Konusunu Oylayın.: Kadir suresi tefsiri elmalılı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kadir suresi tefsiri elmalılı
  1. 05.Şubat.2013, 21:06
    1
    Misafir

    Kadir suresi tefsiri elmalılı






    Kadir suresi tefsiri elmalılı Mumsema Kadir suresi tefsirini elmalılı dilinden sohbetlerinden bilgiler paylaşabilir misiniz ?


  2. 05.Şubat.2013, 21:06
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Kadir suresi tefsirini elmalılı dilinden sohbetlerinden bilgiler paylaşabilir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Felak suresi tefsiri elmalılı

    - Kadir suresi elmalılı tefsiri

    - İhlas suresi elmalılı tefsiri

    - nas suresi elmalılı tefsiri

    - Duha suresi-Elmalılı Tefsiri

  3. 05.Şubat.2013, 21:30
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,670
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: kadir suresi tefsiri elmalılı




    kadir suresi tefsiri elmalılı


    97-KADİR:




    Muhakkak biz indirdik onu. Yani oku da ancak bize secde ve ibadet et. Çünkü
    yüce şanımızla biz indirdik onu, o okunan Kur'ân'ı. İlâhî kudret her kuvvetin
    üstünde, her kemâli içine almış olduğuna uyarmak için "azamet nûnu"yla "Biz
    indirdik onu." buyurulması indirenin büyüklüğünü ifade ederken, indirilenin
    şanını yüceltmeyi de ifade eder. İndirilenin ismi açıklanmıyarak (hu) zamiriyle
    işaret olunması da onun açıklanmasına lüzum olmayacak şekilde zihinlerde
    bilinmiş olduğuna işaret olması itibarıyla şânının yüksekliğine ikinci bir
    uyarı; sonra Kadir gecesinde indirildiğini beyan ile Kadir gecesinin kadir ve
    faziletinin anlatılması da yine onun kıymet ve şerefini açıklamaktır. 'nın aslı
    'dır. hükmü tahkik ile kuvvetlendirir. O nun ismi olarak müsnedün ileyh, fiil ve
    fâil bir fiil cümlesi olarak

    haberi olduğundan, isim ve haber toplamı olan bir fiil cümlesini içeren bir
    isim cümlesidir ki müsnedün ileyh olan mütekellim (birinci şahıs) zamiri bir
    mübtedâ, bir de fâil olarak tekrar etmiş olmakla içiçe iki hükmü içine alan
    kuvvetlendiren bir ifadedir. Meânî İlmi'nde malum olduğu üzere bu çeşit cümleler
    kasr (tahsis) veya hükmü kuvvetlendirme ifade ederler. Yalnızca bir isim cümlesi
    bile devam ve sâkıt olma ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, (inne) ve isim
    cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekit ve yerine göre de
    tahsis ifade eden çok sağlam cümlelerdir. (hû) zamirinin merciine gelince,
    tefsircilerin çoğunluğu Kur'ân'a râcidir demişlerdir. Bu h ârî'de zikredilmiş
    olan da Kur'ân'dan kinayedir. Râzî, bunda tefsircilerin ittifakını söylemiş.
    Cibrîl'e veya diğerine ait olduğunu söyleyenler yok değilse de, onları yalan
    saymamıştır. Şihâb, "zayıflığından dolayı" demişse de, mânâ itibarıyla hakiki b
    i r ihtilaf saymadığı için olması gerektir. Zira Kur'ân'a dönmesi ile Cibril'e
    dönmesi birbirini gerektiriyor demektir. Diğer vecihlerde, Kur'ân: Kur'ân'ın
    tümüne de bir kısmına da söylenmesi doğru olduğu için "o Kur'ân" mefhumuna
    girer. Alûsî'nin naklettiğ i üzere Hattâbî zamiri Allah Teâlâ'nın "oku" sözüne
    işaret olduğunu ve ondan dolayı bu sûrenin ondan sonraya konulduğunu
    söylemiştir. Kâdî Ebû Bekir İbnü'l-Arabî de bunu beğenmiş: "Bu gerçekten
    güzeldir." demiştir. "Oku", Kur'ân'ın ilk inen âyeti o l duğundan dolayı, onun
    inişi Kur'ân'ın indirilmeye başlaması demek olacağı için zamirin ona
    gönderilmesi de hakikatte çoğunluğun görüşüne aykırı olmaz. Ancak zamirin mercii
    önceki sûrede geçmiş olması itibarıyla "o Kur'ân'ı" demek gibi lafız itibarıyla
    da s arih (açık) olmuş olur. Ve inzali, inzale başlamakla yorumlamaya ihtiyaç
    kalmaz. Çünkü Kur'ân'a râcidir, diyenlerin bir kısmı, Şâbî'den rivayet edildiği
    üzere indirilmeye başlanmakla tefsir etmişler ve demişlerdir ki, bütün Kur'ân'ın
    tamamı bir gecede değ i l, yirmi üç senede peyderpey nazil olduğu bilindiğinden
    "Ramazan ayı ki, onda Kur'ân indirildi." (Bakara 2/185) âyetinde olduğu gibi
    burada da maksadın, yirmi üç sene devam eden indirilişin başlangıcı olması
    gerekir. Onun için zamirin ilk nazil olan " oku" emrine nisbeti aynı mânâyı daha
    çok açıklık ile ifade etmiş olmakla beraber indirilişi, ilk indiriliş ile yoruma
    ihtiyaç bırakmayan güzel bir mânâ olur. Ve sûrenin Mekkî ve Medenî olması
    rivayetlerinin ikisine de uygun düşer.

    Bundan başka sûrenin Medenî olması rivayetine göre acizâne anlayışıma daha
    yakın görünen bir ihtimal vardır ki, o da bu zamirin sûresinin sonundaki "Eğer
    bundan vazgeçmezse, onu perçeminden yakalarız."

    (Alâk, 96/15) âyetindeki "sef' " kelimesine râci olarak o vaadin B edir
    harbinde yerine getirilmesine işaret olmasıdır. Bu şekilde Ebu Cehil'in o
    yalancı, cani kafasının kesilip cehenneme doğru sürüklendiği Bedir başarısının
    nüzulü (inmesi)ne işaret olarak "Eğer Allah'a ve (hak ile batılın) ayrıldığı
    gün, iki toplul u ğun karşılaştığı (Bedir) günü kulumuza indirdiğimize iman
    etmişseniz." (Enfal, 8/41) âyetinin mânâsında olmuş olur. "Yevm" (gün), geceyi
    de içine aldığı için, bundan Bedir vakası Kadir gecesinin sabahında olduğu ve bu
    yüksek vaadin yerine getirilmesi yev m e'l-fürkân (hak ile batılın ayrıldığı
    gün) olan o günün gecesinden başladığı da anlaşılır. "Ramazan ayı ki insanlara
    yol gösterici, hidayeti, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırd edip açıklayıcı
    olarak Kur'an o ayda indirilmiştir." (Bakara, 2/ 185) âye t i de bu mânâ ile
    tefsir olunabilir. Çünkü Bedir vakası da Ramazan ayının onyedinci günü olmuştur.
    Alûsî'nin kaydettiği üzere Kadir gecesi Ramazan'ın onyedinci gecesi olduğu,
    çünkü Bedir vakası onun sabahında vuku bulduğu Hasen'den de rivayet edilmiştir.
    Ş u kadar ki bu ancak sûrenin Medine'de indiği rivayetine göre sahih olabilir ve
    çoğunluğun tercihine göre Kadir gecesinin Ramazan'da olmasına zıt olmaz. Fakat
    bir hayli hadislerin delaletine göre Ramazan'ın son on gününde aranması ve en
    çok yirmi yedinci ge c e olması hakkındaki rivayetlere uygun olmaz. Mekkî olması
    rivayetine de uymaz. Medenî olmasını tercih edenlerin asıl yönü de bu olması
    gerektir. Bununla beraber Cuma gününde duanın kabul edildiği saatin gizlendiği
    gibi Kadir gecesinin de bütün sene içinde gizlenmiş olduğu, bilhassa Ramazan'da
    ve özellikle son on gününde teklerde veya çiftlerde, özellikle yirmi yedisinde
    olması da en galip ihtimal bulunduğu hakkındaki en sağlam rivayet düşünülünce
    Kadir gecesi Bedir gecesinden ibaret demek değil, fakat Bedi r gecesi Kadir
    gecelerinden biri idi. O sene Kadir, Ramazanın onyedisine rastlamıştı, diye
    anlamak daha doğru olur. Şu halde bütün görüşlere ihtilafsız şâmil olacak
    şekilde en kesin ve ittifak edilmiş olan mânâ, zamirin tüm veya kısmî mutlak
    Kur'ân'a döndü r ülmesidir. veya Bedir de bu mânâ dahilinde birer yakın
    ihtimâldirler.

    İnzalin mânâsına gelince: İbnü Cerir ve diğerlerinde zikredilmiş olduğu üzere
    çoğunluk rivayet tefsirleri İbnü Abbas'tan şu ifadeleri nakletmişlerdir:

    1- İkrime'den: Kur'ân hepsi birden olarak Ramazan'da, Kadir gecesinde dünya
    semasına indi. Sonra Allah yerde bir şey yapmak, vahyetmek istedikçe ondan
    indirdi, ta ki topladı.

    2- Hakîm b. Cübeyr'den: Kur'ân bir gecede yüksek semadan, dünya semasına
    tamamı olarak indi. Sonraki senelerde ayrıldı ve İbnü Abbas "Yıldızların
    mevkilerine yemin ederim." (Vâkıa, 56/75) âyetini okudu, ayrı ayrı, parça parça
    nazil oldu, dedi.

    3- Said b. Cübeyr'den: Kur'ân, tamamı birden olarak Kadir gecesinde dünya
    semasına indi de yıldızların mevkiinde oldu, Allah onu Resulüne bir kısmı, bir
    kısmının ardınca indiriyordu deyip sonra: "İnkâr edenler: 'Kur'ân ona bir defada
    indirilmeli değil miydi?' dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için
    onu böyle (parça parça indirdik) ve onu a ğır ağır okuduk." (Furkan, 25/32)

    4- Kur'ân'ın, tamamı bir defada indi, dünya semasında Beyt-i İzzet'e kondu ve
    onu Cebrail (a.s.) Muhammed (s.a.v.)'e kulların kelâmının ve amellerinin
    cevabıyla indirdi. Aynî'nin "Buharî Şerhi"nde ifadesine göre tamamı olarak Kadir
    gecesinde Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına indirildi de Beyt-i İzzet'e kondu,
    Cebrail (a.s.) onu sefere (kâtip melekler)ye yazdırdı, sonra da Cebrail onu
    Peygamber'e parça parça indiriyordu. Başı ile sonu arası yirmi üç sene oldu.

    İbnü Cerir'de Şâbî'den de iki rivayet vardır:

    1- Bize ulaştı ki, Kur'ân tamamen birden olarak dünya semasına indi.

    2- Kur'ân'ın ilki Kadir gecesinde indi. Onun için tefsirler de başlıca bu iki
    vecih üzere yürümüşlerdir. Birincisinde zamir Kur'ân'ın tamamına râci ve inzal
    (indirme), bilindiği üzere bir defada indirmek mânâsında; ikincisinde ise
    indirmenin başlangıcı mânâsına olmuş oluyor. Zamirin "oku" emrine gönderilmesi
    de bu ikinci mânâyı daha açık ve hiç yorumsuz olarak ifade etmiş oluyor. Üçünc ü
    olarak arzettiğimiz üzere "sef' " kelimesine gönderilerek Bedir'e işaret olması
    da, Medenî olması rivayetine göre, en yakın ve en uygun bir mânâ görünüyor.
    Kur'ân'a nisbet olunan inzalin mânâsı, Bakara Sûresi'nin başında da geçtiği
    üzere gayb âlemind e n, şehadet (görünen) âlemin açıklamak demek olduğu için,
    Kur'ân'da gelecekle ilgili olarak bildirilen bir vaad ve tehdidin yerine
    getirilmesi, haber verilen bir hadisenin fiile çıkarılması mânâsında da
    doğrudur.

    Kadir gecesinde, yani Kadir gec esi indirdik, yahut Kadir gecesi hakkında
    indirdik. Çünkü bazıları zamiri bu sûre mânâsına Kur'ân'a döndürerek bu sûreyi
    Kadir gecesi hakkında, yani Kadir gecesinin şeref ve faziletini açıklamak için
    indirdik meâlinde tefsir etmişlerdir ki, muzafın hazfin e veya harf-i cerrini
    sebebliğe yormuşlardır demek olur. Gerçi bundan sonraki âyetler Kadir gecesinin
    hayır ve faziletini beyan etmek için sevkedildiği için bu sûrede bu mânâ da yok
    değildir. Fakat bu âyeti buna yormak eksiktir. Zira doğrudan doğru zarflı k
    mümkün iken sebebliğe veya muzafın hazfine gitmek zahirin tersi olduğuyu gibi,
    sûrenin asıl sevki doğrudan doğruya gecenin kadrinden önce onda indirilmiş olan
    indirilenin, yani zamirin merciinin kadr ve şerefini açıklamak için olması
    gerekirdi. Yoksa o K u r'ân'ın Kadir gecesinde indirildiği söylenmeden doğrudan
    doğruya Kadir gecesinin faziletini açıklamaya geçildiği şekilde Kadir gecesinin
    en büyük feyzinden sükut edilmiş olacağı gibi sûrenin endinden öncesiyle olan
    ilgisi gözetilmemiş, tertipte buraya kon u lmasının hikmetine işaret edilmemiş
    olur. Önceki mânâda ise sûrenin zevki yukarda kırâeti emredilen Kur'ân'ın
    kadrini beyan için olup, gecenin fazileti onun içinde bundan sonraki âyetlerin
    mâsîka lehi (kendisi için sevkedileni) olduğundan gerek öncesine, g erek
    sonrasına ilgisi tamdır. Onun için rivayet bakımından da, dirâyet bakımından da
    güvenilen taraf birincisidir.

    Kadir, fiilinin masdarı olarak esası, güç yetirmek demek olup, hüküm, haya,
    takdir, şeref ve azamet, baskı yapmak mânâlarına gelir. Râzî der ki, kadr ve
    kader birdir. Ancak sükun ile masdar, üstün ile isimdir. Kadir gecesi
    denilmesinde de tefsirciler bu mânâlardan her birine göre birkaç vecih beyan
    etmişlerdir:

    BİRİNCİSİ: İbnü Cerir'in Mücahid'den naklettiği vechile hüküm gecesi demektir
    ki Dühan Sûresi'nde "Biz O'nu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz uyarıcıyız.
    (O gecede) Her hikmetli emir onda ayırt edilir." (Duhan, 44/3-4) buyurulduğu
    üzere her hikmetli emrin, yani ilâhî takdirde hükmedilmiş işlerin, yahut birçok
    iş l ere hükmeden büyük muhkem emirlerin farkedildiği, ayırt olunduğu mübarek
    gece demektir. Zira pekçok tefsircinin görüşüne göre o mübarek gece, Kadir
    gecesidir. Şaban'ın yarı gecesi olan Beraat gecesi diyenlere göre de orada söz
    geçmişti (Duhan, 44/3-4 âyet i ne bkz.) Bu mânâ ile çokları Kadir gecesi demek,
    takdir gecesi demek olduğunu söylemişlerdir. Fakat varlıkların işlerinin ve
    hükümlerinin takdirlerini ve vakitlerini tayin mânâsına asıl takdir ezelî olduğu
    için burada kastedilen o

    hüküm ve takdirin açıklama ve yerine getirilmesi ile hüküm ve kaza olması
    lazım gelir. Âyette (ayırt edilir) buyurulması da buna delalet eder. Kader ve
    kaza biri diğerinin mânâsına da kullanıldığı için bazıları kaza, bazıları da
    hüküm diye ifade etmişlerdir. Bunu bir sene zar f ındaki eceller ve rızıklar
    gibi işlerin kazası diye kayıtlayarak tarif etmek bazı rivayete dayanarak
    yayılmış ise de "Her hikmetli emir"den açıkça anlaşılan yalnız bir sene ile
    kayıtlanmış değil, birçok senelere, asırlara ve devirlere ilgisi olan mühim ve
    büyük işlerdir. Mesela Kur'ân'ın nüzulü senelerce devam etmesi takdir edilmiş,
    hükümleri kıyamete kadar eserlere ve senelere hâkim; peygamberlik, aynı şekilde
    Bedir, bütün İslâm fetihlerinin başlangıcı olan bir zafer. Kadir gecesinin asıl
    kıymeti de bö y le feyzi içeren hikmetli emirlerin yerine getirildiği hüküm ve
    kaza gecesi olmasındadır.

    İKİNCİSİ: Zührî'den rivayet edildiği üzere Kadir, bizim de kadir ve haysiyet
    tabir ettiğimiz üzere şeref ve azamet mânâsına olmasıdır ki, azamet ve şeref
    gecesi demek olur. Çünkü "Bin aydan hayırlıdır."

    ÜÇÜNCÜSÜ: Tazyik (sıkıştırmak, daraltmak) mânâsına olmasıdır ki, tazyik
    gecesi demek olur. Zira o gece inen meleklere yer dar gelir denilmiştir. Bu bize
    şunu ifade eder ki büyük, şerefli olayların ortaya çıkmasının sonundaki hayır ve
    selâmetin yüceliği oranında büyük bir şiddet ve tazyik ile ilgilidir. Nitekim
    Kur'ân'ın inişi de meleğin şiddetli baskını ile başlamıştı. Şu halde Kadir
    gecesinde bu üç mânânın üçü de var demektir. Bu sûrede "Kadir gecesi" ü nvanının
    üç defa zikredilmiş olması da buna bir işarettir.

    2. Ve ne bildirdi sana, nedir Kadir gecesi? Yahut "Bildin mi nedir Kadir
    gecesi?"; yani o Kadir gecesi öyle büyük bir gecedir ki, sırf senin kendi
    dirayetine kalsaydı onun mahiyetini, kadrinin derecesini bilemezdin. Fakat o
    ineni biz indirdiğimiz gibi, bunu da aşağıda olduğu gibi biz bildirdik. Bu şöyle
    de ifade olunabilir: "Bildin mi hem ne kadir gecesi?"

    3. "o Kadir gecesi". (Bu, âyetleri altı sayan Mekkî ve Şâmî'de bir âyettir).
    Bin aydan daha hayırlıdır. O gece amel, ibadet ve mücâhede ile erilecek olan
    hayır ve sevap, onsuz bin ay amel ile kazanılacak olan hayır ve sevaptan daha
    çok, daha fazla hayırlıdır. Bir sınır ve miktar ile tayin ve tahdit edilmeyecek
    kadar çok hayırlıdır. Artık ne kadar daha çok hayırlı olduğunu Allah bilir. Bu
    sırf Allah Teâlâ'nın Muhammed ve ümmetine bir lütfu ve ihsanıdır. Bu tafdil
    (üstün gösterme) için en az olarak bin adedinin ölçü olarak gösterilmesi tahsis
    için değil, çoğaltmak içindir. Böyle iken b ir seneden veya bin asırdan
    denilmeyip de "bin ay"

    deyip özellikle ay ile ifade olunmasının sebebine gelince, bu hususta birkaç
    rivayet vardır:

    1- İbnü Münzir'in ve İbnü Ebi Hâtim'in ve "Sünen"de Beyhakî'nin Mücahid'den
    rivayet ettikleri vechile; H z. Peygamber (s.a.v.) İsrailoğulları'ndan bir erin
    Allah yolunda bin ay silah giyinmiş olduğunu anlatmıştı. Müslümanlar buna
    şaştılar ve amelleri kendilerine pek küçük göründü. Allah Teâlâ da bu sûreyi
    inzal buyurdu.

    2- İbnü Ebi Hâtim'in Ali b. Urve'den rivayetine göre: Resulullah (s.a.v.) bir
    gün İsrailoğulları'ndan dört kişinin seksen sene Allah'a ibadet edip, göz açıp
    kapayacak kadar bir zaman günah işlemediklerini anlatmış, Eyyûb'ü, Zekeriyya'yı,
    Hazkil b. Acûz'u, Yuşâ b. Nûn'u zikretmişti. Ashab-ı kiram buna hayret ettiler.
    Bunun üzerine Cebrail gelip "Ey Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene
    ibadetinden hayrete düştüler. Allah Teâlâ sana ondan daha hayırlısını
    indirmiştir." diye sûresini okudu da, "İşte bu senin ve ümmetinin hayran ka l
    ışınızdan daha hayırlıdır." dedi. Resulullah da sevindi.

    3- İmam Mâlik'in "Muvatta"da naklettiğine göre Resulullah'a ümmetlerin
    ömürleri gösterilmişti. Resulullah kendi ümmet fertlerinin ömürlerini kısa
    sayarak başkalarının uzun ömürde yaptıkları amellere yetişememelerinden endişe
    etmişti. Allah Teâlâ da ona Kadir gecesini verdi ve onu diğer ümmetlerin bin
    ayından daha hayırlı kıldı. Bu rivayetlere göre bin ayın tahsisi seksen küsur
    senenin bu ümmet içinde bir insan için çoğunluk itibariyle uzun bir ö m ür
    olmasına işaret demek olur.

    4- Tirmizî, İbnü Cerir, Hâkim, Taberânî ve İbnü Merdûye ve "Delâil"de
    Beyhakî, Kasım b. Fadl Haddânî tarîkıyla Yusuf b. Sa'd (bazılarında Yusuf b.
    Mâzin, İbnü Cerir'de İsa b. Mâzin)'den Hz. Hasan b. Ali (r.a.)'ye isnad edilen
    bir hadis rivayet etmiştir: Yusuf b. Sa'd demiş ki: Muaviye'ye biatten sonra
    Hasan b. Ali'ye bir adam kalktı da müminlerin yüzlerini kararttın, yahut "ey
    müminlerin yüzlerini karartan!" dedi. (İbnü Cerir'in lafzında: İsa b. Mâzin dedi
    ki: Hasan b. A l i (r.a.)ye: "Ey müminlerin yüzlerini karartan, kalktın da şu
    adama, yani Muaviye b. Ebi Süfyan'a biat ettin?" dedim) bunun üzerine Hz. Hasan
    şöyle dedi: "Allah sana rahmetle muamele etsin", beni azarlama, çünkü

    Peygamber (s.a.v.) hazretlerine rüyada Ben i Ümeyye minberi üzerinde
    gösterildi, bu fenasına gitmişti, bunun üzerine nazil oldu. "Muhakkak biz sana
    Kevser'i verdik." (Kevser, 108/1) Ey Muhammed, yani cennette bir nehir, hem de
    yani o Kadir gecesi Ümeyyeoğullarının melik olacağı bin aydan h ayırlıdır ey
    Muhammed" ve bunu rivayet eden Kasım, hakikatte Ümeyyeoğullarının saltanatını
    hesap ettik bin ay ediyor, ne fazla ve eksik, dedi, demişlerdir. Buna göre "bin
    aydan hayırlıdır" âyeti, Emevî devletinin müddetine ve aynı zamanda onun da bir
    h a yır olduğuna işaret etmiş ve gaibden haber veren bir mucizeyi de içine almış
    oluyor. Hz. Peygamber'in minberi Medine'de konulmuş olduğu için bazıları bundan
    sûrenin Medenî olduğuna delil getirileceğini de söylemişlerdir. Bir takımlarının
    zannetmek isted i kleri gibi Emeviler'in mutlaka kötülüğüne değil, onlara hayır
    isbat etmiş olması itibarıyla lehlerinde demek olanı bu hadisin sıhhati tesbit
    edilebilmiş olsaydı da "bin ay"ın mânâsını ve tahsis edilmesinin sebebini tefsir
    için en açık bir delil olurdu. Fakat sıhhati tesbit edilememiş, ancak zayıf mı,
    yoksa münker mi olduğunda ihtilaf edilmiştir. Tirmizî der ki: Bu, bir garib
    hadistir, biz bunu ancak bu şekil ile tanıyoruz. Ve Kasım b. Fadl hadisinden
    Yusuf b. Sa'd'den: "Bir de Kasım b. Fadl'dan, Yusuf b. Mâzin'den denilmiş. Kasım
    b. Fadl Haddânî sikadır. Yahya b. Saîd ve Abdurrahman b. Mehdî onu
    doğrulamışlardır. Fakat Yusuf b. Sa'd bilinmeyen (meçhul) bir adamdır. Biz ise
    bu hadisi bu lafız ile ancak bu yönden tanıyoruz". Bunun özeti "Dürrü Mensur"da
    d a zikredildiği üzere zayıf demektir. Suyûtî "İtkan"da der ki: "Bu hadis ile
    sûrenin Medenî olduğuna delil olunuyorsa da Müzenî bu hadise münker demiştir."
    Bununla beraber Alûsî'nin naklettiği üzere Hatîb, İbnü Abbas'tan da ve aynı
    şekilde İbnü Müzeyyeb'de n de şu lafız ile tahric eylemiş: Allah'ın Nebisi
    (s.a.s.) dedi ki: "Bana rüyada Ümeyyeoğulları gösterildi, minberime
    çıkıyorlardı, bu bana ağır geldi bunun üzerine, indirildi." ve Celâleddin Suyûtî
    "Dürrü Mensur"da bunu da zikrettikten sonra: "Şu h alde Müzenî'nin, o hadis
    münkerdir, görüşünde bence tereddüt vardır" diye inkârdan yüz çevirerek zayıflık
    ile yetinmek istemiştir. İbnü Cerir de 'nin tefsirinde gerek İsrailoğulları
    âbidi ve gerek bu Emeviyye hadisi rivayetini de zikrettikten sonra b u görüşler
    içinde tenzilin (indirmenin) zâhirine en yaraşan görüş, Kadir gecesinde amel,
    Kadir gecesi bulunmayan

    bin ay amelden daha hayırlıdır, diyenlerin görüşüdür. Diğer görüşler birtakım
    batıl mânâların davalarıdır ki, onlara ne haberden, ne akıldan, ne de tenzilde
    mevcut bir delalet yoktur, diye karar vermiştir. Böyle karar vermek ise rivayet
    ettiği o haberleri red ve inkâr demek olduğu cihetle, bu da Müzenî'ye iştirak
    etmiş demektir.

    Tarihe müracaat edildiği surette de ilk bakışta hesapça bir uyuşmazlık
    görülür. Zira bin ay, seksen üç sene dört ay eder. Halbuki Hz. Hasan'ın emirliği
    Hz. Muaviye'ye teslimi tarihi olan kırk bir senesi Rebîülevvel'inden veya
    Rebiülâhir'inden veya Cemaziyelûlâ'sından itibaren Emeviler'in sonuncusu olan
    İkinci Mervan'ı n öldürüldüğü yüz otuz iki senesi sonuna kadar sayıldığı
    takdirde Emeviyye devletinin müddeti doksanbir sene on ay yahut dokuz yahut
    sekiz ay eder ki bin yüz yahut bin yüz bir yahut bin yüz iki aya ulaşır. Bu
    halde arada en az yüz ay kadar bir fark var dem e ktir. Bununla birlikte bu
    konuda selahiyet sahibi olan İbnü Esir ve Kâdî Cemaleddin ve Ebu'l-Fidâ gibi
    tarihçiler bu farkın önemli olmadığına kani olarak anılan hadisi kabul edip
    nakletmişlerdir. Nitekim Ebu'l-Fidâ şöyle der: Emevî devleti halifeleri ondö r
    ttür. Birincileri Muaviye b. Ebi Süfyan ve sonuncuları Mervan Ca'dî'dir ve
    devletlerinin müddeti doksan küsur senedir. Bu ise yaklaşık bin aydır. Kâdî
    Cemâleddin b. Vasıl (r.a.) der ki: İbnü Esir tarihinde şöyle demiştir: Hz. Hasan
    Kûfe'den yürüdüğü zaman ona bir adam rastladı da, "ey müminlerin yüzlerini
    karartan" dedi. O da: Beni bana kınama, çünkü Resulullah (s.a.v.)a rüyasında
    gösterilmişti ki Ümeyyeoğulları onu minberine adım adım çıkıyor, bu onun gücüne
    gitti, bunun üzerine Allah Teâlâ ve âyetlerini inzal buyurdu.

    Görülüyor ki bu tarihçiler buna karşı çıkmayıp "bin ay"ın yaklaşık olarak
    Ümeyyeoğulları'nın saltanatına işaret olmasını yeterli görerek hadisi tarih
    açısından kabul etmişlerdir. Buna göre asıl maksat anlaşılmış, adedi kesin
    değildir, Emevî devletinin saltanatının sayılı olan hayırlılığına ve müddetine
    yaklaşık bir işaret ile Peygamber'e verilmiş olan Kadir gecesinin sınırsız olan
    hayrını beyandır demek olur. Tarihçiler, zayıf olan rivayetleri de
    kaydedegeldikleri için bun d an haddi zatında hadisin sıhhatini kabul etmek
    lazım gelmezse de tarih açısından yapılacak itiraza bir cevap teşkil etmek
    itibarıyla bunun bir önemi bulunduğu da inkâr olunamaz. Bu bakımdan anılan hadis
    münker sayılmaması gerekir. Ancak Tirmizî'nin Kasım b. Fadl sika (doğru kişi)dır
    demesine, onun ise Ümeyyeoğulları saltanatının ne fazla ne eksik bin ay olarak
    hesap

    edilmiş olduğunu söylemesine göre bunun yaklaşık değil, tam olması gerekir.
    Şu halde tarihçilerin sözü ile bunu nasıl bağdaştırmalı veyahut hangisini tercih
    etmeli sorusu ortaya çıkar.

    Bizim kanaatimize göre hadisçinin, inanılır bir hadisçi olması itibarıyla
    tahkiki; tarihçinin tarihçi olması itibarıyla takrîbinden daha tercih edilir
    olması lâzım gelir. O halde bilinen tarihe karşı bunun seb ebi ne olabilir?
    Bunda fikrimizce üç sebep ihtimallidir:

    BİRİNCİSİ: Hadisin bazı rivayetinde "minberine çıkıyorlar", bazı rivayetinde
    "onun minberini gönülleri çekiyor" lafızlarıyla ifade edilmiş olduğuna göre
    mefhumu Emeviler'in minbere çıkışı, yani saltanatta terakkisi müddeti
    üzerindedir. Bu ise Hişam b. Abdilmelik ile son bulmuş, ondan sonraki sekiz sene
    yıkılma devri, yani minberden iniş zamanı olmuşur. Hz. Muaviye'nin istiklali
    kırk bir sene Cemâziyelûlâ'sında, Hişam'ın ölümü yüz yirmi b e ş senesi
    Rebiülevvel'inde olduğuna göre toplamı seksen üç sene on ay eder. Bundan ikinci
    Muaviye'nin istifası ile Mervan'ın melik olmasına kadar geçen zaman fasılası
    gibi beş-altı ay müddet çıkarılınca geriye tam seksen üç sene dört ay kalır ki,
    bu da Kasım'ın da dediği gibi ne fazla ne eksik olarak tam bin ay eder.

    İKİNCİSİ: Müddetin toplamı olan doksan iki seneden Yezid'in ölümü üzerine
    Abdullah b. Zübeyr hazretlerinin muhalif olarak halifeliği müddeti olan dokuz
    seneye yakın zaman da Emeviler'in istiklalinden çıkarılması gerekeceğine de
    işaret olabilir ki, bu da araştırma yapmak suretiyle incelense aynı sonuca
    varılabilir.

    ÜÇÜNCÜSÜ: Emevi melikleri içinde Birinci Yezid'in zamanında Hz. Hüseyin'in
    şehid edilmesi, dokuzuncuları olan İkinci Yezid b. Abdilmelik'in, onbirincileri
    olan İkinci Velid b. Yezid b. Abdilmelik'in sapıklık ve ahlâksızlıkları
    sebebiyle hayırsızlıkla bilinen sekiz küsur sene müddetleri doksan ikiden
    çıkarıldığı takdirde de seksen üç sene küsur ay kalır ki, bu da aynı sonuç dem e
    ktir. Şu halde bin ay ile yetinilmesi bu üç ihtimalden birine ve hatta her
    birine işaret olacağı cihetle bin ay yaklaşık değil, tahkikî olarak bu husustaki
    geleceği bütün inceliğiyle ifade eden bir mucize vahyolmuş olur. Bu şekilde
    Râzî'nin hikâye ettiği vechile Kâdî Abdülcebbar'ın aşağıdaki itirazı da varid
    olmaz.

    Kâdî Abdülcebbar zikredilen rivayeti ayıplayarak demiştir ki: Bu bin ayın

    Emeviler'e ait günler olması uzaktır. Çünkü Emeviler'in günleri yerilmiştir.
    Allah Teâlâ Kadir gecesinin faziletini zikrederken öyle yerilmiş olan günlerle
    karşılaştırarak zikretmez. Yani ism-i tafdil olduğu için bin aydan daha
    hayırlıdır demek, o bin ayın da hayır olmasını gerektirir. Bu ise Emevi devleti
    günlerinin yerilmesi değil, öğülmesi demek olacağı cihetle y akışmaz, diye
    yermiştir. Râzî de buna karşı demiştir ki: Bu yerme, zayıftır. Zira Emeviler'in
    zamanları, dünya saadeti itibarıyla büyük günlerdir. Onun için Allah Teâlâ'nın
    şöyle demiş olması mümkünsüz olmaz: "Ben sana bir gece verdim ki, dinî saadet
    itib a rıyla o gece Emevi günlerinin dünyevî saadetinden çok daha hayırlı ve
    daha faziletlidir". Gerçekte Emeviler'in günlerinin Resulullah'a hoş gelmeyecek,
    gücüne gidecek kötülükleri, şer yönleri de bulunmakla beraber büyük fetihleri ve
    İslâm'ın o sırada geçir m ekte olduğu fikir ayrılığı ve ihtilâl buhranlarının
    önüne geçerek birliği iadesi gibi dinî, dünyevî hayır ve saadet yönleri de çok
    olduğu inkâr edilemez. Bin ay hakkında bizim arzettiğimiz düşünceye göre ise şer
    yönleri çıkarılıp atılarak öyle hayrı içine alan aylarla bildirilmiş olduğu
    cihetle anılan yerme ve itirazın varid de olmayacağı anlaşılır. Hakikatte Kadir
    gecesi, gerek meşhur olduğu üzere Kur'ân'ın ilk nazil olduğu peygamberlik gecesi
    olarak düşünülsün, gerekse Bedir gecesi olsun, iki takdirde de onun nice nice
    asırlara, devletlere hâkim olan hayır ve hareketi Emevi devletinin en hayırlı
    günler ve aylarından daha hayırlıdır. Onların bu hayırlı günleri de bin ay kadar
    olacaktır, denilmekte açık bir mânâ ve mucize bulunduğunu inkârın mânâsı yoktur.
    S onra bunu birtakım kimselerin sandığı üzere Emeviler'in sırf aleyhine kabul
    etmek doğru olmayacağı gibi, her yönden lehlerine kabul etmek de doğru
    olmayacaktır. Bununla beraber hadisin rivayetinden sıhhati isbat edilemeyip
    naklî kıymeti sonuçta Tirmizî'ni n dediği gibi zayıf olmaktan kurtarılamadığı
    cihetle tefsiri yalnız buna dayandırmak da doğru olamaz. Onun için en güzel mânâ
    bu rivayetlere ihtimal ile beraber, İbnü Cerir'in dediği gibi mutlak olarak
    Kadir gecesinde amel, Kadir gecesi bulunmayan bin ay a m elden daha hayırlıdır,
    diye anlamaktır ki, bu da onun hayırlılığı sayısız olduğunu açıklamakla
    Peygamber ve ümmetine özel bir müjdedir. Şimdi onun hayırlılığı şöyle beyan
    olunuyor.

    4. "iner" fiil-i muzarî, aslı 'dür. Yani ilerde iner, peyderpey iner melekler
    ve ruh onda. Şihab'ın beyanına göre bu zamirinde iki vecih vardır:

    Birisi: Geceye ait olmasıdır ki, bu şekilde ruh, melaikeye atfedilerek, o
    gecede melekler ve ruh peyderpey iner demek olur, zahiri de budur.

    İkincisi: Melâikeye ait, vav da hâliye olmasıdır ki, Ruh içlerinde olduğu
    halde melekler iner demektir. Tefsircilerin çoğunluğunun görüşüne göre Ruh'tan
    maksat Cibril'dir. Bazıları da, Ruh büyük bir melektir ki, gökleri ve yeri yutsa
    ona bir lokma olur, demişler d ir. Burada "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin."
    (Yusuf, 12/87) gibi rahmet mânâsına olduğunu da söylemişlerdir. Ve daha çeşitli
    görüşler vardır. (Nebe', Meâric ve İsrâ Sûresi'nde "De ki: 'Ruh Rabbimin
    emrindendir." (İsra, 17/85) âyetinde geçen açıklamalara bkz.) Herhalde bundan
    Ruh'un melâikeden daha özel olduğu anlaşılır. Bazıları bunların dünya semasına
    indiğini söylemişlerse de açık olan, yere ve kadire mazhar olan kimselere
    inmeleridir.

    Rablerinin izniyle. Âyette "Rab" tekil, muzafun il eyh olan "hüm" zamiri
    çoğuldur. Dilimizde "Rablerinin" diye tercemesinde "rab" çoğulmuş gibi bir
    benzeyiş meydana geliyor. Yanlış anlaşılmasın, maksat kendilerinin Rabbi olan
    Allah Teâlâ'nın izniyle inerler demektir. "Biz ancak Rabbimizin emriyle ine r
    iz." (Meryem, 19/64) buyurulduğu üzere meleklerin inişi Allah'ın emriyle olduğu
    bilinirken bunu açıklamanın faydası bu işin özellikle önem ve büyüklüğüne
    tenbihtir. Her emirden. Bu öncesine de, sonrasına da ilgili olabilir.
    Birincisine göre ecli y ye olarak 'ye müteallık, yani o gece yerine getirilmesi
    takdir edilmiş olan her emir için demektir, deniliyor. Bununla beraber izinle
    ilgili olması daha yakındır. Hep hayırla ilgili veya din ve dünya ile ilgili
    yerine getirilecek her emirden izniyle d emek olur ki, bu şekilde izni
    açıklamanın asıl hikmeti bu genelleme olduğu da anlaşılır. Zira bu gece ilerisi
    için hâkim, her türlü mukadderatın tayin edildiği ve birbirinden ayrıldığı gece
    olduğundan diğer vakitlerde olduğu gibi yalnızca özel bir emirle i lgili izinle
    değil, her emirden izin ile inerler. "De ki: 'Ruh Rabbimin emrindendir." (İsra,
    17/85) âyeti gereğince, Ruh Rabbânî emirden olduğu cihetle burada ruhun en büyük
    Ruh, meleklerin inişi de o en büyük ruhun emrinde nüzul olduğunu mânen bir beyan
    gibi de olur. "Melekleri, kullarından dilediğine, emrinden ruh ile indirir."
    (Nahl, 16/2) âyetinin mefhumu olması da düşünülebilir. Ruh'un, Cibril ile
    tefsiri bu mânâların hepsinde geçerlidir.

    5. Ancak her emrin hayır ve şerre de şâmil olması ihtimaline karşı, "Kadr"e
    mazhar olacaklar hakkında şer ihtimalini defetmek için buyuruluyor ki, bir
    selâm. Yani sırf selamettir. Yahut Allah tarafından bir selamdır. Melekler,
    müminlere selam verir dururlar, buna bağlı olduğuna göre, her emirden, k orkulu
    her şeyden selâmettir. Yahut selamet

    müjdesi, selamet tebliği olan bir selamdır. O gece, Ta fecrin doğuşuna veya
    doğuş zamanına kadar. Daha Türkçesi tanyeri ağarıncaya, sabah oluncaya kadar. Bu
    mânâya göre mukaddem (önce gelmiş) haber, muahhar (sona getirilmiş) mübtedadır.
    Bu takdirde 'da vakıf edilmemesi lâzım gelir. Fakat bundan başka İbnü Abbas'tan
    rivayet edilmiş olarak üzerinde vakıf yapmak da caiz görülmüştür ki bu şekilde
    "selam", mahzuf mübtedânın haberi olarak "bu, h er bir emirden selamdır"
    meâlinde bir cümle, 'de, mübteda ve haber olarak ayrı bir cümle olmuş olur.
    Masdarın mâmûlünü önce getirmek caiz olmadığı hakkındaki Nahiv kaidesi ile olan
    itiraza, zarfların bundan istisnasıyla cevap verilmiş olduğu da meşhurdu r.
    Bununla beraber, bize öyle geliyor ki, burada selam, sözündeki selam gilbi
    haberi hazfedilmiş mübteda yahut mukaddem haber olarak melâikeden veya doğrudan
    doğruya Allah tarafından selam olması üzere cümle-i mutarıza olması tartışmaya
    hiç yer bır a kmaz ve her hangisi olursa olsun asıl maksat Kadir gecesinin içine
    alabileceği bir baskı anlayışından veya emrin umumundan dolayı Peygamber ve
    ümmetine bir şer ve zarar ihtimalini uzaklaştırmakla sırf hayır ve selameti
    anlatma ve müjdelemedir. Yahbî gibi b azıları 'de vakfı caiz görmemişler ve
    demişlerdir ki: Bu şekilde beyanının bir faydası olmaz. Çünkü her gecenin sabaha
    kadar olduğu malumdur. Fakat bunda da o fevkalâde olan hayır ve selametin bazı
    saatlere tahsis edilmiş olmayıp sabaha kadar deva m ettiği, haberin faydasının
    gereği kabilinden olarak, işaret edilme faydası bulunacağı inkâr olunamaz. İşte
    Kadir gecesi büyük büyük mukadderatın tayin ve yerine getirilmesi maksadıyla her
    emirden görevli meleklerin ve ruhun peyderpey inmesiyle, yeryüzünd e büyük bir
    tazyik (baskı) meydana getiren fevkalâde büyük bir ruhâniyete erişmiş ve sabah
    oluncaya kadar böyle hayır ve selamet olan büyük bir gecedir. Böyle bir gecenin
    sabahı ise sırf hayır ve selamet olacağı öncelikle sabit olur. Yani burada hayır
    ve s e lamet mânâsına göre "hatta" gayesinde ters anlamı (mefhum-ı muhalif)
    yoktur. Hatta gece mefhumuna göre iskat-ı maverâ (dışındakileri düşürme) ifade
    ederse de asıl sözün sevkedildiği hayır ve selamet anlamına göre iskat
    (düşürmek) için değil, hükmü uzatmak içindir. Çünkü "Ağardığı zaman sabaha
    andolsun." (Müddessir, 74/34) ve "Kuşluk vaktine andolsun." (Duhâ, 93/1)
    kasemlerinden de anlaşıldığı üzere fecrin doğuşu ve sabahın ağarması ve duhâ
    (kuşluk vakti)nın yayılması âdet olarak bir işaret delilid i r. Nitekim Râzî'nin
    nakli üzere bu gecenin gündüzünü takip etmesini istemesi meselesinde İmam Şa'bî
    demiştir ki: Evet gündüzü de gecesi gibidir. Bunun selam ve selamet olmasına
    verilen mânâlar şunlardır:

    1- Meleklerin müminlere selam

    ve duasının çokluğu.

    2- Şerlerden ve âfetlerden salim olmak mânâsına tam selamet ve menfaat, hayır
    olması ki, şeytanın saldırısından selamet mânâsı da bunda dahildir.

    3- Ebu Müslim'in görüşüne göre korkulu rüzgarlardan, yıldırımlardan ve
    bunlara benzer ezalardan salim olmasıdır.

    4- Bölümlerinin her birinde ibadet etmek bin aydan hayırlı olmakta
    farklılıktan salim olmasıdır. Çünkü diğer gecelerde farz ilk üçte birinde,
    nafileler ortasında, dua seherde olması müstehaptır.

    Şu da bilinmiş olsun ki, bu mübare k gecede dua sünnettir. O icabet
    vakitlerinden birisidir. İmam Ahmed ve sahih diyerek Tirmizî, Nesaî, İbnü Mâce
    ve daha diğerleri Hz. Aişe'den şöyle rivayet etmişlerdir: Demiştir ki: "Ey
    Allah'ın Resulü, Kadir gecesine rastlarsam ne diyeyim?" dedim. Buyurd u ki:
    "Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle, de." Aynı şekilde namaz
    ve diğer ibadet şekilleri ile gayret ederek çalışmak da sünnettir. Süfyan-ı
    Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur'ân
    okuyup da dua e d erse güzel olur. Resul-i Ekrem (s.a.v.) hazretleri Ramazan
    geceleri gayretle çalışır ve tertîl ile Kur'ân okurdu. Rahmet âyeti geçtikçe
    ister, azap âyeti geçtikçe Allah'a sığınırdı.

    İbnü Receb de demiştir ki: En mükemmel olan namaz, Kur'ân kırâeti, dua,
    tefekkürü toplamaktır. Peygamber (s.a.v.) bunların hepsini yapardı. Özellikle
    son onunda daha çok yapardı. Bazıları demişlerdir ki: Teravih ile kıyam meydana
    gelir. Beyhakî, Enes b. Malik (r.a.)'ten şöyle rivayet etmiştir: Resulullah
    buyurdu ki: "Her k i m Ramazan ayı çıkıncaya kadar akşam ve yatsı namazlarını
    cemaatle kılarsa Kadir gecesinden birçok haz alır." Malik ve İbnü Ebi Şeybe ve
    İbnü Zencûye, Beyhakî Said b. Müseyyeb'den rivayet etmişlerdir ki: Kadir gecesi
    yatsı namazında cemaatte hayır buluna n ondan nasibini almış olur. İbnü Hacer
    Heytemî (rh.a.) Tuhfetü'l-Muhtâc'da der ki: Kadir gecesini görene, saklaması
    sünnettir. Onun kemâliyle faziletine ancak Allah Teâlâ'nın bildirdiği kimseler
    nail olur.

    Kadir gecesini görmek ne demek olduğu hakkınd a da âlimler hayli bahisler

    yapmışlardır. Alûsî'nin açıkladığı üzere açık olan budur ki: Onu görmek
    demek, ona mahsus olan nurlar ile meleklerin inmesi gibi özelliklere, ilmi ifade
    eden alametleri görmek yahut öyle bir ilmi ifade eden ve hakikati ancak e hlince
    bilinen bir keşfe ermektir.

    Kadir gecesi, meşhur olduğu üzere, Kur'ân'ın nazil olduğu veya sabahında
    Bedir zaferinin vuku bulduğu gece olduğuna göre o bir defa olmuş geçmiştir. Her
    sene Ramazan'da olacak olan onun şeref ve hatırasıdır, demek olur. Nitekim
    bazıları onun bir defa olup kalktığını kabul etmişlerdir. Fakat Kadir gecesi
    onlardan dolayı değil, onlar Kadir gecesine rastlamış olduğuna göre de Kadir
    gecesi bütün sene içinde gizli olup, en çok Ramazan'da ve en çok son onunda ve
    en çok yir m i yedinci veya sonuncu gece olması ihtimali en galip bulunan
    mübarek bir takdir gecesi olarak tekrar eder ki, bilinen, çoğunluğun görüşü de
    budur. Ve "bin aydan hayırlıdır" âyetinden ortaya çıkan da bu gecenin "günlerin
    efendisi" olan cuma ve arefe g e celerinden de daha faziletli olmasıdır. Bununla
    beraber bunda da hayli münakaşa edilmiştir. Bu âyet gereğince bunun Mirâc
    gecesinden de daha faziletli olması gerekir. Fakat yukarılarda da geçtiği üzere
    Resulullah hakkında Mirac gecesi daha faziletli, ümme t hakkında da Kadir gecesi
    daha faziletli olduğu söylenmiştir. Fakat Kadir gecesi, sene içinde dönen gizli
    bir gece olduğuna göre bu büyük olayların hepsi birer Kadir gecesine tesadüf
    etmiş olması, bütün ihtilafı kaldıracak olan en güzel bir şekil olmuş ol u r.
    Bunlar içinde Kur'ân'ın ilk nazil olduğu Kadir gecesi ise, hepsinden en
    faziletli olan yegane Kadir gecesi olması gerektir ki, her Ramazan'ın yirmi
    yedinci gecesi, bunun her sene devretmiş olma şerefiyle gizli olan Kadir
    gecesine isabeti en çok düşünül e n bir gece olduğu cihetle çoğunluğun görüşü
    burada toplanmıştır. Bunun gündüzünde de gecesi gibi dua ve ibadet ile mücahede
    sünnet olur. Ki bunda çeşitli mütâlaalar sebebiyle meydana gelen farklılıklar da
    ortadan kaldırılmış olur. Zira bilinmektedir ki ye r üzerinde bir yerde gece
    olurken, diğer bir yerde gündüz olur. Her iklimde bulunan kendi gecesini ihya
    etmek suretiyle aynı hayır ve selametten faydalanırsa da gündüzüyle beraber
    hesap edilmesi, icabet için daha ihtiyatlı demektir.

    Bütün bu açıklamadan sonra sûrenin kendisinden sonrasına bağlanmasından
    çıkacak olan mânâ da şu olur: O okunması emredilen Kur'ân'ı böyle bir Kadir
    gecesinde indiren biz büyük şan sahibi olan Rabbin olduğumuz için ancak bize
    secde et ve yaklaş. Bu mânâda ise Mirac gecesinin daha yüksek oluşunu anlamak
    mümkün olur. Cenab-ı Allah biz kullarını da Kadir gecesinin hayır ve

    faziletine eren salih kullar zümresine soksun. Alûsî'nin kaydettiği üzere
    Sofiyye ıstılahında Kadir gecesi, Allah yolunu tutanın, sevilen Hakk'a oranla
    kıymet ve mertebesini tanıyacağı özel bir tecelliye erdiği gecedir ki, o gece
    hak yolcusunun aynı toplantıya ve marifette yetişkinler makamına ilk girdiği
    vaktidir. Nitekim İbnü Farıd bu mânâda şu beyti ne güzel söylemiştir:

    "Eğer o sevgili yaklaşırsa bütün geceler Kadir gecesidir,

    Nasıl ki bütün kavuşma günleri Cuma günüdür."

    Şeyhin bu beytinde Cuma gününün Kadir gecesinden daha faziletli olması
    görüşüne de işaret vardır. "Allah doğru yolu gösterendir, ancak maksûda şâyân
    O'dur."




    Herhangi bir yanlislik
    gördügünüz zaman lütfen uyariniz. Simdiden tesekkürler.




  4. 05.Şubat.2013, 21:30
    2
    Moderatör



    kadir suresi tefsiri elmalılı


    97-KADİR:




    Muhakkak biz indirdik onu. Yani oku da ancak bize secde ve ibadet et. Çünkü
    yüce şanımızla biz indirdik onu, o okunan Kur'ân'ı. İlâhî kudret her kuvvetin
    üstünde, her kemâli içine almış olduğuna uyarmak için "azamet nûnu"yla "Biz
    indirdik onu." buyurulması indirenin büyüklüğünü ifade ederken, indirilenin
    şanını yüceltmeyi de ifade eder. İndirilenin ismi açıklanmıyarak (hu) zamiriyle
    işaret olunması da onun açıklanmasına lüzum olmayacak şekilde zihinlerde
    bilinmiş olduğuna işaret olması itibarıyla şânının yüksekliğine ikinci bir
    uyarı; sonra Kadir gecesinde indirildiğini beyan ile Kadir gecesinin kadir ve
    faziletinin anlatılması da yine onun kıymet ve şerefini açıklamaktır. 'nın aslı
    'dır. hükmü tahkik ile kuvvetlendirir. O nun ismi olarak müsnedün ileyh, fiil ve
    fâil bir fiil cümlesi olarak

    haberi olduğundan, isim ve haber toplamı olan bir fiil cümlesini içeren bir
    isim cümlesidir ki müsnedün ileyh olan mütekellim (birinci şahıs) zamiri bir
    mübtedâ, bir de fâil olarak tekrar etmiş olmakla içiçe iki hükmü içine alan
    kuvvetlendiren bir ifadedir. Meânî İlmi'nde malum olduğu üzere bu çeşit cümleler
    kasr (tahsis) veya hükmü kuvvetlendirme ifade ederler. Yalnızca bir isim cümlesi
    bile devam ve sâkıt olma ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, (inne) ve isim
    cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekit ve yerine göre de
    tahsis ifade eden çok sağlam cümlelerdir. (hû) zamirinin merciine gelince,
    tefsircilerin çoğunluğu Kur'ân'a râcidir demişlerdir. Bu h ârî'de zikredilmiş
    olan da Kur'ân'dan kinayedir. Râzî, bunda tefsircilerin ittifakını söylemiş.
    Cibrîl'e veya diğerine ait olduğunu söyleyenler yok değilse de, onları yalan
    saymamıştır. Şihâb, "zayıflığından dolayı" demişse de, mânâ itibarıyla hakiki b
    i r ihtilaf saymadığı için olması gerektir. Zira Kur'ân'a dönmesi ile Cibril'e
    dönmesi birbirini gerektiriyor demektir. Diğer vecihlerde, Kur'ân: Kur'ân'ın
    tümüne de bir kısmına da söylenmesi doğru olduğu için "o Kur'ân" mefhumuna
    girer. Alûsî'nin naklettiğ i üzere Hattâbî zamiri Allah Teâlâ'nın "oku" sözüne
    işaret olduğunu ve ondan dolayı bu sûrenin ondan sonraya konulduğunu
    söylemiştir. Kâdî Ebû Bekir İbnü'l-Arabî de bunu beğenmiş: "Bu gerçekten
    güzeldir." demiştir. "Oku", Kur'ân'ın ilk inen âyeti o l duğundan dolayı, onun
    inişi Kur'ân'ın indirilmeye başlaması demek olacağı için zamirin ona
    gönderilmesi de hakikatte çoğunluğun görüşüne aykırı olmaz. Ancak zamirin mercii
    önceki sûrede geçmiş olması itibarıyla "o Kur'ân'ı" demek gibi lafız itibarıyla
    da s arih (açık) olmuş olur. Ve inzali, inzale başlamakla yorumlamaya ihtiyaç
    kalmaz. Çünkü Kur'ân'a râcidir, diyenlerin bir kısmı, Şâbî'den rivayet edildiği
    üzere indirilmeye başlanmakla tefsir etmişler ve demişlerdir ki, bütün Kur'ân'ın
    tamamı bir gecede değ i l, yirmi üç senede peyderpey nazil olduğu bilindiğinden
    "Ramazan ayı ki, onda Kur'ân indirildi." (Bakara 2/185) âyetinde olduğu gibi
    burada da maksadın, yirmi üç sene devam eden indirilişin başlangıcı olması
    gerekir. Onun için zamirin ilk nazil olan " oku" emrine nisbeti aynı mânâyı daha
    çok açıklık ile ifade etmiş olmakla beraber indirilişi, ilk indiriliş ile yoruma
    ihtiyaç bırakmayan güzel bir mânâ olur. Ve sûrenin Mekkî ve Medenî olması
    rivayetlerinin ikisine de uygun düşer.

    Bundan başka sûrenin Medenî olması rivayetine göre acizâne anlayışıma daha
    yakın görünen bir ihtimal vardır ki, o da bu zamirin sûresinin sonundaki "Eğer
    bundan vazgeçmezse, onu perçeminden yakalarız."

    (Alâk, 96/15) âyetindeki "sef' " kelimesine râci olarak o vaadin B edir
    harbinde yerine getirilmesine işaret olmasıdır. Bu şekilde Ebu Cehil'in o
    yalancı, cani kafasının kesilip cehenneme doğru sürüklendiği Bedir başarısının
    nüzulü (inmesi)ne işaret olarak "Eğer Allah'a ve (hak ile batılın) ayrıldığı
    gün, iki toplul u ğun karşılaştığı (Bedir) günü kulumuza indirdiğimize iman
    etmişseniz." (Enfal, 8/41) âyetinin mânâsında olmuş olur. "Yevm" (gün), geceyi
    de içine aldığı için, bundan Bedir vakası Kadir gecesinin sabahında olduğu ve bu
    yüksek vaadin yerine getirilmesi yev m e'l-fürkân (hak ile batılın ayrıldığı
    gün) olan o günün gecesinden başladığı da anlaşılır. "Ramazan ayı ki insanlara
    yol gösterici, hidayeti, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırd edip açıklayıcı
    olarak Kur'an o ayda indirilmiştir." (Bakara, 2/ 185) âye t i de bu mânâ ile
    tefsir olunabilir. Çünkü Bedir vakası da Ramazan ayının onyedinci günü olmuştur.
    Alûsî'nin kaydettiği üzere Kadir gecesi Ramazan'ın onyedinci gecesi olduğu,
    çünkü Bedir vakası onun sabahında vuku bulduğu Hasen'den de rivayet edilmiştir.
    Ş u kadar ki bu ancak sûrenin Medine'de indiği rivayetine göre sahih olabilir ve
    çoğunluğun tercihine göre Kadir gecesinin Ramazan'da olmasına zıt olmaz. Fakat
    bir hayli hadislerin delaletine göre Ramazan'ın son on gününde aranması ve en
    çok yirmi yedinci ge c e olması hakkındaki rivayetlere uygun olmaz. Mekkî olması
    rivayetine de uymaz. Medenî olmasını tercih edenlerin asıl yönü de bu olması
    gerektir. Bununla beraber Cuma gününde duanın kabul edildiği saatin gizlendiği
    gibi Kadir gecesinin de bütün sene içinde gizlenmiş olduğu, bilhassa Ramazan'da
    ve özellikle son on gününde teklerde veya çiftlerde, özellikle yirmi yedisinde
    olması da en galip ihtimal bulunduğu hakkındaki en sağlam rivayet düşünülünce
    Kadir gecesi Bedir gecesinden ibaret demek değil, fakat Bedi r gecesi Kadir
    gecelerinden biri idi. O sene Kadir, Ramazanın onyedisine rastlamıştı, diye
    anlamak daha doğru olur. Şu halde bütün görüşlere ihtilafsız şâmil olacak
    şekilde en kesin ve ittifak edilmiş olan mânâ, zamirin tüm veya kısmî mutlak
    Kur'ân'a döndü r ülmesidir. veya Bedir de bu mânâ dahilinde birer yakın
    ihtimâldirler.

    İnzalin mânâsına gelince: İbnü Cerir ve diğerlerinde zikredilmiş olduğu üzere
    çoğunluk rivayet tefsirleri İbnü Abbas'tan şu ifadeleri nakletmişlerdir:

    1- İkrime'den: Kur'ân hepsi birden olarak Ramazan'da, Kadir gecesinde dünya
    semasına indi. Sonra Allah yerde bir şey yapmak, vahyetmek istedikçe ondan
    indirdi, ta ki topladı.

    2- Hakîm b. Cübeyr'den: Kur'ân bir gecede yüksek semadan, dünya semasına
    tamamı olarak indi. Sonraki senelerde ayrıldı ve İbnü Abbas "Yıldızların
    mevkilerine yemin ederim." (Vâkıa, 56/75) âyetini okudu, ayrı ayrı, parça parça
    nazil oldu, dedi.

    3- Said b. Cübeyr'den: Kur'ân, tamamı birden olarak Kadir gecesinde dünya
    semasına indi de yıldızların mevkiinde oldu, Allah onu Resulüne bir kısmı, bir
    kısmının ardınca indiriyordu deyip sonra: "İnkâr edenler: 'Kur'ân ona bir defada
    indirilmeli değil miydi?' dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için
    onu böyle (parça parça indirdik) ve onu a ğır ağır okuduk." (Furkan, 25/32)

    4- Kur'ân'ın, tamamı bir defada indi, dünya semasında Beyt-i İzzet'e kondu ve
    onu Cebrail (a.s.) Muhammed (s.a.v.)'e kulların kelâmının ve amellerinin
    cevabıyla indirdi. Aynî'nin "Buharî Şerhi"nde ifadesine göre tamamı olarak Kadir
    gecesinde Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına indirildi de Beyt-i İzzet'e kondu,
    Cebrail (a.s.) onu sefere (kâtip melekler)ye yazdırdı, sonra da Cebrail onu
    Peygamber'e parça parça indiriyordu. Başı ile sonu arası yirmi üç sene oldu.

    İbnü Cerir'de Şâbî'den de iki rivayet vardır:

    1- Bize ulaştı ki, Kur'ân tamamen birden olarak dünya semasına indi.

    2- Kur'ân'ın ilki Kadir gecesinde indi. Onun için tefsirler de başlıca bu iki
    vecih üzere yürümüşlerdir. Birincisinde zamir Kur'ân'ın tamamına râci ve inzal
    (indirme), bilindiği üzere bir defada indirmek mânâsında; ikincisinde ise
    indirmenin başlangıcı mânâsına olmuş oluyor. Zamirin "oku" emrine gönderilmesi
    de bu ikinci mânâyı daha açık ve hiç yorumsuz olarak ifade etmiş oluyor. Üçünc ü
    olarak arzettiğimiz üzere "sef' " kelimesine gönderilerek Bedir'e işaret olması
    da, Medenî olması rivayetine göre, en yakın ve en uygun bir mânâ görünüyor.
    Kur'ân'a nisbet olunan inzalin mânâsı, Bakara Sûresi'nin başında da geçtiği
    üzere gayb âlemind e n, şehadet (görünen) âlemin açıklamak demek olduğu için,
    Kur'ân'da gelecekle ilgili olarak bildirilen bir vaad ve tehdidin yerine
    getirilmesi, haber verilen bir hadisenin fiile çıkarılması mânâsında da
    doğrudur.

    Kadir gecesinde, yani Kadir gec esi indirdik, yahut Kadir gecesi hakkında
    indirdik. Çünkü bazıları zamiri bu sûre mânâsına Kur'ân'a döndürerek bu sûreyi
    Kadir gecesi hakkında, yani Kadir gecesinin şeref ve faziletini açıklamak için
    indirdik meâlinde tefsir etmişlerdir ki, muzafın hazfin e veya harf-i cerrini
    sebebliğe yormuşlardır demek olur. Gerçi bundan sonraki âyetler Kadir gecesinin
    hayır ve faziletini beyan etmek için sevkedildiği için bu sûrede bu mânâ da yok
    değildir. Fakat bu âyeti buna yormak eksiktir. Zira doğrudan doğru zarflı k
    mümkün iken sebebliğe veya muzafın hazfine gitmek zahirin tersi olduğuyu gibi,
    sûrenin asıl sevki doğrudan doğruya gecenin kadrinden önce onda indirilmiş olan
    indirilenin, yani zamirin merciinin kadr ve şerefini açıklamak için olması
    gerekirdi. Yoksa o K u r'ân'ın Kadir gecesinde indirildiği söylenmeden doğrudan
    doğruya Kadir gecesinin faziletini açıklamaya geçildiği şekilde Kadir gecesinin
    en büyük feyzinden sükut edilmiş olacağı gibi sûrenin endinden öncesiyle olan
    ilgisi gözetilmemiş, tertipte buraya kon u lmasının hikmetine işaret edilmemiş
    olur. Önceki mânâda ise sûrenin zevki yukarda kırâeti emredilen Kur'ân'ın
    kadrini beyan için olup, gecenin fazileti onun içinde bundan sonraki âyetlerin
    mâsîka lehi (kendisi için sevkedileni) olduğundan gerek öncesine, g erek
    sonrasına ilgisi tamdır. Onun için rivayet bakımından da, dirâyet bakımından da
    güvenilen taraf birincisidir.

    Kadir, fiilinin masdarı olarak esası, güç yetirmek demek olup, hüküm, haya,
    takdir, şeref ve azamet, baskı yapmak mânâlarına gelir. Râzî der ki, kadr ve
    kader birdir. Ancak sükun ile masdar, üstün ile isimdir. Kadir gecesi
    denilmesinde de tefsirciler bu mânâlardan her birine göre birkaç vecih beyan
    etmişlerdir:

    BİRİNCİSİ: İbnü Cerir'in Mücahid'den naklettiği vechile hüküm gecesi demektir
    ki Dühan Sûresi'nde "Biz O'nu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz uyarıcıyız.
    (O gecede) Her hikmetli emir onda ayırt edilir." (Duhan, 44/3-4) buyurulduğu
    üzere her hikmetli emrin, yani ilâhî takdirde hükmedilmiş işlerin, yahut birçok
    iş l ere hükmeden büyük muhkem emirlerin farkedildiği, ayırt olunduğu mübarek
    gece demektir. Zira pekçok tefsircinin görüşüne göre o mübarek gece, Kadir
    gecesidir. Şaban'ın yarı gecesi olan Beraat gecesi diyenlere göre de orada söz
    geçmişti (Duhan, 44/3-4 âyet i ne bkz.) Bu mânâ ile çokları Kadir gecesi demek,
    takdir gecesi demek olduğunu söylemişlerdir. Fakat varlıkların işlerinin ve
    hükümlerinin takdirlerini ve vakitlerini tayin mânâsına asıl takdir ezelî olduğu
    için burada kastedilen o

    hüküm ve takdirin açıklama ve yerine getirilmesi ile hüküm ve kaza olması
    lazım gelir. Âyette (ayırt edilir) buyurulması da buna delalet eder. Kader ve
    kaza biri diğerinin mânâsına da kullanıldığı için bazıları kaza, bazıları da
    hüküm diye ifade etmişlerdir. Bunu bir sene zar f ındaki eceller ve rızıklar
    gibi işlerin kazası diye kayıtlayarak tarif etmek bazı rivayete dayanarak
    yayılmış ise de "Her hikmetli emir"den açıkça anlaşılan yalnız bir sene ile
    kayıtlanmış değil, birçok senelere, asırlara ve devirlere ilgisi olan mühim ve
    büyük işlerdir. Mesela Kur'ân'ın nüzulü senelerce devam etmesi takdir edilmiş,
    hükümleri kıyamete kadar eserlere ve senelere hâkim; peygamberlik, aynı şekilde
    Bedir, bütün İslâm fetihlerinin başlangıcı olan bir zafer. Kadir gecesinin asıl
    kıymeti de bö y le feyzi içeren hikmetli emirlerin yerine getirildiği hüküm ve
    kaza gecesi olmasındadır.

    İKİNCİSİ: Zührî'den rivayet edildiği üzere Kadir, bizim de kadir ve haysiyet
    tabir ettiğimiz üzere şeref ve azamet mânâsına olmasıdır ki, azamet ve şeref
    gecesi demek olur. Çünkü "Bin aydan hayırlıdır."

    ÜÇÜNCÜSÜ: Tazyik (sıkıştırmak, daraltmak) mânâsına olmasıdır ki, tazyik
    gecesi demek olur. Zira o gece inen meleklere yer dar gelir denilmiştir. Bu bize
    şunu ifade eder ki büyük, şerefli olayların ortaya çıkmasının sonundaki hayır ve
    selâmetin yüceliği oranında büyük bir şiddet ve tazyik ile ilgilidir. Nitekim
    Kur'ân'ın inişi de meleğin şiddetli baskını ile başlamıştı. Şu halde Kadir
    gecesinde bu üç mânânın üçü de var demektir. Bu sûrede "Kadir gecesi" ü nvanının
    üç defa zikredilmiş olması da buna bir işarettir.

    2. Ve ne bildirdi sana, nedir Kadir gecesi? Yahut "Bildin mi nedir Kadir
    gecesi?"; yani o Kadir gecesi öyle büyük bir gecedir ki, sırf senin kendi
    dirayetine kalsaydı onun mahiyetini, kadrinin derecesini bilemezdin. Fakat o
    ineni biz indirdiğimiz gibi, bunu da aşağıda olduğu gibi biz bildirdik. Bu şöyle
    de ifade olunabilir: "Bildin mi hem ne kadir gecesi?"

    3. "o Kadir gecesi". (Bu, âyetleri altı sayan Mekkî ve Şâmî'de bir âyettir).
    Bin aydan daha hayırlıdır. O gece amel, ibadet ve mücâhede ile erilecek olan
    hayır ve sevap, onsuz bin ay amel ile kazanılacak olan hayır ve sevaptan daha
    çok, daha fazla hayırlıdır. Bir sınır ve miktar ile tayin ve tahdit edilmeyecek
    kadar çok hayırlıdır. Artık ne kadar daha çok hayırlı olduğunu Allah bilir. Bu
    sırf Allah Teâlâ'nın Muhammed ve ümmetine bir lütfu ve ihsanıdır. Bu tafdil
    (üstün gösterme) için en az olarak bin adedinin ölçü olarak gösterilmesi tahsis
    için değil, çoğaltmak içindir. Böyle iken b ir seneden veya bin asırdan
    denilmeyip de "bin ay"

    deyip özellikle ay ile ifade olunmasının sebebine gelince, bu hususta birkaç
    rivayet vardır:

    1- İbnü Münzir'in ve İbnü Ebi Hâtim'in ve "Sünen"de Beyhakî'nin Mücahid'den
    rivayet ettikleri vechile; H z. Peygamber (s.a.v.) İsrailoğulları'ndan bir erin
    Allah yolunda bin ay silah giyinmiş olduğunu anlatmıştı. Müslümanlar buna
    şaştılar ve amelleri kendilerine pek küçük göründü. Allah Teâlâ da bu sûreyi
    inzal buyurdu.

    2- İbnü Ebi Hâtim'in Ali b. Urve'den rivayetine göre: Resulullah (s.a.v.) bir
    gün İsrailoğulları'ndan dört kişinin seksen sene Allah'a ibadet edip, göz açıp
    kapayacak kadar bir zaman günah işlemediklerini anlatmış, Eyyûb'ü, Zekeriyya'yı,
    Hazkil b. Acûz'u, Yuşâ b. Nûn'u zikretmişti. Ashab-ı kiram buna hayret ettiler.
    Bunun üzerine Cebrail gelip "Ey Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene
    ibadetinden hayrete düştüler. Allah Teâlâ sana ondan daha hayırlısını
    indirmiştir." diye sûresini okudu da, "İşte bu senin ve ümmetinin hayran ka l
    ışınızdan daha hayırlıdır." dedi. Resulullah da sevindi.

    3- İmam Mâlik'in "Muvatta"da naklettiğine göre Resulullah'a ümmetlerin
    ömürleri gösterilmişti. Resulullah kendi ümmet fertlerinin ömürlerini kısa
    sayarak başkalarının uzun ömürde yaptıkları amellere yetişememelerinden endişe
    etmişti. Allah Teâlâ da ona Kadir gecesini verdi ve onu diğer ümmetlerin bin
    ayından daha hayırlı kıldı. Bu rivayetlere göre bin ayın tahsisi seksen küsur
    senenin bu ümmet içinde bir insan için çoğunluk itibariyle uzun bir ö m ür
    olmasına işaret demek olur.

    4- Tirmizî, İbnü Cerir, Hâkim, Taberânî ve İbnü Merdûye ve "Delâil"de
    Beyhakî, Kasım b. Fadl Haddânî tarîkıyla Yusuf b. Sa'd (bazılarında Yusuf b.
    Mâzin, İbnü Cerir'de İsa b. Mâzin)'den Hz. Hasan b. Ali (r.a.)'ye isnad edilen
    bir hadis rivayet etmiştir: Yusuf b. Sa'd demiş ki: Muaviye'ye biatten sonra
    Hasan b. Ali'ye bir adam kalktı da müminlerin yüzlerini kararttın, yahut "ey
    müminlerin yüzlerini karartan!" dedi. (İbnü Cerir'in lafzında: İsa b. Mâzin dedi
    ki: Hasan b. A l i (r.a.)ye: "Ey müminlerin yüzlerini karartan, kalktın da şu
    adama, yani Muaviye b. Ebi Süfyan'a biat ettin?" dedim) bunun üzerine Hz. Hasan
    şöyle dedi: "Allah sana rahmetle muamele etsin", beni azarlama, çünkü

    Peygamber (s.a.v.) hazretlerine rüyada Ben i Ümeyye minberi üzerinde
    gösterildi, bu fenasına gitmişti, bunun üzerine nazil oldu. "Muhakkak biz sana
    Kevser'i verdik." (Kevser, 108/1) Ey Muhammed, yani cennette bir nehir, hem de
    yani o Kadir gecesi Ümeyyeoğullarının melik olacağı bin aydan h ayırlıdır ey
    Muhammed" ve bunu rivayet eden Kasım, hakikatte Ümeyyeoğullarının saltanatını
    hesap ettik bin ay ediyor, ne fazla ve eksik, dedi, demişlerdir. Buna göre "bin
    aydan hayırlıdır" âyeti, Emevî devletinin müddetine ve aynı zamanda onun da bir
    h a yır olduğuna işaret etmiş ve gaibden haber veren bir mucizeyi de içine almış
    oluyor. Hz. Peygamber'in minberi Medine'de konulmuş olduğu için bazıları bundan
    sûrenin Medenî olduğuna delil getirileceğini de söylemişlerdir. Bir takımlarının
    zannetmek isted i kleri gibi Emeviler'in mutlaka kötülüğüne değil, onlara hayır
    isbat etmiş olması itibarıyla lehlerinde demek olanı bu hadisin sıhhati tesbit
    edilebilmiş olsaydı da "bin ay"ın mânâsını ve tahsis edilmesinin sebebini tefsir
    için en açık bir delil olurdu. Fakat sıhhati tesbit edilememiş, ancak zayıf mı,
    yoksa münker mi olduğunda ihtilaf edilmiştir. Tirmizî der ki: Bu, bir garib
    hadistir, biz bunu ancak bu şekil ile tanıyoruz. Ve Kasım b. Fadl hadisinden
    Yusuf b. Sa'd'den: "Bir de Kasım b. Fadl'dan, Yusuf b. Mâzin'den denilmiş. Kasım
    b. Fadl Haddânî sikadır. Yahya b. Saîd ve Abdurrahman b. Mehdî onu
    doğrulamışlardır. Fakat Yusuf b. Sa'd bilinmeyen (meçhul) bir adamdır. Biz ise
    bu hadisi bu lafız ile ancak bu yönden tanıyoruz". Bunun özeti "Dürrü Mensur"da
    d a zikredildiği üzere zayıf demektir. Suyûtî "İtkan"da der ki: "Bu hadis ile
    sûrenin Medenî olduğuna delil olunuyorsa da Müzenî bu hadise münker demiştir."
    Bununla beraber Alûsî'nin naklettiği üzere Hatîb, İbnü Abbas'tan da ve aynı
    şekilde İbnü Müzeyyeb'de n de şu lafız ile tahric eylemiş: Allah'ın Nebisi
    (s.a.s.) dedi ki: "Bana rüyada Ümeyyeoğulları gösterildi, minberime
    çıkıyorlardı, bu bana ağır geldi bunun üzerine, indirildi." ve Celâleddin Suyûtî
    "Dürrü Mensur"da bunu da zikrettikten sonra: "Şu h alde Müzenî'nin, o hadis
    münkerdir, görüşünde bence tereddüt vardır" diye inkârdan yüz çevirerek zayıflık
    ile yetinmek istemiştir. İbnü Cerir de 'nin tefsirinde gerek İsrailoğulları
    âbidi ve gerek bu Emeviyye hadisi rivayetini de zikrettikten sonra b u görüşler
    içinde tenzilin (indirmenin) zâhirine en yaraşan görüş, Kadir gecesinde amel,
    Kadir gecesi bulunmayan

    bin ay amelden daha hayırlıdır, diyenlerin görüşüdür. Diğer görüşler birtakım
    batıl mânâların davalarıdır ki, onlara ne haberden, ne akıldan, ne de tenzilde
    mevcut bir delalet yoktur, diye karar vermiştir. Böyle karar vermek ise rivayet
    ettiği o haberleri red ve inkâr demek olduğu cihetle, bu da Müzenî'ye iştirak
    etmiş demektir.

    Tarihe müracaat edildiği surette de ilk bakışta hesapça bir uyuşmazlık
    görülür. Zira bin ay, seksen üç sene dört ay eder. Halbuki Hz. Hasan'ın emirliği
    Hz. Muaviye'ye teslimi tarihi olan kırk bir senesi Rebîülevvel'inden veya
    Rebiülâhir'inden veya Cemaziyelûlâ'sından itibaren Emeviler'in sonuncusu olan
    İkinci Mervan'ı n öldürüldüğü yüz otuz iki senesi sonuna kadar sayıldığı
    takdirde Emeviyye devletinin müddeti doksanbir sene on ay yahut dokuz yahut
    sekiz ay eder ki bin yüz yahut bin yüz bir yahut bin yüz iki aya ulaşır. Bu
    halde arada en az yüz ay kadar bir fark var dem e ktir. Bununla birlikte bu
    konuda selahiyet sahibi olan İbnü Esir ve Kâdî Cemaleddin ve Ebu'l-Fidâ gibi
    tarihçiler bu farkın önemli olmadığına kani olarak anılan hadisi kabul edip
    nakletmişlerdir. Nitekim Ebu'l-Fidâ şöyle der: Emevî devleti halifeleri ondö r
    ttür. Birincileri Muaviye b. Ebi Süfyan ve sonuncuları Mervan Ca'dî'dir ve
    devletlerinin müddeti doksan küsur senedir. Bu ise yaklaşık bin aydır. Kâdî
    Cemâleddin b. Vasıl (r.a.) der ki: İbnü Esir tarihinde şöyle demiştir: Hz. Hasan
    Kûfe'den yürüdüğü zaman ona bir adam rastladı da, "ey müminlerin yüzlerini
    karartan" dedi. O da: Beni bana kınama, çünkü Resulullah (s.a.v.)a rüyasında
    gösterilmişti ki Ümeyyeoğulları onu minberine adım adım çıkıyor, bu onun gücüne
    gitti, bunun üzerine Allah Teâlâ ve âyetlerini inzal buyurdu.

    Görülüyor ki bu tarihçiler buna karşı çıkmayıp "bin ay"ın yaklaşık olarak
    Ümeyyeoğulları'nın saltanatına işaret olmasını yeterli görerek hadisi tarih
    açısından kabul etmişlerdir. Buna göre asıl maksat anlaşılmış, adedi kesin
    değildir, Emevî devletinin saltanatının sayılı olan hayırlılığına ve müddetine
    yaklaşık bir işaret ile Peygamber'e verilmiş olan Kadir gecesinin sınırsız olan
    hayrını beyandır demek olur. Tarihçiler, zayıf olan rivayetleri de
    kaydedegeldikleri için bun d an haddi zatında hadisin sıhhatini kabul etmek
    lazım gelmezse de tarih açısından yapılacak itiraza bir cevap teşkil etmek
    itibarıyla bunun bir önemi bulunduğu da inkâr olunamaz. Bu bakımdan anılan hadis
    münker sayılmaması gerekir. Ancak Tirmizî'nin Kasım b. Fadl sika (doğru kişi)dır
    demesine, onun ise Ümeyyeoğulları saltanatının ne fazla ne eksik bin ay olarak
    hesap

    edilmiş olduğunu söylemesine göre bunun yaklaşık değil, tam olması gerekir.
    Şu halde tarihçilerin sözü ile bunu nasıl bağdaştırmalı veyahut hangisini tercih
    etmeli sorusu ortaya çıkar.

    Bizim kanaatimize göre hadisçinin, inanılır bir hadisçi olması itibarıyla
    tahkiki; tarihçinin tarihçi olması itibarıyla takrîbinden daha tercih edilir
    olması lâzım gelir. O halde bilinen tarihe karşı bunun seb ebi ne olabilir?
    Bunda fikrimizce üç sebep ihtimallidir:

    BİRİNCİSİ: Hadisin bazı rivayetinde "minberine çıkıyorlar", bazı rivayetinde
    "onun minberini gönülleri çekiyor" lafızlarıyla ifade edilmiş olduğuna göre
    mefhumu Emeviler'in minbere çıkışı, yani saltanatta terakkisi müddeti
    üzerindedir. Bu ise Hişam b. Abdilmelik ile son bulmuş, ondan sonraki sekiz sene
    yıkılma devri, yani minberden iniş zamanı olmuşur. Hz. Muaviye'nin istiklali
    kırk bir sene Cemâziyelûlâ'sında, Hişam'ın ölümü yüz yirmi b e ş senesi
    Rebiülevvel'inde olduğuna göre toplamı seksen üç sene on ay eder. Bundan ikinci
    Muaviye'nin istifası ile Mervan'ın melik olmasına kadar geçen zaman fasılası
    gibi beş-altı ay müddet çıkarılınca geriye tam seksen üç sene dört ay kalır ki,
    bu da Kasım'ın da dediği gibi ne fazla ne eksik olarak tam bin ay eder.

    İKİNCİSİ: Müddetin toplamı olan doksan iki seneden Yezid'in ölümü üzerine
    Abdullah b. Zübeyr hazretlerinin muhalif olarak halifeliği müddeti olan dokuz
    seneye yakın zaman da Emeviler'in istiklalinden çıkarılması gerekeceğine de
    işaret olabilir ki, bu da araştırma yapmak suretiyle incelense aynı sonuca
    varılabilir.

    ÜÇÜNCÜSÜ: Emevi melikleri içinde Birinci Yezid'in zamanında Hz. Hüseyin'in
    şehid edilmesi, dokuzuncuları olan İkinci Yezid b. Abdilmelik'in, onbirincileri
    olan İkinci Velid b. Yezid b. Abdilmelik'in sapıklık ve ahlâksızlıkları
    sebebiyle hayırsızlıkla bilinen sekiz küsur sene müddetleri doksan ikiden
    çıkarıldığı takdirde de seksen üç sene küsur ay kalır ki, bu da aynı sonuç dem e
    ktir. Şu halde bin ay ile yetinilmesi bu üç ihtimalden birine ve hatta her
    birine işaret olacağı cihetle bin ay yaklaşık değil, tahkikî olarak bu husustaki
    geleceği bütün inceliğiyle ifade eden bir mucize vahyolmuş olur. Bu şekilde
    Râzî'nin hikâye ettiği vechile Kâdî Abdülcebbar'ın aşağıdaki itirazı da varid
    olmaz.

    Kâdî Abdülcebbar zikredilen rivayeti ayıplayarak demiştir ki: Bu bin ayın

    Emeviler'e ait günler olması uzaktır. Çünkü Emeviler'in günleri yerilmiştir.
    Allah Teâlâ Kadir gecesinin faziletini zikrederken öyle yerilmiş olan günlerle
    karşılaştırarak zikretmez. Yani ism-i tafdil olduğu için bin aydan daha
    hayırlıdır demek, o bin ayın da hayır olmasını gerektirir. Bu ise Emevi devleti
    günlerinin yerilmesi değil, öğülmesi demek olacağı cihetle y akışmaz, diye
    yermiştir. Râzî de buna karşı demiştir ki: Bu yerme, zayıftır. Zira Emeviler'in
    zamanları, dünya saadeti itibarıyla büyük günlerdir. Onun için Allah Teâlâ'nın
    şöyle demiş olması mümkünsüz olmaz: "Ben sana bir gece verdim ki, dinî saadet
    itib a rıyla o gece Emevi günlerinin dünyevî saadetinden çok daha hayırlı ve
    daha faziletlidir". Gerçekte Emeviler'in günlerinin Resulullah'a hoş gelmeyecek,
    gücüne gidecek kötülükleri, şer yönleri de bulunmakla beraber büyük fetihleri ve
    İslâm'ın o sırada geçir m ekte olduğu fikir ayrılığı ve ihtilâl buhranlarının
    önüne geçerek birliği iadesi gibi dinî, dünyevî hayır ve saadet yönleri de çok
    olduğu inkâr edilemez. Bin ay hakkında bizim arzettiğimiz düşünceye göre ise şer
    yönleri çıkarılıp atılarak öyle hayrı içine alan aylarla bildirilmiş olduğu
    cihetle anılan yerme ve itirazın varid de olmayacağı anlaşılır. Hakikatte Kadir
    gecesi, gerek meşhur olduğu üzere Kur'ân'ın ilk nazil olduğu peygamberlik gecesi
    olarak düşünülsün, gerekse Bedir gecesi olsun, iki takdirde de onun nice nice
    asırlara, devletlere hâkim olan hayır ve hareketi Emevi devletinin en hayırlı
    günler ve aylarından daha hayırlıdır. Onların bu hayırlı günleri de bin ay kadar
    olacaktır, denilmekte açık bir mânâ ve mucize bulunduğunu inkârın mânâsı yoktur.
    S onra bunu birtakım kimselerin sandığı üzere Emeviler'in sırf aleyhine kabul
    etmek doğru olmayacağı gibi, her yönden lehlerine kabul etmek de doğru
    olmayacaktır. Bununla beraber hadisin rivayetinden sıhhati isbat edilemeyip
    naklî kıymeti sonuçta Tirmizî'ni n dediği gibi zayıf olmaktan kurtarılamadığı
    cihetle tefsiri yalnız buna dayandırmak da doğru olamaz. Onun için en güzel mânâ
    bu rivayetlere ihtimal ile beraber, İbnü Cerir'in dediği gibi mutlak olarak
    Kadir gecesinde amel, Kadir gecesi bulunmayan bin ay a m elden daha hayırlıdır,
    diye anlamaktır ki, bu da onun hayırlılığı sayısız olduğunu açıklamakla
    Peygamber ve ümmetine özel bir müjdedir. Şimdi onun hayırlılığı şöyle beyan
    olunuyor.

    4. "iner" fiil-i muzarî, aslı 'dür. Yani ilerde iner, peyderpey iner melekler
    ve ruh onda. Şihab'ın beyanına göre bu zamirinde iki vecih vardır:

    Birisi: Geceye ait olmasıdır ki, bu şekilde ruh, melaikeye atfedilerek, o
    gecede melekler ve ruh peyderpey iner demek olur, zahiri de budur.

    İkincisi: Melâikeye ait, vav da hâliye olmasıdır ki, Ruh içlerinde olduğu
    halde melekler iner demektir. Tefsircilerin çoğunluğunun görüşüne göre Ruh'tan
    maksat Cibril'dir. Bazıları da, Ruh büyük bir melektir ki, gökleri ve yeri yutsa
    ona bir lokma olur, demişler d ir. Burada "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin."
    (Yusuf, 12/87) gibi rahmet mânâsına olduğunu da söylemişlerdir. Ve daha çeşitli
    görüşler vardır. (Nebe', Meâric ve İsrâ Sûresi'nde "De ki: 'Ruh Rabbimin
    emrindendir." (İsra, 17/85) âyetinde geçen açıklamalara bkz.) Herhalde bundan
    Ruh'un melâikeden daha özel olduğu anlaşılır. Bazıları bunların dünya semasına
    indiğini söylemişlerse de açık olan, yere ve kadire mazhar olan kimselere
    inmeleridir.

    Rablerinin izniyle. Âyette "Rab" tekil, muzafun il eyh olan "hüm" zamiri
    çoğuldur. Dilimizde "Rablerinin" diye tercemesinde "rab" çoğulmuş gibi bir
    benzeyiş meydana geliyor. Yanlış anlaşılmasın, maksat kendilerinin Rabbi olan
    Allah Teâlâ'nın izniyle inerler demektir. "Biz ancak Rabbimizin emriyle ine r
    iz." (Meryem, 19/64) buyurulduğu üzere meleklerin inişi Allah'ın emriyle olduğu
    bilinirken bunu açıklamanın faydası bu işin özellikle önem ve büyüklüğüne
    tenbihtir. Her emirden. Bu öncesine de, sonrasına da ilgili olabilir.
    Birincisine göre ecli y ye olarak 'ye müteallık, yani o gece yerine getirilmesi
    takdir edilmiş olan her emir için demektir, deniliyor. Bununla beraber izinle
    ilgili olması daha yakındır. Hep hayırla ilgili veya din ve dünya ile ilgili
    yerine getirilecek her emirden izniyle d emek olur ki, bu şekilde izni
    açıklamanın asıl hikmeti bu genelleme olduğu da anlaşılır. Zira bu gece ilerisi
    için hâkim, her türlü mukadderatın tayin edildiği ve birbirinden ayrıldığı gece
    olduğundan diğer vakitlerde olduğu gibi yalnızca özel bir emirle i lgili izinle
    değil, her emirden izin ile inerler. "De ki: 'Ruh Rabbimin emrindendir." (İsra,
    17/85) âyeti gereğince, Ruh Rabbânî emirden olduğu cihetle burada ruhun en büyük
    Ruh, meleklerin inişi de o en büyük ruhun emrinde nüzul olduğunu mânen bir beyan
    gibi de olur. "Melekleri, kullarından dilediğine, emrinden ruh ile indirir."
    (Nahl, 16/2) âyetinin mefhumu olması da düşünülebilir. Ruh'un, Cibril ile
    tefsiri bu mânâların hepsinde geçerlidir.

    5. Ancak her emrin hayır ve şerre de şâmil olması ihtimaline karşı, "Kadr"e
    mazhar olacaklar hakkında şer ihtimalini defetmek için buyuruluyor ki, bir
    selâm. Yani sırf selamettir. Yahut Allah tarafından bir selamdır. Melekler,
    müminlere selam verir dururlar, buna bağlı olduğuna göre, her emirden, k orkulu
    her şeyden selâmettir. Yahut selamet

    müjdesi, selamet tebliği olan bir selamdır. O gece, Ta fecrin doğuşuna veya
    doğuş zamanına kadar. Daha Türkçesi tanyeri ağarıncaya, sabah oluncaya kadar. Bu
    mânâya göre mukaddem (önce gelmiş) haber, muahhar (sona getirilmiş) mübtedadır.
    Bu takdirde 'da vakıf edilmemesi lâzım gelir. Fakat bundan başka İbnü Abbas'tan
    rivayet edilmiş olarak üzerinde vakıf yapmak da caiz görülmüştür ki bu şekilde
    "selam", mahzuf mübtedânın haberi olarak "bu, h er bir emirden selamdır"
    meâlinde bir cümle, 'de, mübteda ve haber olarak ayrı bir cümle olmuş olur.
    Masdarın mâmûlünü önce getirmek caiz olmadığı hakkındaki Nahiv kaidesi ile olan
    itiraza, zarfların bundan istisnasıyla cevap verilmiş olduğu da meşhurdu r.
    Bununla beraber, bize öyle geliyor ki, burada selam, sözündeki selam gilbi
    haberi hazfedilmiş mübteda yahut mukaddem haber olarak melâikeden veya doğrudan
    doğruya Allah tarafından selam olması üzere cümle-i mutarıza olması tartışmaya
    hiç yer bır a kmaz ve her hangisi olursa olsun asıl maksat Kadir gecesinin içine
    alabileceği bir baskı anlayışından veya emrin umumundan dolayı Peygamber ve
    ümmetine bir şer ve zarar ihtimalini uzaklaştırmakla sırf hayır ve selameti
    anlatma ve müjdelemedir. Yahbî gibi b azıları 'de vakfı caiz görmemişler ve
    demişlerdir ki: Bu şekilde beyanının bir faydası olmaz. Çünkü her gecenin sabaha
    kadar olduğu malumdur. Fakat bunda da o fevkalâde olan hayır ve selametin bazı
    saatlere tahsis edilmiş olmayıp sabaha kadar deva m ettiği, haberin faydasının
    gereği kabilinden olarak, işaret edilme faydası bulunacağı inkâr olunamaz. İşte
    Kadir gecesi büyük büyük mukadderatın tayin ve yerine getirilmesi maksadıyla her
    emirden görevli meleklerin ve ruhun peyderpey inmesiyle, yeryüzünd e büyük bir
    tazyik (baskı) meydana getiren fevkalâde büyük bir ruhâniyete erişmiş ve sabah
    oluncaya kadar böyle hayır ve selamet olan büyük bir gecedir. Böyle bir gecenin
    sabahı ise sırf hayır ve selamet olacağı öncelikle sabit olur. Yani burada hayır
    ve s e lamet mânâsına göre "hatta" gayesinde ters anlamı (mefhum-ı muhalif)
    yoktur. Hatta gece mefhumuna göre iskat-ı maverâ (dışındakileri düşürme) ifade
    ederse de asıl sözün sevkedildiği hayır ve selamet anlamına göre iskat
    (düşürmek) için değil, hükmü uzatmak içindir. Çünkü "Ağardığı zaman sabaha
    andolsun." (Müddessir, 74/34) ve "Kuşluk vaktine andolsun." (Duhâ, 93/1)
    kasemlerinden de anlaşıldığı üzere fecrin doğuşu ve sabahın ağarması ve duhâ
    (kuşluk vakti)nın yayılması âdet olarak bir işaret delilid i r. Nitekim Râzî'nin
    nakli üzere bu gecenin gündüzünü takip etmesini istemesi meselesinde İmam Şa'bî
    demiştir ki: Evet gündüzü de gecesi gibidir. Bunun selam ve selamet olmasına
    verilen mânâlar şunlardır:

    1- Meleklerin müminlere selam

    ve duasının çokluğu.

    2- Şerlerden ve âfetlerden salim olmak mânâsına tam selamet ve menfaat, hayır
    olması ki, şeytanın saldırısından selamet mânâsı da bunda dahildir.

    3- Ebu Müslim'in görüşüne göre korkulu rüzgarlardan, yıldırımlardan ve
    bunlara benzer ezalardan salim olmasıdır.

    4- Bölümlerinin her birinde ibadet etmek bin aydan hayırlı olmakta
    farklılıktan salim olmasıdır. Çünkü diğer gecelerde farz ilk üçte birinde,
    nafileler ortasında, dua seherde olması müstehaptır.

    Şu da bilinmiş olsun ki, bu mübare k gecede dua sünnettir. O icabet
    vakitlerinden birisidir. İmam Ahmed ve sahih diyerek Tirmizî, Nesaî, İbnü Mâce
    ve daha diğerleri Hz. Aişe'den şöyle rivayet etmişlerdir: Demiştir ki: "Ey
    Allah'ın Resulü, Kadir gecesine rastlarsam ne diyeyim?" dedim. Buyurd u ki:
    "Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle, de." Aynı şekilde namaz
    ve diğer ibadet şekilleri ile gayret ederek çalışmak da sünnettir. Süfyan-ı
    Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur'ân
    okuyup da dua e d erse güzel olur. Resul-i Ekrem (s.a.v.) hazretleri Ramazan
    geceleri gayretle çalışır ve tertîl ile Kur'ân okurdu. Rahmet âyeti geçtikçe
    ister, azap âyeti geçtikçe Allah'a sığınırdı.

    İbnü Receb de demiştir ki: En mükemmel olan namaz, Kur'ân kırâeti, dua,
    tefekkürü toplamaktır. Peygamber (s.a.v.) bunların hepsini yapardı. Özellikle
    son onunda daha çok yapardı. Bazıları demişlerdir ki: Teravih ile kıyam meydana
    gelir. Beyhakî, Enes b. Malik (r.a.)'ten şöyle rivayet etmiştir: Resulullah
    buyurdu ki: "Her k i m Ramazan ayı çıkıncaya kadar akşam ve yatsı namazlarını
    cemaatle kılarsa Kadir gecesinden birçok haz alır." Malik ve İbnü Ebi Şeybe ve
    İbnü Zencûye, Beyhakî Said b. Müseyyeb'den rivayet etmişlerdir ki: Kadir gecesi
    yatsı namazında cemaatte hayır buluna n ondan nasibini almış olur. İbnü Hacer
    Heytemî (rh.a.) Tuhfetü'l-Muhtâc'da der ki: Kadir gecesini görene, saklaması
    sünnettir. Onun kemâliyle faziletine ancak Allah Teâlâ'nın bildirdiği kimseler
    nail olur.

    Kadir gecesini görmek ne demek olduğu hakkınd a da âlimler hayli bahisler

    yapmışlardır. Alûsî'nin açıkladığı üzere açık olan budur ki: Onu görmek
    demek, ona mahsus olan nurlar ile meleklerin inmesi gibi özelliklere, ilmi ifade
    eden alametleri görmek yahut öyle bir ilmi ifade eden ve hakikati ancak e hlince
    bilinen bir keşfe ermektir.

    Kadir gecesi, meşhur olduğu üzere, Kur'ân'ın nazil olduğu veya sabahında
    Bedir zaferinin vuku bulduğu gece olduğuna göre o bir defa olmuş geçmiştir. Her
    sene Ramazan'da olacak olan onun şeref ve hatırasıdır, demek olur. Nitekim
    bazıları onun bir defa olup kalktığını kabul etmişlerdir. Fakat Kadir gecesi
    onlardan dolayı değil, onlar Kadir gecesine rastlamış olduğuna göre de Kadir
    gecesi bütün sene içinde gizli olup, en çok Ramazan'da ve en çok son onunda ve
    en çok yir m i yedinci veya sonuncu gece olması ihtimali en galip bulunan
    mübarek bir takdir gecesi olarak tekrar eder ki, bilinen, çoğunluğun görüşü de
    budur. Ve "bin aydan hayırlıdır" âyetinden ortaya çıkan da bu gecenin "günlerin
    efendisi" olan cuma ve arefe g e celerinden de daha faziletli olmasıdır. Bununla
    beraber bunda da hayli münakaşa edilmiştir. Bu âyet gereğince bunun Mirâc
    gecesinden de daha faziletli olması gerekir. Fakat yukarılarda da geçtiği üzere
    Resulullah hakkında Mirac gecesi daha faziletli, ümme t hakkında da Kadir gecesi
    daha faziletli olduğu söylenmiştir. Fakat Kadir gecesi, sene içinde dönen gizli
    bir gece olduğuna göre bu büyük olayların hepsi birer Kadir gecesine tesadüf
    etmiş olması, bütün ihtilafı kaldıracak olan en güzel bir şekil olmuş ol u r.
    Bunlar içinde Kur'ân'ın ilk nazil olduğu Kadir gecesi ise, hepsinden en
    faziletli olan yegane Kadir gecesi olması gerektir ki, her Ramazan'ın yirmi
    yedinci gecesi, bunun her sene devretmiş olma şerefiyle gizli olan Kadir
    gecesine isabeti en çok düşünül e n bir gece olduğu cihetle çoğunluğun görüşü
    burada toplanmıştır. Bunun gündüzünde de gecesi gibi dua ve ibadet ile mücahede
    sünnet olur. Ki bunda çeşitli mütâlaalar sebebiyle meydana gelen farklılıklar da
    ortadan kaldırılmış olur. Zira bilinmektedir ki ye r üzerinde bir yerde gece
    olurken, diğer bir yerde gündüz olur. Her iklimde bulunan kendi gecesini ihya
    etmek suretiyle aynı hayır ve selametten faydalanırsa da gündüzüyle beraber
    hesap edilmesi, icabet için daha ihtiyatlı demektir.

    Bütün bu açıklamadan sonra sûrenin kendisinden sonrasına bağlanmasından
    çıkacak olan mânâ da şu olur: O okunması emredilen Kur'ân'ı böyle bir Kadir
    gecesinde indiren biz büyük şan sahibi olan Rabbin olduğumuz için ancak bize
    secde et ve yaklaş. Bu mânâda ise Mirac gecesinin daha yüksek oluşunu anlamak
    mümkün olur. Cenab-ı Allah biz kullarını da Kadir gecesinin hayır ve

    faziletine eren salih kullar zümresine soksun. Alûsî'nin kaydettiği üzere
    Sofiyye ıstılahında Kadir gecesi, Allah yolunu tutanın, sevilen Hakk'a oranla
    kıymet ve mertebesini tanıyacağı özel bir tecelliye erdiği gecedir ki, o gece
    hak yolcusunun aynı toplantıya ve marifette yetişkinler makamına ilk girdiği
    vaktidir. Nitekim İbnü Farıd bu mânâda şu beyti ne güzel söylemiştir:

    "Eğer o sevgili yaklaşırsa bütün geceler Kadir gecesidir,

    Nasıl ki bütün kavuşma günleri Cuma günüdür."

    Şeyhin bu beytinde Cuma gününün Kadir gecesinden daha faziletli olması
    görüşüne de işaret vardır. "Allah doğru yolu gösterendir, ancak maksûda şâyân
    O'dur."




    Herhangi bir yanlislik
    gördügünüz zaman lütfen uyariniz. Simdiden tesekkürler.







+ Yorum Gönder