Konusunu Oylayın.: Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri ve Önemi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri ve Önemi
  1. 11.Şubat.2012, 19:20
    1
    Misafir

    Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri ve Önemi






    Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri ve Önemi Mumsema Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri ve Önemi hakkında eğitici bir yazı örneği paylaşabilir misiniz ?


  2. 11.Şubat.2012, 19:20
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri ve Önemi hakkında eğitici bir yazı örneği paylaşabilir misiniz ?


    Benzer Konular

    - İslâm'da Mescidin Yeri ve Önemi

    - Hâfızlık, Fazileti ve Tarihteki Yeri

    - Sünnetin islamdaki yeri ve önemi

    - İslamda kadının yeri ve önemi

    - Çocuğun ailedeki yeri ve önemi

  3. 12.Şubat.2012, 07:28
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri ve Önemi




    Kutlu Doğum Hakkında - Kutlu Doğum ve Önemi - Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri

    “Alemlere rahmet” olan Sevgili Peygamberimizin dünyayı şereflendirmesinin dünya ve insanlık tarihindeki yerini ve önemini kavrayabilmek için Onun doğduğu zamanda yaşanan sosyal hayatı ve Onun risaleti sonrası oluşan sosyal hayatı karşılaştırmalı olarak incelemek gerekir.

    Mekke’nin Merkez Seçilmesinin Hikmetleri:

    1-Asya, Avrupa ve Afrika kıtasının ortasında, coğrafi yonden dünyanın göbeği gibi.

    2-Ticari bir üst konumunda idi. Çin ve Hindistan’dan gelen ticaret kervanları buradan geçiyordu. Bu yönü ile Mekke “ümmü’l-Kura olarak adlandırılmıştır. Kureyş suresi de bunun Mekkelilere ilahi bir lütuf olduğunu anlatır.

    3-Allah tarafından korunuyor. Mekke’nin etrafı tepelerle çevrili olduğu için tepeler doğal kaleler gibidir. Savunması kolaydır. Nitekim kuruluşundan beri Mekke hiç işgal ve istilaya uğramamıştır. Yemen valisi Ebrehe’nin istilası da Allah tarafından engellenmiştir. Fil suresi bu olayı anlatır.

    4-Mekke’de gelişmiş, grameri sağlam bir dil Arapça konuşuluyordu ve sözlü edebiyat çok yaygındı. Arapça’nın Kur’an dili oluşunun bir hikmeti de budur.

    5-İbrahim (a.s) beri devam eden bazı insani ve ahlaki erdemler devam ediyordu. Haksızlıkları önlemek için hilf’ul-Fudul cemiyeti kurulmuştu ve Peygamberimiz da gençlik yıllarında gönüllü olarak bu cemiyete katılmıştı.

    6-Mekke’de esnek, kısmen demokratik bir yönetim vardı. On kabilenin liderleri Daru’n-Nedve adlı bir mecliste temsil edilir ve bu kabile liderleri Mekke’nin eşit yöneticileri idiler. Bunlardan biri de Peygamberimizin dedesi Abdulmuttalip’tir. Ayrıca 40 yaşını doldurmuş her Mekke’li bu meclise katılarak görüşünü bildirirdi.

    7-Mekkeliler tüccar bir toplum olduğu için dinamik ve aksiyoner bir karakterleri vardı. Birçok ulusla bağlantıları oluğu için diğer milletleri ve dünyayı iyi tanıyorlardı Bu sebeple genel bilgi ve kültürleri de zengin idi.

    Cahiliye Dönemi Mekke’de Görülen Olumsuzluklar

    İslam öncesi Mekke toplumuna cahiliye dönemi denilmesinin sebebi, Mekkelilerin çok bilgisiz oluşları dolayısı ile değil, onların şeytanca işler yapmaları sebebiyledir. Cahil, inatla ve bilinçsizce işler yabana denir ve şeytanın sıfatıdır. Yeteri kadar tahsil yapmamış kimselere cahil değil, bilgisiz, tahsilsiz demek daha uygundur.

    1-Mekkeliler Hz İbrahim’in öğrettiği dinin bozulmuş halini yaşamaya devam ediyorlardı. Hakka batıl bulaştırdıkları için müşrik olmuşlardı. Allah’a inanıyorlar ama putların, Allah ile aralarında aracı olduğuna inanıyorlardı. Meleklere inanıyorlar ama melekleri Allah’ın kızları olarak görüyorlardı. Peygamberlik mefhumu da vardı, zira Allah, peygamber gönderecek olsaydı bu kavmin ileri gelen efendilerine gönderirdi diyorlardı. Hac vardı, kurban vardı vs.

    Mekke’ye ilk olarak putperestliği Amr b Luhay adında bir tüccar Suriye’den Hubel adındaki putu getirerek sokmuştur. Peygamberimizin (s.a.s.)ilk işi Hakkı batıldan ayırmak idi.

    2-Ahlaksızlık, alkol tüketimi, kumar ve fuhuş yayılmıştı. Bazen doğan çocukların babası tahmini olarak tespit ediliyordu.

    3-Kız çocukları onur meselesi yapılarak öldürülüyordu.

    4-Kabilecilik duygusuyla haram aylar dışında durmadan savaşıyorlardı. Ficar savaşları.

    5-Mekke toplumunda kaos hakimdi Ticaret kervanları soyuluyor, zorba ve zalimlerin yaptıkları yanına kalıyordu. Mehmet Akif o dönemdeki kaosu bir şiirinde şöyle anlatıyor:

    Bir kerre mamure-i dünya, o zamanlar

    Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi

    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta

    Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi




  4. 12.Şubat.2012, 07:28
    2
    Editör



    Kutlu Doğum Hakkında - Kutlu Doğum ve Önemi - Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri

    “Alemlere rahmet” olan Sevgili Peygamberimizin dünyayı şereflendirmesinin dünya ve insanlık tarihindeki yerini ve önemini kavrayabilmek için Onun doğduğu zamanda yaşanan sosyal hayatı ve Onun risaleti sonrası oluşan sosyal hayatı karşılaştırmalı olarak incelemek gerekir.

    Mekke’nin Merkez Seçilmesinin Hikmetleri:

    1-Asya, Avrupa ve Afrika kıtasının ortasında, coğrafi yonden dünyanın göbeği gibi.

    2-Ticari bir üst konumunda idi. Çin ve Hindistan’dan gelen ticaret kervanları buradan geçiyordu. Bu yönü ile Mekke “ümmü’l-Kura olarak adlandırılmıştır. Kureyş suresi de bunun Mekkelilere ilahi bir lütuf olduğunu anlatır.

    3-Allah tarafından korunuyor. Mekke’nin etrafı tepelerle çevrili olduğu için tepeler doğal kaleler gibidir. Savunması kolaydır. Nitekim kuruluşundan beri Mekke hiç işgal ve istilaya uğramamıştır. Yemen valisi Ebrehe’nin istilası da Allah tarafından engellenmiştir. Fil suresi bu olayı anlatır.

    4-Mekke’de gelişmiş, grameri sağlam bir dil Arapça konuşuluyordu ve sözlü edebiyat çok yaygındı. Arapça’nın Kur’an dili oluşunun bir hikmeti de budur.

    5-İbrahim (a.s) beri devam eden bazı insani ve ahlaki erdemler devam ediyordu. Haksızlıkları önlemek için hilf’ul-Fudul cemiyeti kurulmuştu ve Peygamberimiz da gençlik yıllarında gönüllü olarak bu cemiyete katılmıştı.

    6-Mekke’de esnek, kısmen demokratik bir yönetim vardı. On kabilenin liderleri Daru’n-Nedve adlı bir mecliste temsil edilir ve bu kabile liderleri Mekke’nin eşit yöneticileri idiler. Bunlardan biri de Peygamberimizin dedesi Abdulmuttalip’tir. Ayrıca 40 yaşını doldurmuş her Mekke’li bu meclise katılarak görüşünü bildirirdi.

    7-Mekkeliler tüccar bir toplum olduğu için dinamik ve aksiyoner bir karakterleri vardı. Birçok ulusla bağlantıları oluğu için diğer milletleri ve dünyayı iyi tanıyorlardı Bu sebeple genel bilgi ve kültürleri de zengin idi.

    Cahiliye Dönemi Mekke’de Görülen Olumsuzluklar

    İslam öncesi Mekke toplumuna cahiliye dönemi denilmesinin sebebi, Mekkelilerin çok bilgisiz oluşları dolayısı ile değil, onların şeytanca işler yapmaları sebebiyledir. Cahil, inatla ve bilinçsizce işler yabana denir ve şeytanın sıfatıdır. Yeteri kadar tahsil yapmamış kimselere cahil değil, bilgisiz, tahsilsiz demek daha uygundur.

    1-Mekkeliler Hz İbrahim’in öğrettiği dinin bozulmuş halini yaşamaya devam ediyorlardı. Hakka batıl bulaştırdıkları için müşrik olmuşlardı. Allah’a inanıyorlar ama putların, Allah ile aralarında aracı olduğuna inanıyorlardı. Meleklere inanıyorlar ama melekleri Allah’ın kızları olarak görüyorlardı. Peygamberlik mefhumu da vardı, zira Allah, peygamber gönderecek olsaydı bu kavmin ileri gelen efendilerine gönderirdi diyorlardı. Hac vardı, kurban vardı vs.

    Mekke’ye ilk olarak putperestliği Amr b Luhay adında bir tüccar Suriye’den Hubel adındaki putu getirerek sokmuştur. Peygamberimizin (s.a.s.)ilk işi Hakkı batıldan ayırmak idi.

    2-Ahlaksızlık, alkol tüketimi, kumar ve fuhuş yayılmıştı. Bazen doğan çocukların babası tahmini olarak tespit ediliyordu.

    3-Kız çocukları onur meselesi yapılarak öldürülüyordu.

    4-Kabilecilik duygusuyla haram aylar dışında durmadan savaşıyorlardı. Ficar savaşları.

    5-Mekke toplumunda kaos hakimdi Ticaret kervanları soyuluyor, zorba ve zalimlerin yaptıkları yanına kalıyordu. Mehmet Akif o dönemdeki kaosu bir şiirinde şöyle anlatıyor:

    Bir kerre mamure-i dünya, o zamanlar

    Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi

    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta

    Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi




  5. 12.Şubat.2012, 07:29
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri ve Önemi

    Peygamberimizin Doğumu ve Davete Hazırlanması:

    · Hz Muhammed Mustafa (s.a.s), 12 Rebiulevvel/ 20 Nisan 571 Pazartesi sabahı dünyayı şereflendirdiler. Peygamberimiz doğumu ile cehaletten karanlık içindeki dünyayı aydınlatmaya başladığı için Onun doğumu “Doğumun aydınlığı” anlamına gelen “Mevlit Kandili” ismi âlimler tarafından uygun görülüştür. Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde 15 yıldır Mevlit kandili, sadece bir gece değil bir hafta boyu çeşitli etkinliklerle “Kutlu Doğum Haftası” adı altında kutlanmaktadır. Osmanlı Devleti zamanında da Mevlit kandili bir hafta boyu resmi bayram havası içinde kutlanırmış.

    · Gül peygamberimizin sembolüdür. O terlediğinde gül gibi kokarmış. Peygamberimizin resmi, putperestliğe yol açmasın diye yasaklandığı için gül ile temsil edilmektedir. Bu sebeple gül koklarken Peygamberimizi hatırlamalı Ona salavat getirmeliyiz ve Peygamber sevgisini yaygınlaştırmak için bu hafta vesilesi ile gül hediye etme adetine bizler de katılarak desteklemeliyiz.

    · Onun doğduğu gece dünya titriyor, olağan üstü olaylar meydana geliyor. Peygamberimizi anlatmak için yazılan şiirlere naat denilir. Bu güne kadar Türkçe yazılmış en güzel naat hiç tartışmasız Bursalı Süleyman Çelebi’nin “Vesilet’ün-Necat” isimli kitabıdır. Bu kitap ve şiir, hepimizin bildiği ve çokça dinlediği mevlittir. Mevlit, doğum anlamındadır. Peygamberimizin doğumu çok güzel anlattığı için ve özellikle Mevlit kandillerinde bu kitap okunduğu için Mevlit adı ile meşhur olmuştur.

    Geldi bir akkuş kanadıyle revan

    Sıvadı arkamı kuvvetle heman

    Doğdu ol saatte ol sultanı din

    Nura gark oldu semavastü zemin.

    Efendimizin doğumum anını bir film şeridi gibi gözümüzün önüne getiriyor. O anki heyecanı tekrar yaşatıyor adeta. Ardından Merhaba bahrinde Onu üstün meziyetlerini zikrederek selamlıyor.

    Allah resulünü annesi sancısız doğuruyor, doğuştan sünnetli. Ona annesi Ahmet ismini vermek istiyor ama Muhammed simini vermesi de melekler tarafından kendisine hatırlatılıyor. Dedesi kucağına alarak Kâbe’ye götürüyor ve yerde ve gökte bir tane anlamına gelen Muhammed ismini veriyor âlemlerin efendisine.

    · O, soylu bir ailenin çocuğu. O bu soyluluğun avantajlarından yararlanıyor. Onurlu bir kişiliğin oluşması, liderlik, özgüven vs. Babası, annesi ve dedesinin vefatı sebebi ile soyluğun dezavantajlarından da korunuyor. Şımarma, gurur lükse düşkünlük vs. gibi.

    · O, hayatın her türlü zorluğu ile karşılaşıyor, O içimizden biri. Bu sebeple bizi çok yakından tanıyor ve ona göre bize rehberlik yapıyor. O hayatı, bizzat yaşayarak, tecrübe ederek öğreniyor. Çalışıyor, yoruluyor, terliyor. Evlat acısı çekiyor, üzülüyor, haksız saldırılara maruz kalıyor, sabrediyor. Rüşvet teklifi alıyor (Peygamberlikten vazgeçmesi karşılığında Mekke krallığı, zenginlik ve en güzel hanımlarla evlilik vs.) ama elinin tersi ile reddediyor.

    Şair şöyle diyor.

    Muhammed beşer la ke’l-beşer/ /Bel huve yakutun beyne’l-hacer

    (Muhammed bir beşerdir ama her hangi bir beşer değildir, o, taşlar arasındaki yakut madeni gibidir.)

    Allah’ın elçisine her zaman olduğu gibi bu gün de çok muhtacız. Şair arif Nihat Asya’da kendi döneminde bu ihtiyacı derinden hissetmiş olmalı ki Onu bu güne şöyle çağırıyor:

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler

    “Hû hû”lara karışsın âminler.

    Mübarek akşamdır; /Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Vicdanlar, sakat çıkmadan,

    Yâ Muhammed, yarına;

    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel /Âdemoğullarına!



    Gel, ey Muhammed, bahardır./Dudaklar ardında saklı

    Âminlerimiz vardır...

    Hacdan döner gibi gel;/Mi’râc’dan iner gibi gel;

    Bekliyoruz yıllardır!

    Günümüzde, özellikle büyük şehirlerde can ve mal güvenliğinin azalış olması, inançlardaki karmaşa, ahlaksızca tutumların neredeyse normal karşılanması vb durumlarla cahiliye alışkanlıkları arasında büyük bir paralellik göze çarpıyor. Yeni bir Peygamber gelmeyeceğine göre son Peygamberin getirdiği kurtuluş reçetesini bu günün insanına anlaşılabilir bir tarzda sunmak durumundayız.. O, sadece yedinci yüzyıl Arap toplumunun değil kendisinden sonraki bütün çağların ve toplumların kurtarıcısı idi.

    Ülkesi istilaya maruz kalmış, ya istiklal ya ölüm ikilemlini yaşayan toplumlar kadar muhtacız Ona.

    Ya Allah resulünün rehberliğinde hep birlikte ihya olacağız.

    Ya da rahmetinin yokluğunda tamamen imha olacağız.

    Yüce Rabbimiz, Onun gösterdiği yolda ayaklarımızı sabitkadem eylesin, bizi kendisine Salih bir kul, resulüne layık bir ümmet eylesin. ahirette de şefaatinden bizi mahrum eylemesin.

    Mukadder Ârif YÜKSEL


  6. 12.Şubat.2012, 07:29
    3
    Editör
    Peygamberimizin Doğumu ve Davete Hazırlanması:

    · Hz Muhammed Mustafa (s.a.s), 12 Rebiulevvel/ 20 Nisan 571 Pazartesi sabahı dünyayı şereflendirdiler. Peygamberimiz doğumu ile cehaletten karanlık içindeki dünyayı aydınlatmaya başladığı için Onun doğumu “Doğumun aydınlığı” anlamına gelen “Mevlit Kandili” ismi âlimler tarafından uygun görülüştür. Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde 15 yıldır Mevlit kandili, sadece bir gece değil bir hafta boyu çeşitli etkinliklerle “Kutlu Doğum Haftası” adı altında kutlanmaktadır. Osmanlı Devleti zamanında da Mevlit kandili bir hafta boyu resmi bayram havası içinde kutlanırmış.

    · Gül peygamberimizin sembolüdür. O terlediğinde gül gibi kokarmış. Peygamberimizin resmi, putperestliğe yol açmasın diye yasaklandığı için gül ile temsil edilmektedir. Bu sebeple gül koklarken Peygamberimizi hatırlamalı Ona salavat getirmeliyiz ve Peygamber sevgisini yaygınlaştırmak için bu hafta vesilesi ile gül hediye etme adetine bizler de katılarak desteklemeliyiz.

    · Onun doğduğu gece dünya titriyor, olağan üstü olaylar meydana geliyor. Peygamberimizi anlatmak için yazılan şiirlere naat denilir. Bu güne kadar Türkçe yazılmış en güzel naat hiç tartışmasız Bursalı Süleyman Çelebi’nin “Vesilet’ün-Necat” isimli kitabıdır. Bu kitap ve şiir, hepimizin bildiği ve çokça dinlediği mevlittir. Mevlit, doğum anlamındadır. Peygamberimizin doğumu çok güzel anlattığı için ve özellikle Mevlit kandillerinde bu kitap okunduğu için Mevlit adı ile meşhur olmuştur.

    Geldi bir akkuş kanadıyle revan

    Sıvadı arkamı kuvvetle heman

    Doğdu ol saatte ol sultanı din

    Nura gark oldu semavastü zemin.

    Efendimizin doğumum anını bir film şeridi gibi gözümüzün önüne getiriyor. O anki heyecanı tekrar yaşatıyor adeta. Ardından Merhaba bahrinde Onu üstün meziyetlerini zikrederek selamlıyor.

    Allah resulünü annesi sancısız doğuruyor, doğuştan sünnetli. Ona annesi Ahmet ismini vermek istiyor ama Muhammed simini vermesi de melekler tarafından kendisine hatırlatılıyor. Dedesi kucağına alarak Kâbe’ye götürüyor ve yerde ve gökte bir tane anlamına gelen Muhammed ismini veriyor âlemlerin efendisine.

    · O, soylu bir ailenin çocuğu. O bu soyluluğun avantajlarından yararlanıyor. Onurlu bir kişiliğin oluşması, liderlik, özgüven vs. Babası, annesi ve dedesinin vefatı sebebi ile soyluğun dezavantajlarından da korunuyor. Şımarma, gurur lükse düşkünlük vs. gibi.

    · O, hayatın her türlü zorluğu ile karşılaşıyor, O içimizden biri. Bu sebeple bizi çok yakından tanıyor ve ona göre bize rehberlik yapıyor. O hayatı, bizzat yaşayarak, tecrübe ederek öğreniyor. Çalışıyor, yoruluyor, terliyor. Evlat acısı çekiyor, üzülüyor, haksız saldırılara maruz kalıyor, sabrediyor. Rüşvet teklifi alıyor (Peygamberlikten vazgeçmesi karşılığında Mekke krallığı, zenginlik ve en güzel hanımlarla evlilik vs.) ama elinin tersi ile reddediyor.

    Şair şöyle diyor.

    Muhammed beşer la ke’l-beşer/ /Bel huve yakutun beyne’l-hacer

    (Muhammed bir beşerdir ama her hangi bir beşer değildir, o, taşlar arasındaki yakut madeni gibidir.)

    Allah’ın elçisine her zaman olduğu gibi bu gün de çok muhtacız. Şair arif Nihat Asya’da kendi döneminde bu ihtiyacı derinden hissetmiş olmalı ki Onu bu güne şöyle çağırıyor:

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler

    “Hû hû”lara karışsın âminler.

    Mübarek akşamdır; /Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Vicdanlar, sakat çıkmadan,

    Yâ Muhammed, yarına;

    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel /Âdemoğullarına!



    Gel, ey Muhammed, bahardır./Dudaklar ardında saklı

    Âminlerimiz vardır...

    Hacdan döner gibi gel;/Mi’râc’dan iner gibi gel;

    Bekliyoruz yıllardır!

    Günümüzde, özellikle büyük şehirlerde can ve mal güvenliğinin azalış olması, inançlardaki karmaşa, ahlaksızca tutumların neredeyse normal karşılanması vb durumlarla cahiliye alışkanlıkları arasında büyük bir paralellik göze çarpıyor. Yeni bir Peygamber gelmeyeceğine göre son Peygamberin getirdiği kurtuluş reçetesini bu günün insanına anlaşılabilir bir tarzda sunmak durumundayız.. O, sadece yedinci yüzyıl Arap toplumunun değil kendisinden sonraki bütün çağların ve toplumların kurtarıcısı idi.

    Ülkesi istilaya maruz kalmış, ya istiklal ya ölüm ikilemlini yaşayan toplumlar kadar muhtacız Ona.

    Ya Allah resulünün rehberliğinde hep birlikte ihya olacağız.

    Ya da rahmetinin yokluğunda tamamen imha olacağız.

    Yüce Rabbimiz, Onun gösterdiği yolda ayaklarımızı sabitkadem eylesin, bizi kendisine Salih bir kul, resulüne layık bir ümmet eylesin. ahirette de şefaatinden bizi mahrum eylemesin.

    Mukadder Ârif YÜKSEL





+ Yorum Gönder