Konusunu Oylayın.: Tasavvufi tefsir ve değeri hakkında bilgi almak istiyorum

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Tasavvufi tefsir ve değeri hakkında bilgi almak istiyorum
  1. 03.Aralık.2010, 14:34
    1
    Misafir

    Tasavvufi tefsir ve değeri hakkında bilgi almak istiyorum






    Tasavvufi tefsir ve değeri hakkında bilgi almak istiyorum Mumsema Tasavvufi Tefsir Ve Değeri hakkında bilgiler istiyorum Tasavvufi tefsir ve değeri hakkında bilgilere ihtiyacım var


  2. 03.Aralık.2010, 14:34
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Tasavvufi Tefsir Ve Değeri hakkında bilgiler istiyorum Tasavvufi tefsir ve değeri hakkında bilgilere ihtiyacım var


    Benzer Konular

    - Zina hakkında bilgi almak istiyorum

    - İlk namaz hakkında bilgi almak istiyorum

    - Ah almak hakkında bilgi istiyorum

    - Kar payı hakkında bilgi almak istiyorum

    - Melekler hakkında bilgi almak istiyorum

  3. 03.Aralık.2010, 17:33
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: Tasavvufi tefsir ve değeri hakkında bilgi almak istiyorum




    tasavvufi tefsirin dini temeli

    diğer dinî ilimler gibi tasavvufun da, ana konuları itibariyle, kaynağı Kur’an ve hadislerdir. Nitekim takva, zikir, ihlâs, zühd, şükür, sabır gibi tasavvufun asıl konuları ayet ve hadislere dayanır. Ayrıca tasavvufî hayatı yaşayanların derin seziş ve anlayışlarına, diğer ifadesiyle bu yaşayış tarzının semerelerine işaret eden ayet ve hadisler de vardır. Tasavvufî eserlerde, özellikle işârî tefsirlerde tasavvufla ilgili ayetler ve tefsirleri yer Almaktadır. Bu makalede tasavvufî-işârî tefsirin islam’ın ana kaynakları Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerle irtibatı ele alınarak bu tarz tefsirin dinî bir dayanağının bulunup bulunmadığı sorusuna cevap aranacaktır.

    Kuran-ı Kerîm’in doğru bir şekilde anlaşılmasının yol ve usulünü belirleyen ilim tefsir usûlü ilmidir. “Tefsir” kelimesi Kur’ân’da “açıklamak, beyan etmek” anlamlarında kullanılmıştır. [1] Bir usûl terimi olarak ise “âyetlerin kapalı olan manalarını açmak, ortaya çıkarmak”[2] veya açıklanmasına ihtiyaç duyulan ayetlerin manasını izah etmek[3] demektir.

    Tasavvufî tefsirin diğer tefsir okulları arasındaki yeri Fıkıh, kelam ve hadis gibi ilimler, hicri birinci ve ikinci asırlarda tedvin edilmeye başlandığı gibi tasavvuf ilmi de, bu asırlarda müdevven hale getirilmeye çalışılmıştır. Fıkıh, ibadetlerin zahir kısmını inceliyor, tasavvuf da, ibadetin gayesi olan huşu, huzur gibi bâtınî yönünü tetkik ediyordu. Bunun için tasavvufa bâtınî fıkıh da denir. Başlangıçta sahabe ve tâbiûn açıklamalarından meydana gelen naklî tefsire daha sonra aklî ve re’y tefsiri de eklenmiş oldu. Her asırda ve nesilde, Müslümanlar tarafından büyük bir duyarlılıkla ele alınan, okunan, ezberlenen ve yaşanmaya çalışılan Kur’ân, birçok ayette buyruldu- ğu gibi sadece ilk muhataplarına değil, Aksine tüm insanlığa gönderilmiştir. Bu Süreç içerisinde mutasavvışar da, kendi Görüş, düşünüş ve yaşayıllarına mesnet Teşkil eden ayet ve hadisleri bir araya topladılar.

    Bu çeşit tefsire, âyetin işaretinden kalbe doğan mana anlamında işarî tefsir adını verdiler. Böylece diğer tefsir ekolleri yanında mutasavvışarın görüşlerini aksettiren tasavvufî=işarî tefsirler de te’lif edilmeye başlanmış oldu.[4]

    tasavvufi tefsirin dini temeli

    “iLM-i LEDÜN nedir”
    Tasavvufî tefsirin Kur’ânî referansı Sufi yorumcular, Kehf sûresinde anlatılan Hz. Musa ile “salih kul” kıssasından, öğrenme ile elde edilen zahirî bilgiden ayrı olarak Allah tarafından lütfedilen batınî bir bilginin de mevcudiyet ve meşruiyetini istidlal etmişlerdir. Ayette kullanılan “min ledunnâ” (kendi katımızdan, nezdimizden) ibâresine atfen, bu tür bilgiye “ledünnî bilgi” veya “ilm-i ledün” mustalahı ıtlak olunmuştur.

    Bilhassa riyazet ve fazla ibadetle kazandıkları yapı sayesinde elde ettikleri bu gizli bilgileri herkesin hazmedemiyeceğini, böylece insanları yanlış anlayışlara götürebileceğini dikkate alan sûfiler, bu bilgileri kapalı bir üslûpla, rumuz ve işaret yoluyla ifade etmeyi tercih etmişlerdir. Yaptıkları tefsirlere işarî tefsir denilmesinin bir sebebi de budur.[5]

    işarî sûfî tefsir, yalnız seyr ü sülûk erbabına açılan, zahir mana ile bağdaştırılması mümkün olup aralarında bir çelişki bulunmayan ve zahir manaya ters düşmemesi göz önünde tutularak bir takım gizli manalara ve işâretlere göre yapılan tefsirdir. Sufî müfessir, tashih ölçüsü olarak
    zahir manayı alıp içinde bulunduğu hal ve makama göre kalbine doğan ilham ve işaretlere de tefsirinde yer verir. Öte yandan, âyetleri, çok defa dinî ölçülere uymayan bir takım nazariyelere, felsefî görüşlere uydurarak yorumlamak demek olan nazarî sûfî tefsire, zahir ulemanın yanı sıra ehl-i hak mutasavvışar dahi itibar etmezler.[6] Çünkü işârî tefsir erbabı, felsefî düşüncelere değil; tefsir usülü kuralları yanında, riyazet ve ibadetle
    arındırdıkları kalblerine doğan işari manalara dayanarak tefsir ederler.[7] Felsefi bir takım düşüncelere dayanan nazari sufi tefsirler, aslında muteber tasavvufi tefsirler arasında yer almaz. Çünkü işarî tefsirler, sadece riyazet ve ibadetler sayesinde ulaşılan bir takım işari manalara ve
    derin bilgilere yer verirler.[8] Çoğunluğu itibariyle, bu tür yorumlar bizzat islam’ın öz kaynaklarından da neş’et etmezler. Ayetleri anlamada insanların aynı seviyede olmadıklarını, aksine kimilerinin zahir manalar yanında batın denilen manalardan da haberdar olduklarını görmekteyiz.
    Bu durumu bildiren ayetler, aynı zamanda tasavvufun ve ondan kaynaklanan işarî tefsirin bizzat ayetlere istinat
    ettiğini de gösterir:
    “Allah, kime hidayet etmek isterse onun göğsünü islâm’a açar”[9]

    Bu ayet hakkında “Allah onun göğsünü nasıl açar?” diye sorulduğunda Resulullah şöyle buyurdular: “Göğsüne bir nur atar; onunla göğsü açılır.” “Bunu gösteren bir belirti var mı?” diye sordular.
    “Aldatıcı hayata-dünyaya hırslı bir şekilde bağlanmaktan ayrılıp ebedî yurda yönelmesidir.” buyurdular.[10]

    alıntı: yakup çiçek, Prof.Dr., Marmara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. kısaltılmıştır.
    kaynaklar:

    [1] Furkan, 33.
    [2] Kâmûsu’l-Muhît, II., 110 , III., 331.
    [3] ibn Manzûr, Lisânu’l-Arab, Beyrut 1374, V. 55; el-
    Cevherî, es-Sıhah, Mısır 1376, II. 781; ez-Zebîdî, Tâcu’l-
    Arûs, III., 470; ‹smail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, I.,
    18.
    [4] Süleyman Ateş, işarî Tefsir Okulu, 19.
    [5] A.g.e., 18; Ömer Nasuhi Bilmen,
    Büyük Tefsir Tarihi, I., 185.
    [6] Süleyman Ateş, işarî Tefsir Okulu, 19; Sülemi ve Tasavvufî
    Tefsiri, 18; ismail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, II.,
    8-9; ez-Zerkânî, Menâhilu’l-irfân, II., 81.
    [7] işarî Tefsir Okulu, 20; Sülemî ve Tasavvufî Tefsiri,
    14; ismail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, I., 9.
    [8] işarî Tefsir Okulu, 20; Sülemî ve Tasavvufî Tefsiri,


    arşivden...


  4. 03.Aralık.2010, 17:33
    2
    Silent and lonely rains



    tasavvufi tefsirin dini temeli

    diğer dinî ilimler gibi tasavvufun da, ana konuları itibariyle, kaynağı Kur’an ve hadislerdir. Nitekim takva, zikir, ihlâs, zühd, şükür, sabır gibi tasavvufun asıl konuları ayet ve hadislere dayanır. Ayrıca tasavvufî hayatı yaşayanların derin seziş ve anlayışlarına, diğer ifadesiyle bu yaşayış tarzının semerelerine işaret eden ayet ve hadisler de vardır. Tasavvufî eserlerde, özellikle işârî tefsirlerde tasavvufla ilgili ayetler ve tefsirleri yer Almaktadır. Bu makalede tasavvufî-işârî tefsirin islam’ın ana kaynakları Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerle irtibatı ele alınarak bu tarz tefsirin dinî bir dayanağının bulunup bulunmadığı sorusuna cevap aranacaktır.

    Kuran-ı Kerîm’in doğru bir şekilde anlaşılmasının yol ve usulünü belirleyen ilim tefsir usûlü ilmidir. “Tefsir” kelimesi Kur’ân’da “açıklamak, beyan etmek” anlamlarında kullanılmıştır. [1] Bir usûl terimi olarak ise “âyetlerin kapalı olan manalarını açmak, ortaya çıkarmak”[2] veya açıklanmasına ihtiyaç duyulan ayetlerin manasını izah etmek[3] demektir.

    Tasavvufî tefsirin diğer tefsir okulları arasındaki yeri Fıkıh, kelam ve hadis gibi ilimler, hicri birinci ve ikinci asırlarda tedvin edilmeye başlandığı gibi tasavvuf ilmi de, bu asırlarda müdevven hale getirilmeye çalışılmıştır. Fıkıh, ibadetlerin zahir kısmını inceliyor, tasavvuf da, ibadetin gayesi olan huşu, huzur gibi bâtınî yönünü tetkik ediyordu. Bunun için tasavvufa bâtınî fıkıh da denir. Başlangıçta sahabe ve tâbiûn açıklamalarından meydana gelen naklî tefsire daha sonra aklî ve re’y tefsiri de eklenmiş oldu. Her asırda ve nesilde, Müslümanlar tarafından büyük bir duyarlılıkla ele alınan, okunan, ezberlenen ve yaşanmaya çalışılan Kur’ân, birçok ayette buyruldu- ğu gibi sadece ilk muhataplarına değil, Aksine tüm insanlığa gönderilmiştir. Bu Süreç içerisinde mutasavvışar da, kendi Görüş, düşünüş ve yaşayıllarına mesnet Teşkil eden ayet ve hadisleri bir araya topladılar.

    Bu çeşit tefsire, âyetin işaretinden kalbe doğan mana anlamında işarî tefsir adını verdiler. Böylece diğer tefsir ekolleri yanında mutasavvışarın görüşlerini aksettiren tasavvufî=işarî tefsirler de te’lif edilmeye başlanmış oldu.[4]

    tasavvufi tefsirin dini temeli

    “iLM-i LEDÜN nedir”
    Tasavvufî tefsirin Kur’ânî referansı Sufi yorumcular, Kehf sûresinde anlatılan Hz. Musa ile “salih kul” kıssasından, öğrenme ile elde edilen zahirî bilgiden ayrı olarak Allah tarafından lütfedilen batınî bir bilginin de mevcudiyet ve meşruiyetini istidlal etmişlerdir. Ayette kullanılan “min ledunnâ” (kendi katımızdan, nezdimizden) ibâresine atfen, bu tür bilgiye “ledünnî bilgi” veya “ilm-i ledün” mustalahı ıtlak olunmuştur.

    Bilhassa riyazet ve fazla ibadetle kazandıkları yapı sayesinde elde ettikleri bu gizli bilgileri herkesin hazmedemiyeceğini, böylece insanları yanlış anlayışlara götürebileceğini dikkate alan sûfiler, bu bilgileri kapalı bir üslûpla, rumuz ve işaret yoluyla ifade etmeyi tercih etmişlerdir. Yaptıkları tefsirlere işarî tefsir denilmesinin bir sebebi de budur.[5]

    işarî sûfî tefsir, yalnız seyr ü sülûk erbabına açılan, zahir mana ile bağdaştırılması mümkün olup aralarında bir çelişki bulunmayan ve zahir manaya ters düşmemesi göz önünde tutularak bir takım gizli manalara ve işâretlere göre yapılan tefsirdir. Sufî müfessir, tashih ölçüsü olarak
    zahir manayı alıp içinde bulunduğu hal ve makama göre kalbine doğan ilham ve işaretlere de tefsirinde yer verir. Öte yandan, âyetleri, çok defa dinî ölçülere uymayan bir takım nazariyelere, felsefî görüşlere uydurarak yorumlamak demek olan nazarî sûfî tefsire, zahir ulemanın yanı sıra ehl-i hak mutasavvışar dahi itibar etmezler.[6] Çünkü işârî tefsir erbabı, felsefî düşüncelere değil; tefsir usülü kuralları yanında, riyazet ve ibadetle
    arındırdıkları kalblerine doğan işari manalara dayanarak tefsir ederler.[7] Felsefi bir takım düşüncelere dayanan nazari sufi tefsirler, aslında muteber tasavvufi tefsirler arasında yer almaz. Çünkü işarî tefsirler, sadece riyazet ve ibadetler sayesinde ulaşılan bir takım işari manalara ve
    derin bilgilere yer verirler.[8] Çoğunluğu itibariyle, bu tür yorumlar bizzat islam’ın öz kaynaklarından da neş’et etmezler. Ayetleri anlamada insanların aynı seviyede olmadıklarını, aksine kimilerinin zahir manalar yanında batın denilen manalardan da haberdar olduklarını görmekteyiz.
    Bu durumu bildiren ayetler, aynı zamanda tasavvufun ve ondan kaynaklanan işarî tefsirin bizzat ayetlere istinat
    ettiğini de gösterir:
    “Allah, kime hidayet etmek isterse onun göğsünü islâm’a açar”[9]

    Bu ayet hakkında “Allah onun göğsünü nasıl açar?” diye sorulduğunda Resulullah şöyle buyurdular: “Göğsüne bir nur atar; onunla göğsü açılır.” “Bunu gösteren bir belirti var mı?” diye sordular.
    “Aldatıcı hayata-dünyaya hırslı bir şekilde bağlanmaktan ayrılıp ebedî yurda yönelmesidir.” buyurdular.[10]

    alıntı: yakup çiçek, Prof.Dr., Marmara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. kısaltılmıştır.
    kaynaklar:

    [1] Furkan, 33.
    [2] Kâmûsu’l-Muhît, II., 110 , III., 331.
    [3] ibn Manzûr, Lisânu’l-Arab, Beyrut 1374, V. 55; el-
    Cevherî, es-Sıhah, Mısır 1376, II. 781; ez-Zebîdî, Tâcu’l-
    Arûs, III., 470; ‹smail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, I.,
    18.
    [4] Süleyman Ateş, işarî Tefsir Okulu, 19.
    [5] A.g.e., 18; Ömer Nasuhi Bilmen,
    Büyük Tefsir Tarihi, I., 185.
    [6] Süleyman Ateş, işarî Tefsir Okulu, 19; Sülemi ve Tasavvufî
    Tefsiri, 18; ismail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, II.,
    8-9; ez-Zerkânî, Menâhilu’l-irfân, II., 81.
    [7] işarî Tefsir Okulu, 20; Sülemî ve Tasavvufî Tefsiri,
    14; ismail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, I., 9.
    [8] işarî Tefsir Okulu, 20; Sülemî ve Tasavvufî Tefsiri,


    arşivden...





+ Yorum Gönder