Konusunu Oylayın.: Kadir gecesi günü camimizde program hazırlıyoruz bende genc kızlara oynatmak için özellikle cömertlik ile ilgili piyes

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kadir gecesi günü camimizde program hazırlıyoruz bende genc kızlara oynatmak için özellikle cömertlik ile ilgili piyes
  1. 20.Ağustos.2011, 22:35
    1
    Misafir

    Kadir gecesi günü camimizde program hazırlıyoruz bende genc kızlara oynatmak için özellikle cömertlik ile ilgili piyes






    Kadir gecesi günü camimizde program hazırlıyoruz bende genc kızlara oynatmak için özellikle cömertlik ile ilgili piyes Mumsema kadir gecesi günü camimizde program hazırlıyoruz bende genc kızlara oynatmak için özellikle cömertlik yardımlaşma ile ilgili bir piyes arıyorum


  2. 20.Ağustos.2011, 22:35
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 29.Ağustos.2011, 05:28
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: kadir gecesi günü camimizde program hazırlıyoruz bende genc kızlara oynatmak için özellikle cömertlik ile ilgili




    Dini piyesler

    ANTİKACI

    Antikacı- Anadolu’nun en ücra köşelerinde dolaşıp, gözüme kestirdiğim malları yok pahasına satın alıyorum ve yolumu buluyorum. Kış kıyamet demeden yaptığım gezilerde başıma gelmeyen kalmadı. Arabam kara saplandı, sığıncak bir yer arayayım. Yoğun bir tipi var, donmak üzereyim. İleride bir ihtiyar var, herhalde beni fark etti.

    İhtiyar- Merhaba delikanlı, haydi kalk sana yardım edeyim. Bu tipi altında donmak üzeresin.

    Antikacı- Teşekkür ederim, yardım edin, çok zor durumdayım.

    İhtiyar- Günler boyu hastaydım, odun bulmak için dışarı
    Çıkmıştım, meğer seni bulmak için iyileşmişim.

    Antikacı- Diz boyunca karlarla boğuşup sonunda evinize gelebildik.
    Doğrusu, gözlerim beyaz görmekten yoruldu. Köşedeki kuzinenin hemen yanında inanılmaz güzellikte iskemleler görüyorum.

    Antikacı-(Kendi kendine) Bunlar gördüğüm en güzel antikalar, vücudumu birden ateşler kapladı.

    İhtiyar- Biliyorsun odun kesmek nasip olmadı. Bu yüzden
    ev dağ başından pek farklı değil ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.
    Antikacı-Teşekkür ederim, çok iyi geldi.

    Antikacı-(Kendi kendine)Bu evden gitmeden mutlaka bir senaryo uydurmalı ve o iskemleleri almalıyım.Mesela, hayatımı kurtarmasına karşılık ihtiyara ucuzundan birkaç koltuk satın alıp, dışarı çıkardığım iskemleleri arabama atabilirim.
    Oooo sabah olmuş iliğim kemiğim ısınmış, ihtiyar namaz kılıyor, sanki az önce de bir şeylerin kırıldığını duydum.
    Antikalar, antikalar ortada yoklar. Herhalde ihtiyar kurt niyetimi sezip onları güvenilir bir yere kaldırdı.

    Antikacı- İliğim kemiğim ısınmış. Çorbanızda güzel koktu doğrusu ama akşam gördüğüm iskemleler neden yerinde değil.

    İhtiyar- iskemle, dediğin şey dünya malı evladım, biz misafirimizi üşütür müyüz ?


    BOŞLUK
    Torun – dedeciğim bana bir masal anlatır mısın?

    Dede – Tabii ki, yavrum, anlatırım. Bir gün genç bir kız sokakta yürümektedir…

    Genç kız - Eski bir sokakta yürüyorum. Lambaların bir çoğu yanmıyor yananlarda her nedense iyice sönükleşmiş, bir el fenerinden farksız hale gelmiş. Bir Allah’ın kulu yok ortalıklarda. Yumuşakça bir şeye çarptım. Aman Allah’ım ayaklarımın dibinde yuvasından ustalıkla sökülmüş bir kalp var. Resimlerdeki gibi dipdiri ve kanlı .Kalp sıcacık ve tıp tıp atıyor.

    Genç kız - Kalp sanki elime yapışıp kaldı. Bir güç bu şeyden kurtulmamı engelliyor. Bu kalbin sahibini bir an önce bulmam gerekir. Üç beş adım ilerde, ışıkları yanan bir ev var.

    Genç kız - Bu kalp sizin mi?Biraz önce yol üzerinde buldum.
    Kız -Ben kalbimi üç ay önce rastladığım vefasıza kaptırdım.
    Yandaki eve sorun onların olabilir.
    Hizmetçi – (Kapıyı açar ve onu üst kata çıkartıp evin beyine götürür.)
    Genç kız - Bu kalp sizin mi? Her nedense hâlâ çalışıyor da….
    Beyefendi - Ben kalbimi dünyaya sattım arkadaş ! Komşu evde bir meczup var o bilir sahibini.

    Genç kız - Bu kalp sizin mi ? Çabuk olun, neredeyse duracak…
    İhtiyar - Ben kalbimi her şeyimle Rabbime verdim evladım.
    O kalbin sahibini neden anne ve babana sormuyorsun?

    Genç kız - Her ikiside yaşlanıp bunadı, sanki bir bebek gibi ilgi bekliyorlar, her şeyi yemiyorlar ve beğenmiyorlar, bu yüzden kavga edip onları terk ettim.

    İhtiyar - Kavga ettin ha ! Terk ettin demek !

    Dede - Genç kız bunları pek fazla önemsememişti. İhtiyar adamsa aradığı cevabı çoktan keşfetmişti. Ona doğru emin adımlarla sokulup iki eliyle kavradığı ğömleğini bir hamlede yırtarak açıverdi. Genç kızın göğsünde avuçlarında tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı bir boşluk vardı.


    ÇIRAK

    Arkadaş - Onu en az on yıldır görmemiştim.Bir spor salonu açtığını duyunca hiç vakit kaybetmeden ziyaretine gittim .Büyükçe bir salondaki gençlere karate ve judo dersleri veriyordu.Arkadaki bahçeye de bir barfiks koymuş büyükçe bir ağacın dallarına, ucunda halkalar olan ipler asmıştı.

    Sporcu - Beş yıldan beri siyah kuşak sahibiyim. Bu yüzden de böyle bir okul açmayı istedim.

    Arkadaş - Ben o kuşağa, on beş yıldan beri sahibim. Bu durumda sen çırak sayılırsın.

    Sporcu - Benimkisi o kuşaklardan değil , istersen gel siyah kuşak neymiş gözlerinle gör.

    Arkadaş - Neden böyle bağırdın? Az kalsın korkudan bayılacaktım.

    Sporcu - Konsantre oluyorum. Bağırmak bu işin bir parçasıdır.

    Arkadaş - Bence mantıklı, elinin acısından, sonradan bağırıp duracağına....

    Sporcu - Ellerim bir balyoz gibi sağlamdır. Ülkemiz de kaç tane usta var ki?

    Arkadaş - Gördüğüm kadarıyla bahçede üç tane usta var. Onların yanında böyle konuşmak, biraz ayıp kaçmaz mı?

    Sporcu - Hiç fark etmedim. Gerçi tanıyamadığım birkaç kişi var ama...

    Arkadaş - Onlar senin gibi bağırmıyorlar. Bu yüzden onları fark etmiyorsun. Üstelik de masum kiremitleri değil, sert kayaları parça parça ediyorlarmış. Hem de pamuk gibi yumuşacık elleriyle...

    Sporcu - Onlarla tanışmak isterim, söylediğin şeyler eğer ciddiyse, kimden ders aldıklarını öğrenirim.

    Arkadaş -Merhaba usta ! Arkadaşım sizinle tanışmak istiyor. İplik gibi ince köklerinizle, sert kayaları nasıl parçaladığınızı çok merak etmiş.

    Sporcu - Gerçekten bir çırakmışım ama bundan şikayetçi değilim çünkü hem bu ustaları tanıdım, hem de onlara ders veren Büyük Ustayı.

    Alıntı
    Hayatın İçinden 1-2 (Cüneyd Suavi)
    ------

    DİLEKÇE

    Öğretmen- Evet arkadaşlar, işte dilekçe böyle hazırlanır. (Zil çalar ) Hepinize hayırlı günler.
    Ufaklık- Ohh! Bugün karnemizi aldık. Apartmanımızın önündeki boş alan top oynadığımız yer. Kısa ve çelimsiz olduğumdan arkadaşlarım beni maçlara almıyorlar. Bu durumda ya misket oynarım, ya da en iyi arkadaşım bisikletimle dolaşırım.
    Bisikletimin her yanı dökük. Pedalları yamuk, seledeki yayları yerinden fırlamış ve her tarafı paslanmış durumda. Bisikletimi artık terk etmeliyim, şuradaki çöpe atayım.
    Bisikletsiz kaldığıma göre bir dilekçe yazıp yenisini isteyebilirim ama dilekçemi kime göndermeliyim? Tamam buldum, dilekçemi Rabbime gönderirim zaten dedem O’nun çok cömert olduğunu insanlara verdiği hediyelerle zenginliğinin bir gram bile azalmayacağını söylemişti.
    (Çocuk dilekçesini yazar) Rabbim, bana bir bisiklet gönderir misin? İmza, ufaklık.
    (Dilekçesini uçan balonun ipine bağlayıp gönderir.)
    Ufaklık- Rüzgar biraz sert esiverdi. Balonun nereye gittiğini tam göremedim. Rabbim ne olur, dilekçemi kabul et.
    Arkadaşlar, Rabbime bir dilekçe gönderip, bisiklet istedim.
    Arkadaş 1- Böyle garip bir şeyi ilk defa duyduk. Ufaklık neden böyle bir şey yaptın, doğrusu anlayamadık. (gülüşmeler )
    Arkadaş 2- Birkaç gün sonraydı.
    (Elinde güzel bir bisikletle bir adam görünür ve çocuklara bir şeyler sorar)
    Adam-Merhaba arkadaş ! Ufaklık denen küçük adam sen misin?
    Ufaklık- (Kafasını sallar)
    Adam- Dilekçen kabul edildi yavrum, hediyeni İnşaallah beğenirsin.
    (Adam evinin kapısının ziline basar)
    Adamın Kızı- Baba pencereden içeri uçan bir balon girmiş ! Biliyor musun ?
    Adam-Biliyorum, sen uyurken girmişti. İpine de bir kağıt bağlamışlar.


    OYUNCAK

    Arkadaş-
    Kimi akşam evlerine giderdim. Eğer yaz mevsimiyse balkona geçer, geç saatlere kadar sohbet ederdik. Ufak çaplı bir fabrikası vardı. Annesiyle babası hani derler ya, son derece mübarek insanlardı. Belki bu yüzden, kendini onlara layık görmüyor, özellikle eski hayatını beğenmiyordu. Ona göre çoğu şey tesadüftü. Bu nedenle yaptığımız sohbetler, o boşluk etrafında dönüp duruyordu. Ara sıra, “ben neden böyleyim” diye sorması, gerçekleri aradığına işaretti. Ona her şeyin ilahi bir programla yürüdüğünü anlatır çiçek ve böceklerden, bazen de yıldızlardan bahsederek Rabbimizi tanıtmaya çalışırdım. Akıllı bir insandı ve sohbetlerden büyük bir lezzet alıyordu.
    Ev sahibi-
    Kızım, yeni oyuncağını getir bakalım ! Teyzen de görsün. Öyle bir oyuncak ki aklın duracak ! Japon malı tabi ki.
    Muhteşem bir şey ! Sanki aklı var. Bunu yapan kişilere hayranlık duyuyorum.
    Bu oyuncak bizim için yapılmış. Küçük çocuklardan çok büyükler hoşlanıyor. Ne yazık ki pil dayandırmak mümkün değil.
    Arkadaş –
    Dediklerin doğru bak, piller zayıfladı, arabanın eski hızı kalmadı ve önündeki lambalar sönükleşti.
    Masaya doğru bir ateş böceği inişe geçti. İşte ! Oyuncağın kralı geldi. Görüyor musun, arabayı kıskandırmak ister gibi vücudundaki lambayı yakıp söndürmeye başladı. Bazen masanın üstünde, bazen de yan tarafında yürüyor, canı istediğinde, alt tarafa geçip dolaşıyor.
    Biraz dikkatli bak ! Böceğin üzerinde, ne malı olduğu yazıyor mu ?
    Ev sahibi –
    Evet yazıyor ! Çok şükür ki o markayı okuyabildim.


    ÖRÜCÜ

    Adam- Ahh! Düştüm. Dizim ve elim çok acıdı.
    Bayan- Geçmiş olsun beyefendi, önemli bir şeyiniz var mı ?
    Adam- Teşekkür ederim önemli bir şeyim yok.
    Arkadaş- Hocam, ne oldu ? Geçmiş olsun. Eliniz acımış bir yara bandı bulalım. Pantolonunuz da yırtılmış, herhalde yeni almışsınız öyle mi? Bence bu yırtık için bir ara örücüye gidin. Onlar bu tür yırtıkları tamir edip, eskisinden farksız hale getiriyorlarmış.
    Adam- Sağol arkadaşım dediğin gibi yapalım bari, haydi görüşmek üzere.
    Adam- (Örücü dükkanına girer) Selamün aleyküm.
    Örücü- Ve aleyküm selam, hoş geldiniz, buyurun.
    Adam- Birkaç gün önce kazayla düştüm. Hem pantolonum hem de elim yırtıldı. Pantolonumu tamir ettirmek istiyorum.
    (Örücü adamın avucuna ve pantolona bakar)
    Örücü- Haftasonu gelin ancak o zaman biter. Mehmet, iki çay getir içimiz ısınsın.
    Mehmet- Tamam usta hemen.
    Adam- Teşekkür ederim, başka zaman içeriz. Ben kalkayım haydi hayırlı işler.
    Örücü- Güle güle efendim, görüşmek üzere.
    Mehmet – Bir hafta sonra.
    Adam- Merhabalar, bizim pantolon tamir oldu mu?
    Örücü- Tabi efendim, gerekli tamiratı yaptık. Değişik bir kumaşmış, beni çok uğraştırdı. Borcunuzu üzerine yazmıştım.
    Adam- Acaba bu miktar fazla değil mi? Tamir edilen yer de belli oluyor.
    Örücü –Bak evlat ! Kırk senedir bu meslekle uğraşıyorum. Eğer yırtıkları benden iyi tamir eden bir sanatkar bulursan senden bir kuruş bile almayacağım.
    Adam- Buldum örücü! Bahsettiğin o Sanatkarı buldum. Bak ! Anlattığım kazada pantolonumla birlikte avucum da yırtılmıştı. Bak bakalım o yırtıktan bir iz kalmış mı ?
    Örücü- Haklısın evlat ! Hem de baştan sona kadar haklısın. Hayatımı bu mesleğe verdiğim halde, o Ustayı her nedense fark edemedim. Kırk yıl sonra çırak oldum.
    Adam- Şu ücreti lütfen alın.

    Örücü- Almayacağımı söylemiştim ısrar etmeyiniz.

    Adam- Lütfen rica ederim.

    Örücü- Pekiyi az bir miktarını alayım.


    PASTA

    ADAM - Merhaba fırında ekmek göremiyorum.

    FIRINCI – Hocam, birkaç dakika dinlen ! Şimdi çıkartıyoruz.

    ADAM – Fırının sıcak havası şubat soğuğu ile kasılan vücudumu bir anda gevşetti. Mis gibi de ekmek koktu.

    YAŞLI ADAM:Her zamanki ekmeklerden alayım ikizler acıkmıştır.

    ADAM - Şekli bozuk ekmeklerden üç tane koyuyorum, birinin de altı çok fazla kızarmış.
    ADAM - Neden taze ekmeklerden vermiyorsun? Biraz sonra çıkacak demiştin ya !

    FIRINCI - Bayat ekmekleri kendi istiyor. Bu ekmekler yarı fiyatına satılır altı yanmış ekmekler de buna dahildir.

    ADAM - Böyle bir şeyi ilk defa duyuyorum, kim bu yaşlı adam?

    FIRINCI - Kore’de çatışan bir gazi, oğlu ile gelinini depremde kaybetti, ikiz torunlarını yanına almıştı. Birkaç yıldır torunlarına bakıyor hem de az bir maaşla.

    ADAM - Bugün taze ekmeklerden ver, aradaki farkı ben öderim. En azından bugün taze ekmek yesinler.

    FIRINCI - O zaman yaşlı amcamın torbasına, şöyle sıcak ekmeklerden koymaya başlayayım. Çok şanslısın hacı amca ! Çocuklar için sana pasta gibi ekmekler vereceğim.

    YAŞLI ADAM:Allah senden razı olsun evladım! Bugün onların doğum günü olduğunu nerden anladın?

    Alıntı
    Hayatın İçinden 1-2 (Cüneyd Suavi)



  4. 29.Ağustos.2011, 05:28
    2
    Özel Üye



    Dini piyesler

    ANTİKACI

    Antikacı- Anadolu’nun en ücra köşelerinde dolaşıp, gözüme kestirdiğim malları yok pahasına satın alıyorum ve yolumu buluyorum. Kış kıyamet demeden yaptığım gezilerde başıma gelmeyen kalmadı. Arabam kara saplandı, sığıncak bir yer arayayım. Yoğun bir tipi var, donmak üzereyim. İleride bir ihtiyar var, herhalde beni fark etti.

    İhtiyar- Merhaba delikanlı, haydi kalk sana yardım edeyim. Bu tipi altında donmak üzeresin.

    Antikacı- Teşekkür ederim, yardım edin, çok zor durumdayım.

    İhtiyar- Günler boyu hastaydım, odun bulmak için dışarı
    Çıkmıştım, meğer seni bulmak için iyileşmişim.

    Antikacı- Diz boyunca karlarla boğuşup sonunda evinize gelebildik.
    Doğrusu, gözlerim beyaz görmekten yoruldu. Köşedeki kuzinenin hemen yanında inanılmaz güzellikte iskemleler görüyorum.

    Antikacı-(Kendi kendine) Bunlar gördüğüm en güzel antikalar, vücudumu birden ateşler kapladı.

    İhtiyar- Biliyorsun odun kesmek nasip olmadı. Bu yüzden
    ev dağ başından pek farklı değil ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.
    Antikacı-Teşekkür ederim, çok iyi geldi.

    Antikacı-(Kendi kendine)Bu evden gitmeden mutlaka bir senaryo uydurmalı ve o iskemleleri almalıyım.Mesela, hayatımı kurtarmasına karşılık ihtiyara ucuzundan birkaç koltuk satın alıp, dışarı çıkardığım iskemleleri arabama atabilirim.
    Oooo sabah olmuş iliğim kemiğim ısınmış, ihtiyar namaz kılıyor, sanki az önce de bir şeylerin kırıldığını duydum.
    Antikalar, antikalar ortada yoklar. Herhalde ihtiyar kurt niyetimi sezip onları güvenilir bir yere kaldırdı.

    Antikacı- İliğim kemiğim ısınmış. Çorbanızda güzel koktu doğrusu ama akşam gördüğüm iskemleler neden yerinde değil.

    İhtiyar- iskemle, dediğin şey dünya malı evladım, biz misafirimizi üşütür müyüz ?


    BOŞLUK
    Torun – dedeciğim bana bir masal anlatır mısın?

    Dede – Tabii ki, yavrum, anlatırım. Bir gün genç bir kız sokakta yürümektedir…

    Genç kız - Eski bir sokakta yürüyorum. Lambaların bir çoğu yanmıyor yananlarda her nedense iyice sönükleşmiş, bir el fenerinden farksız hale gelmiş. Bir Allah’ın kulu yok ortalıklarda. Yumuşakça bir şeye çarptım. Aman Allah’ım ayaklarımın dibinde yuvasından ustalıkla sökülmüş bir kalp var. Resimlerdeki gibi dipdiri ve kanlı .Kalp sıcacık ve tıp tıp atıyor.

    Genç kız - Kalp sanki elime yapışıp kaldı. Bir güç bu şeyden kurtulmamı engelliyor. Bu kalbin sahibini bir an önce bulmam gerekir. Üç beş adım ilerde, ışıkları yanan bir ev var.

    Genç kız - Bu kalp sizin mi?Biraz önce yol üzerinde buldum.
    Kız -Ben kalbimi üç ay önce rastladığım vefasıza kaptırdım.
    Yandaki eve sorun onların olabilir.
    Hizmetçi – (Kapıyı açar ve onu üst kata çıkartıp evin beyine götürür.)
    Genç kız - Bu kalp sizin mi? Her nedense hâlâ çalışıyor da….
    Beyefendi - Ben kalbimi dünyaya sattım arkadaş ! Komşu evde bir meczup var o bilir sahibini.

    Genç kız - Bu kalp sizin mi ? Çabuk olun, neredeyse duracak…
    İhtiyar - Ben kalbimi her şeyimle Rabbime verdim evladım.
    O kalbin sahibini neden anne ve babana sormuyorsun?

    Genç kız - Her ikiside yaşlanıp bunadı, sanki bir bebek gibi ilgi bekliyorlar, her şeyi yemiyorlar ve beğenmiyorlar, bu yüzden kavga edip onları terk ettim.

    İhtiyar - Kavga ettin ha ! Terk ettin demek !

    Dede - Genç kız bunları pek fazla önemsememişti. İhtiyar adamsa aradığı cevabı çoktan keşfetmişti. Ona doğru emin adımlarla sokulup iki eliyle kavradığı ğömleğini bir hamlede yırtarak açıverdi. Genç kızın göğsünde avuçlarında tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı bir boşluk vardı.


    ÇIRAK

    Arkadaş - Onu en az on yıldır görmemiştim.Bir spor salonu açtığını duyunca hiç vakit kaybetmeden ziyaretine gittim .Büyükçe bir salondaki gençlere karate ve judo dersleri veriyordu.Arkadaki bahçeye de bir barfiks koymuş büyükçe bir ağacın dallarına, ucunda halkalar olan ipler asmıştı.

    Sporcu - Beş yıldan beri siyah kuşak sahibiyim. Bu yüzden de böyle bir okul açmayı istedim.

    Arkadaş - Ben o kuşağa, on beş yıldan beri sahibim. Bu durumda sen çırak sayılırsın.

    Sporcu - Benimkisi o kuşaklardan değil , istersen gel siyah kuşak neymiş gözlerinle gör.

    Arkadaş - Neden böyle bağırdın? Az kalsın korkudan bayılacaktım.

    Sporcu - Konsantre oluyorum. Bağırmak bu işin bir parçasıdır.

    Arkadaş - Bence mantıklı, elinin acısından, sonradan bağırıp duracağına....

    Sporcu - Ellerim bir balyoz gibi sağlamdır. Ülkemiz de kaç tane usta var ki?

    Arkadaş - Gördüğüm kadarıyla bahçede üç tane usta var. Onların yanında böyle konuşmak, biraz ayıp kaçmaz mı?

    Sporcu - Hiç fark etmedim. Gerçi tanıyamadığım birkaç kişi var ama...

    Arkadaş - Onlar senin gibi bağırmıyorlar. Bu yüzden onları fark etmiyorsun. Üstelik de masum kiremitleri değil, sert kayaları parça parça ediyorlarmış. Hem de pamuk gibi yumuşacık elleriyle...

    Sporcu - Onlarla tanışmak isterim, söylediğin şeyler eğer ciddiyse, kimden ders aldıklarını öğrenirim.

    Arkadaş -Merhaba usta ! Arkadaşım sizinle tanışmak istiyor. İplik gibi ince köklerinizle, sert kayaları nasıl parçaladığınızı çok merak etmiş.

    Sporcu - Gerçekten bir çırakmışım ama bundan şikayetçi değilim çünkü hem bu ustaları tanıdım, hem de onlara ders veren Büyük Ustayı.

    Alıntı
    Hayatın İçinden 1-2 (Cüneyd Suavi)
    ------

    DİLEKÇE

    Öğretmen- Evet arkadaşlar, işte dilekçe böyle hazırlanır. (Zil çalar ) Hepinize hayırlı günler.
    Ufaklık- Ohh! Bugün karnemizi aldık. Apartmanımızın önündeki boş alan top oynadığımız yer. Kısa ve çelimsiz olduğumdan arkadaşlarım beni maçlara almıyorlar. Bu durumda ya misket oynarım, ya da en iyi arkadaşım bisikletimle dolaşırım.
    Bisikletimin her yanı dökük. Pedalları yamuk, seledeki yayları yerinden fırlamış ve her tarafı paslanmış durumda. Bisikletimi artık terk etmeliyim, şuradaki çöpe atayım.
    Bisikletsiz kaldığıma göre bir dilekçe yazıp yenisini isteyebilirim ama dilekçemi kime göndermeliyim? Tamam buldum, dilekçemi Rabbime gönderirim zaten dedem O’nun çok cömert olduğunu insanlara verdiği hediyelerle zenginliğinin bir gram bile azalmayacağını söylemişti.
    (Çocuk dilekçesini yazar) Rabbim, bana bir bisiklet gönderir misin? İmza, ufaklık.
    (Dilekçesini uçan balonun ipine bağlayıp gönderir.)
    Ufaklık- Rüzgar biraz sert esiverdi. Balonun nereye gittiğini tam göremedim. Rabbim ne olur, dilekçemi kabul et.
    Arkadaşlar, Rabbime bir dilekçe gönderip, bisiklet istedim.
    Arkadaş 1- Böyle garip bir şeyi ilk defa duyduk. Ufaklık neden böyle bir şey yaptın, doğrusu anlayamadık. (gülüşmeler )
    Arkadaş 2- Birkaç gün sonraydı.
    (Elinde güzel bir bisikletle bir adam görünür ve çocuklara bir şeyler sorar)
    Adam-Merhaba arkadaş ! Ufaklık denen küçük adam sen misin?
    Ufaklık- (Kafasını sallar)
    Adam- Dilekçen kabul edildi yavrum, hediyeni İnşaallah beğenirsin.
    (Adam evinin kapısının ziline basar)
    Adamın Kızı- Baba pencereden içeri uçan bir balon girmiş ! Biliyor musun ?
    Adam-Biliyorum, sen uyurken girmişti. İpine de bir kağıt bağlamışlar.


    OYUNCAK

    Arkadaş-
    Kimi akşam evlerine giderdim. Eğer yaz mevsimiyse balkona geçer, geç saatlere kadar sohbet ederdik. Ufak çaplı bir fabrikası vardı. Annesiyle babası hani derler ya, son derece mübarek insanlardı. Belki bu yüzden, kendini onlara layık görmüyor, özellikle eski hayatını beğenmiyordu. Ona göre çoğu şey tesadüftü. Bu nedenle yaptığımız sohbetler, o boşluk etrafında dönüp duruyordu. Ara sıra, “ben neden böyleyim” diye sorması, gerçekleri aradığına işaretti. Ona her şeyin ilahi bir programla yürüdüğünü anlatır çiçek ve böceklerden, bazen de yıldızlardan bahsederek Rabbimizi tanıtmaya çalışırdım. Akıllı bir insandı ve sohbetlerden büyük bir lezzet alıyordu.
    Ev sahibi-
    Kızım, yeni oyuncağını getir bakalım ! Teyzen de görsün. Öyle bir oyuncak ki aklın duracak ! Japon malı tabi ki.
    Muhteşem bir şey ! Sanki aklı var. Bunu yapan kişilere hayranlık duyuyorum.
    Bu oyuncak bizim için yapılmış. Küçük çocuklardan çok büyükler hoşlanıyor. Ne yazık ki pil dayandırmak mümkün değil.
    Arkadaş –
    Dediklerin doğru bak, piller zayıfladı, arabanın eski hızı kalmadı ve önündeki lambalar sönükleşti.
    Masaya doğru bir ateş böceği inişe geçti. İşte ! Oyuncağın kralı geldi. Görüyor musun, arabayı kıskandırmak ister gibi vücudundaki lambayı yakıp söndürmeye başladı. Bazen masanın üstünde, bazen de yan tarafında yürüyor, canı istediğinde, alt tarafa geçip dolaşıyor.
    Biraz dikkatli bak ! Böceğin üzerinde, ne malı olduğu yazıyor mu ?
    Ev sahibi –
    Evet yazıyor ! Çok şükür ki o markayı okuyabildim.


    ÖRÜCÜ

    Adam- Ahh! Düştüm. Dizim ve elim çok acıdı.
    Bayan- Geçmiş olsun beyefendi, önemli bir şeyiniz var mı ?
    Adam- Teşekkür ederim önemli bir şeyim yok.
    Arkadaş- Hocam, ne oldu ? Geçmiş olsun. Eliniz acımış bir yara bandı bulalım. Pantolonunuz da yırtılmış, herhalde yeni almışsınız öyle mi? Bence bu yırtık için bir ara örücüye gidin. Onlar bu tür yırtıkları tamir edip, eskisinden farksız hale getiriyorlarmış.
    Adam- Sağol arkadaşım dediğin gibi yapalım bari, haydi görüşmek üzere.
    Adam- (Örücü dükkanına girer) Selamün aleyküm.
    Örücü- Ve aleyküm selam, hoş geldiniz, buyurun.
    Adam- Birkaç gün önce kazayla düştüm. Hem pantolonum hem de elim yırtıldı. Pantolonumu tamir ettirmek istiyorum.
    (Örücü adamın avucuna ve pantolona bakar)
    Örücü- Haftasonu gelin ancak o zaman biter. Mehmet, iki çay getir içimiz ısınsın.
    Mehmet- Tamam usta hemen.
    Adam- Teşekkür ederim, başka zaman içeriz. Ben kalkayım haydi hayırlı işler.
    Örücü- Güle güle efendim, görüşmek üzere.
    Mehmet – Bir hafta sonra.
    Adam- Merhabalar, bizim pantolon tamir oldu mu?
    Örücü- Tabi efendim, gerekli tamiratı yaptık. Değişik bir kumaşmış, beni çok uğraştırdı. Borcunuzu üzerine yazmıştım.
    Adam- Acaba bu miktar fazla değil mi? Tamir edilen yer de belli oluyor.
    Örücü –Bak evlat ! Kırk senedir bu meslekle uğraşıyorum. Eğer yırtıkları benden iyi tamir eden bir sanatkar bulursan senden bir kuruş bile almayacağım.
    Adam- Buldum örücü! Bahsettiğin o Sanatkarı buldum. Bak ! Anlattığım kazada pantolonumla birlikte avucum da yırtılmıştı. Bak bakalım o yırtıktan bir iz kalmış mı ?
    Örücü- Haklısın evlat ! Hem de baştan sona kadar haklısın. Hayatımı bu mesleğe verdiğim halde, o Ustayı her nedense fark edemedim. Kırk yıl sonra çırak oldum.
    Adam- Şu ücreti lütfen alın.

    Örücü- Almayacağımı söylemiştim ısrar etmeyiniz.

    Adam- Lütfen rica ederim.

    Örücü- Pekiyi az bir miktarını alayım.


    PASTA

    ADAM - Merhaba fırında ekmek göremiyorum.

    FIRINCI – Hocam, birkaç dakika dinlen ! Şimdi çıkartıyoruz.

    ADAM – Fırının sıcak havası şubat soğuğu ile kasılan vücudumu bir anda gevşetti. Mis gibi de ekmek koktu.

    YAŞLI ADAM:Her zamanki ekmeklerden alayım ikizler acıkmıştır.

    ADAM - Şekli bozuk ekmeklerden üç tane koyuyorum, birinin de altı çok fazla kızarmış.
    ADAM - Neden taze ekmeklerden vermiyorsun? Biraz sonra çıkacak demiştin ya !

    FIRINCI - Bayat ekmekleri kendi istiyor. Bu ekmekler yarı fiyatına satılır altı yanmış ekmekler de buna dahildir.

    ADAM - Böyle bir şeyi ilk defa duyuyorum, kim bu yaşlı adam?

    FIRINCI - Kore’de çatışan bir gazi, oğlu ile gelinini depremde kaybetti, ikiz torunlarını yanına almıştı. Birkaç yıldır torunlarına bakıyor hem de az bir maaşla.

    ADAM - Bugün taze ekmeklerden ver, aradaki farkı ben öderim. En azından bugün taze ekmek yesinler.

    FIRINCI - O zaman yaşlı amcamın torbasına, şöyle sıcak ekmeklerden koymaya başlayayım. Çok şanslısın hacı amca ! Çocuklar için sana pasta gibi ekmekler vereceğim.

    YAŞLI ADAM:Allah senden razı olsun evladım! Bugün onların doğum günü olduğunu nerden anladın?

    Alıntı
    Hayatın İçinden 1-2 (Cüneyd Suavi)






+ Yorum Gönder