Konusunu Oylayın.: Yasin suresi meali elmalılı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Yasin suresi meali elmalılı
  1. 11.Ocak.2013, 22:23
    1
    Misafir

    Yasin suresi meali elmalılı






    Yasin suresi meali elmalılı Mumsema Yasin suresi mealine ihtiyacım var bana Muhammed Hamdi Yazır kaynaklı yazar mısınız ?


  2. 11.Ocak.2013, 22:23
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Yasin suresi mealine ihtiyacım var bana Muhammed Hamdi Yazır kaynaklı yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Yasin suresi kelime meali

    - Kadir suresi elmalılı meali

    - Kafirun suresi elmalılı meali

    - Kevser suresi meali elmalılı

    - Yasin suresi elmalılı meali

  3. 13.Ocak.2013, 15:54
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: yasin suresi meali elmalılı




    1 - Yâsîn.

    2-3 - Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen
    risâlet görevi


    4 - Dosdoğru bir yol üzerindesin.

    5-6 - Babaları
    korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli
    olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.


    7 - Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar
    imana gelmezler.


    8 - Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler
    çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.


    9 - Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz,
    kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.


    10 - Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir,
    inanmazlar.


    11 - Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan
    Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli
    bir mükafatla müjdele.


    12 - Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp
    gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir
    kütükte, bir "imam-ı mübin"de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit
    etmişizdir.


    13 - Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler
    gelmişti.


    14 - Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini
    de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara:
    "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.


    15 - Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem
    Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
    dediler.


    16 - Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten
    size gönderilmiş elçileriz."


    17 - "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."

    18 - Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa
    uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız
    ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."


    19 - Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz
    beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz
    israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."


    20 - O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey
    kavmim! Uyun o elçilere!"


    21 - "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar
    hidayete ermişlerdir."


    22 - "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep
    döndürülüp O'na götürüleceksiniz."


    23 - "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana
    bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve
    onlar beni kurtaramazlar."


    24 - "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."


    25 - "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin
    beni."


    26 - (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne
    olurdu kavmim bilseydi!"


    27 - "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen
    kullarından kıldığını."


    28 - Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek
    de değildik.


    29 - Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.


    30 - Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir
    peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.


    31 - Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak
    etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.


    32 - Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza
    getirilmişlerdir.


    33 - Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve
    ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.


    34 - Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık.
    İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.


    35 - (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından
    yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?


    36 - Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha
    bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne
    yücedir.


    37 - Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız,
    bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.


    38 - Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu
    çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.


    39 - Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma
    salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.


    40 - Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir;
    onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.


    41 - Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide
    taşımamızdır.


    42 - Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.


    43 - Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına
    yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.


    44 - Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak
    başka.


    45 - Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden
    korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,


    46 - Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet
    geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.


    47 - Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra
    harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince
    doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil
    de nesiniz?" dediler.


    48 - Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne
    zaman?" diyorlar.


    49 - Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar
    çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.


    50 - O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de
    dönemezler.


    51 - Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine
    doğru akın ediyorlar.


    52 - Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim
    kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de
    doğru söylemişler" derler.


    53 - Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi
    toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.


    54 - Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak
    yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.


    55 - Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk
    etmektedirler.


    56 - Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine
    kurulmuşlardır.


    57 - Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey
    onlarındır.


    58 - (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.


    59 - Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.


    60-61 - "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size
    apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and
    vermedim mi?" (buyurulacak)


    62 - Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman
    düşünmüyor muydunuz?


    63 - İşte bu size vaad edilen cehennemdir.

    64 - Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.


    65 - Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını
    bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.


    66 - Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de
    yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?


    67 - Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne
    ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.


    68 - Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç
    ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?


    69 - Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir
    öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.


    70 - (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak
    olması içindir.


    71 - Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana
    getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.


    72 - Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan
    binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.


    73 - Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var.
    Hâlâ şükretmeyecekler mi?


    74 - Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım
    olunacaklar.


    75 - Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar
    için bazı askerlerdir.


    76 - O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de
    biliriz, dışlarını da.


    77 - İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de,
    şimdi apaçık bir hasım kesildi?


    78 - Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim
    diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.


    79 - De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı
    bilir."


    80 - Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan
    tutuşturmaktasınız.


    81 - Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil
    midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi
    bilendir.


    82 - O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da
    hemen oluverir.


    83 - O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde
    bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.



  4. 13.Ocak.2013, 15:54
    2
    Hadimul Müslimin



    1 - Yâsîn.

    2-3 - Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen
    risâlet görevi


    4 - Dosdoğru bir yol üzerindesin.

    5-6 - Babaları
    korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli
    olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.


    7 - Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar
    imana gelmezler.


    8 - Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler
    çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.


    9 - Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz,
    kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.


    10 - Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir,
    inanmazlar.


    11 - Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan
    Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli
    bir mükafatla müjdele.


    12 - Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp
    gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir
    kütükte, bir "imam-ı mübin"de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit
    etmişizdir.


    13 - Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler
    gelmişti.


    14 - Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini
    de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara:
    "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.


    15 - Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem
    Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
    dediler.


    16 - Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten
    size gönderilmiş elçileriz."


    17 - "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."

    18 - Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa
    uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız
    ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."


    19 - Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz
    beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz
    israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."


    20 - O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey
    kavmim! Uyun o elçilere!"


    21 - "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar
    hidayete ermişlerdir."


    22 - "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep
    döndürülüp O'na götürüleceksiniz."


    23 - "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana
    bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve
    onlar beni kurtaramazlar."


    24 - "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."


    25 - "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin
    beni."


    26 - (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne
    olurdu kavmim bilseydi!"


    27 - "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen
    kullarından kıldığını."


    28 - Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek
    de değildik.


    29 - Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.


    30 - Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir
    peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.


    31 - Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak
    etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.


    32 - Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza
    getirilmişlerdir.


    33 - Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve
    ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.


    34 - Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık.
    İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.


    35 - (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından
    yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?


    36 - Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha
    bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne
    yücedir.


    37 - Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız,
    bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.


    38 - Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu
    çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.


    39 - Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma
    salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.


    40 - Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir;
    onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.


    41 - Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide
    taşımamızdır.


    42 - Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.


    43 - Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına
    yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.


    44 - Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak
    başka.


    45 - Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden
    korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,


    46 - Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet
    geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.


    47 - Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra
    harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince
    doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil
    de nesiniz?" dediler.


    48 - Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne
    zaman?" diyorlar.


    49 - Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar
    çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.


    50 - O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de
    dönemezler.


    51 - Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine
    doğru akın ediyorlar.


    52 - Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim
    kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de
    doğru söylemişler" derler.


    53 - Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi
    toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.


    54 - Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak
    yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.


    55 - Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk
    etmektedirler.


    56 - Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine
    kurulmuşlardır.


    57 - Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey
    onlarındır.


    58 - (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.


    59 - Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.


    60-61 - "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size
    apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and
    vermedim mi?" (buyurulacak)


    62 - Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman
    düşünmüyor muydunuz?


    63 - İşte bu size vaad edilen cehennemdir.

    64 - Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.


    65 - Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını
    bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.


    66 - Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de
    yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?


    67 - Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne
    ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.


    68 - Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç
    ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?


    69 - Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir
    öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.


    70 - (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak
    olması içindir.


    71 - Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana
    getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.


    72 - Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan
    binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.


    73 - Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var.
    Hâlâ şükretmeyecekler mi?


    74 - Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım
    olunacaklar.


    75 - Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar
    için bazı askerlerdir.


    76 - O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de
    biliriz, dışlarını da.


    77 - İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de,
    şimdi apaçık bir hasım kesildi?


    78 - Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim
    diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.


    79 - De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı
    bilir."


    80 - Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan
    tutuşturmaktasınız.


    81 - Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil
    midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi
    bilendir.


    82 - O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da
    hemen oluverir.


    83 - O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde
    bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.






+ Yorum Gönder