Konusunu Oylayın.: Tefsiri celaleyn açıklaması

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Tefsiri celaleyn açıklaması
  1. 03.Aralık.2010, 09:47
    1
    Misafir

    Tefsiri celaleyn açıklaması






    Tefsiri celaleyn açıklaması Mumsema Celaleyn tefsir tercümesini nasıl indireceğim Celaleyn tefsiri hakkında bir yazı yazar mısınız ?


  2. 03.Aralık.2010, 09:47
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Celaleyn tefsir tercümesini nasıl indireceğim Celaleyn tefsiri hakkında bir yazı yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Celaleyn Tefsiri Tercümesi Indir

    - Celaleyn tefsiri tercümesi indirmek istiyorum

    - Celaleyn Tefsiri Tercemesi hakkında

    - Celaleyn tefsiri

    - Celaleyn tefsiri hakkında bilgi

  3. 08.Aralık.2010, 14:13
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: Tefsiri celaleyn açıklaması




    CELÂLEYN TEFSÎRİ VE MÜELLİFLERİ

    Yrd.Doç.Dr.Ali AKPINAR *

    Celâleyn Tefsîri, tefsîr alanında değişik pek çok baskısı yapılan, çok okunan ve hemen her kütüphanede bulunan eserlerden biridir. Tarih boyunca ilim yolcuları bu eserle tanışarak tefsîre merhaba demişlerdir. Eserin bunca tefsîr arasında bu şöhrete ulaşmasının haklı bir kısım sebepleri vardır. Bir kere o, muhtasar bir tefsirdir. Dili ağır değildir. Anadili Arapça olan da, Arapçayı sonradan öğrenen de onu anlamakta zorlanmaz. Yanısıra eser, Sahabe ve Tabiun'un Kur'ân anlayışlarının karakteristik bir özelliğini yansıtmaktadır. Şöyle ki, Celâleyn Tefsîrinde Kur'ân, âyetlerdeki murad-ı İlahiyi ayrıntı bilgiler içerisinde kaybolmasına meydan vermeyecek şekilde kısa ve net bir uslubla tefsîr edilmiştir.

    Biz bu makalemizde Celâleyn tefsîrinin isnadı hakkında sahih ve kısa bir bilgi verdikten sonra, tefsîrin özelliklerini Yâsin sûresi tefsîrinden örneklerle ortaya koymaya çalışacağız. Hemen hemen tefsirin genel özelliklerini yansıttığından bu sûreyi seçtik. Yâsîn sûresinin tefsîrinde müşahede edilmeyen Celâleyn tefsîrinin diğer özelliklerini de ayrıca maddeler halinde sunduk. Bu çalışma ile Celâleyn tefsîri hakkında derli toplu bir bilgi vermeyi ve onu okuyanların daha kolay yararlanmalarını hedefledik.

    "Tefsîru'l-Celâleyn" diye bilinen bu meşhur tefsîr, Celalüddin el Mahallî (ö:864/1459) ve Celaluddin es-Suyûtî (ö:911/1505) adlı iki alim tarafından yazıldığı için "Celâleyn Tefsîri" (iki Celal'in Tefsîri) olarak şöhret bulmuştur.

    İki cilt ve iki bölümden oluşan bu tefsîrden hangisinin Mahallî 'ye ve hangisinin Suyûtî 'ye ait olduğu kaynaklarımızda farklı şekillerde gösterilmiştir. Katip Çelebi, Bakara sûresinden İsrâ sûresine kadar olan birinci bölümün Mahallî tarafından; Kehf sûresinden Nâs sûresine kadar olan kısmın ise Suyûtî tarafından yazıldığını söyler. Bu görüşe göre, Fatiha sûresi de Suyûtî tarafından tefsîr edildiğinden tefsîrin sonuna konulmuştur[1].

    Diğer görüşe göre ise, Mahallî Kehf sûresinden başlayıp Nas sûresine kadar tefsîr etmiş, daha sonra Fatiha sûresinin tefsîrine başlamıştır. Ne varki ömrü kifâyet etmediğinden tefsîri bitirmeye muvaffak olamamıştır. Daha sonra yarım kalan tefsîri Suyûtî ,Bakara sûresinden başlayıp İsrâ sûresi sonuna kadar tefsîr ederek tamamlamıştır. Suyûtî, Mahallî'nin tefsîr ettiği belli olsun diye Fatiha'yı tefsîrin sonuna koymuştur. Suyûtî, tefsîrin başına koyduğu Mukaddime'de[2] ve İsrâ sûresi sonunda[3] buna işaret etmiştir. Kanaatimizce doğru olan da budur[4]. İşin aslı ise şöyledir: Ömrünün sonlarına doğru tefsîr yazmaya başlayan Mahallî'nin, Kur'ân-ı Kerim'in baştan sona tefsîrini bitiremem endişesiyle Rahman sûresinden tefsîre başlayıp Kur'ân'ın sonuna kadar tefsîr ettiği; bu bölümü bitirince Yasin sûresinden Rahman sûresine kadar, daha sonra Meryem sûresinden Yasin sûresine kadar tefsîr ettiği; bu üçüncü bölümü bitirdikten sonra da baş tarafa geçip Fatiha sûresini tefsîr ettiği, Bakara sûresinin başlarını tefsîr ederken ise vefat ettiği anlaşılmaktadır. Talebesi olan Suyûtî, hocasının yarım kalan tefsîrini, Bakara sûresinden yeniden başlayarak tamamlamıştır[5]. İlk görüşün sahipleri, meseleyi tahkik etmeden, tefsirin Kur'anın başından başlayıp yarım kalmış olacağı varsayımından hareket ederek yanlış bir sonuca varmışlardır.

    CELALUDDİN EL-MAHALLÎ (791 / 1388 Kahire - 864 / 1459 Mısır)

    Fıkıh, kelam, usul, nahiv, mantık, tefsîr gibi ilimlerde zamanının otoritesi olan müellif, Mahmud el-Aksarayi(v:825) Burhâneddin el-Bicuri(v:825), Şemsüddin el-Bisati(v:842), ,Alâüddin Muhammed el-Buhârî(v:841),Şerefüddin Muhammed b.el-Küveyk gibi alimlerden ders almıştır. "Zekası elması deler" diye nitelenen Mahallî, kendisine teklif edilen kadılık görevini kabul etmemiş, ömrünün sonuna kadar tedrisat ve telifat ile meşğul olmuştur.

    Çok yönlü bir ilim adamı olarak çeşitli sahalarda eserler veren Mahallî'nin en meşhur eserleri şunlardır:

    Şerhu Cemi'l-Cevami' (Usul),

    Şerhu'l-Varakat (Usul),

    Kenzu'r-Rağıbin (Fıkıh),

    Şerhu'l-Minhâc,

    el-Envâru'l-Mudîe,el-Kavlü'l-Müfîd,

    et-Tıbbu'n-Nebevî,

    Tefsîru'l-Kur'ân .[6] Bu sonuncusu, söz konusu ettiğimiz Celâleyn Tefsirinin ikinci yarısı olup araştırmalarımıza göre Mahallî'nin basılan tek eseridir.



    CELÂLÜDDİN ES-SUYÛTÎ (849 / 1445 Kahire - 911 / 1505 Kahire)

    Abdurrahman b. Kemâl Celâluddin es-Suyûtî, Hicrî 849 yılında Kahire'de doğmuş, bereketli bir ömür sürdükten sonra 911 de yine Kahire'de vefat etmiştir. Yetim olarak büyüdüğü halde zamanının meşhur ilim adamlarından büyük ölçüde istifade etmiş olan Suyûtî, sekiz yaşında iken Kur'ânı hıfzetmiş, bazı temel metinleri ezberlemiş, tefsîr, hadîs, fıkıh başta olmak üzere pek çok alanda eser vermiş velûd bir alimdir. Kendi ifadesine göre yirmi bir yaşında fetva vermeye, yirmiüç yaşında hadis imla etmeye, otuz yedi yaşında ise eser telif etmeye başlamıştır. Celaluddin el-Mahallî (v:864), Şerefüddîn el-Münâvî (v:871), Ahmed b. Ali eş-Şümünn î(v:872), Muhyiddîn el-Kâfiyecî (v:879),Seyfüddin Kutluboğa (v:881) gibi pek çok üstaddan ders almıştır.

    Fıkıh, tefsîr, hadis, usul, i'rab ve benzeri sayısız ilimde zamanının otoritesi olmuştur. Siyasi çalkantıların yoğun olduğu, ekonomik sıkıntıların zirvede olduğu ve fakat kitab telif ve neşrinin yaygın olduğu bir dönemde yaşamıştır. Genç yaşta eser telifine başlayan müellif altıyüze yakın eser vermiştir[7]. Tefsîr ilmine dair eserleri ise yirmibeş civarındadır[8]. Mahallî'nin ömrünün sonlarında yazmaya başlayıp bitiremediği Celâleyn Tefsîri tekmilesini yirmibir yaşlarında ve kırk gün içerisinde yazıp bitirmiş ve dört aylık bir zamanda da temize çekmiştir[9]. Çeşitli eserlerinde kendisinin dokuzuncu asrın müceddidi olduğunu nimeti tahdis sadedinde söyleyen[10] Suyûtî'nin tefsire dair basılmış eserlerinden bazıları şunlardır:

    ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsîr bi'l-Me'sûr, (Rivâyet tefsiri olup 9 cilt halinde, 1983 de Beyrut'ta Dâru'l-Fikr tarafından basılmıştır.)

    Katfu'l-Ezhâr fî-Keşfi'l-Ezhâr, (Bir dirayet tefsiri olan bu eser 2 cilt halinde, 1994 de Katar'da basılmıştır.)

    et-Tahbîr fî-İlmi't-Tefsîr, (Kur'ân ilimlerine dair bir eser olup tek cilt halinde, 1986 da Kahire'de Dâru'l-Menâr tarafından basılmıştır.)

    el-İtkan fî-Ulûmi'l-Kur'ân, (Kur'ân ilimlerine dair bir usul kitabı olup iki cilt halinde değişik baskıları yapılmıştır. el-İtkan , Suyûtî'nin daha önce muhtasar olarak kaleme aldığı et-Tahbîr adlı eserinin genişletilmiş şeklidir.[11] 1993 da Beyrut'ta Dâru İbn Kesîr tarafından basılmıştır.)

    Lübabü'n-Nükul fi Esbabi'n-Nüzul, (Nüzûl sebeplerine dair küçük bir risale olup 1966 da, Kâhire'de Dâru'l-Kalem tarafından Celâleyn Tefsiri ile birlikte yayımlanmıştır.)

    el-İklil fi İstinbâtı't-Tenzîl, (Ahkam ayetlerinin tefsirine dair tek ciltlik muhtasar bir eserdir.)

    Mu'tereku'l-Akrân fî İ'câzi'l-Kur'ân, (Kur'ân-ı Kerimin i'câzına dair bir eser olup 1988 de Beyrut'ta Dâru'l-Kütübi'l-Ilmiyye tarafından basılmıştır.)

    Tabakâtü'l-Müfessirîn, (Müfessirlerin kısa hayatlarını alfabetik olarak anlatan tek ciltlik bir eser olup Hicrî 899 tarihine kadar yaşamış 136 müfessirden bahsetmektedir. Beyrut'ta Dâru'l-Kütübi'l-Ilmiyye tarafından tarihsiz olarak basılmıştır.)

    Tenâsuku'd-Dürer fî-Tenâsubi's-Suver. (Sureler arasındaki uyumdan bahseden bir risaledir.)

    Merâsidü'l-Metâli' fî-Tenâsübi'l-mekâti' ve'l-Metâli' (Surelerin başı ile sonları arasındaki münasebete dair bir risale olup 1994'de İstanbul'da tahkik ve tercümesi ile birlikte basılmıştır.)[12]

    CELÂLEYN TEFSÎRİNİN HÂŞİYELERİ

    Kısalığı ve nevine münhasır özellikleriyle elden ele dolaşan bir eser olma hüviyetini kazanmış olan Celâleyn Tefsîri üzerinde bir hayli çalışılmış ve ona haşiyeler yazılmıştır. Bunlardan bazıları:

    Mecmau'l-Bahreyn, Kerhi (v:ı);

    Cemaleyn, Aliyyü'l-Kari (v:1014);

    Kitabu'l-Kevkebeyn, İbn Atiyye (v:1190),

    el-Fütuhatü'l-İlahiyye, Süleyman Cemel (v:1204);

    Haşiyetü Savi ale'l-Celâleyn, Sâvi. (v:1241).[13].

    Bunlardan en yaygın olanı, Beyrut'ta Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabiyye tarafından tarihsiz olarak basılan el-Fütuhatü'l-İlahiyye ile; Mektebetü Dâri'l-Kütübi'l-Arabiyye tarafından yine tarihsiz olarak basılan Håşiyetün Alâ Tefsîri'l-Celâleyn hâşiyeleridir.

    CELÂLEYN TEFSÎRİNDE USLÜP BENZERLİĞİ

    İki ayrı müellif tarafından yazılmış olmasına rağmen eser, dil, uslüb ve ihtisar bakımından bir bütünlük arzeder. Suyûtî yirmilik bir delikanlı iken kaleme aldığı Celâleyn Tefsîri tekmilesinde, yetmiş yaşında bir allâme olan Mahallî'nin uslübünü yakalayabilmiştir. İki bölüm incelendiğinde, bazı kelimelerin açıklamasında kendisini gösteren nüansların on sayısını bulmayacak kadar az olduğu görülür. Buna birkaç örnek verecek olursak:

    a-"" ibaresi, Mahallî'nin kaleme aldığı bölümde "" [14],""[15] şeklinde açıklanırken; Suyûtî'nin yazdığı bölümde ""[16] ve ""[17] şeklinde açıklanmıştır.

    b-Ruh kelimesi, Mahallî'nin tefsîrinde ""(Cansız bir varlık iken onu hayat sahibi bir canlı kıldı.) ve [18] ""(Ruh, insanın içine işlemesiyle onu hayat sahibi kılan bir latif cisimdir.)[19] diye açıklanırken; Suyûtî'nin tefsîrinde ""(Bedenin kendisiyle canlandığı şey)[20] diye açıklanmıştır.

    c-"" kelimesini Mahallî, "yahudilerden bir grup"[21] diye açıklarken; Suyûtî, aynı kelimeyi tefsîrinin bir yerinde aynı şekilde[22], başka bir yerinde ise "yahudi yahut hristiyanlardan bir grup"[23] diye açıklamıştır.

    d-""kelimesi hakkında Mahallî 'nin tefsîrinde""

    (Doğru sözü de yalanından ayırtedin. Bir kıraatte 'sebat' kökünden 'tesbit edin' anlamına "" diye de okunmuştur)[24] açıklaması yapılırken; Suyûtî 'nin tefsîrinde ""(bir kıraatte üç noktalı 'Se' harfi ile okunmuştur) denilerek sadece kıraat farkına işaret edilmiştir[25].

    Örneklerden de anlaşılacağı üzere, iki müellif tarafından kaleme alındığı halde her iki bölümdeki benzer ifadeler, görünüşte farklı lafızlarla açıklanmış olsa bile, temelde farklı olmayan nüanslardan öteye geçmediği izlenimi vermektedir. Zaten bu farklılıklar da parmak sayısını bulmayacak kadar azdır. Her iki bölümde de aynı ifadeler, genelde aynı lafızlarla açıklanmıştır. Bu da, eseri tamamlayan Suyûtî'nin, hocası Mahallî'nin tefsîrine ne kadar hakim olduğunu göstermektedir. İki bölüm arasındaki bu nüans farklılıklarına kısaca işaret ettikten sonra, şimdi eserin genel özelliklerini sıralayabiliriz.

    Suyûtî'nin tefsîrin başına koyduğu mukaddimesinde belirttiği üzere, tefsîrin her iki bölümünde de şu şekilde bir metod izlenmiştir:

    "Allâh'ın Kelâmından anlaşılanı zikretmek, tercih edilen görüşe dayanmak, gerekli görülen yerlerin i'rabını yapmak, meşhur kıraatlerdeki farklılığa dikkat çekmek ve tüm bunları özlü bir biçimde vermek"[26].

    "Lübbü't-Tefâsir" (Tefsîrlerin özü-Kaymağı) diye anılan ve en çok okunan tefsîr özelliğini bugün de koruyan Celâleyn Tefsîri, o kadar veciz olarak hazırlanmıştır ki, yapılan sayımlara göre Müddessir sûresine kadar, Kur'ân âyetleri ile tefsîrdeki harflerin sayısının birbirine eşit olduğu tesbit edilmiştir[27].

    Tefsîrin ortak uslüp özelliklerinden bazılarını bu şekilde özetledikten sonra, tefsîrin genel özelliklerini Yâsin sûresinden buraya aldığımız bazı örnekler ile sunmak istiyoruz.



    ÖRNEKLERİYLE CELÂLEYN TEFSÎRİNİN ÖZELLİKLERİ

    1-Huruf-u Mukattaa (Hece harfleri) hakkında herhangi bir açıklama yapmaması: Bu hece harfleri hakkında ""(Ondan (bu hece harflerinden) murad olunanı en iyi Allâh bilir) ifadesi ile yetinerek, bu konuda Selef alimlerini izler[28].

    2-Kelimeleri müteradifleriyle açıklaması: Tefsîrin en önemli özelliği, kelimeleri müterâdifleriyle ve özellikle âyette kasdedilen manayı ortaya koyacak şekilde, hemen hemen âyette kullanılan aynı kalıbda açıklamasıdır. Bu konuda her iki müfessir de maharetlerini ortaya koymuşlar ve kendilerinden sonra yazılan tefsîrlere örnekler sunmuşlardır


    TIKLA OKU: http://www.cumhuriyet.edu.tr/akademi.../1aakpinar.htm


  4. 08.Aralık.2010, 14:13
    2
    Özel Üye



    CELÂLEYN TEFSÎRİ VE MÜELLİFLERİ

    Yrd.Doç.Dr.Ali AKPINAR *

    Celâleyn Tefsîri, tefsîr alanında değişik pek çok baskısı yapılan, çok okunan ve hemen her kütüphanede bulunan eserlerden biridir. Tarih boyunca ilim yolcuları bu eserle tanışarak tefsîre merhaba demişlerdir. Eserin bunca tefsîr arasında bu şöhrete ulaşmasının haklı bir kısım sebepleri vardır. Bir kere o, muhtasar bir tefsirdir. Dili ağır değildir. Anadili Arapça olan da, Arapçayı sonradan öğrenen de onu anlamakta zorlanmaz. Yanısıra eser, Sahabe ve Tabiun'un Kur'ân anlayışlarının karakteristik bir özelliğini yansıtmaktadır. Şöyle ki, Celâleyn Tefsîrinde Kur'ân, âyetlerdeki murad-ı İlahiyi ayrıntı bilgiler içerisinde kaybolmasına meydan vermeyecek şekilde kısa ve net bir uslubla tefsîr edilmiştir.

    Biz bu makalemizde Celâleyn tefsîrinin isnadı hakkında sahih ve kısa bir bilgi verdikten sonra, tefsîrin özelliklerini Yâsin sûresi tefsîrinden örneklerle ortaya koymaya çalışacağız. Hemen hemen tefsirin genel özelliklerini yansıttığından bu sûreyi seçtik. Yâsîn sûresinin tefsîrinde müşahede edilmeyen Celâleyn tefsîrinin diğer özelliklerini de ayrıca maddeler halinde sunduk. Bu çalışma ile Celâleyn tefsîri hakkında derli toplu bir bilgi vermeyi ve onu okuyanların daha kolay yararlanmalarını hedefledik.

    "Tefsîru'l-Celâleyn" diye bilinen bu meşhur tefsîr, Celalüddin el Mahallî (ö:864/1459) ve Celaluddin es-Suyûtî (ö:911/1505) adlı iki alim tarafından yazıldığı için "Celâleyn Tefsîri" (iki Celal'in Tefsîri) olarak şöhret bulmuştur.

    İki cilt ve iki bölümden oluşan bu tefsîrden hangisinin Mahallî 'ye ve hangisinin Suyûtî 'ye ait olduğu kaynaklarımızda farklı şekillerde gösterilmiştir. Katip Çelebi, Bakara sûresinden İsrâ sûresine kadar olan birinci bölümün Mahallî tarafından; Kehf sûresinden Nâs sûresine kadar olan kısmın ise Suyûtî tarafından yazıldığını söyler. Bu görüşe göre, Fatiha sûresi de Suyûtî tarafından tefsîr edildiğinden tefsîrin sonuna konulmuştur[1].

    Diğer görüşe göre ise, Mahallî Kehf sûresinden başlayıp Nas sûresine kadar tefsîr etmiş, daha sonra Fatiha sûresinin tefsîrine başlamıştır. Ne varki ömrü kifâyet etmediğinden tefsîri bitirmeye muvaffak olamamıştır. Daha sonra yarım kalan tefsîri Suyûtî ,Bakara sûresinden başlayıp İsrâ sûresi sonuna kadar tefsîr ederek tamamlamıştır. Suyûtî, Mahallî'nin tefsîr ettiği belli olsun diye Fatiha'yı tefsîrin sonuna koymuştur. Suyûtî, tefsîrin başına koyduğu Mukaddime'de[2] ve İsrâ sûresi sonunda[3] buna işaret etmiştir. Kanaatimizce doğru olan da budur[4]. İşin aslı ise şöyledir: Ömrünün sonlarına doğru tefsîr yazmaya başlayan Mahallî'nin, Kur'ân-ı Kerim'in baştan sona tefsîrini bitiremem endişesiyle Rahman sûresinden tefsîre başlayıp Kur'ân'ın sonuna kadar tefsîr ettiği; bu bölümü bitirince Yasin sûresinden Rahman sûresine kadar, daha sonra Meryem sûresinden Yasin sûresine kadar tefsîr ettiği; bu üçüncü bölümü bitirdikten sonra da baş tarafa geçip Fatiha sûresini tefsîr ettiği, Bakara sûresinin başlarını tefsîr ederken ise vefat ettiği anlaşılmaktadır. Talebesi olan Suyûtî, hocasının yarım kalan tefsîrini, Bakara sûresinden yeniden başlayarak tamamlamıştır[5]. İlk görüşün sahipleri, meseleyi tahkik etmeden, tefsirin Kur'anın başından başlayıp yarım kalmış olacağı varsayımından hareket ederek yanlış bir sonuca varmışlardır.

    CELALUDDİN EL-MAHALLÎ (791 / 1388 Kahire - 864 / 1459 Mısır)

    Fıkıh, kelam, usul, nahiv, mantık, tefsîr gibi ilimlerde zamanının otoritesi olan müellif, Mahmud el-Aksarayi(v:825) Burhâneddin el-Bicuri(v:825), Şemsüddin el-Bisati(v:842), ,Alâüddin Muhammed el-Buhârî(v:841),Şerefüddin Muhammed b.el-Küveyk gibi alimlerden ders almıştır. "Zekası elması deler" diye nitelenen Mahallî, kendisine teklif edilen kadılık görevini kabul etmemiş, ömrünün sonuna kadar tedrisat ve telifat ile meşğul olmuştur.

    Çok yönlü bir ilim adamı olarak çeşitli sahalarda eserler veren Mahallî'nin en meşhur eserleri şunlardır:

    Şerhu Cemi'l-Cevami' (Usul),

    Şerhu'l-Varakat (Usul),

    Kenzu'r-Rağıbin (Fıkıh),

    Şerhu'l-Minhâc,

    el-Envâru'l-Mudîe,el-Kavlü'l-Müfîd,

    et-Tıbbu'n-Nebevî,

    Tefsîru'l-Kur'ân .[6] Bu sonuncusu, söz konusu ettiğimiz Celâleyn Tefsirinin ikinci yarısı olup araştırmalarımıza göre Mahallî'nin basılan tek eseridir.



    CELÂLÜDDİN ES-SUYÛTÎ (849 / 1445 Kahire - 911 / 1505 Kahire)

    Abdurrahman b. Kemâl Celâluddin es-Suyûtî, Hicrî 849 yılında Kahire'de doğmuş, bereketli bir ömür sürdükten sonra 911 de yine Kahire'de vefat etmiştir. Yetim olarak büyüdüğü halde zamanının meşhur ilim adamlarından büyük ölçüde istifade etmiş olan Suyûtî, sekiz yaşında iken Kur'ânı hıfzetmiş, bazı temel metinleri ezberlemiş, tefsîr, hadîs, fıkıh başta olmak üzere pek çok alanda eser vermiş velûd bir alimdir. Kendi ifadesine göre yirmi bir yaşında fetva vermeye, yirmiüç yaşında hadis imla etmeye, otuz yedi yaşında ise eser telif etmeye başlamıştır. Celaluddin el-Mahallî (v:864), Şerefüddîn el-Münâvî (v:871), Ahmed b. Ali eş-Şümünn î(v:872), Muhyiddîn el-Kâfiyecî (v:879),Seyfüddin Kutluboğa (v:881) gibi pek çok üstaddan ders almıştır.

    Fıkıh, tefsîr, hadis, usul, i'rab ve benzeri sayısız ilimde zamanının otoritesi olmuştur. Siyasi çalkantıların yoğun olduğu, ekonomik sıkıntıların zirvede olduğu ve fakat kitab telif ve neşrinin yaygın olduğu bir dönemde yaşamıştır. Genç yaşta eser telifine başlayan müellif altıyüze yakın eser vermiştir[7]. Tefsîr ilmine dair eserleri ise yirmibeş civarındadır[8]. Mahallî'nin ömrünün sonlarında yazmaya başlayıp bitiremediği Celâleyn Tefsîri tekmilesini yirmibir yaşlarında ve kırk gün içerisinde yazıp bitirmiş ve dört aylık bir zamanda da temize çekmiştir[9]. Çeşitli eserlerinde kendisinin dokuzuncu asrın müceddidi olduğunu nimeti tahdis sadedinde söyleyen[10] Suyûtî'nin tefsire dair basılmış eserlerinden bazıları şunlardır:

    ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsîr bi'l-Me'sûr, (Rivâyet tefsiri olup 9 cilt halinde, 1983 de Beyrut'ta Dâru'l-Fikr tarafından basılmıştır.)

    Katfu'l-Ezhâr fî-Keşfi'l-Ezhâr, (Bir dirayet tefsiri olan bu eser 2 cilt halinde, 1994 de Katar'da basılmıştır.)

    et-Tahbîr fî-İlmi't-Tefsîr, (Kur'ân ilimlerine dair bir eser olup tek cilt halinde, 1986 da Kahire'de Dâru'l-Menâr tarafından basılmıştır.)

    el-İtkan fî-Ulûmi'l-Kur'ân, (Kur'ân ilimlerine dair bir usul kitabı olup iki cilt halinde değişik baskıları yapılmıştır. el-İtkan , Suyûtî'nin daha önce muhtasar olarak kaleme aldığı et-Tahbîr adlı eserinin genişletilmiş şeklidir.[11] 1993 da Beyrut'ta Dâru İbn Kesîr tarafından basılmıştır.)

    Lübabü'n-Nükul fi Esbabi'n-Nüzul, (Nüzûl sebeplerine dair küçük bir risale olup 1966 da, Kâhire'de Dâru'l-Kalem tarafından Celâleyn Tefsiri ile birlikte yayımlanmıştır.)

    el-İklil fi İstinbâtı't-Tenzîl, (Ahkam ayetlerinin tefsirine dair tek ciltlik muhtasar bir eserdir.)

    Mu'tereku'l-Akrân fî İ'câzi'l-Kur'ân, (Kur'ân-ı Kerimin i'câzına dair bir eser olup 1988 de Beyrut'ta Dâru'l-Kütübi'l-Ilmiyye tarafından basılmıştır.)

    Tabakâtü'l-Müfessirîn, (Müfessirlerin kısa hayatlarını alfabetik olarak anlatan tek ciltlik bir eser olup Hicrî 899 tarihine kadar yaşamış 136 müfessirden bahsetmektedir. Beyrut'ta Dâru'l-Kütübi'l-Ilmiyye tarafından tarihsiz olarak basılmıştır.)

    Tenâsuku'd-Dürer fî-Tenâsubi's-Suver. (Sureler arasındaki uyumdan bahseden bir risaledir.)

    Merâsidü'l-Metâli' fî-Tenâsübi'l-mekâti' ve'l-Metâli' (Surelerin başı ile sonları arasındaki münasebete dair bir risale olup 1994'de İstanbul'da tahkik ve tercümesi ile birlikte basılmıştır.)[12]

    CELÂLEYN TEFSÎRİNİN HÂŞİYELERİ

    Kısalığı ve nevine münhasır özellikleriyle elden ele dolaşan bir eser olma hüviyetini kazanmış olan Celâleyn Tefsîri üzerinde bir hayli çalışılmış ve ona haşiyeler yazılmıştır. Bunlardan bazıları:

    Mecmau'l-Bahreyn, Kerhi (v:ı);

    Cemaleyn, Aliyyü'l-Kari (v:1014);

    Kitabu'l-Kevkebeyn, İbn Atiyye (v:1190),

    el-Fütuhatü'l-İlahiyye, Süleyman Cemel (v:1204);

    Haşiyetü Savi ale'l-Celâleyn, Sâvi. (v:1241).[13].

    Bunlardan en yaygın olanı, Beyrut'ta Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabiyye tarafından tarihsiz olarak basılan el-Fütuhatü'l-İlahiyye ile; Mektebetü Dâri'l-Kütübi'l-Arabiyye tarafından yine tarihsiz olarak basılan Håşiyetün Alâ Tefsîri'l-Celâleyn hâşiyeleridir.

    CELÂLEYN TEFSÎRİNDE USLÜP BENZERLİĞİ

    İki ayrı müellif tarafından yazılmış olmasına rağmen eser, dil, uslüb ve ihtisar bakımından bir bütünlük arzeder. Suyûtî yirmilik bir delikanlı iken kaleme aldığı Celâleyn Tefsîri tekmilesinde, yetmiş yaşında bir allâme olan Mahallî'nin uslübünü yakalayabilmiştir. İki bölüm incelendiğinde, bazı kelimelerin açıklamasında kendisini gösteren nüansların on sayısını bulmayacak kadar az olduğu görülür. Buna birkaç örnek verecek olursak:

    a-"" ibaresi, Mahallî'nin kaleme aldığı bölümde "" [14],""[15] şeklinde açıklanırken; Suyûtî'nin yazdığı bölümde ""[16] ve ""[17] şeklinde açıklanmıştır.

    b-Ruh kelimesi, Mahallî'nin tefsîrinde ""(Cansız bir varlık iken onu hayat sahibi bir canlı kıldı.) ve [18] ""(Ruh, insanın içine işlemesiyle onu hayat sahibi kılan bir latif cisimdir.)[19] diye açıklanırken; Suyûtî'nin tefsîrinde ""(Bedenin kendisiyle canlandığı şey)[20] diye açıklanmıştır.

    c-"" kelimesini Mahallî, "yahudilerden bir grup"[21] diye açıklarken; Suyûtî, aynı kelimeyi tefsîrinin bir yerinde aynı şekilde[22], başka bir yerinde ise "yahudi yahut hristiyanlardan bir grup"[23] diye açıklamıştır.

    d-""kelimesi hakkında Mahallî 'nin tefsîrinde""

    (Doğru sözü de yalanından ayırtedin. Bir kıraatte 'sebat' kökünden 'tesbit edin' anlamına "" diye de okunmuştur)[24] açıklaması yapılırken; Suyûtî 'nin tefsîrinde ""(bir kıraatte üç noktalı 'Se' harfi ile okunmuştur) denilerek sadece kıraat farkına işaret edilmiştir[25].

    Örneklerden de anlaşılacağı üzere, iki müellif tarafından kaleme alındığı halde her iki bölümdeki benzer ifadeler, görünüşte farklı lafızlarla açıklanmış olsa bile, temelde farklı olmayan nüanslardan öteye geçmediği izlenimi vermektedir. Zaten bu farklılıklar da parmak sayısını bulmayacak kadar azdır. Her iki bölümde de aynı ifadeler, genelde aynı lafızlarla açıklanmıştır. Bu da, eseri tamamlayan Suyûtî'nin, hocası Mahallî'nin tefsîrine ne kadar hakim olduğunu göstermektedir. İki bölüm arasındaki bu nüans farklılıklarına kısaca işaret ettikten sonra, şimdi eserin genel özelliklerini sıralayabiliriz.

    Suyûtî'nin tefsîrin başına koyduğu mukaddimesinde belirttiği üzere, tefsîrin her iki bölümünde de şu şekilde bir metod izlenmiştir:

    "Allâh'ın Kelâmından anlaşılanı zikretmek, tercih edilen görüşe dayanmak, gerekli görülen yerlerin i'rabını yapmak, meşhur kıraatlerdeki farklılığa dikkat çekmek ve tüm bunları özlü bir biçimde vermek"[26].

    "Lübbü't-Tefâsir" (Tefsîrlerin özü-Kaymağı) diye anılan ve en çok okunan tefsîr özelliğini bugün de koruyan Celâleyn Tefsîri, o kadar veciz olarak hazırlanmıştır ki, yapılan sayımlara göre Müddessir sûresine kadar, Kur'ân âyetleri ile tefsîrdeki harflerin sayısının birbirine eşit olduğu tesbit edilmiştir[27].

    Tefsîrin ortak uslüp özelliklerinden bazılarını bu şekilde özetledikten sonra, tefsîrin genel özelliklerini Yâsin sûresinden buraya aldığımız bazı örnekler ile sunmak istiyoruz.



    ÖRNEKLERİYLE CELÂLEYN TEFSÎRİNİN ÖZELLİKLERİ

    1-Huruf-u Mukattaa (Hece harfleri) hakkında herhangi bir açıklama yapmaması: Bu hece harfleri hakkında ""(Ondan (bu hece harflerinden) murad olunanı en iyi Allâh bilir) ifadesi ile yetinerek, bu konuda Selef alimlerini izler[28].

    2-Kelimeleri müteradifleriyle açıklaması: Tefsîrin en önemli özelliği, kelimeleri müterâdifleriyle ve özellikle âyette kasdedilen manayı ortaya koyacak şekilde, hemen hemen âyette kullanılan aynı kalıbda açıklamasıdır. Bu konuda her iki müfessir de maharetlerini ortaya koymuşlar ve kendilerinden sonra yazılan tefsîrlere örnekler sunmuşlardır


    TIKLA OKU: http://www.cumhuriyet.edu.tr/akademi.../1aakpinar.htm





+ Yorum Gönder