Konusunu Oylayın.: İltifat-ı Rabbaniyye olarak İsra ve Miraç hadisesi İsra 17/1-6 ve Necm 53/1-18 ayetleri bağlamında İsra ve Miraç

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İltifat-ı Rabbaniyye olarak İsra ve Miraç hadisesi İsra 17/1-6 ve Necm 53/1-18 ayetleri bağlamında İsra ve Miraç
  1. 05.Nisan.2011, 06:54
    1
    Misafir

    İltifat-ı Rabbaniyye olarak İsra ve Miraç hadisesi İsra 17/1-6 ve Necm 53/1-18 ayetleri bağlamında İsra ve Miraç






    İltifat-ı Rabbaniyye olarak İsra ve Miraç hadisesi İsra 17/1-6 ve Necm 53/1-18 ayetleri bağlamında İsra ve Miraç Mumsema iltifat-ı rabbaniye olarak İsra ve Miraç hadisesi
    İsra 17/1-6 ve Necm 53/1-18 ayetleri bağlamında İsra ve Miraç


  2. 05.Nisan.2011, 06:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 10.Nisan.2011, 14:11
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: İltifat-ı Rabbaniyye olarak İsra ve Miraç hadisesi İsra 17/1-6 ve Necm 53/1-18 ayetleri bağlamında İsra ve Miraç




    İSRÂ SÛRESİ İLK AYETLERİN TEFSİRİ

    Mushaf’taki sıralamaya göre kitabımızın 17, nüzûl sıralamasına göre 50, miûn kısmının ikinci ilk sûreler grubunun üçüncü sûresi olan İsrâ sûresi Mekke’de nâzil olmuş olup âyetlerinin sayısı 111 dir.

    “Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla”

    Hamd yalnız ve yalnız âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm Allah’ın Rasûlüne ve Onun pak aile halkına ve ashabına olsun. Rabbi-miz bizden kabul buyur. Çünkü sen her şeyi işitensin, her şeyi bilensin.








    İsrâ sûresi, başında İsrâ hadisesini de konu edindiği için hicretten bir yıl önce Mekke’de son inen sûrelerdendir. 111 âyetlik bir sûre olan İsrâ sûresi Mekke’de Rasûlullah’la kavgalarını sürdüren Mekke müşriklerini, İsrâil oğullarını, kendilerinden önceki elçilerle kavgasını sürdüren toplumların başlarına gelenlerle uyarır. Kur’an’ın Ona inananları, Ona sarılanları, hayatlarını Onunla düzenleme çabası içine girenleri en doğru yola ilettiği vurgulanır. Rabbimiz bu sûrede kullarını sadece kendisini dinlemeye, sadece kendisine kulluğa çağırır ve bu kulluğun gereklerini ortaya koyar.
    1. “Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram'dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.”

    Kulu Muhammed (a.s)’ı bir gece Mekke’deki Mescid-i Haramdan kendisine bir kısım âyetlerini göstermek için çevresini mübârek kıldığı Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah sübhandır, mübârektir. Tesbi-he lâyık olan, gündemde tutulmaya, övülmeye, yüceltilmeye lâyık olan O’dur. En mükemmel sıfatların sahibi, noksan sıfatlardan münezzehtir O Allah. Yüceler yücesidir. Allah her şeyi işiten ve bilendir, her şey-den haberdar olandır.

    Evet İsrâ gece yolculuğu demektir. Rabbimiz şerefli kulu, şerefli elçisi Hz. Muhammed (a.s)’ı bir gece Mekke’deki Mescid-i Haramdan alıp Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürdü. Rabbimizin etrafını bereketli kıldığımız buyurduğu mübarek bir yurda götürdü böylece ona bir kısım âyetlerini göstermek ve Mekke’de kavminin baskıları ve zulümleri altında bunalmış olan Rasûlullah efendimizi içinde bulunduğu sıkıntılarından biraz biraz kurtarmak, rahatlatmak ve yüceliklerin zirvesinde bir izzet ve şerefe ulaştırmak istedi.

    Böylece Rabbimiz, Efendimize yüce âyetlerini gösterecek, onu yüceliklerin zirvesine çıkaracak, göklere urûc ettirecek çıkaracak, yedi kat semaları aştıracak ve nihâyet Sidre-i Münteha’ya ve Onun ötesine kadar ulaştıracaktı. Rabbimiz orada, elçisini yükselttiği o makamda ona âyetlerinden bir kısmını gösterecekti. Acaba Rabbimizin elçisine göstermeyi murad buyurduğu bu âyetler nelerdi bunu bilmiyoruz. Bu sûrenin bu ifadesinden ve yine Necm sûresinin beyanlarından anlayabildiğimiz kadarıyla Rabbimiz orada Resûlullah Efendimize kendi rubûbiyet ve ulûhiyet’ini, mülk ve saltanatını, kelimelerle anlatılması mümkün olmayan ancak müşahede ile ulaşılabilecek büyük âyetlerinden bir kısmını gösterdi.

    Ne büyük bir nimet, ne büyük bir şeref değil mi? Yıllar önce yine şerefli elçilerinden Mûsâ (a.s)’a Tur’da lütfettiği nimetini bu defa da Rasûlullah Efendimize nasip ediyordu. Elçisini yedi kat semaların ötesine, Sidre-i Münteha’nın da ötesine çağıracak, bizzat onunla direk konuşacak, onu şereflerin, yüceliklerin en zirve noktasına çıkaracak ve Mekke’nin kasvetli ortamından onu uzaklaştırıp müşriklerin baskısından rahatlatacaktı.

    Ve böylece kıyâmete kadar gelecek onun yolunun yolcusu olan müslümanlara Mîrâç ve İsrâ’nın bereketini, şerefini yaşatacaktı. Rabbimiz kendi safında yer alan müslümanlara namazla kendisine yükselme imkânı lütfedecekti. Kıyâmete kadar kullarını şereflendirecekti.






    2,3. “Mûsâ'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrâil oğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh çok şükreden bir kuldu.”

    Evet Biz Mûsâ’ya da kitap verdik, Tevrat’ı verdik ve o kitabı İsrâil oğulları için bir hidâyet rehberi, bir yol gösterici kıldık. Ve bu kitapla onlardan şunu istedik. Ey İsrâil oğulları, sakın Rab olarak, İlâh olarak Beni bırakıp da Benden başkalarını vekil kabul etmeyin. Benden başka hayatınızda söz sahipleri bulmayın. Benden başkalarını Rab, Melik ve İlâh kabul etmeyin. Benden başkalarında egemenlik yetkisi görmeyin. Kulluk edilecek, sözü dinlenecek, çektiği yere gidilecek, ya-saları uygulanacak tek velîniz, tek Rabbiniz Benim, dedik.

    Yâni dün Mûsâ (a.s)’a kitabı indirirken ne buyurmuşsa, kitabı hangi maksatla indirmişse şimdi şu anda son elçisi Muhammed (a.s)’a kitabı indirirken de Rabbimiz aynı şeyi söylüyordu. Sevgili elçisini Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götürürken, oradan da alıp yedi kat semaya, Sidre-i Münteha’ya, yücelerin yücesine, şereflerin şerefine ulaştırırken de tüm kullarından istediği yine aynı şeydir. Sadece kendisi Rab ve İlâh bilmek, sadece kendisine kulluk etmek.

    Evet şu anda o elçilerimizden birisi ve sonuncusu olan Mu-hammed (a.s) yeni, türedi birisi değildir. Bilâkis o köklü bir geçmişin sahibidir. O Nuh’un, İbrâhim’in, Mûsâ’nın, Îsâ’nın yolunun son temsilcisidir. Ve kıyâmete kadar insanlık onun temsilciliği, onun rehberliğiyle hidâyeti bulacaklardır. Onu kabul edenler hep kazanırlarken, reddedenler de hep kaybedenlerden olacaklardır. Mûsâ (a.s) da, Ona iman edip Onunla birlik olan İsrâil oğulları da, Muhammed (a.s) da, Ona iman edip tercihlerini Ondan yana kullanan mü’minler de hepsi hepsi Nuh (a.s) la birlikte gemide taşıdıklarımızın zürriyetleridirler.

    Yâni onlar batan bir toplumun içinden kurtulanların, peygamber safında yer alan müslümanların torunlarıdırlar. Aynı inancın, aynı anlayışın sahibidirler. Nuh (a.s) şükreden, hayatını Allah için yaşayan bir kuldu.

    Ondan sonra Onun kulluğuna, Onun teslimiyetine, Onun şükrüne sahip çıkan İsrâil oğulları yeryüzünde bir süre şerefli bir hayat yaşadılar. Ama sonradan bozuldular. Peygamberlerinin yolunu terk edip rezil bir hayatın mahkumu oldular.

    Ve işte bu kitap son elçi Muhammed (a.s)’a geldiği dönemde son elçiye karşı amansız bir düşman kesildiler. Allah’ın son elçisini, son kitabını, son dinini reddettiler. Böylece onların daha önce ne kendi kitaplarına, ne de kendi peygamberlerine iman etmedikleri açığa çıkıyordu. Çünkü kendi peygamberlerine, kendi kitaplarına iman eden kimseler olmuş olsalardı, yâni Allah’ın hayata karıştığına, hayatı düzenlemek üzere kitap ve peygamber gönderdiğine inanmış olsalardı, elbette aynı kaynaktan gelen bu son kitaba ve peygambere iman etmek zorunda kalacaklardı.

    Çünkü Allah’a iman, Allah’ın hayata karıştığına imandır. Allah’a iman, O’ndan gelenlere imandır. Allah’a iman Allah’ın gönder-diklerine imandır. Şimdi elçi olarak Musa aleyhisselâmı gönderen, ama Muhammed aleyhisselâmı göndermeyen veya kitap olarak Tevrat’ı gönderen, ama Kur’an’ı göndermeyen bir yahudiye nasıl mü’min diyebiliriz? Kitap olarak İncil’i gönderen, ama Kur’an’ı göndermeyen bir Allah’a inanan hıristiyana nasıl müslüman diyebileceğiz?


    4,6. “İsrâil oğullarına Kitapta: “Doğrusu yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz" diye bildirdik. Bu ikisinden birincisinin vakti gelince, üzerinize pek güçlü olan kullarımızı salacağız. Onlar memleketlerinizde her köşeyi kontrollerine alacaklar. Bu, yerine gelecek bir vaattir. Bunun ardından sizi onlara galip getireceğiz; mallar ve oğullarla size yardım edecek ve sizin sayınızı artıracağız.”diye yazdık.”

    Biz İsrâil oğullarına kitapta yazdık, takdir ettik, yasa yaptık. Peki nerede, hangi kitapta yazmıştı, belirlemişti Rabbimiz? Bunu bil-miyoruz. Ya Tevrat’ta, ya Levh-i Mahfuz’da, ya Kur’an’da, ya da tüm kitaplarda olabilecektir.

    Neyi kararlaştırmış Rabbimiz? Şunu: Muhakkak ki siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacaksınız. Ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz. Haddi aşıp isyankar olacaksınız. Yeryüzünde azgınlık yapacaksınız. İlk bozgunculuğunu, ilk isyanınızı gerçekleştirdiğiniz zaman Biz sizin üzerinize sizden intikam almak, sizin burnunuzu sürtmek için güçlü kuvvetli kullarımızı göndereceğiz. Öyle ki onlar evlerinize barklarınıza kadar girecekler, sizi araştıracaklar, arayacaklar, bulacaklar ve sizi ezecekler. Tüm ülkenize hakim olacaklar. İşte bu olan, gerçekleşen bir vaaddir.

    Ve bunun ardından sizi tekrar onlara galip getiririz. Evet ikinci defa sizin üzerinize döneriz. Size bol bol mallar mülkler, güçler, imkânlar veririz. Ekonomik ve sayısal gücünüzü artırırız da bir mağlubiyetten, bir hezimetten, bir bozgundan sonra sizi tekrar eksi güçlü kuvvetli döneminize kavuştururuz. Düşmanlarınıza karşı size yardım ederiz, sizi destekleriz.


  4. 10.Nisan.2011, 14:11
    2
    Üye



    İSRÂ SÛRESİ İLK AYETLERİN TEFSİRİ

    Mushaf’taki sıralamaya göre kitabımızın 17, nüzûl sıralamasına göre 50, miûn kısmının ikinci ilk sûreler grubunun üçüncü sûresi olan İsrâ sûresi Mekke’de nâzil olmuş olup âyetlerinin sayısı 111 dir.

    “Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla”

    Hamd yalnız ve yalnız âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm Allah’ın Rasûlüne ve Onun pak aile halkına ve ashabına olsun. Rabbi-miz bizden kabul buyur. Çünkü sen her şeyi işitensin, her şeyi bilensin.








    İsrâ sûresi, başında İsrâ hadisesini de konu edindiği için hicretten bir yıl önce Mekke’de son inen sûrelerdendir. 111 âyetlik bir sûre olan İsrâ sûresi Mekke’de Rasûlullah’la kavgalarını sürdüren Mekke müşriklerini, İsrâil oğullarını, kendilerinden önceki elçilerle kavgasını sürdüren toplumların başlarına gelenlerle uyarır. Kur’an’ın Ona inananları, Ona sarılanları, hayatlarını Onunla düzenleme çabası içine girenleri en doğru yola ilettiği vurgulanır. Rabbimiz bu sûrede kullarını sadece kendisini dinlemeye, sadece kendisine kulluğa çağırır ve bu kulluğun gereklerini ortaya koyar.
    1. “Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram'dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.”

    Kulu Muhammed (a.s)’ı bir gece Mekke’deki Mescid-i Haramdan kendisine bir kısım âyetlerini göstermek için çevresini mübârek kıldığı Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah sübhandır, mübârektir. Tesbi-he lâyık olan, gündemde tutulmaya, övülmeye, yüceltilmeye lâyık olan O’dur. En mükemmel sıfatların sahibi, noksan sıfatlardan münezzehtir O Allah. Yüceler yücesidir. Allah her şeyi işiten ve bilendir, her şey-den haberdar olandır.

    Evet İsrâ gece yolculuğu demektir. Rabbimiz şerefli kulu, şerefli elçisi Hz. Muhammed (a.s)’ı bir gece Mekke’deki Mescid-i Haramdan alıp Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürdü. Rabbimizin etrafını bereketli kıldığımız buyurduğu mübarek bir yurda götürdü böylece ona bir kısım âyetlerini göstermek ve Mekke’de kavminin baskıları ve zulümleri altında bunalmış olan Rasûlullah efendimizi içinde bulunduğu sıkıntılarından biraz biraz kurtarmak, rahatlatmak ve yüceliklerin zirvesinde bir izzet ve şerefe ulaştırmak istedi.

    Böylece Rabbimiz, Efendimize yüce âyetlerini gösterecek, onu yüceliklerin zirvesine çıkaracak, göklere urûc ettirecek çıkaracak, yedi kat semaları aştıracak ve nihâyet Sidre-i Münteha’ya ve Onun ötesine kadar ulaştıracaktı. Rabbimiz orada, elçisini yükselttiği o makamda ona âyetlerinden bir kısmını gösterecekti. Acaba Rabbimizin elçisine göstermeyi murad buyurduğu bu âyetler nelerdi bunu bilmiyoruz. Bu sûrenin bu ifadesinden ve yine Necm sûresinin beyanlarından anlayabildiğimiz kadarıyla Rabbimiz orada Resûlullah Efendimize kendi rubûbiyet ve ulûhiyet’ini, mülk ve saltanatını, kelimelerle anlatılması mümkün olmayan ancak müşahede ile ulaşılabilecek büyük âyetlerinden bir kısmını gösterdi.

    Ne büyük bir nimet, ne büyük bir şeref değil mi? Yıllar önce yine şerefli elçilerinden Mûsâ (a.s)’a Tur’da lütfettiği nimetini bu defa da Rasûlullah Efendimize nasip ediyordu. Elçisini yedi kat semaların ötesine, Sidre-i Münteha’nın da ötesine çağıracak, bizzat onunla direk konuşacak, onu şereflerin, yüceliklerin en zirve noktasına çıkaracak ve Mekke’nin kasvetli ortamından onu uzaklaştırıp müşriklerin baskısından rahatlatacaktı.

    Ve böylece kıyâmete kadar gelecek onun yolunun yolcusu olan müslümanlara Mîrâç ve İsrâ’nın bereketini, şerefini yaşatacaktı. Rabbimiz kendi safında yer alan müslümanlara namazla kendisine yükselme imkânı lütfedecekti. Kıyâmete kadar kullarını şereflendirecekti.






    2,3. “Mûsâ'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrâil oğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh çok şükreden bir kuldu.”

    Evet Biz Mûsâ’ya da kitap verdik, Tevrat’ı verdik ve o kitabı İsrâil oğulları için bir hidâyet rehberi, bir yol gösterici kıldık. Ve bu kitapla onlardan şunu istedik. Ey İsrâil oğulları, sakın Rab olarak, İlâh olarak Beni bırakıp da Benden başkalarını vekil kabul etmeyin. Benden başka hayatınızda söz sahipleri bulmayın. Benden başkalarını Rab, Melik ve İlâh kabul etmeyin. Benden başkalarında egemenlik yetkisi görmeyin. Kulluk edilecek, sözü dinlenecek, çektiği yere gidilecek, ya-saları uygulanacak tek velîniz, tek Rabbiniz Benim, dedik.

    Yâni dün Mûsâ (a.s)’a kitabı indirirken ne buyurmuşsa, kitabı hangi maksatla indirmişse şimdi şu anda son elçisi Muhammed (a.s)’a kitabı indirirken de Rabbimiz aynı şeyi söylüyordu. Sevgili elçisini Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götürürken, oradan da alıp yedi kat semaya, Sidre-i Münteha’ya, yücelerin yücesine, şereflerin şerefine ulaştırırken de tüm kullarından istediği yine aynı şeydir. Sadece kendisi Rab ve İlâh bilmek, sadece kendisine kulluk etmek.

    Evet şu anda o elçilerimizden birisi ve sonuncusu olan Mu-hammed (a.s) yeni, türedi birisi değildir. Bilâkis o köklü bir geçmişin sahibidir. O Nuh’un, İbrâhim’in, Mûsâ’nın, Îsâ’nın yolunun son temsilcisidir. Ve kıyâmete kadar insanlık onun temsilciliği, onun rehberliğiyle hidâyeti bulacaklardır. Onu kabul edenler hep kazanırlarken, reddedenler de hep kaybedenlerden olacaklardır. Mûsâ (a.s) da, Ona iman edip Onunla birlik olan İsrâil oğulları da, Muhammed (a.s) da, Ona iman edip tercihlerini Ondan yana kullanan mü’minler de hepsi hepsi Nuh (a.s) la birlikte gemide taşıdıklarımızın zürriyetleridirler.

    Yâni onlar batan bir toplumun içinden kurtulanların, peygamber safında yer alan müslümanların torunlarıdırlar. Aynı inancın, aynı anlayışın sahibidirler. Nuh (a.s) şükreden, hayatını Allah için yaşayan bir kuldu.

    Ondan sonra Onun kulluğuna, Onun teslimiyetine, Onun şükrüne sahip çıkan İsrâil oğulları yeryüzünde bir süre şerefli bir hayat yaşadılar. Ama sonradan bozuldular. Peygamberlerinin yolunu terk edip rezil bir hayatın mahkumu oldular.

    Ve işte bu kitap son elçi Muhammed (a.s)’a geldiği dönemde son elçiye karşı amansız bir düşman kesildiler. Allah’ın son elçisini, son kitabını, son dinini reddettiler. Böylece onların daha önce ne kendi kitaplarına, ne de kendi peygamberlerine iman etmedikleri açığa çıkıyordu. Çünkü kendi peygamberlerine, kendi kitaplarına iman eden kimseler olmuş olsalardı, yâni Allah’ın hayata karıştığına, hayatı düzenlemek üzere kitap ve peygamber gönderdiğine inanmış olsalardı, elbette aynı kaynaktan gelen bu son kitaba ve peygambere iman etmek zorunda kalacaklardı.

    Çünkü Allah’a iman, Allah’ın hayata karıştığına imandır. Allah’a iman, O’ndan gelenlere imandır. Allah’a iman Allah’ın gönder-diklerine imandır. Şimdi elçi olarak Musa aleyhisselâmı gönderen, ama Muhammed aleyhisselâmı göndermeyen veya kitap olarak Tevrat’ı gönderen, ama Kur’an’ı göndermeyen bir yahudiye nasıl mü’min diyebiliriz? Kitap olarak İncil’i gönderen, ama Kur’an’ı göndermeyen bir Allah’a inanan hıristiyana nasıl müslüman diyebileceğiz?


    4,6. “İsrâil oğullarına Kitapta: “Doğrusu yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz" diye bildirdik. Bu ikisinden birincisinin vakti gelince, üzerinize pek güçlü olan kullarımızı salacağız. Onlar memleketlerinizde her köşeyi kontrollerine alacaklar. Bu, yerine gelecek bir vaattir. Bunun ardından sizi onlara galip getireceğiz; mallar ve oğullarla size yardım edecek ve sizin sayınızı artıracağız.”diye yazdık.”

    Biz İsrâil oğullarına kitapta yazdık, takdir ettik, yasa yaptık. Peki nerede, hangi kitapta yazmıştı, belirlemişti Rabbimiz? Bunu bil-miyoruz. Ya Tevrat’ta, ya Levh-i Mahfuz’da, ya Kur’an’da, ya da tüm kitaplarda olabilecektir.

    Neyi kararlaştırmış Rabbimiz? Şunu: Muhakkak ki siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacaksınız. Ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz. Haddi aşıp isyankar olacaksınız. Yeryüzünde azgınlık yapacaksınız. İlk bozgunculuğunu, ilk isyanınızı gerçekleştirdiğiniz zaman Biz sizin üzerinize sizden intikam almak, sizin burnunuzu sürtmek için güçlü kuvvetli kullarımızı göndereceğiz. Öyle ki onlar evlerinize barklarınıza kadar girecekler, sizi araştıracaklar, arayacaklar, bulacaklar ve sizi ezecekler. Tüm ülkenize hakim olacaklar. İşte bu olan, gerçekleşen bir vaaddir.

    Ve bunun ardından sizi tekrar onlara galip getiririz. Evet ikinci defa sizin üzerinize döneriz. Size bol bol mallar mülkler, güçler, imkânlar veririz. Ekonomik ve sayısal gücünüzü artırırız da bir mağlubiyetten, bir hezimetten, bir bozgundan sonra sizi tekrar eksi güçlü kuvvetli döneminize kavuştururuz. Düşmanlarınıza karşı size yardım ederiz, sizi destekleriz.





+ Yorum Gönder