Konusunu Oylayın.: Bakara 286. ayet tefsiri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bakara 286. ayet tefsiri
  1. 13.Ocak.2012, 21:17
    1
    Misafir

    Bakara 286. ayet tefsiri






    Bakara 286. ayet tefsiri Mumsema Ruhul beyan bakara 286. ayet tefsırıne ihtiyacım var bana konu hakkında yardımcı olur musunuz ?


  2. 13.Ocak.2012, 21:17
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Ruhul beyan bakara 286. ayet tefsırıne ihtiyacım var bana konu hakkında yardımcı olur musunuz ?


    Benzer Konular

    - Bakara 65 Ayet Tefsiri

    - Bakara Suresi 282. Ayet'in tefsiri

    - Bakara suresi kısaca tefsiri

    - Bakara 62 ve Maide 69'un tefsiri

    - Bakara Suresi Son Ayet Tefsiri

  3. 13.Ocak.2012, 22:09
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,658
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: bakara 286. ayet tefsiri




    Bakara 285 ve 286. ayetlerinin tefsiri

    Peygamberlerin Risaletlerine İman Ve Tarata Göre Mükellefiyet


    285- O Peygamber kendisine Rabbin-den indirilene iman etti, müminler de. Onların her biri Allah'a, O'nun melek­lerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. "Peygamberlerinden hiç bi­rini diğerinden ayırmayız. Dinledik, itaat ettik. Rabbimiz, senden mağfiret dileriz; dönüş ancak sanadır" dediler.
    286- Allah hiç bir kimseye gücünün ye­teceğinden başkasını yüklemez. Ka­zandığı kendisine, yaptığı da aleyhine­dir. Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıy-sak bizi sorguya çekme. Rabbimiz, biz­den öncekilere yüklediğin gibi üzeri­mize ağır yük yükleme. Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet eyle. Sensin bizim mevlâ-mız. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et.

    I'râb:


    "Müminler de" ifadesi ya "peygamber" buyruğuna atfedilmiştir ve "pey­gamber ve müminler de iman etti" denilmiş gibidir; ya da bu buyruk birinci müpteda, "her biri" ikinci müptedadır, "Allah'a ... iman ettik" ifadesi de haber olur. O vakit ifadenin takdiri de şöyle olur: Onların hepsi... Allah'a iman etti.[148]

    Belagat:


    Hayır hakkında kullanılan (kesebet= kazandığı) ile şer hakkında kullanı­lan (iktesebet= yaptığı) buyrukları arasında tıbâk vardır. Aynı şekilde "iman et­ti... müminler" buyrukları arasında iştikak bakımından cinas vardır. Yüce Al­lah'ın, "Peygamberlerinden hiç birini diğerinden ayırmayız" buyruğunda itnâb ve "müminler de" buyruğunda hazf ile îcâz vardır. Onlar da Allah'a, Rasulleri-ne, peygamberlerine iman ettiler, demektir.[149]

    Kelime ve İbareler:


    "O peygamber" Resulullah (s.a.), "kendisine Rabbinden indirilene" Kur"an-ı Kerim'e "iman etti." yani onu tasdik etti. Onlar derler ki: "Peygamberlerinden hiç birini diğerinden ayırmayız." Risalet ve teşrî bakımından aralarında fark gözetmeyiz. Bu hususta birini diğerinden üstün kabul ederek kimisine iman edip kimisini inkâr etmeyiz. "Dinledik" yani bize verilen emri kabul ve üzerin­de düşünmek üzere işitip dinledik. "Dönüş" öldükten sonra dirilerek gelmek "ancak sanadır."
    "Allah kimseye gücünün yeteceğinden" takatinden. Takat herhangi bir zor­luk ve sıkıntı olmaksızın insanın iş yapabilme kapasitesidir, "başkasını yükle-mez."
    Hayırdan ve onun sevabı olan şeylerden "kazandığı kendisine", serden ya­ni onun günahından "yaptığı da onun aleyhinedir." Kimse kimsenin günahın­dan dolayı sorumlu tutulmaz ve kimse içindeki vesvese gibi kazanmadığı şey­lerden dolayı da sorumlu tutulmaz. "Unuttuk yahut yanıldıysak" yani kasdî ol­mayarak doğruyu terk edersek bizden öncekileri sorumlu tuttuğun gibi "bizi sorguya çekme." "Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme." Bize taşıması ağır gelecek yahut zor gelecek şeyler yükleme. Biz­den öncekilerden kasıt İsrailoğulları'dır. Tevbe için kişinin kendisini öldürmesi, zekât olmak üzere malın dörtte birinin verilmesi, necaset bulaşmış yerin elbi­seden kesilmesi gibi ağır sorumluluklar...
    "Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi" yani altından kalkamayacağımız mükellefiyet ve belâları "bizeyükleme." Buna göre güç yetirilen şeylerle mükel­lef tutmak (et-teklîfu bimâ yutak) katlanılabilen ve mutad bir meşakkat ile ol­sa dahi, yerine getirilmesi mümkün olan şeylerle mükellef tutmaktır. Güç yeti-rilemeyen şeylerle mükellef tutmak (et-teklîfu bimâ la-yutâk) ise alışılmadık ve ancak bir güç harcanmadan ve insanın imkân ve gücü çerçevesinde yapılma­sı imkânsız olan mükellefiyetlerdir.
    "Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet eyle." Rahmet mağfiret­ten ayrı bir şeydir. "Sensin bizim mevlâmız." Malikimiz, efendimiz ve işlerimi­zin mutlak sahibi sensin.
    Müslim'in İbni Abbas'tan rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle denilmektedir: "Bu ayet-i kerime nazil olunca Resulullah (s.a.) onu okudu, Allah da her bir (dua) kelime (şi)nin arkasından, "Ben de yaptım" diye buyurdu."[150]

    Nüzul Sebebi


    Bundan önceki ayet-i kerimede, "Ayetlerden Çıkan Hükümler" başlığı al­tında Müslim ve Ahmed'in Ebu Hureyre'den yaptıkları rivayette bu ayetin nü­zul sebebi açıklanmıştır. Müslim ve başkaları da İbni Abbas'tan buna yakın bir rivayette bulunmuşlardır.[151]

    Ayetler Arası İlişki


    Şanı Yüce Allah bu sureyi, Kur'an-ı Kerim, müminler, müminlerin kâfir­lerle karşılaştırılması ve özellikle de Yahudilere dair haberlerle başlattı. Arka­sından oruç, hac ve boşama gibi bir çok hükümlere ve sapıklarla tartışmaya dair irşatlarda bulundu. Sure, Allah'ın rasulü Muhammed (s.a.)'in ve müminle­rin semavî kitaplara ve peygamberlere aralarında bir fark gözetmeksizin iman­larından söz ederek sona erdi. Surenin güzel bir şekilde sona ermesi, Yüce Al­lah'ın bu ümmete lütfettiği darlığı ve sıkıntısı bulunmayan, kolay ve müsama­hakâr mükellefiyetler ile imanın ve iman ehli olanların küfre ve onun yardım­cılarına karşı muzaffer kılınacaklarının belirtilmesiyle gerçekleşmiş oldu. El­bette ki onun için kararlarının samimi olması-, ihlâsa sahip olmaları, doğru ol­maları ve şer"î hükümleri de uygulamaları gerekir.[152]

    Bu İki Ayet-i Kerimenin Fazileti:


    Sünnet-i Nevebiyyede bu iki ayetin faziletine işaret eden pek çok hadis-i şerif varit olmuştur. Bunlardan birisi Buharî'nin İbni Mes'ud'dan yaptığı şu rivayettir: İbni Mes'ud dedi ki: Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Her kim bir gecede Bakara suresinin sonundaki iki ayeti okursa o iki ayet ona yeter." Müslim bunu Ebu Mes'ud el-Ensarî'den şu lafızla rivayet etmiştir: "Her kim bir gecede Bakara suresinin sonundan bu iki ayeti okursa o iki ayet ona ye­ter."
    Bu hadislerden birisini de İmam Ahmed, Ebu Zerr'den rivayet etmektedir. Ebu Zerr dedi ki: Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Bakara suresinin son ayetle­ri bana Arş'ın altındaki bir hazineden verildi. Benden önce onlar bir peygambe­re verilmiş değildir." îbni Merdûveyh de Hz. Ali'den şöyle dediğini rivayet et­mektedir: "İslâm'ı akletmiş bir kimsenin Ayetü'l-Kürsî ile Bakara suresinin son­larını okumadan uyuyacağını zannetmiyorum. Çünkü bunlar Peygamberimiz (salat ve selâm ona)'e Arşın altındaki bir hazineden verilmiştir."
    Bir diğer hadis-i şerifi Müslim, İbni Abbas'tan rivayet etmektedir. İbni Ab-bas dedi ki: Resulullah (s.a.) Cebrail'in de yanında olduğu bir sırada yukarlar-dan bir ses işitti. Cebrail gözünü semaya kaldırdı ve dedi ki: Bu semadaki şim­diye kadar asla açılmamış bir kapıdır. O kapıdan bir melek indi, Resulullah (s.a.)'ın yanına geldi, ona dedi ki: "Senden önce hiç bir peygambere verilmemiş olan ve ancak sana verilen iki nurun müjdesini veriyorum. Bunlar Fâtihatül-Kitâb ile Bakara suresinin sonlarıdır. Bunlardan bir harf okudun mu mutlaka sana verilir (oradaki istekler sana bağışlanır)."[153]

    Açıklaması


    Yüce Allah peygamberinden ve müminlerden inancın esaslarına iman. et­tiklerinden söz edip haber vermekte ve şöyle buyurmaktadır: Allah'ın peygam­beri Muhammed ve onun risaletine iman edenler, Muhammed'in kalbine Rabbi tarafından indirilen itikada dair buyruklara ve hükümlere kat'î bir bilgi ve tam bir itminan ile inandılar, tasdik ettiler. el-Hakim'in Müstedrek'inde rivayet ettiğine göre bu ayet-i kerime Resulullah (s.a.)'a nazil olunca, "İman etmesi onun için bir haktır" diye buyurmuştur.
    Onların her birisi, Allah'ın varlığına, birliğine, yaratmadaki hikmetinin eksiksizliğine, Allah ve rasulleri arasında vahiy getirmek ve elçilik yapmak gi­bi bir çok görevleri bulunan meleklerin varlığına, insanları hidayete erdirmek için Allah'ın üzerlerine kitaplar, sahifeler indirmiş olduğu şerefli rasullerine iman etmişlerdir. Hepsi de şöyle derlemimiz ilke itibariyle risalet ve teşri bakı­mından peygamberler arasında fark gözetmeyiz ve onların davetleri birdir. Bu da Allah'ın varlığını, birliğini kabul etmek, ahlâkın üstün değerlerine çağır­maktır. Bundan önceki bir ayet-i kerimede geçen, "İşte biz bu peygamberlerin bazısını bazısına üstün kıldık." (Bakara, 2/253) buyruğundaki peygamberler arasında fazilet farkına gelince, bu, risalet ve teşriin dışında kalan diğer bir ta­kım meziyetler hakkında söz konusudur. Ayrıca bu buyrukta Muhammed'e iman eden müminlerin, bazı peygamberlere iman edip diğer bir kısmını inkâr eden Kitap Ehl'inden üstün bir fazilete sahip olduklarına da bir işaret vardır.
    Müminler dediler ki: Rasul bize vahyi tebliğ etmiştir. Biz onun sözünü üzerinde durup düşünerek, anlayarak, kabul ederek dinledik, verilen emirlere boyun eğerek, bağlanarak itaat ettik. Bütün emir ve yasakların dünya ve ahi-ret mutluluğu için olduğuna inanarak bunu yaptık.
    Onlar Yüce Allah'tan, dünyada günahları örtülerek, ahirette de cezaları­nın verilmesini umarak mağfiret dilerler. Adeta, "Bütün işlerimizde tasarruf sahibi sensin, dönüş sanadır, senin huzuruna varılacaktır. Sen bize dilediğini yaparsın" derler. Hz. Cebrail dedi ki: "Muhakkak Allah sana ve ümmetine gü­zel bir şekilde övgüde bulunmuştur. İşte sana isteğin verilecektir." Bunun üze­rine Hz. Peygamber, "Allah hiç bir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez" ayetini okudu ve oradaki dileklerin verilmesini istedi.
    Allah kimseye takatinden fazlasını yüklemez. Bu Yüce Allah'ın onlara olan lütuf ve merhametinden dolayıdır. Yüce Allah'ın, "İçinizdekini açıklasınız da gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker" buyruğunda Ashab-ı kiram'm korkup çekindikleri şeyi açıklayan işte bu ayet-i kerimedir. Yani Yüce Allah eğer hesaba çekecek ve soracak olursa, böyle hesaba çeker ve sorar. Fakat O, ancak kulunun def etme ve yapmama imkânı bulduğu şeyler dolayısıyla azap verir. Kulunun savma gücü olmayan vesvese ve nefsî telkinlere gelince, hiç bir kimse bundan mükellef tutulmaz. Şunu bilmek de gerekir ki, kötü vesveseden nefret duymak imandan gelir.
    Ağır tekliflerin yapılmayacağına, kolay tekliflerin yapılacağına ise Kur"an-ı Kerim'in bir çok ayetinde işaret edilmiştir. Yüce Allah'ın şu buyrukları bunla­ra misaldir: Allah size kolaylığı diler, sizin için güçlük dilemez." (Bakara, 2/185); "Ye dinde sizin için herhangi bir zorluk konmamıştır." (Hac, 22/78).
    İnsan ruhunun, ağır olmayan ve katlanüabilen teklifin sınırları içerisine giren bir takım amelleri vardır; hayır kabilinden kazançları veya kötülükler­den aleyhine elde ettiklerini gerçekleştirirken yaptığı türden ameller... Buna karşılık hasardan kazançları için sevap vardır. Masiyetlerden elde ettiği serler için de cezalandırılması söz konusudur.
    Kötülük kazanmak için "iktisâb" tabirinin kullanılması, kötülük işlemek için insanın kendisini zorlaması, sıkıntıya katlanması, plan kurması, tabiat ve örflerle çatışmasını gerektirdiğindendir. Hayrın kazanılması için fazla bir gay­rete ihtiyaç yoktur. Çünkü Yüce Allah'ın insan tabiatına yerleştirdiği şey ha­yırdır, hayır işlerine temayülüdür. Hayır işlemekle nefis rahat eder. Hayır işle­mek için korkmaya, tedbirler almaya gerek yoktur. Ruhunu arındıran ve yara­tanın önünde zayıflığını, o büyük imtihan gününde ona muhtaç olduğunu, Al­lah'ın ve insanların önünde korkunç, kapsamlı ve inceden inceye hesabın sıkın­tılarından kurtulma ihtiyacı hisseden insan hayra yönelir.
    Daha sonra Yüce Allah kullarına şu duayı yapma irşadında bulunmakta­dır; ayrıca bu duayı kabul edeceğini de onlara garantilemiştir. Bu dua şudur: "Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme!" Yani unutarak bir farzı terk eder yahut bir haram işler veya şer*î yönünü bilmediğimiz için ameli­mizde doğru olanın hangisi olduğunu yanılarak tespit edemezsek, bundan dola­yı bizi cezalandırma! Bunu İbni Mace, Beyhakî, Taberanî ve Hâkim'in Ebu Zerr, İbni Abbas ve Sevbân'dan rivayet ettikleri Resulullah (s.a.)'ın şu buyruğu da desteklemektedir: "Muhakkak Yüce Allah ümmetimin yanılmasını, unutma­sını ve yapmak üzere zorlandıkları şeyleri bana bağışlamıştır."
    "Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır yük yükleme!" Yani İs-railoğullan gibi bizden önce geçmiş ümmetlere yüklediğin gibi -güç yetirecek olsak dahi- ağır işler yapmayı bize yükleme. Meselâ İsrailoğullan'nın tevbesinin kabulü tevbe eden kimsenin kendini öldürmesi ile oluyordu. Zekât olarak malın dörtte bi­rini vermeleri, necis olduğu vakit elbiseden necasetin bulaştığı yeri kesmeleri is­tenmişti. Resulullah (s.a.)'m risaletinde ise hafifletme, kolaylaştırma, müsamaha ve kolaylık vardır. Çünkü o bütün ümmetlere bağışlanmış rahmet peygamberidir. el-Hatîb ve başkalarının Hz. Cabir'den rivayetine göre Resulullah (s.a.) şöyle bu­yurmuştur: "Ben müsamahakâr, Hanîfdini ile gönderilmiş bulunuyorum."
    "Rabbimiz güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme." Yani altından kalka­mayacağımız sorumluluklarla musibet ve belâlarla bizi yükümlü tutma. Güç yetiremeyeceğimiz fitnelere bizi müptelâ kılma. "Bizi affet!" Senin bildiğin bi­zimle senin arandaki kusur ve yanılmalarımızı affet! "Bize mağfiret buyur!" Bi­zimle senin kulların arasındaki günahları bağışla! Onları kusurlarımıza ve çir­kin amellerimize muttali kılma. "Bize merhamet eyle!" Gelecekte karşılaşacağı­mız hallerde sen tevfikinde bizleri bir diğer günaha düşmekten koru!
    Dikkat edilecek olursa, unutma ve yanılmadan dolayı sorumlu tutulma­mak arkasından affedilmeyi, ağır yükün yükletilmemesi de mağfireti gerekti­rir. Güç yetirilemeyen şeylerin yükletilmemesi de merhameti gerektirir.
    "Sensin bizim Mevlâmız!" İşlerimizin maliki ve yardımcımız sensin. Sana güvenip dayandık. Yardımı senden isteriz. Dayanağımız sensin. Bütün güç ve takatimiz ancak seninledir.
    "Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et!" Senin dinini reddeden, vahdaniyetini ve peygamberinin risaletini inkâr eden, senden başkasına ibadet eden, seninle birlikte kullarının bir kısmını sana ortak koşanlara karşı bizlere yardım et, bizi onlara karşı muzaffer kıl! Dünya ve ahirette onlara karşı güzel akıbet bizim olsun. Muaz (r.a.) bu sureyi bitirdiğinde "âmin" derdi.
    Yüce Allah bu duayı kabul edeceğine dair teminat vermiştir. Müslim'in Sahih'iade Ebu Hureyre'den Resulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Allah, (Evet) kabul ettim, diye buyurdu." İbni Abbas'tan da şöyle riva­yet edilmiştir: Resulullah (s.a.) dedi ki: "Allah, 'Bunu yaptım (duanızı kabul et­tim)'diye buyurdu."[154]
    __________________


  4. 13.Ocak.2012, 22:09
    2
    Moderatör



    Bakara 285 ve 286. ayetlerinin tefsiri

    Peygamberlerin Risaletlerine İman Ve Tarata Göre Mükellefiyet


    285- O Peygamber kendisine Rabbin-den indirilene iman etti, müminler de. Onların her biri Allah'a, O'nun melek­lerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. "Peygamberlerinden hiç bi­rini diğerinden ayırmayız. Dinledik, itaat ettik. Rabbimiz, senden mağfiret dileriz; dönüş ancak sanadır" dediler.
    286- Allah hiç bir kimseye gücünün ye­teceğinden başkasını yüklemez. Ka­zandığı kendisine, yaptığı da aleyhine­dir. Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıy-sak bizi sorguya çekme. Rabbimiz, biz­den öncekilere yüklediğin gibi üzeri­mize ağır yük yükleme. Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet eyle. Sensin bizim mevlâ-mız. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et.

    I'râb:


    "Müminler de" ifadesi ya "peygamber" buyruğuna atfedilmiştir ve "pey­gamber ve müminler de iman etti" denilmiş gibidir; ya da bu buyruk birinci müpteda, "her biri" ikinci müptedadır, "Allah'a ... iman ettik" ifadesi de haber olur. O vakit ifadenin takdiri de şöyle olur: Onların hepsi... Allah'a iman etti.[148]

    Belagat:


    Hayır hakkında kullanılan (kesebet= kazandığı) ile şer hakkında kullanı­lan (iktesebet= yaptığı) buyrukları arasında tıbâk vardır. Aynı şekilde "iman et­ti... müminler" buyrukları arasında iştikak bakımından cinas vardır. Yüce Al­lah'ın, "Peygamberlerinden hiç birini diğerinden ayırmayız" buyruğunda itnâb ve "müminler de" buyruğunda hazf ile îcâz vardır. Onlar da Allah'a, Rasulleri-ne, peygamberlerine iman ettiler, demektir.[149]

    Kelime ve İbareler:


    "O peygamber" Resulullah (s.a.), "kendisine Rabbinden indirilene" Kur"an-ı Kerim'e "iman etti." yani onu tasdik etti. Onlar derler ki: "Peygamberlerinden hiç birini diğerinden ayırmayız." Risalet ve teşrî bakımından aralarında fark gözetmeyiz. Bu hususta birini diğerinden üstün kabul ederek kimisine iman edip kimisini inkâr etmeyiz. "Dinledik" yani bize verilen emri kabul ve üzerin­de düşünmek üzere işitip dinledik. "Dönüş" öldükten sonra dirilerek gelmek "ancak sanadır."
    "Allah kimseye gücünün yeteceğinden" takatinden. Takat herhangi bir zor­luk ve sıkıntı olmaksızın insanın iş yapabilme kapasitesidir, "başkasını yükle-mez."
    Hayırdan ve onun sevabı olan şeylerden "kazandığı kendisine", serden ya­ni onun günahından "yaptığı da onun aleyhinedir." Kimse kimsenin günahın­dan dolayı sorumlu tutulmaz ve kimse içindeki vesvese gibi kazanmadığı şey­lerden dolayı da sorumlu tutulmaz. "Unuttuk yahut yanıldıysak" yani kasdî ol­mayarak doğruyu terk edersek bizden öncekileri sorumlu tuttuğun gibi "bizi sorguya çekme." "Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme." Bize taşıması ağır gelecek yahut zor gelecek şeyler yükleme. Biz­den öncekilerden kasıt İsrailoğulları'dır. Tevbe için kişinin kendisini öldürmesi, zekât olmak üzere malın dörtte birinin verilmesi, necaset bulaşmış yerin elbi­seden kesilmesi gibi ağır sorumluluklar...
    "Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi" yani altından kalkamayacağımız mükellefiyet ve belâları "bizeyükleme." Buna göre güç yetirilen şeylerle mükel­lef tutmak (et-teklîfu bimâ yutak) katlanılabilen ve mutad bir meşakkat ile ol­sa dahi, yerine getirilmesi mümkün olan şeylerle mükellef tutmaktır. Güç yeti-rilemeyen şeylerle mükellef tutmak (et-teklîfu bimâ la-yutâk) ise alışılmadık ve ancak bir güç harcanmadan ve insanın imkân ve gücü çerçevesinde yapılma­sı imkânsız olan mükellefiyetlerdir.
    "Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet eyle." Rahmet mağfiret­ten ayrı bir şeydir. "Sensin bizim mevlâmız." Malikimiz, efendimiz ve işlerimi­zin mutlak sahibi sensin.
    Müslim'in İbni Abbas'tan rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle denilmektedir: "Bu ayet-i kerime nazil olunca Resulullah (s.a.) onu okudu, Allah da her bir (dua) kelime (şi)nin arkasından, "Ben de yaptım" diye buyurdu."[150]

    Nüzul Sebebi


    Bundan önceki ayet-i kerimede, "Ayetlerden Çıkan Hükümler" başlığı al­tında Müslim ve Ahmed'in Ebu Hureyre'den yaptıkları rivayette bu ayetin nü­zul sebebi açıklanmıştır. Müslim ve başkaları da İbni Abbas'tan buna yakın bir rivayette bulunmuşlardır.[151]

    Ayetler Arası İlişki


    Şanı Yüce Allah bu sureyi, Kur'an-ı Kerim, müminler, müminlerin kâfir­lerle karşılaştırılması ve özellikle de Yahudilere dair haberlerle başlattı. Arka­sından oruç, hac ve boşama gibi bir çok hükümlere ve sapıklarla tartışmaya dair irşatlarda bulundu. Sure, Allah'ın rasulü Muhammed (s.a.)'in ve müminle­rin semavî kitaplara ve peygamberlere aralarında bir fark gözetmeksizin iman­larından söz ederek sona erdi. Surenin güzel bir şekilde sona ermesi, Yüce Al­lah'ın bu ümmete lütfettiği darlığı ve sıkıntısı bulunmayan, kolay ve müsama­hakâr mükellefiyetler ile imanın ve iman ehli olanların küfre ve onun yardım­cılarına karşı muzaffer kılınacaklarının belirtilmesiyle gerçekleşmiş oldu. El­bette ki onun için kararlarının samimi olması-, ihlâsa sahip olmaları, doğru ol­maları ve şer"î hükümleri de uygulamaları gerekir.[152]

    Bu İki Ayet-i Kerimenin Fazileti:


    Sünnet-i Nevebiyyede bu iki ayetin faziletine işaret eden pek çok hadis-i şerif varit olmuştur. Bunlardan birisi Buharî'nin İbni Mes'ud'dan yaptığı şu rivayettir: İbni Mes'ud dedi ki: Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Her kim bir gecede Bakara suresinin sonundaki iki ayeti okursa o iki ayet ona yeter." Müslim bunu Ebu Mes'ud el-Ensarî'den şu lafızla rivayet etmiştir: "Her kim bir gecede Bakara suresinin sonundan bu iki ayeti okursa o iki ayet ona ye­ter."
    Bu hadislerden birisini de İmam Ahmed, Ebu Zerr'den rivayet etmektedir. Ebu Zerr dedi ki: Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Bakara suresinin son ayetle­ri bana Arş'ın altındaki bir hazineden verildi. Benden önce onlar bir peygambe­re verilmiş değildir." îbni Merdûveyh de Hz. Ali'den şöyle dediğini rivayet et­mektedir: "İslâm'ı akletmiş bir kimsenin Ayetü'l-Kürsî ile Bakara suresinin son­larını okumadan uyuyacağını zannetmiyorum. Çünkü bunlar Peygamberimiz (salat ve selâm ona)'e Arşın altındaki bir hazineden verilmiştir."
    Bir diğer hadis-i şerifi Müslim, İbni Abbas'tan rivayet etmektedir. İbni Ab-bas dedi ki: Resulullah (s.a.) Cebrail'in de yanında olduğu bir sırada yukarlar-dan bir ses işitti. Cebrail gözünü semaya kaldırdı ve dedi ki: Bu semadaki şim­diye kadar asla açılmamış bir kapıdır. O kapıdan bir melek indi, Resulullah (s.a.)'ın yanına geldi, ona dedi ki: "Senden önce hiç bir peygambere verilmemiş olan ve ancak sana verilen iki nurun müjdesini veriyorum. Bunlar Fâtihatül-Kitâb ile Bakara suresinin sonlarıdır. Bunlardan bir harf okudun mu mutlaka sana verilir (oradaki istekler sana bağışlanır)."[153]

    Açıklaması


    Yüce Allah peygamberinden ve müminlerden inancın esaslarına iman. et­tiklerinden söz edip haber vermekte ve şöyle buyurmaktadır: Allah'ın peygam­beri Muhammed ve onun risaletine iman edenler, Muhammed'in kalbine Rabbi tarafından indirilen itikada dair buyruklara ve hükümlere kat'î bir bilgi ve tam bir itminan ile inandılar, tasdik ettiler. el-Hakim'in Müstedrek'inde rivayet ettiğine göre bu ayet-i kerime Resulullah (s.a.)'a nazil olunca, "İman etmesi onun için bir haktır" diye buyurmuştur.
    Onların her birisi, Allah'ın varlığına, birliğine, yaratmadaki hikmetinin eksiksizliğine, Allah ve rasulleri arasında vahiy getirmek ve elçilik yapmak gi­bi bir çok görevleri bulunan meleklerin varlığına, insanları hidayete erdirmek için Allah'ın üzerlerine kitaplar, sahifeler indirmiş olduğu şerefli rasullerine iman etmişlerdir. Hepsi de şöyle derlemimiz ilke itibariyle risalet ve teşri bakı­mından peygamberler arasında fark gözetmeyiz ve onların davetleri birdir. Bu da Allah'ın varlığını, birliğini kabul etmek, ahlâkın üstün değerlerine çağır­maktır. Bundan önceki bir ayet-i kerimede geçen, "İşte biz bu peygamberlerin bazısını bazısına üstün kıldık." (Bakara, 2/253) buyruğundaki peygamberler arasında fazilet farkına gelince, bu, risalet ve teşriin dışında kalan diğer bir ta­kım meziyetler hakkında söz konusudur. Ayrıca bu buyrukta Muhammed'e iman eden müminlerin, bazı peygamberlere iman edip diğer bir kısmını inkâr eden Kitap Ehl'inden üstün bir fazilete sahip olduklarına da bir işaret vardır.
    Müminler dediler ki: Rasul bize vahyi tebliğ etmiştir. Biz onun sözünü üzerinde durup düşünerek, anlayarak, kabul ederek dinledik, verilen emirlere boyun eğerek, bağlanarak itaat ettik. Bütün emir ve yasakların dünya ve ahi-ret mutluluğu için olduğuna inanarak bunu yaptık.
    Onlar Yüce Allah'tan, dünyada günahları örtülerek, ahirette de cezaları­nın verilmesini umarak mağfiret dilerler. Adeta, "Bütün işlerimizde tasarruf sahibi sensin, dönüş sanadır, senin huzuruna varılacaktır. Sen bize dilediğini yaparsın" derler. Hz. Cebrail dedi ki: "Muhakkak Allah sana ve ümmetine gü­zel bir şekilde övgüde bulunmuştur. İşte sana isteğin verilecektir." Bunun üze­rine Hz. Peygamber, "Allah hiç bir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez" ayetini okudu ve oradaki dileklerin verilmesini istedi.
    Allah kimseye takatinden fazlasını yüklemez. Bu Yüce Allah'ın onlara olan lütuf ve merhametinden dolayıdır. Yüce Allah'ın, "İçinizdekini açıklasınız da gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker" buyruğunda Ashab-ı kiram'm korkup çekindikleri şeyi açıklayan işte bu ayet-i kerimedir. Yani Yüce Allah eğer hesaba çekecek ve soracak olursa, böyle hesaba çeker ve sorar. Fakat O, ancak kulunun def etme ve yapmama imkânı bulduğu şeyler dolayısıyla azap verir. Kulunun savma gücü olmayan vesvese ve nefsî telkinlere gelince, hiç bir kimse bundan mükellef tutulmaz. Şunu bilmek de gerekir ki, kötü vesveseden nefret duymak imandan gelir.
    Ağır tekliflerin yapılmayacağına, kolay tekliflerin yapılacağına ise Kur"an-ı Kerim'in bir çok ayetinde işaret edilmiştir. Yüce Allah'ın şu buyrukları bunla­ra misaldir: Allah size kolaylığı diler, sizin için güçlük dilemez." (Bakara, 2/185); "Ye dinde sizin için herhangi bir zorluk konmamıştır." (Hac, 22/78).
    İnsan ruhunun, ağır olmayan ve katlanüabilen teklifin sınırları içerisine giren bir takım amelleri vardır; hayır kabilinden kazançları veya kötülükler­den aleyhine elde ettiklerini gerçekleştirirken yaptığı türden ameller... Buna karşılık hasardan kazançları için sevap vardır. Masiyetlerden elde ettiği serler için de cezalandırılması söz konusudur.
    Kötülük kazanmak için "iktisâb" tabirinin kullanılması, kötülük işlemek için insanın kendisini zorlaması, sıkıntıya katlanması, plan kurması, tabiat ve örflerle çatışmasını gerektirdiğindendir. Hayrın kazanılması için fazla bir gay­rete ihtiyaç yoktur. Çünkü Yüce Allah'ın insan tabiatına yerleştirdiği şey ha­yırdır, hayır işlerine temayülüdür. Hayır işlemekle nefis rahat eder. Hayır işle­mek için korkmaya, tedbirler almaya gerek yoktur. Ruhunu arındıran ve yara­tanın önünde zayıflığını, o büyük imtihan gününde ona muhtaç olduğunu, Al­lah'ın ve insanların önünde korkunç, kapsamlı ve inceden inceye hesabın sıkın­tılarından kurtulma ihtiyacı hisseden insan hayra yönelir.
    Daha sonra Yüce Allah kullarına şu duayı yapma irşadında bulunmakta­dır; ayrıca bu duayı kabul edeceğini de onlara garantilemiştir. Bu dua şudur: "Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme!" Yani unutarak bir farzı terk eder yahut bir haram işler veya şer*î yönünü bilmediğimiz için ameli­mizde doğru olanın hangisi olduğunu yanılarak tespit edemezsek, bundan dola­yı bizi cezalandırma! Bunu İbni Mace, Beyhakî, Taberanî ve Hâkim'in Ebu Zerr, İbni Abbas ve Sevbân'dan rivayet ettikleri Resulullah (s.a.)'ın şu buyruğu da desteklemektedir: "Muhakkak Yüce Allah ümmetimin yanılmasını, unutma­sını ve yapmak üzere zorlandıkları şeyleri bana bağışlamıştır."
    "Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır yük yükleme!" Yani İs-railoğullan gibi bizden önce geçmiş ümmetlere yüklediğin gibi -güç yetirecek olsak dahi- ağır işler yapmayı bize yükleme. Meselâ İsrailoğullan'nın tevbesinin kabulü tevbe eden kimsenin kendini öldürmesi ile oluyordu. Zekât olarak malın dörtte bi­rini vermeleri, necis olduğu vakit elbiseden necasetin bulaştığı yeri kesmeleri is­tenmişti. Resulullah (s.a.)'m risaletinde ise hafifletme, kolaylaştırma, müsamaha ve kolaylık vardır. Çünkü o bütün ümmetlere bağışlanmış rahmet peygamberidir. el-Hatîb ve başkalarının Hz. Cabir'den rivayetine göre Resulullah (s.a.) şöyle bu­yurmuştur: "Ben müsamahakâr, Hanîfdini ile gönderilmiş bulunuyorum."
    "Rabbimiz güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme." Yani altından kalka­mayacağımız sorumluluklarla musibet ve belâlarla bizi yükümlü tutma. Güç yetiremeyeceğimiz fitnelere bizi müptelâ kılma. "Bizi affet!" Senin bildiğin bi­zimle senin arandaki kusur ve yanılmalarımızı affet! "Bize mağfiret buyur!" Bi­zimle senin kulların arasındaki günahları bağışla! Onları kusurlarımıza ve çir­kin amellerimize muttali kılma. "Bize merhamet eyle!" Gelecekte karşılaşacağı­mız hallerde sen tevfikinde bizleri bir diğer günaha düşmekten koru!
    Dikkat edilecek olursa, unutma ve yanılmadan dolayı sorumlu tutulma­mak arkasından affedilmeyi, ağır yükün yükletilmemesi de mağfireti gerekti­rir. Güç yetirilemeyen şeylerin yükletilmemesi de merhameti gerektirir.
    "Sensin bizim Mevlâmız!" İşlerimizin maliki ve yardımcımız sensin. Sana güvenip dayandık. Yardımı senden isteriz. Dayanağımız sensin. Bütün güç ve takatimiz ancak seninledir.
    "Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et!" Senin dinini reddeden, vahdaniyetini ve peygamberinin risaletini inkâr eden, senden başkasına ibadet eden, seninle birlikte kullarının bir kısmını sana ortak koşanlara karşı bizlere yardım et, bizi onlara karşı muzaffer kıl! Dünya ve ahirette onlara karşı güzel akıbet bizim olsun. Muaz (r.a.) bu sureyi bitirdiğinde "âmin" derdi.
    Yüce Allah bu duayı kabul edeceğine dair teminat vermiştir. Müslim'in Sahih'iade Ebu Hureyre'den Resulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: "Allah, (Evet) kabul ettim, diye buyurdu." İbni Abbas'tan da şöyle riva­yet edilmiştir: Resulullah (s.a.) dedi ki: "Allah, 'Bunu yaptım (duanızı kabul et­tim)'diye buyurdu."[154]
    __________________


  5. 13.Ocak.2012, 22:09
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,658
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: bakara 286. ayet tefsiri

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    Bu iki ayet-i kerime aşağıdaki hususlara delâlet etmektedir:
    1- İman parçalanma kabul etmez. Müminin Allah'ın vahiy olarak bildir­diği her şeye iman etmesi gerekir. Müminler Allah'ın bir, ehad, tek ve samed olduğuna, O'ndan başka ilâh, O'nun dışında rab olmadığına iman ederler. Bü­tün peygamberlere, rasullere, semadan Allah'ın rasullerine ve peygamberleri­ne indirilen kitaplara iman ederler, onları tasdik ederler. Peygamberlerden birini diğerinden ayırarak kimine iman edip kimini inkâr etmezler. Aksine onlara göre bütün peygamberler doğru söylemiştir ve iyilik getirmişlerdir. Doğru yoldadırlar, hidayet bulmuşlardır ve insanları hayır yollarına iletenler­dir.
    Müminler peygamberlerin kimine iman edip kimisini inkâr eden Yahudi ve Hristiyanlar gibi değillerdir.
    2- İman itaat etmeyi gerektirir. Allah'a iman eden kimse O'nun huzuruna çıkılacağının doğruluğuna inanır, O'nun emirlerini dinler, itaat eder, yasakla­rından kaçınır. Farzları işlemekte kusur etmez, herhangi bir masiyete gömül­mez. Çünkü böylesi bir hareket iman ile çatışır.
    3- İslâm kolaylık dinidir. Mükellefiyetlerin, farzların, vaciplerin fazlalığı, buna karşılık mükellefiyetlerin kolaylığı, zor ameller ile mükellef tutmaması gibi özelliklere ve üstünlüklere sahiptir. Takatin üstünde bir mükellefiyet yok­tur. Mükellefiyet güç ve kudret oranındadır. İtaat de takat ölçüsündedir. Yüce Allah bir dereceye kadar zorluk bulunan bazı işleri yapmakla mükellef tutabi­lir; fakat bunlar âdeten güç yetirilebilen ve katlanılabilen zorluklardır. Müslü­manların az oldukları zamanlarda, İslâm'ın ilk dönemlerinde on kâfire karşı tek bir Müslümanın sebat göstermesi, insanın hicret etmesi ve vatanından çık­ması, ailesinden, vatanından, âdetlerinden ayrılması gibi. Ağır gelen zorluklar ve acı veren işler ise bizden kaldırılmıştır. Bizden önceki ümmetlere bunların bir kısmı mükellefiyet olarak verilmiştir. Tevbe dolayısıyla kendilerini öldür­mek ve sidik vb. bulaşmış necasetli yerleri elbiselerinden ve derilerinden kes­mekle mükellef tutulmaları gibi. Hamd Allah'adır, minnet duygularımız O'na-dır, lütuf ve nimet O'ndandır.
    Kısacası, Yüce Allah'ın, "Allah hiç bir kimseye gücünün yeteceğinden baş­kasını yüklemez" buyruğu Yüce Allah'ın hiç bir kimseye, güç yetiremeyeceği, altından kalkamayacağı şeylerle yükümlü tutmayacağına dair açık bir nastır. Herhangi bir kimseye güç yetiremeyeceği bir teklifte bulunacak olsaydı, Yüce Allah o kimsenin gücü çerçevesinde olmayan şeyleri yapmakla onu mükellef tutmuş olurdu. Bu(nun böyle olmaması) dinin önemli bir esasıdır ve İslâm hü­kümlerinden önemli bir hükümdür.
    Bu fiilen vaki olan durum açısından böyledir. Aklen bunun caiz olup olma­masına gelince: Eş'ariler (aklen) güç yetirilemeyenin teklifinin imkânsız olma­dığı görüşündedirler. Şer*an böyle bir şey vuku bulmamış olsa bile bu, aklen mümkündür, derler.
    4- Şahsî Mes'uliyet. Yüce Allah'ın, "Kazandığı kendisine, yaptığı da onun aleyhinedir" buyruğuna göre kazandıkları iyilikler insanın lehine, kazandığı kötülükler ise aleyhinedir. Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi: "Hiç bir yük yüklenen (nefis) diğerinin yükünü yüklenmez." (En'âm, 6/164); "Her nefis (günahtan) ne kazanırsa ancak kendi aleyhine kazanır." (En'âm, 6/164).
    İbni Merdûveyh, İbni Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Resulullah (s.a.) Bakara suresinin sonu ile Ayetül-Kürsî'yi okuduğu vakit gü­ler ve şöyle derdi: "Bunlar Arşın altında Rahman'ın hazinesindendir. Her kim bir kötülük işlerse onun karşılığını görür." (Nisa, 4/123) ile "İnsan için çalıştı­ğından başkası yoktur. Onun çalışmasının karşılığı) görülecektir; sonra da onun karşılığı eksiksiz bir şekilde ona verilecektir." (Necm, 53/39-41). Bunları okuyunca da istircada bulunur (innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn) der ve huzur­la boyun eğerdi."
    5- "Kazandığı kendisine, yaptığı da onun aleyhinedir" buyruğu kulların fi­illeri hakkında "kesb (mealdeki ifadesiyle kazanmak)" ve "iktisâb (aleyhte ka­zanç)" tabirlerinin kullanılacağını göstermektedir. Ayrıca taş ve ağaç parçası gibi ağır bir şey ile başkasmı öldürenin yahut bir şeyle boğarak veya suda bo­ğarak öldürenin kısas veya diyet ile bu suçunun cezasını çekeceğine delildir.
    Ancak bu, bir cinayetin diyetinin âkile (kabile, meslek grubu v.s. yakınları tarafından) ödenmesini öngören Ebu Hanife'nin görüşüne muhaliftir. Ayrıca onun bu görüşü zahire de aykırıdır. Yine bu ayet-i kerime, oğlunu öldüren ba­badan kısasın düşmesinin, cinayette ona ortaklık edenden de cezanın düşmesi­ni gerektirmediğini göstermektedir. Yine Ebu Hanife'ye hilâfen, Malikîlerin gö­rüşüne göre, babanın ortağına da kısas icap eder. Şafiî ve Ebu Hanife'ye hilâ­fen hata yoluyla öldürene ortak olana da kısas düşer. Yine ayet-i kerime bir de­liye kendisini teslim ettiği takdirde âkil ve baliğ kadına haddi uygulamanın va­cip olduğuna da delildir.
    6- Unutmak ve yanılmaktan dolayı günahın kaldırılması. Ayet-i kerime unutma ve yanılma hallerinde günahın kaldırıldığının delilidir. Bunlarla alâ­kalı dünyevî hükümlere gelince; doğru olan, vakıalara göre farklılık gösterebi­lecekleridir. Bir kısım hükümler ittifakla kalkmaz; tazminatlar, diyetler, farz namazlar gibi. Bir kısmı da ittifakla düşer; kısas ve küfür sözünü söylemek gi­bi. Üçüncü bir kısım hakkında ise görüş ayrılığı vardır. Ramazan ayında unu­tarak yemek yiyen yahut unutarak yeminini bozan gibi. Bu kullara dair hü­kümler ile insanlara dair hakların, -Nisa suresinde de açıklanacağı üzere- sa­bit olduğunu göstermektedir.[155]

    Bakara Suresinde Yer Alan Hükümlerin Özeti:


    Fustatu'l-Kur'an (Kur'an-ı Kerim'in otağı) adını taşıyan Bakara süresinde­ki en önemli hükümlerin özeti şunlardır:
    a) Akaid:
    1- Bütün insanların yalnızca Allah'a ibadet etmeye çağırılmaları.
    2- Allah ile birlikte eş ve ortaklar edinilmesinin haram kılınması.
    3- Vahyin ve Kur'an-ı Kerim'in risalet yoluyla bildirildiğinin ispatı. Kur'an-ı Kerim'in bir suresinin benzerlerini getirmek üzere insanlara meydan okunması.
    4- Dinin temeli, Allah'ın tevhid edilmesi, öldükten sonra dirilmenin ispatı ve sapık kâfirlerle bu konuda tartışılması.
    b) Fert Amelî Hükümler:
    1- Helâl ve temiz olan şeyleri yemenin mubah kılınması.
    2- Kısas ve Allah yolunda savaşın meşru kılınmasıyla hayat hakkının ko­runması.
    3- Namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak, hac ve umre yapmak gibi İslâm rükünlerine dair hükümler.
    4- İslâm'da sosyal dayanışmayı gerçekleştirmek üzere Allah yolunda ma­lın infak edilmesi.
    5- İçki, kumar ve faizin haram kılınması.
    6- Yetimlerin velayet altına alınması ve günlük hayatta onlarla birlikte ol­mak.
    7- Boşama, süt emme, iddet ve nafaka gibi ailevî hükümler.
    8- Farz olan vasiyet.
    9- Borç belgesinin yazılması, borca dair şahit tutmak, rehin almak, şahitli­ğin gizlenmemesi ve muamelâtta istenen şahitliğin nisabı (şahit sayısı).
    10- Emanetin eda edilmesi.
    11- Teşrî hususunda yapılması istenen dua şekli.[156]


    KAYNAK: Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 2/9.


  6. 13.Ocak.2012, 22:09
    3
    Moderatör
    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    Bu iki ayet-i kerime aşağıdaki hususlara delâlet etmektedir:
    1- İman parçalanma kabul etmez. Müminin Allah'ın vahiy olarak bildir­diği her şeye iman etmesi gerekir. Müminler Allah'ın bir, ehad, tek ve samed olduğuna, O'ndan başka ilâh, O'nun dışında rab olmadığına iman ederler. Bü­tün peygamberlere, rasullere, semadan Allah'ın rasullerine ve peygamberleri­ne indirilen kitaplara iman ederler, onları tasdik ederler. Peygamberlerden birini diğerinden ayırarak kimine iman edip kimini inkâr etmezler. Aksine onlara göre bütün peygamberler doğru söylemiştir ve iyilik getirmişlerdir. Doğru yoldadırlar, hidayet bulmuşlardır ve insanları hayır yollarına iletenler­dir.
    Müminler peygamberlerin kimine iman edip kimisini inkâr eden Yahudi ve Hristiyanlar gibi değillerdir.
    2- İman itaat etmeyi gerektirir. Allah'a iman eden kimse O'nun huzuruna çıkılacağının doğruluğuna inanır, O'nun emirlerini dinler, itaat eder, yasakla­rından kaçınır. Farzları işlemekte kusur etmez, herhangi bir masiyete gömül­mez. Çünkü böylesi bir hareket iman ile çatışır.
    3- İslâm kolaylık dinidir. Mükellefiyetlerin, farzların, vaciplerin fazlalığı, buna karşılık mükellefiyetlerin kolaylığı, zor ameller ile mükellef tutmaması gibi özelliklere ve üstünlüklere sahiptir. Takatin üstünde bir mükellefiyet yok­tur. Mükellefiyet güç ve kudret oranındadır. İtaat de takat ölçüsündedir. Yüce Allah bir dereceye kadar zorluk bulunan bazı işleri yapmakla mükellef tutabi­lir; fakat bunlar âdeten güç yetirilebilen ve katlanılabilen zorluklardır. Müslü­manların az oldukları zamanlarda, İslâm'ın ilk dönemlerinde on kâfire karşı tek bir Müslümanın sebat göstermesi, insanın hicret etmesi ve vatanından çık­ması, ailesinden, vatanından, âdetlerinden ayrılması gibi. Ağır gelen zorluklar ve acı veren işler ise bizden kaldırılmıştır. Bizden önceki ümmetlere bunların bir kısmı mükellefiyet olarak verilmiştir. Tevbe dolayısıyla kendilerini öldür­mek ve sidik vb. bulaşmış necasetli yerleri elbiselerinden ve derilerinden kes­mekle mükellef tutulmaları gibi. Hamd Allah'adır, minnet duygularımız O'na-dır, lütuf ve nimet O'ndandır.
    Kısacası, Yüce Allah'ın, "Allah hiç bir kimseye gücünün yeteceğinden baş­kasını yüklemez" buyruğu Yüce Allah'ın hiç bir kimseye, güç yetiremeyeceği, altından kalkamayacağı şeylerle yükümlü tutmayacağına dair açık bir nastır. Herhangi bir kimseye güç yetiremeyeceği bir teklifte bulunacak olsaydı, Yüce Allah o kimsenin gücü çerçevesinde olmayan şeyleri yapmakla onu mükellef tutmuş olurdu. Bu(nun böyle olmaması) dinin önemli bir esasıdır ve İslâm hü­kümlerinden önemli bir hükümdür.
    Bu fiilen vaki olan durum açısından böyledir. Aklen bunun caiz olup olma­masına gelince: Eş'ariler (aklen) güç yetirilemeyenin teklifinin imkânsız olma­dığı görüşündedirler. Şer*an böyle bir şey vuku bulmamış olsa bile bu, aklen mümkündür, derler.
    4- Şahsî Mes'uliyet. Yüce Allah'ın, "Kazandığı kendisine, yaptığı da onun aleyhinedir" buyruğuna göre kazandıkları iyilikler insanın lehine, kazandığı kötülükler ise aleyhinedir. Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi: "Hiç bir yük yüklenen (nefis) diğerinin yükünü yüklenmez." (En'âm, 6/164); "Her nefis (günahtan) ne kazanırsa ancak kendi aleyhine kazanır." (En'âm, 6/164).
    İbni Merdûveyh, İbni Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Resulullah (s.a.) Bakara suresinin sonu ile Ayetül-Kürsî'yi okuduğu vakit gü­ler ve şöyle derdi: "Bunlar Arşın altında Rahman'ın hazinesindendir. Her kim bir kötülük işlerse onun karşılığını görür." (Nisa, 4/123) ile "İnsan için çalıştı­ğından başkası yoktur. Onun çalışmasının karşılığı) görülecektir; sonra da onun karşılığı eksiksiz bir şekilde ona verilecektir." (Necm, 53/39-41). Bunları okuyunca da istircada bulunur (innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn) der ve huzur­la boyun eğerdi."
    5- "Kazandığı kendisine, yaptığı da onun aleyhinedir" buyruğu kulların fi­illeri hakkında "kesb (mealdeki ifadesiyle kazanmak)" ve "iktisâb (aleyhte ka­zanç)" tabirlerinin kullanılacağını göstermektedir. Ayrıca taş ve ağaç parçası gibi ağır bir şey ile başkasmı öldürenin yahut bir şeyle boğarak veya suda bo­ğarak öldürenin kısas veya diyet ile bu suçunun cezasını çekeceğine delildir.
    Ancak bu, bir cinayetin diyetinin âkile (kabile, meslek grubu v.s. yakınları tarafından) ödenmesini öngören Ebu Hanife'nin görüşüne muhaliftir. Ayrıca onun bu görüşü zahire de aykırıdır. Yine bu ayet-i kerime, oğlunu öldüren ba­badan kısasın düşmesinin, cinayette ona ortaklık edenden de cezanın düşmesi­ni gerektirmediğini göstermektedir. Yine Ebu Hanife'ye hilâfen, Malikîlerin gö­rüşüne göre, babanın ortağına da kısas icap eder. Şafiî ve Ebu Hanife'ye hilâ­fen hata yoluyla öldürene ortak olana da kısas düşer. Yine ayet-i kerime bir de­liye kendisini teslim ettiği takdirde âkil ve baliğ kadına haddi uygulamanın va­cip olduğuna da delildir.
    6- Unutmak ve yanılmaktan dolayı günahın kaldırılması. Ayet-i kerime unutma ve yanılma hallerinde günahın kaldırıldığının delilidir. Bunlarla alâ­kalı dünyevî hükümlere gelince; doğru olan, vakıalara göre farklılık gösterebi­lecekleridir. Bir kısım hükümler ittifakla kalkmaz; tazminatlar, diyetler, farz namazlar gibi. Bir kısmı da ittifakla düşer; kısas ve küfür sözünü söylemek gi­bi. Üçüncü bir kısım hakkında ise görüş ayrılığı vardır. Ramazan ayında unu­tarak yemek yiyen yahut unutarak yeminini bozan gibi. Bu kullara dair hü­kümler ile insanlara dair hakların, -Nisa suresinde de açıklanacağı üzere- sa­bit olduğunu göstermektedir.[155]

    Bakara Suresinde Yer Alan Hükümlerin Özeti:


    Fustatu'l-Kur'an (Kur'an-ı Kerim'in otağı) adını taşıyan Bakara süresinde­ki en önemli hükümlerin özeti şunlardır:
    a) Akaid:
    1- Bütün insanların yalnızca Allah'a ibadet etmeye çağırılmaları.
    2- Allah ile birlikte eş ve ortaklar edinilmesinin haram kılınması.
    3- Vahyin ve Kur'an-ı Kerim'in risalet yoluyla bildirildiğinin ispatı. Kur'an-ı Kerim'in bir suresinin benzerlerini getirmek üzere insanlara meydan okunması.
    4- Dinin temeli, Allah'ın tevhid edilmesi, öldükten sonra dirilmenin ispatı ve sapık kâfirlerle bu konuda tartışılması.
    b) Fert Amelî Hükümler:
    1- Helâl ve temiz olan şeyleri yemenin mubah kılınması.
    2- Kısas ve Allah yolunda savaşın meşru kılınmasıyla hayat hakkının ko­runması.
    3- Namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak, hac ve umre yapmak gibi İslâm rükünlerine dair hükümler.
    4- İslâm'da sosyal dayanışmayı gerçekleştirmek üzere Allah yolunda ma­lın infak edilmesi.
    5- İçki, kumar ve faizin haram kılınması.
    6- Yetimlerin velayet altına alınması ve günlük hayatta onlarla birlikte ol­mak.
    7- Boşama, süt emme, iddet ve nafaka gibi ailevî hükümler.
    8- Farz olan vasiyet.
    9- Borç belgesinin yazılması, borca dair şahit tutmak, rehin almak, şahitli­ğin gizlenmemesi ve muamelâtta istenen şahitliğin nisabı (şahit sayısı).
    10- Emanetin eda edilmesi.
    11- Teşrî hususunda yapılması istenen dua şekli.[156]


    KAYNAK: Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 2/9.





+ Yorum Gönder