Konusunu Oylayın.: Ali-imran 122 Ayetinin ibn-i kesir tefsiri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ali-imran 122 Ayetinin ibn-i kesir tefsiri
  1. 22.Mart.2012, 12:49
    1
    Misafir

    Ali-imran 122 Ayetinin ibn-i kesir tefsiri






    Ali-imran 122 Ayetinin ibn-i kesir tefsiri Mumsema Benim bir ödevim var. 10 ayet yazmışım bu ayetlerin her birini ayrı ayrı tefsirlerde bulmam gerekiyor. örneğin size sormak istediğim ayet ali imran 122. Ayetin ibn-i kesirde kaçıncı ciltten tefsir edildiği ve tefsiri lazım yardımcı olursanız çok sevinirim şimdiden allah razı olsun

    es-selamü aleyküm....


  2. 22.Mart.2012, 12:49
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Benim bir ödevim var. 10 ayet yazmışım bu ayetlerin her birini ayrı ayrı tefsirlerde bulmam gerekiyor. örneğin size sormak istediğim ayet ali imran 122. Ayetin ibn-i kesirde kaçıncı ciltten tefsir edildiği ve tefsiri lazım yardımcı olursanız çok sevinirim şimdiden allah razı olsun

    es-selamü aleyküm....


    Benzer Konular

    - Mâide sûresinin 67. âyetinin tefsiri

    - Sen ölülere söz işittiremezsin ayetinin tefsiri

    - İbni kesir tefsiri

    - Âl-i İmrân, 164 Ayetinin Meal ve Tefsiri

    - İbni Kesir arapça tefsiri

  3. 22.Mart.2012, 15:27
    2
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: Ali-imran 122 Ayetinin ibn-i kesir tefsiri




    Aleykumselam. Kaçıncı cilt olduğunu buamadım ama tefsiri şu şekilde.

    122 — O zaman sizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki onların dostu Allah idi. Mü'minler yalnız Allah'a güvenip, dayansınlar.
    123 — Andolsun ki siz düşkün bir durumda iken Bedir'de Allah size kat'î bir zafer vermişti. Allah'tan korkun ki şükretmiş olasınız.
    Uhud Harbinin Başlangıcı
    İbn Abbâs, Hasan el-Basrî, Katâde, Süddî ve başkalarının söylediğine ve cumhûr'a göre burada sözkonusu edilen olay Uhud harbidir.
    İbn Cerîr'in Hasen el-Basrî'den rivayetine göre ise burada bahis mevzuu olan olay, Ahzâb (Hendek) harbidir.
    Fakat bu görüş garîb olup i'timâd edilemez.
    Uhud harbi hicretin üçüncü senesi Şevval ayının cumartesi günü olmuştur.
    Katâde'ye göre; Şevvâl'den bir gece geçmişti.
    îkrime ise : Şevvalin yansında bir cumartesi günüydü, demektedir.
    Uhud harbinin sebebi şöyledir :
    Bedr harbinde müşriklerin eşrafından birçoğu öldürülmüş ve fakat Ebu Süfyân'ın yanında bulunan ticâret kervanı kurtulmuştu. Kervan Mekke'ye dönünce öldürülenlerin çocukları ve kalan Mekke büyükleri Ebu Süfyân'a : Bu mallan Muhammed ile harbetmek için ayır, dediler.
    Böylece mallan bu işe harcadılar ve bir ordu topladılar. Sayılan üç bine yaklaşıyordu. Nihayet Medine taraflarında Uhud yakınında bir yerde konakladılar.
    Rasûlulah (s.a.) cum'a günü namazdan sonra Neccâr Oğulların-dan Mâlik İbn Amr'ın (cenaze) namazını kıldırdı ve bilâhere ashabı ile İstişare etti:
    Düşmana karşı mı çıkılacak, yoksa Medine'de mi kalınacaktı?
    Abdullah îbn Übeyy; Medine'de kalma görüşünü savundu. Eğer müşrikler kaldıkları yerde kalırlarsa kötü bir yerde kalmış olacaklar, Medine'ye girmeye kalkarlarsa erkekler onlarla yüzyüze çarpışacak, kadınlar ve çocuklar da tepelerinden taş yağdıracaklar; dönerlerse kaybetmiş olarak döneceklerdi.
    Ashâbdan Bedir savaşına katılmamış olanlar ise düşmana karşı çıkma görüşünü savundular. Rasûlullah (s.a.) evine girdi, zırhını giydi ve onların yanına çıktı.
    (Müşriklere karşı çıkma görüşünü savunanlardan) bazılan pişman oldular ve herhalde Rasûlullah'ın (s.a.) hoşuna gitmeyecek bir şey yaptık, diyerek Rasûl-i Ekrem'e ; Ey Allah'ın Rasûlü, dilersen kalalım, dediler.
    Rasûlullah (s.a.) ise : Bir peygambere —Allah kendisi hakkında hüküm vermedikçe— zırhım giydikten sonra dönmesi yaraşmaz, buyurdular.
    Rasûlullah (s.a.) bin kadar ashâbıyla yola çıktı. Şavt —Medîne İle Uhud arasında bir bahçedir— denilen yere gelince Abdullah İbn Übeyy, kendisinin görüşüyle hareket edilmediği bahanesiyle ve yanında ordunun üçte biri olduğu halde geri döndü. O ve arkadaşları şöyle diyorlardı : Bu gün harb olacağını büsek size uyardık. Fakat bugün onlarla harbedeceğinizi sanmıyoruz.
    Rasûlullah (s.a.) yürümeye devam ederek Uhud eteklerine vardı. Vadinin bir tarafına kondu, askerlerinin arkasını Uhud dağına verdi ve şöyle buyurdu: Ben emir verinceye kadar kimse kesinlikle harbet-meyecek.
    Rasûlullah (s.a.) yediyüz ashabı ile harbe hazırlandı, elli okçunun başına Amr îbn Avf oğullarının kardeşleri olan Abdullah tbn Cübeyr'i geçirdi ve onlara: Atlıları (oklarınızla) bizden uzaklaştırın, sizin önünüzden geçip bize ulaşamasınlar, savaş lehimizde de olsa aleyhimizde de olsa yerlerinizden ayrılmayınız. Yenildiğimizi görseniz bile yerinizden kesinlikle ayrılmıyacaksınız, buyurdular.
    Rasûl-i Ekrem üst üste iki zırh giydi ve sancağı Abd'üd-Dâr oğullarının kardeşi Mus'ab İbn Ümeyr'e verdiler.
    Rasûlullah (s.a.) bazı çocukların bu harbe çıkmasına izin vermiş; bazılarım ise bırakarak onlara da bu olaydan yaklaşık iki sene sonra olan Hendek muharebesinde müsâade buyurmuşlardır.
    Kureyş de harbe hazırlandı. Üç bin kişiydiler. Yanlarında ikiyüz de at vardı ve onları yedekte tutuyorlardı. Atlıların sağ kanadının başına Hâlid İbn Velîd'i, sol kanada da îkrime îbn Ebu Cehli geçirmişler, sancağı Abd'üd-Dâr oğullarına vermişlerdi.
    İki ordu arasında geçenler inşâallah İlgili âyetler geldiğinde genişçe anlatılacaktır.
    Allah Teâlâ buyuruyor ki; «Hani, sen mü'minleri savaş için duracakları yere yerleştirmek üzere onlara yerlerini bildirmek, ordunun sağ ve sol kanatlarında senin emrettiğin yerlerde durmak üzere yerleştirmek için, erkenden evinden ayrılmıştın. Allah, onların söylediklerini işi-tici ve kalblerinde olanları iyi bilicidir,»
    îbn Cerîr burada şöyle bir soru soruyor: Rasûlullah (s.a.) in, Uhud'a Cum'a günü namazdan sonra yürüdüğünü nasıl söylerler? Halbuki Allah Teâlâ «Hani, sen mü'minleri savaş için duracakları yere yerleştirmek üzere erkenden evinden ayrılmıştın.» buyuruyor. Bu soruya kendisi şöyle cevap verir: Rasûlullah'ın, ashabını savaşacakları yere yerleştirmek üzere çıkması Cumartesi günü sabahleyin olmuştur.
    Allah Teâlâ:
    «O zaman sizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu.» buyuruyor. Buhârî diyor ki; Bize Ali İbn Abdullah'ın... Câbir İbn Abdullah'dan rivayetinde o, «O zaman sizden İki takım bozulmaya yüz tutmuştu.» âyeti hakkında şöyle dedi:
    Bozulmaya yüz tutan iki takım biz; yani Harise oğullan ve Seleme oğullan idik. «Halbuki onların dostu Allah idi.» kavlinden dolayı âyetin indirilmemiş olmasını da istemezdik.
    Müslim de bunu Süfyân İbn Uyeyne hadîsinden rivayet eder. Aynı şekilde seleften birçoğu da bu İki grubun Harise oğullan ile Seleme oğulları olduğunu söylerler.
    Alalh Teâlâ : «Andolsun ki, siz düşkün bir durumda iken Bedir'de Allah size kat'î bir zafer vermişti. Allah'dan korkun ki şükretmiş olasınız.» buyuruyor.
    Bedir savaşı, hicretin ikinci yılı Ramazân'ının 17. Cum'a günü olmuştu. Bedir, hak ile bâtılın ayrıldığı, müslümanlann sayıca az olmalarına rağmen, Allah'ın İslâm'ı ve müslümanlan yüceltip şirki kahreylediği, şirk yerlerini tahrîb eylediği bir gündür. Müslümanlar o gün, 313 kişiydiler, iki atlan, yetmiş develeri vardı. Kalanları yaya İdi. İhtiyâçları olan harp malzemeleri de yeterli değildi.
    Düşman ise 900 ilâ 1000 kişi arasında olup zırh ve miğferler giymişlerdi. Harp malzemeleri tamâmdı süslü ve güçlü atlara sahiptiler.
    Buna rağmen Allah, Rasûlünü yüceltti, dinini muzaffer kıldı, peygamberin ve taraftarlarının yüzünü ağarttı, şeytânı ve neslini rezîl-ü rüsvây etti.
    Bunun için Allah Teâlâ kendinden korkan ve sakınan mü'min kul-lanna bu nimetini hatırlatarak : «Andolsun ki, siz düşkün bir durumda iken Bedir'de Allah size kat'î bir zafer vermişti.» buyuruyor. Sizin sayınız az idi. Böylece zaferin ancak Allah katından olduğunu, sayı ve hazırlığın fazlalığına bağlı olmadığını anlamış olacaktınız.
    Bu gerçeğe işaretle Allah Teâlâ başka bir âyet-i kerîme'de de şöyle buyuruyor: «Andolsun ki Allah size... Huneyn gününde yardım etmişti. Hani çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de size bir faydası olmamıştı. Yeryüzü, genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra gerisin geri dönüp gitmiştiniz. Bilâhere Allah Rasûlü ile mü'minlerin üzerine sekînetini indirmişti, görmediğiniz orduları da indirmişti ve kâfirleri azaba uğratmıştı. Kâfirlerin cezası buydu. Sonra Allah bunun ardından dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir.» (Tevbe, 25 - 27)
    İmâm Ahmed diyor; Bize Muhammed İbn Ca'fer... İyâz el-Eş'arî'-den rivayet etti ki o şöyle dedi: Yermûk harbinde bulundum. Bize beş kişi kumandanlık yaptı: Ebu Ubeyde, Yezîd İbn Ebu Süfyân, İbn Ha-sene, Hâlid îbn Velîd ve İyâz (Bu İyâz, Semmâk'e hadîsi rivayet eden İyâz defcücliT.) Râvİ devam eder ; Hz. Ömer, bize harb olduğunda Ebu Ubeyde'ye yapışın, (onu kumandan yapın) demişti. Biz de Ebu Ubey-de'ye : Ölüm bizi sıkıştınyor, diye haber gönderip yardım istedik. O da bize şöyle yazdı: Benden imdat isteyen mektubunuz bana geldi. Size yardım edecek daha yüce, orduları daha güçlü olan birini size haber vereyim: Allah Teâlâ. Siz O'ndan imdâd dileyin. Muhammed (s.a.) Bedir günü sizden daha az bir sayıyla zafere erdirilmişti. Size bu mektubum gelince (hemen) harbe tutuşun ve bana müracaat etmeyin.
    Hemen harbe tutuştuk ve düşmanı bozguna uğratarak dört fersah kovaladık çokça ganimet elde ettik. Bunlan nasıl taksim edelim diye yaptığımız müşavere neticesi îyâz, herkesi öldürdüğü beher düşman için on hisse verilmesi görüşünü İleri sürdü.
    Râvî anlatıyor : Ebu Ubeyde :
    Benimle kim yansır? diye sordu. Bir genç: Ben, dedi. Ebu Ubeyde; ya kazanamazsan? dedi. Yarışın sonunda, delikanlı Ebu Ubeyde'yi geçti. Ebu Ubeyde çıplak bir atın üstündeydi, delikanlının arkasında kalmıştı, saç Örgüleri uçuşuyordu.
    Bu hadîsin isnadı sahihtir. İbn Hibbân da sahîh'inde Bündâr kanalıyla Gunder'den tahrîç etmiş ve Hafız Ziya el-Mekdisî de kitabında bu hadîse yer vermiştir.
    Bedr, Mekke ile Medine arasında bir yer olup kuyusu ile tanınır. Kuyu, onu kazan Bedr İbn en-Nârîn isimli adama nisbet edildi.
    Şa'bî der ki: Bedr, aynı adı taşıyan bir adama âit kuyudur.
    Bunlardan sonra Allah Teâlâ: «Allah'dan korkun ve O'na itaat üzre olun ki şükretmiş olasınız,» buyuruyor.


  4. 22.Mart.2012, 15:27
    2
    Devamlı Üye



    Aleykumselam. Kaçıncı cilt olduğunu buamadım ama tefsiri şu şekilde.

    122 — O zaman sizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki onların dostu Allah idi. Mü'minler yalnız Allah'a güvenip, dayansınlar.
    123 — Andolsun ki siz düşkün bir durumda iken Bedir'de Allah size kat'î bir zafer vermişti. Allah'tan korkun ki şükretmiş olasınız.
    Uhud Harbinin Başlangıcı
    İbn Abbâs, Hasan el-Basrî, Katâde, Süddî ve başkalarının söylediğine ve cumhûr'a göre burada sözkonusu edilen olay Uhud harbidir.
    İbn Cerîr'in Hasen el-Basrî'den rivayetine göre ise burada bahis mevzuu olan olay, Ahzâb (Hendek) harbidir.
    Fakat bu görüş garîb olup i'timâd edilemez.
    Uhud harbi hicretin üçüncü senesi Şevval ayının cumartesi günü olmuştur.
    Katâde'ye göre; Şevvâl'den bir gece geçmişti.
    îkrime ise : Şevvalin yansında bir cumartesi günüydü, demektedir.
    Uhud harbinin sebebi şöyledir :
    Bedr harbinde müşriklerin eşrafından birçoğu öldürülmüş ve fakat Ebu Süfyân'ın yanında bulunan ticâret kervanı kurtulmuştu. Kervan Mekke'ye dönünce öldürülenlerin çocukları ve kalan Mekke büyükleri Ebu Süfyân'a : Bu mallan Muhammed ile harbetmek için ayır, dediler.
    Böylece mallan bu işe harcadılar ve bir ordu topladılar. Sayılan üç bine yaklaşıyordu. Nihayet Medine taraflarında Uhud yakınında bir yerde konakladılar.
    Rasûlulah (s.a.) cum'a günü namazdan sonra Neccâr Oğulların-dan Mâlik İbn Amr'ın (cenaze) namazını kıldırdı ve bilâhere ashabı ile İstişare etti:
    Düşmana karşı mı çıkılacak, yoksa Medine'de mi kalınacaktı?
    Abdullah îbn Übeyy; Medine'de kalma görüşünü savundu. Eğer müşrikler kaldıkları yerde kalırlarsa kötü bir yerde kalmış olacaklar, Medine'ye girmeye kalkarlarsa erkekler onlarla yüzyüze çarpışacak, kadınlar ve çocuklar da tepelerinden taş yağdıracaklar; dönerlerse kaybetmiş olarak döneceklerdi.
    Ashâbdan Bedir savaşına katılmamış olanlar ise düşmana karşı çıkma görüşünü savundular. Rasûlullah (s.a.) evine girdi, zırhını giydi ve onların yanına çıktı.
    (Müşriklere karşı çıkma görüşünü savunanlardan) bazılan pişman oldular ve herhalde Rasûlullah'ın (s.a.) hoşuna gitmeyecek bir şey yaptık, diyerek Rasûl-i Ekrem'e ; Ey Allah'ın Rasûlü, dilersen kalalım, dediler.
    Rasûlullah (s.a.) ise : Bir peygambere —Allah kendisi hakkında hüküm vermedikçe— zırhım giydikten sonra dönmesi yaraşmaz, buyurdular.
    Rasûlullah (s.a.) bin kadar ashâbıyla yola çıktı. Şavt —Medîne İle Uhud arasında bir bahçedir— denilen yere gelince Abdullah İbn Übeyy, kendisinin görüşüyle hareket edilmediği bahanesiyle ve yanında ordunun üçte biri olduğu halde geri döndü. O ve arkadaşları şöyle diyorlardı : Bu gün harb olacağını büsek size uyardık. Fakat bugün onlarla harbedeceğinizi sanmıyoruz.
    Rasûlullah (s.a.) yürümeye devam ederek Uhud eteklerine vardı. Vadinin bir tarafına kondu, askerlerinin arkasını Uhud dağına verdi ve şöyle buyurdu: Ben emir verinceye kadar kimse kesinlikle harbet-meyecek.
    Rasûlullah (s.a.) yediyüz ashabı ile harbe hazırlandı, elli okçunun başına Amr îbn Avf oğullarının kardeşleri olan Abdullah tbn Cübeyr'i geçirdi ve onlara: Atlıları (oklarınızla) bizden uzaklaştırın, sizin önünüzden geçip bize ulaşamasınlar, savaş lehimizde de olsa aleyhimizde de olsa yerlerinizden ayrılmayınız. Yenildiğimizi görseniz bile yerinizden kesinlikle ayrılmıyacaksınız, buyurdular.
    Rasûl-i Ekrem üst üste iki zırh giydi ve sancağı Abd'üd-Dâr oğullarının kardeşi Mus'ab İbn Ümeyr'e verdiler.
    Rasûlullah (s.a.) bazı çocukların bu harbe çıkmasına izin vermiş; bazılarım ise bırakarak onlara da bu olaydan yaklaşık iki sene sonra olan Hendek muharebesinde müsâade buyurmuşlardır.
    Kureyş de harbe hazırlandı. Üç bin kişiydiler. Yanlarında ikiyüz de at vardı ve onları yedekte tutuyorlardı. Atlıların sağ kanadının başına Hâlid İbn Velîd'i, sol kanada da îkrime îbn Ebu Cehli geçirmişler, sancağı Abd'üd-Dâr oğullarına vermişlerdi.
    İki ordu arasında geçenler inşâallah İlgili âyetler geldiğinde genişçe anlatılacaktır.
    Allah Teâlâ buyuruyor ki; «Hani, sen mü'minleri savaş için duracakları yere yerleştirmek üzere onlara yerlerini bildirmek, ordunun sağ ve sol kanatlarında senin emrettiğin yerlerde durmak üzere yerleştirmek için, erkenden evinden ayrılmıştın. Allah, onların söylediklerini işi-tici ve kalblerinde olanları iyi bilicidir,»
    îbn Cerîr burada şöyle bir soru soruyor: Rasûlullah (s.a.) in, Uhud'a Cum'a günü namazdan sonra yürüdüğünü nasıl söylerler? Halbuki Allah Teâlâ «Hani, sen mü'minleri savaş için duracakları yere yerleştirmek üzere erkenden evinden ayrılmıştın.» buyuruyor. Bu soruya kendisi şöyle cevap verir: Rasûlullah'ın, ashabını savaşacakları yere yerleştirmek üzere çıkması Cumartesi günü sabahleyin olmuştur.
    Allah Teâlâ:
    «O zaman sizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu.» buyuruyor. Buhârî diyor ki; Bize Ali İbn Abdullah'ın... Câbir İbn Abdullah'dan rivayetinde o, «O zaman sizden İki takım bozulmaya yüz tutmuştu.» âyeti hakkında şöyle dedi:
    Bozulmaya yüz tutan iki takım biz; yani Harise oğullan ve Seleme oğullan idik. «Halbuki onların dostu Allah idi.» kavlinden dolayı âyetin indirilmemiş olmasını da istemezdik.
    Müslim de bunu Süfyân İbn Uyeyne hadîsinden rivayet eder. Aynı şekilde seleften birçoğu da bu İki grubun Harise oğullan ile Seleme oğulları olduğunu söylerler.
    Alalh Teâlâ : «Andolsun ki, siz düşkün bir durumda iken Bedir'de Allah size kat'î bir zafer vermişti. Allah'dan korkun ki şükretmiş olasınız.» buyuruyor.
    Bedir savaşı, hicretin ikinci yılı Ramazân'ının 17. Cum'a günü olmuştu. Bedir, hak ile bâtılın ayrıldığı, müslümanlann sayıca az olmalarına rağmen, Allah'ın İslâm'ı ve müslümanlan yüceltip şirki kahreylediği, şirk yerlerini tahrîb eylediği bir gündür. Müslümanlar o gün, 313 kişiydiler, iki atlan, yetmiş develeri vardı. Kalanları yaya İdi. İhtiyâçları olan harp malzemeleri de yeterli değildi.
    Düşman ise 900 ilâ 1000 kişi arasında olup zırh ve miğferler giymişlerdi. Harp malzemeleri tamâmdı süslü ve güçlü atlara sahiptiler.
    Buna rağmen Allah, Rasûlünü yüceltti, dinini muzaffer kıldı, peygamberin ve taraftarlarının yüzünü ağarttı, şeytânı ve neslini rezîl-ü rüsvây etti.
    Bunun için Allah Teâlâ kendinden korkan ve sakınan mü'min kul-lanna bu nimetini hatırlatarak : «Andolsun ki, siz düşkün bir durumda iken Bedir'de Allah size kat'î bir zafer vermişti.» buyuruyor. Sizin sayınız az idi. Böylece zaferin ancak Allah katından olduğunu, sayı ve hazırlığın fazlalığına bağlı olmadığını anlamış olacaktınız.
    Bu gerçeğe işaretle Allah Teâlâ başka bir âyet-i kerîme'de de şöyle buyuruyor: «Andolsun ki Allah size... Huneyn gününde yardım etmişti. Hani çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de size bir faydası olmamıştı. Yeryüzü, genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra gerisin geri dönüp gitmiştiniz. Bilâhere Allah Rasûlü ile mü'minlerin üzerine sekînetini indirmişti, görmediğiniz orduları da indirmişti ve kâfirleri azaba uğratmıştı. Kâfirlerin cezası buydu. Sonra Allah bunun ardından dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir.» (Tevbe, 25 - 27)
    İmâm Ahmed diyor; Bize Muhammed İbn Ca'fer... İyâz el-Eş'arî'-den rivayet etti ki o şöyle dedi: Yermûk harbinde bulundum. Bize beş kişi kumandanlık yaptı: Ebu Ubeyde, Yezîd İbn Ebu Süfyân, İbn Ha-sene, Hâlid îbn Velîd ve İyâz (Bu İyâz, Semmâk'e hadîsi rivayet eden İyâz defcücliT.) Râvİ devam eder ; Hz. Ömer, bize harb olduğunda Ebu Ubeyde'ye yapışın, (onu kumandan yapın) demişti. Biz de Ebu Ubey-de'ye : Ölüm bizi sıkıştınyor, diye haber gönderip yardım istedik. O da bize şöyle yazdı: Benden imdat isteyen mektubunuz bana geldi. Size yardım edecek daha yüce, orduları daha güçlü olan birini size haber vereyim: Allah Teâlâ. Siz O'ndan imdâd dileyin. Muhammed (s.a.) Bedir günü sizden daha az bir sayıyla zafere erdirilmişti. Size bu mektubum gelince (hemen) harbe tutuşun ve bana müracaat etmeyin.
    Hemen harbe tutuştuk ve düşmanı bozguna uğratarak dört fersah kovaladık çokça ganimet elde ettik. Bunlan nasıl taksim edelim diye yaptığımız müşavere neticesi îyâz, herkesi öldürdüğü beher düşman için on hisse verilmesi görüşünü İleri sürdü.
    Râvî anlatıyor : Ebu Ubeyde :
    Benimle kim yansır? diye sordu. Bir genç: Ben, dedi. Ebu Ubeyde; ya kazanamazsan? dedi. Yarışın sonunda, delikanlı Ebu Ubeyde'yi geçti. Ebu Ubeyde çıplak bir atın üstündeydi, delikanlının arkasında kalmıştı, saç Örgüleri uçuşuyordu.
    Bu hadîsin isnadı sahihtir. İbn Hibbân da sahîh'inde Bündâr kanalıyla Gunder'den tahrîç etmiş ve Hafız Ziya el-Mekdisî de kitabında bu hadîse yer vermiştir.
    Bedr, Mekke ile Medine arasında bir yer olup kuyusu ile tanınır. Kuyu, onu kazan Bedr İbn en-Nârîn isimli adama nisbet edildi.
    Şa'bî der ki: Bedr, aynı adı taşıyan bir adama âit kuyudur.
    Bunlardan sonra Allah Teâlâ: «Allah'dan korkun ve O'na itaat üzre olun ki şükretmiş olasınız,» buyuruyor.





+ Yorum Gönder