Konusunu Oylayın.: Tövbe Almak

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 5 kişi oyladı.

  1. 07.Eylül.2011, 17:57
    1
    what
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Ağustos.2011
    Üye No: 89613
    Mesaj Sayısı: 199
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 26

    Reklam

    Tövbe Almak






    Tövbe Almak Mumsema “Peygamber (S.A.V) buyuruyor: (Günahlardan tövbe eden günah işlememiş gibidir.”


    TÖVBE



    Rücu etmek, geri dönmek, pişman olmak, nedamet duymak, yaptığı
    günahı bırakıp Cenab-ı Hakk'a yönelmek.


    Asıl anlamı geri dönmek olup, tövbe kelimesinin türemişi olan
    "tevvâb" kelimesi tövbe işini çok çok yapan anlamında aşırılık ifade eden ism-i
    faildir. Yüce Allah'ın bir ismi, bir sıfatı olarak "et-Tevvâb" ise itaata
    yönelerek Allah'a dönen kişinin istediği bağışlanmayı kabul edip, o tövbekâr
    kulunu huzuruna alan ve onu affeden anlamındadır. Bu itibarla tövbe, kul
    hakkında günahlardan dönmeyi, yüce Rabb'imiz hakkında da cezalandırmaktan
    dönmeyi ifade eder, yani kul Rabb'ine döner, Rabb'i de onun bu yönelişini kabul
    eder ve onu cezalandırmaktan vazgeçer. İşte bu mânâda "et-Tevvab" sıfatı,
    kulların tövbelerini her yönelişlerinde rahmet ve mağfiretiyle kabul eden
    demektir.


    İslâm'da tövbe; birisi Allah, diğeri kul yönünden iki farklı
    anlam taşır. Allah yönünden tövbe, yapılan kötülüğü, işlenen günahı veya
    kabahati affedip bağışlamaktır. Kul yönünden, yaptığının kabahat veya günah
    olduğunu bilip, onu bırakıp terk ederek Allah'a dönmek, yani O'nun emirlerine
    uymak ve yasak ettiği şeylerden kaçınmak suretiyle Allah'a sığınarak O'ndan
    affetmesini, bağışlamasını dilemek, yaptıklarından pişman olduğunu da belirterek
    yalnız O'na yalvarmak demektir. Meselâ, bir kabahat, söz gelişi içki içmeyi sırf
    bedenine yapmış olduğu bir zarardan dolayı veya malına yahut da şerefine zararı
    dokunduğu için terk etmekte olduğu gibi, Allah rızası ve Allah korkusu
    düşünülmeyecek olursa, bu gerçek mânâda tövbe sayılmaz. Çünkü tövbe, yaptığı
    işin günah olduğunu, kusur veya kabahat olduğunu, suç işlediğini kabul etmekle
    başlar. İşte bu anlamda tövbe, bir ibadet olarak da sadece yüce Rabb'imize
    tahsis edilmelidir.


    1- Bazı alimlere göre tövbe anlayışı

    Gazâlî'ye (ö: 505/1111) göre tövbe, ilim, hâl ve fiil gibi
    sırasıyla birbirini gerektiren üç şeyin birleşmesinden meydana gelen değişmez
    ilâhî bir sünnettir.


    İlimden maksat, günahların ve büyük zararların, kul ile
    Allah'ın rahmeti arasında, Allah ile kulu birbirinden ayıran bir perde teşkil
    ettiğini bilmektedir. İnsan kalbinde ve zihninde, bunu böylece kesin olarak
    kavrayınca, yüce Rabb'ini, yani sevgili Mevla'sını kaybettiği için bir elem ve
    acı duyar. Hele kusur ve kabahat kendi tarafında ise, bu üzüntüsü elem ve
    ızdırabı daha da artacaktır. İşte Rabb'ini kaybedip O'ndan uzak kalmasına sebep
    olan bu kusur ve kabahatından dolayı duyduğu acı ve çektiği eleme pişmanlık veya
    nedamet denir.


    Bu acı ve elem kalbini ve gönlünü iyice kapladığı zaman, yeni
    bir hâl, yeni bir durum ortaya çıkar ki, bu da şimdiki, geçmiş ve gelecek
    zamanla alakalı olan bir işi, bir fiili tasarlayıp kasıt ve niyet etmektir.


    Şimdiki zamanla alakası, yapmış olduğu kabahatı hemen terk edip
    bırakmaktır.


    Gelecek zamanla alakası, kendisini Rabb'inden ayıran bu
    kötülüğü veya kabahati ömrünün sonuna kadar asla yapmamaya azimli ve kararlı
    olmaktır.


    Geçmiş zamanla alakası ise, kaybettiğini, zararlarını iyilik
    etmekle veya kâzâ etmekle telâfi etmeye çalışmaktadır.


    İşte ilim burada tövbenin birinci unsurudur ki, bundan da
    maksat imân ve yakîndir. Çünkü imân, günahların öldürücü bir zehir olduğunu akla
    gösterip kalp ve gönüle tasdik ettirir. Yakîn ise bu tasdiki daha da
    kuvvetlendirip şüpheyi ve zannı ondan uzaklaştırarak kalbe onu tam mânâsıyla
    yerleştirir. Bu imânın nuru kalpde parladığı an, orada pişmanlık ateşini yakar.
    Kalp bu iman nuru sayesinde yüce Rabb'inden ve O'nun sevgisinden uzaklaştığını
    anlayınca acı duyar ve elem çeker. Böylece tövbe eden kimsenin kalbini bu
    ayrılık ve sevgi ateşi öylesine yakmalıdır ki, bu ateşin verdiği heyecanla
    kaybettiğini tekrar elde etmeye yönelsin.


    Şu halde ilim, pişmanlık ile şimdiki ve gelecek zamanda bu işi
    yapmamaya azimli olmak ve geçmişteki zararı da telâfiye çalışmak gibi birbirini
    takip eden üç unsurdur ki, hepsine birden tövbe denir. Çok kere yalnız geçmişte
    olan bir işe pişman olmaya tövbe demişlerse de, ilim onun evveli ve öncesidir;
    kabahatı, günahı bırakıp terketmek de onun neticesidir. İşte bu manada sevgili
    Peygamberimiz, "pişmanlık tövbedir" buyurmuştur. Çünkü pişmanlık, pişman olmayı
    gerektirir ve onu neticeye götüren ilimden ve onu takibeden azim ve irade
    gücünden uzak olamaz. İlimsiz ve azimsiz pişmanlık mümkün değildir. Bundan
    dolayı tövbenin tarifinde "geçmiş hataların verdiği bir iç sancısıdır"
    denilmiştir; zira bu, yalnız içteki, gönüldeki acı ve elemle ilgilidir.


    Fahreddin er-Râzî (ö: 606/1209), "Mefatihu'l-Gayb" adlı
    tefsirinde el-Keffal'den (ö: 507/1113) naklen tövbe için gerekli olan şeyleri
    şöylece sıralıyor: 1- İşlediği bu günah olan işi veya kabahatı terketmek, 2-
    Geçmişte, yani önceden yapmış olduğu bu işten veya kabahatı terketmek, 3- Bu
    günah olan işin veya kabahatin bir benzerine asla bir daha dönmemeye azmetmiş
    olmak, 4- Bütün bu şeylerin hepsini bir daha yapmaktan korkup çekinmek. İşte
    bunların hepsi tövbe için muhakkak gereklidir." dedikten sonra sebeplerini de
    şöyle açıklıyor: "1- Terk şunun için gereklidir, zira kul günah olan o işi veya
    kabahatı terk etmezse, yapıyor demektir ki, bu durumda tövbe etmiş olmaz. 2-
    Pişmanlık şu bakımdan lüzumludur, çünkü pişman olmazsa, yaptığı işe rızası,
    gönlü var demektir. Bir şeye râzı olmak ise, çok kere onu yapmayı
    gerektireceğinden yine tövbe etmiş olmaz, 3- İşlediği günahın bir benzerine
    dönmemeye kararlı ve azimli olmak şunun için gereklidir, zira yaptığı iş
    günahtır, günaha tekrar niyyet edip azmetmek de günahtır, 4- Korkuya gelince, bu
    korku insana tövbe etmeyi emreder ve tövbe ederek bu işi kesip atmaktan başka
    yol olmadığını hatırlatır. "


    İşte Yüce Allah'ın, "Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak
    boyun büken, ahiretten korkup çekinen ve Rabb'inin rahmetini dinleyen kimse,
    inkâr eden kimse gibi olur mu? Ey Muhammed de ki, bilenlerle bilmeyenler bir
    olur mu? Doğrusu ancak akıl sahihleri öğüt alırlar" (ez-Zümer, 39/9) buyruğunu
    kanaatimizce bu manada anlamak gerekir.


    II- Müminler için tövbenin lüzumu Cenab-ı Hakk, Ey inananlar
    (müminler) hepiniz Allah'a tövbe edin ki, korktuğunuzdan emin olup umduğunuza
    kavuşasınız” (en-Nur, 24/31) buyurmaktadır.


    Bu ve benzeri ayetlerde tövbenin butun müminlere emir ve
    tavsiye edildiğini görüyoruz. Bunun sebep ve hikmetini Zemahşerî (ö: 538/1 114)
    ve ondan nakleden Fahreddin er-Râzî şöyle açıklıyorlar: "Öncelikle zayıf
    yaratılışlı kullar, Allah'ın her hususta olan tekliflerini, yani emirlerini ve
    yasaklarını kendilerine hakim olup gayret etseler bile gereği gibi yerine
    getiremezler ve böylece kendilerinin sebep olduğu kusur ve kabahatlerden de uzak
    duramazlar. işte bundan dolayı tövbe ve istiğfar etmeyi Yüce Allah inananların
    hepsine emir ve tavsiye ediyor. Tövbe edip bağışlanmayı diledikleri zaman,
    kurtuluşa ulaşıp saadete ereceklerini ümit etmelerini de öğütlüyor. "


    III- Müminlerin tövbesi nasıl olmalıdır?

    Bu konuda Yüce Allah'ın Ey müminler (inananlar) yürekten tövbe
    ederek (nasuh tövbe ile) Allah'a donün ki, Rabb'iniz kötülüklerinizi örtsün ve
    sizi içlerinde ırmaklar akan Cennetlere koysun" (et-Tevbe, 9/8) buyruğuna dikkat
    etmek gerekir.


    Bu ayette geçen (nasûh tövbe) "yürekten, ihlasla tövbe edin"
    sözlerini Zemahşerî şöyle açıklamıştır: "Tövbeyi kendilerine tavsiye edenler,
    günahları mahvedecek ve aşırılıkları telâfi edecek şekilde tövbe ederler.
    Kötülüklerden tövbe etmeleri, o şeylerin kötü olduğu içindir. Yaptığına pişman
    olmak da çok şiddetli bir şekilde üzülmek demektir. Kötülüklerden birine bir
    daha dönmemeye azmetmek de, sağılmış olan sütün hayvanın memesine dönmesi nasıl
    mümkün değilse, öylece o günaha bir daha dönmemek anlamınadır. Bütün bunları
    böylece içine sindirmek yürekten tövbe etmek demektir. el-Kelbî'ye (ö:146/763)
    göre "nasûh tövbe", kalp ile pişman olmak, dil ile istiğfar etmek, beden ile de
    onu terkederek yapmamak ve"ondan uzak durmaktır. Ayrıca pişmanlığından dönmemek
    üzere gönül rahatlığına kavuşmaktır.


    Gazzâlî'ye göre de ayette geçen "nasûh" kelimesi nasihat
    kelimesiyle ilgili bir sözdür. Her türlü şâibeden uzak olarak tam bir ihlas
    içerisinde Yüce Allah'a tövbe etmek anlamındadır.


    Ayrıca, "Hiç şüphesiz Allah hem çok tövbe edenleri, hem de çok
    temizlenenleri sever” (el-Bakara, 2/222) âyeti de tövbenin lüzum ve faydasına
    işaret etmektedir. Sevgili Peygamberimiz de bir hadisinde Tövbe eden Allah'ın
    sevgilisidir, günahlardan tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir" buyurmuştur.
    Tövbenin nasıl olması hususunda Hz. Ali (r.a)'den şöyle bir rivayette
    bulunuluyor: Bir gün bedevilerden biri Hz. Peygamberin mescidine girer ve
    "Allah'ım, şüphesiz ben sana tövbe ve istiğfar ediyorum" der ve namazını kılar.
    Bunu gören ve duyan Hz. Ali, adam namazını bitirince ona: "Ey kişi! Yalnızca dil
    ile sür'atle yapılan tövbe, yalancıların tövbesidir, halbuki senin bu tövben,
    tövbeye muhtaçtır" dedi. Bunun üzerine o kişi: "Ey müminlerin emiri, o halde
    tövbe nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Ali: "Tövbe şu altı şeyle mümkün
    olur" dedi: 1- Geçmişte işlenmiş olan günahlardan pişman olmak ve yerine
    getirilmemiş farzları iade etmek, 2- Başkalarına haksızlık ve eziyet etmeyi
    bırakmak, 3- Husumet ve düşmanlığı kaldırmak, 4- Günah ve kabahatler içerisinde
    büyüyen nefsi, Allah'a olan itaat içerisinde küçültüp ona hiçliğini kabul
    ettirmek, 5- İtaatsizlik ve günah işlemenin sözde tadını çıkaran nefse, itaat
    edip günahlardan uzak durmanın acılığını da tattırmak, 6- Gülüşlerinden her
    birine bedel olmak üzere, ağlamak."


    Hâl böyle olunca, şartlarına uygun olan bir tövbe, aynı zamanda
    Allah için yapılmış bir ibadettir. Böyle olduğu için de kabûle şâyan olması
    gerekir. Nasıl ki, şartlarına uygun olarak yapılan ibadetlerin kabûlü hususunda
    tereddüde düşmüyorsak, şarlarına uygun bir tövbenin kabûlü için de tereddüt
    gösterilmemesi gerekir.


    Öyleyse Allah'a imân etmiş kişiler, bilerek veya bilmeyerek
    günah işledikleri zaman hemen Allah'a yönelip tövbe etmekten çekinmemelidirler.
    Çünkü ilgili ayet ve hadislerden anladığımıza göre Yüce Allah samimiyetle ve
    şarlarına uygun olarak yapılan tövbeleri kabul eder, kullarını bağışlar. Ayrıca,
    günahları bırakıp kendisine yönelenleri sever, zira günahkârlar için yüce
    Allah'ın rahmet, mağrifet ve kereminden başka bir sığınak yoktur. Bu bakımdan
    inananların tövbe etmekten korkmamaları, yaptıkları büyük veya küçük günahları
    için ne zaman olursa olsun, geciktirmeden hemen Rab'lerine yalvarmaları, Allah'a
    olan bu inançlarının gereği olmalıdır.


    IV- Tövbenin zamanı ve tövbe etmenin faydaları

    Günah işler işlemez hemen tövbenin gerekli olduğunda şüphe
    yoktur; çünkü Allah'ın emir ve yasaklarına karsı itaatsizlik ederek isyan
    etmenin az da olsa, imânı sarsacağı açıktır. Öyleyse, tövbenin de günah
    işledikten hemen sonra yapılması gerekir. Zira, bu suretle yüce Allah'ı hemen
    hatırlayan kimse, bu vesileyle imânına dönmüş ve onu kuvvetlendirme gayretine
    girişmiş olur. Nitekim Yüce Rabb'imiz "Onlar fena birşey yaptıklarında veya
    kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını
    dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır. Onlar yaptıklarında
    bile bile direnmezler" (Âl-i İmrân, 3/135) ve "Kim tövbe edip güzel, yararlı
    işler işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelip tövbe etmiş olur"
    (en-Nisa, 4/17) buyurmaktadır.


    Görülüyor ki, kötülükleri çoğaltacak işler yapılır yapılmaz
    veya günah işlenir işlenmez hemen yüce Rabb'imizi anıp O'na yönelmemiz, O'na
    iltica edip günahlarımızı affetmesi için O'na yönelmemiz, yaptığımız bu kötü
    işlerden dolayı O'ndan utanıp korkmamız gerekmektedir. Ayrıca bu yaptığımız
    şeylerde ısrar edip direnmemek lâzımdır. Eğer böyle yaparsak, hem günahlarımız
    bağışlanır, gönlümüz rahat ve huzura kavuşur, hem de bu anlayış ve inanç
    sebebiyle başka kötü birşey yapmaktan uzak dururuz. İşte bizde hasıl olan bu
    şuur ve kuvvetli imân, bizi isyan etmekten ve tekrar günah işlemekten
    alıkoyacaktır ve böylece bir daha tövbe etmeye de ihtiyaç duymayacağız. Ancak
    Allah katında daha da yüksek derecelere ulaşmak için, şükreden bir kul olarak
    O'na sığınıp yalvaracağız. Günahın hemen akabinde tövbe edip ısrar etmemenin
    zorunlu olmasındaki fayda ve hikmetler açıkça görüldüğü gibi kısaca
    şunlardır:


    Bir defa, günahlara dalarak yüce Yaradanını unutmuş olan kul,
    tövbe etmekle Allah'ın hatırlamış ve O'nun emirlerini yerine getirip,
    yasaklarından kaçınmayı zorunlu bir vazife bilerek, bu şuur içerisinde Allah'a
    olan inancını yeniden kuvvetlendirmek suretiyle, bu inancının gereği olan iş ve
    davramşları da yerine getirmeye başlamıştır. ikinci olarak, bu kul, işlemiş
    olduğu günahlarına bakarak, "Ben Allah'ın kötü kulu oldum" düşüncesiyle
    ümitsizliğe kapılarak daha fazla günah işlemekten kurtulur, bu yeni ümit ve
    inançla Rabb'ine daha fazla bağlanıp yaklaşarak emirlerini yerine getirmeye ve
    yasak ettiklerinden kaçınmaya son derece gayret gösterir. Çünkü insanoğlu
    geleceğe dönük olan ümit ve hayalleriyle hayatını devam ettirmektedir. Bu ümit
    ve hayalleri yıkılmış bir insanın, dünyanın çeşitli dertleri ve zorlukları
    altında hayatını sürdürmesi gittikçe zorlaştığı için, ya devamlı olarak
    başkalarına zararlı olmakta veya kendi canına kıymaktadır. Pekâlâ bilinir ki,
    insanları hayata bağlayan unsurların başında ümit ve inanç gelmektedir. İşte
    tövbe eden kişi yitirdiği bu ümit ve inancını yeniden kazanarak hayata
    bağlamakta ve yaşayışında ortaya çıkan acı ve tatlı durumlara katlanma konusunda
    yerine göre sabredip, yerine göre mutlu olmasını başarabilmekte ve başkalarına
    da her bakımdan faydalı olmaya çalışmaktadır. Nitekim yüce Rabb'imiz bu hususu
    şöyle müjdelemektedir: "Onların hareketlerinin karşılığı Rab'lerinden bağışlanma
    ve içlerinde ırmaklar akan, temelli kalacakları Cennetlerdir. Böyle yapıp
    davrananların mükafatı ne güzeldir" (Âl-i İmrân, 3/136).


    Görüldüğü gibi yüce Rabb'imiz gereği gibi tövbe edenlerin
    tövbesini kabul edip onları mükafatlandıracağını, böyle davrandıkları takdirde
    yarınlarından emin ve güvenli olacaklarını, yitirdikleri ümitlerini yeniden ele
    geçireceklerini açıkça haber vermektedir. Rabb'imizin böyle bir mükafatına
    kavuşmak, insanı hayata bağlayan ne büyük bir mutluluktur.


    İste bu bakımlardan tövbe etmenin insan hayatındaki rolü pek
    büyüktür. Onu yeniden hayata bağlayan, ona ümit ve yaşama isteği veren, onu
    Allah'ına yöneltip inanç ve imânını kuvvetlendiren, onu toplum içinde, Allah'tan
    korkup Peygamberini seven ve onların istediği gibi hareket eden kullarıyla
    birlikte mutlu olarak güven içinde yasamaya sevkeden, doğru dürüst bir insan
    olarak herkesin hakkını gözeten ve kendi hakkettiğine razı olan, haksızlığa
    uğramalarına sebep olduğu kişilere haklarını iâde edip onlarla helallaşarak
    onların dostluğunu kazanan bir kişi haline gelmesi, tövbe etmesiyle mümkün
    olmaktadır.


    Yine bu cümleden olarak yüce Rabbimiz, tövbesi kabul
    edilmeyenler hakkında da şöyle buyuruyor: "Yoksa kötülükler yapıp yapıp da
    nihayet ölüm kendilerine gelip çatınca, "şimdi tövbe ettim " diyenler ile kâfir
    olarak ölenlerin tövbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azap
    hazırlamışızdır” (en-Nisa, 4/18).


    Bu ayetten anlaşıldığına gòre, kötülükleri işlemeye devam etmek
    suretiyle günahlarını çoğaltıp duran ve bu durumda iken ölüm kendisine gelip
    çatınca, "Yarabbi, işte şimdi tövbe ettim" diyen kimse ile inkârcı bir kişi
    olduğu halde tövbe ederek imân etmeden ölen kimseler aynı değerdedirler ve
    bunların tövbeleri Allah tarafından kabul edilmez. Bunların her ikisi de
    Allah'ın şiddetli azabıyla karşı karşıya kalacaklardır, fakat çekecekleri azabın
    derecesi belki birbirinden farklı olacaktır.


    Ölüm anı kendisine gelip çatıncaya kadar tövbesini geçiktirip
    tövbe etmeyenin kâfir olarak ölenle bir tutulması, kanaatımızca şu sebebe
    dayanmaktadır: Ölümün gelip çatması, ahiret hallerinin ilkidir. Pek kısa bir
    süre sonra ruhunu teslim edip ahirete göçecek ve iyi veya kötü bir iş yapmaya ne
    fırsatı, ne de gücü olacaktır. Bunun böyle olduğunu haber veren pek çok ayet
    vardır. Meselâ, "Onlardan birine ölüm gelince, "Rabb'im beni geri çevir, belki
    yapmadan bıraktığımı tamamlar iyi iş işlerim" der. Hayır, bu söylediği sadece
    kendi lâfıdır..." (Mü'minun, 23/99-100) buyurulmaktadır. Ayrıca: Mü'min, 40/185;
    Yûnûs, 10/90-91; Münafıkun, 63/10 ayetleri de bu mânadadırlar. Bu manada çeşitli
    hadis-i şerifler de vardır. Meselâ Ebû Eyyûb, Hz. Peygamber'den şöyle bir
    rivayette bulunuyor: "Yüce Allah kulunun tövbesini, ölüm anında boğazında
    hırıltı başlamadıkça, kabul eder".


    İşte yüce Allah, böyle bir durumda tövbeyi kabul etmeyeceğini,
    bunun dışındaki hâl ve durumlarda tövbeyi kabul edeceğini haber vermektedir.
    Öyleyse, tövbeyi geciktirmek, bu bakımdan hiç de doğru değildir. "Allah 'a göre
    şu kimseler bir tövbesi makbuldur ki, cahillikle bir kötülük yapıp hemen
    ardından dönerler..." (en-Nisa, 4/17) ayetinde belirtildiği gibi günahların
    hemen arabinde tövbe etmek inananların lehine olmakta ve böyle bir tehlike söz
    konusu olmamaktadır. Pekalâ bilindiği gibi, ölümün ne zaman ve nerede gelip
    çatacağı bizce malum değildir. Bundan dolayı tövbe konusunda acele etmek yine
    insanların yararınadır.


    Cihat TUNÇ






  2. 07.Eylül.2011, 17:57
    1
    Emekli



    “Peygamber (S.A.V) buyuruyor: (Günahlardan tövbe eden günah işlememiş gibidir.”


    TÖVBE



    Rücu etmek, geri dönmek, pişman olmak, nedamet duymak, yaptığı
    günahı bırakıp Cenab-ı Hakk'a yönelmek.


    Asıl anlamı geri dönmek olup, tövbe kelimesinin türemişi olan
    "tevvâb" kelimesi tövbe işini çok çok yapan anlamında aşırılık ifade eden ism-i
    faildir. Yüce Allah'ın bir ismi, bir sıfatı olarak "et-Tevvâb" ise itaata
    yönelerek Allah'a dönen kişinin istediği bağışlanmayı kabul edip, o tövbekâr
    kulunu huzuruna alan ve onu affeden anlamındadır. Bu itibarla tövbe, kul
    hakkında günahlardan dönmeyi, yüce Rabb'imiz hakkında da cezalandırmaktan
    dönmeyi ifade eder, yani kul Rabb'ine döner, Rabb'i de onun bu yönelişini kabul
    eder ve onu cezalandırmaktan vazgeçer. İşte bu mânâda "et-Tevvab" sıfatı,
    kulların tövbelerini her yönelişlerinde rahmet ve mağfiretiyle kabul eden
    demektir.


    İslâm'da tövbe; birisi Allah, diğeri kul yönünden iki farklı
    anlam taşır. Allah yönünden tövbe, yapılan kötülüğü, işlenen günahı veya
    kabahati affedip bağışlamaktır. Kul yönünden, yaptığının kabahat veya günah
    olduğunu bilip, onu bırakıp terk ederek Allah'a dönmek, yani O'nun emirlerine
    uymak ve yasak ettiği şeylerden kaçınmak suretiyle Allah'a sığınarak O'ndan
    affetmesini, bağışlamasını dilemek, yaptıklarından pişman olduğunu da belirterek
    yalnız O'na yalvarmak demektir. Meselâ, bir kabahat, söz gelişi içki içmeyi sırf
    bedenine yapmış olduğu bir zarardan dolayı veya malına yahut da şerefine zararı
    dokunduğu için terk etmekte olduğu gibi, Allah rızası ve Allah korkusu
    düşünülmeyecek olursa, bu gerçek mânâda tövbe sayılmaz. Çünkü tövbe, yaptığı
    işin günah olduğunu, kusur veya kabahat olduğunu, suç işlediğini kabul etmekle
    başlar. İşte bu anlamda tövbe, bir ibadet olarak da sadece yüce Rabb'imize
    tahsis edilmelidir.


    1- Bazı alimlere göre tövbe anlayışı

    Gazâlî'ye (ö: 505/1111) göre tövbe, ilim, hâl ve fiil gibi
    sırasıyla birbirini gerektiren üç şeyin birleşmesinden meydana gelen değişmez
    ilâhî bir sünnettir.


    İlimden maksat, günahların ve büyük zararların, kul ile
    Allah'ın rahmeti arasında, Allah ile kulu birbirinden ayıran bir perde teşkil
    ettiğini bilmektedir. İnsan kalbinde ve zihninde, bunu böylece kesin olarak
    kavrayınca, yüce Rabb'ini, yani sevgili Mevla'sını kaybettiği için bir elem ve
    acı duyar. Hele kusur ve kabahat kendi tarafında ise, bu üzüntüsü elem ve
    ızdırabı daha da artacaktır. İşte Rabb'ini kaybedip O'ndan uzak kalmasına sebep
    olan bu kusur ve kabahatından dolayı duyduğu acı ve çektiği eleme pişmanlık veya
    nedamet denir.


    Bu acı ve elem kalbini ve gönlünü iyice kapladığı zaman, yeni
    bir hâl, yeni bir durum ortaya çıkar ki, bu da şimdiki, geçmiş ve gelecek
    zamanla alakalı olan bir işi, bir fiili tasarlayıp kasıt ve niyet etmektir.


    Şimdiki zamanla alakası, yapmış olduğu kabahatı hemen terk edip
    bırakmaktır.


    Gelecek zamanla alakası, kendisini Rabb'inden ayıran bu
    kötülüğü veya kabahati ömrünün sonuna kadar asla yapmamaya azimli ve kararlı
    olmaktır.


    Geçmiş zamanla alakası ise, kaybettiğini, zararlarını iyilik
    etmekle veya kâzâ etmekle telâfi etmeye çalışmaktadır.


    İşte ilim burada tövbenin birinci unsurudur ki, bundan da
    maksat imân ve yakîndir. Çünkü imân, günahların öldürücü bir zehir olduğunu akla
    gösterip kalp ve gönüle tasdik ettirir. Yakîn ise bu tasdiki daha da
    kuvvetlendirip şüpheyi ve zannı ondan uzaklaştırarak kalbe onu tam mânâsıyla
    yerleştirir. Bu imânın nuru kalpde parladığı an, orada pişmanlık ateşini yakar.
    Kalp bu iman nuru sayesinde yüce Rabb'inden ve O'nun sevgisinden uzaklaştığını
    anlayınca acı duyar ve elem çeker. Böylece tövbe eden kimsenin kalbini bu
    ayrılık ve sevgi ateşi öylesine yakmalıdır ki, bu ateşin verdiği heyecanla
    kaybettiğini tekrar elde etmeye yönelsin.


    Şu halde ilim, pişmanlık ile şimdiki ve gelecek zamanda bu işi
    yapmamaya azimli olmak ve geçmişteki zararı da telâfiye çalışmak gibi birbirini
    takip eden üç unsurdur ki, hepsine birden tövbe denir. Çok kere yalnız geçmişte
    olan bir işe pişman olmaya tövbe demişlerse de, ilim onun evveli ve öncesidir;
    kabahatı, günahı bırakıp terketmek de onun neticesidir. İşte bu manada sevgili
    Peygamberimiz, "pişmanlık tövbedir" buyurmuştur. Çünkü pişmanlık, pişman olmayı
    gerektirir ve onu neticeye götüren ilimden ve onu takibeden azim ve irade
    gücünden uzak olamaz. İlimsiz ve azimsiz pişmanlık mümkün değildir. Bundan
    dolayı tövbenin tarifinde "geçmiş hataların verdiği bir iç sancısıdır"
    denilmiştir; zira bu, yalnız içteki, gönüldeki acı ve elemle ilgilidir.


    Fahreddin er-Râzî (ö: 606/1209), "Mefatihu'l-Gayb" adlı
    tefsirinde el-Keffal'den (ö: 507/1113) naklen tövbe için gerekli olan şeyleri
    şöylece sıralıyor: 1- İşlediği bu günah olan işi veya kabahatı terketmek, 2-
    Geçmişte, yani önceden yapmış olduğu bu işten veya kabahatı terketmek, 3- Bu
    günah olan işin veya kabahatin bir benzerine asla bir daha dönmemeye azmetmiş
    olmak, 4- Bütün bu şeylerin hepsini bir daha yapmaktan korkup çekinmek. İşte
    bunların hepsi tövbe için muhakkak gereklidir." dedikten sonra sebeplerini de
    şöyle açıklıyor: "1- Terk şunun için gereklidir, zira kul günah olan o işi veya
    kabahatı terk etmezse, yapıyor demektir ki, bu durumda tövbe etmiş olmaz. 2-
    Pişmanlık şu bakımdan lüzumludur, çünkü pişman olmazsa, yaptığı işe rızası,
    gönlü var demektir. Bir şeye râzı olmak ise, çok kere onu yapmayı
    gerektireceğinden yine tövbe etmiş olmaz, 3- İşlediği günahın bir benzerine
    dönmemeye kararlı ve azimli olmak şunun için gereklidir, zira yaptığı iş
    günahtır, günaha tekrar niyyet edip azmetmek de günahtır, 4- Korkuya gelince, bu
    korku insana tövbe etmeyi emreder ve tövbe ederek bu işi kesip atmaktan başka
    yol olmadığını hatırlatır. "


    İşte Yüce Allah'ın, "Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak
    boyun büken, ahiretten korkup çekinen ve Rabb'inin rahmetini dinleyen kimse,
    inkâr eden kimse gibi olur mu? Ey Muhammed de ki, bilenlerle bilmeyenler bir
    olur mu? Doğrusu ancak akıl sahihleri öğüt alırlar" (ez-Zümer, 39/9) buyruğunu
    kanaatimizce bu manada anlamak gerekir.


    II- Müminler için tövbenin lüzumu Cenab-ı Hakk, Ey inananlar
    (müminler) hepiniz Allah'a tövbe edin ki, korktuğunuzdan emin olup umduğunuza
    kavuşasınız” (en-Nur, 24/31) buyurmaktadır.


    Bu ve benzeri ayetlerde tövbenin butun müminlere emir ve
    tavsiye edildiğini görüyoruz. Bunun sebep ve hikmetini Zemahşerî (ö: 538/1 114)
    ve ondan nakleden Fahreddin er-Râzî şöyle açıklıyorlar: "Öncelikle zayıf
    yaratılışlı kullar, Allah'ın her hususta olan tekliflerini, yani emirlerini ve
    yasaklarını kendilerine hakim olup gayret etseler bile gereği gibi yerine
    getiremezler ve böylece kendilerinin sebep olduğu kusur ve kabahatlerden de uzak
    duramazlar. işte bundan dolayı tövbe ve istiğfar etmeyi Yüce Allah inananların
    hepsine emir ve tavsiye ediyor. Tövbe edip bağışlanmayı diledikleri zaman,
    kurtuluşa ulaşıp saadete ereceklerini ümit etmelerini de öğütlüyor. "


    III- Müminlerin tövbesi nasıl olmalıdır?

    Bu konuda Yüce Allah'ın Ey müminler (inananlar) yürekten tövbe
    ederek (nasuh tövbe ile) Allah'a donün ki, Rabb'iniz kötülüklerinizi örtsün ve
    sizi içlerinde ırmaklar akan Cennetlere koysun" (et-Tevbe, 9/8) buyruğuna dikkat
    etmek gerekir.


    Bu ayette geçen (nasûh tövbe) "yürekten, ihlasla tövbe edin"
    sözlerini Zemahşerî şöyle açıklamıştır: "Tövbeyi kendilerine tavsiye edenler,
    günahları mahvedecek ve aşırılıkları telâfi edecek şekilde tövbe ederler.
    Kötülüklerden tövbe etmeleri, o şeylerin kötü olduğu içindir. Yaptığına pişman
    olmak da çok şiddetli bir şekilde üzülmek demektir. Kötülüklerden birine bir
    daha dönmemeye azmetmek de, sağılmış olan sütün hayvanın memesine dönmesi nasıl
    mümkün değilse, öylece o günaha bir daha dönmemek anlamınadır. Bütün bunları
    böylece içine sindirmek yürekten tövbe etmek demektir. el-Kelbî'ye (ö:146/763)
    göre "nasûh tövbe", kalp ile pişman olmak, dil ile istiğfar etmek, beden ile de
    onu terkederek yapmamak ve"ondan uzak durmaktır. Ayrıca pişmanlığından dönmemek
    üzere gönül rahatlığına kavuşmaktır.


    Gazzâlî'ye göre de ayette geçen "nasûh" kelimesi nasihat
    kelimesiyle ilgili bir sözdür. Her türlü şâibeden uzak olarak tam bir ihlas
    içerisinde Yüce Allah'a tövbe etmek anlamındadır.


    Ayrıca, "Hiç şüphesiz Allah hem çok tövbe edenleri, hem de çok
    temizlenenleri sever” (el-Bakara, 2/222) âyeti de tövbenin lüzum ve faydasına
    işaret etmektedir. Sevgili Peygamberimiz de bir hadisinde Tövbe eden Allah'ın
    sevgilisidir, günahlardan tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir" buyurmuştur.
    Tövbenin nasıl olması hususunda Hz. Ali (r.a)'den şöyle bir rivayette
    bulunuluyor: Bir gün bedevilerden biri Hz. Peygamberin mescidine girer ve
    "Allah'ım, şüphesiz ben sana tövbe ve istiğfar ediyorum" der ve namazını kılar.
    Bunu gören ve duyan Hz. Ali, adam namazını bitirince ona: "Ey kişi! Yalnızca dil
    ile sür'atle yapılan tövbe, yalancıların tövbesidir, halbuki senin bu tövben,
    tövbeye muhtaçtır" dedi. Bunun üzerine o kişi: "Ey müminlerin emiri, o halde
    tövbe nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Ali: "Tövbe şu altı şeyle mümkün
    olur" dedi: 1- Geçmişte işlenmiş olan günahlardan pişman olmak ve yerine
    getirilmemiş farzları iade etmek, 2- Başkalarına haksızlık ve eziyet etmeyi
    bırakmak, 3- Husumet ve düşmanlığı kaldırmak, 4- Günah ve kabahatler içerisinde
    büyüyen nefsi, Allah'a olan itaat içerisinde küçültüp ona hiçliğini kabul
    ettirmek, 5- İtaatsizlik ve günah işlemenin sözde tadını çıkaran nefse, itaat
    edip günahlardan uzak durmanın acılığını da tattırmak, 6- Gülüşlerinden her
    birine bedel olmak üzere, ağlamak."


    Hâl böyle olunca, şartlarına uygun olan bir tövbe, aynı zamanda
    Allah için yapılmış bir ibadettir. Böyle olduğu için de kabûle şâyan olması
    gerekir. Nasıl ki, şartlarına uygun olarak yapılan ibadetlerin kabûlü hususunda
    tereddüde düşmüyorsak, şarlarına uygun bir tövbenin kabûlü için de tereddüt
    gösterilmemesi gerekir.


    Öyleyse Allah'a imân etmiş kişiler, bilerek veya bilmeyerek
    günah işledikleri zaman hemen Allah'a yönelip tövbe etmekten çekinmemelidirler.
    Çünkü ilgili ayet ve hadislerden anladığımıza göre Yüce Allah samimiyetle ve
    şarlarına uygun olarak yapılan tövbeleri kabul eder, kullarını bağışlar. Ayrıca,
    günahları bırakıp kendisine yönelenleri sever, zira günahkârlar için yüce
    Allah'ın rahmet, mağrifet ve kereminden başka bir sığınak yoktur. Bu bakımdan
    inananların tövbe etmekten korkmamaları, yaptıkları büyük veya küçük günahları
    için ne zaman olursa olsun, geciktirmeden hemen Rab'lerine yalvarmaları, Allah'a
    olan bu inançlarının gereği olmalıdır.


    IV- Tövbenin zamanı ve tövbe etmenin faydaları

    Günah işler işlemez hemen tövbenin gerekli olduğunda şüphe
    yoktur; çünkü Allah'ın emir ve yasaklarına karsı itaatsizlik ederek isyan
    etmenin az da olsa, imânı sarsacağı açıktır. Öyleyse, tövbenin de günah
    işledikten hemen sonra yapılması gerekir. Zira, bu suretle yüce Allah'ı hemen
    hatırlayan kimse, bu vesileyle imânına dönmüş ve onu kuvvetlendirme gayretine
    girişmiş olur. Nitekim Yüce Rabb'imiz "Onlar fena birşey yaptıklarında veya
    kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını
    dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır. Onlar yaptıklarında
    bile bile direnmezler" (Âl-i İmrân, 3/135) ve "Kim tövbe edip güzel, yararlı
    işler işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelip tövbe etmiş olur"
    (en-Nisa, 4/17) buyurmaktadır.


    Görülüyor ki, kötülükleri çoğaltacak işler yapılır yapılmaz
    veya günah işlenir işlenmez hemen yüce Rabb'imizi anıp O'na yönelmemiz, O'na
    iltica edip günahlarımızı affetmesi için O'na yönelmemiz, yaptığımız bu kötü
    işlerden dolayı O'ndan utanıp korkmamız gerekmektedir. Ayrıca bu yaptığımız
    şeylerde ısrar edip direnmemek lâzımdır. Eğer böyle yaparsak, hem günahlarımız
    bağışlanır, gönlümüz rahat ve huzura kavuşur, hem de bu anlayış ve inanç
    sebebiyle başka kötü birşey yapmaktan uzak dururuz. İşte bizde hasıl olan bu
    şuur ve kuvvetli imân, bizi isyan etmekten ve tekrar günah işlemekten
    alıkoyacaktır ve böylece bir daha tövbe etmeye de ihtiyaç duymayacağız. Ancak
    Allah katında daha da yüksek derecelere ulaşmak için, şükreden bir kul olarak
    O'na sığınıp yalvaracağız. Günahın hemen akabinde tövbe edip ısrar etmemenin
    zorunlu olmasındaki fayda ve hikmetler açıkça görüldüğü gibi kısaca
    şunlardır:


    Bir defa, günahlara dalarak yüce Yaradanını unutmuş olan kul,
    tövbe etmekle Allah'ın hatırlamış ve O'nun emirlerini yerine getirip,
    yasaklarından kaçınmayı zorunlu bir vazife bilerek, bu şuur içerisinde Allah'a
    olan inancını yeniden kuvvetlendirmek suretiyle, bu inancının gereği olan iş ve
    davramşları da yerine getirmeye başlamıştır. ikinci olarak, bu kul, işlemiş
    olduğu günahlarına bakarak, "Ben Allah'ın kötü kulu oldum" düşüncesiyle
    ümitsizliğe kapılarak daha fazla günah işlemekten kurtulur, bu yeni ümit ve
    inançla Rabb'ine daha fazla bağlanıp yaklaşarak emirlerini yerine getirmeye ve
    yasak ettiklerinden kaçınmaya son derece gayret gösterir. Çünkü insanoğlu
    geleceğe dönük olan ümit ve hayalleriyle hayatını devam ettirmektedir. Bu ümit
    ve hayalleri yıkılmış bir insanın, dünyanın çeşitli dertleri ve zorlukları
    altında hayatını sürdürmesi gittikçe zorlaştığı için, ya devamlı olarak
    başkalarına zararlı olmakta veya kendi canına kıymaktadır. Pekâlâ bilinir ki,
    insanları hayata bağlayan unsurların başında ümit ve inanç gelmektedir. İşte
    tövbe eden kişi yitirdiği bu ümit ve inancını yeniden kazanarak hayata
    bağlamakta ve yaşayışında ortaya çıkan acı ve tatlı durumlara katlanma konusunda
    yerine göre sabredip, yerine göre mutlu olmasını başarabilmekte ve başkalarına
    da her bakımdan faydalı olmaya çalışmaktadır. Nitekim yüce Rabb'imiz bu hususu
    şöyle müjdelemektedir: "Onların hareketlerinin karşılığı Rab'lerinden bağışlanma
    ve içlerinde ırmaklar akan, temelli kalacakları Cennetlerdir. Böyle yapıp
    davrananların mükafatı ne güzeldir" (Âl-i İmrân, 3/136).


    Görüldüğü gibi yüce Rabb'imiz gereği gibi tövbe edenlerin
    tövbesini kabul edip onları mükafatlandıracağını, böyle davrandıkları takdirde
    yarınlarından emin ve güvenli olacaklarını, yitirdikleri ümitlerini yeniden ele
    geçireceklerini açıkça haber vermektedir. Rabb'imizin böyle bir mükafatına
    kavuşmak, insanı hayata bağlayan ne büyük bir mutluluktur.


    İste bu bakımlardan tövbe etmenin insan hayatındaki rolü pek
    büyüktür. Onu yeniden hayata bağlayan, ona ümit ve yaşama isteği veren, onu
    Allah'ına yöneltip inanç ve imânını kuvvetlendiren, onu toplum içinde, Allah'tan
    korkup Peygamberini seven ve onların istediği gibi hareket eden kullarıyla
    birlikte mutlu olarak güven içinde yasamaya sevkeden, doğru dürüst bir insan
    olarak herkesin hakkını gözeten ve kendi hakkettiğine razı olan, haksızlığa
    uğramalarına sebep olduğu kişilere haklarını iâde edip onlarla helallaşarak
    onların dostluğunu kazanan bir kişi haline gelmesi, tövbe etmesiyle mümkün
    olmaktadır.


    Yine bu cümleden olarak yüce Rabbimiz, tövbesi kabul
    edilmeyenler hakkında da şöyle buyuruyor: "Yoksa kötülükler yapıp yapıp da
    nihayet ölüm kendilerine gelip çatınca, "şimdi tövbe ettim " diyenler ile kâfir
    olarak ölenlerin tövbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azap
    hazırlamışızdır” (en-Nisa, 4/18).


    Bu ayetten anlaşıldığına gòre, kötülükleri işlemeye devam etmek
    suretiyle günahlarını çoğaltıp duran ve bu durumda iken ölüm kendisine gelip
    çatınca, "Yarabbi, işte şimdi tövbe ettim" diyen kimse ile inkârcı bir kişi
    olduğu halde tövbe ederek imân etmeden ölen kimseler aynı değerdedirler ve
    bunların tövbeleri Allah tarafından kabul edilmez. Bunların her ikisi de
    Allah'ın şiddetli azabıyla karşı karşıya kalacaklardır, fakat çekecekleri azabın
    derecesi belki birbirinden farklı olacaktır.


    Ölüm anı kendisine gelip çatıncaya kadar tövbesini geçiktirip
    tövbe etmeyenin kâfir olarak ölenle bir tutulması, kanaatımızca şu sebebe
    dayanmaktadır: Ölümün gelip çatması, ahiret hallerinin ilkidir. Pek kısa bir
    süre sonra ruhunu teslim edip ahirete göçecek ve iyi veya kötü bir iş yapmaya ne
    fırsatı, ne de gücü olacaktır. Bunun böyle olduğunu haber veren pek çok ayet
    vardır. Meselâ, "Onlardan birine ölüm gelince, "Rabb'im beni geri çevir, belki
    yapmadan bıraktığımı tamamlar iyi iş işlerim" der. Hayır, bu söylediği sadece
    kendi lâfıdır..." (Mü'minun, 23/99-100) buyurulmaktadır. Ayrıca: Mü'min, 40/185;
    Yûnûs, 10/90-91; Münafıkun, 63/10 ayetleri de bu mânadadırlar. Bu manada çeşitli
    hadis-i şerifler de vardır. Meselâ Ebû Eyyûb, Hz. Peygamber'den şöyle bir
    rivayette bulunuyor: "Yüce Allah kulunun tövbesini, ölüm anında boğazında
    hırıltı başlamadıkça, kabul eder".


    İşte yüce Allah, böyle bir durumda tövbeyi kabul etmeyeceğini,
    bunun dışındaki hâl ve durumlarda tövbeyi kabul edeceğini haber vermektedir.
    Öyleyse, tövbeyi geciktirmek, bu bakımdan hiç de doğru değildir. "Allah 'a göre
    şu kimseler bir tövbesi makbuldur ki, cahillikle bir kötülük yapıp hemen
    ardından dönerler..." (en-Nisa, 4/17) ayetinde belirtildiği gibi günahların
    hemen arabinde tövbe etmek inananların lehine olmakta ve böyle bir tehlike söz
    konusu olmamaktadır. Pekalâ bilindiği gibi, ölümün ne zaman ve nerede gelip
    çatacağı bizce malum değildir. Bundan dolayı tövbe konusunda acele etmek yine
    insanların yararınadır.


    Cihat TUNÇ






    Benzer Konular
  3. Tövbe almak hakkında soru
  4. Dinimizde tövbe almak var mıdır ve mürşit rabıtası var mı?
  5. Tarikat ve tövbe almak doğru mu?
  6. Tövbe almak istiyorum nasıl yapabilirim?
  7. 07.Eylül.2011, 17:59
    2
    Guray
    Karadeniz

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Temmuz.2008
    Üye No: 24378
    Mesaj Sayısı: 583
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 28
    Bulunduğu yer: İzmir/Ksk

    Cevap: Tövbe Almak




    Alıntı
    Bir kişinin tövbe almasına vesile olursa tövbe alan kişinin tövbe dahil bütün hayırlarına amellerine ortak olur.Onun yaptığından hiçbir şey eksilmeden vesile olanada verilir, bu silsile ile Resullah’a kadar gider.”
    bu cümle ile ilgili delili yazıp bilgilendirirsen sevinirim


  8. 07.Eylül.2011, 17:59
    2
    Karadeniz



    Alıntı
    Bir kişinin tövbe almasına vesile olursa tövbe alan kişinin tövbe dahil bütün hayırlarına amellerine ortak olur.Onun yaptığından hiçbir şey eksilmeden vesile olanada verilir, bu silsile ile Resullah’a kadar gider.”
    bu cümle ile ilgili delili yazıp bilgilendirirsen sevinirim


  9. 07.Eylül.2011, 18:13
    3
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,621
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Tövbe Almak

    Alıntı
    bu cümle ile ilgili delili yazıp bilgilendirirsen sevinirim
    burada şöyle düşünebilirsin. bir insan birinin hayır yapmasına vesile oluyor. o kişide sevap alıyor. sen bir kişiye namaz kılmayı sevdirirsen . o kişide namazını kılarsa. sanada sevap yazılır. Bu silsile rasullullaha kadar gider demeklede. Hani Peygamber Efendimiz (salllahu Aleyhi ve sellem ) bir hadisi şerifte. ben ölsemde sizin iyi kötü amelleriniz bana bildirilecek demiştir ya. orada o kastediliyor.


  10. 07.Eylül.2011, 18:13
    3
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    bu cümle ile ilgili delili yazıp bilgilendirirsen sevinirim
    burada şöyle düşünebilirsin. bir insan birinin hayır yapmasına vesile oluyor. o kişide sevap alıyor. sen bir kişiye namaz kılmayı sevdirirsen . o kişide namazını kılarsa. sanada sevap yazılır. Bu silsile rasullullaha kadar gider demeklede. Hani Peygamber Efendimiz (salllahu Aleyhi ve sellem ) bir hadisi şerifte. ben ölsemde sizin iyi kötü amelleriniz bana bildirilecek demiştir ya. orada o kastediliyor.


  11. 07.Eylül.2011, 18:16
    4
    Guray
    Karadeniz

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Temmuz.2008
    Üye No: 24378
    Mesaj Sayısı: 583
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 28
    Bulunduğu yer: İzmir/Ksk

    Cevap: Tövbe Almak

    Alıntı
    tövbe dahil bütün hayırlarına amellerine ortak olur
    o söylediğin hadisler bu cümleyi kapsamıyor sanırım. Bütün hayırlara ortak olmak ayrı vesile olduğu amel ayrı


  12. 07.Eylül.2011, 18:16
    4
    Karadeniz
    Alıntı
    tövbe dahil bütün hayırlarına amellerine ortak olur
    o söylediğin hadisler bu cümleyi kapsamıyor sanırım. Bütün hayırlara ortak olmak ayrı vesile olduğu amel ayrı


  13. 07.Eylül.2011, 18:27
    5
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,621
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Tövbe Almak

    Alıntı
    o söylediğin hadisler bu cümleyi kapsamıyor sanırım. Bütün hayırlara ortak olmak ayrı vesile olduğu amel ayrı
    kardeş öyle bir hadis biliyorum. ama kaynagını bilmiyorum. kaynagınıda bilmedigim için. birşey diyemiyorum. bunun bir izahı vardır. ama bende senin gibi düşünüyorum mantıki olarak.. böyle düşünebiliriz. Kafiri müslüman yaparsan. o kişide namaz kılarsa Müslümanlıgın gereklerini yaparsa. onun yaptıgı sevaplarda vesile olana verilir. başka birşey gelmiyor aklıma seninde bir soruların var baya zorlanıyorum cevap vermekte. diğerlerindede öyle oldu. kardeş her yazılanıda görme


  14. 07.Eylül.2011, 18:27
    5
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    o söylediğin hadisler bu cümleyi kapsamıyor sanırım. Bütün hayırlara ortak olmak ayrı vesile olduğu amel ayrı
    kardeş öyle bir hadis biliyorum. ama kaynagını bilmiyorum. kaynagınıda bilmedigim için. birşey diyemiyorum. bunun bir izahı vardır. ama bende senin gibi düşünüyorum mantıki olarak.. böyle düşünebiliriz. Kafiri müslüman yaparsan. o kişide namaz kılarsa Müslümanlıgın gereklerini yaparsa. onun yaptıgı sevaplarda vesile olana verilir. başka birşey gelmiyor aklıma seninde bir soruların var baya zorlanıyorum cevap vermekte. diğerlerindede öyle oldu. kardeş her yazılanıda görme


  15. 07.Eylül.2011, 18:30
    6
    Guray
    Karadeniz

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Temmuz.2008
    Üye No: 24378
    Mesaj Sayısı: 583
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 28
    Bulunduğu yer: İzmir/Ksk

    Cevap: Tövbe Almak

    daha soru varda o malum başlıklara girmek istemiyorum
    Neyse bu sorununda cevabı bu kadar olsun ne yapalım Allah razı olsun


  16. 07.Eylül.2011, 18:30
    6
    Karadeniz
    daha soru varda o malum başlıklara girmek istemiyorum
    Neyse bu sorununda cevabı bu kadar olsun ne yapalım Allah razı olsun


  17. 24.Ocak.2013, 04:16
    7
    abd
    Üye

    Profili:
    abd
    Üyelik Tarihi: 24.Ocak.2013
    Üye No: 99759
    Mesaj Sayısı: 48
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: seccademin üzerinde

    Cevap: Tövbe Almak

    paylasım ıcın tesekkurler kardes allah senden razı olsun inşaallah


  18. 24.Ocak.2013, 04:16
    7
    abd
    Üye
    paylasım ıcın tesekkurler kardes allah senden razı olsun inşaallah


  19. 16.Şubat.2013, 16:15
    8
    google
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Ağustos.2007
    Üye No: 1792
    Mesaj Sayısı: 141
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Tövbe Almak

    Alıntı
    Bir kişinin tövbe almasına vesile olursa tövbe alan kişinin tövbe dahil bütün hayırlarına amellerine ortak olur.Onun yaptığından hiçbir şey eksilmeden vesile olanada verilir, bu silsile ile Resullah’a kadar gider.”
    bu cümle ile ilgili delili yazıp bilgilendirirsen sevinirim
    hidayetimize ilk vesile olan Allah elçisidir.
    Dolayısıyla biz bir kişinin hidayetine vesile olursak, onun yapacağı sevaplar eksilmeden aynısı bize yazılır.
    Bizimde hidayetimize vesile olana aynı sevap gider ve ilk hidayet kaynaı olan Rasulullah da bu sevapta ortaktır.
    Allah en iyi bilendir.


  20. 16.Şubat.2013, 16:15
    8
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Bir kişinin tövbe almasına vesile olursa tövbe alan kişinin tövbe dahil bütün hayırlarına amellerine ortak olur.Onun yaptığından hiçbir şey eksilmeden vesile olanada verilir, bu silsile ile Resullah’a kadar gider.”
    bu cümle ile ilgili delili yazıp bilgilendirirsen sevinirim
    hidayetimize ilk vesile olan Allah elçisidir.
    Dolayısıyla biz bir kişinin hidayetine vesile olursak, onun yapacağı sevaplar eksilmeden aynısı bize yazılır.
    Bizimde hidayetimize vesile olana aynı sevap gider ve ilk hidayet kaynaı olan Rasulullah da bu sevapta ortaktır.
    Allah en iyi bilendir.


  21. 24.Ağustos.2014, 06:40
    9
    Misafir

    Cevap: Tövbe Almak

    "Bir kişinin tövbe almasına vesile olursa tövbe alan kişinin tövbe dahil bütün hayırlarına amellerine ortak olur.Onun yaptığından hiçbir şey eksilmeden vesile olanada verilir"in delili: Nisa-85. "Men yeşfa’ şefâaten haseneten yekun lehû nasîbun minhâ ve men yeşfa’ şefâaten seyyieten yekun lehu kiflun minhâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’in mukîtâ." Kim güzel bir şefaatle (iyilik yapılmasına) yardım ederse, ondan (o iyilikten) onun bir nasibi olur. Ve kim kötü bir şefaatle (günah işlenmesine) yardım ederse onun da ondan (o şerrden) bir payı olur. Ve Allah, herşeye mukayyet olandır (gözetendir).


  22. 24.Ağustos.2014, 06:40
    9
    Zeki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Zeki
    Misafir
    "Bir kişinin tövbe almasına vesile olursa tövbe alan kişinin tövbe dahil bütün hayırlarına amellerine ortak olur.Onun yaptığından hiçbir şey eksilmeden vesile olanada verilir"in delili: Nisa-85. "Men yeşfa’ şefâaten haseneten yekun lehû nasîbun minhâ ve men yeşfa’ şefâaten seyyieten yekun lehu kiflun minhâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’in mukîtâ." Kim güzel bir şefaatle (iyilik yapılmasına) yardım ederse, ondan (o iyilikten) onun bir nasibi olur. Ve kim kötü bir şefaatle (günah işlenmesine) yardım ederse onun da ondan (o şerrden) bir payı olur. Ve Allah, herşeye mukayyet olandır (gözetendir).


  23. 17.Aralık.2014, 16:15
    10
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,204
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 43

    Cevap: Tövbe Almak

    “Sizden, hayra dâvet eden, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 104)


  24. 17.Aralık.2014, 16:15
    10
    Devamlı Üye
    “Sizden, hayra dâvet eden, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 104)


  25. 06.Temmuz.2015, 15:02
    11
    Misafir

    Cevap: Tövbe Almak

    Ben tovbe aldim ama basim acik kapanmakta istemiyorum benim bu durumda ne yapmam lazim


  26. 06.Temmuz.2015, 15:02
    11
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Ben tovbe aldim ama basim acik kapanmakta istemiyorum benim bu durumda ne yapmam lazim


  27. 14.Mayıs.2017, 16:47
    12
    arifselim
    Yönetici

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Nisan.2007
    Üye No: 211
    Mesaj Sayısı: 18,587
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Yorum: Tövbe Almak




    Öncelikle sen Rabbine karşı sorumlusun. Başının açık olması demek, her seni görmesi caiz olmayan bir erkek gördüğünde günaha girmen anlamına gelir. İlk önce bunun hesabını yapmalı ve Allah'a ne cevap vereceğini hesap etmelisin.


  28. 14.Mayıs.2017, 16:47
    12
    Yönetici



    Öncelikle sen Rabbine karşı sorumlusun. Başının açık olması demek, her seni görmesi caiz olmayan bir erkek gördüğünde günaha girmen anlamına gelir. İlk önce bunun hesabını yapmalı ve Allah'a ne cevap vereceğini hesap etmelisin.