Konusunu Oylayın.: Hayat Kitabı Kuran: Gerekçeli Meal - Tefsir Mustafa İslamoğu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Hayat Kitabı Kuran: Gerekçeli Meal - Tefsir Mustafa İslamoğu
  1. 07.Mayıs.2010, 18:17
    1
    Misafir

    Hayat Kitabı Kuran: Gerekçeli Meal - Tefsir Mustafa İslamoğu






    Hayat Kitabı Kuran: Gerekçeli Meal - Tefsir Mustafa İslamoğu Mumsema Hayat Kitabı Kuran: Gerekçeli Meal - Tefsir Mustafa İslamoğu hakkında eğitici bir yazı yazar mısınız ?


  2. 07.Mayıs.2010, 18:17
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 20.Kasım.2013, 17:03
    2
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Hayat Kitabı Kuran: Gerekçeli Meal - Tefsir Mustafa İslamoğu




    Hayat Kitabi Kuran Gerekceli Meal Tefsir



    Mustafa Islamoglu

    Önsözden....

    Önümüz ve sonumuz, dünümüz, günümüz ve yarınımız, her işimizin başı, ortası ve sonu O’nun adıyla ve O’nun adınadır. Çünkü O “ol” dedi olduk, “olma” dese olmazdık. Çünkü gücümüzü O’ndan aldık, varlığımızı O’na borçlu olduk. Borcun borçla ödenmeyeceğini bildik ve O’na kayıtsız şartsız teslim olduk. Bildik ki, O dilemese dileyemezdik, izin vermese edip eyleyemezdik.

    Hamdimiz ve senamız, özünde merhametli işinde merhametli olan, sonsuz rahmetin kaynağı olan, vahiyle insana tenezzül buyuran, akleden kalplerimizi onunla doyuran, insanı en güzel kıvamda yaratan, yarattığı insana Kur’an’ı ve beyanı öğreten, sözün gücünü gücün sözünden üstün kılan, kelâmıyla söze değer katan, kalemi yaratan ve onunla öğreten âlemlerin Rabbi, rahmetin eşsiz membaı, sevgi ve şefkatin mutlak kaynağı Allah’adır.

    Desteğimiz ve salatımız, onun vahyini bize aldığı gibi taşıyan, o vahyi taşımakla kalmayıp model bir hayatı yaşayan, insanlığın kabul olmuş sadakası olan ve insanlığa ebedi mutluluğun aydınlık yolunu bırakan, bir ömrü vahye adayan ve hayatını canlı bir Kur’an kılan Rasulullah’adır.

    Varlık, Allah konuşunca var oldu. Tarih, O konuşunca başladı. Beşere ruh, O’nun dilini anlasın diye üflendi. O ruhla birlikte irade, akıl ve nutk O’nun kelâmı muhatabını bulsun diye verildi. Ve ‘beşer’, O’nu anlamak için ‘insan’ oldu.

    Varlığı kelâm ile başlatan, insanın serüvenini de kelâm ile başlattı. Hak ve sorumluluk verdiği insana, hak ve sorumluluklarını nasıl kullanacağını vahiyle öğretti. Tarihin eksenine kelâmı yerleştirdi. İnsana vahiyle yol gösterdi. Hayatı inşâ etsin diye insanı dünyanın “kalfası” (halife) yaptı. Bu kalfa işini iyi yapsın diye insanı vahiyle eğitti.

    Ezeli ve biricik hakikatin tüm zamanlardaki tezahürü olan islâm, aynı zamanda Allah’ın kâinatı yönettiği sistemin adıydı. Ezeli ve biricik hakikatin insanlığın son çevrimindeki tezahürü olan Kur’an vahyi ise ilâhî bir inşâ projesiydi. Hayat yol, insan yolcuydu. Yolu da yolcuyu da O yarattı. Yol haritasını belirlemek, yolu ve yolcuyu yaratanın hakkıydı. Tüm ilâhî vahiyler, varlık ağacının bu soylu meyvesi var ediliş amacını gerçekleştirsin diye gönderilmişti. Ve insanlığın son çevriminde ebedi rehberlik tüm haşmetiyle Kur’an sûretinde bir kez daha göründü.

    ***

    İlk kitabım, zâtî eşyalarım dışında belki ilk servetim, henüz yedi yaşımdayken tarafıma hediye edilen bir Kur’an’dı. Yöremizde sevilip sayılan arif bir zâtın hediye ettiği bu mushafı, tüm yıpranmışlığına rağmen hâlâ muhafaza ederim.

    O gün hayatıma giren Kur’an, inişli çıkışlı bir seyir izlese de, hayatımdan bir daha hiç çıkmadı. Gerek özgün gerek örgün eğitimim, hep Kur’an’ı anlamamı kolaylaştıran alanlarda oldu. şimdi geriye dönüp baktığımda, bunun Rabbimin fakire bir lûtfu olduğunu görüyor, şükründen aciz olduğumu itiraf ediyorum.

    Dolu dolu 11 yıllık ağır ve zorlu bir mesainin ürünü olan bu meal, “Bir meal de ben yazayım” diye kaleme alınmadı. Bir nevi kendini fakire dayatan bir sorumluluk olarak vücut buldu. Zira meal yazımı, 1998 başında başlayan Tefsiru’lKur’an ve Te’vilu’lFurkanadlı sesli ve görüntülü tefsir projemizin olmazsa olmazıydı. Tabii ki bu uzun vâdeli projenin öncesi de var. Kahire safhasını saymazsak, İstanbul’da 1992 yılında başlayıp 15 yılda tamamlanan canlı ve kamuya açık tefsir derslerimiz bu çalışmanın nüvesini teşkil eder.

    Vicahen ve gıyaben çok geniş bir kesime ulaşan bu dersler, bir tür kadim ilim geleneğimizdeki “arz” yöntemini çağrıştırıyordu. Derslerde verilen kimi mânalar ve yapılan bazı yorumlar muhatapları tarafından tartışılıyor, bu tartışmaların yansıma ve yankıları bize dönüyordu. Bu mealin olgunlaşmasında, işbu dönüşlerin payını daha baştan anmayı bir görev bilirim.


  4. 20.Kasım.2013, 17:03
    2
    Üye



    Hayat Kitabi Kuran Gerekceli Meal Tefsir



    Mustafa Islamoglu

    Önsözden....

    Önümüz ve sonumuz, dünümüz, günümüz ve yarınımız, her işimizin başı, ortası ve sonu O’nun adıyla ve O’nun adınadır. Çünkü O “ol” dedi olduk, “olma” dese olmazdık. Çünkü gücümüzü O’ndan aldık, varlığımızı O’na borçlu olduk. Borcun borçla ödenmeyeceğini bildik ve O’na kayıtsız şartsız teslim olduk. Bildik ki, O dilemese dileyemezdik, izin vermese edip eyleyemezdik.

    Hamdimiz ve senamız, özünde merhametli işinde merhametli olan, sonsuz rahmetin kaynağı olan, vahiyle insana tenezzül buyuran, akleden kalplerimizi onunla doyuran, insanı en güzel kıvamda yaratan, yarattığı insana Kur’an’ı ve beyanı öğreten, sözün gücünü gücün sözünden üstün kılan, kelâmıyla söze değer katan, kalemi yaratan ve onunla öğreten âlemlerin Rabbi, rahmetin eşsiz membaı, sevgi ve şefkatin mutlak kaynağı Allah’adır.

    Desteğimiz ve salatımız, onun vahyini bize aldığı gibi taşıyan, o vahyi taşımakla kalmayıp model bir hayatı yaşayan, insanlığın kabul olmuş sadakası olan ve insanlığa ebedi mutluluğun aydınlık yolunu bırakan, bir ömrü vahye adayan ve hayatını canlı bir Kur’an kılan Rasulullah’adır.

    Varlık, Allah konuşunca var oldu. Tarih, O konuşunca başladı. Beşere ruh, O’nun dilini anlasın diye üflendi. O ruhla birlikte irade, akıl ve nutk O’nun kelâmı muhatabını bulsun diye verildi. Ve ‘beşer’, O’nu anlamak için ‘insan’ oldu.

    Varlığı kelâm ile başlatan, insanın serüvenini de kelâm ile başlattı. Hak ve sorumluluk verdiği insana, hak ve sorumluluklarını nasıl kullanacağını vahiyle öğretti. Tarihin eksenine kelâmı yerleştirdi. İnsana vahiyle yol gösterdi. Hayatı inşâ etsin diye insanı dünyanın “kalfası” (halife) yaptı. Bu kalfa işini iyi yapsın diye insanı vahiyle eğitti.

    Ezeli ve biricik hakikatin tüm zamanlardaki tezahürü olan islâm, aynı zamanda Allah’ın kâinatı yönettiği sistemin adıydı. Ezeli ve biricik hakikatin insanlığın son çevrimindeki tezahürü olan Kur’an vahyi ise ilâhî bir inşâ projesiydi. Hayat yol, insan yolcuydu. Yolu da yolcuyu da O yarattı. Yol haritasını belirlemek, yolu ve yolcuyu yaratanın hakkıydı. Tüm ilâhî vahiyler, varlık ağacının bu soylu meyvesi var ediliş amacını gerçekleştirsin diye gönderilmişti. Ve insanlığın son çevriminde ebedi rehberlik tüm haşmetiyle Kur’an sûretinde bir kez daha göründü.

    ***

    İlk kitabım, zâtî eşyalarım dışında belki ilk servetim, henüz yedi yaşımdayken tarafıma hediye edilen bir Kur’an’dı. Yöremizde sevilip sayılan arif bir zâtın hediye ettiği bu mushafı, tüm yıpranmışlığına rağmen hâlâ muhafaza ederim.

    O gün hayatıma giren Kur’an, inişli çıkışlı bir seyir izlese de, hayatımdan bir daha hiç çıkmadı. Gerek özgün gerek örgün eğitimim, hep Kur’an’ı anlamamı kolaylaştıran alanlarda oldu. şimdi geriye dönüp baktığımda, bunun Rabbimin fakire bir lûtfu olduğunu görüyor, şükründen aciz olduğumu itiraf ediyorum.

    Dolu dolu 11 yıllık ağır ve zorlu bir mesainin ürünü olan bu meal, “Bir meal de ben yazayım” diye kaleme alınmadı. Bir nevi kendini fakire dayatan bir sorumluluk olarak vücut buldu. Zira meal yazımı, 1998 başında başlayan Tefsiru’lKur’an ve Te’vilu’lFurkanadlı sesli ve görüntülü tefsir projemizin olmazsa olmazıydı. Tabii ki bu uzun vâdeli projenin öncesi de var. Kahire safhasını saymazsak, İstanbul’da 1992 yılında başlayıp 15 yılda tamamlanan canlı ve kamuya açık tefsir derslerimiz bu çalışmanın nüvesini teşkil eder.

    Vicahen ve gıyaben çok geniş bir kesime ulaşan bu dersler, bir tür kadim ilim geleneğimizdeki “arz” yöntemini çağrıştırıyordu. Derslerde verilen kimi mânalar ve yapılan bazı yorumlar muhatapları tarafından tartışılıyor, bu tartışmaların yansıma ve yankıları bize dönüyordu. Bu mealin olgunlaşmasında, işbu dönüşlerin payını daha baştan anmayı bir görev bilirim.





+ Yorum Gönder