Konusunu Oylayın.: İmam kurtubi nisa 94 ün tefsirini nasıl yapmıştır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İmam kurtubi nisa 94 ün tefsirini nasıl yapmıştır?
  1. 11.Eylül.2012, 21:09
    1
    Misafir

    İmam kurtubi nisa 94 ün tefsirini nasıl yapmıştır?






    İmam kurtubi nisa 94 ün tefsirini nasıl yapmıştır? Mumsema İmam kurtubi nisa 94 ün tefsirini nasıl yapmıştır konu hakkında eğitici bir yazı örneği verir misiniz ?


  2. 11.Eylül.2012, 21:09
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 12.Eylül.2012, 00:44
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: imam kurtubi nisa 94 ün tefsiri ni nasıl yapmıştır?




    El-Camiu Li Ahkamul Kur'an - Kurtubi Tefsiri, Nisa süresi 94. Ayetin Tefsiri


    94. Ey iman edenler, Allah yolunda cihada çıktığınız zaman iyice araştırın ve size selâm verene, dünya hayatının menfaatini arayarak: "Sen mü'm in değilsin demeyin." İşte Allah'ın katın*da nice ganimetler vardır. Önceleri siz de böyle idiniz de, Allah size lütfetti. O halde iyice araştırın. Şüphesiz Allah yaptıkları*nızdan haberdardır.

    Bu buyruğa dair açıklamalarımızı onbir başlık halinde sunacağız:



    l. Âyetin Nüzul Sebebi:


    Yüce Allah'ın: "Ey İman edenler, Allah yokunda cihada çıktığınız zaman iyice araştırın" buyruğu da, savaş ve cihada dair buyruklarla ilişkilidir.

    Cihada çıkmak," burada yeryüzünde yürümek, yol tepmek an*lamındadır. Ticaret, gaza veya bir başka maksatla yol alındığı vakit:

    Yeryüzünde vurdum (yol teptim), denilir ve harfi cerri kullanılır. Bu harf-i cer olmaksızın bu ifade kullanılacak olursa, def’i hacet için çıkmak demek olur Hz. Peygamberin şu buyruğunda olduğu gibi: İki kişi defi hacet için çıkarak, ferclerini açmış oldukları halde konuşmaya koyulmasın*lar. Çünkü şüphesiz Allah buna gazap eder." [79]

    Bu âyet-i kerime, bir rnüslüman topluluğu hakkında nazil olmuştur. Bun*lar, yolculuklarında, beraberinde bir deve ve satmak üzere bir kaç koyun bu*lunan bir adamla rastlaştılar. Bu adam onlara selam verip: "Lâ ilahe illallah Muhammedu'r-Rasulullah" dediği halde, müslümanlardan birisi hamle yapa*rak onu öldürdü. Bu hususu Peygamber (sav)'a anlatınca, Hz. Peygamber'e bu ağır geldi, bunun üzerine de bu âyet-i kerime nazil oldu. Buharı de bu*nu, Ata'dan, o, İbn Abbas yoluyla rivayet etmektedir İbn Abbas dedi ki: Be*raberinde birkaç koyun bulunan bir adama, müslümanlar arkadan yetiştiler. O da esselâmu aleykûm dediği halde onu öldürdüler ve beraberindeki ko*yunlarım aldılar. Bunun üzerine yüce Allah: "Dünya hayatının menfaatini arıyarak..." buyruğuna kadar bu âyet-i kerimeyi indirdi. Dünya hayatının menfeati ise, orada sözü geçen birkaç koyundu. Buhârî der ki: İbn Abbas bu*rada; şeklinde okumuştur. [80] Buhâri’den başka kaynaklarda da şöy*le denilmektedir: Rasulullah (sav) o adamın diyetini akrabalarına götürüp tes*lim etti ve beraberindeki koyunları da geri iade etti.[81]

    Bu olayda katil ile maktulün tayini hususunda farklı kanaatler vardır. Ço*ğunluğun benimseyip, İbn İshak'ın da Sîretî ile Ebû Davud'un Musan-nef'mâe, İbn Abdi'l-Berr'in el-îstiâb1 ında yer alan rivayete göre, katil Muhal-lim b. Cessâme, maktul ise Amir b. el-Edbat'dı. [82]

    Hz. Peygamber, Muhallim'e beddua etmiş ve bundan sonra ancak yedi gün yaşamıştı. Daha sonra defnedildiği halde yer onu kabul etmeyip dışarı atmış*tı. Bir daha defnedildi. Yine yer onu kabul etmedi. Üçüncü defa da defne*dilince yine yer onu kabul etmedi. Yerin onu kabul etmediğini görmeleri üze*rine onu, oradaki dağ yollarından birisine bıraktılar. Hz. Peygamber de şöy*le buyurdu: "Muhakkak yer ondan daha kötü olanlarını da kabul eder." el-Hasen der ki: Yerin bundan daha kötü olanları da atıp kabul ettiği halde bu*nu dışarı çıkarması, bir daha aynı işi yapmamaları için onlara bir öğüt idi.[83]

    İbn Mâce'nin Sünen'inde İmran b. Husayn'dan şöyle dediği rivayet edil*mektedir: Rasuhıllah (sav), bir müslüman askerî birliğini müşrikler üzerine gönderdi. Müşriklerle oldukça şiddetli bir çarpışma yaptılar. Müşrikler önlerinden kaçmamakla birlikte onlara karşı da koyamadılar. Yakınlarımdan olan birisi, müşriklerden birisine mızrağı ile hamle yaptı, tam üzerine atıla*cağı sırada adam, "Allah'tan başka ilah olmadığına şahidlik ederim. Şüphe*siz ki, ben müslümanim" dediği halde, mızrağını ona sapladı ve onu öldür*dü. Bu akrabam daha sonra Rasulullah (sav)'a gelerek, Ey Allah'ın Rasülu de*di, helak oldum. Hz. Peygamber bir ya da iki defa ona: "Ne yaptın ki" diye sordu. O da yaptığını Hz. Peygambere bildirdi. Bunun üzerine Rasuluİlah (.sav) ona şöyle dedi: "Peki neden içini yarıp kalbinde neler olduğunu öğrenme*din?" Adam şöyle dedi: Ey Allah'ın Peygamberi, şayet içini yarsaydım kalbin*de neler olduğunu bilebilir miydim. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Hayır, ama sen ne onun söylediği sözü kabul ettin, ne de onun kalbinde ne oldu*ğunu bilebilirdin." Rasulullah (sav) sustu ve ona birşey demedi. Aradan fazla bir zaman geçmeden o yakınım öldü ve biz de onu defnettik. Ancak, toprağın üstüne çıktı. Bir düşman onun üzerini açmış olabilir, dediler. Yine onu defnettik. Daha sonra çocuklarımıza onu korumalarını emrettik. Yine top*rağın üstüne çıktı. Bu sefer; Çocuklar uyuklamış olabilirler, dedik. Yine onu defnettik. Sonra da onu bizzat kendimiz koruduk. Sabah olduğunda yi*ne toprağın üstüne çıkmıştı. Bu sefer biz de onu şu dağ yollarından birisi*ne bıraktık. [84]

    Denildiğine göre bunu öldüren kişi, Usame b. Zeyd, öldürülen kişi ise, Ga-tafanlı ve FezarelÜere mensup olmuş Fedek ahalisinden Murreoğullarından Mirdas b.-Nehik imiş. İbnü'l-Kasım da Malik'den naklederek böyle demiştir.

    Yine denildiğine göre, sözü geçen bu Mirdas, geceleyin İslama girmiş ve aile halkına durumu haber vermişti. Peygamber (sav), Usame'ye durumun ne kadar ağır olduğunu anlatınca o da, bir daha Lallahe illallah diyen hiçbir kim*seyle çarpışmayacağına dair yemin etmiş. Buna dair açıklamalar daha önce*den geçmiş bulunmaktadır.

    Katilin Ebû Katade olduğu da söylenmiştir, Ebû'd-Derda olduğu da söy*lenmiştir. Bununla birlikte, Öldükten sonra yerin kabul etmeyip dışarı attığı kimsenin sözünü ettiğimiz Muhallim adındaki zat olduğu hususunda görüş ayrılığı yoktur. Belki de bu haller birbirine yakın zamanlarda Cbirkaç defa) cereyan etmiş de olabilir. Ve âyet-i kerime bütün bunlar hakkında nazil ol-muş.olabilir. Peygamber (sav)'ın müslüman olup da öldürülmüş o kişinin aha*lisine koyunlarım ve deveyi geri gönderdiği, diyetini de onlara ulaştırdığı ve bunu da kalplerini telif etmek üzere yaptığı da rivayet edilmiştir. Doğrusu*nu en iyi bilen Allah'tır. es-Sa'lebî'nin naklettiğine göre, sözü geçen seriyye-nin kumandanı, Leys'li Galip b. Fedale imiş. Bunun el-Mikdad olduğu da söy*lenmiştir. Bunu es-Süheylî nakletmektedir, [85]



    2. Araştırmak (Tebeyyun):


    Yüce Allah'ın: "İyice araştırın" buyruğu teemmül edin, tetkik edin, inceleyin demektir, şeklindeki kıraat, cemaatin (büyük çoğun*luğun.) kıraatidir, Ebu Ubeyd ile Ebu Hatim'in tercihi de budur.

    Derler ki: Tebeyyünü (iyice araştırmayı.) emreden, iyice sağlamlaştırmayı (tesebbüt) da emretmiş demektir. Bu fiil, hem müteaddi, hem de lâzım (ge*çişli ve geçişsiz) dir. Hamfe ise bu kelimeyi, üç noktalı "se"den sonra, tek noktalı "be" harfi gelecek şekilde "tesebbüt"den diye okumuştur. An*cak, bu hususta şeklindeki okuyuş daha pekiştiriri bir anlam ifade et*mektedir. Çünkü insan, tesebbütte bulunmakla birlikte tebeyyiinde buluna-mıyabilir. zaman edatında şart anlamı vardır. Bundan dolayı şanı yüce AUah'ınr İyice arastana" buyruğunun başına "fe" harfi gelmiş bu*lunmaktadır. Şairin şu mısraında oluduğu gibi bu edat, şart edatı olarak da kullanılabilir:

    "Sana bir darlık ve aıkıntı isabet edecek olursa, buna güzel bir şekilde katlan!"

    Fakat bu edatın şart edatı olarak kullanılmaması şairin şu beyitinde oldu*ğu gibi daha güzeldir:

    "Nefis arzulayıcıdır. Sen ona teşvikte bulunursan

    Fakat onu aza döndürecek olursan da kani olur."

    Tebeyyun ile tesebbüt, öldürme hususunda, ikâmet halinde olsun, yolcu*luk halinde olsun vaciptir ve bunda hiçbir görüş ayrılığı yoktur. Özellikle sefer halinin sözkonusu edilmesi ise, âyet hakkında nazil olduğu olayın se*ferde vaki olmuş olmasıdır. [86]



    3. Selâm, Teslimiyet Arzetmek ve Barış:


    Yüce Allah'ın: "Size selâm verene, dünya hayatının menfaatini arayarak sen mü’min değilsin demeyin" buyruğunda geçen "es-Selâm", Selem ve Silm ile aynı anlamı ifade eder. Bunu Bulıârî söylemektedir, [87] Bu kelime bütün bu şekillerde okunmuştur. Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellâm, "es-Selâm" oku*yuşunu tercih etmiştir. Akli ilimlerde uzman kimseler (ehlü'n-nazar) ona muhalefet ederek burada: “” okuyuşu daha uygundur. Çünkü burada bu okuyuş, itaat ve teslimiyet göstermek demektir, Nitekim yüce Allah bir baş*ka yerde şöyle buyurmaktadır: "Biz hiç bîr kötülük yapmazdık (diyerek) teslimiyet arzederler" (en-Nahl, 16/28) Buna göre "es-Selem" teslimiyet göstermek vç itaat etmek demektir. Yani, eliyle itaat et*tiğini bildirip size teslimiyet arzedene ve sizin davet ettiğiniz şeyi izhar edene sen mü'min değilsin, demeyiniz.

    Burada zikredilen es-Selâm, size es-Selâmu aleykûm demesidir. Bu da bir önceki görüşe racidir. Çünkü onun İslam selamını vermesi itaat ve teslimi*yetini ifade eder. Bununla tarafsız olduğunun ve savaşmayı terkettiğinin kas*tedilmiş olması ihtimali de vardır. Çünkü, kimse ile beraber olmayan kimse*ler hakkında "filan kişi selâmdır" yani tarafsızdır, denilir. Silin ise, sulh (barış) demektir. [88]



    4. Selâm Verene Eman Vermemek:


    Ebu Cafer'den "Sen mü'min değilsin" buyruğunu: “” Sen kendisi*ne eman verilmiş kimse değilsin, eman altında değilsin, (anlamına gelecek) şeklinde ikinci "mim" harfini üstün olarak (mü'men şeklinde) okumuştur. Bu ise himaye altına alınan kimse (değilsin) demektir.[89]





    5. Akdi Olmayan Kâfirin Öldürülmesi:


    Ahdi olmayan bir kâfir ile bir müslüman karşılaşacak olursa, onu öldür*mesi caiz olur. Şayet laiiahe illallah diyecek olursa, onu öldürmesi caiz ol*maz. Çünkü bunu söylemekle kanını, malını ve aile halkını himaye altına alan, îslâmın kulpuna yapışmış olur. Şayet bu sözü söyledikten sonra onu öldü*recek olursa, ona karşılık o öldürülür.

    Bu şekilde bazılarını öldürmüş kimselerden, öldürülmenin sakıt oluş se*bebi ise, onların te'vilde bulunarak, bu sözü söyleyen kimsenin kendisini ko*rumak için, silahtan korktuğundan bunu söylediğini kabul etmeleri ve bu sö*zün öldürülmekten koruyabilmesi için tam bir itminan ile söylenmesi gerek-tiğine kani olmaları idi. Peygamber (sav), ne şekilde söylerse söylesin bu sö*zün koruyucu olacağını haber vermiştir. İşte bundan dolayt Usame'ye şöy*le demişti: *O halde ne diye onun kalbini açıp bakmadın, O takdirde bu sö*zü gerçekten (kalbinden iman ile) söyleyip söylemediğini öğrenebilirdin," [90] Bunu Müslim rivayet etmiştir.

    Yani o vakit bu sözü söylerken doğru mu söylemiştir, yalan mı söylemiş*tir görürdün. Buna ise imkân yoktur O halde geriye sadece dilin imanı açığa vurması kalmaktadır. İşte bu, oldukça önemli ve büyük bir fikhi konudur.

    O da şudur: Hükümler, galip zanla ve zahire bağlı olarak verilir. Yoksa kafi kanaatlere ve gizliliklere muttali olmaya bağlı değildir. [91]



    6. Selâm Verenin Hükmü:


    Şayet, "selâmun aleykûm" diyecek olursa, bunun arkasında neyin yer al*dığını bilmedikçe yine öldürülmez. Çünkü böyle bir şey tartışılabilir bir ko*nudur.

    Malik, "ben eman istemek üzere geldim" diye beyanda bulunan bir kâfir hakkında şöyle demiştir: Bunlar içinden çıkılması zor hususlardır. Görüşü*me göre böyle bir kimse, güven bulacağı bir yere kadar götürülür. Müslüman olduğuna dair lehinde hüküm verilmez. Çünkü onun hakkında küfür sabit olmuştur. Dolayısıyla söylediği söze delalet edecek şeyin ondan açığa çık*ması kaçınılmaz bir şeydin Ben müslümanım, ben mü'minim demesi yeter*li olmadığı gibi, namaz kılması da yeterli değildir." Tâ ki, Peygamber (sav)'m: "Ben, insanlarla lailahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum" sö*zünde, kanın koruma altına alınmasının kendisine bağlı kıldığı sözü (kelime-i tevhid'i) söyleyinceye kadar. [92]



    7. Müslüman Olmayan Bir Kimsenin, Namaz Ya da İslama Has Fiillerden Birisini Yapması:


    Şayet kâfir bir kimse namaz kılar yahut İslamm özelliklerinden olan bir fi*ili işleyecek olursa, ilim adamlarımız (Maliki mezhebi alimleri) hakkında fark*lı kanaatlere sahiptirler, İbnü'l-Arabî der ki: Görüşümüze göre böyle bir kim*se bunları yapmakla müslüman olmaz. Şayet ona: Bu namazın arkapılani ne*dir? diye sorulacak olursa, o da: Benim bu kıldığım namaz, müslüman ola*rak kıldığım namazdır, derse ona; Lailahe illallah, de denilir. Şayet bunu söy-İeyecek olursa, doğru söylediği ortaya çıkar. Eğer bunu söylemeyi kabul et*mezse, onun bu davranışının bir oyun olduğunu öğrenmiş oluruz. Bununla birlikte böyle bir davranışta bulunmakla müslüman olacağım kabul edenle*rin görüşüne göre, irtidat etmiş olur. Ancak sahih olan bunun irtidat değil de asli bir küfür olduğudur.

    Aynı şekilde, "selâmun aleykûm" diyen kimseye de bu sözü (tevlıid keli*mesini) söylemesi teklif edilir. Söyleyecek olursa, doğruyu bulması tahakkuk eder, söylemeyecek olursa, inadı açıkça ortaya çıkar ve öldürülür. İşte yüce Allah'ın: "İyice araştırın" yani, tebeyyün ve tesebbtit edin buyruğunun an*lamı budur. Yani o müşkil durumu açıkça ortaya çıkartın ve acele etmeyin. (Görüldüğü gibi) tebeyyün ile tesebbüt de aynı anlamı ifade etmektedir. Herhangi bir kimse onu öldürecek olursa, yasaklanmış bir iş yapmış olur. Eğer Peygamber (sav)'ın Muhallim'in bu yaptığı işin ağırlığın] ifade etmesi ve kab-

    finden dışarıya atılışının nasıl olduğu sorulacak olursa, şöyle deriz: Çünkü Hz, Peygamber, Muhalllm'in, o kişinin müslüman olduğuna aldırış etmedi*ğini ve cahiliyye döneminde aralarındaki kin dolayısıyla kasti olarak onu öi-dürüp müslüman oluşuna aldırış etmediğini bilmişti. [93]



    8. Dünya Hayatının Geçici Faydası île Gerçek Zenginlik:


    Yüce Allah'ın: Dûnya hayatının menfeatini arayarak" yani onun malı*nı almak isteyerek,.. Dünya hayatının metaına; denilmesi bunun ge*lip geçici sebat bulmayan zail olucu oluşundan dolayıdır. Ebu Ubeyde der ki: Bütün dünya hayatının metaına "ra" harfi üstün olarak "arad" denilir.

    "Dünya hazır bir araz'dır. Ondan İyi olan da yer facir olan da yer" tabirindeki "araz" da bu kabildendir "Ra" harfi sa*kin olarak ise dinar ve dirhem dışındaki mallara denilir. Buna gö*re her arz arazdır fakat her araz, arz değildir. Müslim'in Sahihinde de Pey*gamber (sav)ın şöyle buyurduğu kaydedilmektedir: "Zenginlik fazla mal sa*hibi olmak değildir. Asıl zenginlik nefis zenginliğidir." [94] İlim adamlarından birisi de bu anlamdan hareketle şu beyitleri söylemiştir:

    "Sana yetene kanaat getir ve razı olmayı elden bırakma Çünkü bilemezsin sabaha çıkar mısın, akşamı eder misin? Zenginlik çokça mal sahibi olmak demek değildir ancak, Zenginlik te fakirlik te nefsin kendisindendir."

    İşte bu, Ebû Ubeyde'nin: Mal, mal edinilen her şeyi kapsar, şeklindeki sö*zünün doğruluğunu ortaya koymaktadır. (Sibeveyh'in) Küabu'I-Ayn'ınâz ise şöyle denilmektedir: Araz, dünyada nail olunan şeydir.

    Yüce Allah'ın: Siz dünya hayatının malını arzu ediyor*sunuz" (el-Enfal, 8/67) buyruğu da buradan gelmektedir. Çoğulu ise "aruz" gelir. İbn Faris'in el-Mücmel'\nâe de şöyle denilmektedir: Araz, İnsanın kar*şı karşıya kaldığı hastalık yahut benzeri şeylerdir.

    Dünya arazı ise, dünyada bulunan az veya çok mala denilir. Arz ise, na*kit olmayan sair eşyalara denilir. Bîr gey zuhur edip imkân sahibi olursa onun, hakkında da; denilir. Arz (en) de uzunluğun zıddıdır. [95]



    9- Allah'ın Lütuflarma Rağbet Etmek:


    Yüce Allah'ın: "İşte Allah'ın katında nice ganimetler vardır" buyruğu, yü*ce Allah taralından herhangi bir yasak istenmeksizin helalinden ve uygun gö*rülen şekilde yerine getirilecek şeylere karşılık Allah'ın vaadi olduğunu or*taya koymaktadır. Yani durum böyle olduğundan ötürü, siz akılsızca tasar*ruflarda bulunmayınız. Çünkü "önceleri siz de böyle idiniz" yani siz de bir zamanlar kendinize gelecek bir zarar korkusuyla kavminizden imanınızı gizliyordunuz. Nihayet Allah size dini güçlendirmek ve müşrikleri yenik dü*şürmek suretiyle Jütufta bulundu. İşte şu anda onlar (müşrikler) da böyledir. Onlardan her birisi kendi kavmi arasında size nasıl ulaşacağını hesap etmek*te, beklemektedir. Dolayısıyla böyle birileri size gelecek olursa onun duru*munu açıkça anlamadığınız sürece öldürmeniz uygun düşmez.

    İbn Zeyd der ki: Buyruğun anlamı şudur: Siz de bu şekilde kâfirler idiniz de İslama girmeniz suretiyle. "Allah size lütfetti," O halde karşınıza çıkan böyle bir kimsenin de önceleri sizin önceki haliniz gibi olduğu halde sizin*le karşılaşır karşılaşmaz derhal İslama girmesini olmayacak bir şey olarak de*ğerlendirmeyiniz. O halde böyle birilerinin durumunu iyice araştırmanız ge*rekmektedir. [96]



    10. Amel İle îman Îlişkisi:


    İman, yalnızca sözdür diyen kimseler bu âyet-i kerimeyi delil gösterirler. Çünkü yüce Allah; "Ve size selâm verene... sen mü'min değilsin demeyin"

    diye buyurmaktadır. Derler ki: Lâ ilahe illallah diyen kimseye sen mü'min de*ğilsin denilmesi yasaklandığına göre, yalnızca bu sözü söylemeleri dolayısıy*la öldürülmeleri de yasaklanmış olmaktadır. Şayet tman bizatihi bu sözü söy*lemek olmasaydı onların sözlerine hiçbir şekilde aldırış edilmezdi.

    Deriz ki: Bu sözleri söylemelerine rağmen onları öldürenler, bu sözleri söy*leyenlerin kendilerini ölümden kurtarmak için bu sözü söyleyip söylemedik*leri hususunda şüpheye düştüler ve bundan dolayı da öldürdüler. Yüce Al*lah ise, kullarına yalnızca zahire göre hüküm vermek hakkını tammıştır. Pey*gamber (sav) da: "Ben insanlarla lailahe illallah deyinceye kadar savaşmak*la emrolundum" diye buyurmuştur. Ancak, burada imanın yalnızca ikrardan ibaret olduğuna dair bîr açıklama yoktur. Nitekim, münafıklar da bu sözü söy*lemekle birlikte, daha önce el-Bakara Sûresi'nde geçtiği üzere mü'min değil*dirler. (2/8. âyet'in tefsiri) Hz. Peygamber: "Kalbini açıp baksaydın ya" buy*ruğuyla da bu hususa gereken açıklığı getirmiştir.

    Böylelikle imanın ikrar ve başka şeyler olduğu; hakikatinin ise kalp ile tas*dik olduğu sabit olmaktadır. Şu kadar varki kulun durumu öğrenmek için ki*şiden işittiklerini kabul etmekten başka bir yolu yoktur.

    Yine: Zındık olan kimsenin İslamı izhar etmesi halinde tevbesi kabul olunur diyenler de bu âyeti delil göstermişlerdir. Derler ki: Çünkü yüce Al*lah, İslamı açığa vurduktan sonra zındık olanla olmayan arasında bir fark gö*zetmemiştir Yine buna dair açıklamalar el-Bakara Sûresi'nin baş tarafında geç*miş bulunmaktadır.

    Aynca bu âyeti kerimede Kaderiyenin görüşleri de reddolunmaktadır. Çün*kü yüce Allah, kendilerine; özel bir şekilde imana muvaffak kılmak suretiy*le bütün insanlar arasında mü minlere lütufta bulunduğunu haber vermek*tedir. Kaderiyye ise: Allah bütün insanları iman etmek için yaratmıştır, demek*tedir Şayet durum onların iddia ettikleri gibi olsaydı, bütün insanlar arasın*da mü'minlerin özellikle Allah'ın lütfuna mazhar olduklarını ifade etmenin hiçbir anlamı olmazdı. [97]



    11. Allah'ın Emirlerine Muhalefet Etmekten Sakınmak:


    Yüce Allah: halde iyice araştırın" buyruğunda, araştırma emrini bu ko*nuyu tekid için bir daha tekrarlamaktadır, "Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan

    haberdardır" buyruğu da Allah'ın emrine muhalefet etmekten bir sakındır*madın Yani sizi helake götürecek olan bu gibi şeylerden kendinizi koruyun ve benzeri yanlışlıklardan nefsinizi uzak tutun. [98]


  4. 12.Eylül.2012, 00:44
    2
    Moderatör



    El-Camiu Li Ahkamul Kur'an - Kurtubi Tefsiri, Nisa süresi 94. Ayetin Tefsiri


    94. Ey iman edenler, Allah yolunda cihada çıktığınız zaman iyice araştırın ve size selâm verene, dünya hayatının menfaatini arayarak: "Sen mü'm in değilsin demeyin." İşte Allah'ın katın*da nice ganimetler vardır. Önceleri siz de böyle idiniz de, Allah size lütfetti. O halde iyice araştırın. Şüphesiz Allah yaptıkları*nızdan haberdardır.

    Bu buyruğa dair açıklamalarımızı onbir başlık halinde sunacağız:



    l. Âyetin Nüzul Sebebi:


    Yüce Allah'ın: "Ey İman edenler, Allah yokunda cihada çıktığınız zaman iyice araştırın" buyruğu da, savaş ve cihada dair buyruklarla ilişkilidir.

    Cihada çıkmak," burada yeryüzünde yürümek, yol tepmek an*lamındadır. Ticaret, gaza veya bir başka maksatla yol alındığı vakit:

    Yeryüzünde vurdum (yol teptim), denilir ve harfi cerri kullanılır. Bu harf-i cer olmaksızın bu ifade kullanılacak olursa, def’i hacet için çıkmak demek olur Hz. Peygamberin şu buyruğunda olduğu gibi: İki kişi defi hacet için çıkarak, ferclerini açmış oldukları halde konuşmaya koyulmasın*lar. Çünkü şüphesiz Allah buna gazap eder." [79]

    Bu âyet-i kerime, bir rnüslüman topluluğu hakkında nazil olmuştur. Bun*lar, yolculuklarında, beraberinde bir deve ve satmak üzere bir kaç koyun bu*lunan bir adamla rastlaştılar. Bu adam onlara selam verip: "Lâ ilahe illallah Muhammedu'r-Rasulullah" dediği halde, müslümanlardan birisi hamle yapa*rak onu öldürdü. Bu hususu Peygamber (sav)'a anlatınca, Hz. Peygamber'e bu ağır geldi, bunun üzerine de bu âyet-i kerime nazil oldu. Buharı de bu*nu, Ata'dan, o, İbn Abbas yoluyla rivayet etmektedir İbn Abbas dedi ki: Be*raberinde birkaç koyun bulunan bir adama, müslümanlar arkadan yetiştiler. O da esselâmu aleykûm dediği halde onu öldürdüler ve beraberindeki ko*yunlarım aldılar. Bunun üzerine yüce Allah: "Dünya hayatının menfaatini arıyarak..." buyruğuna kadar bu âyet-i kerimeyi indirdi. Dünya hayatının menfeati ise, orada sözü geçen birkaç koyundu. Buhârî der ki: İbn Abbas bu*rada; şeklinde okumuştur. [80] Buhâri’den başka kaynaklarda da şöy*le denilmektedir: Rasulullah (sav) o adamın diyetini akrabalarına götürüp tes*lim etti ve beraberindeki koyunları da geri iade etti.[81]

    Bu olayda katil ile maktulün tayini hususunda farklı kanaatler vardır. Ço*ğunluğun benimseyip, İbn İshak'ın da Sîretî ile Ebû Davud'un Musan-nef'mâe, İbn Abdi'l-Berr'in el-îstiâb1 ında yer alan rivayete göre, katil Muhal-lim b. Cessâme, maktul ise Amir b. el-Edbat'dı. [82]

    Hz. Peygamber, Muhallim'e beddua etmiş ve bundan sonra ancak yedi gün yaşamıştı. Daha sonra defnedildiği halde yer onu kabul etmeyip dışarı atmış*tı. Bir daha defnedildi. Yine yer onu kabul etmedi. Üçüncü defa da defne*dilince yine yer onu kabul etmedi. Yerin onu kabul etmediğini görmeleri üze*rine onu, oradaki dağ yollarından birisine bıraktılar. Hz. Peygamber de şöy*le buyurdu: "Muhakkak yer ondan daha kötü olanlarını da kabul eder." el-Hasen der ki: Yerin bundan daha kötü olanları da atıp kabul ettiği halde bu*nu dışarı çıkarması, bir daha aynı işi yapmamaları için onlara bir öğüt idi.[83]

    İbn Mâce'nin Sünen'inde İmran b. Husayn'dan şöyle dediği rivayet edil*mektedir: Rasuhıllah (sav), bir müslüman askerî birliğini müşrikler üzerine gönderdi. Müşriklerle oldukça şiddetli bir çarpışma yaptılar. Müşrikler önlerinden kaçmamakla birlikte onlara karşı da koyamadılar. Yakınlarımdan olan birisi, müşriklerden birisine mızrağı ile hamle yaptı, tam üzerine atıla*cağı sırada adam, "Allah'tan başka ilah olmadığına şahidlik ederim. Şüphe*siz ki, ben müslümanim" dediği halde, mızrağını ona sapladı ve onu öldür*dü. Bu akrabam daha sonra Rasulullah (sav)'a gelerek, Ey Allah'ın Rasülu de*di, helak oldum. Hz. Peygamber bir ya da iki defa ona: "Ne yaptın ki" diye sordu. O da yaptığını Hz. Peygambere bildirdi. Bunun üzerine Rasuluİlah (.sav) ona şöyle dedi: "Peki neden içini yarıp kalbinde neler olduğunu öğrenme*din?" Adam şöyle dedi: Ey Allah'ın Peygamberi, şayet içini yarsaydım kalbin*de neler olduğunu bilebilir miydim. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Hayır, ama sen ne onun söylediği sözü kabul ettin, ne de onun kalbinde ne oldu*ğunu bilebilirdin." Rasulullah (sav) sustu ve ona birşey demedi. Aradan fazla bir zaman geçmeden o yakınım öldü ve biz de onu defnettik. Ancak, toprağın üstüne çıktı. Bir düşman onun üzerini açmış olabilir, dediler. Yine onu defnettik. Daha sonra çocuklarımıza onu korumalarını emrettik. Yine top*rağın üstüne çıktı. Bu sefer; Çocuklar uyuklamış olabilirler, dedik. Yine onu defnettik. Sonra da onu bizzat kendimiz koruduk. Sabah olduğunda yi*ne toprağın üstüne çıkmıştı. Bu sefer biz de onu şu dağ yollarından birisi*ne bıraktık. [84]

    Denildiğine göre bunu öldüren kişi, Usame b. Zeyd, öldürülen kişi ise, Ga-tafanlı ve FezarelÜere mensup olmuş Fedek ahalisinden Murreoğullarından Mirdas b.-Nehik imiş. İbnü'l-Kasım da Malik'den naklederek böyle demiştir.

    Yine denildiğine göre, sözü geçen bu Mirdas, geceleyin İslama girmiş ve aile halkına durumu haber vermişti. Peygamber (sav), Usame'ye durumun ne kadar ağır olduğunu anlatınca o da, bir daha Lallahe illallah diyen hiçbir kim*seyle çarpışmayacağına dair yemin etmiş. Buna dair açıklamalar daha önce*den geçmiş bulunmaktadır.

    Katilin Ebû Katade olduğu da söylenmiştir, Ebû'd-Derda olduğu da söy*lenmiştir. Bununla birlikte, Öldükten sonra yerin kabul etmeyip dışarı attığı kimsenin sözünü ettiğimiz Muhallim adındaki zat olduğu hususunda görüş ayrılığı yoktur. Belki de bu haller birbirine yakın zamanlarda Cbirkaç defa) cereyan etmiş de olabilir. Ve âyet-i kerime bütün bunlar hakkında nazil ol-muş.olabilir. Peygamber (sav)'ın müslüman olup da öldürülmüş o kişinin aha*lisine koyunlarım ve deveyi geri gönderdiği, diyetini de onlara ulaştırdığı ve bunu da kalplerini telif etmek üzere yaptığı da rivayet edilmiştir. Doğrusu*nu en iyi bilen Allah'tır. es-Sa'lebî'nin naklettiğine göre, sözü geçen seriyye-nin kumandanı, Leys'li Galip b. Fedale imiş. Bunun el-Mikdad olduğu da söy*lenmiştir. Bunu es-Süheylî nakletmektedir, [85]



    2. Araştırmak (Tebeyyun):


    Yüce Allah'ın: "İyice araştırın" buyruğu teemmül edin, tetkik edin, inceleyin demektir, şeklindeki kıraat, cemaatin (büyük çoğun*luğun.) kıraatidir, Ebu Ubeyd ile Ebu Hatim'in tercihi de budur.

    Derler ki: Tebeyyünü (iyice araştırmayı.) emreden, iyice sağlamlaştırmayı (tesebbüt) da emretmiş demektir. Bu fiil, hem müteaddi, hem de lâzım (ge*çişli ve geçişsiz) dir. Hamfe ise bu kelimeyi, üç noktalı "se"den sonra, tek noktalı "be" harfi gelecek şekilde "tesebbüt"den diye okumuştur. An*cak, bu hususta şeklindeki okuyuş daha pekiştiriri bir anlam ifade et*mektedir. Çünkü insan, tesebbütte bulunmakla birlikte tebeyyiinde buluna-mıyabilir. zaman edatında şart anlamı vardır. Bundan dolayı şanı yüce AUah'ınr İyice arastana" buyruğunun başına "fe" harfi gelmiş bu*lunmaktadır. Şairin şu mısraında oluduğu gibi bu edat, şart edatı olarak da kullanılabilir:

    "Sana bir darlık ve aıkıntı isabet edecek olursa, buna güzel bir şekilde katlan!"

    Fakat bu edatın şart edatı olarak kullanılmaması şairin şu beyitinde oldu*ğu gibi daha güzeldir:

    "Nefis arzulayıcıdır. Sen ona teşvikte bulunursan

    Fakat onu aza döndürecek olursan da kani olur."

    Tebeyyun ile tesebbüt, öldürme hususunda, ikâmet halinde olsun, yolcu*luk halinde olsun vaciptir ve bunda hiçbir görüş ayrılığı yoktur. Özellikle sefer halinin sözkonusu edilmesi ise, âyet hakkında nazil olduğu olayın se*ferde vaki olmuş olmasıdır. [86]



    3. Selâm, Teslimiyet Arzetmek ve Barış:


    Yüce Allah'ın: "Size selâm verene, dünya hayatının menfaatini arayarak sen mü’min değilsin demeyin" buyruğunda geçen "es-Selâm", Selem ve Silm ile aynı anlamı ifade eder. Bunu Bulıârî söylemektedir, [87] Bu kelime bütün bu şekillerde okunmuştur. Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellâm, "es-Selâm" oku*yuşunu tercih etmiştir. Akli ilimlerde uzman kimseler (ehlü'n-nazar) ona muhalefet ederek burada: “” okuyuşu daha uygundur. Çünkü burada bu okuyuş, itaat ve teslimiyet göstermek demektir, Nitekim yüce Allah bir baş*ka yerde şöyle buyurmaktadır: "Biz hiç bîr kötülük yapmazdık (diyerek) teslimiyet arzederler" (en-Nahl, 16/28) Buna göre "es-Selem" teslimiyet göstermek vç itaat etmek demektir. Yani, eliyle itaat et*tiğini bildirip size teslimiyet arzedene ve sizin davet ettiğiniz şeyi izhar edene sen mü'min değilsin, demeyiniz.

    Burada zikredilen es-Selâm, size es-Selâmu aleykûm demesidir. Bu da bir önceki görüşe racidir. Çünkü onun İslam selamını vermesi itaat ve teslimi*yetini ifade eder. Bununla tarafsız olduğunun ve savaşmayı terkettiğinin kas*tedilmiş olması ihtimali de vardır. Çünkü, kimse ile beraber olmayan kimse*ler hakkında "filan kişi selâmdır" yani tarafsızdır, denilir. Silin ise, sulh (barış) demektir. [88]



    4. Selâm Verene Eman Vermemek:


    Ebu Cafer'den "Sen mü'min değilsin" buyruğunu: “” Sen kendisi*ne eman verilmiş kimse değilsin, eman altında değilsin, (anlamına gelecek) şeklinde ikinci "mim" harfini üstün olarak (mü'men şeklinde) okumuştur. Bu ise himaye altına alınan kimse (değilsin) demektir.[89]





    5. Akdi Olmayan Kâfirin Öldürülmesi:


    Ahdi olmayan bir kâfir ile bir müslüman karşılaşacak olursa, onu öldür*mesi caiz olur. Şayet laiiahe illallah diyecek olursa, onu öldürmesi caiz ol*maz. Çünkü bunu söylemekle kanını, malını ve aile halkını himaye altına alan, îslâmın kulpuna yapışmış olur. Şayet bu sözü söyledikten sonra onu öldü*recek olursa, ona karşılık o öldürülür.

    Bu şekilde bazılarını öldürmüş kimselerden, öldürülmenin sakıt oluş se*bebi ise, onların te'vilde bulunarak, bu sözü söyleyen kimsenin kendisini ko*rumak için, silahtan korktuğundan bunu söylediğini kabul etmeleri ve bu sö*zün öldürülmekten koruyabilmesi için tam bir itminan ile söylenmesi gerek-tiğine kani olmaları idi. Peygamber (sav), ne şekilde söylerse söylesin bu sö*zün koruyucu olacağını haber vermiştir. İşte bundan dolayt Usame'ye şöy*le demişti: *O halde ne diye onun kalbini açıp bakmadın, O takdirde bu sö*zü gerçekten (kalbinden iman ile) söyleyip söylemediğini öğrenebilirdin," [90] Bunu Müslim rivayet etmiştir.

    Yani o vakit bu sözü söylerken doğru mu söylemiştir, yalan mı söylemiş*tir görürdün. Buna ise imkân yoktur O halde geriye sadece dilin imanı açığa vurması kalmaktadır. İşte bu, oldukça önemli ve büyük bir fikhi konudur.

    O da şudur: Hükümler, galip zanla ve zahire bağlı olarak verilir. Yoksa kafi kanaatlere ve gizliliklere muttali olmaya bağlı değildir. [91]



    6. Selâm Verenin Hükmü:


    Şayet, "selâmun aleykûm" diyecek olursa, bunun arkasında neyin yer al*dığını bilmedikçe yine öldürülmez. Çünkü böyle bir şey tartışılabilir bir ko*nudur.

    Malik, "ben eman istemek üzere geldim" diye beyanda bulunan bir kâfir hakkında şöyle demiştir: Bunlar içinden çıkılması zor hususlardır. Görüşü*me göre böyle bir kimse, güven bulacağı bir yere kadar götürülür. Müslüman olduğuna dair lehinde hüküm verilmez. Çünkü onun hakkında küfür sabit olmuştur. Dolayısıyla söylediği söze delalet edecek şeyin ondan açığa çık*ması kaçınılmaz bir şeydin Ben müslümanım, ben mü'minim demesi yeter*li olmadığı gibi, namaz kılması da yeterli değildir." Tâ ki, Peygamber (sav)'m: "Ben, insanlarla lailahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum" sö*zünde, kanın koruma altına alınmasının kendisine bağlı kıldığı sözü (kelime-i tevhid'i) söyleyinceye kadar. [92]



    7. Müslüman Olmayan Bir Kimsenin, Namaz Ya da İslama Has Fiillerden Birisini Yapması:


    Şayet kâfir bir kimse namaz kılar yahut İslamm özelliklerinden olan bir fi*ili işleyecek olursa, ilim adamlarımız (Maliki mezhebi alimleri) hakkında fark*lı kanaatlere sahiptirler, İbnü'l-Arabî der ki: Görüşümüze göre böyle bir kim*se bunları yapmakla müslüman olmaz. Şayet ona: Bu namazın arkapılani ne*dir? diye sorulacak olursa, o da: Benim bu kıldığım namaz, müslüman ola*rak kıldığım namazdır, derse ona; Lailahe illallah, de denilir. Şayet bunu söy-İeyecek olursa, doğru söylediği ortaya çıkar. Eğer bunu söylemeyi kabul et*mezse, onun bu davranışının bir oyun olduğunu öğrenmiş oluruz. Bununla birlikte böyle bir davranışta bulunmakla müslüman olacağım kabul edenle*rin görüşüne göre, irtidat etmiş olur. Ancak sahih olan bunun irtidat değil de asli bir küfür olduğudur.

    Aynı şekilde, "selâmun aleykûm" diyen kimseye de bu sözü (tevlıid keli*mesini) söylemesi teklif edilir. Söyleyecek olursa, doğruyu bulması tahakkuk eder, söylemeyecek olursa, inadı açıkça ortaya çıkar ve öldürülür. İşte yüce Allah'ın: "İyice araştırın" yani, tebeyyün ve tesebbtit edin buyruğunun an*lamı budur. Yani o müşkil durumu açıkça ortaya çıkartın ve acele etmeyin. (Görüldüğü gibi) tebeyyün ile tesebbüt de aynı anlamı ifade etmektedir. Herhangi bir kimse onu öldürecek olursa, yasaklanmış bir iş yapmış olur. Eğer Peygamber (sav)'ın Muhallim'in bu yaptığı işin ağırlığın] ifade etmesi ve kab-

    finden dışarıya atılışının nasıl olduğu sorulacak olursa, şöyle deriz: Çünkü Hz, Peygamber, Muhalllm'in, o kişinin müslüman olduğuna aldırış etmedi*ğini ve cahiliyye döneminde aralarındaki kin dolayısıyla kasti olarak onu öi-dürüp müslüman oluşuna aldırış etmediğini bilmişti. [93]



    8. Dünya Hayatının Geçici Faydası île Gerçek Zenginlik:


    Yüce Allah'ın: Dûnya hayatının menfeatini arayarak" yani onun malı*nı almak isteyerek,.. Dünya hayatının metaına; denilmesi bunun ge*lip geçici sebat bulmayan zail olucu oluşundan dolayıdır. Ebu Ubeyde der ki: Bütün dünya hayatının metaına "ra" harfi üstün olarak "arad" denilir.

    "Dünya hazır bir araz'dır. Ondan İyi olan da yer facir olan da yer" tabirindeki "araz" da bu kabildendir "Ra" harfi sa*kin olarak ise dinar ve dirhem dışındaki mallara denilir. Buna gö*re her arz arazdır fakat her araz, arz değildir. Müslim'in Sahihinde de Pey*gamber (sav)ın şöyle buyurduğu kaydedilmektedir: "Zenginlik fazla mal sa*hibi olmak değildir. Asıl zenginlik nefis zenginliğidir." [94] İlim adamlarından birisi de bu anlamdan hareketle şu beyitleri söylemiştir:

    "Sana yetene kanaat getir ve razı olmayı elden bırakma Çünkü bilemezsin sabaha çıkar mısın, akşamı eder misin? Zenginlik çokça mal sahibi olmak demek değildir ancak, Zenginlik te fakirlik te nefsin kendisindendir."

    İşte bu, Ebû Ubeyde'nin: Mal, mal edinilen her şeyi kapsar, şeklindeki sö*zünün doğruluğunu ortaya koymaktadır. (Sibeveyh'in) Küabu'I-Ayn'ınâz ise şöyle denilmektedir: Araz, dünyada nail olunan şeydir.

    Yüce Allah'ın: Siz dünya hayatının malını arzu ediyor*sunuz" (el-Enfal, 8/67) buyruğu da buradan gelmektedir. Çoğulu ise "aruz" gelir. İbn Faris'in el-Mücmel'\nâe de şöyle denilmektedir: Araz, İnsanın kar*şı karşıya kaldığı hastalık yahut benzeri şeylerdir.

    Dünya arazı ise, dünyada bulunan az veya çok mala denilir. Arz ise, na*kit olmayan sair eşyalara denilir. Bîr gey zuhur edip imkân sahibi olursa onun, hakkında da; denilir. Arz (en) de uzunluğun zıddıdır. [95]



    9- Allah'ın Lütuflarma Rağbet Etmek:


    Yüce Allah'ın: "İşte Allah'ın katında nice ganimetler vardır" buyruğu, yü*ce Allah taralından herhangi bir yasak istenmeksizin helalinden ve uygun gö*rülen şekilde yerine getirilecek şeylere karşılık Allah'ın vaadi olduğunu or*taya koymaktadır. Yani durum böyle olduğundan ötürü, siz akılsızca tasar*ruflarda bulunmayınız. Çünkü "önceleri siz de böyle idiniz" yani siz de bir zamanlar kendinize gelecek bir zarar korkusuyla kavminizden imanınızı gizliyordunuz. Nihayet Allah size dini güçlendirmek ve müşrikleri yenik dü*şürmek suretiyle Jütufta bulundu. İşte şu anda onlar (müşrikler) da böyledir. Onlardan her birisi kendi kavmi arasında size nasıl ulaşacağını hesap etmek*te, beklemektedir. Dolayısıyla böyle birileri size gelecek olursa onun duru*munu açıkça anlamadığınız sürece öldürmeniz uygun düşmez.

    İbn Zeyd der ki: Buyruğun anlamı şudur: Siz de bu şekilde kâfirler idiniz de İslama girmeniz suretiyle. "Allah size lütfetti," O halde karşınıza çıkan böyle bir kimsenin de önceleri sizin önceki haliniz gibi olduğu halde sizin*le karşılaşır karşılaşmaz derhal İslama girmesini olmayacak bir şey olarak de*ğerlendirmeyiniz. O halde böyle birilerinin durumunu iyice araştırmanız ge*rekmektedir. [96]



    10. Amel İle îman Îlişkisi:


    İman, yalnızca sözdür diyen kimseler bu âyet-i kerimeyi delil gösterirler. Çünkü yüce Allah; "Ve size selâm verene... sen mü'min değilsin demeyin"

    diye buyurmaktadır. Derler ki: Lâ ilahe illallah diyen kimseye sen mü'min de*ğilsin denilmesi yasaklandığına göre, yalnızca bu sözü söylemeleri dolayısıy*la öldürülmeleri de yasaklanmış olmaktadır. Şayet tman bizatihi bu sözü söy*lemek olmasaydı onların sözlerine hiçbir şekilde aldırış edilmezdi.

    Deriz ki: Bu sözleri söylemelerine rağmen onları öldürenler, bu sözleri söy*leyenlerin kendilerini ölümden kurtarmak için bu sözü söyleyip söylemedik*leri hususunda şüpheye düştüler ve bundan dolayı da öldürdüler. Yüce Al*lah ise, kullarına yalnızca zahire göre hüküm vermek hakkını tammıştır. Pey*gamber (sav) da: "Ben insanlarla lailahe illallah deyinceye kadar savaşmak*la emrolundum" diye buyurmuştur. Ancak, burada imanın yalnızca ikrardan ibaret olduğuna dair bîr açıklama yoktur. Nitekim, münafıklar da bu sözü söy*lemekle birlikte, daha önce el-Bakara Sûresi'nde geçtiği üzere mü'min değil*dirler. (2/8. âyet'in tefsiri) Hz. Peygamber: "Kalbini açıp baksaydın ya" buy*ruğuyla da bu hususa gereken açıklığı getirmiştir.

    Böylelikle imanın ikrar ve başka şeyler olduğu; hakikatinin ise kalp ile tas*dik olduğu sabit olmaktadır. Şu kadar varki kulun durumu öğrenmek için ki*şiden işittiklerini kabul etmekten başka bir yolu yoktur.

    Yine: Zındık olan kimsenin İslamı izhar etmesi halinde tevbesi kabul olunur diyenler de bu âyeti delil göstermişlerdir. Derler ki: Çünkü yüce Al*lah, İslamı açığa vurduktan sonra zındık olanla olmayan arasında bir fark gö*zetmemiştir Yine buna dair açıklamalar el-Bakara Sûresi'nin baş tarafında geç*miş bulunmaktadır.

    Aynca bu âyeti kerimede Kaderiyenin görüşleri de reddolunmaktadır. Çün*kü yüce Allah, kendilerine; özel bir şekilde imana muvaffak kılmak suretiy*le bütün insanlar arasında mü minlere lütufta bulunduğunu haber vermek*tedir. Kaderiyye ise: Allah bütün insanları iman etmek için yaratmıştır, demek*tedir Şayet durum onların iddia ettikleri gibi olsaydı, bütün insanlar arasın*da mü'minlerin özellikle Allah'ın lütfuna mazhar olduklarını ifade etmenin hiçbir anlamı olmazdı. [97]



    11. Allah'ın Emirlerine Muhalefet Etmekten Sakınmak:


    Yüce Allah: halde iyice araştırın" buyruğunda, araştırma emrini bu ko*nuyu tekid için bir daha tekrarlamaktadır, "Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan

    haberdardır" buyruğu da Allah'ın emrine muhalefet etmekten bir sakındır*madın Yani sizi helake götürecek olan bu gibi şeylerden kendinizi koruyun ve benzeri yanlışlıklardan nefsinizi uzak tutun. [98]





+ Yorum Gönder