Konusunu Oylayın.: Allah Yolunda İnfakın Sevabı Ve Adabı.. el-Bakara 2/261 Ayetinin Tefsiri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Allah Yolunda İnfakın Sevabı Ve Adabı.. el-Bakara 2/261 Ayetinin Tefsiri
  1. 16.Kasım.2011, 21:30
    1
    Misafir

    Allah Yolunda İnfakın Sevabı Ve Adabı.. el-Bakara 2/261 Ayetinin Tefsiri






    Allah Yolunda İnfakın Sevabı Ve Adabı.. el-Bakara 2/261 Ayetinin Tefsiri Mumsema mallarını gece ve gündüz ,gizlice ve açıkça infak edenler yokmu,işte onların rableri katında ecir ve mükâ^fatları vardır.ve onlara herhangi bir korku yoktur,onlar hiçbir zaman mahzunda olmazlar bunun önemi nedir yardım edin ödevim var ama bulamadım bu suresi lütfen


  2. 16.Kasım.2011, 21:30
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    mallarını gece ve gündüz ,gizlice ve açıkça infak edenler yokmu,işte onların rableri katında ecir ve mükâ^fatları vardır.ve onlara herhangi bir korku yoktur,onlar hiçbir zaman mahzunda olmazlar bunun önemi nedir yardım edin ödevim var ama bulamadım bu suresi lütfen


    Benzer Konular

    - Bakara Sûresi 184. Ayetinin Tefsiri (Oruç hakkında)

    - Oruç ile ilgli Bakara sÛresi 184. Ayetinin tefsiri (ve ilgili hadisler)

    - Hac belli aylardadır (Bakara, 2/197) ayetinin tefsiri

    - Bakara suresi 244. ayet: Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir.

    - Yüce Allah yolunda korkmanın sevabı

  3. 16.Kasım.2011, 22:40
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: el-Bakara 2/261 Ayetinin Tefsiri




    Allah Yolunda İnfakın Sevabı Ve Adabı


    261- Allah yolunda mallarını infak edenlerin hali yedi başak bitiren ve her başağında yüz tane bulunan tek bir tohum gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah Vâsi'dir, Alîm'dir.

    262- Allah yolunda mallarını infak edip de sonra harcadıklarının arkasından başa kakmayan ve bir eziyet katma-yanların Rabları yanında mükâfatları vardır. Onlar için hiç bir korku yoktur ve onlar üzülmezler de.

    263- Maruf bir söz ve bağışlama, arka-sından eziyet gelen bir sadakadan ha-yırlıdır. Allah Gani'dir, Halîm'dir.

    264- Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet etmekle boşa çı-karmayın. Malını insanlara gösteriş ol-sun diye infak eden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan bir kimse gibi (ol-mayın). Onun hali, üzerindeki azıcık toprağı sağnak halinde yağan bir yağ-murla sıyrılıp da dümdüz bir taş kesi-len kaypak bir kayaya benzer. Onlar kazandıkları hiç bir şeyi de ele geçire-mezler. Allah kâfirler topluluğuna hi-dayet vermez.



    Belagat:


    "Bir tohum gibidir." Teşbih edatı zikredilip benzeme yönü hazfedildiğinden dolayı mürsel bir benzetme vardır. Yüce Allah yolunda infak edilen sadakayı yere atılan, Allah'ın bereketlendirdiği ve böylelikle yedi yüz tane oluveren bir tohuma benzetmektedir.

    "Yedi başak bitiren..." buyruğunda aklî bir mecaz vardır. Çünkü bitirme ta-neye isnat edilmiştir. Halbuki asıl onu bitiren Yüce Allah'tır.

    "Başa kakmayan ve bir eziyet katmayanların..." Burada özel tutumdan sonra genel bir ifade kullanılması kapsamlılığı anlatsın diyedir. Çünkü eziyet, başa kakmaktan daha geneldir.

    "Üzerinde azıcık toprağı bulunan... bir taş..." Burada temsilî bir benzetme vardır. Çünkü benzeme yönü bir çok unsurdan yapılmıştır. [54]



    Kelime ve İbareler:


    "Allah yolunda", Allah'ın rızasına götüren şeyler uğrunda, "mallarını infak edenlerin hali" Allah yolunda infak edenlerin niteliği. "Allah Vâsî'dir." Lütfü ge-niştir, "Alîm'dir." Kat kat sevap almayı kimin hak ettiğini çok iyi bilendir.

    Başa kakmak: İyilik yapanın infak ettiği kimseye bu ihsanını hatırlatma-sı, ona lütufta bulunduğunu açığa çıkararak, "Ben ona iyilik yaptım, durumu-nu düzelttim" demesidir. Eziyet, infak sebebiyle haddi aşmak ve öğünmektir. İnfak edenin, infak edilenin haberdar olmasını istemediği yahut razı olmayaca-ğı kimselere bunu zikretmesidir.

    "mükâfatları" infaklannın sevabı "vardır., ve onlar" ahirette "üzülmezler de."

    "Maruf bir söz" güzel bir3sftz ve dilenene güzel bir karşılık vermek "ve bir bağışlama" masiyette ısrarlarını ve diğer hallerini affetme "arkasından eziyet gelen bir sadakadan hayırlıdır." Daha çok faydalıdır. "Allah Ganî'dir", kulları-nın sadakasına muhtaç değildir. "Halîm'dir," başa kakan ve eziyet verenin ce-zasını ertelemektedir.

    "Sadakalarınızı... boşa çıkarmayın." İnsanlara karşı gösteriş olsun diye in-fak edenin yaptığı gibi siz de sadakalarınızın ecirlerini boşa çıkarmayın. "Malını insanlara gösteriş olsun diye" yani kendisini görüp ondan övgü ile söz etmeleri için yahut hayrı övülsün diye "infak eden ...dümdüz taş kesilen kaypak bir kayaya benzer." Üzerinde toprak kalmamış sert bir kayaya benzer.

    "Kazandıkları hiç bir şeyi de ele geçiremezler." buyruğu insanlara karşı göste-riş olsun diye infak eden münafığın misalini vermek üzere yeni bir söz başlangıcı-dır. Yani onlar işlediklerinden hiçbir şeye sahip olamazlar. Bunun da anlamı, bu yaptıklarının ahirette sevabım bulamayacaklarıdır. Tıpkı yağmur alıp götürdü-ğünden dolayı, dümdüz kaya üzerinde herhangi bir toprağın kalmaması gibi. [55]



    Nüzul Sebebi


    el-Kelbî şöyle der: 261. ayet Osman b. Affan ve Abdurrahman b. Avf hakkında nazil olmuştur. Abdurrahman b. Avf Resulullah (s.a.)'a sadaka olarak dört bin dir-hem getirip verdi ve dedi ki: Sekiz bin dirhemim vardı. Kendim ve ailem için dört bin dirhem alıkoydum ve dört bin dirhemi de Rabbime borç veriyorum. Resulullah (s.a.) ona, "Alıkoyduğuna da verdiğine de Allah bereket ihsan etsin" dedi.

    Hz. Osman ise şöyle demişti: Tebûk gazvesinde teçhizatı bulunmayanı teç-hizatlandırmayı üzerime alıyorum. Daha sonra çullan ve semerleri ile bin deve vererek Müslümanları teçhizatlandırdı. Kendisinin olan Rûme kuyusunu Müs-lümanlara tasadduk etti. [56] İşte bu ayet-i kerime ikisi hakkında nazil oldu.

    Ebu Said el-Hudrî dedi ki: Resulullah (s.a.)'ı ellerini kaldırıp Osman'a, "Rabbim gerçekten ben Osman b. Affan'dan razı oldum, sen de ondan razı ol" diye dua ettiğini gördüm. Tan yeri ağanncaya kadar ellerini bu şekilde açıp durdu. Yüce Allah da, "Allah yolunda mallarını infak edenlerin hali..." ayetini indirdi. [57]



    Ayetler Arası İlişki


    Bundan önceki ayetler öldükten sonra dirilmeyi, insanların hesapsız bir şekilde ecirlerini alacakları bir diyar için diriltileceklerini ortaya koydu. Bura-da da Allah yolunda infakın fazileti söz konusu edilmektedir. Allah'ın rızasına ulaştıran yollar pek çoktur. İlmi yaymaya, cahilliği ortadan kaldırmaya, fakir-lik ve hastalığı sona erdirmeye çalışmak gibi. Yolların en büyüğü ise Allah'ın sözü (yani İslâm dini) en yüksek olsun diye cihad etmektir. Öldükten sonra di-riliş hususundaki bu açık belgeden sonra her kim cihad ederse, o cihadın karşı-lığında çok büyük bir sevap alacaktır.

    Kur'an-ı Kerim pek çok yerde infakı teşvik etmektedir. Çünkü infak baş-kalarını ihtiyaçtan kurtarmanın, toplumun refahmı gerçekleştirmenin aracıdır. Ümmetin şeref ve haysiyetini korumak için, ümmete saldıranların saldırganlı-ğını önlemek için kullanılacak tek araçtır. Malını vermekte cimrilikle davranan her bir toplum mutlaka zelil olur, köleleştirilir, diğer toplumlar ona vahşi bir iştahla saldırır. es-Süddî Müs/ıed'inde İbni Ömer'den şöyle dediğini rivayet et-mektedir: Bu ayet nazil olunca Resulullah (s.a.), "Rabbim, ümmetime daha fazlasını ver" diye buyurdu. Bunun üzerine, "Allah'a güzel bir ödünç verecek olan kimdir? O verdiğini ona kat kat arttırır." (Bakara, 2/245) ayeti nazil oldu. Resulullah (s.a.) yine "Rabbim, ümmetime daha da artır" diye buyuranca bu sefer, "Sabredenlere ecirleri muhakkak hesapsız verilir." (Zümer, 39/10) buyru-ğu nazil oldu. [58]



    Açıklaması


    Bu Yüce Allah'ın, yolunda ve kendi rızasını arayarak infakta bulunanların sevabının kat kat olacağına ve iyiliğin (hasenenin) on katından yedi yüz katına kadar mükâfat göreceğine dair verdiği bir misaldir. Yüce Allah bu buyruklarda Allah'a itaat uğrunda, O'nun rızasını aramak ve güzel sevabını ummak kasdıy-la ilmi yaymak, cihad, silah tedariki, İslâm vatanını ve ailesini korumak gibi yollarda mallarını infak edenlerin bu infaklannın niteliğini açıklamaktadır. Bu tür infaklar verimli bir araziye ekilip de her birisinde yüz tane bulunan yedi başak bitiren bir tohuma benzer. Ziraat uzmanlarınca tespit edildiğine göre meselâ bir buğday, pirinç veya darı tanesi tek bir başak değil, bir kaç başak bi-tirir. Bazen bu kırk, elli altı veya yetmişe kadar çıkabilir. Bazen tek bir başak yüzden fazla tane taşıyabilir. Fiilen yüz yedi tane taşıyan başaklar dahi tespit edilmiştir. Bu infak edenin sevabının kat kat artırılacağına dair bir ifadedir.

    "Allah dilediğine kat kat verir." Yani amelindeki ihlâsına göre bundan da-ha fazlasını da verebilir. Allah'ın lütfunun sınırı yoktur. O'nun bağışının sınırı olmaz. Lütfü mahlûkatından çoktur, geniştir, boldur. Bu şekilde kat kat ecir al-maya kimin lâyık olduğunu, kimin olmadığını çok iyi bilir.

    Bu misal, doğrudan yedi yüz katı söz konusu etmekten ruhla* ı daha bir et-kileyicidir. Çünkü sınırlandırma ve sayı verme yine de bir eksikliği ifade eder. Herhangi bir sınır koymamak ise çoğalma, bereketlenme ve artma ihtimaline işaret eder. Ayrıca Yüce Allah'ın salih amelleri sahipleri lehine artırıp çoğalta-cağına işaret vardır. Tıpkı verimli bir araziye tohum atan kimsenin ekinini ar-tırıp çoğaltması gibi. Sünnet-i seniyyede bir hasenenin yedi yüz katına kadar artırılacağına dair hadisler varit olmuştur.

    İbni Mace, Ali ve Ebu'd-Derdâ'dan İbni Ebî Hatim de İmrân b. Hu-sayn'dan Resulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedirler: "Kim Allah yolunda (cihad için) bir nafaka gönderir ve kendisi evinde kalırsa onun için kıyamet gününde her bir dirhem karşılığında yedi yüz dirhem vardır. Her kim Allah yolunda bizzat gaza ederek bu uğurda da infakta bulunursa, onun için her bir dirhem karşılığında yedi yüz dirhem vardır." Daha sonra şu, "Allah dilediğine kat kat verir" ayetini okudu.

    İmam Ahmed de Ebu Ubeyde'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah (s.a.)'ı şöyle buyururken dinledim: "Allah yolunda bir infakta bulu-nanın infakı yedi yüz katı ile, kendisi ve ailesine infakta bulunur yahut bir has-tayı ziyaret eder veya rahatsız edici bir şeyi ortadan kaldırırsa iyilik on misli ile karşılık görür. Oruç ise onu bozmadıkça bir kalkandır. Yüce Allah her kime ce-sedinde bir belâ vererek sınarsa, bu da onun günahlarının affına bir sebeptir." Bu hadisin bir bölümünü Nesaî "Oruç" bölümünde rivayet etmektedir.

    Ahirette bu sevabı hak etmek için infakın şart ve adabının bir kısmı şun-lardır: Fakire infak ettikleri yahut verdikleri şeyler ardından, onu verdiğine karşılık hesaba çekmemesi, ona lütufta bulunduğunu izhar etmek suretiyle ba-şa kakmaması, ardından ona haksızlık etmek yahut yaptığı işin karşılığını is-temek gibi herhangi bir eziyet ve bir zarar vermemesi gerekir. Yaptıkları iyilik-lerini başa kakmayan ve onlara eziyet vermeyen kimseler için miktarı değer-lendirilemeyecek kadar çok değerli ecir vardır. İnsanların korkacakları vakitte onlar için korku yoktur. Allah yolunda hiç bir şey infak etmeyen cimri insanlar üzülüp bundan dolayı da pişman olacakları vakitte bunlar üzülmezler. Yüce Al-lah şöyle buyurmaktadır: "Herhangi birinize ölüm gelip de, "Rabbim beni yakın bir zamana kadar geciktirseydin de sadaka verseydim ve salihlerden olsaydım" diyeceği gün gelmeden önce bizim size verdiğimiz rızıktan infak edin." (Münâfi-kûn, 63/10).

    Dilenciye güzel söz söylemek, güzel bir şekilde onu geri çevirmek ve sada-ka vermemek, dilencinin ısrar ederek alacağından ve ardından eziyet ve zara-rın geleceği bir sadakadan dilenci için de, kendisinden dilenilen kimse için de daha hayırlıdır. Çünkü sadaka zayıfın elinden tutmak, zenginlere karşı duyu-lan kıskançlık ve kini hafifletmek, zenginin malını, hırsızlık, talan ve yok ol-maya karşı korumak için meşru kılınmıştır. Başa kakmak ve eziyet ise sadaka-yı, kendisi sebebiyle meşru kılınan bu üstün gayenin dışına çıkartır. Esasen Al-lah kullarının sadakasına muhtaç olmayan Ganî'dir. Herkesi rızıklandırabilir. Kötülük işleyene -sadakasını başa kakan yahut eziyet veren kimse gibilerine-çabucak ceza vermeyen Halîm'dir. Fakat cimri nefsine karşı mücahade edip onu Allah yolunda cömertçe infâka, gönül hoşluğu ile ilâhî mükellefiyetleri ye-rine getirmeye zorlayan kimseleri tanımakla ilgili sonsuz ilâhî hikmet dolayı-sıyla sadaka meşru kılınmıştır. Yüce Allah sadakayı dostluğun kazanılması, sevginin elde edilmesi, karşılıklı herkesin birbirine bağlanıp birbiriyle dayanış-ması, birbirine sevgi beslemesi için meşru kılmıştır.

    İnsanların ruhlarındaki başa kakma ve eziyet etme tabiatını kökten sök-mek için şanı yüce Allah, büyük sevaba hak kazananların niteliklerine dair verdiği haberleri daha bir pekiştirmektedir. Bu ise verdikleri sadakaların ar-dından onları başa kakmayan ve eziyette bulunmayan kimselerin davranışıdır. Eziyet ecri ve sevabı yok eden, sadakanın şaibelerindendir. Allah ilâhî emre bağlanmayı gerektiren iman niteliğini zikrederek, müminlere hitabı pekiştire-rek başa kakmayı ve eziyet vermeyi onlara yasakladı ve haram kıldı. Çünkü sadakanın diğer şaibelerden arındırılarak yalnızca Allah için halisane verilme-si, Allah tarafından daha bir kabul edilmesini ve sevabına hak kazanılmasını sağlar.

    Çünkü sadakasının ardından başa kakan veya eziyet veren kimsenin du-rumu, Allah'ın rızası ve İslâm ümmetinin yücelmesi için değil, insanlar kendi-sini övsün, ondan cömert ve eli açık diye söz edilsin ve buna benzer fani dünya maksatlarından herhangi birisi için, riyakârlık ve desinler diye malını infak edenin haline benzer. Böyle bir riyakâr ise gerçekte sahih bir şekilde Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse değildir ki, herhangi bir sevap umsun veya herhangi bir cezadan korksun. İşte dilenciye eziyet verip yaptığını başa kakan kimsenin hali de bunun gibidir.

    Riyakârlık yapan ve başa kakıp eziyet veren kimsenin durumu, dümdüz bir taş üzerindeki toprağa benzer. Buna şiddetli bir yağmur isabet edince top-rak çekilir ve taş çıplak kalıverir. Yani böyle birisinin amelinin herhangi bir meyvesi, bir kalıcılığı yoktur. Aksine karşılaşılan olaylar sebebiyle eriyip gider, darmadağın olur ve geriye amelinin herhangi bir etkisi olmaksızın bomboş ka-lıverir. Dünyada olsun, ahirette olsun yaptıklarından hiç bir fayda sağlayamaz. Dünyada fayda sağlayamaz, çünkü başa kakan, insanlar tarafından sevilmez. Riyakâr bir kimse herkes tarafından dışlanır, yerilir. Ahirette ise şüphesiz Al-lah ancak kendisi için ihlâsla ve kendi rızası aranarak yapılan amelleri kabul eder. Riya ve onunla aynı durumda olan başa kakma ve eziyet ise ihlâsa aykırı-dır ve bu bir çeşit Allah'a şirk koşmaktır. Çünkü riyakârlık gizli şirktir. Böyle yapan kimse bu ameli Allah'tan başkasını gözeterek yapar.

    Allah kâfirler topluluğuna küfürleri üzere kaldıkları sürece, kendileri için hayırlı olana ve doğruya iletmez. Yahut da onlar küfür üzere kaldıkları sürece onlara hidayet vermez.[59] Sahibini ihlâsa, hayra ve Allah'ın rızasına, Yüce Al-lah'ın iman ehlini edeplendirdiği infak edebiyle edeplenmeye ileten imandır. İş-te bu, riyakârlığın, başa kakmanın müminlerin değil, kâfirlerin niteliklerinden olduğuna işarettir. [60]


  4. 16.Kasım.2011, 22:40
    2
    Üye



    Allah Yolunda İnfakın Sevabı Ve Adabı


    261- Allah yolunda mallarını infak edenlerin hali yedi başak bitiren ve her başağında yüz tane bulunan tek bir tohum gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah Vâsi'dir, Alîm'dir.

    262- Allah yolunda mallarını infak edip de sonra harcadıklarının arkasından başa kakmayan ve bir eziyet katma-yanların Rabları yanında mükâfatları vardır. Onlar için hiç bir korku yoktur ve onlar üzülmezler de.

    263- Maruf bir söz ve bağışlama, arka-sından eziyet gelen bir sadakadan ha-yırlıdır. Allah Gani'dir, Halîm'dir.

    264- Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet etmekle boşa çı-karmayın. Malını insanlara gösteriş ol-sun diye infak eden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan bir kimse gibi (ol-mayın). Onun hali, üzerindeki azıcık toprağı sağnak halinde yağan bir yağ-murla sıyrılıp da dümdüz bir taş kesi-len kaypak bir kayaya benzer. Onlar kazandıkları hiç bir şeyi de ele geçire-mezler. Allah kâfirler topluluğuna hi-dayet vermez.



    Belagat:


    "Bir tohum gibidir." Teşbih edatı zikredilip benzeme yönü hazfedildiğinden dolayı mürsel bir benzetme vardır. Yüce Allah yolunda infak edilen sadakayı yere atılan, Allah'ın bereketlendirdiği ve böylelikle yedi yüz tane oluveren bir tohuma benzetmektedir.

    "Yedi başak bitiren..." buyruğunda aklî bir mecaz vardır. Çünkü bitirme ta-neye isnat edilmiştir. Halbuki asıl onu bitiren Yüce Allah'tır.

    "Başa kakmayan ve bir eziyet katmayanların..." Burada özel tutumdan sonra genel bir ifade kullanılması kapsamlılığı anlatsın diyedir. Çünkü eziyet, başa kakmaktan daha geneldir.

    "Üzerinde azıcık toprağı bulunan... bir taş..." Burada temsilî bir benzetme vardır. Çünkü benzeme yönü bir çok unsurdan yapılmıştır. [54]



    Kelime ve İbareler:


    "Allah yolunda", Allah'ın rızasına götüren şeyler uğrunda, "mallarını infak edenlerin hali" Allah yolunda infak edenlerin niteliği. "Allah Vâsî'dir." Lütfü ge-niştir, "Alîm'dir." Kat kat sevap almayı kimin hak ettiğini çok iyi bilendir.

    Başa kakmak: İyilik yapanın infak ettiği kimseye bu ihsanını hatırlatma-sı, ona lütufta bulunduğunu açığa çıkararak, "Ben ona iyilik yaptım, durumu-nu düzelttim" demesidir. Eziyet, infak sebebiyle haddi aşmak ve öğünmektir. İnfak edenin, infak edilenin haberdar olmasını istemediği yahut razı olmayaca-ğı kimselere bunu zikretmesidir.

    "mükâfatları" infaklannın sevabı "vardır., ve onlar" ahirette "üzülmezler de."

    "Maruf bir söz" güzel bir3sftz ve dilenene güzel bir karşılık vermek "ve bir bağışlama" masiyette ısrarlarını ve diğer hallerini affetme "arkasından eziyet gelen bir sadakadan hayırlıdır." Daha çok faydalıdır. "Allah Ganî'dir", kulları-nın sadakasına muhtaç değildir. "Halîm'dir," başa kakan ve eziyet verenin ce-zasını ertelemektedir.

    "Sadakalarınızı... boşa çıkarmayın." İnsanlara karşı gösteriş olsun diye in-fak edenin yaptığı gibi siz de sadakalarınızın ecirlerini boşa çıkarmayın. "Malını insanlara gösteriş olsun diye" yani kendisini görüp ondan övgü ile söz etmeleri için yahut hayrı övülsün diye "infak eden ...dümdüz taş kesilen kaypak bir kayaya benzer." Üzerinde toprak kalmamış sert bir kayaya benzer.

    "Kazandıkları hiç bir şeyi de ele geçiremezler." buyruğu insanlara karşı göste-riş olsun diye infak eden münafığın misalini vermek üzere yeni bir söz başlangıcı-dır. Yani onlar işlediklerinden hiçbir şeye sahip olamazlar. Bunun da anlamı, bu yaptıklarının ahirette sevabım bulamayacaklarıdır. Tıpkı yağmur alıp götürdü-ğünden dolayı, dümdüz kaya üzerinde herhangi bir toprağın kalmaması gibi. [55]



    Nüzul Sebebi


    el-Kelbî şöyle der: 261. ayet Osman b. Affan ve Abdurrahman b. Avf hakkında nazil olmuştur. Abdurrahman b. Avf Resulullah (s.a.)'a sadaka olarak dört bin dir-hem getirip verdi ve dedi ki: Sekiz bin dirhemim vardı. Kendim ve ailem için dört bin dirhem alıkoydum ve dört bin dirhemi de Rabbime borç veriyorum. Resulullah (s.a.) ona, "Alıkoyduğuna da verdiğine de Allah bereket ihsan etsin" dedi.

    Hz. Osman ise şöyle demişti: Tebûk gazvesinde teçhizatı bulunmayanı teç-hizatlandırmayı üzerime alıyorum. Daha sonra çullan ve semerleri ile bin deve vererek Müslümanları teçhizatlandırdı. Kendisinin olan Rûme kuyusunu Müs-lümanlara tasadduk etti. [56] İşte bu ayet-i kerime ikisi hakkında nazil oldu.

    Ebu Said el-Hudrî dedi ki: Resulullah (s.a.)'ı ellerini kaldırıp Osman'a, "Rabbim gerçekten ben Osman b. Affan'dan razı oldum, sen de ondan razı ol" diye dua ettiğini gördüm. Tan yeri ağanncaya kadar ellerini bu şekilde açıp durdu. Yüce Allah da, "Allah yolunda mallarını infak edenlerin hali..." ayetini indirdi. [57]



    Ayetler Arası İlişki


    Bundan önceki ayetler öldükten sonra dirilmeyi, insanların hesapsız bir şekilde ecirlerini alacakları bir diyar için diriltileceklerini ortaya koydu. Bura-da da Allah yolunda infakın fazileti söz konusu edilmektedir. Allah'ın rızasına ulaştıran yollar pek çoktur. İlmi yaymaya, cahilliği ortadan kaldırmaya, fakir-lik ve hastalığı sona erdirmeye çalışmak gibi. Yolların en büyüğü ise Allah'ın sözü (yani İslâm dini) en yüksek olsun diye cihad etmektir. Öldükten sonra di-riliş hususundaki bu açık belgeden sonra her kim cihad ederse, o cihadın karşı-lığında çok büyük bir sevap alacaktır.

    Kur'an-ı Kerim pek çok yerde infakı teşvik etmektedir. Çünkü infak baş-kalarını ihtiyaçtan kurtarmanın, toplumun refahmı gerçekleştirmenin aracıdır. Ümmetin şeref ve haysiyetini korumak için, ümmete saldıranların saldırganlı-ğını önlemek için kullanılacak tek araçtır. Malını vermekte cimrilikle davranan her bir toplum mutlaka zelil olur, köleleştirilir, diğer toplumlar ona vahşi bir iştahla saldırır. es-Süddî Müs/ıed'inde İbni Ömer'den şöyle dediğini rivayet et-mektedir: Bu ayet nazil olunca Resulullah (s.a.), "Rabbim, ümmetime daha fazlasını ver" diye buyurdu. Bunun üzerine, "Allah'a güzel bir ödünç verecek olan kimdir? O verdiğini ona kat kat arttırır." (Bakara, 2/245) ayeti nazil oldu. Resulullah (s.a.) yine "Rabbim, ümmetime daha da artır" diye buyuranca bu sefer, "Sabredenlere ecirleri muhakkak hesapsız verilir." (Zümer, 39/10) buyru-ğu nazil oldu. [58]



    Açıklaması


    Bu Yüce Allah'ın, yolunda ve kendi rızasını arayarak infakta bulunanların sevabının kat kat olacağına ve iyiliğin (hasenenin) on katından yedi yüz katına kadar mükâfat göreceğine dair verdiği bir misaldir. Yüce Allah bu buyruklarda Allah'a itaat uğrunda, O'nun rızasını aramak ve güzel sevabını ummak kasdıy-la ilmi yaymak, cihad, silah tedariki, İslâm vatanını ve ailesini korumak gibi yollarda mallarını infak edenlerin bu infaklannın niteliğini açıklamaktadır. Bu tür infaklar verimli bir araziye ekilip de her birisinde yüz tane bulunan yedi başak bitiren bir tohuma benzer. Ziraat uzmanlarınca tespit edildiğine göre meselâ bir buğday, pirinç veya darı tanesi tek bir başak değil, bir kaç başak bi-tirir. Bazen bu kırk, elli altı veya yetmişe kadar çıkabilir. Bazen tek bir başak yüzden fazla tane taşıyabilir. Fiilen yüz yedi tane taşıyan başaklar dahi tespit edilmiştir. Bu infak edenin sevabının kat kat artırılacağına dair bir ifadedir.

    "Allah dilediğine kat kat verir." Yani amelindeki ihlâsına göre bundan da-ha fazlasını da verebilir. Allah'ın lütfunun sınırı yoktur. O'nun bağışının sınırı olmaz. Lütfü mahlûkatından çoktur, geniştir, boldur. Bu şekilde kat kat ecir al-maya kimin lâyık olduğunu, kimin olmadığını çok iyi bilir.

    Bu misal, doğrudan yedi yüz katı söz konusu etmekten ruhla* ı daha bir et-kileyicidir. Çünkü sınırlandırma ve sayı verme yine de bir eksikliği ifade eder. Herhangi bir sınır koymamak ise çoğalma, bereketlenme ve artma ihtimaline işaret eder. Ayrıca Yüce Allah'ın salih amelleri sahipleri lehine artırıp çoğalta-cağına işaret vardır. Tıpkı verimli bir araziye tohum atan kimsenin ekinini ar-tırıp çoğaltması gibi. Sünnet-i seniyyede bir hasenenin yedi yüz katına kadar artırılacağına dair hadisler varit olmuştur.

    İbni Mace, Ali ve Ebu'd-Derdâ'dan İbni Ebî Hatim de İmrân b. Hu-sayn'dan Resulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedirler: "Kim Allah yolunda (cihad için) bir nafaka gönderir ve kendisi evinde kalırsa onun için kıyamet gününde her bir dirhem karşılığında yedi yüz dirhem vardır. Her kim Allah yolunda bizzat gaza ederek bu uğurda da infakta bulunursa, onun için her bir dirhem karşılığında yedi yüz dirhem vardır." Daha sonra şu, "Allah dilediğine kat kat verir" ayetini okudu.

    İmam Ahmed de Ebu Ubeyde'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah (s.a.)'ı şöyle buyururken dinledim: "Allah yolunda bir infakta bulu-nanın infakı yedi yüz katı ile, kendisi ve ailesine infakta bulunur yahut bir has-tayı ziyaret eder veya rahatsız edici bir şeyi ortadan kaldırırsa iyilik on misli ile karşılık görür. Oruç ise onu bozmadıkça bir kalkandır. Yüce Allah her kime ce-sedinde bir belâ vererek sınarsa, bu da onun günahlarının affına bir sebeptir." Bu hadisin bir bölümünü Nesaî "Oruç" bölümünde rivayet etmektedir.

    Ahirette bu sevabı hak etmek için infakın şart ve adabının bir kısmı şun-lardır: Fakire infak ettikleri yahut verdikleri şeyler ardından, onu verdiğine karşılık hesaba çekmemesi, ona lütufta bulunduğunu izhar etmek suretiyle ba-şa kakmaması, ardından ona haksızlık etmek yahut yaptığı işin karşılığını is-temek gibi herhangi bir eziyet ve bir zarar vermemesi gerekir. Yaptıkları iyilik-lerini başa kakmayan ve onlara eziyet vermeyen kimseler için miktarı değer-lendirilemeyecek kadar çok değerli ecir vardır. İnsanların korkacakları vakitte onlar için korku yoktur. Allah yolunda hiç bir şey infak etmeyen cimri insanlar üzülüp bundan dolayı da pişman olacakları vakitte bunlar üzülmezler. Yüce Al-lah şöyle buyurmaktadır: "Herhangi birinize ölüm gelip de, "Rabbim beni yakın bir zamana kadar geciktirseydin de sadaka verseydim ve salihlerden olsaydım" diyeceği gün gelmeden önce bizim size verdiğimiz rızıktan infak edin." (Münâfi-kûn, 63/10).

    Dilenciye güzel söz söylemek, güzel bir şekilde onu geri çevirmek ve sada-ka vermemek, dilencinin ısrar ederek alacağından ve ardından eziyet ve zara-rın geleceği bir sadakadan dilenci için de, kendisinden dilenilen kimse için de daha hayırlıdır. Çünkü sadaka zayıfın elinden tutmak, zenginlere karşı duyu-lan kıskançlık ve kini hafifletmek, zenginin malını, hırsızlık, talan ve yok ol-maya karşı korumak için meşru kılınmıştır. Başa kakmak ve eziyet ise sadaka-yı, kendisi sebebiyle meşru kılınan bu üstün gayenin dışına çıkartır. Esasen Al-lah kullarının sadakasına muhtaç olmayan Ganî'dir. Herkesi rızıklandırabilir. Kötülük işleyene -sadakasını başa kakan yahut eziyet veren kimse gibilerine-çabucak ceza vermeyen Halîm'dir. Fakat cimri nefsine karşı mücahade edip onu Allah yolunda cömertçe infâka, gönül hoşluğu ile ilâhî mükellefiyetleri ye-rine getirmeye zorlayan kimseleri tanımakla ilgili sonsuz ilâhî hikmet dolayı-sıyla sadaka meşru kılınmıştır. Yüce Allah sadakayı dostluğun kazanılması, sevginin elde edilmesi, karşılıklı herkesin birbirine bağlanıp birbiriyle dayanış-ması, birbirine sevgi beslemesi için meşru kılmıştır.

    İnsanların ruhlarındaki başa kakma ve eziyet etme tabiatını kökten sök-mek için şanı yüce Allah, büyük sevaba hak kazananların niteliklerine dair verdiği haberleri daha bir pekiştirmektedir. Bu ise verdikleri sadakaların ar-dından onları başa kakmayan ve eziyette bulunmayan kimselerin davranışıdır. Eziyet ecri ve sevabı yok eden, sadakanın şaibelerindendir. Allah ilâhî emre bağlanmayı gerektiren iman niteliğini zikrederek, müminlere hitabı pekiştire-rek başa kakmayı ve eziyet vermeyi onlara yasakladı ve haram kıldı. Çünkü sadakanın diğer şaibelerden arındırılarak yalnızca Allah için halisane verilme-si, Allah tarafından daha bir kabul edilmesini ve sevabına hak kazanılmasını sağlar.

    Çünkü sadakasının ardından başa kakan veya eziyet veren kimsenin du-rumu, Allah'ın rızası ve İslâm ümmetinin yücelmesi için değil, insanlar kendi-sini övsün, ondan cömert ve eli açık diye söz edilsin ve buna benzer fani dünya maksatlarından herhangi birisi için, riyakârlık ve desinler diye malını infak edenin haline benzer. Böyle bir riyakâr ise gerçekte sahih bir şekilde Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse değildir ki, herhangi bir sevap umsun veya herhangi bir cezadan korksun. İşte dilenciye eziyet verip yaptığını başa kakan kimsenin hali de bunun gibidir.

    Riyakârlık yapan ve başa kakıp eziyet veren kimsenin durumu, dümdüz bir taş üzerindeki toprağa benzer. Buna şiddetli bir yağmur isabet edince top-rak çekilir ve taş çıplak kalıverir. Yani böyle birisinin amelinin herhangi bir meyvesi, bir kalıcılığı yoktur. Aksine karşılaşılan olaylar sebebiyle eriyip gider, darmadağın olur ve geriye amelinin herhangi bir etkisi olmaksızın bomboş ka-lıverir. Dünyada olsun, ahirette olsun yaptıklarından hiç bir fayda sağlayamaz. Dünyada fayda sağlayamaz, çünkü başa kakan, insanlar tarafından sevilmez. Riyakâr bir kimse herkes tarafından dışlanır, yerilir. Ahirette ise şüphesiz Al-lah ancak kendisi için ihlâsla ve kendi rızası aranarak yapılan amelleri kabul eder. Riya ve onunla aynı durumda olan başa kakma ve eziyet ise ihlâsa aykırı-dır ve bu bir çeşit Allah'a şirk koşmaktır. Çünkü riyakârlık gizli şirktir. Böyle yapan kimse bu ameli Allah'tan başkasını gözeterek yapar.

    Allah kâfirler topluluğuna küfürleri üzere kaldıkları sürece, kendileri için hayırlı olana ve doğruya iletmez. Yahut da onlar küfür üzere kaldıkları sürece onlara hidayet vermez.[59] Sahibini ihlâsa, hayra ve Allah'ın rızasına, Yüce Al-lah'ın iman ehlini edeplendirdiği infak edebiyle edeplenmeye ileten imandır. İş-te bu, riyakârlığın, başa kakmanın müminlerin değil, kâfirlerin niteliklerinden olduğuna işarettir. [60]


  5. 16.Kasım.2011, 22:41
    3
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: el-Bakara 2/261 Ayetinin Tefsiri

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    1- Ayet-i kerime Allah yolunda infakın şerefine dair misali, Allah yolunda infaka teşvik ve harekete getirmeyi ihtiva etmektedir. Bu ya hazfedilmiş bir muzafın takdiri ile gerçekleşmiştir; bunun da takdiri şudur: Allah yolunda mallarını infak eden kimselerin infak ettiklerinin misali... bir tohuma benzer. Veya bir başka yolla gerçekleşmektedir: Mallarını infak eden kimselerin misali yeryüzüne bir tohum eken çiftçinin misaline benzer. Onun ektiği bu tohum yedi tane başak bitirir... Bu takdirde de sadaka veren kimse çiftçiye, sadakanın kendisi tohuma benzetilmiştir. Allah, ona verdiği her bir sadaka karşılığında yedi yüz hasene verir.

    2- Burada sözü geçen infak, hem mendup (nafile tasadduk) infakı hem de farz infakı kapsar. Çünkü Allah'ın yollan pek çoktur. Bu ayet-i kerimenin ze-kâtı emreden ayetten önce nazil olup sonra zekât ayeti ile neshedildiğini söyle-meye gerek yoktur. Çünkü Allah yolunda infak, her zaman teşvik edilmiş (mendup) bir ameldir.

    3- Kur'an-ı Kerim bütün iyi ameller için bir hasenenin on katı ile mükâfat göreceğini ifade etmektedir. Bu ayet-i kerime ise cihad uğrunda yapılan infakın mükâfatının yedi yüz katı ile verilmesini gerektirmektedir. Diğer taraftan Yü-ce Allah'ın, "Allah dilediğine kat kat verir." buyruğu ise Yüce Allah'ın dilediği kimselere yedi yüz katından fazlasını vereceğini göstermektedir. Buna delil de ayetler arası ilişkiden daha önce geçen İbni Ömer'in rivayet ettiği hadis-i şerif-tir.

    4- Bu ayet-i kerimede çiftçiliğin, mesleklerin ve kazanç yollarının en üs-tünlerinden birisi olduğuna delil vardır. Bundan dolayı Yüce Allah bu mesleğe dair bir örnek vermiş ve "Allah yolunda mallarını infak edenlerin hali..." diye buyurmuştur. Müslim'in Sahih'inde Resulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğu kay-dedilmektedir: "Bir Müslüman herhangi bir ağaç diker yahut bir ekin eker de ondan bir kuş, bir insan veya bir hayvan yerse mutlaka bu, o kimse için bir sa-daka olur." Tirmizî de Hz. Aişe'den şöyle dediğini nakletmektedir: Rasululah (s.a.) buyurdu ki: "Siz rızkı arzın gizliliklerinde arayınız." Bundan kastı ise zi-raattir. Ziraat farz-ı kifaye amellerdendir. İmamın (İslâm devlet başkanının) insanları ziraatle uğraşmaya mecbur etmesi icap eder. Ağaç dikmek de bu hü-kümdedir.

    5- Başa kakmaksızın ve eziyet etmeksizin Allah yolunda infak etmek, Allah'ın nzasını kazanmaya sebeptir. Tıpkı Allah'ın ve Rasulünün, Tebûk ordu-sunun teçhizatını karşılayan ve ayrıca bin dinar getirip Resulullah (s.a.)'ın önüne koyan Hz. Osman'dan razı olmaları gibi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Bu günden sonra yapacağı, Affan oğluna (Osman'a) zarar vermez. Allah'ım, sen Osman'ın bu gününü unutma (karşılıksız bırak-ma)!"

    Bu ilâhî rıza ve bu büyük sevap, infakının akabinde herhangi bir minnet ve eziyette bulunmayan kimseleredir. Çünkü başa kakmak ve eziyet etmek, sa-dakanın sevabını iptal eder. Yüce Allah'ın şu buyruğunda haber verdiği gibi: "Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet etmekle boşa çıkarma-yın..." Kişiye düşen, yaptığı infak ameliyle Allah'ın rızasını dilemesi, ondan se-vap beklemesi, infak ettiği kimseden bir şey ummamasıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Biz size ancak Allah'ın rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne bir teşekkür isteriz." (İnsan, 76/9). Verdikleriyle mükâfat, teşekkür ve övgüyü bekleyen kimse, desinler diye yapıyor, riyakârlık ediyor demektir. İbni Abbas Yüce Allah'ın, "Fazlasını yapsın diyerek iyilik yapma." (Müddessir, 74/6) buyruğu hakkında şöyle demektedir: Yani ondan daha iyisini umarak kimseye bir şeyler verme.

    6- Başa kakmak büyük günahlardandır. Bu, yapılan iyiliği sayıp dökmek ve bundan dolayı bir çeşit azarlamak şeklinde olur. Meselâ, "Ben sana iyilik yaptım, seni refaha kavuşturdum" ve buna benzer sözler söylemek buna örnek-tir. Bazıları da şöyle der: Başa kakmak, kendisine verilenin kulağına gidecek ve ona eziyet verecek şekilde verdiğinden söz edip durmaktır. Bunun büyük gü-nahlardan olduğuna delil ise Müslim'in Sahih'inde ve başkalarında sabit olan hadis-i şeriftir. Buna göre başa kakan kişi Allah'ın kendilerine bakmayacağı, temize çıkarmayacağı ve kendileri için acıklı azabın bulunduğu üç kişiden biri-sidir. Nesaî İbni Ömer'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah (s.a.) buyurdu ki: Üç kişi vardır ki kıyamet gününde Allah onlara bakmaz: Anne ba-basına itaat etmeyen, erkeklere benzemeye çalışan, erkekleşen kadın ve deyyus. Üç kişi vardır ki onlar cennete giremez. Anne babasına karşı gelen, içki içip du-ran ve verdiğini başa kakan." [61]

    Eziyet ise sövmek, hakaret etmek ve şikayette bulunmaktır. Bu da başa kakmaktan daha geneldir. Çünkü başa kakmak eziyet vermenin bir parçasıdır. Şu kadar var ki çokça görüldüğü için başa kakmak da özellikle söz konusu edil-miştir.

    Başa kakmak ve eziyet vermek, sadakadan gözetilen faydayı tahrip ve ip-tal eder. Sadakadan maksat ise ihtiyaç sahibi kimselerin sıkıntılarını hafiflet-mek, fakirlik gailesini onlardan bertaraf etmektir.

    7- Yüce Allah kendi yolunda yapılan infaka üç türlü sevap vaad etmiştir: Ona ecrini garantilemiştir. Ecir ise cennettir. Gelecekte ölümünden sonra onun için korku olmayacağını bildirmiş ve üzüntüsünü yahut da dünyada geçmiş şeyler için acı çekmesini ortadan kaldırmıştır. Çünkü o ahiretine imrenip du-rur. O bakımdan Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Rableri yanında mükâfatlan vardır. Onlar için hiç bir korku yoktur ve onlar üzülmezler de."

    8- Maruf, iyi ve güzel bir söz, ardından eziyet gelen sadakadan daha hayır-lıdır. Maruf söz ise dua, gönlünü hoş etmek, Allah katındaki bolluklara ümit bağlamasını söylemektir. Bunda da bir ecir vardır. Ancak ardından eziyet gelen sadakada bir ecir yoktur. Müslim'in rivayetine göre Resulullah (s.a.) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel söz bir sadakadır. Şüphesiz ki kardeşini güler yüz ile karşı-laman maruf işlerdendir." Yani dilenene güzel sözle karşılık vermek, iyilikle karşılamak maruf işlerdendir. Bu şekilde davrandığı takdirde verirse ameli mükâfat görür, vermezse de mazur olur. Bu da Yüce Allah'ın şu buyruğunu an-dırmaktadır: "Şayet Rabbinden umduğun bir rahmeti arayarak onlardan yüz çevirirsen o halde kendilerine yumuşak bir söz söyle." (İsra, 17/28).

    Aynı şekilde bağışlamaya götüren bir davranış, ardından eziyet gelen bir sadakadan hayırlıdır. Buradaki bağışlama ise ihtiyaç sahibinin kötü durumu-nu gizlemek yahut da ısrar edip kaba ve ağır sözler söylediği zaman dilenciyi bağışlamaktır.

    "Maruf bir söz ve bir bağışlama..." ayeti şeriatın oldukça önemli bir ilkesi-ne delildir. O da, "Kötülüklerin bertaraf edilmesinin menfaatlerin sağlanma-sından önce geldiği" ilkesidir.

    9- Sahibinin başa kaktığı yahut ondan dolayı eziyet verdiğini bildiği sada-kayı Allah kabul etmez. Yüce Allah bu sadakanın kabul edilmediğini ve bu-nun sevabından mahrum kalınacağını "boşa çıkarmak (iptal etmek)" tabiriyle ifade etmişti. Sadakanın boşa çıkarılmasında hedef ise başa kakmanın veya eziyetin bulunduğu sadakanın kendisidir. Yoksa bir sadaka ile birlikte bulu-nan başa kakma ve eziyet, böyle olmayan diğer sadakaları boşa çıkarmaz. Bu-rada riyakârlık yapan ve başa kakan kimsenin riyakârlıkta bulunduğu veya başa kaktığı sadakasından fayda görmeyeceği kastedilmektedir. Kasıt bundan ibarettir.

    Yüce Allah'ın, "Allah Ganî'dir, Halîm'dir" buyruğu, fakirlerin teselli edil-diğine, onların kalplerinin Ganî ve Halîm olan Allah'ın umut ipine bağlanması gerektiğine delildir. Diğer taraftan, Allah'ın hilmine (çabucak cezalandırmama-sına) ve onlara mühlet vermesine aldanmamalan için zenginlere bir tehdit ve bir uyandır.

    10- "Sadakalarınızı... boşa çıkarmayın." ayeti dolayısıyla İmam Malik kişi-nin farz olan sadakasını (zekâtını) yakınlarına vermesini mekruh görmektedir. Böylelikle onlardan sadaka karşılığında övgü ve güzel sözler işitmesin, onlara karşı da minnette bulunmasın, bu sadakasına karşılık onlar da mükâfat ver-meye kalkışmasın. O vakit sadaka Yüce Allah için ihlâsla verilmiş olmaz. Bu-nun yerine o zekâtm yabancılara verilmesini ve eğer adil bir imam yoksa sada-kayı dağıtmakla başkasını görevlendirmesini müstehap görmüştür. Ta ki sadaka başa kakmakla, kendisine sadaka verilen kimse tarafından teşekkür, övgü ve hizmette bulunularak mükâfat vermekle boşa çıkmasın.

    Bu ise gizlice verilen nafile sadakadan farklıdır. Çünkü nafile sadakanın sevabı boşa çıksa dahi, tehditten kurtulur ve hiçbir şey yapmamış gibi olur. Farz olan amelin ise sevabı boşa çıktığı takdirde, o farz ameli işlememiş kimse hükmünde olacağından dolayı, onun için tehdit söz konusudur.

    11- Başa kakan ve eziyet eden kimse riyakâr münafık gibidir. Onların her birisinin de ameli batıldır, hiç bir faydası yoktur. Fazileti de yoktur, etkisinin devamı da söz konusu değildir. Bunun etkisi çabucak yok olur gider. Tıpkı rüz-gârların taşlar yahut dümdüz ve sert kayalar üzerinde bulunan tozları alıp gö-türmesi gibi. Riyakâr kimsenin farz veya hayır kabilinden olan namaz, oruç ve nafile bütün amelleri batıldır. Çünkü onun kalbi kendisine karşı riyakârlık et-tiği kimseye yöneliktir. Yoksa, tek başına ibadete lâyık olan Yüce Allah'a değil-dir.

    Riyakârlık yapan ve başa kakanın bir diğer niteliği de Allah'a ve ahiret gününe gereği gibi iman etmemektir. Çünkü onun yaptığı işten maksadı insan-ların kendisini övmeleridir. Yahut insanlar kendisinden teşekkürle söz etsinler, güzel niteliklerle meşhur olsun veya "O cömert bir kimsedir" desinler ve buna benzer dünyevî sair maksatlar dolayısıyla bu iyilikleri yapar.

    Kâfir, riyakâr ve başa kakan kimseler, infaklarından herhangi bir sevap elde edip yararlanamazlar. Halbuki bu, ihtiyaç duyacakları zamanda sahip ol-dukları bir kazançtır. Allah'tan başkası için yapıldığından dolayı burada infak-tan "kazanç" diye söz edilmiştir. Çünkü onlar infaklarıyla kazanç elde etme maksadını gütmüşlerdir. Yüce Allah'ın, "Kazandıkları hiç bir şeyi de ele geçire-mezler." diye buyurması, riyakârlığın, başa kakmanın ve eziyetin müminlerin değil de kâfirlerin niteliklerinden olduğuna bir işarettir. O bakımdan müminle-rin bu niteliklere sahip olmaması gerekir. Müminler bu niteliklerden kaçınma-lıdırlar. Çünkü Allah için ihlâslı amel etmek imanın nitelikleri arasındadır. Yüce Allah, "Onlar dinlerini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmek-ten başkasıyla emrolunmadılar." (Beyyine, 98/5) diye buyurmaktadır. [62]


  6. 16.Kasım.2011, 22:41
    3
    Üye
    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    1- Ayet-i kerime Allah yolunda infakın şerefine dair misali, Allah yolunda infaka teşvik ve harekete getirmeyi ihtiva etmektedir. Bu ya hazfedilmiş bir muzafın takdiri ile gerçekleşmiştir; bunun da takdiri şudur: Allah yolunda mallarını infak eden kimselerin infak ettiklerinin misali... bir tohuma benzer. Veya bir başka yolla gerçekleşmektedir: Mallarını infak eden kimselerin misali yeryüzüne bir tohum eken çiftçinin misaline benzer. Onun ektiği bu tohum yedi tane başak bitirir... Bu takdirde de sadaka veren kimse çiftçiye, sadakanın kendisi tohuma benzetilmiştir. Allah, ona verdiği her bir sadaka karşılığında yedi yüz hasene verir.

    2- Burada sözü geçen infak, hem mendup (nafile tasadduk) infakı hem de farz infakı kapsar. Çünkü Allah'ın yollan pek çoktur. Bu ayet-i kerimenin ze-kâtı emreden ayetten önce nazil olup sonra zekât ayeti ile neshedildiğini söyle-meye gerek yoktur. Çünkü Allah yolunda infak, her zaman teşvik edilmiş (mendup) bir ameldir.

    3- Kur'an-ı Kerim bütün iyi ameller için bir hasenenin on katı ile mükâfat göreceğini ifade etmektedir. Bu ayet-i kerime ise cihad uğrunda yapılan infakın mükâfatının yedi yüz katı ile verilmesini gerektirmektedir. Diğer taraftan Yü-ce Allah'ın, "Allah dilediğine kat kat verir." buyruğu ise Yüce Allah'ın dilediği kimselere yedi yüz katından fazlasını vereceğini göstermektedir. Buna delil de ayetler arası ilişkiden daha önce geçen İbni Ömer'in rivayet ettiği hadis-i şerif-tir.

    4- Bu ayet-i kerimede çiftçiliğin, mesleklerin ve kazanç yollarının en üs-tünlerinden birisi olduğuna delil vardır. Bundan dolayı Yüce Allah bu mesleğe dair bir örnek vermiş ve "Allah yolunda mallarını infak edenlerin hali..." diye buyurmuştur. Müslim'in Sahih'inde Resulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğu kay-dedilmektedir: "Bir Müslüman herhangi bir ağaç diker yahut bir ekin eker de ondan bir kuş, bir insan veya bir hayvan yerse mutlaka bu, o kimse için bir sa-daka olur." Tirmizî de Hz. Aişe'den şöyle dediğini nakletmektedir: Rasululah (s.a.) buyurdu ki: "Siz rızkı arzın gizliliklerinde arayınız." Bundan kastı ise zi-raattir. Ziraat farz-ı kifaye amellerdendir. İmamın (İslâm devlet başkanının) insanları ziraatle uğraşmaya mecbur etmesi icap eder. Ağaç dikmek de bu hü-kümdedir.

    5- Başa kakmaksızın ve eziyet etmeksizin Allah yolunda infak etmek, Allah'ın nzasını kazanmaya sebeptir. Tıpkı Allah'ın ve Rasulünün, Tebûk ordu-sunun teçhizatını karşılayan ve ayrıca bin dinar getirip Resulullah (s.a.)'ın önüne koyan Hz. Osman'dan razı olmaları gibi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Bu günden sonra yapacağı, Affan oğluna (Osman'a) zarar vermez. Allah'ım, sen Osman'ın bu gününü unutma (karşılıksız bırak-ma)!"

    Bu ilâhî rıza ve bu büyük sevap, infakının akabinde herhangi bir minnet ve eziyette bulunmayan kimseleredir. Çünkü başa kakmak ve eziyet etmek, sa-dakanın sevabını iptal eder. Yüce Allah'ın şu buyruğunda haber verdiği gibi: "Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet etmekle boşa çıkarma-yın..." Kişiye düşen, yaptığı infak ameliyle Allah'ın rızasını dilemesi, ondan se-vap beklemesi, infak ettiği kimseden bir şey ummamasıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Biz size ancak Allah'ın rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne bir teşekkür isteriz." (İnsan, 76/9). Verdikleriyle mükâfat, teşekkür ve övgüyü bekleyen kimse, desinler diye yapıyor, riyakârlık ediyor demektir. İbni Abbas Yüce Allah'ın, "Fazlasını yapsın diyerek iyilik yapma." (Müddessir, 74/6) buyruğu hakkında şöyle demektedir: Yani ondan daha iyisini umarak kimseye bir şeyler verme.

    6- Başa kakmak büyük günahlardandır. Bu, yapılan iyiliği sayıp dökmek ve bundan dolayı bir çeşit azarlamak şeklinde olur. Meselâ, "Ben sana iyilik yaptım, seni refaha kavuşturdum" ve buna benzer sözler söylemek buna örnek-tir. Bazıları da şöyle der: Başa kakmak, kendisine verilenin kulağına gidecek ve ona eziyet verecek şekilde verdiğinden söz edip durmaktır. Bunun büyük gü-nahlardan olduğuna delil ise Müslim'in Sahih'inde ve başkalarında sabit olan hadis-i şeriftir. Buna göre başa kakan kişi Allah'ın kendilerine bakmayacağı, temize çıkarmayacağı ve kendileri için acıklı azabın bulunduğu üç kişiden biri-sidir. Nesaî İbni Ömer'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah (s.a.) buyurdu ki: Üç kişi vardır ki kıyamet gününde Allah onlara bakmaz: Anne ba-basına itaat etmeyen, erkeklere benzemeye çalışan, erkekleşen kadın ve deyyus. Üç kişi vardır ki onlar cennete giremez. Anne babasına karşı gelen, içki içip du-ran ve verdiğini başa kakan." [61]

    Eziyet ise sövmek, hakaret etmek ve şikayette bulunmaktır. Bu da başa kakmaktan daha geneldir. Çünkü başa kakmak eziyet vermenin bir parçasıdır. Şu kadar var ki çokça görüldüğü için başa kakmak da özellikle söz konusu edil-miştir.

    Başa kakmak ve eziyet vermek, sadakadan gözetilen faydayı tahrip ve ip-tal eder. Sadakadan maksat ise ihtiyaç sahibi kimselerin sıkıntılarını hafiflet-mek, fakirlik gailesini onlardan bertaraf etmektir.

    7- Yüce Allah kendi yolunda yapılan infaka üç türlü sevap vaad etmiştir: Ona ecrini garantilemiştir. Ecir ise cennettir. Gelecekte ölümünden sonra onun için korku olmayacağını bildirmiş ve üzüntüsünü yahut da dünyada geçmiş şeyler için acı çekmesini ortadan kaldırmıştır. Çünkü o ahiretine imrenip du-rur. O bakımdan Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Rableri yanında mükâfatlan vardır. Onlar için hiç bir korku yoktur ve onlar üzülmezler de."

    8- Maruf, iyi ve güzel bir söz, ardından eziyet gelen sadakadan daha hayır-lıdır. Maruf söz ise dua, gönlünü hoş etmek, Allah katındaki bolluklara ümit bağlamasını söylemektir. Bunda da bir ecir vardır. Ancak ardından eziyet gelen sadakada bir ecir yoktur. Müslim'in rivayetine göre Resulullah (s.a.) şöyle bu-yurmuştur: "Güzel söz bir sadakadır. Şüphesiz ki kardeşini güler yüz ile karşı-laman maruf işlerdendir." Yani dilenene güzel sözle karşılık vermek, iyilikle karşılamak maruf işlerdendir. Bu şekilde davrandığı takdirde verirse ameli mükâfat görür, vermezse de mazur olur. Bu da Yüce Allah'ın şu buyruğunu an-dırmaktadır: "Şayet Rabbinden umduğun bir rahmeti arayarak onlardan yüz çevirirsen o halde kendilerine yumuşak bir söz söyle." (İsra, 17/28).

    Aynı şekilde bağışlamaya götüren bir davranış, ardından eziyet gelen bir sadakadan hayırlıdır. Buradaki bağışlama ise ihtiyaç sahibinin kötü durumu-nu gizlemek yahut da ısrar edip kaba ve ağır sözler söylediği zaman dilenciyi bağışlamaktır.

    "Maruf bir söz ve bir bağışlama..." ayeti şeriatın oldukça önemli bir ilkesi-ne delildir. O da, "Kötülüklerin bertaraf edilmesinin menfaatlerin sağlanma-sından önce geldiği" ilkesidir.

    9- Sahibinin başa kaktığı yahut ondan dolayı eziyet verdiğini bildiği sada-kayı Allah kabul etmez. Yüce Allah bu sadakanın kabul edilmediğini ve bu-nun sevabından mahrum kalınacağını "boşa çıkarmak (iptal etmek)" tabiriyle ifade etmişti. Sadakanın boşa çıkarılmasında hedef ise başa kakmanın veya eziyetin bulunduğu sadakanın kendisidir. Yoksa bir sadaka ile birlikte bulu-nan başa kakma ve eziyet, böyle olmayan diğer sadakaları boşa çıkarmaz. Bu-rada riyakârlık yapan ve başa kakan kimsenin riyakârlıkta bulunduğu veya başa kaktığı sadakasından fayda görmeyeceği kastedilmektedir. Kasıt bundan ibarettir.

    Yüce Allah'ın, "Allah Ganî'dir, Halîm'dir" buyruğu, fakirlerin teselli edil-diğine, onların kalplerinin Ganî ve Halîm olan Allah'ın umut ipine bağlanması gerektiğine delildir. Diğer taraftan, Allah'ın hilmine (çabucak cezalandırmama-sına) ve onlara mühlet vermesine aldanmamalan için zenginlere bir tehdit ve bir uyandır.

    10- "Sadakalarınızı... boşa çıkarmayın." ayeti dolayısıyla İmam Malik kişi-nin farz olan sadakasını (zekâtını) yakınlarına vermesini mekruh görmektedir. Böylelikle onlardan sadaka karşılığında övgü ve güzel sözler işitmesin, onlara karşı da minnette bulunmasın, bu sadakasına karşılık onlar da mükâfat ver-meye kalkışmasın. O vakit sadaka Yüce Allah için ihlâsla verilmiş olmaz. Bu-nun yerine o zekâtm yabancılara verilmesini ve eğer adil bir imam yoksa sada-kayı dağıtmakla başkasını görevlendirmesini müstehap görmüştür. Ta ki sadaka başa kakmakla, kendisine sadaka verilen kimse tarafından teşekkür, övgü ve hizmette bulunularak mükâfat vermekle boşa çıkmasın.

    Bu ise gizlice verilen nafile sadakadan farklıdır. Çünkü nafile sadakanın sevabı boşa çıksa dahi, tehditten kurtulur ve hiçbir şey yapmamış gibi olur. Farz olan amelin ise sevabı boşa çıktığı takdirde, o farz ameli işlememiş kimse hükmünde olacağından dolayı, onun için tehdit söz konusudur.

    11- Başa kakan ve eziyet eden kimse riyakâr münafık gibidir. Onların her birisinin de ameli batıldır, hiç bir faydası yoktur. Fazileti de yoktur, etkisinin devamı da söz konusu değildir. Bunun etkisi çabucak yok olur gider. Tıpkı rüz-gârların taşlar yahut dümdüz ve sert kayalar üzerinde bulunan tozları alıp gö-türmesi gibi. Riyakâr kimsenin farz veya hayır kabilinden olan namaz, oruç ve nafile bütün amelleri batıldır. Çünkü onun kalbi kendisine karşı riyakârlık et-tiği kimseye yöneliktir. Yoksa, tek başına ibadete lâyık olan Yüce Allah'a değil-dir.

    Riyakârlık yapan ve başa kakanın bir diğer niteliği de Allah'a ve ahiret gününe gereği gibi iman etmemektir. Çünkü onun yaptığı işten maksadı insan-ların kendisini övmeleridir. Yahut insanlar kendisinden teşekkürle söz etsinler, güzel niteliklerle meşhur olsun veya "O cömert bir kimsedir" desinler ve buna benzer dünyevî sair maksatlar dolayısıyla bu iyilikleri yapar.

    Kâfir, riyakâr ve başa kakan kimseler, infaklarından herhangi bir sevap elde edip yararlanamazlar. Halbuki bu, ihtiyaç duyacakları zamanda sahip ol-dukları bir kazançtır. Allah'tan başkası için yapıldığından dolayı burada infak-tan "kazanç" diye söz edilmiştir. Çünkü onlar infaklarıyla kazanç elde etme maksadını gütmüşlerdir. Yüce Allah'ın, "Kazandıkları hiç bir şeyi de ele geçire-mezler." diye buyurması, riyakârlığın, başa kakmanın ve eziyetin müminlerin değil de kâfirlerin niteliklerinden olduğuna bir işarettir. O bakımdan müminle-rin bu niteliklere sahip olmaması gerekir. Müminler bu niteliklerden kaçınma-lıdırlar. Çünkü Allah için ihlâslı amel etmek imanın nitelikleri arasındadır. Yüce Allah, "Onlar dinlerini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmek-ten başkasıyla emrolunmadılar." (Beyyine, 98/5) diye buyurmaktadır. [62]





+ Yorum Gönder