Konusunu Oylayın.: Tefsir bir ilim dalıdır

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Tefsir bir ilim dalıdır
  1. 07.Mayıs.2010, 18:16
    1
    Misafir

    Tefsir bir ilim dalıdır

  2. 07.Mayıs.2010, 20:55
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Tefsir bir ilim dalıdır




    Tefsir bir ilim dalıdır

    Kur'an'ımızı anlamaya yönelik yapılan çalışmalara genel olarak tefsir adı verilmektedir. Bu çalışma bir kitap bünyesinde toplandığında da o kitaba 'Tefsir' denir. Tefsir üzerine yoğunlaşan âlim de müfessir olarak anılır.
    Tefsir, Kur'an ilimlerinin bir bölümüdür. Tabii olarak da başlı başına bir ilim dalıdır. Allah'ın kitabını anlama etrafında yapılan bir çalışma, o kitabın azameti etrafında dönmektir. İlimlerin en şereflilerinden birinin tefsir ilmi olduğu tartışılmaz bir hakikattir. Çünkü tefsir sayesinde Allah'ın ayetleri daha iyi anlaşılmakta, kulluğun tahakkuku için gerekenler idrak edilmektedir. Allah'ı tanımak, cenneti, cehennemi bilmek, niçin yaratıldığımızın sırlarına vakıf olmak Kur'an'ın anlaşılması ile mümkündür. Kur'an da tefsir edildiğinde daha açık anlaşılmaktadır.
    Tefsir, Kur'an'ın dili olan Arapça bilmekle elde edilecek bir maharet değildir. Ayetlerin nüzul sebepleri, muhkem, müteşabih ayetler, nasih, mensuh olanlar gibi farklı meseleleri de bilmiş olmak, Arapçayı incelikleriyle bilmekten sonraki en asgari gerekli bilgi başlıklarıdır. Zira Kur'an, sadece eskilerin hikâyelerini anlatan bir kitap değildir. Hatta mücerret bir hikâye anlattığında bile o hikâyeden çıkarılabilecek pek çok ahkâm ihtiva etmektedir. Tefsirin bir ilim dalı olmasının, tefsir yapacak müfessirde bazı şartlar aranması zorunlu kılmaktadır. Kur'an'a ulaşılamaz, anlaşılamaz belki tutulamaz hale getirilmesi bir aşırılık olduğu gibi onun bir dergi makalesi düzeyine indirgenmesi de tehlikeli bir aşırılıktır. Herkesin haddini bildiği ve edebini koruduğu bir noktada kalması en güzel olanıdır.
    Tefsir öğrenmenin hükmü

    Tefsir ilminin öğrenilmesinin bir 'Farz-ı kifaye' boyutu vardır. Müslümanlardan bir bölümünün bu alanda uzmanlaşmış olması, diğer Müslümanlardan tefsir öğrenme sorumluluğunu kaldırır. Bütün Müslümanların, Kur'an'a dair ayrıntıları bilmesi gerektiği iddia edilemez. Zira Kur'an etrafındaki tefsir bilgisi, bir insan ömrünü ve kapasitesini aşacak çaptadır. Belki de Kur'an'ın mucizevi oluşu bunu gerektirmektedir.
    Tefsir ilminin bir de 'Farz-ı ayın' olan bölümü vardır. Her Müslüman bu bölümü bilmelidir veya bilmek için gayret içinde olmalıdır. Bu bölümü oluşturan bilgiler, Kur'an'da zikredilen Allah Teâlâ'nın zatıyla ilgili bilgiler (en az İhlas suresi kadarı), Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme iman, faiz, zina gibi yasaklar ve namaz, oruç gibi farzlardır. Bu düzeyde bir Kur'an bilgisi için âlimlik vasfı aranmaz.
    Tefsir tarzları

    Kur'an ayetlerinin tefsiri söz konusu olduğunda en güzel tefsir, Kur'an'ın bir ayetini başka bir ayetinin açıklamasıdır. Ondan sonra da en muteber tefsir Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı tefsirdir. Bu iki tefsirin dışında tefsirin muteber olanı, ashaptan ve tabiinden yapılan tefsirlerdir. Eğer onların yaptığı tefsir bize muteber yollarla ulaşmışsa yine güvenli bir tefsir kaynağına ulaşılmış demektir.
    Bunların dışında, ulemanın kendi kanaatlerini kullanarak yaptıkları tefsirler de vardır. Söz konusu ulemanın ilmi ve akidevi kimliği göz önünde bulundurularak bu tefsirlerden de Kur'an'ı anlamada yararlanmak mümkündür. Ancak şu bilinmelidir ki, Allah'ın kelamı, hiçbir beşerin üzerinde indî görüş belirtebileceği bir kelam değildir. Ulema da kendi kanaatlerini destekleyen, ekollerini haklı çıkarma maksatlı sözler sarf ederek Kur'an'ı tefsir edebilirler. Nihayetinde söyledikleri, ayete, hadise uyduğu kadarıyla bağlayıcı olur.
    Tefsir tercüme edilince

    Tefsir dalında önemli eserler yazılmıştır. Tefsiri yazanın ilmi kabiliyetine göre de bu tefsirler farklılık göstermektedir. Fıkıh dalında ehil olan birinin yazdığı tefsirde fıkıh konuları, hadis dalında ehil olanın tefsirinde de hadis konuları ağırlık kazanmıştır. Her ilmi ihtiva etme iddiasıyla yazılmış tefsirler de vardır.
    Kendi alanında önemli bir boşluk dolduran tefsirlerden birinin Türkçeye tercüme edilmesi ile o tesirin Arapçadaki doluluğunun Türkçeye taşınma ihtimali çok yüksek değildir. Bu bir anlamda Kur'an'ı bilmek isteyenin Arapça bilmesini öne çıkarmaktadır. Bir eserin kendi dilinden başka bir dile tercüme edilmesi, bilgi kaybına neden olmasa da hassasiyet kaybına neden olacağı muhtemeldir. Tefsir okurken bu noktaya dikkat etmekte yarar vardır.
    Bana göre

    'Bana göre' diye başlayan bir tefsir yoktur. 'Allah diyor ki' şeklindeki bir ayetin ardına Müslüman 'bana göre' diye bir açılım nasıl getirebilir? Kur'an kişisel kanaatlerimizi besleme kaynağı olarak kullanılamaz. Bir iki tefsir okumak hatta yazmak Kur'an hakkında konuşma yetkisi kazandırmaz. Kur'an'la ilgili bir konuda cüretkârlık asla makbul değildir.
    Tefsir hobileştirilmemelidir

    Kur'an, iman ve ibadet kaynağımızdır. Tefsir onu anlama çalışmamız olduğuna göre, iman ve ibadet maksadı ile tefsir okur ve öğreniriz. Toplanmış olmak, bilgiçlik ispat etmek gibi nedenlere dayanan tefsir bilgisi Allah'ın rızası için yapılan işlerden sayılamaz.
    Musa aleyhisselamın asası hangi ağaçtandı, Ashab-ı kehfin isimleri nelerdi, kaç yaşındaydılar türünden bilgiler tefsir bilgileri değildir.
    Tefsir, imanımızı ve amelimizi takviye edecek bilgi ve heyecan kaynağını coşturmaya yaramalıdır. Kültür olsun diye tefsire vakit ayıramayız. Musa'nın asasından önce, onun Firavun'la, Yahudilerle yaptığı cihadı vardır. Tefsirin vazifesi, Firavun'u tanıtmak, cihadı kıyamete kadar ebedileştirmektir. Abdesti bilinir ve tatbik edilir hale getirmektir.
    Hangi tefsir okunmalıdır?
    En uygun tefsir şu tefsirdir:
    -Dili anlayacağımız bir dil olmalıdır.
    -Yazmış olmak için yazılmamalı, müellifi yazdıklarının sahibi olmalıdır.
    -Uzmanlık gerektirecek düzeyde ilmi bir tefsir olmamalıdır.
    -Yatarken ve misafir beklerken değil özel tahsis edilmiş vakitlerde okunmalıdır.
    -Müellifi Müslümanlardan olmalıdır. İlim dindir; onu mü'min olmayandan öğrenemeyiz.
    -Müellifi, dalalet fırkalarından birinden olmakla itham edilmemelidir.
    -Tefsiri roman gibi bir kere okuyup, rafa kaldırma tarzında değil, gerektikçe ve merak edilen konular çıktıkça tekrar tekrar okumalıdır.
    Meal tefsir değildir

    Meal, Kur'an'ın Arapça olan dilinin başka bir dile aktarılması sonucu oluşan anlama verilen bir isimdir. Buna tercüme de denebilir. Hiçbir meal, meal olarak tefsir ihtiva etmez. Bunun anlamı şudur: Kur'an'ın dili olan Arapçayı bilmek, Kur'an'ın tefsirini bilmek anlamına gelmemektedir. Nitekim onlarca tefsir Arapça yazılmıştır. Yani Arapların Kur'an'ı anlaması için yazılmıştır. Arapçayı bilen Araplar için de tefsir yazıldığına göre, Kur'an'ın dili olan Arapçayı bilmek, tefsirin vereceğine sahip olmayı sağlamıyor. Meal de sonunda okuyanı, en iyi ihtimalle 'Arapça biliyor gibi' yapabilir. Bu da tatmin edici değildir.
    Meseleyi mealin gerekliliği veya gereksizliği açısından ele almıyoruz. Meal okumak veya bilmek tefsir bilmek değildir. Vurgulamak istenen budur. Tefsir bir ilimdir.
    Sahabe için de bir benzer ölçüyü kullanabiliriz. Arap oldukları, Kur'an onların diliyle indiği halde, Kur'an'ı anlamada onlar da mahir değildiler. Abbas radıyallahu anhın bilgisi için meal düzeyinde bir bilgi denebilir. İbni Abbas radıyallahu anhumanın bilgisi ise tefsir bilgisidir.
    Nureddin Yıldız


  3. 07.Mayıs.2010, 20:55
    2
    Administrator



    Tefsir bir ilim dalıdır

    Kur'an'ımızı anlamaya yönelik yapılan çalışmalara genel olarak tefsir adı verilmektedir. Bu çalışma bir kitap bünyesinde toplandığında da o kitaba 'Tefsir' denir. Tefsir üzerine yoğunlaşan âlim de müfessir olarak anılır.
    Tefsir, Kur'an ilimlerinin bir bölümüdür. Tabii olarak da başlı başına bir ilim dalıdır. Allah'ın kitabını anlama etrafında yapılan bir çalışma, o kitabın azameti etrafında dönmektir. İlimlerin en şereflilerinden birinin tefsir ilmi olduğu tartışılmaz bir hakikattir. Çünkü tefsir sayesinde Allah'ın ayetleri daha iyi anlaşılmakta, kulluğun tahakkuku için gerekenler idrak edilmektedir. Allah'ı tanımak, cenneti, cehennemi bilmek, niçin yaratıldığımızın sırlarına vakıf olmak Kur'an'ın anlaşılması ile mümkündür. Kur'an da tefsir edildiğinde daha açık anlaşılmaktadır.
    Tefsir, Kur'an'ın dili olan Arapça bilmekle elde edilecek bir maharet değildir. Ayetlerin nüzul sebepleri, muhkem, müteşabih ayetler, nasih, mensuh olanlar gibi farklı meseleleri de bilmiş olmak, Arapçayı incelikleriyle bilmekten sonraki en asgari gerekli bilgi başlıklarıdır. Zira Kur'an, sadece eskilerin hikâyelerini anlatan bir kitap değildir. Hatta mücerret bir hikâye anlattığında bile o hikâyeden çıkarılabilecek pek çok ahkâm ihtiva etmektedir. Tefsirin bir ilim dalı olmasının, tefsir yapacak müfessirde bazı şartlar aranması zorunlu kılmaktadır. Kur'an'a ulaşılamaz, anlaşılamaz belki tutulamaz hale getirilmesi bir aşırılık olduğu gibi onun bir dergi makalesi düzeyine indirgenmesi de tehlikeli bir aşırılıktır. Herkesin haddini bildiği ve edebini koruduğu bir noktada kalması en güzel olanıdır.
    Tefsir öğrenmenin hükmü

    Tefsir ilminin öğrenilmesinin bir 'Farz-ı kifaye' boyutu vardır. Müslümanlardan bir bölümünün bu alanda uzmanlaşmış olması, diğer Müslümanlardan tefsir öğrenme sorumluluğunu kaldırır. Bütün Müslümanların, Kur'an'a dair ayrıntıları bilmesi gerektiği iddia edilemez. Zira Kur'an etrafındaki tefsir bilgisi, bir insan ömrünü ve kapasitesini aşacak çaptadır. Belki de Kur'an'ın mucizevi oluşu bunu gerektirmektedir.
    Tefsir ilminin bir de 'Farz-ı ayın' olan bölümü vardır. Her Müslüman bu bölümü bilmelidir veya bilmek için gayret içinde olmalıdır. Bu bölümü oluşturan bilgiler, Kur'an'da zikredilen Allah Teâlâ'nın zatıyla ilgili bilgiler (en az İhlas suresi kadarı), Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme iman, faiz, zina gibi yasaklar ve namaz, oruç gibi farzlardır. Bu düzeyde bir Kur'an bilgisi için âlimlik vasfı aranmaz.
    Tefsir tarzları

    Kur'an ayetlerinin tefsiri söz konusu olduğunda en güzel tefsir, Kur'an'ın bir ayetini başka bir ayetinin açıklamasıdır. Ondan sonra da en muteber tefsir Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı tefsirdir. Bu iki tefsirin dışında tefsirin muteber olanı, ashaptan ve tabiinden yapılan tefsirlerdir. Eğer onların yaptığı tefsir bize muteber yollarla ulaşmışsa yine güvenli bir tefsir kaynağına ulaşılmış demektir.
    Bunların dışında, ulemanın kendi kanaatlerini kullanarak yaptıkları tefsirler de vardır. Söz konusu ulemanın ilmi ve akidevi kimliği göz önünde bulundurularak bu tefsirlerden de Kur'an'ı anlamada yararlanmak mümkündür. Ancak şu bilinmelidir ki, Allah'ın kelamı, hiçbir beşerin üzerinde indî görüş belirtebileceği bir kelam değildir. Ulema da kendi kanaatlerini destekleyen, ekollerini haklı çıkarma maksatlı sözler sarf ederek Kur'an'ı tefsir edebilirler. Nihayetinde söyledikleri, ayete, hadise uyduğu kadarıyla bağlayıcı olur.
    Tefsir tercüme edilince

    Tefsir dalında önemli eserler yazılmıştır. Tefsiri yazanın ilmi kabiliyetine göre de bu tefsirler farklılık göstermektedir. Fıkıh dalında ehil olan birinin yazdığı tefsirde fıkıh konuları, hadis dalında ehil olanın tefsirinde de hadis konuları ağırlık kazanmıştır. Her ilmi ihtiva etme iddiasıyla yazılmış tefsirler de vardır.
    Kendi alanında önemli bir boşluk dolduran tefsirlerden birinin Türkçeye tercüme edilmesi ile o tesirin Arapçadaki doluluğunun Türkçeye taşınma ihtimali çok yüksek değildir. Bu bir anlamda Kur'an'ı bilmek isteyenin Arapça bilmesini öne çıkarmaktadır. Bir eserin kendi dilinden başka bir dile tercüme edilmesi, bilgi kaybına neden olmasa da hassasiyet kaybına neden olacağı muhtemeldir. Tefsir okurken bu noktaya dikkat etmekte yarar vardır.
    Bana göre

    'Bana göre' diye başlayan bir tefsir yoktur. 'Allah diyor ki' şeklindeki bir ayetin ardına Müslüman 'bana göre' diye bir açılım nasıl getirebilir? Kur'an kişisel kanaatlerimizi besleme kaynağı olarak kullanılamaz. Bir iki tefsir okumak hatta yazmak Kur'an hakkında konuşma yetkisi kazandırmaz. Kur'an'la ilgili bir konuda cüretkârlık asla makbul değildir.
    Tefsir hobileştirilmemelidir

    Kur'an, iman ve ibadet kaynağımızdır. Tefsir onu anlama çalışmamız olduğuna göre, iman ve ibadet maksadı ile tefsir okur ve öğreniriz. Toplanmış olmak, bilgiçlik ispat etmek gibi nedenlere dayanan tefsir bilgisi Allah'ın rızası için yapılan işlerden sayılamaz.
    Musa aleyhisselamın asası hangi ağaçtandı, Ashab-ı kehfin isimleri nelerdi, kaç yaşındaydılar türünden bilgiler tefsir bilgileri değildir.
    Tefsir, imanımızı ve amelimizi takviye edecek bilgi ve heyecan kaynağını coşturmaya yaramalıdır. Kültür olsun diye tefsire vakit ayıramayız. Musa'nın asasından önce, onun Firavun'la, Yahudilerle yaptığı cihadı vardır. Tefsirin vazifesi, Firavun'u tanıtmak, cihadı kıyamete kadar ebedileştirmektir. Abdesti bilinir ve tatbik edilir hale getirmektir.
    Hangi tefsir okunmalıdır?
    En uygun tefsir şu tefsirdir:
    -Dili anlayacağımız bir dil olmalıdır.
    -Yazmış olmak için yazılmamalı, müellifi yazdıklarının sahibi olmalıdır.
    -Uzmanlık gerektirecek düzeyde ilmi bir tefsir olmamalıdır.
    -Yatarken ve misafir beklerken değil özel tahsis edilmiş vakitlerde okunmalıdır.
    -Müellifi Müslümanlardan olmalıdır. İlim dindir; onu mü'min olmayandan öğrenemeyiz.
    -Müellifi, dalalet fırkalarından birinden olmakla itham edilmemelidir.
    -Tefsiri roman gibi bir kere okuyup, rafa kaldırma tarzında değil, gerektikçe ve merak edilen konular çıktıkça tekrar tekrar okumalıdır.
    Meal tefsir değildir

    Meal, Kur'an'ın Arapça olan dilinin başka bir dile aktarılması sonucu oluşan anlama verilen bir isimdir. Buna tercüme de denebilir. Hiçbir meal, meal olarak tefsir ihtiva etmez. Bunun anlamı şudur: Kur'an'ın dili olan Arapçayı bilmek, Kur'an'ın tefsirini bilmek anlamına gelmemektedir. Nitekim onlarca tefsir Arapça yazılmıştır. Yani Arapların Kur'an'ı anlaması için yazılmıştır. Arapçayı bilen Araplar için de tefsir yazıldığına göre, Kur'an'ın dili olan Arapçayı bilmek, tefsirin vereceğine sahip olmayı sağlamıyor. Meal de sonunda okuyanı, en iyi ihtimalle 'Arapça biliyor gibi' yapabilir. Bu da tatmin edici değildir.
    Meseleyi mealin gerekliliği veya gereksizliği açısından ele almıyoruz. Meal okumak veya bilmek tefsir bilmek değildir. Vurgulamak istenen budur. Tefsir bir ilimdir.
    Sahabe için de bir benzer ölçüyü kullanabiliriz. Arap oldukları, Kur'an onların diliyle indiği halde, Kur'an'ı anlamada onlar da mahir değildiler. Abbas radıyallahu anhın bilgisi için meal düzeyinde bir bilgi denebilir. İbni Abbas radıyallahu anhumanın bilgisi ise tefsir bilgisidir.
    Nureddin Yıldız





+ Yorum Gönder