Konusunu Oylayın.: Talak Süresi 4. ayetin tefsiri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Talak Süresi 4. ayetin tefsiri
  1. 10.Kasım.2010, 05:08
    1
    TheoVanGogh
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Kasım.2010
    Üye No: 80417
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Talak Süresi 4. ayetin tefsiri






    Talak Süresi 4. ayetin tefsiri Mumsema Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
    (talak 4)

    Yaşlılıkların­dan dolayı hayız görmeyen kadınların iddetlerini bilemez ve şüpheye dü­şerseniz, bilinmelidir ki, onların iddetinin hükmü üç aydır. Her ay bir hayız yerine geçer. Aynı şekilde, küçüklüğünden dolayı hayız gör­meyenlerin iddeti de üç aydır. Gebe kadının iddeti, ister boşanmış olsun ister kocası ölmüş olsun, çocuğunu do­ğurmakla sona erer. Kim, söz ve fiillerinde Allah'tan korkar ve Allah'ın haram kıldığı şeylerden sakınırsa, Allah onun işini kolaylaştırır ve her türlü hayırlı işe onu muvaffak kılar.

    Kaynak: Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 6/479.


  2. 10.Kasım.2010, 05:08
    1



    Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
    (talak 4)

    Yaşlılıkların­dan dolayı hayız görmeyen kadınların iddetlerini bilemez ve şüpheye dü­şerseniz, bilinmelidir ki, onların iddetinin hükmü üç aydır. Her ay bir hayız yerine geçer. Aynı şekilde, küçüklüğünden dolayı hayız gör­meyenlerin iddeti de üç aydır. Gebe kadının iddeti, ister boşanmış olsun ister kocası ölmüş olsun, çocuğunu do­ğurmakla sona erer. Kim, söz ve fiillerinde Allah'tan korkar ve Allah'ın haram kıldığı şeylerden sakınırsa, Allah onun işini kolaylaştırır ve her türlü hayırlı işe onu muvaffak kılar.

    Kaynak: Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 6/479.


    Benzer Konular

    - Lokman Süresi 33. ayetin tefsiri

    - İsra Süresi 1. Ayetin Tefsiri

    - Haşr Süresi Son 3 Ayetin Tefsiri

    - Talak Suresi 12.Ayetin Tefsiri

    - Bakara süresi 36. ayetin tefsiri

  3. 20.Aralık.2010, 12:23
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: Talak Süresi 4. ayetin tefsiri




    Talak Süresi 4. ayetin tefsiri

    4. “Kadınlarınız içinde ay hali görmekten kesilenler ile henüz ay hali görmemiş olanların iddetleri hususunda şüpheye düşerseniz, bilin ki, onların iddet beklemesi üç aydır; gebe olanların iddeti, doğurmaları ile tamamlanır. Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınan kimseye işinde kolaylık verir.”

    Yaşlılıklarından dolayı hayızdan kesilmiş, hayızdan ümidi kesilmiş, hayız görme dönemi bitmiş ve henüz hayız görmemiş, hayız görecek yaşa gelmemiş kadınların iddetleri hususunda bir şüpheye düşerseniz, bilesiniz ki onların iddetleri üç aydır. Gebe olan kadınların iddetleri ise doğumları ile tamamlanmış olur. Allah muhakkak ki kendisine karşı takvalı davrananlara, emirlerine karşı gelmekten sakınanlara işlerinde bir kolaylık lütfedecektir. Öyleyse her işimizde, her uygulamamızda hep Allah huzurunda olduğumuzun şuuru içinde olacağız. Sürekli Allah sınırlarıyla karşı karşıya bulunduğumuzu unutmayacağız. Böyle yaparsak Rabbimiz her işimizde bize bir kolaylık nasip edecektir. Yaptıklarımızı hep Allah’a lâyık yapmaya çalışırsak Allah’ın yardımı sürekli yanımızda olacaktır.
    Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınan kimseye işinde kolaylık verir. Takvâ sahiplerine Allah, çıkış yolu gösterir. Sıkıntılardan kurtarır, kolaylıklar lütfeder. Yani, Allah, emrettiğini yapmak, yasakladığından kaçınmak sûretiyle Allah'tan korkan kimseye her türlü sıkıntıdan (kurtulacak) bir çıkış yolu ve kolaylık verir, ummadığı yerden o-nu rızıklandırır ve verdiği şeylerde bereket nasip eder. Kim Allah'a tevekkül eder, yani işini O'na havâle ederse, önemsediği şeyleri temin konusunda Allah ona yeter:

    Allah Teâlâ, zor gibi görünen ibâdetleri farz kılmakla, esasen mü’min kullarını hayat mücâdelesine, zorluktan kurtarıp kolaylığa ve rahatlığa kavuşturmayı dilemiştir. Namazla hevâsına direnecek, kötü-lük ve fahşâdan uzaklaşacak, oruçla kolay kolay cihad etmeye alışa-cak, lüzumunda sabır yolları öğrenilecek, zekâtla nefsinin paraya kul olmasından kurtulacak, hayatın zorlukları yenilecek, âhiret saâdetin-deki güzellik, kolaylık ve saâdetlere erişecektir. İbâdetler insanı olgunlaştırır, insanı maddî ve özellikle mânevî yönden güçlendirir. İbâdet ve Allah’a tâat, O’nun hükümlerine riâyet, hevâsının/nefsinin kulluğundan kurtulmuş mü’min için hiç de zor değildir. Allah’a iman edip O’na teslim olan insan, zorlukları aşacak, daha doğrusu şeytanın zor gösterdiği kolaylıkları seçecektir. Şeytan, insana kötülüğü emreder, insanın kendini küçültüp basitleştirmesine, ibâdetleri zor zannedip onlarla yücelip güçlenmesine engel olmak ister.

    İktisadî mânâdaki refah ve bolluk, iman ve takvâ iledir: "O ülkelerin halkı iman edip ittika etselerdi (günahtan sakınsalardı), elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket (bolluk) kapıları açardık; fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik." (7/A'râf, 96)

    Yani, kent halkı Allah'a iman edip, O'nun haram kılarak ya-sakladıklarından kaçınırsa, yağmur ve bitki vererek yerden ve gökten bereket kapılarını açarız. Fakat, peygamberlerini yalanlayınca Allah, küfür ve mâsiyetlerinin bir cezâsı olarak, onları kuraklık ve kıtlıkla ya-kalayıp cezalandırdı.

    "Eğer ehl-i kitap iman edip takvâ sahibi olsalardı (kötülükler-den sakınsalardı), elbette onların kötülüklerini örter ve onları nimetlerle donatılmış cennetlere sokardık. Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni (Kur'an'ı) doğru dürüst uygulasalardı, şüp-hesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından (sayısız nimetleri) yerlerdi (yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden istifade ederek refah için-de yaşarlardı). Onlardan aşırılığa kaçmayan (mu'tedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür!"
    (Mâide, 65-66).

    Dini uygulamak, takvâ sahibi olmak; medenî ve iktisadî bakım-dan toplumları geri bırakmak şöyle dursun, refah ve mutluluğun zirve-sine çıkarır. Dini bırakıp menfaat felsefesine göre hareket edenler, zayıfları, başka ulusları sömürme yoluna gittikleri için gerilik, sefalet, savaş ve kargaşalara sebep olmaktadırlar. Allah'ın hâkimiyetine bo-yun eğildiği takdirde yeryüzünde hiçbir kimse zerrece zulme uğra-mayacak, herkes hakkını alacak, zenginlik, bolluk ve refahı meşrû yollarda arayacak ve işte o zaman gökten nimetler yağacak, bolluk ve bereket olacak, yerden de zenginlikler fışkıracaktır.

    Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (a.s.) buyurdular ki: "Ben bir âyet biliyorum. Eğer insanların hepsi onu tutsaydılar, hepsine kâfi gelirdi." Ashab, "Ey Allah'ın Resulü, bu hangi âyettir?" diye sordular. Peygamberimiz: "Ve men yettekıllahe yec'al lehû mahracen (Ve kim Allah'tan korkarsa -takva sahibi olursa- Allah o kimseye bir çıkış yolu ihsan eder.)" (Talâk, 2) âyetini okudu.
    (Kütüb-i Sitte, hadis no: 7297, c. 17, s. 591).

    "Zorluklar, başarının değerini arttıran süslerdir." "İnsanın en büyük dostu zorluklardır. Çünkü insanı karşılaştığı zorluklar güçlen-dirir." "Bir işi, en zor yanından düşün ki, yaparken güçlük çekmeye-sin." "En zor üç şey vardır: Bir sırrı saklamak, bir yarayı unutmak, boş zamanı iyi kullanmak." "Güçlükler, insanın ne olduğunu gösterir." "Zorluk çeken rahat bulur." "Bir kova taşımak, iki kova taşımaktan zordur." "Hayatta en zor şey, amaçsız insanlarla birlikte yaşamak zo-runluğudur." "Zorluklardan korkup kaçan, eninde sonunda onun içine düşer." "Her zorluğa ilgisizlik gösteren, hayatta çok zorluk çeker." "Her yokuşun bir inişi vardır." “Rabbi yessir ve lâ tuassir, Rabbi tem-mim bi’l-hayr (Rabbim! Zorlaştırma, kolaylaştır. İşimi hayırla tamam-lamayı nasip et!)”


  4. 20.Aralık.2010, 12:23
    2
    Özel Üye



    Talak Süresi 4. ayetin tefsiri

    4. “Kadınlarınız içinde ay hali görmekten kesilenler ile henüz ay hali görmemiş olanların iddetleri hususunda şüpheye düşerseniz, bilin ki, onların iddet beklemesi üç aydır; gebe olanların iddeti, doğurmaları ile tamamlanır. Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınan kimseye işinde kolaylık verir.”

    Yaşlılıklarından dolayı hayızdan kesilmiş, hayızdan ümidi kesilmiş, hayız görme dönemi bitmiş ve henüz hayız görmemiş, hayız görecek yaşa gelmemiş kadınların iddetleri hususunda bir şüpheye düşerseniz, bilesiniz ki onların iddetleri üç aydır. Gebe olan kadınların iddetleri ise doğumları ile tamamlanmış olur. Allah muhakkak ki kendisine karşı takvalı davrananlara, emirlerine karşı gelmekten sakınanlara işlerinde bir kolaylık lütfedecektir. Öyleyse her işimizde, her uygulamamızda hep Allah huzurunda olduğumuzun şuuru içinde olacağız. Sürekli Allah sınırlarıyla karşı karşıya bulunduğumuzu unutmayacağız. Böyle yaparsak Rabbimiz her işimizde bize bir kolaylık nasip edecektir. Yaptıklarımızı hep Allah’a lâyık yapmaya çalışırsak Allah’ın yardımı sürekli yanımızda olacaktır.
    Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınan kimseye işinde kolaylık verir. Takvâ sahiplerine Allah, çıkış yolu gösterir. Sıkıntılardan kurtarır, kolaylıklar lütfeder. Yani, Allah, emrettiğini yapmak, yasakladığından kaçınmak sûretiyle Allah'tan korkan kimseye her türlü sıkıntıdan (kurtulacak) bir çıkış yolu ve kolaylık verir, ummadığı yerden o-nu rızıklandırır ve verdiği şeylerde bereket nasip eder. Kim Allah'a tevekkül eder, yani işini O'na havâle ederse, önemsediği şeyleri temin konusunda Allah ona yeter:

    Allah Teâlâ, zor gibi görünen ibâdetleri farz kılmakla, esasen mü’min kullarını hayat mücâdelesine, zorluktan kurtarıp kolaylığa ve rahatlığa kavuşturmayı dilemiştir. Namazla hevâsına direnecek, kötü-lük ve fahşâdan uzaklaşacak, oruçla kolay kolay cihad etmeye alışa-cak, lüzumunda sabır yolları öğrenilecek, zekâtla nefsinin paraya kul olmasından kurtulacak, hayatın zorlukları yenilecek, âhiret saâdetin-deki güzellik, kolaylık ve saâdetlere erişecektir. İbâdetler insanı olgunlaştırır, insanı maddî ve özellikle mânevî yönden güçlendirir. İbâdet ve Allah’a tâat, O’nun hükümlerine riâyet, hevâsının/nefsinin kulluğundan kurtulmuş mü’min için hiç de zor değildir. Allah’a iman edip O’na teslim olan insan, zorlukları aşacak, daha doğrusu şeytanın zor gösterdiği kolaylıkları seçecektir. Şeytan, insana kötülüğü emreder, insanın kendini küçültüp basitleştirmesine, ibâdetleri zor zannedip onlarla yücelip güçlenmesine engel olmak ister.

    İktisadî mânâdaki refah ve bolluk, iman ve takvâ iledir: "O ülkelerin halkı iman edip ittika etselerdi (günahtan sakınsalardı), elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket (bolluk) kapıları açardık; fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik." (7/A'râf, 96)

    Yani, kent halkı Allah'a iman edip, O'nun haram kılarak ya-sakladıklarından kaçınırsa, yağmur ve bitki vererek yerden ve gökten bereket kapılarını açarız. Fakat, peygamberlerini yalanlayınca Allah, küfür ve mâsiyetlerinin bir cezâsı olarak, onları kuraklık ve kıtlıkla ya-kalayıp cezalandırdı.

    "Eğer ehl-i kitap iman edip takvâ sahibi olsalardı (kötülükler-den sakınsalardı), elbette onların kötülüklerini örter ve onları nimetlerle donatılmış cennetlere sokardık. Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni (Kur'an'ı) doğru dürüst uygulasalardı, şüp-hesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından (sayısız nimetleri) yerlerdi (yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden istifade ederek refah için-de yaşarlardı). Onlardan aşırılığa kaçmayan (mu'tedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür!"
    (Mâide, 65-66).

    Dini uygulamak, takvâ sahibi olmak; medenî ve iktisadî bakım-dan toplumları geri bırakmak şöyle dursun, refah ve mutluluğun zirve-sine çıkarır. Dini bırakıp menfaat felsefesine göre hareket edenler, zayıfları, başka ulusları sömürme yoluna gittikleri için gerilik, sefalet, savaş ve kargaşalara sebep olmaktadırlar. Allah'ın hâkimiyetine bo-yun eğildiği takdirde yeryüzünde hiçbir kimse zerrece zulme uğra-mayacak, herkes hakkını alacak, zenginlik, bolluk ve refahı meşrû yollarda arayacak ve işte o zaman gökten nimetler yağacak, bolluk ve bereket olacak, yerden de zenginlikler fışkıracaktır.

    Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (a.s.) buyurdular ki: "Ben bir âyet biliyorum. Eğer insanların hepsi onu tutsaydılar, hepsine kâfi gelirdi." Ashab, "Ey Allah'ın Resulü, bu hangi âyettir?" diye sordular. Peygamberimiz: "Ve men yettekıllahe yec'al lehû mahracen (Ve kim Allah'tan korkarsa -takva sahibi olursa- Allah o kimseye bir çıkış yolu ihsan eder.)" (Talâk, 2) âyetini okudu.
    (Kütüb-i Sitte, hadis no: 7297, c. 17, s. 591).

    "Zorluklar, başarının değerini arttıran süslerdir." "İnsanın en büyük dostu zorluklardır. Çünkü insanı karşılaştığı zorluklar güçlen-dirir." "Bir işi, en zor yanından düşün ki, yaparken güçlük çekmeye-sin." "En zor üç şey vardır: Bir sırrı saklamak, bir yarayı unutmak, boş zamanı iyi kullanmak." "Güçlükler, insanın ne olduğunu gösterir." "Zorluk çeken rahat bulur." "Bir kova taşımak, iki kova taşımaktan zordur." "Hayatta en zor şey, amaçsız insanlarla birlikte yaşamak zo-runluğudur." "Zorluklardan korkup kaçan, eninde sonunda onun içine düşer." "Her zorluğa ilgisizlik gösteren, hayatta çok zorluk çeker." "Her yokuşun bir inişi vardır." “Rabbi yessir ve lâ tuassir, Rabbi tem-mim bi’l-hayr (Rabbim! Zorlaştırma, kolaylaştır. İşimi hayırla tamam-lamayı nasip et!)”





+ Yorum Gönder