Konusunu Oylayın.: Tevbe süresinin son iki ayetinin tefsiri

5 üzerinden 4.57 | Toplam : 7 kişi
Tevbe süresinin son iki ayetinin tefsiri
  1. 24.Ocak.2010, 09:56
    1
    Misafir

    Tevbe süresinin son iki ayetinin tefsiri






    Tevbe süresinin son iki ayetinin tefsiri Mumsema Tevbe süresinin son iki ayetinin tefsirine ihtiyacım var bana yardımcı olabilir misiniz ?


  2. 24.Ocak.2010, 09:56
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 24.Ocak.2010, 10:05
    2
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    --->: tevbe süresinin son iki ayetinin tefsiri




    128. “Ey inananlar! Andolsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.”

    İşte size kendinizden, kendi nefsinizden, kendi içinizden, ken-di cinsinizden bir peygamber gelmiştir. Azîz, şerefli, üstün, izzet sahibi bir peygamber. Sizin sıkıntı çekmeniz ona çok ağır gelir. Sizin üzerinize çok hırslıdır o peygamber. Size karşı çok düşkündür. Mü’min-lere karşı çok Raûf ve Rahîm olan bir peygamberdir o. Mü’minlerin dünyada sıkıntıya düşmelerini, âhirette de cehenneme gitmelerini asla istemeyen bir peygamber. Sizin hidâyetiniz, sizin kurtuluşunuz için çok haris, bunun için yapamayacağı olmayan, her türlü çalışmayı göğüsleyen bir peygamber. Sizin kurtuluşunuz için kendini fedâ edecek kadar hırslı bir peygamber.

    Veya bunun bir başka mânâsı da size sizin içinizden, sizin cinsinizden öyle bir peygamber geldi ki size ağır gelenler ona da ağır gelmektedir. Size sıkıntı verenler ona da sıkıntı vermektedir. Tıpkı si-zin gibi bir kuldur, bir beşerdir o. Sizinle aynıdır o peygamber. Siz na-sıl açlık çekiyorsanız, siz nasıl hasta oluyorsanız, siz nasıl yoruluyorsanız o da aynen sizin gibi yorulan bir peygamberdir. Sizin zevk aldıklarınızdan zevk alan, sizin hoşlanmadıklarınızdan hoşlanmayan bir peygamberdir. Sizden farklı değildir o peygamber. Kitabımızın pek çok âyetinde bu konuya dikkat çekilir. Tarih boyunca kâfirler hep bu yönüyle kendilerine gelen peygamberlerine karşı çıkmışlardır. Bu da tıpkı bizim gibi bir beşerdir, biz bizim gibi bir beşere mi inanacağız? demişlerdir. Rabbimiz de ısrarla sizin nefsinizden bir elçi gönderdik uyarısında bulunmaktadır.

    Bir beşer olarak bizden ayrı özel yönlerinin yanında peygamberler yemeleri, içmeleri, yaşamaları, kullukları yönünden aynen bizim gibidirler. Bizden bir farkları yoktur onların. Bizim gibi doğarlar, büyürler, yaşarlar ve ölürler. Peki hiç mi farkları yoktur onların bizden? Evet. Onlar Allah tarafından insanların hayatına karışmak üzere elçi olarak seçilmiş kimselerdir. Allah’ın yeryüzündeki sözcüleridir onlar. Eğer o bizim adımıza seçilen elçiler bizimle aynıysa bu bizim için şereflerin en büyüğüdür. Bu şereften tüm insanlık istifade eder. Rabbimiz böylece içimizden birini elçi seçerek biz kullarına şereflerin en büyüğünü bahşetmiştir. Biz bundan şeref duyuyoruz.
    129. “Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter; O'ndan başka ilâh yoktur, yalnız O'na güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir.”

    Ey peygamberim, eğer senden, senin getirdiğin mesajdan, senin örneklediğin müslümanlıktan yüz çevirirlerse sen de ki: Allah bana yeter. Ben bana düşeni yaptım. Ben size Rabbimin sözcülüğünü yaptım. Ben size Rabbimin âyetlerini duyurdum. Ben sizi Rabbinize kulluğa çağırdım. Ben sizin gözlerinizin önünde Rabbinizin sizden istediği kulluğu örnekledim, gösterdim size. Artık bundan sonrası size aittir. İnanmazsanız bana Allah yeter. İster kabul edin ister etmeyin, ister iman edin ister etmeyin, ister benimle birlikte savaşa çıkın ister çıkmayın. Allah için çıkacağım bir savaşta ister mal harcayın, ister harcamayıp cimrilik yapın. Benim hiç kimseye, hiç bir şeye ihtiyacım yoktur. Bana Allah yeter, de. Her zaman ve zeminde, her konuda Rabb’ım bana yeter, de.

    Evet kul, Rabbinin istediği bir hayatta olduğu sürece bunu diyecek. Rabbim bana yeter diyeceğiz. Bize Allahtan başkası lâzım değildir. Allah var, başkasına gerek yoktur diyeceğiz. Sadece Allah’a güveneceğiz, sadece Ona dayanacağız. Başkalarına karşı korkusuz, hür ve özgür olabilmenin yolu bunu diyebilmeden geçer. Gerçek güç kaynağının farkında olan müslüman hep özgürdür. Mü’min sadece Allah’tan korkar, sadece Allah’a güvenip bağlanır. Çünkü her konuda Allah kuluna kâfidir. Rızık vermede, korumada, hüküm vermede, ya-sa belirlemede Allah kuluna kâfidir. Alîm olarak, Habir olarak, Rez-zak olarak, Rab olarak, İlâh olarak Allah kâfidir. Bir başkasına ihti-yacımız yoktur. Başka yerlerde hikmet aramaya, başkalarının bilgisiyle bilgilenmeye ihtiyacımız yoktur. Ondan başka rızık vericilere ihtiyacımız yoktur. İzzeti ve şerefi sadece Onda görür, Ondan, Ona kulluktan bekler başka hiç bir yerde izzet ve şeref aramayız. Kendimizi başkalarına değil sadece Ona beğendirmeye çalışırız, Onun beğenisi bizim için yeterlidir. Çünkü Ondan başka ilâh yoktur. Ondan başka kulluk edilecek, Ondan başka arzuları yerine getirilecek yoktur.

    Ben sadece Ona tevekkül ediyor, sadece Ona güveniyorum. Allah bana yeter. Ben sadece Ona teslimim. O yüce olan arşın sahibidir. O her şeye Kâdirdir. Ben Rabb’ıma güvenip dayandıktan sonra, işlerimi Ona havale ettikten sonra Rabbim her şeye Kâdirdir, mutlaka O benim yolumu açacak, bana yol gösterecek ve yardım edecektir. İşte peygamberine böylece demesini, böylece inanıp güvenmesini istiyor Rabbimiz. Bizler de eğer peygamber (a.s)’ın izindeysek, peygamber yolunun yolcuları isek o zaman bizler de tıpkı pîşdârımız gibi bize düşeni yaptıktan sonra Allah bize yeter diyeceğiz. Allah var ya ne gam? diyeceğiz. Tüm hesaplarımızı Rabbimize, Rabbimizin arzularına göre yapacağız. Rabbimiz nasıl isterse öylece bir hayat yaşayacağız. Bu sûreyle alâkalı bu kadar söz yeter. Rabbim dilediği gibi iman edip amele dönüştürmeyi hepimize nasip buyursun. Ve âhiru dâ’vana enilhamdü lillahi Rabbil âlemin.

    Besairul Kuran Tefsiri


  4. 24.Ocak.2010, 10:05
    2
    Moderatör



    128. “Ey inananlar! Andolsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.”

    İşte size kendinizden, kendi nefsinizden, kendi içinizden, ken-di cinsinizden bir peygamber gelmiştir. Azîz, şerefli, üstün, izzet sahibi bir peygamber. Sizin sıkıntı çekmeniz ona çok ağır gelir. Sizin üzerinize çok hırslıdır o peygamber. Size karşı çok düşkündür. Mü’min-lere karşı çok Raûf ve Rahîm olan bir peygamberdir o. Mü’minlerin dünyada sıkıntıya düşmelerini, âhirette de cehenneme gitmelerini asla istemeyen bir peygamber. Sizin hidâyetiniz, sizin kurtuluşunuz için çok haris, bunun için yapamayacağı olmayan, her türlü çalışmayı göğüsleyen bir peygamber. Sizin kurtuluşunuz için kendini fedâ edecek kadar hırslı bir peygamber.

    Veya bunun bir başka mânâsı da size sizin içinizden, sizin cinsinizden öyle bir peygamber geldi ki size ağır gelenler ona da ağır gelmektedir. Size sıkıntı verenler ona da sıkıntı vermektedir. Tıpkı si-zin gibi bir kuldur, bir beşerdir o. Sizinle aynıdır o peygamber. Siz na-sıl açlık çekiyorsanız, siz nasıl hasta oluyorsanız, siz nasıl yoruluyorsanız o da aynen sizin gibi yorulan bir peygamberdir. Sizin zevk aldıklarınızdan zevk alan, sizin hoşlanmadıklarınızdan hoşlanmayan bir peygamberdir. Sizden farklı değildir o peygamber. Kitabımızın pek çok âyetinde bu konuya dikkat çekilir. Tarih boyunca kâfirler hep bu yönüyle kendilerine gelen peygamberlerine karşı çıkmışlardır. Bu da tıpkı bizim gibi bir beşerdir, biz bizim gibi bir beşere mi inanacağız? demişlerdir. Rabbimiz de ısrarla sizin nefsinizden bir elçi gönderdik uyarısında bulunmaktadır.

    Bir beşer olarak bizden ayrı özel yönlerinin yanında peygamberler yemeleri, içmeleri, yaşamaları, kullukları yönünden aynen bizim gibidirler. Bizden bir farkları yoktur onların. Bizim gibi doğarlar, büyürler, yaşarlar ve ölürler. Peki hiç mi farkları yoktur onların bizden? Evet. Onlar Allah tarafından insanların hayatına karışmak üzere elçi olarak seçilmiş kimselerdir. Allah’ın yeryüzündeki sözcüleridir onlar. Eğer o bizim adımıza seçilen elçiler bizimle aynıysa bu bizim için şereflerin en büyüğüdür. Bu şereften tüm insanlık istifade eder. Rabbimiz böylece içimizden birini elçi seçerek biz kullarına şereflerin en büyüğünü bahşetmiştir. Biz bundan şeref duyuyoruz.
    129. “Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter; O'ndan başka ilâh yoktur, yalnız O'na güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir.”

    Ey peygamberim, eğer senden, senin getirdiğin mesajdan, senin örneklediğin müslümanlıktan yüz çevirirlerse sen de ki: Allah bana yeter. Ben bana düşeni yaptım. Ben size Rabbimin sözcülüğünü yaptım. Ben size Rabbimin âyetlerini duyurdum. Ben sizi Rabbinize kulluğa çağırdım. Ben sizin gözlerinizin önünde Rabbinizin sizden istediği kulluğu örnekledim, gösterdim size. Artık bundan sonrası size aittir. İnanmazsanız bana Allah yeter. İster kabul edin ister etmeyin, ister iman edin ister etmeyin, ister benimle birlikte savaşa çıkın ister çıkmayın. Allah için çıkacağım bir savaşta ister mal harcayın, ister harcamayıp cimrilik yapın. Benim hiç kimseye, hiç bir şeye ihtiyacım yoktur. Bana Allah yeter, de. Her zaman ve zeminde, her konuda Rabb’ım bana yeter, de.

    Evet kul, Rabbinin istediği bir hayatta olduğu sürece bunu diyecek. Rabbim bana yeter diyeceğiz. Bize Allahtan başkası lâzım değildir. Allah var, başkasına gerek yoktur diyeceğiz. Sadece Allah’a güveneceğiz, sadece Ona dayanacağız. Başkalarına karşı korkusuz, hür ve özgür olabilmenin yolu bunu diyebilmeden geçer. Gerçek güç kaynağının farkında olan müslüman hep özgürdür. Mü’min sadece Allah’tan korkar, sadece Allah’a güvenip bağlanır. Çünkü her konuda Allah kuluna kâfidir. Rızık vermede, korumada, hüküm vermede, ya-sa belirlemede Allah kuluna kâfidir. Alîm olarak, Habir olarak, Rez-zak olarak, Rab olarak, İlâh olarak Allah kâfidir. Bir başkasına ihti-yacımız yoktur. Başka yerlerde hikmet aramaya, başkalarının bilgisiyle bilgilenmeye ihtiyacımız yoktur. Ondan başka rızık vericilere ihtiyacımız yoktur. İzzeti ve şerefi sadece Onda görür, Ondan, Ona kulluktan bekler başka hiç bir yerde izzet ve şeref aramayız. Kendimizi başkalarına değil sadece Ona beğendirmeye çalışırız, Onun beğenisi bizim için yeterlidir. Çünkü Ondan başka ilâh yoktur. Ondan başka kulluk edilecek, Ondan başka arzuları yerine getirilecek yoktur.

    Ben sadece Ona tevekkül ediyor, sadece Ona güveniyorum. Allah bana yeter. Ben sadece Ona teslimim. O yüce olan arşın sahibidir. O her şeye Kâdirdir. Ben Rabb’ıma güvenip dayandıktan sonra, işlerimi Ona havale ettikten sonra Rabbim her şeye Kâdirdir, mutlaka O benim yolumu açacak, bana yol gösterecek ve yardım edecektir. İşte peygamberine böylece demesini, böylece inanıp güvenmesini istiyor Rabbimiz. Bizler de eğer peygamber (a.s)’ın izindeysek, peygamber yolunun yolcuları isek o zaman bizler de tıpkı pîşdârımız gibi bize düşeni yaptıktan sonra Allah bize yeter diyeceğiz. Allah var ya ne gam? diyeceğiz. Tüm hesaplarımızı Rabbimize, Rabbimizin arzularına göre yapacağız. Rabbimiz nasıl isterse öylece bir hayat yaşayacağız. Bu sûreyle alâkalı bu kadar söz yeter. Rabbim dilediği gibi iman edip amele dönüştürmeyi hepimize nasip buyursun. Ve âhiru dâ’vana enilhamdü lillahi Rabbil âlemin.

    Besairul Kuran Tefsiri





+ Yorum Gönder