Konusunu Oylayın.: Kutlu doğum vaaz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Kutlu doğum vaaz
  1. 16.Nisan.2010, 10:45
    1
    Misafir

    Kutlu doğum vaaz






    Kutlu doğum vaaz Mumsema Kutlu doğum haftası hakkında vaaz istiyorum bana Kutlu doğum ile ilgili vaaz örneği verir misiniz ?


  2. 16.Nisan.2010, 10:45
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 07.Şubat.2011, 12:52
    2
    Yakut
    mumine.com

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Mart.2008
    Üye No: 11544
    Mesaj Sayısı: 725
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: kutlu doğum vaaz




    Mevlid Kandili ve Hz. Peygamber (s.a.s.) Sevgisi·
    I) Konunun Planı:

    A)Hz Peygamberin Kutlu Doğumu, Peygamberi Tanımak, Anmak ve Anlamak.
    B)Hz. Peygamberi Sevmek İmanın Bir gereğidir.
    C)Hz. Peygamberi Sevme ve Onu Örnek Alma Arasındaki İlişki.
    D)Kültürümüzde Hz. Peygamber Sevgisi.
    E)Kandillerin Fert ve Toplum Hayatına Katkıları.
    II) Konunun Açılımı:
    Konuya Hz. Peygamber (a.s.)'ın kutlu doğumunun insanlık tarihinin en önemli olayı olduğu ve onun dünyaya teşrif ettiği devrede dünyanın içinde bulunduğu ve özellikle Arap yarımadasında insanların her türlü değer ölçülerini yitirdiği, sosyal ahlâkın bozulduğu, küfür, şirk ve zulümlerin gönülleri kararttığı vurgulanır.
    O dönemde de insanlığın en çok muhtaç olduğu şeyin huzur, sükun, can ve mal güvenliği olduğundan hareketle, bütün bunları sağlayacak olanın ancak Yüce Allah tarafından gönderilen bir peygamber olduğu ifade edilir.
    Kısaca Hz Peygamberin doğumu ve çocukluğu, gençliğine değinilir. Risalet görevi üzerinde durularak Müslümanların Hz. Peygamber gibi bir örneğe sahip olmalarının değeri üzerinde durulur. Ayrıca Hz. Muhammed’i (s.a.s.) örnek yapan niteliklere yer verilir. Ona itaatin Allah’a itaat olduğu ve Onu can ve maldan öte sevmenin kamil bir imanın göstergesi olduğu vurgulanır. Ayrıca Hz. Peygamberi sevmenin bir ifadesi de onu anlayıp, iş, aile, toplumsal hayatımızda onun prensiplerini günümüze taşımak olduğu ifade edilir. Kültürümüzde Hz. Peygambere duyulan sevgi ve saygıya vugu yapılır. Son olarak Mevlid Kandilini vesile ederek günahlara tövbe etmenin, yakınlarımızın ve yoksulların hatırını sormanın önemi üzerinde durularak vaaza son verilir.
    III)Konunun Özet Sunumu
    Bir Müslüman için uğruna verilecek sevgilerin en yücesi şüphesiz, sevginin kaynağı ve bir ismi de “Vedûd” olan Allah’tır. Müslüman, Allah’a ve onun dostlarına engin muhabbet besleyen kişidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise Allah dostlarının önderidir. İlahi sevgiye ulaştıran bir rehberdir. İnancımızın ve ibadetlerimizin temelinde sevgi, daima ön plandadır. Allah’a imanımız da sevginin eseridir. Çünkü şuurlu bir iman ve ibadet ancak sevilen hak mabuda yapılır. Bu sevme eylemi dilde kalmadığı, gönülde karşılık bulduğu durumlarda bir anlam taşır.
    Dolayısıyla Allah’a ve peygamberine olan sevgimiz, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmakla mümkündür. Nitekim Kuran’ı Kerim bu sevgiyi ispatlamanın yolunun Resulüne itaatten geçtiğini şöyle vurgulamaktadır. De ki: "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.”[1] Bununla birlikte Yüce Allah Rasûlüne itaatin yanında mü’minlerden Hz Peygamberin canını kendi canlarından bile üstün tutmalarını istemiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur: “Peygamber, mü’minler için kendi canlarından ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir.”[2] Peygamberimizi canımızdan ve tüm sevdiklerimizden daha çok sevmek, ancak O’nun yolunda gitmekle olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de kendisinin her şeyden, herkesten daha çok sevilmesi hususunda şöyle buyurmuştur. ”Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk -çoçuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz”[3] İşte bu sebeple, Hz. Peygamber’e gönülden inanan ashabı ondan gelen emirleri büyük bir teslimiyetle yerine getirdiler. O’na derin saygı duydular, derdine ortak oldular. Ayağına batacak dikene bile razı olmadılar. Hidayetin insanlara ulaştırılmasında, O’na her zaman maddi ve manevi destekte bulundular. Onu her şeyden fazla sevdiler. Bizim için bir lütuf olan Hz Peygamber (s.a.v.)’in Allah’ın elçisi olduğuna inanmanın yanında O’nu samimiyetle sevmeli, O’nun sünnetini öğrenerek kendimize rehber edinmeliyiz.
    Milletimiz de asırlardır Sevgili Peygamberimize derin bir muhabbet duymuş Onun doğduğu günü kutlu gece ilan ederek aziz hatırasını yâdetmek üzere çok sayıda manzum ve mensur eserler meydana getirilmiş, bir mevlid edebiyatı oluşmuş, bu maksatla merasimler tertip edilmiştir. Bu merasimler vesile edilerek milletimizin peygamberimize olan sevgisi perçinleşmiş ve toplumuza Onun sevgisi etrafında birlik ve beraberlik mesajları verilmiştir.
    Anadolu insanı Hz. Muhammed (s.a.s.)’e olan sevgisinden ve bağlılığından dolayı çocuklarına onu hatırlatacak isimler vermektedir. Erkek çocuklarına Mehmet, Ahmet ve Mustafa gibi isimleri tercih etmişlerdir. Bu hususta bir inceliği de dikkate alarak ''Muhammed'' ismini verecek olursa ağzından çıkabilecek bir hatalı ifadeden dolayı Peygambere saygısızlık olmasın diye daha çok “Mehmet” olarak isimlendirmeyi uygun görmüşlerdir. Bilindiği gibi, gül motifi Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bir simgesi olarak kabul edilmektedir. Anadolu'da kız çocuklarına Gül, Güldane, Gülser, Gülseren veya Güllü gibi isimler verilmesinin sebebi de peygamber sevgisidir.
    Milletin ordusuna, adeta Hz. Muhammed (s.a.s.) gözüyle bakılmasından dolayı “Küçük ve sevimli Muhammed” manasına gelen “Mehmetçik” ismi verilmiştir. O’nun mensup olduğu askerlik mesleği ile icra ettiği görev ve hizmetinin önemini vurgulamak için de, “Peygamber Ocağı” denmiştir.
    Topkapı Sarayı’nda mukaddes emanetlerin bulunduğu dairede gece ve gündüz ara verilmeksizin yüzyıllar boyunca Kur’an okunması teamül haline getirilmiştir. Asırlar boyunca Mekke ve Medine halkını maddî yönden desteklenmiş, “Haremeyn” vakıfları kurulmuştur. Her yıl üç aylar girdiğinde Anadolu insanının katkısıyla, Kudüs, Medine ve Mekke’deki Müslümanlara ulaştırılmak üzere para, kumaş vs. kıymetli eşyanın gönderildiği “Surre Alayları” tertip edilmiştir. Bütün bunlar Anadolu insanının Hz. Peygambere duyduğu sevginin güzel tezahürleridir.
    “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl?” beyiti Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sevgisini zirveye taşıyarak onun muhabbetten yaratıldığını ve kaynağını ondan almayan bir sevginin değeri olmadığını çok veciz bir şekilde açıklamaktadır:

    IV) Konu İşlenirken istifade edilebilecek Âyetler:
    قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُم اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
    De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[4].
    Konu ile ilgili faydalanılabilecek diğer bazı ayetler şunlardır: 33/21,31-32; Tevbe, 9/128; Ahzâb, 33/6,21, 2/87, 101, 119, 129, 151; 4/79, 170; 5/15-16, 19, 32; 6/130; 7/35, 42-43, 52-53, 59, 61, 65-67, 104; 9/33, 128-129; 10/74; 11/96-97; 12/109; 13/30, 38; 14/5; 15/10-11; 16/1-2, 36, 43-44, 63, 113; 21/7-8, 25, 107.

    V) Konu İşlenirken Başvurulabilecek Hadisler:

    عن أَنس رضي اللَّه عنه أَن أَعرابياً قال لرسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : مَتَى السَّاعَةُ ؟ قال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « مَا أَعْدَدْتَ لَهَا ؟ » قال : حُب اللَّهِ ورسولِهِ قال : « أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ » .
    Enes (r.a)’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir bedevi Resûlullah(s.a.s)’e:
    – Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Efendimiz:
    – “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu.
    – Allah ve Resûlünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
    – “O halde sen, sevdiğin ile berabersin” buyurdu.[5]
    عَنْ أَنَسٍ رضى الله عنه قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ ‏"‏‏.‏
    Hz. Enes'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.[6]
    عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ ‏"‏‏.‏
    Ebu Hureyre'den rivayet edilen benzer bir hadiste de Hz. Peygamber (s.a.s.): "Allah'a yemin ederim ki, hiçbiriniz, ben kendisine babasından ve çocuğundan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.[7]
    عَنْ عبد الله بن‏ هشام أن عمر بن الخطاب قال للنبي -صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏ لأنت يا رسول الله أحب إلي من كل شيء إلا من نفسي‏.‏ فقال‏:‏ لا والذي نفسي بيده، حتى أكون أحب إليك من نفسك‏.‏ فقال له عمر‏:‏ فإنك الآن والله أحب إلي من نفسي‏.‏فقال‏:‏ الآن يا عمر‏"‏‏.

    Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: ''Ya Resûlüllah, sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin'' dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ''Ya Ömer nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.), “Nefsimden de” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ya Ömer, işte şimdi oldu'' cevabını verdi.(3)
    عن أَنسٍ رضي اللَّه عنه عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال: ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيَمَانِ: أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِواهُما ، وأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إِلاَّ للَّهِ ، وَأَنْ يَكْرَه أَنْ يَعُودَ في الكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ في النَّارِ.
    Enes (r.a.) Resulullah (a.s.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi, imanın zevkine ermiş olur. Allah ve Resulünü, her şeyden daha çok sevmek, sevdiği kimseyi sadece Allah için sevmek, Allah’ın kendisine iman nasip etmesinden sonra inançsızlığa düşmeyi, ateşe atılıyormuş gibi kötü görmek.”[8]
    وعن أبى هريرة رضِىَ اللّهُ عنهُ قال: قال رسولُ اللّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم إنِّمَا مثلِى ومثلُكُمْ كمثلِ رجلٍ استَوْقَدَ ناراً فَلمّا أضاءتْ ما حَوْلَهُ جعلَ الفَراشُ وهذِهِ الدوابُّ التى تقعُ في النَّارِ تقعُ فِيهَا فجعلَ ينزعُهنّ ويغْلِبْنَهُ فيقتحمنَ فبهَا فأنا آخذُ بحُجزِكمْ عنِ النارِ، وأنتمْ تقْتَحِمُونَ فِيهَا.

    Ebu Hüreyre (r.a.), "Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmememiz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz"[9]
    عَنْ عبد الله بن‏ هشام أن عمر بن الخطاب قال للنبي -صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏ لأنت يا رسول الله أحب إلي من كل شيء إلا من نفسي‏.‏ فقال‏:‏ لا والذي نفسي بيده، حتى أكون أحب إليك من نفسك‏.‏ فقال له عمر‏:‏ فإنك الآن والله أحب إلي من نفسي‏.‏فقال‏:‏ الآن يا عمر‏"‏‏.
    Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: ''Ya Resûlüllah, sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin'' dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ''Ya Ömer nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.), “Nefsimden de” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ya Ömer, işte şimdi oldu'' cevabını verdi.(3)
    Rasûle bağlılığın eşsiz örneklerinden biri olan Hz. Ömer, bir ara Peygamber Efendimizin huzuruna gelmiş ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevimlisin”, demişti. Peygamberimiz de: “Ömer! Kendinden de!” buyurmuş, bunun üzerine Hz. Ömer: “Kendimden de!”, deyince Hz. Peygamber (as): “Ey Ömer, işte şimdi oldu!” cevabını vermişti. (Tecrid, I, 31)

    VI) Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
    1-NEVEVİ, Riyazü’s-Salihin, Ter. Hasan Hüsnü Erdem ve Kıvamuddin Burslan, DİB yayınları, Ankara 1972.
    2-Türkçe Tercüme ve Şerhi: Riyazü’s-Salihîn Peygamber Efendimizden Hayat Ölçüleri, Hazırlayanlar. Prof.Dr. M.Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail L. Çakan, Doç Dr. Raşit Küçük, Erkam Yayınları, İstanbul 1997.
    3-Dr. Yaşar Yiğit, Model Şahsiyet Olarak Hz. Peygamber ve Hoşgörüsü, DİB.yayınları Ankara 2003.
    4-Diyanet İlmi Dergi (Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) (Özel Sayı 2000).
    5-Dr. Sadık Eraslan, Dr. Ekrem Keleş, En Güzel Örnek Hz. Peygamber, TDV yayınları Ankara 2003.
    6-Yüksel Salman, Dr. Mehmet Canbulat, Dr. Yaşar Yiğit, Hz. Peygamber’in Örnekliği…TDV. yayınları Ankara 2002.

    Peygamberimizi canımızdan ve tüm sevdiklerimizden daha çok sevmek, ancak O’nun yolunda gitmekle olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de kendisinin her şeyden, herkesten daha çok sevilmesi hususunda şöyle buyurmuştur. ”Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk -çoçuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz”[3] İşte bu sebeple, Hz.Peygamber’e gönülden inanan ashabı ondan gelen emirleri büyük bir teslimiyetle yerine getirdiler. O’na derin saygı duydular, derdine ortak oldular. Ayağına batacak dikene bile razı olmadılar. Hidayetin insanlara ulaştırılmasında, O’na her zaman maddi ve manevi destekte bulundular. Onu her şeyden fazla sevdiler. Hz.Ali’ye Rasûlullah’a olan sevginiz nasıldır? diye sorulduğunda O: “Rasûlullah’ı susuz bir insanın suya hasreti gibi severdik”[4] buyurmuştur. Ashabın, Hz.Peygamber sevgisini şu örnek çok güzel yansıtmaktadır. Ensardan bir kadına; babası, kardeşi ve kocasının savaşta şehit düştükleri haber verilince, O, hemen Rasûlullah’ı sormuş, sağlık haberini alıp, O’nu görünce, “Seni sağ olarak gördükten sonra, her musibet bana hafif gelir” [5] diyerek sevincini izhar etmiştir.
    --------------------------------------------------------------------------------
    3- Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, c. l, s. 31-32, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara.

    · Bu vaaz projesi Kurul Uzmanı Gazi ERDEM tarafından hazırlanmıştır.

    [1] Âl-i İmran,3/31

    [2] Ahzab, 33/6

    [3] Buhâri,İman 8;Müslim,İmân 70

    [4] Âl-i İmran 3/31

    [5] Buhârî, Edeb, 96.

    [6] Buhâri, İman, 8.

    [7] Buhâri, İman, 14.

    [8] Buhârî, İman, 9, 14, İkrâh, 1; Müslim, İman, 67, (43);

    [9] Buhârî, Rikâk: 26, Enbiya: 40; Müslim, Fezâil: 17, (2284); Tirmizî, Emsâl: 7, (2877); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/338.


  4. 07.Şubat.2011, 12:52
    2
    mumine.com



    Mevlid Kandili ve Hz. Peygamber (s.a.s.) Sevgisi·
    I) Konunun Planı:

    A)Hz Peygamberin Kutlu Doğumu, Peygamberi Tanımak, Anmak ve Anlamak.
    B)Hz. Peygamberi Sevmek İmanın Bir gereğidir.
    C)Hz. Peygamberi Sevme ve Onu Örnek Alma Arasındaki İlişki.
    D)Kültürümüzde Hz. Peygamber Sevgisi.
    E)Kandillerin Fert ve Toplum Hayatına Katkıları.
    II) Konunun Açılımı:
    Konuya Hz. Peygamber (a.s.)'ın kutlu doğumunun insanlık tarihinin en önemli olayı olduğu ve onun dünyaya teşrif ettiği devrede dünyanın içinde bulunduğu ve özellikle Arap yarımadasında insanların her türlü değer ölçülerini yitirdiği, sosyal ahlâkın bozulduğu, küfür, şirk ve zulümlerin gönülleri kararttığı vurgulanır.
    O dönemde de insanlığın en çok muhtaç olduğu şeyin huzur, sükun, can ve mal güvenliği olduğundan hareketle, bütün bunları sağlayacak olanın ancak Yüce Allah tarafından gönderilen bir peygamber olduğu ifade edilir.
    Kısaca Hz Peygamberin doğumu ve çocukluğu, gençliğine değinilir. Risalet görevi üzerinde durularak Müslümanların Hz. Peygamber gibi bir örneğe sahip olmalarının değeri üzerinde durulur. Ayrıca Hz. Muhammed’i (s.a.s.) örnek yapan niteliklere yer verilir. Ona itaatin Allah’a itaat olduğu ve Onu can ve maldan öte sevmenin kamil bir imanın göstergesi olduğu vurgulanır. Ayrıca Hz. Peygamberi sevmenin bir ifadesi de onu anlayıp, iş, aile, toplumsal hayatımızda onun prensiplerini günümüze taşımak olduğu ifade edilir. Kültürümüzde Hz. Peygambere duyulan sevgi ve saygıya vugu yapılır. Son olarak Mevlid Kandilini vesile ederek günahlara tövbe etmenin, yakınlarımızın ve yoksulların hatırını sormanın önemi üzerinde durularak vaaza son verilir.
    III)Konunun Özet Sunumu
    Bir Müslüman için uğruna verilecek sevgilerin en yücesi şüphesiz, sevginin kaynağı ve bir ismi de “Vedûd” olan Allah’tır. Müslüman, Allah’a ve onun dostlarına engin muhabbet besleyen kişidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise Allah dostlarının önderidir. İlahi sevgiye ulaştıran bir rehberdir. İnancımızın ve ibadetlerimizin temelinde sevgi, daima ön plandadır. Allah’a imanımız da sevginin eseridir. Çünkü şuurlu bir iman ve ibadet ancak sevilen hak mabuda yapılır. Bu sevme eylemi dilde kalmadığı, gönülde karşılık bulduğu durumlarda bir anlam taşır.
    Dolayısıyla Allah’a ve peygamberine olan sevgimiz, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmakla mümkündür. Nitekim Kuran’ı Kerim bu sevgiyi ispatlamanın yolunun Resulüne itaatten geçtiğini şöyle vurgulamaktadır. De ki: "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.”[1] Bununla birlikte Yüce Allah Rasûlüne itaatin yanında mü’minlerden Hz Peygamberin canını kendi canlarından bile üstün tutmalarını istemiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur: “Peygamber, mü’minler için kendi canlarından ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir.”[2] Peygamberimizi canımızdan ve tüm sevdiklerimizden daha çok sevmek, ancak O’nun yolunda gitmekle olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de kendisinin her şeyden, herkesten daha çok sevilmesi hususunda şöyle buyurmuştur. ”Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk -çoçuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz”[3] İşte bu sebeple, Hz. Peygamber’e gönülden inanan ashabı ondan gelen emirleri büyük bir teslimiyetle yerine getirdiler. O’na derin saygı duydular, derdine ortak oldular. Ayağına batacak dikene bile razı olmadılar. Hidayetin insanlara ulaştırılmasında, O’na her zaman maddi ve manevi destekte bulundular. Onu her şeyden fazla sevdiler. Bizim için bir lütuf olan Hz Peygamber (s.a.v.)’in Allah’ın elçisi olduğuna inanmanın yanında O’nu samimiyetle sevmeli, O’nun sünnetini öğrenerek kendimize rehber edinmeliyiz.
    Milletimiz de asırlardır Sevgili Peygamberimize derin bir muhabbet duymuş Onun doğduğu günü kutlu gece ilan ederek aziz hatırasını yâdetmek üzere çok sayıda manzum ve mensur eserler meydana getirilmiş, bir mevlid edebiyatı oluşmuş, bu maksatla merasimler tertip edilmiştir. Bu merasimler vesile edilerek milletimizin peygamberimize olan sevgisi perçinleşmiş ve toplumuza Onun sevgisi etrafında birlik ve beraberlik mesajları verilmiştir.
    Anadolu insanı Hz. Muhammed (s.a.s.)’e olan sevgisinden ve bağlılığından dolayı çocuklarına onu hatırlatacak isimler vermektedir. Erkek çocuklarına Mehmet, Ahmet ve Mustafa gibi isimleri tercih etmişlerdir. Bu hususta bir inceliği de dikkate alarak ''Muhammed'' ismini verecek olursa ağzından çıkabilecek bir hatalı ifadeden dolayı Peygambere saygısızlık olmasın diye daha çok “Mehmet” olarak isimlendirmeyi uygun görmüşlerdir. Bilindiği gibi, gül motifi Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bir simgesi olarak kabul edilmektedir. Anadolu'da kız çocuklarına Gül, Güldane, Gülser, Gülseren veya Güllü gibi isimler verilmesinin sebebi de peygamber sevgisidir.
    Milletin ordusuna, adeta Hz. Muhammed (s.a.s.) gözüyle bakılmasından dolayı “Küçük ve sevimli Muhammed” manasına gelen “Mehmetçik” ismi verilmiştir. O’nun mensup olduğu askerlik mesleği ile icra ettiği görev ve hizmetinin önemini vurgulamak için de, “Peygamber Ocağı” denmiştir.
    Topkapı Sarayı’nda mukaddes emanetlerin bulunduğu dairede gece ve gündüz ara verilmeksizin yüzyıllar boyunca Kur’an okunması teamül haline getirilmiştir. Asırlar boyunca Mekke ve Medine halkını maddî yönden desteklenmiş, “Haremeyn” vakıfları kurulmuştur. Her yıl üç aylar girdiğinde Anadolu insanının katkısıyla, Kudüs, Medine ve Mekke’deki Müslümanlara ulaştırılmak üzere para, kumaş vs. kıymetli eşyanın gönderildiği “Surre Alayları” tertip edilmiştir. Bütün bunlar Anadolu insanının Hz. Peygambere duyduğu sevginin güzel tezahürleridir.
    “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl?” beyiti Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sevgisini zirveye taşıyarak onun muhabbetten yaratıldığını ve kaynağını ondan almayan bir sevginin değeri olmadığını çok veciz bir şekilde açıklamaktadır:

    IV) Konu İşlenirken istifade edilebilecek Âyetler:
    قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُم اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
    De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[4].
    Konu ile ilgili faydalanılabilecek diğer bazı ayetler şunlardır: 33/21,31-32; Tevbe, 9/128; Ahzâb, 33/6,21, 2/87, 101, 119, 129, 151; 4/79, 170; 5/15-16, 19, 32; 6/130; 7/35, 42-43, 52-53, 59, 61, 65-67, 104; 9/33, 128-129; 10/74; 11/96-97; 12/109; 13/30, 38; 14/5; 15/10-11; 16/1-2, 36, 43-44, 63, 113; 21/7-8, 25, 107.

    V) Konu İşlenirken Başvurulabilecek Hadisler:

    عن أَنس رضي اللَّه عنه أَن أَعرابياً قال لرسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : مَتَى السَّاعَةُ ؟ قال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « مَا أَعْدَدْتَ لَهَا ؟ » قال : حُب اللَّهِ ورسولِهِ قال : « أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ » .
    Enes (r.a)’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir bedevi Resûlullah(s.a.s)’e:
    – Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Efendimiz:
    – “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu.
    – Allah ve Resûlünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
    – “O halde sen, sevdiğin ile berabersin” buyurdu.[5]
    عَنْ أَنَسٍ رضى الله عنه قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ ‏"‏‏.‏
    Hz. Enes'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.[6]
    عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ ‏"‏‏.‏
    Ebu Hureyre'den rivayet edilen benzer bir hadiste de Hz. Peygamber (s.a.s.): "Allah'a yemin ederim ki, hiçbiriniz, ben kendisine babasından ve çocuğundan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.[7]
    عَنْ عبد الله بن‏ هشام أن عمر بن الخطاب قال للنبي -صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏ لأنت يا رسول الله أحب إلي من كل شيء إلا من نفسي‏.‏ فقال‏:‏ لا والذي نفسي بيده، حتى أكون أحب إليك من نفسك‏.‏ فقال له عمر‏:‏ فإنك الآن والله أحب إلي من نفسي‏.‏فقال‏:‏ الآن يا عمر‏"‏‏.

    Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: ''Ya Resûlüllah, sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin'' dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ''Ya Ömer nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.), “Nefsimden de” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ya Ömer, işte şimdi oldu'' cevabını verdi.(3)
    عن أَنسٍ رضي اللَّه عنه عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال: ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيَمَانِ: أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِواهُما ، وأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إِلاَّ للَّهِ ، وَأَنْ يَكْرَه أَنْ يَعُودَ في الكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ في النَّارِ.
    Enes (r.a.) Resulullah (a.s.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi, imanın zevkine ermiş olur. Allah ve Resulünü, her şeyden daha çok sevmek, sevdiği kimseyi sadece Allah için sevmek, Allah’ın kendisine iman nasip etmesinden sonra inançsızlığa düşmeyi, ateşe atılıyormuş gibi kötü görmek.”[8]
    وعن أبى هريرة رضِىَ اللّهُ عنهُ قال: قال رسولُ اللّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم إنِّمَا مثلِى ومثلُكُمْ كمثلِ رجلٍ استَوْقَدَ ناراً فَلمّا أضاءتْ ما حَوْلَهُ جعلَ الفَراشُ وهذِهِ الدوابُّ التى تقعُ في النَّارِ تقعُ فِيهَا فجعلَ ينزعُهنّ ويغْلِبْنَهُ فيقتحمنَ فبهَا فأنا آخذُ بحُجزِكمْ عنِ النارِ، وأنتمْ تقْتَحِمُونَ فِيهَا.

    Ebu Hüreyre (r.a.), "Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmememiz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz"[9]
    عَنْ عبد الله بن‏ هشام أن عمر بن الخطاب قال للنبي -صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏ لأنت يا رسول الله أحب إلي من كل شيء إلا من نفسي‏.‏ فقال‏:‏ لا والذي نفسي بيده، حتى أكون أحب إليك من نفسك‏.‏ فقال له عمر‏:‏ فإنك الآن والله أحب إلي من نفسي‏.‏فقال‏:‏ الآن يا عمر‏"‏‏.
    Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: ''Ya Resûlüllah, sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin'' dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ''Ya Ömer nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.), “Nefsimden de” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ya Ömer, işte şimdi oldu'' cevabını verdi.(3)
    Rasûle bağlılığın eşsiz örneklerinden biri olan Hz. Ömer, bir ara Peygamber Efendimizin huzuruna gelmiş ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevimlisin”, demişti. Peygamberimiz de: “Ömer! Kendinden de!” buyurmuş, bunun üzerine Hz. Ömer: “Kendimden de!”, deyince Hz. Peygamber (as): “Ey Ömer, işte şimdi oldu!” cevabını vermişti. (Tecrid, I, 31)

    VI) Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
    1-NEVEVİ, Riyazü’s-Salihin, Ter. Hasan Hüsnü Erdem ve Kıvamuddin Burslan, DİB yayınları, Ankara 1972.
    2-Türkçe Tercüme ve Şerhi: Riyazü’s-Salihîn Peygamber Efendimizden Hayat Ölçüleri, Hazırlayanlar. Prof.Dr. M.Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail L. Çakan, Doç Dr. Raşit Küçük, Erkam Yayınları, İstanbul 1997.
    3-Dr. Yaşar Yiğit, Model Şahsiyet Olarak Hz. Peygamber ve Hoşgörüsü, DİB.yayınları Ankara 2003.
    4-Diyanet İlmi Dergi (Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) (Özel Sayı 2000).
    5-Dr. Sadık Eraslan, Dr. Ekrem Keleş, En Güzel Örnek Hz. Peygamber, TDV yayınları Ankara 2003.
    6-Yüksel Salman, Dr. Mehmet Canbulat, Dr. Yaşar Yiğit, Hz. Peygamber’in Örnekliği…TDV. yayınları Ankara 2002.

    Peygamberimizi canımızdan ve tüm sevdiklerimizden daha çok sevmek, ancak O’nun yolunda gitmekle olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de kendisinin her şeyden, herkesten daha çok sevilmesi hususunda şöyle buyurmuştur. ”Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk -çoçuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz”[3] İşte bu sebeple, Hz.Peygamber’e gönülden inanan ashabı ondan gelen emirleri büyük bir teslimiyetle yerine getirdiler. O’na derin saygı duydular, derdine ortak oldular. Ayağına batacak dikene bile razı olmadılar. Hidayetin insanlara ulaştırılmasında, O’na her zaman maddi ve manevi destekte bulundular. Onu her şeyden fazla sevdiler. Hz.Ali’ye Rasûlullah’a olan sevginiz nasıldır? diye sorulduğunda O: “Rasûlullah’ı susuz bir insanın suya hasreti gibi severdik”[4] buyurmuştur. Ashabın, Hz.Peygamber sevgisini şu örnek çok güzel yansıtmaktadır. Ensardan bir kadına; babası, kardeşi ve kocasının savaşta şehit düştükleri haber verilince, O, hemen Rasûlullah’ı sormuş, sağlık haberini alıp, O’nu görünce, “Seni sağ olarak gördükten sonra, her musibet bana hafif gelir” [5] diyerek sevincini izhar etmiştir.
    --------------------------------------------------------------------------------
    3- Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, c. l, s. 31-32, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara.

    · Bu vaaz projesi Kurul Uzmanı Gazi ERDEM tarafından hazırlanmıştır.

    [1] Âl-i İmran,3/31

    [2] Ahzab, 33/6

    [3] Buhâri,İman 8;Müslim,İmân 70

    [4] Âl-i İmran 3/31

    [5] Buhârî, Edeb, 96.

    [6] Buhâri, İman, 8.

    [7] Buhâri, İman, 14.

    [8] Buhârî, İman, 9, 14, İkrâh, 1; Müslim, İman, 67, (43);

    [9] Buhârî, Rikâk: 26, Enbiya: 40; Müslim, Fezâil: 17, (2284); Tirmizî, Emsâl: 7, (2877); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/338.


  5. 12.Nisan.2013, 02:40
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: kutlu doğum vaaz

    kutlu doğum için kısa vaaz



    وَمَا اَرْسَلْناَكَ إِلاَّ رَحْمَةً لِلْعاَلَمِينَ

    KUTLU DOĞUM HAFTASI

    Muhterem Müslümanlar!
    20 Nisan 571 tarihine rastlayan Rebiu'l-evvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi Peygamber Efendimiz dünyayı şereflendirmişlerdir. İnsanlığın iftihar tablosunun doğumu, topyekûn insanlığın da yeniden doğumu sayılır. O’nun dünyayı şereflendireceği güne kadar beyazın siyahtan, gecenin gündüzden, gülün de dikenden farkı yoktu.
    Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. İnsanlar her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve zulüm, gönülleri karartmış, Allah'a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Hayır ve fazilet namına hiçbir şey kalmamış, sosyal hayat bozulmuş, ahlâk bağları tamamen çözülmüştü. İyilik, kötülüğe boyun eğmiş, merhamet ve şefkat kalplerden silinmişti. Kadın esir muamelesi görmüş, bir eşya gibi alınıp satılmıştı. Kız çocukları acımasızca diri diri toprağa gömülmüş yaşama hakları ellerinden alınmıştı.
    Muhterem Müslümanlar!
    O’ nun neşrettiği nur sayesinde birden bire karanlıkların büyüsü bozuldu. Cehaletin yerini ilim, zulmün yerini hak ve adalet, kin ve düşmanlığın yerini insan sevgisi, acımasızlığın yerini şefkat ve merhamet aldı.
    Cenabı Hak, insanların günahını bağışlamak, onları sapıklıkta, dalalette, azgınlıkta kendi başlarına bırakmamak için onu son Peygamber olarak göndererek büyük bir lütufta bulunmuştur. Ta ki yollarda şaşırıp kalmasınlar, kalıpta zayi olmasınlar. Bu husus Kur'an-ı Kerim'de şöyle ifade edilir:


    "Andolsun ki Allah, müminlere ayetlerini okuyan, onları kötülüklerden temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki onlar önceleri apaçık bir sapıklıkta idiler ."
    Değerli Müminler!
    Peygamberimiz, alemlere rahmet olarak gönderildi. Müslümanların en sıkıntılı dönemlerinde bile, müşriklere beddua etmesini teklif edenlere: “Ben beddua etmek için gönderilmedim, rahmet olarak gönderildim .” buyuran Yüce Peygamberimizin “âlemlere rahmet oluşu” yalnızca insanlarla sınırlı kalmayıp canlı cansız bütün varlıkları kuşatmıştır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: Ey Muhammed, biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik ." ayetiyle gönderiliş sebebi açıklanan Peygamberimiz; her yönüyle tertemiz, kalbi şefkat ve merhamet duyguları ile dopdolu, ömrünü insanlığın kurtuluşu için adayan büyük bir Peygamber, en üstün ahlaki faziletleri kendisinde toplayan örnek bir şahsiyet olmuştur.
    Aziz Müminler!
    İşte O kutlu elçinin doğum yıl dönümü 14-20 Nisan tarihleri arası ülkemiz genelinde Kutlu Doğum Haftası olarak çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Bu kutlu haftanın milletimiz memleketimiz ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini Cenabı Mevla’dan niyaz ederim.


    Fatih CANPOLAT


  6. 12.Nisan.2013, 02:40
    3
    Moderatör
    kutlu doğum için kısa vaaz



    وَمَا اَرْسَلْناَكَ إِلاَّ رَحْمَةً لِلْعاَلَمِينَ

    KUTLU DOĞUM HAFTASI

    Muhterem Müslümanlar!
    20 Nisan 571 tarihine rastlayan Rebiu'l-evvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi Peygamber Efendimiz dünyayı şereflendirmişlerdir. İnsanlığın iftihar tablosunun doğumu, topyekûn insanlığın da yeniden doğumu sayılır. O’nun dünyayı şereflendireceği güne kadar beyazın siyahtan, gecenin gündüzden, gülün de dikenden farkı yoktu.
    Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. İnsanlar her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve zulüm, gönülleri karartmış, Allah'a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Hayır ve fazilet namına hiçbir şey kalmamış, sosyal hayat bozulmuş, ahlâk bağları tamamen çözülmüştü. İyilik, kötülüğe boyun eğmiş, merhamet ve şefkat kalplerden silinmişti. Kadın esir muamelesi görmüş, bir eşya gibi alınıp satılmıştı. Kız çocukları acımasızca diri diri toprağa gömülmüş yaşama hakları ellerinden alınmıştı.
    Muhterem Müslümanlar!
    O’ nun neşrettiği nur sayesinde birden bire karanlıkların büyüsü bozuldu. Cehaletin yerini ilim, zulmün yerini hak ve adalet, kin ve düşmanlığın yerini insan sevgisi, acımasızlığın yerini şefkat ve merhamet aldı.
    Cenabı Hak, insanların günahını bağışlamak, onları sapıklıkta, dalalette, azgınlıkta kendi başlarına bırakmamak için onu son Peygamber olarak göndererek büyük bir lütufta bulunmuştur. Ta ki yollarda şaşırıp kalmasınlar, kalıpta zayi olmasınlar. Bu husus Kur'an-ı Kerim'de şöyle ifade edilir:


    "Andolsun ki Allah, müminlere ayetlerini okuyan, onları kötülüklerden temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki onlar önceleri apaçık bir sapıklıkta idiler ."
    Değerli Müminler!
    Peygamberimiz, alemlere rahmet olarak gönderildi. Müslümanların en sıkıntılı dönemlerinde bile, müşriklere beddua etmesini teklif edenlere: “Ben beddua etmek için gönderilmedim, rahmet olarak gönderildim .” buyuran Yüce Peygamberimizin “âlemlere rahmet oluşu” yalnızca insanlarla sınırlı kalmayıp canlı cansız bütün varlıkları kuşatmıştır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: Ey Muhammed, biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik ." ayetiyle gönderiliş sebebi açıklanan Peygamberimiz; her yönüyle tertemiz, kalbi şefkat ve merhamet duyguları ile dopdolu, ömrünü insanlığın kurtuluşu için adayan büyük bir Peygamber, en üstün ahlaki faziletleri kendisinde toplayan örnek bir şahsiyet olmuştur.
    Aziz Müminler!
    İşte O kutlu elçinin doğum yıl dönümü 14-20 Nisan tarihleri arası ülkemiz genelinde Kutlu Doğum Haftası olarak çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Bu kutlu haftanın milletimiz memleketimiz ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini Cenabı Mevla’dan niyaz ederim.


    Fatih CANPOLAT





+ Yorum Gönder