri ve i’cazı kaybolur.

    2) Manevi veya tefsiri terceme: Nazmında ve tertibinde aslına benzemesi gözetilmeyen tercemedir. Bunda asıl gaye, mananın güzel bir şekilde ifade edilmesi olduğu için uygulaması kolaydır. Üstelik harfi tercemeye tercih edilmiştir.

    Kur’an’ın Tercemesi yapılabilir mi?: Bu hususta alimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Fakat hepsinin ittifak ettikleri nokta Kur’an’ın harfi tercemesinin yapılamıyacağıdır. Buna karşılık tefsiri tercemenin yapılacağına izin verilmiştir. Çünkü bu tür terceme, lafzın manasını daha geniş bir sözle mümkün olduğu kadar ifade etmektedir. Üstelik bu terceme aslının da aynı sayılmamaktadır. Yalnız yapılan tercemenin Kur’an’ın yerine geçmeyeceği ve Kur’an’ın değer hükmünü taşımayacağı da bilinmelidir. Kur’an-ı Kerim’in zengin olan Avrupa lisanlarına yapılan tercümeleri bile, asıl manayı ifade etmekten çok acizdir.(5)

    Tefsir ile Terceme Arasındaki Farklar:

    1) Terceme sigası müstakil bir sigadır. Aslından müstağni olunup, tercemenin aslın yerine geçmesi düşünülebilir. Halbuki tefsir böyle değildir. Tefsir asl ile irtibatını kesmez. Eğer tefsirle irtibat kesilmiş olsaydı, söz bozulur veya batıl olurdu. Bu arada mana da doğru ifade edilmemiş olurdu.

    2) Tercemede istidrat yapmak caiz olmadığı halde, tefsirde bu işi yapmak caizdir, hatta bazen vacip bile olur. Bu da terceme ile aslın birbirine benzer olmasının zaruriliğini ifade eder. Terceme fazlalıksız ve noksan olarak, tam bir vukufla aslına uygun olması bir zarurettir. Tefsir ise böyle değildir. Çünkü o, aslın bir beyanı ve tavzihidir. Bu beyan ve tavzihler, istidratta müfesseri çeşitli mezheplere sevketmeyi iktiza eder. Bu da va’z olunduğu manadan başkası kastedildiğinde lügatçıların şerhlerinde, ıstılahların izahında ve delillerin serdedilmesinde görülür.

    İşte Kur’an tefsirinin ekserisi, lügat alimleri, akaid, fıkıh ve fıkıh usulü, nüzul sebepleri, nasih ve mensuh, tabii ve ictimai ilimlerin çeşitli istidratları ihtiva etmelerindeki sır budur. Hata edildiğinde, aslın hatası üzerine yapılan tembih, bu istidradın yönlerindendir. Keza bunu ilmi eserlerin şerhlerinde de mülahaza edebiliriz. Böyle bir şeyi tercemede görmemize imkan yoktur. Eğer tercemede böyle bir şey görseydik, emanetin vücubundan ve terceme inceliğinden çıkılmış olurdu.

    3) Terceme, örf cihetinden aslın bütün manalarına ve maksatlarına uygunluk manasını tazammun eder. Tefsir için böyle bir durum yoktur. Yukarıda zikredildiği gibi tefsir ancak izah üzerinde durur. Bu izah ister icmali, ister tafsili, ister bütün manaları kaplasın, isterse bazılarını ihtisar etsin, müsavidir. Halbuki terceme ne fazla ve ne de noksan aslın manasını aynen nakleder. Bu işe tefsir kifayet etmeyebilir.

    4) Terceme, örf yönünden mütercimin naklettiği maksat ve manaların, asıl sözün medlülü olduğuna ve söz sahibinin bunu kastettiğine itminan tazammun eder. Halbuki tefsir böyle değildir. Eğer müfessirin yanında deliller çok olursa böyle bir itminanı verebilir. Deliller az olursa susar ve bir tercihde de bulunamaz. Bazen bir kelime veya bir ibareyi anlamaktaki aczini bildirerek “Söz sahibi kendi maksadını daha iyi bilendir.” der. Bilhassa bunlar sure başlarında ve müteşabih ayetlerde daha çok görülür.(6)

    Terceme aslın aynı olduğuna göre, zamanımızda da bazı asıllar unutulup tercemeler onların yerine kaim olmaktadır. Ekseriya aslın tercemesindeki terceme lafzı hazfedilip, terceme bir asılmış gibi gösteriliyor. Mesela, muhtelif dillerdeki Tevrat ve İncil tercemeleri gibi. Böyle bir şey tefsirde mümkün değildir. Burada tercemenin aksine asıl lafız düşebilir. Fakat tefsir lafzı asla düşmez. Taberi tefsiri, Razi tefsiri, Celaleyn tefsiri gibi.

    4) Meal: Meal kelimesi lügatte “Evl” kökünden mimli mastardır. Bir şeyin varacağı yer ve gaye manasına mekan ismi de olur. Bir şeyin koyulaşıp katı hale gelmesine de meal denir. Istılahta ise, bir sözün manasının her yönüyle aynen değil de, biraz noksanıyla ifade edilmesine meal denir.

    İşte Kur’an-ı Kerim’in tercemesi için kullanılan meal kelimesi, onu aynen terceme etmeye imkan olmadığını, daha doğrusu yapılan işte bir eksikliğin mevcud olduğunu belirtmek içindir. Arapça bilmeyen Müslümanlara, mümkün mertebe Allah’ın kelamını kendi dilleriyle anlatmak ve Müslüman olmayanlar arasında İslamı yaymak için Kur’an-ı Kerim'in tercemesi zaruridir. Salahiyetli veya salahiyetsiz şahısların yaptıkları tercemelerde, fahiş hatalar yapıldığı göz önünde bulundurulacak olursa, Müslümanlar tarafından doğruya en yakın bir şekilde, Kur’an’ın bütün dillere tercemesi şartı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bunun da salahiyetli heyetler tarafından yapılması gereklidir. (7)

    Dipnotlar:

    1. Lisanu’l-Arab: 4/369; 5/55; Cevheri-Sıhah: 2/686, 781; Zebidi-Tacu’l-Arus: 3/470; el-Burhan: 2/147; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 213-214.
    2. Lisanu’l-Arab: 11/32-33; Cevheri-Sıhah: 4/1627; Zebidi-Tacu’l-Arus: 3/470; 7/215; el-Burhan: 2/148; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 214.
    3. el-Burhan: 2/149; Mukaddimetü’t-Tefsir: 402-403; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 214-215.
    4. Cevheri-Sıhah: 5/1928; Zebidi-Tacu’l-Arus: 8/211; Menahil: 2/16; Zehebi-Tefsir ve’l-Müfessirin: 1/23; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 215-216.
    5. Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 217-218; Ali Turgut-Tefsir Usulü ve Kaynakları: 222-223.
    6. Menahil: 2/10-14; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 219-220.
    7. Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 220-221.

    (Muhammed Salih el-Useymîn, Tefsir Usulüne Giriş, Çeviren: M. Beşir Eryarsoy)

    * * *





+ Yorum Gönder