Konusunu Oylayın.: Cuma Hutbesi Mevlid Kandili İle İlgili Hutbe

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Cuma Hutbesi Mevlid Kandili İle İlgili Hutbe
  1. 15.Mart.2012, 00:07
    1
    Misafir

    Cuma Hutbesi Mevlid Kandili İle İlgili Hutbe






    Cuma Hutbesi Mevlid Kandili İle İlgili Hutbe Mumsema Cuma Hutbesi Mevlid Kandili İle İlgili Hutbe örneğine ihtiyacım var yardımcı olur musunuz ?


  2. 15.Mart.2012, 00:07
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 15.Mart.2012, 13:18
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Cuma Hutbesi Mevlid Kandili İle İlgili Hutbe




    Aziz ve Muhterem Müslümanlar!

    Önümüzdeki (14 Şubat 2011) Pazartesini salıya bağlayan gece mübarek Mevlid Kandilidir. Cenab-ı Hakkın kâinatı hatırına yarattığı ilk parlayan varlık cevheri hiç şüphesiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) dir. Her şey onun nurundan yaratılmış olup, kutlu doğumları cihanı aydınlatmıştır. Efendimizin yaratılış sırrı dedelerinin pâk sülplerinden geçerek Hz. Abdullah ve Hz. Âmine annemizin evliliği ile tecelli etti. Böylece iki cihanın en aziz ve şerefli insanı karanlık bir dünyayı aydınlatmak üzere yeryüzüne teşrif ediyordu.Güneşler, aylar, bulutlar, yıldızlar ve bütün kâinat hep onun aşkına dönüyor, kıyamete kadar da dönmeye devam edecektir.
    Peygamberimizin doğumunun 7. Gününde dedesi Abdulmuttalip Kureyşlilere bir ziyafet verir Mekke’liler Abdulmuttalibe “bu oğluna ne isim verdin” dediler. O da, “Gökte Allah’ın yerde de insanların onu övmelerini istediğim için, “Muhammed” ismini verdim” dediler. Yeryüzünde hiçbir isim onun mübarek ismi kadar anılmadı ve asırlardır dillerde dolaşmadı. Ahirete gitmişti ama bizlere Kur’an ve Sünnetini bırakmıştı.

    Şair şöyle der.

    “Muhammed’den muhabbet oldu hâsıl, Muhammetsiz muhabbetten ne hâsıl” (1) Muhammed övülmeye layık hasletleri çok olan manasına gelir. (2)
    Muhterem Kardeşlerim!Rabbimizin lütfettiği nimetlerin başında, peygamber efendimizin bizlere elçi olarak gönderilmesi gelmektedir. Bütün bir insanlık için o büyük bir rahmettir. O’nu sevip yolunda yürüyenler hep kazandılar, hiç kaybetmediler. Şeref ve izzet sahibi olup, rızai bariye ulaştılar. Mübarek yüzleri bakımından insan güzeli, tüm Müslümanların medarı iftiharı, Makamı Mahmudun sahibi iki cihanın saadet baharıdır. Livaülhamd Sancağı O’nun nur elinde, bütün peygamberler onun gölgesindedir. Bütün âşıkları yakan O’nun tek bir ışığıdır. Bir hurma kütüğünü hicranıyla ağlatan, hasırlar üzerinde yatan, susuz kalan ashabına mübarek parmaklarından hayat çeşmeleri çağlatan, geçtiği yerlerde taşların, ağaçların selamlarıyla karşılaşan, âlemlere rahmet Hz. Muhammed (S.A.V) idi. (3) O çok yönlü bir şahsiyetti. Bir rasül, bir kul, bir devlet başkanı, ordu komutanı, hâkim, müftü, vâiz, öğretmen, mürşit, baba, eş, arkadaş, yetim, öksüz ve iş ortağıdır. Herkesin Ondan örnek alabileceği güzel bir yönü vardır.

    Yüce Rabbimiz Habibi hakkında değişik ayetlerde şöyle buyurur

    “Resulum biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (4) “Andolsun ki içlerinden kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, kendilerini temizleyen, kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah (c.c.), mü’minlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar bir dalalet içinde idiler.” (5) “….O’na (Muhammed (S.A.V)’e) tabi olunuz ki kurtuluşa eresiniz.” (6)

    Görülüyor ki hepimizin hidayete nailiyeti ancak onu tasdik edip, O’na tabi olmak suretiyle mümkün olmaktadır. Çünkü O güzelliğin, mükemmelliğin, iyiliğin ve sevginin kaynağı idi. Cennet’in kapısı ilk olarak O’na açılır. Cennet O’nun nuruyla gülerken Cennet’teki Tuba ağacıda onun muhabbet meltemiyle sallanır.
    Aziz Kardeşlerim!Peygamber efendimizi çok iyi tanıyalım çünkü tanımadığımızı sevemeyiz. Özellik ve güzelliklerine vakıf olamayız. Allah bir kulunu severse, habibinin yolunda yürümeye muvaffak kılar. Mahrum bırakmak istediğinde de O’nun yolundan uzaklaştırır. Sünnetine sarılalım. Gösterdiği yoldan ayrılmayalım. Çocuklarımızı onun sevgi ve güzel ahlakıyla büyütelim. Hakkında yazılmış eserleri hanemizde bulundurup okuyalım. Unutmayalım ki Kur’an ve Peygamber sevgisi bütün sevgi ve kardeşliğin ana kaynağıdır. Bu pınardan hem içelim hem de içirelim.Bu münasebetle mübarek Mevlit Kandilinizi tebrik eder, âlemi İslam’a ve insanlığa barış ve huzur getirmesini yüce Rabbimden niyaz ederim.

    İbrahim ÖZTÜRK
    Merkez Vaiz

    i
    KAYNAKLAR:1-Bezmi Alem Valide Sultan,2-M.Asım KÖKSAL, İslam Tarihi 2/20,3-A.Ş.
    GÜZELYAZICI, Müminlere Hutbeler-361,
    4-Enbiya Suresi-107,5-Ali İmran Suresi-164,6-Araf Suresi,158.
    alıntı.



  4. 15.Mart.2012, 13:18
    2
    Silent and lonely rains



    Aziz ve Muhterem Müslümanlar!

    Önümüzdeki (14 Şubat 2011) Pazartesini salıya bağlayan gece mübarek Mevlid Kandilidir. Cenab-ı Hakkın kâinatı hatırına yarattığı ilk parlayan varlık cevheri hiç şüphesiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) dir. Her şey onun nurundan yaratılmış olup, kutlu doğumları cihanı aydınlatmıştır. Efendimizin yaratılış sırrı dedelerinin pâk sülplerinden geçerek Hz. Abdullah ve Hz. Âmine annemizin evliliği ile tecelli etti. Böylece iki cihanın en aziz ve şerefli insanı karanlık bir dünyayı aydınlatmak üzere yeryüzüne teşrif ediyordu.Güneşler, aylar, bulutlar, yıldızlar ve bütün kâinat hep onun aşkına dönüyor, kıyamete kadar da dönmeye devam edecektir.
    Peygamberimizin doğumunun 7. Gününde dedesi Abdulmuttalip Kureyşlilere bir ziyafet verir Mekke’liler Abdulmuttalibe “bu oğluna ne isim verdin” dediler. O da, “Gökte Allah’ın yerde de insanların onu övmelerini istediğim için, “Muhammed” ismini verdim” dediler. Yeryüzünde hiçbir isim onun mübarek ismi kadar anılmadı ve asırlardır dillerde dolaşmadı. Ahirete gitmişti ama bizlere Kur’an ve Sünnetini bırakmıştı.

    Şair şöyle der.

    “Muhammed’den muhabbet oldu hâsıl, Muhammetsiz muhabbetten ne hâsıl” (1) Muhammed övülmeye layık hasletleri çok olan manasına gelir. (2)
    Muhterem Kardeşlerim!Rabbimizin lütfettiği nimetlerin başında, peygamber efendimizin bizlere elçi olarak gönderilmesi gelmektedir. Bütün bir insanlık için o büyük bir rahmettir. O’nu sevip yolunda yürüyenler hep kazandılar, hiç kaybetmediler. Şeref ve izzet sahibi olup, rızai bariye ulaştılar. Mübarek yüzleri bakımından insan güzeli, tüm Müslümanların medarı iftiharı, Makamı Mahmudun sahibi iki cihanın saadet baharıdır. Livaülhamd Sancağı O’nun nur elinde, bütün peygamberler onun gölgesindedir. Bütün âşıkları yakan O’nun tek bir ışığıdır. Bir hurma kütüğünü hicranıyla ağlatan, hasırlar üzerinde yatan, susuz kalan ashabına mübarek parmaklarından hayat çeşmeleri çağlatan, geçtiği yerlerde taşların, ağaçların selamlarıyla karşılaşan, âlemlere rahmet Hz. Muhammed (S.A.V) idi. (3) O çok yönlü bir şahsiyetti. Bir rasül, bir kul, bir devlet başkanı, ordu komutanı, hâkim, müftü, vâiz, öğretmen, mürşit, baba, eş, arkadaş, yetim, öksüz ve iş ortağıdır. Herkesin Ondan örnek alabileceği güzel bir yönü vardır.

    Yüce Rabbimiz Habibi hakkında değişik ayetlerde şöyle buyurur

    “Resulum biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (4) “Andolsun ki içlerinden kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, kendilerini temizleyen, kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah (c.c.), mü’minlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar bir dalalet içinde idiler.” (5) “….O’na (Muhammed (S.A.V)’e) tabi olunuz ki kurtuluşa eresiniz.” (6)

    Görülüyor ki hepimizin hidayete nailiyeti ancak onu tasdik edip, O’na tabi olmak suretiyle mümkün olmaktadır. Çünkü O güzelliğin, mükemmelliğin, iyiliğin ve sevginin kaynağı idi. Cennet’in kapısı ilk olarak O’na açılır. Cennet O’nun nuruyla gülerken Cennet’teki Tuba ağacıda onun muhabbet meltemiyle sallanır.
    Aziz Kardeşlerim!Peygamber efendimizi çok iyi tanıyalım çünkü tanımadığımızı sevemeyiz. Özellik ve güzelliklerine vakıf olamayız. Allah bir kulunu severse, habibinin yolunda yürümeye muvaffak kılar. Mahrum bırakmak istediğinde de O’nun yolundan uzaklaştırır. Sünnetine sarılalım. Gösterdiği yoldan ayrılmayalım. Çocuklarımızı onun sevgi ve güzel ahlakıyla büyütelim. Hakkında yazılmış eserleri hanemizde bulundurup okuyalım. Unutmayalım ki Kur’an ve Peygamber sevgisi bütün sevgi ve kardeşliğin ana kaynağıdır. Bu pınardan hem içelim hem de içirelim.Bu münasebetle mübarek Mevlit Kandilinizi tebrik eder, âlemi İslam’a ve insanlığa barış ve huzur getirmesini yüce Rabbimden niyaz ederim.

    İbrahim ÖZTÜRK
    Merkez Vaiz

    i
    KAYNAKLAR:1-Bezmi Alem Valide Sultan,2-M.Asım KÖKSAL, İslam Tarihi 2/20,3-A.Ş.
    GÜZELYAZICI, Müminlere Hutbeler-361,
    4-Enbiya Suresi-107,5-Ali İmran Suresi-164,6-Araf Suresi,158.
    alıntı.



  5. 29.Aralık.2013, 01:56
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,668
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Cuma Hutbesi Mevlid Kandili İle İlgili Hutbe

    mevlid kandili hutbe
    ,
    mevlid kandili ile ilgili sohbet olarak da okunabilir

    MEVLİD-İ NEBİ
    Muhterem Kardeşlerim!
    Yüce Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız.
    Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise;
    “Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır
    Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır
    Bu gelen aşkına devreyler felek
    Yüzüne müştak durur ins ü melek.”
    dizeleriyle tezahür etmiştir.
    Değerli Kardeşlerim!
    İnsanlığın yaratılış gayesini unuttuğu, insani erdemlerden uzaklaştığı, cehalet ve zulmün karanlığının ortalığı kapladığı bir dönemde Mekke ufkundan kainata bir güneş olup doğmuştu Efendimiz. “Bir müjdeci, bir şahit, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil”1 olarak göndermişti Yüce Rabbimiz onu…
    O, bir melek olmadığı gibi, sıradan bir beşer de değildi. Yüce Mevla’dan vahyi alan, insanlara anlatıp öğretendi. O; “Ey örtüsüne bürünen kalk ve anlat.”2 emrine muhatap olmuş, bu kudsi görevi yerine getirebilmek için gecesini gündüzüne katmıştı. Efendimiz bu çileli yolda kınanma, hakaret, itham, boykot ve hicret gibi nice güçlüklere karşı büyük bir sabır göstermişti. Tıpkı Nebi kardeşleri Yunus, Hud, Salih, İbrahim ve diğerleri gibi.
    Kardeşlerim!
    Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti Halilürrahman İbrahim(a.s.)’ın duası ve müminlerin gözbebeği Yüce Nebi, Rabbimizin insanlığa en büyük ikramıdır. Bu hakikat; “Andolsun Allah müminlere, kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur...”3 ayetiyle duyurulmuştur.
    Efendimiz cehlin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiştir. “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim”4 diyen Kutlu Nebi(s.a.s.); nefret ve kinle paslanan yürekleri, körelmiş vicdanları muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir.
    Kur’an’ın ifadesiyle O, “bizim içimizden bize gelmiş”5 bir elçidir. ‘İçimizden biri’ olması, O’nun örnekliğinin ve örnek alınmasının da bir gereğidir. O’nun gibi bir kul, O’nun gibi bir evlat, O’nun gibi bir eş, O’nun gibi bir baba, O’nun gibi bir arkadaş, O’nun gibi bir komşu, O’nun gibi bir yönetici olmanın imkânı sunulmuştur bizlere…
    Kardeşlerim!
    Kerim Kitabımız, Allah’ı sevmenin ve sevgisine erişmenin Resulümüze uymakla mümkün olacağını beyan etmiştir.6 Asr-ı Saadetten bugüne değin bütün müminler bu ilahi çağrıya uyarak, gönüllerini Efendimizin muhabbetine adamışlardır. İsimlerine, düşünce ve davranışlarına, şiir, musiki ve sanat eserlerine kısaca tüm hayatlarına bu sevgiyi gergef gergef nakşetmişlerdir. Efendimizin adını andıkları ya da işittiklerinde salavat getirmeyi ona saygının bir gereği kabul etmişlerdir. Veladet bahrinde; “Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din / Nura gark oldu semavat u zemin” kısmı okunurken oturmayı edebe aykırı görmüş, sanki Resulullah’ın manevi şahsiyetleri meclisi teşrif edercesine O’nun kudümünü ayakta karşılamışlardır. Aziz Mahmud Hüdai hazretleri bu teşrife duyduğumuz minnettarlığı ne güzel dile getirmiştir: “Kudümün rahmet u zevk u safadır Ya Resulallah / Zuhurun derd-i uşşaka devadır Ya Resulallah.”
    Kardeşlerim!
    Efendimize sevgimiz O’nu çok iyi anlamak, getirdiği mesajı benimsemek ve hayatımıza aktarmakla tezahür etmelidir. O’nun bizzat Rabbimiz tarafından meth u sena edilen ahlakını örnek alabildiğimiz, merhamet, şefkat, adalet, hoşgörü ve daha nice güzel vasıflarını ilke edinebildiğimiz, kısacası bizler de O’nun gibi canlı birer Kur’an haline gelebildiğimizde Resulümüze sevgi ve bağlılığımızı göstermiş olacağız.
    Yüce Mevlamız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün bu kutlu mabedi dolduran siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Habib-i Kibriyanın manevi huzurunda kemal-i edeple deriz ki:
    “Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salat ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed..”
    1. Ahzab, 33/45-46
    2. Müddessir, 74/1-2
    3. Al-i İmran, 3/164
    4. Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126
    5. Tevbe, 9/128
    6. Al-i İmran, 3/31

    Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


  6. 29.Aralık.2013, 01:56
    3
    Moderatör
    mevlid kandili hutbe
    ,
    mevlid kandili ile ilgili sohbet olarak da okunabilir

    MEVLİD-İ NEBİ
    Muhterem Kardeşlerim!
    Yüce Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız.
    Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise;
    “Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır
    Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır
    Bu gelen aşkına devreyler felek
    Yüzüne müştak durur ins ü melek.”
    dizeleriyle tezahür etmiştir.
    Değerli Kardeşlerim!
    İnsanlığın yaratılış gayesini unuttuğu, insani erdemlerden uzaklaştığı, cehalet ve zulmün karanlığının ortalığı kapladığı bir dönemde Mekke ufkundan kainata bir güneş olup doğmuştu Efendimiz. “Bir müjdeci, bir şahit, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil”1 olarak göndermişti Yüce Rabbimiz onu…
    O, bir melek olmadığı gibi, sıradan bir beşer de değildi. Yüce Mevla’dan vahyi alan, insanlara anlatıp öğretendi. O; “Ey örtüsüne bürünen kalk ve anlat.”2 emrine muhatap olmuş, bu kudsi görevi yerine getirebilmek için gecesini gündüzüne katmıştı. Efendimiz bu çileli yolda kınanma, hakaret, itham, boykot ve hicret gibi nice güçlüklere karşı büyük bir sabır göstermişti. Tıpkı Nebi kardeşleri Yunus, Hud, Salih, İbrahim ve diğerleri gibi.
    Kardeşlerim!
    Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti Halilürrahman İbrahim(a.s.)’ın duası ve müminlerin gözbebeği Yüce Nebi, Rabbimizin insanlığa en büyük ikramıdır. Bu hakikat; “Andolsun Allah müminlere, kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur...”3 ayetiyle duyurulmuştur.
    Efendimiz cehlin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiştir. “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim”4 diyen Kutlu Nebi(s.a.s.); nefret ve kinle paslanan yürekleri, körelmiş vicdanları muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir.
    Kur’an’ın ifadesiyle O, “bizim içimizden bize gelmiş”5 bir elçidir. ‘İçimizden biri’ olması, O’nun örnekliğinin ve örnek alınmasının da bir gereğidir. O’nun gibi bir kul, O’nun gibi bir evlat, O’nun gibi bir eş, O’nun gibi bir baba, O’nun gibi bir arkadaş, O’nun gibi bir komşu, O’nun gibi bir yönetici olmanın imkânı sunulmuştur bizlere…
    Kardeşlerim!
    Kerim Kitabımız, Allah’ı sevmenin ve sevgisine erişmenin Resulümüze uymakla mümkün olacağını beyan etmiştir.6 Asr-ı Saadetten bugüne değin bütün müminler bu ilahi çağrıya uyarak, gönüllerini Efendimizin muhabbetine adamışlardır. İsimlerine, düşünce ve davranışlarına, şiir, musiki ve sanat eserlerine kısaca tüm hayatlarına bu sevgiyi gergef gergef nakşetmişlerdir. Efendimizin adını andıkları ya da işittiklerinde salavat getirmeyi ona saygının bir gereği kabul etmişlerdir. Veladet bahrinde; “Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din / Nura gark oldu semavat u zemin” kısmı okunurken oturmayı edebe aykırı görmüş, sanki Resulullah’ın manevi şahsiyetleri meclisi teşrif edercesine O’nun kudümünü ayakta karşılamışlardır. Aziz Mahmud Hüdai hazretleri bu teşrife duyduğumuz minnettarlığı ne güzel dile getirmiştir: “Kudümün rahmet u zevk u safadır Ya Resulallah / Zuhurun derd-i uşşaka devadır Ya Resulallah.”
    Kardeşlerim!
    Efendimize sevgimiz O’nu çok iyi anlamak, getirdiği mesajı benimsemek ve hayatımıza aktarmakla tezahür etmelidir. O’nun bizzat Rabbimiz tarafından meth u sena edilen ahlakını örnek alabildiğimiz, merhamet, şefkat, adalet, hoşgörü ve daha nice güzel vasıflarını ilke edinebildiğimiz, kısacası bizler de O’nun gibi canlı birer Kur’an haline gelebildiğimizde Resulümüze sevgi ve bağlılığımızı göstermiş olacağız.
    Yüce Mevlamız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün bu kutlu mabedi dolduran siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Habib-i Kibriyanın manevi huzurunda kemal-i edeple deriz ki:
    “Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salat ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed..”
    1. Ahzab, 33/45-46
    2. Müddessir, 74/1-2
    3. Al-i İmran, 3/164
    4. Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126
    5. Tevbe, 9/128
    6. Al-i İmran, 3/31

    Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü





+ Yorum Gönder