Konusunu Oylayın.: İsra ve Miracın Mekke'de yansımaları, Hz. Ebubekir'in tavrı, Mekke'nin tepkileri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İsra ve Miracın Mekke'de yansımaları, Hz. Ebubekir'in tavrı, Mekke'nin tepkileri
  1. 05.Nisan.2011, 06:54
    1
    Misafir

    İsra ve Miracın Mekke'de yansımaları, Hz. Ebubekir'in tavrı, Mekke'nin tepkileri






    İsra ve Miracın Mekke'de yansımaları, Hz. Ebubekir'in tavrı, Mekke'nin tepkileri Mumsema İsra ve Miracın Mekke'de yansımaları, Hz. Ebubekir'in tavrı, Mekke'nin tepkileri nelerdir açıklar mısınız ?


  2. 05.Nisan.2011, 06:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 06.Nisan.2011, 08:21
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İsra ve Miracın Mekke'de yansımaları, Hz. Ebubekir'in tavrı, Mekke'nin tepkileri




    Önce mi’rac mucizesi hakkında bazı ön bilgiler verelim:
    Sözlükte isrâ, “gece yürüyüşü” demektir. Mi’rac da kelime olarak “yükseğe çıkmak, merdiven, asansör” gibi mânalara gelir. İsrâ, Hz. Peygamber’in (s.a.v) bir gece Mescid-i Harâm’dan alınıp Mescid-i Aksâ’ya götürülmesi olayıdır. Mi’rac ise, Mescid-i Aksâ’dan göklere ve yüce makamlara çıkartılması hadisesidir. Mi’rac deyince isrâ da içine girer.

    Mi’racın Zamanı: Mi’rac, hicretten bir buçuk sene önce Receb ayının 27. gecesi meydana gelmiştir. Genel kabul budur. Mi’racın zamanı konusundaki farklı görüşlerin işin aslına bir etkisi ve katkısı yoktur.
    İsrâ ve mi’rac, aynı gecede olmuştur. Çok kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleşmiştir. Yüce Allah zaman içinde zaman yaratmıştır. Buna bast-ı zaman denir.
    Mescid-i Haram: Kabe’yi çevreleyen ve Harem-i şerif denen mesciddir. Yeryüzünde inşa edilen ilk mâbeddir. Onu ilk olarak meleklerle Hz. Âdem (a.s) inşa etmiştir. Daha sonra aynı temeller üzerine Hz. İbrahim ve oğlu İsmail (a.s) yeniden yapmışlardır.
    Mescid-i Harâm’ın içindeki Kabe müslümanların kıblesidir. Yeryüzünde en kutsal yerdir. Kabe’nin birçok ismi vardır. el-Beyt ve Beytü’l Atîk isimleri meşhurdur.
    Mescid-i Aksa. Kudüs’teki Beytü’l- Makdis’tir. Kabe’den sonra yeryüzünde yapılan ikinci mabettir. Hz. Davud ve Hz. Süleyman (a.s) tarafından yapılmıştır. Müslümanların ilk kıblesidir. Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebî’den sonra kutsal mâbedlerin üçüncüsüdür. Aksa denilmesi, o günkü şartlarda Kabe’ye en uzakta bulunan mâbed olmasındandır. Bir de onun ötesinde başka bir mescidin bulunmayışındandır.
    Mescid-i Aksa, peygamberlerin toplandığı, ilâhi vahiylerin indiği mübarek bir yer olduğu için, Mi’rac’ta Peygamberimiz de (s.a.v) oraya uğramış oraları, ziyaret etmiş ve ibadetle şereflendirmiştir.
    Beytü’l-Ma’mûr. Yedinci kat gökteki melekler tarafından tavaf edilen mâbeddir. Kabe’nin tam hizasında bulunur. Mi’racı anlatırken ayrıca bilgi verilecektir.
    Kur’ân-ı Kerîm’de Mi’rac
    Mi’rac, Hz. Peygamber’in (s.a.v) isrâ denen gece yolculuğu ile başlamıştır. Mi’racın ilk safhası olan isrâ hakkında Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîmde şöyle buyurmaktadır:
    “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim, diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O gerçekten her şeyi işitendir ve görendir.”2
    Mi’racın göklerde yaşanan bazı anları ayrı bir sûrede anlatılır. Bu konuda yüce Allah, Necm sûresinde şöyle buyuruyor:
    “Cebrail en yüksek ufukta (aslî haliyle) doğruldu. Sonra (Muhammed’e) yaklaştıkça yaklaştı. O kadar ki (kirişleri birbirine birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha yakın oldu. İşte öyle biranda Allah kuluna (Muhammed’e) vahyeceğini vahyetti. Onun gözleriyle gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi siz onun gördükleri hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz? Andolsun ki o (peygamber) onu bir başka kez daha inişte gördü. Sidretü’l-müntehâ’nın yanında. Me’vâ cenneti de onun yanındadır. O (gördüğü) zaman sidreyi kaplayan kaplıyordu. Onun gözü kaymadı ve (sınırı da) aşmadı. Andolsun ki o, Rabbi’nin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.”3


  4. 06.Nisan.2011, 08:21
    2
    Editör



    Önce mi’rac mucizesi hakkında bazı ön bilgiler verelim:
    Sözlükte isrâ, “gece yürüyüşü” demektir. Mi’rac da kelime olarak “yükseğe çıkmak, merdiven, asansör” gibi mânalara gelir. İsrâ, Hz. Peygamber’in (s.a.v) bir gece Mescid-i Harâm’dan alınıp Mescid-i Aksâ’ya götürülmesi olayıdır. Mi’rac ise, Mescid-i Aksâ’dan göklere ve yüce makamlara çıkartılması hadisesidir. Mi’rac deyince isrâ da içine girer.

    Mi’racın Zamanı: Mi’rac, hicretten bir buçuk sene önce Receb ayının 27. gecesi meydana gelmiştir. Genel kabul budur. Mi’racın zamanı konusundaki farklı görüşlerin işin aslına bir etkisi ve katkısı yoktur.
    İsrâ ve mi’rac, aynı gecede olmuştur. Çok kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleşmiştir. Yüce Allah zaman içinde zaman yaratmıştır. Buna bast-ı zaman denir.
    Mescid-i Haram: Kabe’yi çevreleyen ve Harem-i şerif denen mesciddir. Yeryüzünde inşa edilen ilk mâbeddir. Onu ilk olarak meleklerle Hz. Âdem (a.s) inşa etmiştir. Daha sonra aynı temeller üzerine Hz. İbrahim ve oğlu İsmail (a.s) yeniden yapmışlardır.
    Mescid-i Harâm’ın içindeki Kabe müslümanların kıblesidir. Yeryüzünde en kutsal yerdir. Kabe’nin birçok ismi vardır. el-Beyt ve Beytü’l Atîk isimleri meşhurdur.
    Mescid-i Aksa. Kudüs’teki Beytü’l- Makdis’tir. Kabe’den sonra yeryüzünde yapılan ikinci mabettir. Hz. Davud ve Hz. Süleyman (a.s) tarafından yapılmıştır. Müslümanların ilk kıblesidir. Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebî’den sonra kutsal mâbedlerin üçüncüsüdür. Aksa denilmesi, o günkü şartlarda Kabe’ye en uzakta bulunan mâbed olmasındandır. Bir de onun ötesinde başka bir mescidin bulunmayışındandır.
    Mescid-i Aksa, peygamberlerin toplandığı, ilâhi vahiylerin indiği mübarek bir yer olduğu için, Mi’rac’ta Peygamberimiz de (s.a.v) oraya uğramış oraları, ziyaret etmiş ve ibadetle şereflendirmiştir.
    Beytü’l-Ma’mûr. Yedinci kat gökteki melekler tarafından tavaf edilen mâbeddir. Kabe’nin tam hizasında bulunur. Mi’racı anlatırken ayrıca bilgi verilecektir.
    Kur’ân-ı Kerîm’de Mi’rac
    Mi’rac, Hz. Peygamber’in (s.a.v) isrâ denen gece yolculuğu ile başlamıştır. Mi’racın ilk safhası olan isrâ hakkında Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîmde şöyle buyurmaktadır:
    “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim, diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O gerçekten her şeyi işitendir ve görendir.”2
    Mi’racın göklerde yaşanan bazı anları ayrı bir sûrede anlatılır. Bu konuda yüce Allah, Necm sûresinde şöyle buyuruyor:
    “Cebrail en yüksek ufukta (aslî haliyle) doğruldu. Sonra (Muhammed’e) yaklaştıkça yaklaştı. O kadar ki (kirişleri birbirine birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha yakın oldu. İşte öyle biranda Allah kuluna (Muhammed’e) vahyeceğini vahyetti. Onun gözleriyle gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi siz onun gördükleri hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz? Andolsun ki o (peygamber) onu bir başka kez daha inişte gördü. Sidretü’l-müntehâ’nın yanında. Me’vâ cenneti de onun yanındadır. O (gördüğü) zaman sidreyi kaplayan kaplıyordu. Onun gözü kaymadı ve (sınırı da) aşmadı. Andolsun ki o, Rabbi’nin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.”3


  5. 06.Nisan.2011, 08:21
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İsra ve Miracın Mekke'de yansımaları, Hz. Ebubekir'in tavrı, Mekke'nin tepkileri

    Hadislerde Mi’rac
    Mi’rac hadisesi, Enes b Mâlik, Ebû Hüreyre, Ebû Zer, Ebû Saîd-i Hudri, Malik bin Sa’sâ gibi (Allah kendilerinden razı olsun) pek çok sahabe tarafından rivayet edilmiştir. Bu rivayetler, Buhârî, Müslim ve Nesâî gibi meşhur hadis kitaplarında mevcuttur. İsrâ ve mi’rac olayı diğer hadis ve siyer kitaplarında daha detaylı olarak nakledilmiştir. Biz, bu
    konudaki rivayetleri bir araya getirerek, olayın ana seyrini bir bütünlük içinde nakletmeye çalışacağız.
    Resûlullah’ın (s.a.v) Mi’racdaki Binekleri
    Allame Alûsî (rah) der ki: Âlâî Tefsirinde zikredildiğine göre Resûlullah’ın (s.a.v) mi’racda beş çeşit biniti olmuştur:
    1. Burak: Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya kadar.
    2. Mi’rac (Merdiven): Mescid-i Aksâ’dan dünya semasına kadar.
    3. Meleklerin kanadı: Dünya semasından yedinci semaya kadar.
    4. Cibril’in Kanadı: Yedinci semadan, Sidretü’l- Müntehâ’ya kadar.
    5. Refref: Sidretü’l- Müntehâ’dan Cenâb-ı Hak ile kelam ettiği makama kadar.
    Allah Resulü (s.a.v) için bu binitlerin tahsis edilmesi, onun şerefini göstermek içindir. Yoksa Allah Teâlâ habibini bir anda dilediği yere ulaştırırdı.4
    Mescid-i Harâm’dan Yola Çıkış
    Peygamberimiz (s.a.v) bir gece, Kabe’de namaz kılmıştı, peşinden Hatîm bölgesinde yanı üzeri uzanmış istirahat ediyordu. Bir rivayette, Resûlullah (s.a.v) istirahat sırasında yalnız değildi; bir yanında Hz. Hamza, diğer yanında Cafer-i Tayyar yatıyordu.5 Peygamberimiz (s.a.v) meleğin, “Şu üç kişiden ortada olanı kaldırın” sesini işitti.6
    Cebrail (a.s) Peygamberimiz’in (s.a.v) elinden tuttu, özel bir yolculuğa çıkacaklarını haber verdi. Sonra Allah Resûlü’nün (s.a.v) göğsünü göbeğine kadar yardı. Kalbini çıkardı. Zemzemle üç defa yıkadı. İçinde sıkıntı verecek ne varsa hepsini temizleyip dışarı attı. Sonra içi iman ve hikmet dolu altın bir tas getirdi, onu Peygamberimiz’in (s.a.v) kalbine boşalttı, içini iman ve hikmetle doldurdu. Allah Resûlü’nün kalbi iman, hilim ve yakin ile doldu. Cebrail (a.s) Peygamberimiz’in (s.a.v) kalb-i şerifini yerine koydu, kapattı, eliyle meshetti, kalbi iyi oldu. O anda Allah Resulü (s.a.v) hiçbir acı çekmedi.
    Cebrail (a.s) Peygamberimiz’in (s.a.v) elinden tutup mescidin kapısına geldiler. Orada burak adında bir hayvan hazırlanmıştı. Başında Mîkâil (a.s) vardı. Burak katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renkli bir hayvandı. İki bacağında iki kanat vardı, onlarla ayaklarını iterek hızını artırıyordu. Üzerinde eyer, başında yular vardı.
    Peygamberimiz (s.a.v) burak’a binmek için yaklaşınca, hayvan sanki biraz nazlanırcasına hırçınlaştı. Cebrail (a.s) elini onun yelesine koyup,
    “Ey burak, sen şu yaptığından utanmıyor musun? Sana insanların en hayırlısı binecek. Sana Allah katında bundan daha şerefli kimse binmedi. Sakin ol!” dedi. Burak utandı, ter döktü, sakinleşti. Cebrail üzengisini tuttu, Peygamberimiz (s.a.v) burak’a bindi. Mikâil de hayvanın başındaki yuları tutuyordu. Cebrail sağında, Mikâil önde hareket ettiler. Burak çok hızlı giden bir binekti. Öyle ki, gözünün gördüğü yere adımını atıyor, o hızla gidiyordu.
    Yolda Kılınan Namazlar
    Bir müddet gittiler, hurmalık bir yere geldiler. Cebrail (a.s), Peygamberimiz’e (s.a.v),
    “Burada in ve namaz kıl” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) inip namaz kıldı. Sonra buraka bindi. Cebrail,
    “Nerede namaz kıldığını biliyor musun?” diye sordu,
    Resûlullah (s.a.v),
    “Hayır bilmiyorum” dedi. Cebrail (a.s),
    “Taybe’de (Medine’de) kıldın. Orası hicret edeceğin yerdir” dedi. Yola devam ettiler. Burak aynı hızla gidiyordu. Bir yere geldiler. Cebrail (a.s),
    “Burada in ve namaz kıl” dedi. Resûlullah (s.a.v) inip namaz kıldı. Sonra buraka bindi. Cebrail (a.s),
    “Nerede namaz kıldığını biliyor musun?” diye sordu,
    Resûlullah (s.a.v),
    “Hayır bilmiyorum” dedi. Cebrail (a.s),
    “Medyen’de Allah’ın Musa’ya hitap ettiği ağacın yanında kıldın” dedi. Yola devam ettiler. Bir yere gelince, Cebrail (a.s),
    “Burada in ve namaz kıl” dedi. Peygamberimiz (s.a.v) inip namaz kıldı. Sonra buraka bindi. Cebrail (a.s),
    “Nerede namaz kıldığını biliyor musun?” diye sordu,
    Resûlullah (s.a.v),
    “Hayır bilmiyorum” dedi. Cebrail (a.s),
    “Allah’ın Musa ile konuştuğu Tûr-i sinâ’da namaz kıldın” dedi. Sonra yola devam ettiler. Uzaktan köşkleri gözüken bir yere geldiler. Cebrail (a.s),
    “Burada in ve namaz kıl” dedi. Resûl-i Ekrem (s.a.v) inip namaz kıldı. Sonra buraka bindi. Cebrail (a.s),
    “Nerede namaz kıldığını biliyor musun?” diye sordu,
    Resûlullah (s.a.v),
    “Hayır, bilmiyorum” dedi. Cebrail (a.s),
    “İsa’nın doğduğu yerde Beytü’l Lahm’de namaz kıldın”
    dedi.7
    Peygamberlerle Namaz
    Nihayet Mescid-i Aksây’a geldiler. Cebrail (a.s) burağı,
    bütün peygamberlerin hayvanlarını bağladıkları halkaya bağladı. Mescide girdiler. İkişer rek’at namaz kıldılar.
    Allah Teâlâ insanlığa gönderdiği bütün peygamberleri
    Mescid-i Aksâ’da toplamıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) onlara
    imam olup namaz kıldırdı. Sonra Cebrail (a.s), Peygamberimiz’e (s.a.v) dönerek,
    “Kureyşliler Allah’ın ortağı bulunduğunu, hıristiyanlar da Allah’ın bir oğlu olduğunu iddia ediyorlar. Şu peygamberlere sorsana yüce Allah’ın bir ortağı ve oğlu olur mu?” dedi. Peygamberimiz de (s.a.v) onlara sordu. Bütün peygamberler,
    “Biz yüce Allah’ın tek olduğunu, O’nun hiçbir ortağı ve oğlu bulunmadığını tebliğ etmek için gönderildik” dediler; tevhid inancını ikrar ettiler.
    Peygamberimiz (s.a.v) susamıştı. Kendisine içmesi için iki kap getirildi. Birinde süt, diğerinde şarap vardı. Kendisine,
    “Hangini istersen al” denildi. Resûlullah (s.a.v) sütü tercih etti. Cebrail (a.s),
    “Sen fıtratı temsil edeni seçtin, isabet ettin; eğer şarabı seçseydin ümmetin azardı, şarap dünyada size haram kılındı” dedi.


  6. 06.Nisan.2011, 08:21
    3
    Editör
    Hadislerde Mi’rac
    Mi’rac hadisesi, Enes b Mâlik, Ebû Hüreyre, Ebû Zer, Ebû Saîd-i Hudri, Malik bin Sa’sâ gibi (Allah kendilerinden razı olsun) pek çok sahabe tarafından rivayet edilmiştir. Bu rivayetler, Buhârî, Müslim ve Nesâî gibi meşhur hadis kitaplarında mevcuttur. İsrâ ve mi’rac olayı diğer hadis ve siyer kitaplarında daha detaylı olarak nakledilmiştir. Biz, bu
    konudaki rivayetleri bir araya getirerek, olayın ana seyrini bir bütünlük içinde nakletmeye çalışacağız.
    Resûlullah’ın (s.a.v) Mi’racdaki Binekleri
    Allame Alûsî (rah) der ki: Âlâî Tefsirinde zikredildiğine göre Resûlullah’ın (s.a.v) mi’racda beş çeşit biniti olmuştur:
    1. Burak: Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya kadar.
    2. Mi’rac (Merdiven): Mescid-i Aksâ’dan dünya semasına kadar.
    3. Meleklerin kanadı: Dünya semasından yedinci semaya kadar.
    4. Cibril’in Kanadı: Yedinci semadan, Sidretü’l- Müntehâ’ya kadar.
    5. Refref: Sidretü’l- Müntehâ’dan Cenâb-ı Hak ile kelam ettiği makama kadar.
    Allah Resulü (s.a.v) için bu binitlerin tahsis edilmesi, onun şerefini göstermek içindir. Yoksa Allah Teâlâ habibini bir anda dilediği yere ulaştırırdı.4
    Mescid-i Harâm’dan Yola Çıkış
    Peygamberimiz (s.a.v) bir gece, Kabe’de namaz kılmıştı, peşinden Hatîm bölgesinde yanı üzeri uzanmış istirahat ediyordu. Bir rivayette, Resûlullah (s.a.v) istirahat sırasında yalnız değildi; bir yanında Hz. Hamza, diğer yanında Cafer-i Tayyar yatıyordu.5 Peygamberimiz (s.a.v) meleğin, “Şu üç kişiden ortada olanı kaldırın” sesini işitti.6
    Cebrail (a.s) Peygamberimiz’in (s.a.v) elinden tuttu, özel bir yolculuğa çıkacaklarını haber verdi. Sonra Allah Resûlü’nün (s.a.v) göğsünü göbeğine kadar yardı. Kalbini çıkardı. Zemzemle üç defa yıkadı. İçinde sıkıntı verecek ne varsa hepsini temizleyip dışarı attı. Sonra içi iman ve hikmet dolu altın bir tas getirdi, onu Peygamberimiz’in (s.a.v) kalbine boşalttı, içini iman ve hikmetle doldurdu. Allah Resûlü’nün kalbi iman, hilim ve yakin ile doldu. Cebrail (a.s) Peygamberimiz’in (s.a.v) kalb-i şerifini yerine koydu, kapattı, eliyle meshetti, kalbi iyi oldu. O anda Allah Resulü (s.a.v) hiçbir acı çekmedi.
    Cebrail (a.s) Peygamberimiz’in (s.a.v) elinden tutup mescidin kapısına geldiler. Orada burak adında bir hayvan hazırlanmıştı. Başında Mîkâil (a.s) vardı. Burak katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renkli bir hayvandı. İki bacağında iki kanat vardı, onlarla ayaklarını iterek hızını artırıyordu. Üzerinde eyer, başında yular vardı.
    Peygamberimiz (s.a.v) burak’a binmek için yaklaşınca, hayvan sanki biraz nazlanırcasına hırçınlaştı. Cebrail (a.s) elini onun yelesine koyup,
    “Ey burak, sen şu yaptığından utanmıyor musun? Sana insanların en hayırlısı binecek. Sana Allah katında bundan daha şerefli kimse binmedi. Sakin ol!” dedi. Burak utandı, ter döktü, sakinleşti. Cebrail üzengisini tuttu, Peygamberimiz (s.a.v) burak’a bindi. Mikâil de hayvanın başındaki yuları tutuyordu. Cebrail sağında, Mikâil önde hareket ettiler. Burak çok hızlı giden bir binekti. Öyle ki, gözünün gördüğü yere adımını atıyor, o hızla gidiyordu.
    Yolda Kılınan Namazlar
    Bir müddet gittiler, hurmalık bir yere geldiler. Cebrail (a.s), Peygamberimiz’e (s.a.v),
    “Burada in ve namaz kıl” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) inip namaz kıldı. Sonra buraka bindi. Cebrail,
    “Nerede namaz kıldığını biliyor musun?” diye sordu,
    Resûlullah (s.a.v),
    “Hayır bilmiyorum” dedi. Cebrail (a.s),
    “Taybe’de (Medine’de) kıldın. Orası hicret edeceğin yerdir” dedi. Yola devam ettiler. Burak aynı hızla gidiyordu. Bir yere geldiler. Cebrail (a.s),
    “Burada in ve namaz kıl” dedi. Resûlullah (s.a.v) inip namaz kıldı. Sonra buraka bindi. Cebrail (a.s),
    “Nerede namaz kıldığını biliyor musun?” diye sordu,
    Resûlullah (s.a.v),
    “Hayır bilmiyorum” dedi. Cebrail (a.s),
    “Medyen’de Allah’ın Musa’ya hitap ettiği ağacın yanında kıldın” dedi. Yola devam ettiler. Bir yere gelince, Cebrail (a.s),
    “Burada in ve namaz kıl” dedi. Peygamberimiz (s.a.v) inip namaz kıldı. Sonra buraka bindi. Cebrail (a.s),
    “Nerede namaz kıldığını biliyor musun?” diye sordu,
    Resûlullah (s.a.v),
    “Hayır bilmiyorum” dedi. Cebrail (a.s),
    “Allah’ın Musa ile konuştuğu Tûr-i sinâ’da namaz kıldın” dedi. Sonra yola devam ettiler. Uzaktan köşkleri gözüken bir yere geldiler. Cebrail (a.s),
    “Burada in ve namaz kıl” dedi. Resûl-i Ekrem (s.a.v) inip namaz kıldı. Sonra buraka bindi. Cebrail (a.s),
    “Nerede namaz kıldığını biliyor musun?” diye sordu,
    Resûlullah (s.a.v),
    “Hayır, bilmiyorum” dedi. Cebrail (a.s),
    “İsa’nın doğduğu yerde Beytü’l Lahm’de namaz kıldın”
    dedi.7
    Peygamberlerle Namaz
    Nihayet Mescid-i Aksây’a geldiler. Cebrail (a.s) burağı,
    bütün peygamberlerin hayvanlarını bağladıkları halkaya bağladı. Mescide girdiler. İkişer rek’at namaz kıldılar.
    Allah Teâlâ insanlığa gönderdiği bütün peygamberleri
    Mescid-i Aksâ’da toplamıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) onlara
    imam olup namaz kıldırdı. Sonra Cebrail (a.s), Peygamberimiz’e (s.a.v) dönerek,
    “Kureyşliler Allah’ın ortağı bulunduğunu, hıristiyanlar da Allah’ın bir oğlu olduğunu iddia ediyorlar. Şu peygamberlere sorsana yüce Allah’ın bir ortağı ve oğlu olur mu?” dedi. Peygamberimiz de (s.a.v) onlara sordu. Bütün peygamberler,
    “Biz yüce Allah’ın tek olduğunu, O’nun hiçbir ortağı ve oğlu bulunmadığını tebliğ etmek için gönderildik” dediler; tevhid inancını ikrar ettiler.
    Peygamberimiz (s.a.v) susamıştı. Kendisine içmesi için iki kap getirildi. Birinde süt, diğerinde şarap vardı. Kendisine,
    “Hangini istersen al” denildi. Resûlullah (s.a.v) sütü tercih etti. Cebrail (a.s),
    “Sen fıtratı temsil edeni seçtin, isabet ettin; eğer şarabı seçseydin ümmetin azardı, şarap dünyada size haram kılındı” dedi.


  7. 06.Nisan.2011, 08:22
    4
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İsra ve Miracın Mekke'de yansımaları, Hz. Ebubekir'in tavrı, Mekke'nin tepkileri

    Mi’racla Göklere Yükseliş
    Bundan sonra bir mi’rac (asansör, merdiven) getirildi, göklere doğru kuruldu. Mi’rac, göreni hayrette bırakacak güzellikte bir şeydi. Cennetten getirilmişti. Mi’rac, müminlerin ölürken gözlerini diktikleri şeydir; çünkü müminlerin ruhları bu merdivenden semaya çıkarılır. Resûlullah (s.a.v) burada şu âyet-i kerimeyi okudu:
    “Melekler ve rûh (Cebrail) oraya miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl olan bir günde çıkarlar.”8
    Peygamberimiz (s.a.v) mi’raca bindi, Cebrail ile birlikte yükseldiler. Birinci kat göğün kapısına geldiler. Bu kapıya Hafaza kapısı denir. Orada İsmâîl isimli bir melek vardı. Göğü koruyordu. Emrinde 70.000 melek vardı. Her bir meleğin emrinde de 100.000 melek bulunuyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu durumu anlatırken şu âyet-i kerimeyi okudu:
    “Rabbinin askerlerini (ve adetlerini) ancak O bilir.”9
    Burada Cebrail (a.s) semanın kapısının açılmasını istedi. Görevli melek,
    “Sen kimsin?” diye sordu, Cebrail,
    “Ben Cebrail’im” dedi. Görevli melek,
    “Yanında kimse var mı?” diye sordu, Cebrail,
    “Muhammed (a.s) var” dedi. Melek,
    “O (mi’rac için)10 gönderildi mi?” diye sordu, Cebrail,
    “Evet” dedi.

    Hemen kapı açıldı. Melekler, Peygamberimiz’i (s.a.v) görünce sevindiler, ona merhaba ettiler, hoş geldin, safa getirdin dediler. Kendisini övdüler. Onu görmekten duydukları mutluluğu dile getirdiler.
    Peygamberlerle Görüşme
    Peygamberimiz (s.a.v) birinci kat semanın kapısından içeri girince orada Hz. Âdem’i gördü. Hz. Âdem (a.s) yaratıldığı günkü hali üzere bulunuyordu. Sağında ve solunda toplu halde birçok kimse vardı. Hz. Âdem sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyordu. Cebrail (a.s), Resûlullah’a (s.a.v),
    “Ona selâm ver” dedi. Peygamberimiz (s.a.v) selâm verdi. Âdem (a.s) selâmı aldı ve,
    “Ey sâlih evlat, sâlih peygamber, hoş geldin, safa geldin” dedi. Cebrail (a.s),

    “Bu zât atan Âdem’dir (a.s). Şu sağındaki ve solundaki topluluklar ise onun zürriyetinden gelen insanların ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler cehennemliktir. Onun için sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyor” dedi.
    Sonra ikinci kat semaya yükseldiler. Oradaki görevli melekle de aynı soru ve cevaptan sonra içeri girdiler. Orada teyze çocukları Yahya ve İsâ (a.s) ile karşılaştılar. Peygamberimiz (s.a.v) onlara selâm verdi. Onlar da selâmı alıp,
    “Hoş geldin, ey sâlih kardeş, sâlih peygamber” diyerek merhaba ettiler. Sonra üçüncü kata yükseldiler.

    Üçüncü kat semada Hz. Yusuf (a.s) ile karşılaştılar. Selâmlaşıp dördüncü kata yükseldiler.
    Dördüncü kat semada Hz. İdris (a.s) ile karşılaştılar.
    Selâmlaşıp beşinci kat semaya yükseldiler.

    Beşinci kat semada Hz. Harun (a.s) ile karşılaştılar.
    Selâmlaşıp altıncı kat semaya yükseldiler.
    Altıncı kat semada Hz. Musa (a.s) ile karşılaştılar. Selâmlaşıp merhaba ettiler. Hz. Musa (a.s) Peygamberimiz’e (s.a.v) hayır dua etti.



  8. 06.Nisan.2011, 08:22
    4
    Editör
    Mi’racla Göklere Yükseliş
    Bundan sonra bir mi’rac (asansör, merdiven) getirildi, göklere doğru kuruldu. Mi’rac, göreni hayrette bırakacak güzellikte bir şeydi. Cennetten getirilmişti. Mi’rac, müminlerin ölürken gözlerini diktikleri şeydir; çünkü müminlerin ruhları bu merdivenden semaya çıkarılır. Resûlullah (s.a.v) burada şu âyet-i kerimeyi okudu:
    “Melekler ve rûh (Cebrail) oraya miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl olan bir günde çıkarlar.”8
    Peygamberimiz (s.a.v) mi’raca bindi, Cebrail ile birlikte yükseldiler. Birinci kat göğün kapısına geldiler. Bu kapıya Hafaza kapısı denir. Orada İsmâîl isimli bir melek vardı. Göğü koruyordu. Emrinde 70.000 melek vardı. Her bir meleğin emrinde de 100.000 melek bulunuyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu durumu anlatırken şu âyet-i kerimeyi okudu:
    “Rabbinin askerlerini (ve adetlerini) ancak O bilir.”9
    Burada Cebrail (a.s) semanın kapısının açılmasını istedi. Görevli melek,
    “Sen kimsin?” diye sordu, Cebrail,
    “Ben Cebrail’im” dedi. Görevli melek,
    “Yanında kimse var mı?” diye sordu, Cebrail,
    “Muhammed (a.s) var” dedi. Melek,
    “O (mi’rac için)10 gönderildi mi?” diye sordu, Cebrail,
    “Evet” dedi.

    Hemen kapı açıldı. Melekler, Peygamberimiz’i (s.a.v) görünce sevindiler, ona merhaba ettiler, hoş geldin, safa getirdin dediler. Kendisini övdüler. Onu görmekten duydukları mutluluğu dile getirdiler.
    Peygamberlerle Görüşme
    Peygamberimiz (s.a.v) birinci kat semanın kapısından içeri girince orada Hz. Âdem’i gördü. Hz. Âdem (a.s) yaratıldığı günkü hali üzere bulunuyordu. Sağında ve solunda toplu halde birçok kimse vardı. Hz. Âdem sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyordu. Cebrail (a.s), Resûlullah’a (s.a.v),
    “Ona selâm ver” dedi. Peygamberimiz (s.a.v) selâm verdi. Âdem (a.s) selâmı aldı ve,
    “Ey sâlih evlat, sâlih peygamber, hoş geldin, safa geldin” dedi. Cebrail (a.s),

    “Bu zât atan Âdem’dir (a.s). Şu sağındaki ve solundaki topluluklar ise onun zürriyetinden gelen insanların ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler cehennemliktir. Onun için sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyor” dedi.
    Sonra ikinci kat semaya yükseldiler. Oradaki görevli melekle de aynı soru ve cevaptan sonra içeri girdiler. Orada teyze çocukları Yahya ve İsâ (a.s) ile karşılaştılar. Peygamberimiz (s.a.v) onlara selâm verdi. Onlar da selâmı alıp,
    “Hoş geldin, ey sâlih kardeş, sâlih peygamber” diyerek merhaba ettiler. Sonra üçüncü kata yükseldiler.

    Üçüncü kat semada Hz. Yusuf (a.s) ile karşılaştılar. Selâmlaşıp dördüncü kata yükseldiler.
    Dördüncü kat semada Hz. İdris (a.s) ile karşılaştılar.
    Selâmlaşıp beşinci kat semaya yükseldiler.

    Beşinci kat semada Hz. Harun (a.s) ile karşılaştılar.
    Selâmlaşıp altıncı kat semaya yükseldiler.
    Altıncı kat semada Hz. Musa (a.s) ile karşılaştılar. Selâmlaşıp merhaba ettiler. Hz. Musa (a.s) Peygamberimiz’e (s.a.v) hayır dua etti.



  9. 06.Nisan.2011, 08:22
    5
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İsra ve Miracın Mekke'de yansımaları, Hz. Ebubekir'in tavrı, Mekke'nin tepkileri

    Hz. İbrahim (a.s) ve Beytü’l-Ma’mûr
    Sonra Cebrail (a.s) ile Peygamberimiz (s.a.v) yedinci kat semaya yükseldiler. Orada İbrahim (a.s) ile buluştular. Hz. İbrahim, sırtını Beytü’l-Ma’mûr’a dayamış bir taht üzerinde oturuyordu. Resûlullah (s.a.v) ona selâm verdi. Hz. İbrahim selâmı aldı ve ona,
    “Hoş geldin ey sâlih peygamber, hoş geldin ey sâlih evlât” dedi. Hz. İbrahim saçlarına ak düşmüş heybetli bir zâttı. Evlatları içinde ona en çok benzeyen kimse Peygamberimiz’di (s.a.v). Burada Peygamber Efendimiz’e,
    “İşte senin ve ümmetinin mekânı burasıdır” denildi.
    Sonra Peygamberimiz (s.a.v) Beytü’l-Ma’mûra girdi. İçinde namaz kıldı. Resûlullah (s.a.v) Beytü’l-Ma’mûr’un büyüklüğünü ve onu ziyaret eden meleklerin çokluğunu şöyle haber vermiştir:
    “Onu her gün 70.000 melek tavaf eder, bu meleklere kıyamete kadar tavaf için bir daha sıra gelmez.”11
    Sidretü’l- Müntehâ
    Peygamberimiz (s.a.v) sonra Sidretü’l- Müntehâ’ya yükseltildi. Cebrail (a.s), “Burası Sidretü’l- Müntehâ’dır” dedi. Resûlullah’a (s.a.v), “Ümmetinden senin sünnetin üzere gidenlerin yükseleceği en son makam burasıdır” denildi.12
    Resûlullah (s.a.v) Sidretü’l- Müntehâ’nın yanında Cebrail’i (a.s) 600 kanadıyla aslî suretinde gördü. Cebrail (a.s) o haliyle bütün ufku kaplamıştı. Resûlullah (s.a.v) Sidretü’l- Müntehâ’yı tanıtırken bazı özelliklerinden şöyle bahsetmiştir:
    Sidretü’l-Müntehâ, yedinci kat göğün üstünde, Arş’ın sağında bir ağaçtır. Kökünden dört nehir akmaktadır. İkisi içe doğru, ikisi dışa doğru akmaktadır. Gölgesi bütün gökleri ve cenneti kaplar. Yaprakları fil kulakları şeklinde, meyveleri ise iri küpler gibidir. Her yanını yüce Allah’ın nuru kuşatmıştır. Bu haliyle ilâhî azameti temsil etmektedir. Melekler, kuşların bir ağacı sarması gibi her yanını sarmıştır. Güzelliğini anlatmaktan akıl ve dil aciz kalır. Varlıkların ilmi oraya kadardır, o son noktadır. Onun ötesi sadece yüce Allah’ın bileceği bir âlemdir. Ondan ötesine ne bir melek, ne de başka kimse geçer. Bütün melek ve peygamberlerin ilmi onda son bulur.
    Sidretü’l-Müntehâ, bütün hükümlerin başlayıp bittiği yerdir, yeryüzünden çıkan bir hüküm oraya kadar yükselir, yeryüzüne inecek bir hüküm oradan gelir.
    Peygamberimiz (a.s) Sidretü’l- Müntehâ’dan sonra öyle bir makama yükseldi ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri işitti. Cebrail (a.s) geride kaldı. Allah Resulü (s.a.v), ona baktı, Cebrail (a.s) ilâhî azamet ve dehşetten bir eski elbise gibi yere serilmişti. Resûlullah (s.a.v) ona niçin gelmediğini sordu, Cebrail (a.s), “Ya Muhammed, benim son durağım buraya kadar. Eğer buradan bir karış ileri geçersem yanarım. Benim buradan ileriye geçmeye takatim (ve yetkim) yoktur” dedi.”
    Refref ve Huzura Alınış
    Resûl-i Ekrem (s.a.v) tek başınaydı. Bütün melekler ve varlıklar arkasında kalmıştı, bundan ötesine refref denen bir vasıta ile yükseldi. Refref cennetten getirilmiş yemyeşil bir ipek döşekti. Öyle genişti ki bütün ufku kaplıyordu. Kainatın Efendisi (s.a.v), bütün varlıkların övüncü, yüce Rabbinin en sevgili kulu, sadece sevilmek için yaratılmış insanlığın gülü Hz. Muhammed (s.a.v) Refref’in üzerine oturdu ve onunla ilerledi. Kendisinden bütün sesler kesildi. Gayb âleminin bu en yüksek yerinde Allah’ın dilediği yere geldi.
    Nihayet âlemde hiçbir beşerin ve meleğin ulaşamayacağı bir yakınlık ile âlemlerin Rabbi Aziz ve Celil olan Allah’a yaklaştı. O makamda Cenâb-ı Hak ona, en büyük lütfü olan cemâlini gösterdi. Peygamberimiz (s.a.v) yüce Allah’ı gördü. Secdeye kapandı. Cenâb-ı Hak,
    “Ey Muhammed, korkma yaklaş” diye hitab buyurdu, ona vahyedeceğini vahyetti. Resûl-i Kibriya Efendimiz, yüce Rabbinin ilhamı ile O’nu şöyle övdü:
    “Ettahiyyatü lillâhi, vessalâvatü vettayyibâtü”
    “En güzel övgüler, selâmlar, güzel işler, ibadet ve taatler Allah’a mahsustur, O’na lâyıktır.”

    Bunun üzerine yüce Allah kendisine şöyle karşılıkta bulundu:
    “Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi
    veberekâtühü”
    “Ey nebî, selâm sana olsun, Allah’ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.”
    Peygamberimiz (s.a.v) bu selâmı şöyle aldı:
    “Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihin”
    “Selâm bizim ve Allah’ın sâlih kullarının üzerine olsun.”



  10. 06.Nisan.2011, 08:22
    5
    Editör
    Hz. İbrahim (a.s) ve Beytü’l-Ma’mûr
    Sonra Cebrail (a.s) ile Peygamberimiz (s.a.v) yedinci kat semaya yükseldiler. Orada İbrahim (a.s) ile buluştular. Hz. İbrahim, sırtını Beytü’l-Ma’mûr’a dayamış bir taht üzerinde oturuyordu. Resûlullah (s.a.v) ona selâm verdi. Hz. İbrahim selâmı aldı ve ona,
    “Hoş geldin ey sâlih peygamber, hoş geldin ey sâlih evlât” dedi. Hz. İbrahim saçlarına ak düşmüş heybetli bir zâttı. Evlatları içinde ona en çok benzeyen kimse Peygamberimiz’di (s.a.v). Burada Peygamber Efendimiz’e,
    “İşte senin ve ümmetinin mekânı burasıdır” denildi.
    Sonra Peygamberimiz (s.a.v) Beytü’l-Ma’mûra girdi. İçinde namaz kıldı. Resûlullah (s.a.v) Beytü’l-Ma’mûr’un büyüklüğünü ve onu ziyaret eden meleklerin çokluğunu şöyle haber vermiştir:
    “Onu her gün 70.000 melek tavaf eder, bu meleklere kıyamete kadar tavaf için bir daha sıra gelmez.”11
    Sidretü’l- Müntehâ
    Peygamberimiz (s.a.v) sonra Sidretü’l- Müntehâ’ya yükseltildi. Cebrail (a.s), “Burası Sidretü’l- Müntehâ’dır” dedi. Resûlullah’a (s.a.v), “Ümmetinden senin sünnetin üzere gidenlerin yükseleceği en son makam burasıdır” denildi.12
    Resûlullah (s.a.v) Sidretü’l- Müntehâ’nın yanında Cebrail’i (a.s) 600 kanadıyla aslî suretinde gördü. Cebrail (a.s) o haliyle bütün ufku kaplamıştı. Resûlullah (s.a.v) Sidretü’l- Müntehâ’yı tanıtırken bazı özelliklerinden şöyle bahsetmiştir:
    Sidretü’l-Müntehâ, yedinci kat göğün üstünde, Arş’ın sağında bir ağaçtır. Kökünden dört nehir akmaktadır. İkisi içe doğru, ikisi dışa doğru akmaktadır. Gölgesi bütün gökleri ve cenneti kaplar. Yaprakları fil kulakları şeklinde, meyveleri ise iri küpler gibidir. Her yanını yüce Allah’ın nuru kuşatmıştır. Bu haliyle ilâhî azameti temsil etmektedir. Melekler, kuşların bir ağacı sarması gibi her yanını sarmıştır. Güzelliğini anlatmaktan akıl ve dil aciz kalır. Varlıkların ilmi oraya kadardır, o son noktadır. Onun ötesi sadece yüce Allah’ın bileceği bir âlemdir. Ondan ötesine ne bir melek, ne de başka kimse geçer. Bütün melek ve peygamberlerin ilmi onda son bulur.
    Sidretü’l-Müntehâ, bütün hükümlerin başlayıp bittiği yerdir, yeryüzünden çıkan bir hüküm oraya kadar yükselir, yeryüzüne inecek bir hüküm oradan gelir.
    Peygamberimiz (a.s) Sidretü’l- Müntehâ’dan sonra öyle bir makama yükseldi ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri işitti. Cebrail (a.s) geride kaldı. Allah Resulü (s.a.v), ona baktı, Cebrail (a.s) ilâhî azamet ve dehşetten bir eski elbise gibi yere serilmişti. Resûlullah (s.a.v) ona niçin gelmediğini sordu, Cebrail (a.s), “Ya Muhammed, benim son durağım buraya kadar. Eğer buradan bir karış ileri geçersem yanarım. Benim buradan ileriye geçmeye takatim (ve yetkim) yoktur” dedi.”
    Refref ve Huzura Alınış
    Resûl-i Ekrem (s.a.v) tek başınaydı. Bütün melekler ve varlıklar arkasında kalmıştı, bundan ötesine refref denen bir vasıta ile yükseldi. Refref cennetten getirilmiş yemyeşil bir ipek döşekti. Öyle genişti ki bütün ufku kaplıyordu. Kainatın Efendisi (s.a.v), bütün varlıkların övüncü, yüce Rabbinin en sevgili kulu, sadece sevilmek için yaratılmış insanlığın gülü Hz. Muhammed (s.a.v) Refref’in üzerine oturdu ve onunla ilerledi. Kendisinden bütün sesler kesildi. Gayb âleminin bu en yüksek yerinde Allah’ın dilediği yere geldi.
    Nihayet âlemde hiçbir beşerin ve meleğin ulaşamayacağı bir yakınlık ile âlemlerin Rabbi Aziz ve Celil olan Allah’a yaklaştı. O makamda Cenâb-ı Hak ona, en büyük lütfü olan cemâlini gösterdi. Peygamberimiz (s.a.v) yüce Allah’ı gördü. Secdeye kapandı. Cenâb-ı Hak,
    “Ey Muhammed, korkma yaklaş” diye hitab buyurdu, ona vahyedeceğini vahyetti. Resûl-i Kibriya Efendimiz, yüce Rabbinin ilhamı ile O’nu şöyle övdü:
    “Ettahiyyatü lillâhi, vessalâvatü vettayyibâtü”
    “En güzel övgüler, selâmlar, güzel işler, ibadet ve taatler Allah’a mahsustur, O’na lâyıktır.”

    Bunun üzerine yüce Allah kendisine şöyle karşılıkta bulundu:
    “Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi
    veberekâtühü”
    “Ey nebî, selâm sana olsun, Allah’ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.”
    Peygamberimiz (s.a.v) bu selâmı şöyle aldı:
    “Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihin”
    “Selâm bizim ve Allah’ın sâlih kullarının üzerine olsun.”



  11. 06.Nisan.2011, 08:23
    6
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İsra ve Miracın Mekke'de yansımaları, Hz. Ebubekir'in tavrı, Mekke'nin tepkileri

    Bu güzel selamlaşmayı işiten Cebrail de (a.s) şöyle dedi:
    “Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühü.”
    “Ben şehadet ederim ki Allah birdir. O’ndan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın kulu ve resulüdür.”

    Peşinden bütün melekler de onun bu şehadetini söylediler.13
    Beş Vakit Namazın Farz Kılınması
    Resûlullah Efendimiz (s.a.v) yüce Allah ile çok özel konuşmalar yaptı, O’ndan doğrudan birçok vahiy aldı, Cenâb-ı Hak kendisine ve ümmetine elli vakit namazı farz kıldı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) aldığı emir ve manevî hediyelerle geri döndü. Hz. Musa’nın (a.s) yanına gelince;
    Hz. Musa,
    “Ey Muhammed, Allah sana neler emretti?” diye sordu.
    Peygamberimiz de elli vakit namazı emrettiğini söyledi.

    Hz. Musa,
    “Elli vakit namaz çoktur. Bu, senin ümmetine zor gelir, yapamazlar. Rabbine iltica et de hafifletsin. Ben insanların içinde bulundum, onların halini iyi bilirim. İsrâiloğulları bundan daha az şeyleri yapmadılar. Senin ümmetinin bedeni daha zayıftır, elli vakit namazı kılamazlar” dedi.

    Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) geri döndü, ilâhî huzurda secdeye kapanıp yalvardı. Yüce Allah elli vakitten beş vakit azaltma yaptı. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) geri döndü. Hz. Musa, durumu öğrenince,
    “Git yüce Allah’tan hafifletmesini iste, ümmetin bunu yapamaz, zorlanır” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) yine ilâhî huzura vardı ve Cenâb-ı Hak’tan namaz vakitlerini azaltmasını istedi. Yüce Allah beş vakit daha azalttı. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) geri döndüğünde Hz. Musa, yine geri dönüp bu yükü hafifletmesi için yüce Allah’a niyaz etmesini istedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) tekrar ilâhî huzura çıktı. Âlemlerin Rabbi, her defasında habibi Hz. Muhammed’e hitap ediyor, arzusuna karşılık veriyor ve ümmetinin yükünü hafifletiyordu. Sonunda elli vakit namaz beş vakte kadar indirildi.
    Resûlullah Efendimiz (s.a.v) yüce huzurdan dönerken, yüce Allah kendisine şu müjdeyi verdi:
    “Bunlar bir gün ve gecede ümmetine farz kıldığım beş
    vakit namazdır. Sizden kim iman ederek ve sevabını sadece benden bekleyerek beş vakit namazı kılarsa, ona elli vakit farz namazın sevabını veririm.14 Benim katımda söz değişmez. Ümmetinden kim bir güzel iş yapmaya niyet eder de yapamazsa, ona bir sevap veririm. Niyet ettiği iyi işi yaparsa, en az on sevap veririm. Kim kötü bir işi yapmaya niyet edip vazgeçerse ona bir şey yazılmaz: eğer kötü işi yaparsa bir günah yazılır.”

    Resûlullah Efendimiz (s.a.v) bu şekilde geri döndü.
    Hz. Musa (a.s) beş vakit namazı da çok buldu fakat Peygamber Efendimiz (s.a.v),

    “Bu konuda çok müracaat ettim, artık namazın biraz daha azaltılmasın istemekten haya ediyorum, ben Rabbim’in hükmüne razıyım, emrine teslim oluyorum” diyerek beş vakit namaz ve diğer manevî hediyelerle ümmetinin arasına döndü.15
    Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v), Hz. Musa (a.s) ile görüşmesi ve onun tavsiyesiyle namazın azaltılması, Cenâbı Hakk’ın bir takdiridir. Yüce Allah, ilâhî kaderde, Ümmet-i Muhammed’e bu ikramı yapmada Hz. Musa’yı sebep kılmıştır. İlâhî murad böyleydi, hükmünü öyle icra etti. O’na sonsuz hamd olsun. Yüce Allah bütün peygamber efendilerimize salât ve selâm etsin.
    2 İsra 17/1.
    3 Necm 53/6-18.
    4 Âlûsî, Rûhul-Meânî, 8/11 (Beyrut 1994).
    5 bk. ibn Hacer, Fethü’l-Bârî, 7/604; ibn Ebi Cemre, Behcetü’n-Nüfûs, 3/177;
    Şâmî, Sübülü’l-Hüdâ 3/79, 96; Sindî, Nesâî, Salât, 1 nolu babın haşiyesinde; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 2/369, 373 (Beyrut 2002).
    6 ibn Huzeyme, Salât, 1 (nr. 301).
    7 Birbirini tamamlayan rivayetler için bk. Nesâî, Salât, 1; Beyhakî, Delâilü’n-
    Nübüvve, 2/355-356.
    8 Meâric 70/4.
    9 Müddesir 74/31.
    10 Görevli meleğin, “O gönderildi mi?” sorusunu, “Peygamber olarak gönderildimi?” mânasında değil, “Mi’rac için gönderildi mi?” şeklinde anlamak en uygun olanıdır, bk. ibn Hacer, Fethü’l-Bân, 2/7; Aynî, Ümdetü’l-Kârî, 3/248; Kâdî İyâz, İkmâlü’l-Mülim 1/502 (Dârü’l-Vefâ, 1998); Süheylî, er- Ravdü’l-Ünüf, 3/432.
    11 Müslim, İmân, 259; Ebû Avâne. Müsned, 1/125-126; Ahmed, Müsned,
    3/149. ,J Taberî, Câmiü’l-Beyân, 15/15 (Beyrut 1995); Heysemî, ez-Zevâid, 1/71; Kâdî iyâz, Şifâ, 1/159; Şâmî, Sübülü’l-Hüdâ, 3/90.
    13 Bursevî, Ruhû’l-Beyân, 5/145-146 (Beyrut 2001).
    14 İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, 2/28 (Beyrut 2003).
    15 isrâ ve mi’rac olayını zikrettiğimiz seyir içinde topluca görmek için bk.
    Şâmî, Sübülül-Hüdâ, 3/79-94; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 2/354-405;
    Heysemî, ez-Zevâid, 1/65-78; Asım Koksal, islâm Târihi, 2/205-221. Daha
    kısa rivayetler için bk. Buhâri, Salât, 1; Müslim, İmân, 263, 264; Nesâî,
    Salât, 1; Ahmed, Müsned, 3/148-149.

    Kulun Yolculuğu – Dilaver Selvi


  12. 06.Nisan.2011, 08:23
    6
    Editör
    Bu güzel selamlaşmayı işiten Cebrail de (a.s) şöyle dedi:
    “Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühü.”
    “Ben şehadet ederim ki Allah birdir. O’ndan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın kulu ve resulüdür.”

    Peşinden bütün melekler de onun bu şehadetini söylediler.13
    Beş Vakit Namazın Farz Kılınması
    Resûlullah Efendimiz (s.a.v) yüce Allah ile çok özel konuşmalar yaptı, O’ndan doğrudan birçok vahiy aldı, Cenâb-ı Hak kendisine ve ümmetine elli vakit namazı farz kıldı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) aldığı emir ve manevî hediyelerle geri döndü. Hz. Musa’nın (a.s) yanına gelince;
    Hz. Musa,
    “Ey Muhammed, Allah sana neler emretti?” diye sordu.
    Peygamberimiz de elli vakit namazı emrettiğini söyledi.

    Hz. Musa,
    “Elli vakit namaz çoktur. Bu, senin ümmetine zor gelir, yapamazlar. Rabbine iltica et de hafifletsin. Ben insanların içinde bulundum, onların halini iyi bilirim. İsrâiloğulları bundan daha az şeyleri yapmadılar. Senin ümmetinin bedeni daha zayıftır, elli vakit namazı kılamazlar” dedi.

    Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) geri döndü, ilâhî huzurda secdeye kapanıp yalvardı. Yüce Allah elli vakitten beş vakit azaltma yaptı. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) geri döndü. Hz. Musa, durumu öğrenince,
    “Git yüce Allah’tan hafifletmesini iste, ümmetin bunu yapamaz, zorlanır” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) yine ilâhî huzura vardı ve Cenâb-ı Hak’tan namaz vakitlerini azaltmasını istedi. Yüce Allah beş vakit daha azalttı. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) geri döndüğünde Hz. Musa, yine geri dönüp bu yükü hafifletmesi için yüce Allah’a niyaz etmesini istedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) tekrar ilâhî huzura çıktı. Âlemlerin Rabbi, her defasında habibi Hz. Muhammed’e hitap ediyor, arzusuna karşılık veriyor ve ümmetinin yükünü hafifletiyordu. Sonunda elli vakit namaz beş vakte kadar indirildi.
    Resûlullah Efendimiz (s.a.v) yüce huzurdan dönerken, yüce Allah kendisine şu müjdeyi verdi:
    “Bunlar bir gün ve gecede ümmetine farz kıldığım beş
    vakit namazdır. Sizden kim iman ederek ve sevabını sadece benden bekleyerek beş vakit namazı kılarsa, ona elli vakit farz namazın sevabını veririm.14 Benim katımda söz değişmez. Ümmetinden kim bir güzel iş yapmaya niyet eder de yapamazsa, ona bir sevap veririm. Niyet ettiği iyi işi yaparsa, en az on sevap veririm. Kim kötü bir işi yapmaya niyet edip vazgeçerse ona bir şey yazılmaz: eğer kötü işi yaparsa bir günah yazılır.”

    Resûlullah Efendimiz (s.a.v) bu şekilde geri döndü.
    Hz. Musa (a.s) beş vakit namazı da çok buldu fakat Peygamber Efendimiz (s.a.v),

    “Bu konuda çok müracaat ettim, artık namazın biraz daha azaltılmasın istemekten haya ediyorum, ben Rabbim’in hükmüne razıyım, emrine teslim oluyorum” diyerek beş vakit namaz ve diğer manevî hediyelerle ümmetinin arasına döndü.15
    Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v), Hz. Musa (a.s) ile görüşmesi ve onun tavsiyesiyle namazın azaltılması, Cenâbı Hakk’ın bir takdiridir. Yüce Allah, ilâhî kaderde, Ümmet-i Muhammed’e bu ikramı yapmada Hz. Musa’yı sebep kılmıştır. İlâhî murad böyleydi, hükmünü öyle icra etti. O’na sonsuz hamd olsun. Yüce Allah bütün peygamber efendilerimize salât ve selâm etsin.
    2 İsra 17/1.
    3 Necm 53/6-18.
    4 Âlûsî, Rûhul-Meânî, 8/11 (Beyrut 1994).
    5 bk. ibn Hacer, Fethü’l-Bârî, 7/604; ibn Ebi Cemre, Behcetü’n-Nüfûs, 3/177;
    Şâmî, Sübülü’l-Hüdâ 3/79, 96; Sindî, Nesâî, Salât, 1 nolu babın haşiyesinde; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 2/369, 373 (Beyrut 2002).
    6 ibn Huzeyme, Salât, 1 (nr. 301).
    7 Birbirini tamamlayan rivayetler için bk. Nesâî, Salât, 1; Beyhakî, Delâilü’n-
    Nübüvve, 2/355-356.
    8 Meâric 70/4.
    9 Müddesir 74/31.
    10 Görevli meleğin, “O gönderildi mi?” sorusunu, “Peygamber olarak gönderildimi?” mânasında değil, “Mi’rac için gönderildi mi?” şeklinde anlamak en uygun olanıdır, bk. ibn Hacer, Fethü’l-Bân, 2/7; Aynî, Ümdetü’l-Kârî, 3/248; Kâdî İyâz, İkmâlü’l-Mülim 1/502 (Dârü’l-Vefâ, 1998); Süheylî, er- Ravdü’l-Ünüf, 3/432.
    11 Müslim, İmân, 259; Ebû Avâne. Müsned, 1/125-126; Ahmed, Müsned,
    3/149. ,J Taberî, Câmiü’l-Beyân, 15/15 (Beyrut 1995); Heysemî, ez-Zevâid, 1/71; Kâdî iyâz, Şifâ, 1/159; Şâmî, Sübülü’l-Hüdâ, 3/90.
    13 Bursevî, Ruhû’l-Beyân, 5/145-146 (Beyrut 2001).
    14 İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, 2/28 (Beyrut 2003).
    15 isrâ ve mi’rac olayını zikrettiğimiz seyir içinde topluca görmek için bk.
    Şâmî, Sübülül-Hüdâ, 3/79-94; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 2/354-405;
    Heysemî, ez-Zevâid, 1/65-78; Asım Koksal, islâm Târihi, 2/205-221. Daha
    kısa rivayetler için bk. Buhâri, Salât, 1; Müslim, İmân, 263, 264; Nesâî,
    Salât, 1; Ahmed, Müsned, 3/148-149.

    Kulun Yolculuğu – Dilaver Selvi





+ Yorum Gönder