+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Meal ve Tefsir Kategorisinden Arabça bilmiyorum Kuranın mealini okusam kabul olur mu sevap alır mıyım? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Arabça bilmiyorum Kuranın mealini okusam kabul olur mu sevap alır mıyım?

    Reklam




    Sual: Yasini Türkçe okumak kabul olur mu?
    Yasini Türkce okumak sevap mı?


    arabca bilmiyorum ögrenemedim yaşım 30 ama başka şeyleride ezberleyip ögrenemiyorum ne gördümse çocukken ögrendiklerimle kamış beyin. BEN BİLİNDİK YASİNİ ŞERİFLERDEN FALAN OKUMAYA GAYRET EDİYORUM ölmüşlere özel mübarek gecelerde falan ama bunu türkce mealinden okuyorum kabul olmaz diyenler illaki arapcamı okumam gerek ögrenemeden ölürsem günahkarmıyım ?







  2. arifselim
    Yönetici

    Yorum: Arabça bilmiyorum Kuranın mealini okusam kabul olur mu sevap alır mıyım?


    Reklam



    Cevap: Selamun aleykum kardeşim. Belli bir yaştan sonra insanın bazen ezber yapması çok zor olabiliyor. Namaz için gerekli bilgiler dışında kalan dua ve sureleri ezberlemek zorunda değilsin. Yasin veya başka bir sureyi arapça orijinal şeklinde okunması gerekir. Çünkü Türkçe ile tam olarak her harf doğru bir şekilde çıkmaz ve hatalara neden olur. Mealini okuyabilirsin. Öğrenmek fazilet ve sevap olsa da öğrenmeyen günahkar olmaz.

  3. Misafir
    Kuranı kerimi internetten okuyup Kur'an'la takip edip öğreniyorum bunun bi sakıncası varmıdır? arkadaşim bana 10 sefer Yasin'i şerif okumamı istedi bende internetten açıp Kur'an'la okumaya devam ediyorum kabul olur mu

  4. arifselim
    Yönetici
    İnternetten veya canlı olarak takip ederek seninde okuman şartıyla aynen okumuş gibi olursun Allah'ın izniyle. Arkadaşının okumanu istediği yasinleri de bu şekilde okuman mümkündür Allah kabul eylesin.

  5. Misafir
    KUR'AN MEÂLİ İLE YETİNMEK
    İnsan olarak hepimiz ilâhî hitabın, yani Kur’an-ı Kerim’in birer muhatabıyız. Yüce Kitabımız’ı manasını bilmeden de olsa okumak, güzel ve sevabı büyük bir ibadet. Ama Rabbimiz’in mesajını anlayarak, ibret alarak, tefekkür ederek okumak ise elbette bambaşka. Fakat Kur’an Arapça. O halde ne yapmalı? Bir çözüm gibi görünen mealinden Kur’an’ı anlama çabası yeterli mi?

    Arapça bilmeyen bir kişinin doğrudan Kur’an’a muhatap olması demek, onu yüzünden okumak ile yetinmesi demek. Zaten halkımız arasında en yaygın okuma çeşidi de bu. Kur’an okuyanlarımızın çoğunluğu, bir hatim tamamlama veya cuma geceleri ölülerinin ruhuna bir Yasin okuma sevabıyla yetinmek durumundalar.

    Günümüzde her ne kadar tartışmaya açılmak istense de, alimlerimizin görüş birliği ile kabul edilmektedir ki, Kur’an’ın kendi okunuşu ile ibadet edilir. Yani ibadet dili, bizatihi Kur’an lafzıdır. Dolayısıyla onu yüzünden okumak suretiyle de ondan feyz alınır. Bu, kimsenin küçümseyemiyeceği derecede önemli bir ibadettir. Fakat Kur’an’ın indiriliş gayesini böyle bir çerçeveyle sınırlandırmak da mümkün değil. Merhum Mehmet Akif’in deyişiyle:

    “İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin!
    Ne mezarlıklarda okunmak, ne de fal bakmak için!..”


    Gerçekte Kur’an, kendi ifadesiyle bir rehber, bir kurtuluş olmak üzere indirilmiştir. Bu da ancak anlamakla, tabi olmakla veya anlayanlara ve tabi olanlara uymakla mümkün.

    Kur’an’ın anlaşılması için Arapça bilmek şüphesiz çok önemli. Fakat bilmemek bir engel değil. Aslında Arapça bilmek, Kur’an’ı anlamada tek başına yeterli de değil.

    Arapça bilmemek, Kur’an’ı anlamaya engel değil dedik.
    Çünkü asırlar boyunca alimlerimizin büyük bir vukufiyet ve titizlikle hazırladığı tefsirler bulunuyor.

    Kur’an tercümeleri veya meallere gelince; Türkçe olduğu gibi, daha birçok dilde Mukaddes Kitabımız’ın tercümeleri var. Bunların birçok açıdan faydalı olduğu da biliniyor. Fakat, bütün ilim erbabınca ittifakla kabul edilen çok önemli bir husus şu ki, hiçbir tercüme aslının aynısı değildir.

    Mesela, Fransızca yazılan bir şiir Türkçe’ye tercüme edildiğinde, o şiirin Fransızca’daki aslıyla aynı olduğu iddia edilebilir mi? Hele de şiiri şiir yapan ahenginin, Fransızca’ya özgü söz sanatlarının aynen uyarlandığını iddia etmek gülünç olmaz mı? Herhangi bir dildeki bir şiiri, diğer bir dile tercüme eden 10 mütercim varsayalım. Bunların hepsinin tercümeleri birbirinden farklı olur ve hiç birinin tercümesi, aslının aynısıdır denilemez. Bu durum, tercüme işleminin tabii bir sonucu.

    Tercümenin örneklediğimiz bu kaçınılmaz özelliği, şüphesiz Kur’an-ı Kerim için de geçerli. Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilmiş olan 70-80 civarındaki Kur’an-ı Kerim tercümelerinin herbirinin diğerlerine göre farklı özellikleri soz konusu. Her mütercim, Arapçaya ve Türkçe’ye hakimiyet derecesine göre bir tercüme gerçekleştirmiş. Her birinin vukuf derecesi farklı olduğu için, tercümelerinin de farklı olması normal. Yine tabii olarak onların hiç birinin tercümesi Kur’an’ın ve dolayısıyla Allahu Tealâ’nın murad ettiği mananın aynısı olamaz.

    Durum böyle olunca, sadece meal (tercüme) okumak ile yetinmek, birçok sakıncayı beraberinde getirir. Çünkü meal, orijinal ifadedeki her bir kelimenin başka bir dildeki karşılığını koymak suretiyle yapılan en kısa tercüme şeklidir. Böyle bir anlayışla Kur’an-ı Kerim’in tercüme edilmesi, ondaki engin manaların yeterince ifade edilebilmesini mümkün kılamaz. Çünkü o, ilahî bir metin. İnsanüstü ifade mükemmelliğine sahip mucize bir kelâm.

    Kuran-ı Kerim’in bu özelliklerinin başka bir dile aktarılmasının imkansızlığının yanı sıra, ayetlerin indiriliş sebebi, Hz. Peygamber (A.S.) Efendimiz’in ve Ashab-ı Kiram’ın açıklayış biçimi gibi Kur’an’ı anlamada birçok vazgeçilmez unsuru mealle verebilmek de mümkün değil. Dolayısıyla Kur’an’ın en kısa şekilde tercüme edilmeye kalkışılması, ondaki ilâhî muradın tam olarak ifade edilebilmesi ve anlaşılabilmesi için yeterli olamaz. Hatta Allahu Tealâ’nın muradının yanlış anlaşılması tehlikesi ortaya çıkar.

    Bu durumda, Kur’an’ın muteber tefsirlerine müracaat edilmesi kaçınılmaz olur. Elmalılı Hamdi Yazır merhumun “Hak Dini Kur’an Dili” gibi doğrudan Türkçe yazılmış birçok güzel tefsir olduğu gibi, Arapça tefsirlerin önemli bir kısmı da tercüme edilmiş bulunuyor. İbn-i Kesir’in, Razî’nin ve Kurtubî’nin tefsirleri bunlar arasındadır.

    Yine bu konuda eklenmesi gereken çok önemli bir nokta da şudur: Sadece Kur’an ve tefsirlerinin okunması da yeterli değil. Kur’an’ı öğrenmenin en iyi yolu, ehil alimlerden ders almaktır. Bu mümkün değilse, en azından tereddütte kaldığımız meselelerde alimlere sık sık başvurulmalıdır. Hatta mümkünse onlardan, usül ve metodoloji öğrenilmelidir.

    Sonuç olarak, Kur’an’ı anlamada mealler yeterli görülmemeli; öncelikle ve mümkünse alimlerden ders alma yoluna gidilmelidir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda, meal ile birlikte Türkçe yazılmış veya Türkçe’ye tercüme edilmiş tefsirlerdeki izahlar dikkate alınmalıdır.

    Ve unutulmamalıdır ki, Allah’ın Kelâmı’nı doğru anlayabilmenin vazgeçilmez unsuru, okumanın yanında tefekkür etmek, ibret almak, yaşamak ve Kur’an’ı yaşayanlarla birlikte olmaktır.


    Arif Gezer


  6. bana bak
    Devamlı Üye
    kur’an’ı öğrenmenin en iyi yolu, ehil alimlerden ders almaktır.
    gerçekten çok güzel bir tespit

  7. Misafir
    Kuran'ı Türkçe okuyabilirsiniz. Diyanetin yayınladığı Kuran'dan okuyun.

+ Yorum Gönder