Konusunu Oylayın.: Şaban Ayının Fazilet ve Vazifeleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şaban Ayının Fazilet ve Vazifeleri
  1. 20.Haziran.2011, 06:04
    1
    Misafir

    Şaban Ayının Fazilet ve Vazifeleri






    Şaban Ayının Fazilet ve Vazifeleri Mumsema Şaban Ayının Fazilet ve Vazifeleri hakkında eğitici bir yazı örneği verir misiniz ?


  2. 20.Haziran.2011, 06:04
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 20.Haziran.2011, 11:57
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Şaban Ayının Fazilet ve Vazifeleri




    Resul-i Ekrem (s.a.v), Şaban ayında oruç tutmaya birkaç nedenden dolayı önem vermiştir.
    Recep ve Ramazan ayları arasında kalan bu aydan, insanların gafil olmalarıdır. İnsanlar, haram aylara ve Ramazan’a çok değer vermeleri sebebiyle bu ayın faziletinden gafildirler. İnsanların çoğu Recep ayında oruç tutmanın, Şaban ayında oruç tutmaktan daha faziletli olduğunu düşünüyor. Halbuki durum bunun tam tersidir. Konuyla ilgili Hz. Aişe’den (r.anha) rivayet edilen hadis de Şaban ayının, Recep ayından daha faziletli olduğunu ortaya koymaktadır. Resul-i Ekrem'e (s.a.v) Recep ayında oruç tutan bir topluluğun durumu sorulması üzerine,
    “Onlar Şaban ayında neredeler?” buyurmuştur. Hadis yukarıda geçmişti.
    Resul-i Ekrem’in (s.a.v), “Recep ve Ramazan ayları arasında kalan bu aydan (Şaban'dan) insanlar gafil kalıyorlar”[1] sözü, bizlere şunları hatırlatıyor:
    İnsanlar arasında hiç önem verilmeyen bazı zamanlar, mekanlar, şahıslar, insanların gözünde meşhur olan bazı zamanlardan, mekanlardan, şahıslardan üstün olabilir. İnsanlar meşhur olanlarla ilgilenirken, asıl faziletli olanlar elden kaçabilir.
    Bu sözler bize şunu anlatıyor: İnsanların gafil oldukları anlarda ibadetle meşgul olmak müstehaptır. Ve bu Allah katında çok sevimli ve değerlidir. Bu nedenle seleften bir grup akşam ve yatsı arasını namazla değerlendirir ve, "Bu vakit, insanların gaflette oldukları vakittir" derlerdi. Aynı şekilde gece yarısı da insanların zikirden gafil oldukları vakittir. Konuyla ilgili Resul-i Ekrem (s.a.v),
    “Kulun Rabbine en yakın olduğu vakit, gecenin son bölümüdür. Eğer Allah’ı bu vakitte zikretmeye gücün yetiyorsa bunu yap”[2]buyurmuştur.
    İşte bu sebepten dolayı, Resulullah (s.a.v) yatsı namazını gece yarısına ertelemeyi istemişti; fakat insanlara ağır gelmesinden korktuğu için böyle yapmadı. Bir defasında Efendimiz (s.a.v) yatsı hamaz için ashabının yanına teşrif ettiklerinde onların geç vakitte namaz için beklediklerini görünce,
    “Şu anda sizden başka yeryüzünde bu namazı bekleyen kimse yok”[3]buyurmuştur.
    Bu hadis, Allah’ı zikredenlerin bulunmadığı vakitlerde zikretmenin ayrı bir faziletinin bulunduğuna işaret etmektedir. Bu nedenle, sokak, çarşı ve pazarda Allah’ı zikretmenin fazileti ile ilgili pek çok hadis ve haber nakledilmiştir.
    Konuyla ilgili bir hadis de şöyledir:
    “Allah şu üç kişiyi sever:
    Birincisi, gece boyunca yol alan bir grup uyumak için başlarını yastığa koyduklarında ve uyku onlara çok tatlı geldiği bir sırada içlerinden kalkıp ibadet eden ve Allah’ın ayetlerini okuyan kişi.
    İkincisi, düşmanla savaşa giden bir toplulukta, arkadaşları hezimete uğradıkları halde, kaçmayıp sabreden ve düşmanla mücadele edip öldürülen kişi.
    Üçüncüsü de bir topluluğun yanına gelip onlardan bir şey isteyen kişiye kimse sadaka vermediğinde, onu tek olarak yakalayarak kendisine gizlice sadaka veren kişi.”[4]
    İşte bu üç kişi Allah’a olan dostluklarından ve sevgilerinden dolayı bunları gizlice yapmışlardır. Allah bunları sever, dostluğuna kabul eder.


    BERAAT GECESİ
    Şâban ayının on beşinci gecesi Beraat gecesidir.
    Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle "mübarek gece"; günahların affı ve kulların temize çıkarılması sebebiyle "Beraat gecesi" ve kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de "rahmet gecesi" gibi adlar da verilmiştir.
    Bu geceyi ibadet ve taatle geçirmenin pek çok sevabı ve feyzi vardır. Bu konuda Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    “Şaban ayının yarısı (Beraat gecesi) olduğunda, gecesinde kalkın ibadet edin, gündüzünde de oruç tutun! Muhakkak ki yüce Allah, o günde dünya semasına iner ve imsak vaktine kadar şöyle der: "Affedilmeyi dileyen yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Şifa dileyen yok mu, şifa vereyim. Şunu isteyen yok mu vereyim…”[5]
    Şöyle denilmiştir: Yeryüzündeki müslümanların iki bayram günü olduğu gibi, göklerdeki meleklerin de iki bayram gecesi vardır. Meleklerin iki bayram gecesinden biri, Şâban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi; diğeri ise Kadir gecesidir.
    Müslümanların iki bayram günü ise; Ramazan ve kurban bayramı günleridir. Bu sebeple Şâban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi meleklerin bayram gecesi olarak isimlendirilmiştir.
    Berat gecesine 'Keffaret gecesi' de denilir. Bir hadis-i şerifte, "Kim bayram gecesini ve Şâban ayının on beşinci (Berat) gecesini ibadetle ihya ederse, kalplerin öldüğü günde o kişinin kalbi ölmez"[6] buyrulmuştur.
    Bu gecenin bir adı da "şefaat gecesi"dir. Bunun delili şu hadis-i şeriftir:
    "Resûlullah (s.a.v) Şaban ayının on üçüncü gecesi ümmetine şefaat etmek için dua edip yalvardı; kendisine, ümmetinin üçte birine şefaat etme izni verildi. On dördüncü gecesi yine dua edip yalvardı; bu sefer üçte ikisine şefaat etme yetkisi verildi. On beşinci gecesi bir daha yalvardı, bu sefer de, kaçak develer gibi Allah'tan kaçanlar dışında bütün ümmetine şefaat etme izni verildi."[7]
    Bu gecenin diğer bir ismi de "mağfiret gecesi"dir. Şu hadis-i şerif buna işaret eder:
    "Allah Teala (c.c) Şabanın on beşinci gecesi kullarına nazar eder ve yeryüzünde bulunanlardan şirk koşanlarla haset edenler hariç, bütün müminleri mağfiret eder."[8]
    Diğer hadislerde, bu affın dışında tutulanlar içinde, haksız yere cana kıyanlar[9], anne babasına asi olanlar, sürekli içki içenler ve akraba ile hukukunu kesenler de zikredilmiştir.[10]

    Berat Gecesi Yapılacak Dua ve İbadet
    Hz. Aişe (r.ah) validemiz şöyle anlatmıştır:
    Resûlullah (s.a.v) Şâban ayının on beşinci gecesi benim yanımdaydı. Bir ara kendisini yanımda bulamadım; diğer hanımlarının yanına gitti zannettim, içimi bir kıskançlık sardı. Hemen kalkıp aramaya başladım. Hanımlarının odalarını dolaştım bulamadım; sonra dışarı çıktım; kendisini Bakî mezarlığında buldum. Baktım ki mümin erkek ve kadınlarla şehitler için Allah'a dua ediyor, aflarını istiyordu. Onu böyle görünce, içimden,
    "Anam babam sana feda olsun! Sen Rabbinin razı olduğu iştesin, bizler ise dünya işlerinin derdindeyiz!" dedim ve kendisine görünmeden eve döndüm. Sonra ev teşrif ettiler. Benim nefese nefese kaldığımı görünce,
    "Bu halin nedir?" diye sordu; ben de durumu anlattım. Bana,
    "Ey Aişe, Allah ve Resûlünün sana haksızlık yapacağını mı düşünüyorsun. Hayır bu asla olmaz. Fakat bana Cebrail geldi ve şöyle dedi: "Bu gece, Şaban'ın yarısıdır (Beraat gecesidir). Allahu Teala bu gecede Kelp kabilesinin koyunlarının tüyü adedince mümini cehennemden azat eder. Ancak Allah şu kimselere rahmet nazarı ile bakmaz: Kendisine şirk koşan, kalbi müminlere karşı kin ve düşmanlık ile dolu olan, akraba ile hukukunu kesen, anne babasına asi olan ve sürekli içki içen."
    Allah Resûlü (s.a.v) sonra üzerineki elbiseyi kenara koyarak bana,
    "Ey Aişe, izin verirsen bu geceyi ibadetle geçirmek istiyorum" buyurdu, ben de,
    "Anam babam sana feda olsun, izin veriyorum" dedim ve Resul-i Ekrem (s.a.v) kalkıt namaza durdu, sonra sevdeye vardı. Secdede o kadar uzur kaldı ki, ben ruhu kabzelidi vefat etti zannettim. Elimle ayağına dokunduğumda, saadetli ayağını hareket ettirdi. Kulk verdim ki secede şöyle dua ediyordu:
    "Sana bütün benliğim ve duygularımla secde ediyorum. Kalbim sana iman etti! Nimetlerini ve günahlarımı itiraf ediyorum. Zira senden başka günahları affedecek yoktur. Allahım! Gazabından rızana, azabından affına ve senden yine sana sığınırım! Ben seni hakkı ile övüp sena edemem; sen kendini nasıl övüyorsan öylece yücesin.[11]
    Bu hadisler, Berat gecesinin namaz, dua, zikir ve istiğfar gecesi olduğunu göstermektedir. "Şabanın yarısı olunca gecesini ibadetle geçirin, sabahına çıktığınız günde de oruçlu olun" buyrulması da bu gecenin ibadetle geçirilmesinin faziletini göstermektedir.
    Bu gecede, nafile namaz olarak teheccüd namazı yanında, tövbe, tesbih, hacet namazları kılınabilir. Kazası olanlar kaza namazı kılabilirler. Yüce Allah'tan dinimiz ve dünlamız adına hayırlı isteklerde bulunabiliriz.
    Berat gecesi pek mübarek bir gecedir. Berat gecesinde, yaratıkların bir sene içindeki rızıkları, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacakları, ölüm vakti gelenlerin ecelleri, hac gideceklerin isimleri ve benzeri işlerin hükmü Allah tarafından görevli meleklere bildirilir. Bu bakımdan Berat gecesinde ibadet etmenin büyük sevabı, feyzi ve bereketi vardır.
    Mümine gereken işlerden biri de dualarını kabulünü ve günahların affını engelleyen işlerden kaçmaktır. O günahların başında şirk, bir cana kıymak ve zina yapmak gelmektedir. Bu üçü Allah katındaki en büyük günahlardır.
    Günahların affını engelleyen günahlardan biri de, Müslüman kardeşine kin, haset ve düşmanlık beslemektir. Evzai (rah) günahların affedilmesine engel olan kini şöyle açıklamıştır: Resul-i Ekrem’in (s.a.v) ashabından herhangi birine karşı yapılan kin ve düşmanlıktır. Ashab-ı Güzin'den her hangi birine karşı yapılan kin, kişinin yakınlarına beslediği kinden daha tehlikeli ve kötüdür.

    En Hayırlı Amel: Kalp Temizliği
    Amellerin en üstünü kalbin her türlü kötülükten arınmasıdır. Selametin en üstünü nefsin isteklerinden ve bidatlardan kurtulmaktır. Faziletli amellerden birisi de önceki salihlerden, alim ve ariflerden herhangi birisini küfürle, bidatçı olmakla, dalalette olmakla suçlamamaktır. Yine en üstün amelelrden birisi de herhangi bir müslümana karşı kin beslememek, kendisine haset etmemek ve onu küçük görmemektir. Onlar için güzel olanı dilemek, onlara nasihatta bulunmak ve kendi için istediği şeyleri onlar için de dilemektir. Yüce Allah, gerçek müminlerin şu şekilde dua ettiğini haber vermiştir:
    “Rabbimiz! Bizi ve bizden önceki geçmiş mümin kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma!”[12]
    Abdullah b. Amr anlatıyor: Resul-i Ekrem’e (s.a.v), “Ey Allah’ın Resulü! İnsanların en faziletlisi kimlerdir?” diye soruldu. Resul-i Ekrem (s.a.v) de,
    “Sözü doğru, kalbi bozuk olmayandır” cevabını verdi. Ashab (r.a), “Sözü doğru olan biliyoruz. Ama kalbi bozulmamış olan ne demek?” diye sorduklarında Allah’ın Resul’ü (s.a.v), şöyle buyurdu:
    “O, takva sahibi; içinde bir kötülük, haksızlık, kin ve hasedin bulunmadığı kalptir."[13]

    Şek gününde oruç tutmak
    Şek günü, Şaban'ın son günü veya Ramazan'ın ilk günü diye şüphelenilen gündür.
    Âlimlerin çoğu, bu günde oruç tutmayı nehyetmişlerdir. Ancak kişinin adet üzere tuttuğu oruçlara denk gelirse o takdirde buna cevaz vermişlerdir. Şaban ayının tamamını veya çoğunu oruçlu geçiren kimsenin bu günde oruç tutması caiz görülmüştür.
    Bu meseleyi üç başlık altında ele almak gerekir.
    1-Şaban ayının son gününde, Ramazan ayının birinci günü olma ihtimalinden dolayı ihtiyaten oruç tutmak yasaklanmıştır.
    2-Şek gününde, kaza, kefaret ve nezir orucu tutmak caiz görülmüştür.
    3-Şek gününde mutlak nafile oruç niyeti ile oruç tutmak mekruh görülmüştür. Ancak kişinin adeten tuttuğu oruç bu güne denk gelirse bunda sakınca yoktur.
    Şek gününde orucun sakıncalı görülmesinin üç tane sebebi vardır:
    a) Bu günün durumu kesin değilken, Ramazan'ın ilk günüdür diye oruç tutmak yasaklanmıştır. Çünkü bunda şöyle bir tehlike vardır: Ramazan ayından olmayan bir günü bu aydan saymak ve böylelikle Ramazan ayının günlerini çoğaltmak. Bayram günü oruç tutmak da bu sebepten dolayı yasaklanmıştır. Bu yanlışa Kitab Ehli düşmüş, kendi görüş ve hevalarına uyarak orucun gününü çoğaltmışlardır. Konuyla ilgili Hz. Aişe (r.anha) şöyle demiştir:
    “İnsanlar Ramazan ayını öne alıyorlar ve Resul-i Ekrem (s.a.v) oruca başlamadan oruç tutuyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah,
    “Ey iman edenler! Allah’ın ve Resulünün önüne geçmeyin!”[14]ayetini indirdi. Muhakkak ki orucun ilk günü, herkesin oruca başladığı, son günü ise herkesin orucunu açtığı gündür.[15]

    b) Farz bir ibadet ile nafile bir ibadetin arasını ayırmak için bu günde oruç tutulması sakıncalı görülmüştür. Bu manayı ifade eden örnekler dinde mevcuttur. Bu nedenle bayram günü oruç tutmak yasaklanmıştır. Aynı şekilde farz namaz ile hemen peşinden kılınan nafile namazın arasını selam ile ayırmadan birleştirmek Resul-i Ekrem (s.a.v) tarafından yasaklanmıştır. Özellikle de sabah namazının sünneti ile farzının birleştirilmeden, selam ile ayrılması özellikle emredilmiştir. Bu nedenle sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra, farza başlamadan evvel, yer ve zaman müsaitse yanı üzeri yatarak biraz uzanmak müstehaptır.

    c) Ramazan ayına daha kuvvetli girmek için bu günde oruç tutulmaması tavsiye edilmiştir. Çünkü peş peşe oruç tutmak kişiyi zayıf düşürebilir ve bu seseple bazı insanlara Ramazan ayında oruç tutmak daha zor gelebilir. Kişi Ramazan ayından bir veya iki gün önce oruç tutmazsa bu aya daha kuvvetli bir şekilde girebilir. Peş peşe oruç tuttuğunda bünyesi zayıf düşer kimselerin, Ramazan ayına daha kuvvetli girmek maksadıyla Ramazan’dan bir veya iki gün önce oruç tutmaması güzeldir.




  4. 20.Haziran.2011, 11:57
    2
    Silent and lonely rains



    Resul-i Ekrem (s.a.v), Şaban ayında oruç tutmaya birkaç nedenden dolayı önem vermiştir.
    Recep ve Ramazan ayları arasında kalan bu aydan, insanların gafil olmalarıdır. İnsanlar, haram aylara ve Ramazan’a çok değer vermeleri sebebiyle bu ayın faziletinden gafildirler. İnsanların çoğu Recep ayında oruç tutmanın, Şaban ayında oruç tutmaktan daha faziletli olduğunu düşünüyor. Halbuki durum bunun tam tersidir. Konuyla ilgili Hz. Aişe’den (r.anha) rivayet edilen hadis de Şaban ayının, Recep ayından daha faziletli olduğunu ortaya koymaktadır. Resul-i Ekrem'e (s.a.v) Recep ayında oruç tutan bir topluluğun durumu sorulması üzerine,
    “Onlar Şaban ayında neredeler?” buyurmuştur. Hadis yukarıda geçmişti.
    Resul-i Ekrem’in (s.a.v), “Recep ve Ramazan ayları arasında kalan bu aydan (Şaban'dan) insanlar gafil kalıyorlar”[1] sözü, bizlere şunları hatırlatıyor:
    İnsanlar arasında hiç önem verilmeyen bazı zamanlar, mekanlar, şahıslar, insanların gözünde meşhur olan bazı zamanlardan, mekanlardan, şahıslardan üstün olabilir. İnsanlar meşhur olanlarla ilgilenirken, asıl faziletli olanlar elden kaçabilir.
    Bu sözler bize şunu anlatıyor: İnsanların gafil oldukları anlarda ibadetle meşgul olmak müstehaptır. Ve bu Allah katında çok sevimli ve değerlidir. Bu nedenle seleften bir grup akşam ve yatsı arasını namazla değerlendirir ve, "Bu vakit, insanların gaflette oldukları vakittir" derlerdi. Aynı şekilde gece yarısı da insanların zikirden gafil oldukları vakittir. Konuyla ilgili Resul-i Ekrem (s.a.v),
    “Kulun Rabbine en yakın olduğu vakit, gecenin son bölümüdür. Eğer Allah’ı bu vakitte zikretmeye gücün yetiyorsa bunu yap”[2]buyurmuştur.
    İşte bu sebepten dolayı, Resulullah (s.a.v) yatsı namazını gece yarısına ertelemeyi istemişti; fakat insanlara ağır gelmesinden korktuğu için böyle yapmadı. Bir defasında Efendimiz (s.a.v) yatsı hamaz için ashabının yanına teşrif ettiklerinde onların geç vakitte namaz için beklediklerini görünce,
    “Şu anda sizden başka yeryüzünde bu namazı bekleyen kimse yok”[3]buyurmuştur.
    Bu hadis, Allah’ı zikredenlerin bulunmadığı vakitlerde zikretmenin ayrı bir faziletinin bulunduğuna işaret etmektedir. Bu nedenle, sokak, çarşı ve pazarda Allah’ı zikretmenin fazileti ile ilgili pek çok hadis ve haber nakledilmiştir.
    Konuyla ilgili bir hadis de şöyledir:
    “Allah şu üç kişiyi sever:
    Birincisi, gece boyunca yol alan bir grup uyumak için başlarını yastığa koyduklarında ve uyku onlara çok tatlı geldiği bir sırada içlerinden kalkıp ibadet eden ve Allah’ın ayetlerini okuyan kişi.
    İkincisi, düşmanla savaşa giden bir toplulukta, arkadaşları hezimete uğradıkları halde, kaçmayıp sabreden ve düşmanla mücadele edip öldürülen kişi.
    Üçüncüsü de bir topluluğun yanına gelip onlardan bir şey isteyen kişiye kimse sadaka vermediğinde, onu tek olarak yakalayarak kendisine gizlice sadaka veren kişi.”[4]
    İşte bu üç kişi Allah’a olan dostluklarından ve sevgilerinden dolayı bunları gizlice yapmışlardır. Allah bunları sever, dostluğuna kabul eder.


    BERAAT GECESİ
    Şâban ayının on beşinci gecesi Beraat gecesidir.
    Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle "mübarek gece"; günahların affı ve kulların temize çıkarılması sebebiyle "Beraat gecesi" ve kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de "rahmet gecesi" gibi adlar da verilmiştir.
    Bu geceyi ibadet ve taatle geçirmenin pek çok sevabı ve feyzi vardır. Bu konuda Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    “Şaban ayının yarısı (Beraat gecesi) olduğunda, gecesinde kalkın ibadet edin, gündüzünde de oruç tutun! Muhakkak ki yüce Allah, o günde dünya semasına iner ve imsak vaktine kadar şöyle der: "Affedilmeyi dileyen yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Şifa dileyen yok mu, şifa vereyim. Şunu isteyen yok mu vereyim…”[5]
    Şöyle denilmiştir: Yeryüzündeki müslümanların iki bayram günü olduğu gibi, göklerdeki meleklerin de iki bayram gecesi vardır. Meleklerin iki bayram gecesinden biri, Şâban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi; diğeri ise Kadir gecesidir.
    Müslümanların iki bayram günü ise; Ramazan ve kurban bayramı günleridir. Bu sebeple Şâban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi meleklerin bayram gecesi olarak isimlendirilmiştir.
    Berat gecesine 'Keffaret gecesi' de denilir. Bir hadis-i şerifte, "Kim bayram gecesini ve Şâban ayının on beşinci (Berat) gecesini ibadetle ihya ederse, kalplerin öldüğü günde o kişinin kalbi ölmez"[6] buyrulmuştur.
    Bu gecenin bir adı da "şefaat gecesi"dir. Bunun delili şu hadis-i şeriftir:
    "Resûlullah (s.a.v) Şaban ayının on üçüncü gecesi ümmetine şefaat etmek için dua edip yalvardı; kendisine, ümmetinin üçte birine şefaat etme izni verildi. On dördüncü gecesi yine dua edip yalvardı; bu sefer üçte ikisine şefaat etme yetkisi verildi. On beşinci gecesi bir daha yalvardı, bu sefer de, kaçak develer gibi Allah'tan kaçanlar dışında bütün ümmetine şefaat etme izni verildi."[7]
    Bu gecenin diğer bir ismi de "mağfiret gecesi"dir. Şu hadis-i şerif buna işaret eder:
    "Allah Teala (c.c) Şabanın on beşinci gecesi kullarına nazar eder ve yeryüzünde bulunanlardan şirk koşanlarla haset edenler hariç, bütün müminleri mağfiret eder."[8]
    Diğer hadislerde, bu affın dışında tutulanlar içinde, haksız yere cana kıyanlar[9], anne babasına asi olanlar, sürekli içki içenler ve akraba ile hukukunu kesenler de zikredilmiştir.[10]

    Berat Gecesi Yapılacak Dua ve İbadet
    Hz. Aişe (r.ah) validemiz şöyle anlatmıştır:
    Resûlullah (s.a.v) Şâban ayının on beşinci gecesi benim yanımdaydı. Bir ara kendisini yanımda bulamadım; diğer hanımlarının yanına gitti zannettim, içimi bir kıskançlık sardı. Hemen kalkıp aramaya başladım. Hanımlarının odalarını dolaştım bulamadım; sonra dışarı çıktım; kendisini Bakî mezarlığında buldum. Baktım ki mümin erkek ve kadınlarla şehitler için Allah'a dua ediyor, aflarını istiyordu. Onu böyle görünce, içimden,
    "Anam babam sana feda olsun! Sen Rabbinin razı olduğu iştesin, bizler ise dünya işlerinin derdindeyiz!" dedim ve kendisine görünmeden eve döndüm. Sonra ev teşrif ettiler. Benim nefese nefese kaldığımı görünce,
    "Bu halin nedir?" diye sordu; ben de durumu anlattım. Bana,
    "Ey Aişe, Allah ve Resûlünün sana haksızlık yapacağını mı düşünüyorsun. Hayır bu asla olmaz. Fakat bana Cebrail geldi ve şöyle dedi: "Bu gece, Şaban'ın yarısıdır (Beraat gecesidir). Allahu Teala bu gecede Kelp kabilesinin koyunlarının tüyü adedince mümini cehennemden azat eder. Ancak Allah şu kimselere rahmet nazarı ile bakmaz: Kendisine şirk koşan, kalbi müminlere karşı kin ve düşmanlık ile dolu olan, akraba ile hukukunu kesen, anne babasına asi olan ve sürekli içki içen."
    Allah Resûlü (s.a.v) sonra üzerineki elbiseyi kenara koyarak bana,
    "Ey Aişe, izin verirsen bu geceyi ibadetle geçirmek istiyorum" buyurdu, ben de,
    "Anam babam sana feda olsun, izin veriyorum" dedim ve Resul-i Ekrem (s.a.v) kalkıt namaza durdu, sonra sevdeye vardı. Secdede o kadar uzur kaldı ki, ben ruhu kabzelidi vefat etti zannettim. Elimle ayağına dokunduğumda, saadetli ayağını hareket ettirdi. Kulk verdim ki secede şöyle dua ediyordu:
    "Sana bütün benliğim ve duygularımla secde ediyorum. Kalbim sana iman etti! Nimetlerini ve günahlarımı itiraf ediyorum. Zira senden başka günahları affedecek yoktur. Allahım! Gazabından rızana, azabından affına ve senden yine sana sığınırım! Ben seni hakkı ile övüp sena edemem; sen kendini nasıl övüyorsan öylece yücesin.[11]
    Bu hadisler, Berat gecesinin namaz, dua, zikir ve istiğfar gecesi olduğunu göstermektedir. "Şabanın yarısı olunca gecesini ibadetle geçirin, sabahına çıktığınız günde de oruçlu olun" buyrulması da bu gecenin ibadetle geçirilmesinin faziletini göstermektedir.
    Bu gecede, nafile namaz olarak teheccüd namazı yanında, tövbe, tesbih, hacet namazları kılınabilir. Kazası olanlar kaza namazı kılabilirler. Yüce Allah'tan dinimiz ve dünlamız adına hayırlı isteklerde bulunabiliriz.
    Berat gecesi pek mübarek bir gecedir. Berat gecesinde, yaratıkların bir sene içindeki rızıkları, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacakları, ölüm vakti gelenlerin ecelleri, hac gideceklerin isimleri ve benzeri işlerin hükmü Allah tarafından görevli meleklere bildirilir. Bu bakımdan Berat gecesinde ibadet etmenin büyük sevabı, feyzi ve bereketi vardır.
    Mümine gereken işlerden biri de dualarını kabulünü ve günahların affını engelleyen işlerden kaçmaktır. O günahların başında şirk, bir cana kıymak ve zina yapmak gelmektedir. Bu üçü Allah katındaki en büyük günahlardır.
    Günahların affını engelleyen günahlardan biri de, Müslüman kardeşine kin, haset ve düşmanlık beslemektir. Evzai (rah) günahların affedilmesine engel olan kini şöyle açıklamıştır: Resul-i Ekrem’in (s.a.v) ashabından herhangi birine karşı yapılan kin ve düşmanlıktır. Ashab-ı Güzin'den her hangi birine karşı yapılan kin, kişinin yakınlarına beslediği kinden daha tehlikeli ve kötüdür.

    En Hayırlı Amel: Kalp Temizliği
    Amellerin en üstünü kalbin her türlü kötülükten arınmasıdır. Selametin en üstünü nefsin isteklerinden ve bidatlardan kurtulmaktır. Faziletli amellerden birisi de önceki salihlerden, alim ve ariflerden herhangi birisini küfürle, bidatçı olmakla, dalalette olmakla suçlamamaktır. Yine en üstün amelelrden birisi de herhangi bir müslümana karşı kin beslememek, kendisine haset etmemek ve onu küçük görmemektir. Onlar için güzel olanı dilemek, onlara nasihatta bulunmak ve kendi için istediği şeyleri onlar için de dilemektir. Yüce Allah, gerçek müminlerin şu şekilde dua ettiğini haber vermiştir:
    “Rabbimiz! Bizi ve bizden önceki geçmiş mümin kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma!”[12]
    Abdullah b. Amr anlatıyor: Resul-i Ekrem’e (s.a.v), “Ey Allah’ın Resulü! İnsanların en faziletlisi kimlerdir?” diye soruldu. Resul-i Ekrem (s.a.v) de,
    “Sözü doğru, kalbi bozuk olmayandır” cevabını verdi. Ashab (r.a), “Sözü doğru olan biliyoruz. Ama kalbi bozulmamış olan ne demek?” diye sorduklarında Allah’ın Resul’ü (s.a.v), şöyle buyurdu:
    “O, takva sahibi; içinde bir kötülük, haksızlık, kin ve hasedin bulunmadığı kalptir."[13]

    Şek gününde oruç tutmak
    Şek günü, Şaban'ın son günü veya Ramazan'ın ilk günü diye şüphelenilen gündür.
    Âlimlerin çoğu, bu günde oruç tutmayı nehyetmişlerdir. Ancak kişinin adet üzere tuttuğu oruçlara denk gelirse o takdirde buna cevaz vermişlerdir. Şaban ayının tamamını veya çoğunu oruçlu geçiren kimsenin bu günde oruç tutması caiz görülmüştür.
    Bu meseleyi üç başlık altında ele almak gerekir.
    1-Şaban ayının son gününde, Ramazan ayının birinci günü olma ihtimalinden dolayı ihtiyaten oruç tutmak yasaklanmıştır.
    2-Şek gününde, kaza, kefaret ve nezir orucu tutmak caiz görülmüştür.
    3-Şek gününde mutlak nafile oruç niyeti ile oruç tutmak mekruh görülmüştür. Ancak kişinin adeten tuttuğu oruç bu güne denk gelirse bunda sakınca yoktur.
    Şek gününde orucun sakıncalı görülmesinin üç tane sebebi vardır:
    a) Bu günün durumu kesin değilken, Ramazan'ın ilk günüdür diye oruç tutmak yasaklanmıştır. Çünkü bunda şöyle bir tehlike vardır: Ramazan ayından olmayan bir günü bu aydan saymak ve böylelikle Ramazan ayının günlerini çoğaltmak. Bayram günü oruç tutmak da bu sebepten dolayı yasaklanmıştır. Bu yanlışa Kitab Ehli düşmüş, kendi görüş ve hevalarına uyarak orucun gününü çoğaltmışlardır. Konuyla ilgili Hz. Aişe (r.anha) şöyle demiştir:
    “İnsanlar Ramazan ayını öne alıyorlar ve Resul-i Ekrem (s.a.v) oruca başlamadan oruç tutuyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah,
    “Ey iman edenler! Allah’ın ve Resulünün önüne geçmeyin!”[14]ayetini indirdi. Muhakkak ki orucun ilk günü, herkesin oruca başladığı, son günü ise herkesin orucunu açtığı gündür.[15]

    b) Farz bir ibadet ile nafile bir ibadetin arasını ayırmak için bu günde oruç tutulması sakıncalı görülmüştür. Bu manayı ifade eden örnekler dinde mevcuttur. Bu nedenle bayram günü oruç tutmak yasaklanmıştır. Aynı şekilde farz namaz ile hemen peşinden kılınan nafile namazın arasını selam ile ayırmadan birleştirmek Resul-i Ekrem (s.a.v) tarafından yasaklanmıştır. Özellikle de sabah namazının sünneti ile farzının birleştirilmeden, selam ile ayrılması özellikle emredilmiştir. Bu nedenle sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra, farza başlamadan evvel, yer ve zaman müsaitse yanı üzeri yatarak biraz uzanmak müstehaptır.

    c) Ramazan ayına daha kuvvetli girmek için bu günde oruç tutulmaması tavsiye edilmiştir. Çünkü peş peşe oruç tutmak kişiyi zayıf düşürebilir ve bu seseple bazı insanlara Ramazan ayında oruç tutmak daha zor gelebilir. Kişi Ramazan ayından bir veya iki gün önce oruç tutmazsa bu aya daha kuvvetli bir şekilde girebilir. Peş peşe oruç tuttuğunda bünyesi zayıf düşer kimselerin, Ramazan ayına daha kuvvetli girmek maksadıyla Ramazan’dan bir veya iki gün önce oruç tutmaması güzeldir.




  5. 20.Haziran.2011, 11:57
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Şaban Ayının Fazilet ve Vazifeleri

    Dikkat edilecek bir husus

    Bazı insanlara Ramazan ayında oruç tutmak ve ibadet etmek ağır gelir. Çokları sadece oruçlu olduklarında namaz kılarlar. Büyük günahlardan sadece bu ayda sakınırlar. Bu ayda nefsinin hoşuna giden şeylerden uzak kalmak onun çok ağırına gider. Gün ve geceleri sayar. Bunlar günahlarında ısrarcı olanlardır. Onlardan bir kısmı da Ramazan ayı demeksizin günahlara dalmaya devam eder.
    Yüce Allah hayır dilediği kimselere imanı sevdirir, onun kalbinde imanı süsler. Küfrü, fıskı, isyanı ona kötü gösterir. Kime de şerri dilerse onu nefsi ile başbaşa bırakır; nefis ve şeytanı ona küfrü, fıskı ve isyanı güzel gösterir ve sonuçta hüsrana uğrayanlardan olur.
    Sevgili kardeşim! Günahlardan sakın, günahlara karşı çok dikkatli ol! Zira günahlar nicelerini helak etmiştir.
    Nerede o önceki salihler! Onların geceleri ibadetle, gündüzleriyse oruçla geçerdi Onlar, yalnızca fazlarla yetinmez, nafilelerle yüce Allah’a daha fazla yaklaşmanın yollarını ararlardı.
    Birisi bir cariye (hizmetçi kadın) satın almıştı. Ramazan ayı yaklaştığında cariye, adamın evinde bir hazırlık gördü. Onlara ne yaptıklarını sordu. Onlar da, Ramazan ayına hazırlık yaptıklarını söylediler; bunun üzerine cariye,
    “Siz sadece Ramazan ayında mı oruç tutuyorsunuz? Ben öyle insanların yanından geldim ki, onların her ayı Ramazan gibi ibadet ve oruçla geçiyordu. Lütfen beni onlara geri verin” diye rica etti.
    Konuyla ilgili şöyle bir olay daha nakledilir:
    Hasan b. Salih (rah) cariyelerinden birini sattı. O cariye yeni evinde ilk gece ibadet için kalktı ve ev halkına, “Ey ev halkı! Namaz, namaz…” diye seslendi. Onlar, “İmsak girdi mi?” diye sordular. Cariye onlara, “Siz farz namazlar dışında namaz kılmıyor musunuz?” dedi. Ertesi gün ilk olarak Hasan b. Salih’in yanına giderek, ona,
    "Beni ne kadar kötü insanlara satmışsın! Onlar sadece farz namazları kılıyorlar, gece tehüccüde kalkmıyorlar, ne olursun beni tekrar geri al!” dedi.
    Kim bu dünyada günahlara karşı oruçlu olursa, ölümünden sonra orucunu istediği şeylerle açar. Kim yasaklanan fiilleri işlemekte acele ederse, ahirette o nimetlerden mahrum bırakılır. Bu manaya şu ayet şahitlik yapmaktadır:
    “İnkâr edenler ateşe arz olunacakları gün (onlara şöyle denir): Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz.”[16]
    Resul-i Ekrem (s.a.v) de konuyla ilgili şunları bildirmiştir:
    “Kim dünyada içki içerse, ahirette içemez!”[17]
    “Kim dünyada ipek elbise giyerse, Ahirette giyemez!”[18]

    Resul-i Ekrem’in (s.a.v) Ramazan ayına ulaşmak için dua ettiği rivayet olunmuştur. Recep ayı girdiğinde O (s.a.v) :
    “Allahım! Recep ve Şaban ayını bize mübarek kıl! Bizi Ramazan’a ulaştır!” diye dua ederdi.[19]
    Mualla b. Fadl diyor ki: “Ashab-ı Kiram (r.anhüm), altı ay boyunca, yüce Allah’a, kendilerini Ramazan’a ulaştırması için dua ederdi; diğer altı ayda da oruçlarının kabulü için dua ederlerdi.”
    Ramazan ayına ulaşmak ve bu ayda oruç tutmak büyük bir nimettir.



    [1] Ahmed, Müsned, 5/201; Nesai, Sıyam, 4/201-202.

    [2] Ebu Davud, nr. 875; Tirmizi, nr. 3579; İbnu Hüzeyme, Sahih, 2/182; Münziri, et-Terğıb, nr. 922.

    [3] Buhari, Mevakıt, Nr. 569-570; Müslim, Mesacid, Nr. 639; Ebu Davud, Nr. 420; Nesai,el-Mevakıt, 1/267-268.

    [4] Tirmizi, Sıfat el-Cennet, Nr. 2571; Nesai, Zekat, 5/84.

    [5] İbn-u Mace, Salat, Nr. 1388.

    [6] İbnu Mace, nr. 1782; Tabarani, el-Evsat, 1/57.

    [7] Ebu Davud, nr. 2775.

    [8] İbnu Mace, nr. 1390; Beyhaki, Şuabu'l-İman, nr. 3833.

    [9] Ahmed, Müsned, 2/176; Heysemi, ez-Zevaid, 8/65.

    [10] Beyhaki, Şuabu'l-İman, nr. 3829, 3837; Münziri, et-Terğıb, nr. 1518.

    [11] Beyhaki, Şuabu'l-İman, nr. 3837-3838; Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabih, nr. 1305; Münziri, et-Terğıb, nr. 1520.

    [12] Haşr, 59/10

    [13] İbn-u Mace, Zühd, Nr. 4216

    [14] Hucurat,49/1

    [15] Tabarani,el-Evsat; Suyuti, ed-Dürrü el-Menşur,7/547.

    [16] Ahkaf, 46/20.

    [17] Buhari, el-Eşribe, 10/25, 26; Müslim, Libas, Nr. 2003.

    [18] Buhari, Libas, 10/284; Müslim, Libas, Nr. 2073.

    [19] Ahmed, Müsned, 1/259; Beyhaki, Şuabu'l-İman, nr. 3815; Heysemi, Mecma’uz-Zevaid, 2/165; Tebrizi, Mişkatü'l-Mesabih, 1/432, Nr. 1369.


  6. 20.Haziran.2011, 11:57
    3
    Silent and lonely rains
    Dikkat edilecek bir husus

    Bazı insanlara Ramazan ayında oruç tutmak ve ibadet etmek ağır gelir. Çokları sadece oruçlu olduklarında namaz kılarlar. Büyük günahlardan sadece bu ayda sakınırlar. Bu ayda nefsinin hoşuna giden şeylerden uzak kalmak onun çok ağırına gider. Gün ve geceleri sayar. Bunlar günahlarında ısrarcı olanlardır. Onlardan bir kısmı da Ramazan ayı demeksizin günahlara dalmaya devam eder.
    Yüce Allah hayır dilediği kimselere imanı sevdirir, onun kalbinde imanı süsler. Küfrü, fıskı, isyanı ona kötü gösterir. Kime de şerri dilerse onu nefsi ile başbaşa bırakır; nefis ve şeytanı ona küfrü, fıskı ve isyanı güzel gösterir ve sonuçta hüsrana uğrayanlardan olur.
    Sevgili kardeşim! Günahlardan sakın, günahlara karşı çok dikkatli ol! Zira günahlar nicelerini helak etmiştir.
    Nerede o önceki salihler! Onların geceleri ibadetle, gündüzleriyse oruçla geçerdi Onlar, yalnızca fazlarla yetinmez, nafilelerle yüce Allah’a daha fazla yaklaşmanın yollarını ararlardı.
    Birisi bir cariye (hizmetçi kadın) satın almıştı. Ramazan ayı yaklaştığında cariye, adamın evinde bir hazırlık gördü. Onlara ne yaptıklarını sordu. Onlar da, Ramazan ayına hazırlık yaptıklarını söylediler; bunun üzerine cariye,
    “Siz sadece Ramazan ayında mı oruç tutuyorsunuz? Ben öyle insanların yanından geldim ki, onların her ayı Ramazan gibi ibadet ve oruçla geçiyordu. Lütfen beni onlara geri verin” diye rica etti.
    Konuyla ilgili şöyle bir olay daha nakledilir:
    Hasan b. Salih (rah) cariyelerinden birini sattı. O cariye yeni evinde ilk gece ibadet için kalktı ve ev halkına, “Ey ev halkı! Namaz, namaz…” diye seslendi. Onlar, “İmsak girdi mi?” diye sordular. Cariye onlara, “Siz farz namazlar dışında namaz kılmıyor musunuz?” dedi. Ertesi gün ilk olarak Hasan b. Salih’in yanına giderek, ona,
    "Beni ne kadar kötü insanlara satmışsın! Onlar sadece farz namazları kılıyorlar, gece tehüccüde kalkmıyorlar, ne olursun beni tekrar geri al!” dedi.
    Kim bu dünyada günahlara karşı oruçlu olursa, ölümünden sonra orucunu istediği şeylerle açar. Kim yasaklanan fiilleri işlemekte acele ederse, ahirette o nimetlerden mahrum bırakılır. Bu manaya şu ayet şahitlik yapmaktadır:
    “İnkâr edenler ateşe arz olunacakları gün (onlara şöyle denir): Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz.”[16]
    Resul-i Ekrem (s.a.v) de konuyla ilgili şunları bildirmiştir:
    “Kim dünyada içki içerse, ahirette içemez!”[17]
    “Kim dünyada ipek elbise giyerse, Ahirette giyemez!”[18]

    Resul-i Ekrem’in (s.a.v) Ramazan ayına ulaşmak için dua ettiği rivayet olunmuştur. Recep ayı girdiğinde O (s.a.v) :
    “Allahım! Recep ve Şaban ayını bize mübarek kıl! Bizi Ramazan’a ulaştır!” diye dua ederdi.[19]
    Mualla b. Fadl diyor ki: “Ashab-ı Kiram (r.anhüm), altı ay boyunca, yüce Allah’a, kendilerini Ramazan’a ulaştırması için dua ederdi; diğer altı ayda da oruçlarının kabulü için dua ederlerdi.”
    Ramazan ayına ulaşmak ve bu ayda oruç tutmak büyük bir nimettir.



    [1] Ahmed, Müsned, 5/201; Nesai, Sıyam, 4/201-202.

    [2] Ebu Davud, nr. 875; Tirmizi, nr. 3579; İbnu Hüzeyme, Sahih, 2/182; Münziri, et-Terğıb, nr. 922.

    [3] Buhari, Mevakıt, Nr. 569-570; Müslim, Mesacid, Nr. 639; Ebu Davud, Nr. 420; Nesai,el-Mevakıt, 1/267-268.

    [4] Tirmizi, Sıfat el-Cennet, Nr. 2571; Nesai, Zekat, 5/84.

    [5] İbn-u Mace, Salat, Nr. 1388.

    [6] İbnu Mace, nr. 1782; Tabarani, el-Evsat, 1/57.

    [7] Ebu Davud, nr. 2775.

    [8] İbnu Mace, nr. 1390; Beyhaki, Şuabu'l-İman, nr. 3833.

    [9] Ahmed, Müsned, 2/176; Heysemi, ez-Zevaid, 8/65.

    [10] Beyhaki, Şuabu'l-İman, nr. 3829, 3837; Münziri, et-Terğıb, nr. 1518.

    [11] Beyhaki, Şuabu'l-İman, nr. 3837-3838; Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabih, nr. 1305; Münziri, et-Terğıb, nr. 1520.

    [12] Haşr, 59/10

    [13] İbn-u Mace, Zühd, Nr. 4216

    [14] Hucurat,49/1

    [15] Tabarani,el-Evsat; Suyuti, ed-Dürrü el-Menşur,7/547.

    [16] Ahkaf, 46/20.

    [17] Buhari, el-Eşribe, 10/25, 26; Müslim, Libas, Nr. 2003.

    [18] Buhari, Libas, 10/284; Müslim, Libas, Nr. 2073.

    [19] Ahmed, Müsned, 1/259; Beyhaki, Şuabu'l-İman, nr. 3815; Heysemi, Mecma’uz-Zevaid, 2/165; Tebrizi, Mişkatü'l-Mesabih, 1/432, Nr. 1369.





+ Yorum Gönder