+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
İslamda Kuran ve Kuran Tefsiri Kategorisinden İnneddîne ındallâhil islam Allah katında din islamdır Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. tevhit06
    Üye
    Reklam

    İnneddîne ındallâhil islam Allah katında din islamdır

    Reklam





    İnneddîne ındallâhil islam Allah katında din islamdır Mumsema Peygamber Efendimiz zamanından beri hutbelerde okunan "İNNEDDİNE INDALLAHİL İSLAM" ayetinin okunmasına Yahudilere ve Hıristiyanlara "Dinler Arası Diyalog" çalışmaları kapsamında şirin görünmek amacıyla son verildi.(2005 yılından bu yana)
    "Allah katında din, şüphesiz İslâmiyet'tir. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini kim inkâr ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür." Ali imran 19 .ayet
    "Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır." (Al-i İmran: 3/85)
    "İNNEDDİNE INDALLAHİL İSLAM" ayetini kim gizliyorda Cuma hutbelerinde okutmuyorsa bakın onlar için Allah cc ne buyuruyor.
    BAKARA 159. İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.
    Dikkat edin Cuma hutbelerinde Türkçe metinden sonra bu ayet okunmuyor.





  2. Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Cevap: "inneddîne ındallâhil islam" allah katında din islamd'ır


    Reklam


    (2005 yılından bu yana)
    evet bu doğru ama bu uygulama sanırım yeni başlatıldı
    bildiğim kadarı ile bazı illerde okunmaya devam ediliyor
    ama kısa sürede tamamen kaldırılacağı açıklanmıştı
    gerçekten çok yazık ...Bizimkilerde hala onların noel babalarına
    ve yortularına özenerek dini kültürlerini yaşatmaya devam etsinler
    zahire göre problem yok zannetsinler=(


  3. mfcanbaz
    Devamlı Üye
    Kardeşim ben hala her Cumada dinlerim bu ayeti...

  4. tevhit06
    Üye
    Her cami'de okunmuyor. Bizim gittiğimiz camide okunuyor, Ama çok değişik camilerde cuma Namazına gittim sadece bizim caminin imamı bu ayeti okuyor.

    konuyla ilgili bir yazı ilave ediyorum.

    Papalar ne diyor okuyun da bir görün ''Yeryüzünde geçerli tek din hiç tartışmasız Hıristiyanlıktır.''

    “Katolik değilsen cenneti unut”

    İnternet haber sitesinde; “Katolik değilsen cenneti unut” (!) başlığı altında yayınlanan bir habere dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu haberde; “7 yıl önce henüz Kardinal Ratzinger’kin hazırladığı çok tartışmalı bir doktirini Papa sıfatıyla onaylayıp Vatikan’ın resmi görüşü olarak yayınladı. Hıristiyanlığın diğer kollarına çok ağır eleştiriler getiren karar şok etkisi yarattı. Karar metnine göre, yeryüzünde geçerli tek din hiç tartışmasız Hıristiyanlıktır. Ortodoks, Anglikan, Protestan Kiliseleri ve diğer görüşleri savunan kiliseler, gerçek Hıristiyan kiliseleri değildir. Bunlara kilise adı verilemez. Bu inanışları savunanlar, büyük kurtuluşa erişip cennete gidemeyeceklerdir”

    Vatikan, Papa 16’ncı Benedict’le birlikte asıl niyetlerini açıklamaktan çekinmemeye başlamıştır. Papanın görüşleri kendine münhasır görüşler değildir. Bu görüşler Katolik Hıristiyanların temel din anlayışlarıdır. Zaten onların din anlayışlarını bildiğimiz için bizim açımızdan bir sorun yok. Sorun Vatikan’a taşeronluk edip, onların dini ile benim dinimi aynı kefeye koymaya, hak dini üçe çıkarmaya çalışan, “papalık misyonunun bir parçası olmak” isteyen zavallı diyalogculardadır. Ilımlı İslam fikri bu anlayışın ürünü olup, o da Vatikan’a aittir.

    Diyalog sürecinin zarar görmemesi için; İslam inancının temelini teşkil eden Kur’an ayetlerini hutbelerden kaldırıp, “Allah katında tek din İslam’dır, dememeliyiz. Eğer biz kalkıp bu ayeti sürekli gündem edersek başka dinlerle asla diyalog imkanı bulamayız” diyen Din İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı diyalogcu Mehmet Aydın’ın sözleri hala hafızalarımızda durmaktadır.

  5. imam
    Üye
    cuma günü bu ayet okunmuş okunmamış önemli değil, önemli olan kafirlere karşı bunu haykırmaktır.

    ALLAH KATINDA GEÇERLİ TEK DİN İSLAMDIR.

  6. Misafir
    Almanyada,yasiyorum ve bildigim bütün hocalar türkce metinin sonunda ayeti okuyor!

  7. Misafir
    2007 yılında Condaline Rica ın Türkiye ziyaretinin ardından özel isteğiyle diyanet işleri başkanlığı tarafından bütün imam ve müeenlere duyurulması için illee yazı gönderildi. Ancak bazı imamlar inatla okuyor.

  8. Misafir
    evet bende bu olaydan haberdarım uygulamanın başladığı zamandan itibaren takip ediyorum cuma hutbelerinde kimi imam okuyor kimisi okumuyor vallahi okumayan imamın ardında cuma namazı kılmak çok gücüme gidiyor. (imam hutbede okumasa ben içimden okuyorum)

  9. Misafir
    İhanetin Başlangıcı _Papa II. John Paul'a mektup

    (Bu mektup, 10 Şubat 1998 Zaman gazetesinde yayınlanmıştır, Mektubun tamamı, web sayfalarındandan okunabilir )

    “Pek muhterem Papa cenapları,
    Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatialilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.
    Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarasi Diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazi yardımlarımızı sunmak için size geldik.... F.Gülen / Rabb'in aciz kulu / 9 Subat 1998”



    Bu gün itibarı ile , halen yeryüzünde yaşanmakta olan Hristiyanlık ve Yahudilik’le, İslamiyyet’i , eşdeğer gösterme çabası taşıyan, Kur’an-ı Kerim’deki “ Allah katında Tek Din İslam’dır “ Ayet-i Celile’sini yok sayıp, her üç Dini de aynı kefeye koyan, ve islam inancı ile taban tabana zıt fikirler içeren bu mektubun en dikkat çekici paragraflarından biri şudur.

    “Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarasi Diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazi yardımlarımızı sunmak için size geldik.”

    Mektuptan seçtiğimiz bu paragrafı , söz kapalılığından arındırıp , daha anlaşılabilir bir şekilde düzenleyelim.

    1-Dinlerarası diyalog çalışması , Papa 6.Paul tarafından başlatılmıştır ve halen devam etmektedir.

    2-Papalık Konseyi ‘nin bir misyonu vardır.
    Misyon (=mission ), bir kurumun varlığının temel amacıdır. Misyon, o kurumun gelecekte olmak istediği yer, şu andaki durumu, toplumdaki imajı ve yöneticilerin dünya görüşüdür .
    Bir Kurum, bir organizasyon, neyi, nasıl ve kimin için yapacaktır? İşte Misyon kelimesi bunu ifade eder. Misyon, bir şahıs veya heyete verilen özel ve yüksek amaçlı görev ve yükümlülüktür.
    Papa’nın ve Papalık Konseyi’nin bir varoluş amacı, yeryüzünde gerçekleştirmek istediği nihai hedefi ,bir ideali vardır.

    3-Papalık Konseyi, Misyonunu yani kendisine verilen özel ve yüksek amaçlı görev ve yükümlülüğü yerine getirmek için Dinlerarası Diyalog çalışmalarını başlatmıştır ve yürütmektedir.

    4-Biz de bu misyonun bir parçasıyız. Yani bu misyonu gerçekleştirmek için Papalık Konseyi ile aynı çatı altında olmak istiyoruz, daha açık bir ifade ile, eğer kabul buyurursanız biz de Papalık Konseyi içinde yer alarak , Papalık Konseyinin bir üyesi, bir görevlisi, bir parçası olarak , Papalık Konseyinin Misyonunun gerçekleşmesi için çalışmak istiyoruz.

    5-Biz, Papalık Konseyinin Misyonunun gerçekleştirilmesine katkı sağlamak, bu misyonun bir parçası olmak için, Vatikan’a geldik.

    6-Papalık Konseyi’nin Misyonunun , yani Papalık Konseyinin yeryüzündeki amacının, hedefinin, tahakkuk edişini, gerçekleşmesini görmeyi arzu ediyoruz.

    7- Sizin bu Misyonunuz, yani sizin yeryüzünde gerçekleştirmek istediğiniz hedefiniz, size verilen yüksek amaçlı görev ve yükümlülük , bizce çok kıymetlidir, pahası biçilemez.

    8-Bu Pek Kıymetli Hizmetinizin, bu Yüce Misyonunuzun yerine getirilmesi için , Yeryüzünde ulaşmak istediğiniz amacınızın gerçekleşmesi için size yardım etmek istiyoruz.

    9-Size yardım etmek ne haddimize, biz bu konuda çok aciz bir haldeyiz. Aciz olduğumuzu bile bile size yardım etmek arzusundayız , hatta size yardım etmek istemenin biraz cüretkarlık olduğunu da biliyoruz, haddimiz olmayarak bu cüretkarlığı gösteriyoruz, bizi bağışlayın.

    10-Sizin Kıymetli Misyonunuzun yanında , bizim yardımımız çok mütevazi, çok küçük kalır. Sizin , Misyonunuzun büyüklüğü ve kıymeti karşısında bizim yardımımızın hiçbir değeri yoktur.
    11-Böyle olmasına rağmen, en mütevazi yardımlarımızı size sunmak için , taa Vatikan’a, Sizin ziyaretinize geldik.

  10. Misafir
    Şimdi , şu soruları kendimize soralım !
    a-Papalık Konseyi’nin varoluş sebebi, amacı, yeryüzünde gerçekleştirmek istediği faaliyet nedir, yani, Papalık Konseyi’nin Misyonu nedir ?
    b-Dinlerarası Diyalog Çalışmaları ile Papalık Konseyi , neyi amaçlamıştır?
    c-Bu çalışmaların arka planında hangi fikirler ve hangi teşkilatlar vardır?
    d-Bu fikirleri kim ortaya koymuştur ? Bu teşkilatlar kim tarafından kurulmuştur?
    e-Papalık Konseyinin misyonuna yardımcı olmak , bu misyonun bir parçası olmak ne demektir?

    Bu sorulara, net ,tam ve detaylı olarak cevap verecek bilgiye sahip değilsek , bu gün yaşadığımız vahim hadiselerin nereden kaynaklandığını anlamamız mümkün değildir.
    Ve konulara yaklaşım tarzımız, aktüaliteyi takipten öteye geçemeyecek, hadiselerin gerçek sebebine ulaşamayacaktır. Ve Papalık Konseyi, Tarihin her döneminde, şekil değiştirerek , farklı enstrumanlar kullanarak misyonunu icra edecektir.
    Evvela şunu söylemek gerekir ki, Bu gün, Tek Gerçek Din olan İslam’ı , Papalık Konseyi’nin ayakları altına seren ve onların insafına terkeden ve kendisini bu Konseyin bir yardımcısı, bir elemanı olarak kabul eden ve de bu hizmeti yerine getirmek için bütün benliği ile çalışan bir anlayışın, Papalık Konseyi’nin nihai amaçlarından olan, Anadolu’nun Hristiyanlaştırılması, Parçalanması, Türkler’in Anadolu’dan atılması ve bunun gibi pek çok Papalık Konseyi Amaçlarına da bilerek ya da bilmeyerek , hizmet etmiş olacağı , bu amaçların gerçekleştirilmesi yolunda, bilerek ya da bilmeyerek , gönüllü ya da zorlama ile , en mütevazi yardımlarını , büyük bir cür’etle yerine getireceği hususu çok açıktır.

    Ve 18 yıl önce , 10 Şubat 1998 Zaman gazetesi baş sayfasında yayınlanan , ve yıllarca aynı gazetede, böbürlene böbürlene , bu mektubun ihtiva ettiği fikirleri ve de bu mektupta yer almayan ancak Papalık Konseyi’nin aynı amaçlarına hizmet eden ve bu mektubu yazanın kitaplarında satır aralarına serpiştirilmiş fikirleri, ve de pek çok ilimizde gerçekleştirilmiş , aynı amaca hizmet eden ekinlikleri ( ki onlar , etkinliklerin yapıldığı günlerde ki gazete sayfalarında yer almaktadır ) , Türk Milletinin Aziz Evladları’na aşılamaya çalışan bu cüretkar ,aciz , mütevazi yardımın..!! , 18 yıl sonra , bu gün, alenen ortaya çıkan vahim sonuçları ile mukayese edilmesi halinde, mes’ele, tam bir açıklık kazanacak, süslemeli ve masum gibi görünen sözlerin ardındaki gerçek niyyet biraz geç de olsa , bütün yönleri ile anlaşılmış olacaktır.

    İslam’ın inanç esasları bellidir. Bu Esaslar, Kur’an-ı Kerim Ayetleri’nden ve Hadis-i Şerifler’den , Sahabe-i Kiram, Tabiin, Tebe-i Tabiin ve Büyük İslam Alimleri tarafından süzdürülmüş , akaid ilmi adı altında çok mühim bir ilim dalı oluşmuştur. Her Müslümanın en önemli vazifesi, öncelikle, akaid ilmini, sağlam bir kaynaktan öğrenmektir. Hangi söz ve hallerle , Kur’an-ı Kerime ve Resulullah Aleyhisselam’a ters düşülebileceğini , Ancak bu akaid ilmi sayesinde öğrenebiliriz. Bu ilmi öğrendikten sonra , basit gibi gördüğümüz, söz , davranış ve düşüncelerin Allahu Teala katında ne kadar ağır bir suç teşkil ettiğini bütün detayları ie anlarız.

    Şunu da belirtmek yerinde olur ki, Bir Müslüman’ın , İslamiyyet dışındaki inançlara saygı duyması farklı şeydir, O inançların yayılmasına katkı sağlaması, O inanç misyonlarının bir parçası olması , İslamiyyetin tek ve biricik hakikat olduğunu idrak edememesi farklı şeydir. Bu farkı iyi anlamak lazımdır.

    Akaid ilminin , ordinaryüsleri olan Büyük İslam Alimlerinin, Başta İmam Azam Ebu Hanife, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Ahmet Bin Hanbel, İmam Gazali, İmam Eş’ari, İmam Maturidi, İmam Sadeddin Taftazani ve bunlar gibi yüzlerce akaid aliminin hiçbiri, hiç bir eserinde ,İslamiyyetin başlangıcından sonraki zaman dilimi itibarı ile , Üç Büyük Din, Üç Hak Din , İbrahimi Dinlerin Kardeşliği, Dinlerarası Diyalog .... gibi fikirleri ortaya koymamıştır. Bu ve benzeri fikirlerin , onların nezdinde ne anlama geldiğini , eserlerini okumak suretiyle anlayabilirsek, ne kadar yanıltıcı , itikadı bozucu ve her iki alemde de zelil edici bir propaganda ile karşı karşıya kaldığımızı anlamak zor olmayacaktır.



    Papalık Konseyi’nin Misyonu, yeryüzünde Evangilizasyon’u gerçekleştirmektir.

    Evangilizasyonun kelime anlamı;

    Hristiyanlaştırma, hristiyanlığa sevketme, Hristiyanlığa döndürme ,İncil Müjdesini getrme, İncili öğretme/yaymak, İncil üzerinde vaaz verme olarak sözlüklerde yer almaktadır.

    Bir sonraki sayfamızda, Dinlerarası Diyalog Fikrinin ne olduğunu , hangi amaca hizmet ettiğini, kim tarafından ortaya atıldığını , Popes Armada (= Papalık Ordusu ) adlı kitaptan tercüme ettik. Kitabın Yazarı olan Gordon Urguart , Focolare Teşkilatı’nın Üst Düzey Yöneticilerinden biridir. Focolare Teşkilatı, 1943 Yılında, İtalya’nın Torento şehrinde kurulmuştur. Kurucusu , Vatikan görevlilerinden , Chiara Lubbich’dir.
    “Citta Nuova “ adlı bir bülteni vardır.
    Bu bülten, sadece Focolare üyelerine dağıtılmaktadır.
    Chiara Lubbich, bu bültende, Focolare’yi izah ettikten sonra, Dinlerarası Diyalog (=dalogue) Kavramının, Hristiyanlığı yaymak amacı ile, Focolare Teşkilatı tarafından bir slogan olarak kullanıldığını söylemektedir.

    Chiara Lubbich, Focolare’nin amacının ne olduğunu çok açık bir şekilde belirterek şöyle demektedir.

    “Ve Focolare, papazların yardımı ile güçlenecek, alevlendirilecek, yayılacak ve evrensel kardeşlik ile, Diyalog , Hristiyanlaştırma (=Evangelization) halini alacaktır.

    Chiara Lubbich, Focolare Reşkilatını kurucusu, kendisine Vatikan Kilisesi tarafından diyalog ve hoşgörü kavramlarını gelştirme ve yaygınlaştırma ve müslüman ülkelere sokma görevi verildi.1943 ılında İtalyanın Torento şehrinde bu diyaloğu gelştirme müessesini kurdu.Focolarenin, Citta Nuova adlı bir bülteni vardır ve bu bülten sadece Focolre üyelerine dağıtılmaktadır.Bu bültende chira lubbich şöyle demektedir.

    “Focolarenin bütün dünyada 4.5 milyonu aşkıüyesi,4500 kilisesi, 80.000 paralı kariyer sahibi yöneticisi vardır. 4400 müslüman şahıs bu diyalog bölümünde çalışmaktadır. Bunların 130 kişisi Türkiyededir.Türkiyedeki bu 130 kişi ile özel olarak ilgilenilmesi gerekmektedir.”

  11. Misafir
    DİNLER ARASI DİYALOG NEDİR?

    Kitabın Adı: Popes Armada
    Yazarı:Gordon Urguart ( Focolare Teşkilatı Üst Düzey Yöneticisi)
    Basım Yeri ve Tarihi: Corci Books, 1999, Londra
    Sayfa :385

    “Lubbich , describe dialogue with non believers, as collobrating with men of Good will to encourage or cncodalite and extend universal brotherhood. Yet i her eaching to internal members she explains how Focolare is coming to the rescue of these miserable wretches with whom non-catholic christians are lumped together –hardly the equal partners with their own dignity that the word ‘dialoque’.....

    Sayfa, 379

    ‘Dialoque’, is another modern concept which is outside the range of the new mowements. Those holding immutable positions can not engage in dialoque, yet, ‘dialoque’, has been adobted as one of the buzzwords of Focolare.
    According to ‘Chiara Lubbich’ the mowements sustains four types of dialoque,
    Within the Catholic world, with christians of other denominations, with members of other religions and in the world of secularization, collobrating with men of Good will to enkindle , or consalidate and extend universal brotherhood , ‘Dialoque’ which becomes evangelization.

    Chiara Lubbich , Le Unita e Gesu Abbondonato, Citta Nuova . 1984, p.118


    Focolare, Hristiyan dünyası dışındaki toplulukların değişim serüvenidir. Papazların işbirliği ile Hristiyanlığa inanmayan insanların evrensel kardeşliğe davet ve teşvik edilmesi olarak diyaloğun tanımı yapılır.

    Chiara Lubbich, Focolare’nin bu mutsuz ve zavallı insanları nasıl kurtaracağını açıklarken Focolare Teşkilatı’nın kendi iç üyelerine de, Katolik olmayan Hristiyanlarla birlikte bir araya gelerek ayni seviyede ki, çalışanlarla , olgun ve ağırbaşlılık içerisinde işbirliği yaparak bütün dünyaya diyalog çağrısının nasıl yapılacağını öğretiyor.

    Diyalog , dünyadaki yeni fikir akımlarındandır ve modern fikirlerden birisidir, bu tutulan değizmez pozisyonlar, Focolare’ye dahil edilemez. Diyalog Focolarenin bir sloganı olarak uyarlanmıştır.
    Chira Lubbich’e göre Focolare , dört tip diyalogla desteklenir.
    Katolik Dünyası ile, diğer Hristiyan mezhebleri ile, diğer din mensubları ile,
    Ve dünyadaki laikleştirme hareketi ile,

    Ve Focolare papazların yardımı ile güçlenecek,alevklendirilecek, yayılacak, ve evrensel kardeşlik ile , diyalog hristiyanlaştırma, incil müdesini getirme, hristiyanlığa sevk etme halini alacaktır.”
    İslam Fıkhında , Müslüman bir Kadının, Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi haramdır. Ancak, Dinlerarası Diyalog Projesi ve bu misyonun cüretkar ve mütevazi hizmetçileri , bakınız bu hükmü nasıl ayaklar altına aldı...


    “Lester Kurtz ve Mariam (Meryem) Kurtz, Dinlerarası Diyalog toplantısının en ilginç konuklarıydı. Biri Teksas’tan yani Amerikalı, diğeri Darussalem yani Tanzanya’dan. Biri metodist protestan bir ailede büyüyüp Quaker (tarikat üyesi)olarak hayatını sürdürüyor, diğeri ise Müslüman. Biri Teksas Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü, diğeri ise gazeteci. Afrika’da katıldıkları bir konferansta tanışıp evlenmeye karar vermişler. Amerika’ya yerleşip resmi nikahlarını yapmışlar ve tam bir yıldır dini nikah kıymak için beklemişler. İşte bu bekleyiş, nihayet Urfa’da son buldu.
    Haham, papaz ve müftünün huzurunda kendisini Kelime-i şehadet getirerek ‘hem Hıristiyan, hem de Müslüman’ ilan eden ve aynen çifte vatandaşlıkta olduğu gibi çifte dinli olmak istediğini ve Meryem ile evlenerek geçmişinde sahip olduğu Hıristiyan kültürle İslam kültürünü meczetmek istediğini belirten Lester, ‘ İslamiyet’in güzellikleri ile geçmişimdeki Hıristiyanlıktan kaynaklanan güzellikler arasında bir tezat görmüyorum ve iki dinin güzelliklerini İbrahim Peygamber’in mekanında Musevi dostlarımın da duaları ile Meryem’le birlikte dini nikah kıyarak sürdürmek istiyorum’ dedi.
    Gözleri dolu bir biçimde bu anı beklediğini belirten Meryem ise, Lester’in geçen yıl bir ay oruç tuttuğunu, Ramazan boyunca beş vakit namaz kıldığını, birlikte Hıristiyan bayramlarını da kutladıklarını; fakat İslami usullerle nikah kıymayı hep arzuladıklarını vurguladı. Üç dinin duaları ile salevatlar eşliğinde gerçekleşen nikah merasimi, katılımcıları derin ve anlamlı düşüncelere sevk etti. Bu evlilik, diyaloğun bir göstergesi olarak algılandı.”
    (15 Nisan 2000 Cumartesi-Zaman Gazetesi)


    Yine , Papalığın bu aciz, cüretkar mütevazi yardımcıları, Mardinde bir toplantı yapıp, üç din mensublarını da Sırat Köprüsünden geçirdi. Yani Cennet’e ulaştırdı.

    “Diyalog toplantısı başlar başlamaz kürsüye gelen bir spiker, Bakara süresi 208. ayeti okuyor. Daha sonra ise bir Arap papaz Matta İncili'nden bir bölüm okuyor… Okuduğu bölümde Kuran'da Rahman çocuk edinmemiştir ayetine tamamen ters olan haşa Tanrı evlatları ifadesi dikkat çekiyor…
    Toplantıda Temsili sırat köprüsüne de yer veriliyor. Temsili Sırat köprüsünden önce Fener Rum patriği Bartelemeo, peşinden papaz , patrik ve hamam daha sonra da İstanbul müftüsü ve Diyanet İşleri Başkan yardımcısı geçiyor. Temsili sırat köprüsünden geçilip cennete ulaşılıyor. Temsili sırat köprüsü geçişi sırasında bir taraftan ezan okunurken aynı anda kilise çanları da okunan ezana eşlik ediyor.”


    Ne ala ! Bu durumda şunu anlamış olduk ki, Hristiyan ve Museviler de Cennete gidecekler, Cennete girmek için, Müslüman olmak şart değil...Fetva büyük yerden, elden ne gelir !!!

    Söylenecek bir şey yok... İsteyen Hristiyan olsun, isteyen Musevi olsun, isteyen Papa ile Papazlarla ve Hahamlarla Dünyada ve ahirette bir arada olsun, dünyada ve ahirette onlarla beraber haşrolsunlar, aynı mekanda bulunsunlar, ..Bu onların bileceği iş, kimse karışamaz ve laf edemez. Bir Hadis-i Şerif’te buyruluyor ki: “Kişi sevdiği ile beraberdir” El-Cennetü Hakkun, En-Naru Hakkun , Cennet de Hak, Cehennem de ..Tercih kişinin kendisine kalmış.

    Lakin, İslam’ı rahat bırakaalım..Yanlış davranışları İslam adına yapmayalım ve İslamın bir gereği imiş gibi göstermeyelim, Müslümanların temiz , nezih inançlarını bulandırmayalım.
    Kur’an-ı Kerim’i insanların elleri ile yazdıkları Kitaplarla eş tutmayalım. Ezanla , canı eşdeğer göstermeyelim. Böyle bir oyun İslam Tarihi’nin hiçbir döneminde oynanmamıştır. En kötü diye bize anlatılan tarihi dönemlerde bile , İslam’a böyle bir hakaret, Allahu Teala’nın Rasülüne, Kitabına, Din-i Mubiynine bu denli bir hakarete tarih şahid olmadı. İslam Tarihinde çok yanlış akımlar zuhur etti ancak , İslam’ın tek Hak Din olduğunu inkar eden, böyle bir güruh-ı acibe, arz-ı endam etmedi.

    Ya Rabbi ! Sen İmanımızı muhafaza eyle, Razı olmadığın şeylerden bizi uzak eyle, razı olacağın işleri yapmayı nasib eyle, Rasulullah Aeyhisselam Efendimiz’i bizden hoşnud eyle.! Kur’an-ı Kerim’i bize şefaatçı eyle ! Dünyada ve ahirette her an Rasulullah Aleyhissselam ile beraber eyle.! Amiin, amiin ,amiin...



    İslam Dinini , asli safiyetinden uzaklaştırmak için tarih boyunca pek çok metod denenmiştir.

    Günümüzde Kur’ân ayetlerinin müzik parçalarında yer alması ,
    çeşitli müziklerde ,gerek güfte gerekse arka fon müziği olarak dinî metinlerin kullanılması,
    veya bunları okuyanlara ait seslerin kullanılmaya başlanması ve de müziğin bütün güftesinin Kur’ân’dan oluşturulması şeklindeki uygulamalar ve de en sonunda müzik aletleri eşliğinde Kur’ân okunması gibi ,Kur’an-Kerim’e karşı saygısızca ve edebsizce alınan tavırlar maksadı her ne olursa olsun, Cat Steevens ve benzerlerinin bu tarzdaki tavır ve düşünceleri de, İslam Dini’nin , Kiliselerde müzik eşliğinde ayin düzenleyen Hristiyanlığa yaklaştırılması, aynı düzeye getirilmesi, asli safiyetinin bozulması gibi amaçlara hizmet edebileceği düşüncesini akla getiriyor ve Dinlerarası Diyalog saçmalığının bir tezahürü ve kullandığı bir ensrumanı olarak arz-ı endam ettiği fikrini güçlendiriyor.


    Özellikle Kur’an-ı Kerim’e karşı son derece edeb ve saygılı olmak zorunluluğu vardır.
    Kur’an-ı Kerim’i , abdestsiz tutmak bile caiz değilken , nerde kaldı , O’nu , musiki ile yan yana getirmek... O Kelamullah’tır.. O bir beşer sözü değildir.
    O’nu , bugün tahrif edilmiş , Tevrat ve İncillerin seviyesine düşürmek, maazallah insanı İslam Dairesinin dışına çıkarır.


    İtikadımızı alakadar eden ve Allahu Teala katında tek din olan İslam’ın bu şekilde , onun mübarek dokusunu zedeleyecek ve tahrif edecek hal , tavır, söz ve hareketlere karşı uyanık olmak, bize yön veren , büyük islam alimlerinin yolundan sapmamak onların bu konudaki icthadları ile hareket etmek en önemli şiarımız olmalıdır.

  12. Misafir

    Reklam


    Şimdi, Fasıldan Fasıla adlı kitaptaki bir böümü ele alalım.

    "Kuranı Kerimde hristiyan ve yahudiler hakkında kullanılan ifadelerin çok sert olduğu söylenir.Geçmiş dönemlerde bazı hristiyan ve yahudilerin apaçık gerçek karşısında gösterdikleri inat ayak diretme ve düşmanlığı ifade için kuranın kullandığı üslup her zamanki hristiyan ve yahudiler için de kullanılacak diye bir şart ve mecburiyet olamaz.Bu tür ayetlerde sübutu katiyye arandığı gibi delaleti katiyye de aranmalıdır.Yani bu ayetlerin kuran ayetleri olduğu kesindir.Fakat o ayetlerin ilk günden bu yana bütün hristiyan ve yahudileri içine aldığı kesin değildir.Kanatime göre hadiseleri kendi tarihsellikleri içinde ele almalı, yani her hadiseyi kendi şartları ve konumu içinde değerlendirmeli ve bu günkü davranışlarımızda da bu günkü tavırları esas almalıyız."
    (F.Gülen - Fasıldan Fasıla-4 )

    Şimdi, ağdalı ifadeleri, daha önce yaptığımız vech ile sadeleştirelim ve kelime oyunlarını altındaki manayı ortaya koymaya çalışalım.

    1-“ Kuranı Kerimde hristiyan ve yahudiler hakkında kullanılan ifadelerin çok sert olduğu söylenir ne demektir ?” Bu ifade çok kapalı bir ifadedir. Sanki böyle bir şey yokmuş gibi bir mana anlaşılıyor bu ifadeden... Öylemidir , değilmidir ? Bu Ayet-i Celileler hangileridir ? Ehl-i Kitap hakkındaki bütün Ayet-i Celileler aynı mı dır? Ortak özellikleri nelerdir ?

    Oysa, gerçeği bulmak zor değil !
    Kuranı Kerimde hristiyan ve yahudiler hakkındaki bütün ayetleri ele alalım ve inceleyelim. Hepsini süzgeçten geçirelim. Hepsine, Resulullah Aleyhisselam’ın , Ashab-ı Kiram’ın, Tabiin’in, Tebe-i Tabi’i’nin, İmam Azam Ebu Hanife’nin, İmam Malik bin Enes’in, İmam Şafi’nin, İmam Ahmet bin Hanbel’in , İmam Gazali’nin, Abdülkadir El Geylani’nin , ve diğer büyük Ulema-yı İslam’ın verdiği anlamları esas alalım, inceleyelim, bakalım ki bu Ayet-i Celileler’de ne buyruluyor, onların hükmü sert mi yumuşak mı? Ehl-i Kitaba karşı , bir mü’min’in tavrı ne olması gerekir bunu çok net bir şekilde ortaya koyalım. Bu kadar Kolay ..
    Yoksa bu Ayet-i Celileler tarihseldir, hükümlerinin bu günü kapsadığı kesin değildir fikri , Rasulullah Aleyhisselam’dan bu güne , bütün Ulema-yı İslam’ın bu Ayet-i Celilelere verdiği manayı gözardı ederek , bir nevzuhur müctehid edasıyla haddini aşan bir hüküm ortaya koymak gibi Alahü Teala’ya ve Rasulullah Aleyhisselam’a ve Kur’an-ı Kerim’e karşı çok cüretkarane bir tavırdır...

    2-“Geçmiş dönemlerde bazı hristiyan ve yahudilerin apaçık gerçek karşısında gösterdikleri inat ayak diretme ve düşmanlığı ifade için kuranın kullandığı üslup her zamanki hristiyan ve yahudiler için de kullanılacak diye bir şart ve mecburiyet olamaz.”
    Bu ifade de bir önceki ifade gibi çok kapalı ve yanıltıcı..
    Bunun Türkçesi şu:
    Geçmiş dönemlerde, bazı Hristiyan ve Yahudiler, İslama karşı düşmanlık yapmışlar, inanmamakta ayak diretmişler, bu ayetler onlar için nazil olmuştur.
    Bu ayet-i Celileler , Peygamber Efendimize nazil olduktan sonraki tüm zamanlarda, taa kıyamete kadar olan zaman diliminde gelen ve gelecek olan her Hristiyan ve Yahudiyi kapsamına almaz. Onlara hitap etmez. Bu ayetleri onlar hakkında kullanma ve değerlendirme mecburiyetimiz yoktur.
    Hoppala..

    Yahu önce şu Ayet-i Celileleri alt alta bir sıralayıver..Görelim ki hangisi, Ehl-i Kitabı kapsıyor, hangisini kapsamıyor..? Hangisine hitap ediyor, hangisine etmiyor. Bunlar az sayıda Ayet-i Celileler değil..Bu Ayet-i Celilelerde sert olanı var, yumuşak olanı var..
    Vatanı, Dini Mubiyni savunmayı emredeni var, güzel öğütle İslam’ı ,Ehl-i Kitab’a tebliğ etmeyi emredeni var..Müslümanlığı seçen Ehl-i Kitab-ı öveni var, onları, İslam’ı seçmeye teşvik edeni var, seçmeyene azab vaad edeni var ..

    Ancak Bu Ayet-i Celilelerin hepsinde ortak bir mana ve ortak bir özellik var, o da , taa Rasulullah Aleyhisselam’dan kıyamete kadar gelecek olan bütün Ehl-i Kitab’a ve bütün insanlara , İslam’ın tek ve Hak Din olduğu gerçeğini duyurmak,
    Allahu Teala katında , İslamdan başka hiçbr dinin makbul olmadığını , tek kurtuluşun İslam’a girmekle mümkün olduğunu tebliğ etmek , izah etmek, anlatmaktır.

    Tebliğin nasıl yapılacağı da yine , Ayet-i Celilelerde ,Rasulullah Aleyhisselamın Hadis-i Şeriflerinde ve Ulema-yı İslamın eserlerinde bütün detaylarına kadar izah buyrulmuştur. Bu hususta Dinlerarası Diyalog gibi bir Papalık Projesinin cüretkar bir yardımcısı olmaya hacet yoktur.
    Neuzü billah..

    Buradaki kelime oyunu şu...Her zaman geçerli olan , hiç bir zaman ve devirde, hiç bir anda ve lahzada gözardı edilmesi mümkün olmayan , Allah katında tek Din İslam’dır hükmünü ve O’nun Ehl-i Kitab’a tebliğ edilmesini , bu gün ki Hristiyanlık ve Yahudilik İnancının Allahu Teala katında hiçbir değeri bulunmadığını, İslam dışındaki hiçbir inanç sisteminin kurtuluş sağlamayacağını belirten Ayet-i Celileleri de tarihsel yapmak , amma çaktırmadan..




    Resulullah (as), bütün insanların ve cinlerin peygamberidir. Kullukla mükellef olan hiçbir varlık , dünyanın neresinde olursa olsun , hangi inançlar içinde bulunursa bulunsun ,
    O’nun (as) tebliğinin dışında değildir. Herkesin O’na (as) ümmet olmak , O’na (as), tabi olmak ve O’nu (as) sevmek zorunluluğu vardır.

    Dünya ve ahirette insanlığın kurtuluşunun ve mutluluğunun tek yolu, O’nu (as) sevmek ve O’na (as) tabi olmaktan geçer.

    Kur’anı Kerim, Ehli Kitabı (Yahudi ve Hristiyanları) , pek çok Ayeti Celile’de Resulullah’a (as) inanmaya, ona tabi olmaya çağırmakta, aksi halde kurtuluşlarının mümkün olmadığını ilan etmektedir.

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
inneddine indallahil islam,  inneddine indallahil islam ne demek,  Allah katında tek din islamdır,  inneddine indallahil islam arapça,  inned dine indallahil islam,  inneddine,  inneddine indallahil islam anlami