Konusunu Oylayın.: Zuhruf 36.ayeti kerimenin meali

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Zuhruf 36.ayeti kerimenin meali
  1. 26.Ocak.2010, 15:03
    1
    Misafir

    Zuhruf 36.ayeti kerimenin meali






    Zuhruf 36.ayeti kerimenin meali Mumsema "Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur."

    Bu ayetin tam olarak açıklamasını yapabilecek var mı? Bir insan bu şekilde bir lanete uğrarsa bunun nasıl farkına varabilir ve nasıl kurtulabilir?


  2. 26.Ocak.2010, 15:03
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    "Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur."

    Bu ayetin tam olarak açıklamasını yapabilecek var mı? Bir insan bu şekilde bir lanete uğrarsa bunun nasıl farkına varabilir ve nasıl kurtulabilir?


    Benzer Konular

    - Fetih suresinin son ayeti ve meali

    - Kalem suresi son iki ayeti meali ve açıklaması

    - Maide suresi 33. ayeti, meali, nuzul sebebi ve tefisirini açıklayabilir misiniz?

    - Zuhruf Süresi Meali (türkçe anlamı)

    - Hikmet hakkında bir ayeti kerime meali

  3. 26.Ocak.2010, 16:34
    2
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,863
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33

    --->: Zuhruf 36.ayeti kerimenin meali




    36 — Kim, Eahmân'ın zikrini görmezlikten gelirse; Biz ona şeytânı musallat ederiz
    37 — Şüphesiz ki onlar da bunları yoldan çıkarırlar. Bunlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar
    38 — Nihayet Bize gelince der ki: Keski benimle senin aranda Doğu ile Batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı. Sen, ne kötü arkadaş imişsin
    39 — Zulüm ettiğimiz için, bugün pişmanlığın hiç bir faydası yoktur Muhakkak ki azâbda ortaksınız
    40 — Sen mi duyuracaksın o sağırlara? Körleri ve apaçık sapıklıkta olanları sen mi hidâyete eriştireceksin?
    41 — Seni onlardan uzaklaştırsak da, muhakkak ki Biz onlardan intikam alırız.
    42 — Yahut da onlara va'dettiğimizi sana gösteririz. Çünkü Biz, onlara karşı gücü yetenleriz.
    43 — Sen; sana vahyolunana sarıl. Muhakkak ki sen, dosdoğru bir yol üzerindesin
    44 — Doğrusu bu; sana ve kavmine bir öğüttür. Ondan sorguya çekileceksiniz
    45 — Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize sor: Biz, Rahmân'dan başka ibâdet edilecek tanrılar kılmış mıyız?
    Rahman'in Zikrinden Gafil Olanlar
    «Kim, Rahmân'ın zikrini görmezlikten gelirse, (göz yuman, kor gafil gibi davranır ve yüz çevirirse), Biz ona (basireti kapalı olana) şeytânı musallat ederiz.» âyet-i kerîme'si Allah Teâlâ'nın şu kavilleri gibidir: «Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir, mü'minlerin yolundan başkasına uyup giderse; onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası.» (Nisa, 115), «Ama onlar yoldan sapınca, Allah da onların kâlblerini saptırmıştı.» (Saff, 5), «Biz, onlara birtakım yoldaşlar kattık da önlerindekini ve arkalarındakini onlara süslü gösterdiler. Gerek cinlerden, gerekse insanlardan kendilerinden önce geçmiş ümmetler içinde aleyhlerinde söz hak olmuştur Doğrusu onlar, hüsrana uğrayanlardı» (Fussilet, 25). Bu sebepledir ki burada da şöyle buyuruyor: «Şüphesiz ki onlar da bunları yoldan çıkarırlar. Bunlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar. Nihayet Bize gelince der ki...» Allah'ın hidâyetine karşı gafil davranan ve görmezlikten gelene onu sapıklığa düşürecek ve cehennem yoluna iletecek şeytânlardan birisini görevlendiririz. Allah Teâlâ kıyamet günü hepsini bir araya topladığı zaman, o kimse kendisini saptırmakla görevlendirilmiş şeytândan tiksinerek şöyle der: «Keski benimle senin aranda Doğu ile Batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı Sen, ne kötü arkadaş imişsin» (...)
    Abdürrezzâk'ın Ma'mer'den, onun da Saîd el-Cüreyrî'den rivayetinde o, şöyle demiş: Bize ulaştığına göre kâfir, kıyamet günü kabrinden diriltilip kaldırıldığı zaman; şeytân onun elinden tutar ve Allah Teâlâ her ikisini de cehenneme gönderinceye kadar ondan asla ayrılmaz, îşte kâfirin: «Keski benimle senin aranda Doğu ile Batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı. Sen, ne kötü arkadaş imişsin.» dediği zaman bu andır. Âyet-i kerîme'de Doğu ile Batı «iki doğu» ile ifâde edilmektedir ki, buna arapçada tağlîb üslûbu denilir. Güneş ile aya «iki ay» baba ile anneye «iki baba» denilmesi bu kabildendir. İbn Cerîr ve başkaları bu şekilde açıklıyorlar.
    Allah Teâlâ buyurur ki: «Zulmettiğiniz için, bugün pişmanlığın hiç faydası yoktur. Muhakkak ki azâbda ortaksınız» Cehennemde bir araya gelmeniz ve elîm azâbda müşterek olmanız size hiç bir fayda verecek değildir
    «Sen mi duyuracaksın o sağırlara? Körleri ve apaçık sapıklıkta olanları sen mi hidâyete eriştireceksin?» Bu, sana âit bir iş değildir. Sana düşen, tebliğ etmektir. Yoksa onları hidâyete eriştirmek senin vazifen değildir. Fakat Allah, dilediğini hidâyete eriştirir de, dilediğini sapıklıkta bırakır. Şüphesiz O, bu hususta en âdil Hâkim'dir.
    «Seni onlardan uzaklaştırsak da, muhakkak ki Biz onlardan intikam alırız.» Sen bu dünyadan göç etmiş bile olsan hiç şüphesiz Biz onlardan intikam alıp onları cezalandıracağız«Yahut da onlara va'detti-ğimizi sana gösteririz. Çünkü Biz, onlara karşı gücü yetenleriz» Elbette Biz hem seni onlardan uzaklaştırarak onlardan intikam almaya ve hem de onlara va'dettiğimiz azabı senin gözlerin önünde başlarına getirmeye güç yetirenleriz. Allah Teâlâ, Rasûlünün ruhunu kabzetmezden önce düşmanlarına karşı onun gözünü aydın etmiş, onları rasûlünün buyruğu altına vermiş, onu burçlarında oturanlara mâlik kılmıştır. Süd-dî'nin açıklaması aşağı yukarı bu anlama gelmektedir ki İbn Cerîr de bu açıklamayı tercih ediyor.
    İbn Cerîr der ki: Bize İbn Abd'ül-A'lâ'mn... Ma'mer'den rivayetine göre Katâde, «Seni onlardan uzaklaştırsak da, muhakkak ki Biz onlardan intikam alırız.» âyetini okumuş ve şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sa) gitti, intikam bakî kaldı. Allah Teâlâ peygamberi (s.a.)ne, o bu dünyadan göçüp gidinceye kadar ümmeti içinde hoşlanmayacağı herhangi bir şey göstermemiştir. Sizin peygamberiniz dışında Allah'ın ümmetini cezalandırmasını görmemiş hiç bir peygamber yoktur. Bize anlatıldığına göre Allah Rasûlü (s.a.)ne kendisinden sonra ümmetinin başına gelecekler gösterilmişti. Allah Teâlâ. onun ruhunu kabzedinceye kadar bir daha hiçbir zaman gülmedi, müsterih ve hoşnûd görülmedi. Saîd İbn Ebu Arûbe kanalıyla Katâde'den rivayetle bu açıklamanın bir benzeri anlatılır. İbn Cerîr de bunun bir benzerini Hasan el-Basrî'den rivayet ediyor. Bir hadîste şöyle buyrulur: Yıldızlar gök için bir emândır. Yıldızlar gittiği zaman göğün başına gelmesi va'dolunanlar (kıyamet günü göğün parçalanıp dağılarak dökülmesi gibi) gerçekleşecektir. Ben de ashabım için bir emânım. Ben gittiğim zaman da ashabıma va'dolunanlar onların başlarına gelecektir.
    Sonra Allah Teâlâ buyurur ki: «Sen; sana vahyolunana sarıl. Muhakkak ki sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.» Senin kalbine indirilmiş olan Kur'ân'a sarıl. Zira o, gerçeğin kendisidir. O, Allah'ın dosdoğru yoluna götüren, Naîm cennetlerine ve devamlı hayırlara ulaştıran gerçeğin ta kendisidir. «Doğrusu bu; sana ve kavmine bir öğüttür.» âyetini şöyle açıklarlar: Doğrusu bu, senin ve kavmin için bir şereftir. Bu açıklama İbn Abbâs, Mücâhid, Katâde, Süddî ve İbn Zeyd'e âit olup İbr Cerîr bu açıklamayı tercih etmektedir ve ondan başkası da bu açıklamayı rivayet etmemiştir. Burada Beğavî, Zührî kanalıyla... Muâviye'-den rivayet edilen bir hadîsi nakletmektedir ki, Muâviye Allah Rasûlii (s.a.)nü şöyle buyururken işitmiş: Şüphesiz bu iş Kureyş'tedir. Onlar Allah'ın dinini ayakta tuttukları sürece onlarla münâkaşa edenleri Allah Teâlâ yüzüstü süründürür. Hadîsi Buhârî rivayet etmiştir. Âyeti şöyle de anlamak mümkündür: Şüphesiz bu Kur'ân onların dili ile in-zâl olunduğu cihetle onlar için bir şereftir. İnsanlardan Kur'ân'ı en iyi anlayanlar madem ki onlardır o halde onlann insanlar arasında ona en çok sarılanlar olmaları, muktezâsınca en fazla amel edenler olmaları gerekir. Nitekim ilk muhacirlerden ve onlara benzeyip tâbi olanlardan onların seçkinleri ve en hayırlıları böyle yapmışlardır. Âyetin anlamı şöyle de rivayet ediliyor: Doğrusu bu, sana ve kavmine bir hatırlatmadır. Onlara bir hatırlatma ve öğüt olması başkaları için bir öğüt ve hatırlatma olmasını elbette engellemez. Nitekim Allah Teâlâ'mn şu kavillerinde de durum aynıdır. «Andolsun ki, size içinde zikrinizin bulunduğu bir kitâb indirdik. Hâlâ akletmiyor musunuz?» (Enbiyâ, 10), «Ve yakın akrabalarını uyar.» (Şuarâ, 214). «Ondan (sizler bu Kur'ân'dan; onunla nasıl amel ettiğinizden ve ona nasıl icabet ettiğinizden) elbette sorguya çekileceksiniz.»
    «Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize sor. Biz, Rahmân'-dan başka ibâdet edilecek tanrılar kılmış mıyız?» Bütün peygamberler; senin insanları çağırmış olduğun tek ve ortağı olmayan Allah'a ibâdet etmeye çağırmış ve putlara, Allah'a eş koşulanlara ibâdetten men'et-mişlerdir. Allah Teâlâ başka bir âyet-i kerîme'de şöyle buyurur: «Andolsun ki her ümmete; Allah'a ibâdet edin ve putlardan kaçının, diye peygamberler göndermişizdir.» (Nahl, 36). Mücâhid der ki: Bu âyet-i kerîme Abdullah İbn Mes'ûd'un kırâetinde: Senden önce kendilerine peygamberlerimizi gönderdiklerimize sor, anlamına gelecek şekildedir. Ka-tâde, Dahhâk ve Süddî de İbn Mes'ûd'dan bu şekilde nakletmektedirler Ancak bu, sanki âyetin bir açıklaması mâhiyetinde olup tilâveti değildir. En doğrusunu Allah bilir. Abdurrahmân İbn Zeyd İbn Eşlem de der ki: Âyet; onlara (senden önce gönderdiğimiz peygamberlere) İsrâ gecesi sor, anlamındadır. Zîrâ peygamberler, o gece Hz. Peygamber için toplanmışlardı. İbn Cerîr bu açıklamalardan birincisini tercih ediyor

    İbn-i Kesir Tefsiri 36-45. ayetler..


  4. 26.Ocak.2010, 16:34
    2
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥



    36 — Kim, Eahmân'ın zikrini görmezlikten gelirse; Biz ona şeytânı musallat ederiz
    37 — Şüphesiz ki onlar da bunları yoldan çıkarırlar. Bunlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar
    38 — Nihayet Bize gelince der ki: Keski benimle senin aranda Doğu ile Batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı. Sen, ne kötü arkadaş imişsin
    39 — Zulüm ettiğimiz için, bugün pişmanlığın hiç bir faydası yoktur Muhakkak ki azâbda ortaksınız
    40 — Sen mi duyuracaksın o sağırlara? Körleri ve apaçık sapıklıkta olanları sen mi hidâyete eriştireceksin?
    41 — Seni onlardan uzaklaştırsak da, muhakkak ki Biz onlardan intikam alırız.
    42 — Yahut da onlara va'dettiğimizi sana gösteririz. Çünkü Biz, onlara karşı gücü yetenleriz.
    43 — Sen; sana vahyolunana sarıl. Muhakkak ki sen, dosdoğru bir yol üzerindesin
    44 — Doğrusu bu; sana ve kavmine bir öğüttür. Ondan sorguya çekileceksiniz
    45 — Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize sor: Biz, Rahmân'dan başka ibâdet edilecek tanrılar kılmış mıyız?
    Rahman'in Zikrinden Gafil Olanlar
    «Kim, Rahmân'ın zikrini görmezlikten gelirse, (göz yuman, kor gafil gibi davranır ve yüz çevirirse), Biz ona (basireti kapalı olana) şeytânı musallat ederiz.» âyet-i kerîme'si Allah Teâlâ'nın şu kavilleri gibidir: «Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir, mü'minlerin yolundan başkasına uyup giderse; onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası.» (Nisa, 115), «Ama onlar yoldan sapınca, Allah da onların kâlblerini saptırmıştı.» (Saff, 5), «Biz, onlara birtakım yoldaşlar kattık da önlerindekini ve arkalarındakini onlara süslü gösterdiler. Gerek cinlerden, gerekse insanlardan kendilerinden önce geçmiş ümmetler içinde aleyhlerinde söz hak olmuştur Doğrusu onlar, hüsrana uğrayanlardı» (Fussilet, 25). Bu sebepledir ki burada da şöyle buyuruyor: «Şüphesiz ki onlar da bunları yoldan çıkarırlar. Bunlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar. Nihayet Bize gelince der ki...» Allah'ın hidâyetine karşı gafil davranan ve görmezlikten gelene onu sapıklığa düşürecek ve cehennem yoluna iletecek şeytânlardan birisini görevlendiririz. Allah Teâlâ kıyamet günü hepsini bir araya topladığı zaman, o kimse kendisini saptırmakla görevlendirilmiş şeytândan tiksinerek şöyle der: «Keski benimle senin aranda Doğu ile Batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı Sen, ne kötü arkadaş imişsin» (...)
    Abdürrezzâk'ın Ma'mer'den, onun da Saîd el-Cüreyrî'den rivayetinde o, şöyle demiş: Bize ulaştığına göre kâfir, kıyamet günü kabrinden diriltilip kaldırıldığı zaman; şeytân onun elinden tutar ve Allah Teâlâ her ikisini de cehenneme gönderinceye kadar ondan asla ayrılmaz, îşte kâfirin: «Keski benimle senin aranda Doğu ile Batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı. Sen, ne kötü arkadaş imişsin.» dediği zaman bu andır. Âyet-i kerîme'de Doğu ile Batı «iki doğu» ile ifâde edilmektedir ki, buna arapçada tağlîb üslûbu denilir. Güneş ile aya «iki ay» baba ile anneye «iki baba» denilmesi bu kabildendir. İbn Cerîr ve başkaları bu şekilde açıklıyorlar.
    Allah Teâlâ buyurur ki: «Zulmettiğiniz için, bugün pişmanlığın hiç faydası yoktur. Muhakkak ki azâbda ortaksınız» Cehennemde bir araya gelmeniz ve elîm azâbda müşterek olmanız size hiç bir fayda verecek değildir
    «Sen mi duyuracaksın o sağırlara? Körleri ve apaçık sapıklıkta olanları sen mi hidâyete eriştireceksin?» Bu, sana âit bir iş değildir. Sana düşen, tebliğ etmektir. Yoksa onları hidâyete eriştirmek senin vazifen değildir. Fakat Allah, dilediğini hidâyete eriştirir de, dilediğini sapıklıkta bırakır. Şüphesiz O, bu hususta en âdil Hâkim'dir.
    «Seni onlardan uzaklaştırsak da, muhakkak ki Biz onlardan intikam alırız.» Sen bu dünyadan göç etmiş bile olsan hiç şüphesiz Biz onlardan intikam alıp onları cezalandıracağız«Yahut da onlara va'detti-ğimizi sana gösteririz. Çünkü Biz, onlara karşı gücü yetenleriz» Elbette Biz hem seni onlardan uzaklaştırarak onlardan intikam almaya ve hem de onlara va'dettiğimiz azabı senin gözlerin önünde başlarına getirmeye güç yetirenleriz. Allah Teâlâ, Rasûlünün ruhunu kabzetmezden önce düşmanlarına karşı onun gözünü aydın etmiş, onları rasûlünün buyruğu altına vermiş, onu burçlarında oturanlara mâlik kılmıştır. Süd-dî'nin açıklaması aşağı yukarı bu anlama gelmektedir ki İbn Cerîr de bu açıklamayı tercih ediyor.
    İbn Cerîr der ki: Bize İbn Abd'ül-A'lâ'mn... Ma'mer'den rivayetine göre Katâde, «Seni onlardan uzaklaştırsak da, muhakkak ki Biz onlardan intikam alırız.» âyetini okumuş ve şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sa) gitti, intikam bakî kaldı. Allah Teâlâ peygamberi (s.a.)ne, o bu dünyadan göçüp gidinceye kadar ümmeti içinde hoşlanmayacağı herhangi bir şey göstermemiştir. Sizin peygamberiniz dışında Allah'ın ümmetini cezalandırmasını görmemiş hiç bir peygamber yoktur. Bize anlatıldığına göre Allah Rasûlü (s.a.)ne kendisinden sonra ümmetinin başına gelecekler gösterilmişti. Allah Teâlâ. onun ruhunu kabzedinceye kadar bir daha hiçbir zaman gülmedi, müsterih ve hoşnûd görülmedi. Saîd İbn Ebu Arûbe kanalıyla Katâde'den rivayetle bu açıklamanın bir benzeri anlatılır. İbn Cerîr de bunun bir benzerini Hasan el-Basrî'den rivayet ediyor. Bir hadîste şöyle buyrulur: Yıldızlar gök için bir emândır. Yıldızlar gittiği zaman göğün başına gelmesi va'dolunanlar (kıyamet günü göğün parçalanıp dağılarak dökülmesi gibi) gerçekleşecektir. Ben de ashabım için bir emânım. Ben gittiğim zaman da ashabıma va'dolunanlar onların başlarına gelecektir.
    Sonra Allah Teâlâ buyurur ki: «Sen; sana vahyolunana sarıl. Muhakkak ki sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.» Senin kalbine indirilmiş olan Kur'ân'a sarıl. Zira o, gerçeğin kendisidir. O, Allah'ın dosdoğru yoluna götüren, Naîm cennetlerine ve devamlı hayırlara ulaştıran gerçeğin ta kendisidir. «Doğrusu bu; sana ve kavmine bir öğüttür.» âyetini şöyle açıklarlar: Doğrusu bu, senin ve kavmin için bir şereftir. Bu açıklama İbn Abbâs, Mücâhid, Katâde, Süddî ve İbn Zeyd'e âit olup İbr Cerîr bu açıklamayı tercih etmektedir ve ondan başkası da bu açıklamayı rivayet etmemiştir. Burada Beğavî, Zührî kanalıyla... Muâviye'-den rivayet edilen bir hadîsi nakletmektedir ki, Muâviye Allah Rasûlii (s.a.)nü şöyle buyururken işitmiş: Şüphesiz bu iş Kureyş'tedir. Onlar Allah'ın dinini ayakta tuttukları sürece onlarla münâkaşa edenleri Allah Teâlâ yüzüstü süründürür. Hadîsi Buhârî rivayet etmiştir. Âyeti şöyle de anlamak mümkündür: Şüphesiz bu Kur'ân onların dili ile in-zâl olunduğu cihetle onlar için bir şereftir. İnsanlardan Kur'ân'ı en iyi anlayanlar madem ki onlardır o halde onlann insanlar arasında ona en çok sarılanlar olmaları, muktezâsınca en fazla amel edenler olmaları gerekir. Nitekim ilk muhacirlerden ve onlara benzeyip tâbi olanlardan onların seçkinleri ve en hayırlıları böyle yapmışlardır. Âyetin anlamı şöyle de rivayet ediliyor: Doğrusu bu, sana ve kavmine bir hatırlatmadır. Onlara bir hatırlatma ve öğüt olması başkaları için bir öğüt ve hatırlatma olmasını elbette engellemez. Nitekim Allah Teâlâ'mn şu kavillerinde de durum aynıdır. «Andolsun ki, size içinde zikrinizin bulunduğu bir kitâb indirdik. Hâlâ akletmiyor musunuz?» (Enbiyâ, 10), «Ve yakın akrabalarını uyar.» (Şuarâ, 214). «Ondan (sizler bu Kur'ân'dan; onunla nasıl amel ettiğinizden ve ona nasıl icabet ettiğinizden) elbette sorguya çekileceksiniz.»
    «Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize sor. Biz, Rahmân'-dan başka ibâdet edilecek tanrılar kılmış mıyız?» Bütün peygamberler; senin insanları çağırmış olduğun tek ve ortağı olmayan Allah'a ibâdet etmeye çağırmış ve putlara, Allah'a eş koşulanlara ibâdetten men'et-mişlerdir. Allah Teâlâ başka bir âyet-i kerîme'de şöyle buyurur: «Andolsun ki her ümmete; Allah'a ibâdet edin ve putlardan kaçının, diye peygamberler göndermişizdir.» (Nahl, 36). Mücâhid der ki: Bu âyet-i kerîme Abdullah İbn Mes'ûd'un kırâetinde: Senden önce kendilerine peygamberlerimizi gönderdiklerimize sor, anlamına gelecek şekildedir. Ka-tâde, Dahhâk ve Süddî de İbn Mes'ûd'dan bu şekilde nakletmektedirler Ancak bu, sanki âyetin bir açıklaması mâhiyetinde olup tilâveti değildir. En doğrusunu Allah bilir. Abdurrahmân İbn Zeyd İbn Eşlem de der ki: Âyet; onlara (senden önce gönderdiğimiz peygamberlere) İsrâ gecesi sor, anlamındadır. Zîrâ peygamberler, o gece Hz. Peygamber için toplanmışlardı. İbn Cerîr bu açıklamalardan birincisini tercih ediyor

    İbn-i Kesir Tefsiri 36-45. ayetler..





+ Yorum Gönder