Konusunu Oylayın.: Kutlu doğum ile ilgili vaaz sohbet

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 23 kişi
Kutlu doğum ile ilgili vaaz sohbet
  1. 29.Ocak.2010, 18:40
    1
    Misafir

    Kutlu doğum ile ilgili vaaz sohbet






    Kutlu doğum ile ilgili vaaz sohbet Mumsema Kutlu doğum ile ilgili yazılı vaaz ve sohbet konusu paylaşır mısınız


  2. 29.Ocak.2010, 18:40
    1
    lubBookemok - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    lubBookemok
    Misafir
  3. 30.Ocak.2010, 17:59
    2
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,863
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33

    --->: Kutlu doğum ile ilgili vaaz sohbet




    bknz:

    http://www.mumsema.com/cuma-hutbeler...d-kandili.html


  4. 30.Ocak.2010, 17:59
    2
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥



  5. 16.Nisan.2010, 11:00
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,670
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Kutlu doğum ile ilgili vaaz sohbet

  6. 16.Nisan.2010, 11:00
    3
    Moderatör
  7. 07.Şubat.2011, 12:50
    4
    Yakut
    mumine.com

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Mart.2008
    Üye No: 11544
    Mesaj Sayısı: 725
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Kutlu doğum ile ilgili vaaz sohbet

    Mevlid Kandili ve Hz. Peygamber (s.a.s.) Sevgisi·
    I) Konunun Planı:

    A)Hz Peygamberin Kutlu Doğumu, Peygamberi Tanımak, Anmak ve Anlamak.
    B)Hz. Peygamberi Sevmek İmanın Bir gereğidir.
    C)Hz. Peygamberi Sevme ve Onu Örnek Alma Arasındaki İlişki.
    D)Kültürümüzde Hz. Peygamber Sevgisi.
    E)Kandillerin Fert ve Toplum Hayatına Katkıları.
    II) Konunun Açılımı:
    Konuya Hz. Peygamber (a.s.)'ın kutlu doğumunun insanlık tarihinin en önemli olayı olduğu ve onun dünyaya teşrif ettiği devrede dünyanın içinde bulunduğu ve özellikle Arap yarımadasında insanların her türlü değer ölçülerini yitirdiği, sosyal ahlâkın bozulduğu, küfür, şirk ve zulümlerin gönülleri kararttığı vurgulanır.
    O dönemde de insanlığın en çok muhtaç olduğu şeyin huzur, sükun, can ve mal güvenliği olduğundan hareketle, bütün bunları sağlayacak olanın ancak Yüce Allah tarafından gönderilen bir peygamber olduğu ifade edilir.
    Kısaca Hz Peygamberin doğumu ve çocukluğu, gençliğine değinilir. Risalet görevi üzerinde durularak Müslümanların Hz. Peygamber gibi bir örneğe sahip olmalarının değeri üzerinde durulur. Ayrıca Hz. Muhammed’i (s.a.s.) örnek yapan niteliklere yer verilir. Ona itaatin Allah’a itaat olduğu ve Onu can ve maldan öte sevmenin kamil bir imanın göstergesi olduğu vurgulanır. Ayrıca Hz. Peygamberi sevmenin bir ifadesi de onu anlayıp, iş, aile, toplumsal hayatımızda onun prensiplerini günümüze taşımak olduğu ifade edilir. Kültürümüzde Hz. Peygambere duyulan sevgi ve saygıya vugu yapılır. Son olarak Mevlid Kandilini vesile ederek günahlara tövbe etmenin, yakınlarımızın ve yoksulların hatırını sormanın önemi üzerinde durularak vaaza son verilir.
    III)Konunun Özet Sunumu
    Bir Müslüman için uğruna verilecek sevgilerin en yücesi şüphesiz, sevginin kaynağı ve bir ismi de “Vedûd” olan Allah’tır. Müslüman, Allah’a ve onun dostlarına engin muhabbet besleyen kişidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise Allah dostlarının önderidir. İlahi sevgiye ulaştıran bir rehberdir. İnancımızın ve ibadetlerimizin temelinde sevgi, daima ön plandadır. Allah’a imanımız da sevginin eseridir. Çünkü şuurlu bir iman ve ibadet ancak sevilen hak mabuda yapılır. Bu sevme eylemi dilde kalmadığı, gönülde karşılık bulduğu durumlarda bir anlam taşır.
    Dolayısıyla Allah’a ve peygamberine olan sevgimiz, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmakla mümkündür. Nitekim Kuran’ı Kerim bu sevgiyi ispatlamanın yolunun Resulüne itaatten geçtiğini şöyle vurgulamaktadır. De ki: "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.”[1] Bununla birlikte Yüce Allah Rasûlüne itaatin yanında mü’minlerden Hz Peygamberin canını kendi canlarından bile üstün tutmalarını istemiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur: “Peygamber, mü’minler için kendi canlarından ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir.”[2] Peygamberimizi canımızdan ve tüm sevdiklerimizden daha çok sevmek, ancak O’nun yolunda gitmekle olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de kendisinin her şeyden, herkesten daha çok sevilmesi hususunda şöyle buyurmuştur. ”Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk -çoçuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz”[3] İşte bu sebeple, Hz. Peygamber’e gönülden inanan ashabı ondan gelen emirleri büyük bir teslimiyetle yerine getirdiler. O’na derin saygı duydular, derdine ortak oldular. Ayağına batacak dikene bile razı olmadılar. Hidayetin insanlara ulaştırılmasında, O’na her zaman maddi ve manevi destekte bulundular. Onu her şeyden fazla sevdiler. Bizim için bir lütuf olan Hz Peygamber (s.a.v.)’in Allah’ın elçisi olduğuna inanmanın yanında O’nu samimiyetle sevmeli, O’nun sünnetini öğrenerek kendimize rehber edinmeliyiz.
    Milletimiz de asırlardır Sevgili Peygamberimize derin bir muhabbet duymuş Onun doğduğu günü kutlu gece ilan ederek aziz hatırasını yâdetmek üzere çok sayıda manzum ve mensur eserler meydana getirilmiş, bir mevlid edebiyatı oluşmuş, bu maksatla merasimler tertip edilmiştir. Bu merasimler vesile edilerek milletimizin peygamberimize olan sevgisi perçinleşmiş ve toplumuza Onun sevgisi etrafında birlik ve beraberlik mesajları verilmiştir.
    Anadolu insanı Hz. Muhammed (s.a.s.)’e olan sevgisinden ve bağlılığından dolayı çocuklarına onu hatırlatacak isimler vermektedir. Erkek çocuklarına Mehmet, Ahmet ve Mustafa gibi isimleri tercih etmişlerdir. Bu hususta bir inceliği de dikkate alarak ''Muhammed'' ismini verecek olursa ağzından çıkabilecek bir hatalı ifadeden dolayı Peygambere saygısızlık olmasın diye daha çok “Mehmet” olarak isimlendirmeyi uygun görmüşlerdir. Bilindiği gibi, gül motifi Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bir simgesi olarak kabul edilmektedir. Anadolu'da kız çocuklarına Gül, Güldane, Gülser, Gülseren veya Güllü gibi isimler verilmesinin sebebi de peygamber sevgisidir.
    Milletin ordusuna, adeta Hz. Muhammed (s.a.s.) gözüyle bakılmasından dolayı “Küçük ve sevimli Muhammed” manasına gelen “Mehmetçik” ismi verilmiştir. O’nun mensup olduğu askerlik mesleği ile icra ettiği görev ve hizmetinin önemini vurgulamak için de, “Peygamber Ocağı” denmiştir.
    Topkapı Sarayı’nda mukaddes emanetlerin bulunduğu dairede gece ve gündüz ara verilmeksizin yüzyıllar boyunca Kur’an okunması teamül haline getirilmiştir. Asırlar boyunca Mekke ve Medine halkını maddî yönden desteklenmiş, “Haremeyn” vakıfları kurulmuştur. Her yıl üç aylar girdiğinde Anadolu insanının katkısıyla, Kudüs, Medine ve Mekke’deki Müslümanlara ulaştırılmak üzere para, kumaş vs. kıymetli eşyanın gönderildiği “Surre Alayları” tertip edilmiştir. Bütün bunlar Anadolu insanının Hz. Peygambere duyduğu sevginin güzel tezahürleridir.
    “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl?” beyiti Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sevgisini zirveye taşıyarak onun muhabbetten yaratıldığını ve kaynağını ondan almayan bir sevginin değeri olmadığını çok veciz bir şekilde açıklamaktadır:

    IV) Konu İşlenirken istifade edilebilecek Âyetler:
    قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُم اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
    De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[4].
    Konu ile ilgili faydalanılabilecek diğer bazı ayetler şunlardır: 33/21,31-32; Tevbe, 9/128; Ahzâb, 33/6,21, 2/87, 101, 119, 129, 151; 4/79, 170; 5/15-16, 19, 32; 6/130; 7/35, 42-43, 52-53, 59, 61, 65-67, 104; 9/33, 128-129; 10/74; 11/96-97; 12/109; 13/30, 38; 14/5; 15/10-11; 16/1-2, 36, 43-44, 63, 113; 21/7-8, 25, 107.

    V) Konu İşlenirken Başvurulabilecek Hadisler:

    عن أَنس رضي اللَّه عنه أَن أَعرابياً قال لرسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : مَتَى السَّاعَةُ ؟ قال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « مَا أَعْدَدْتَ لَهَا ؟ » قال : حُب اللَّهِ ورسولِهِ قال : « أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ » .
    Enes (r.a)’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir bedevi Resûlullah(s.a.s)’e:
    – Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Efendimiz:
    – “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu.
    – Allah ve Resûlünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
    – “O halde sen, sevdiğin ile berabersin” buyurdu.[5]
    عَنْ أَنَسٍ رضى الله عنه قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ ‏"‏‏.‏
    Hz. Enes'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.[6]
    عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ ‏"‏‏.‏
    Ebu Hureyre'den rivayet edilen benzer bir hadiste de Hz. Peygamber (s.a.s.): "Allah'a yemin ederim ki, hiçbiriniz, ben kendisine babasından ve çocuğundan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.[7]
    عَنْ عبد الله بن‏ هشام أن عمر بن الخطاب قال للنبي -صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏ لأنت يا رسول الله أحب إلي من كل شيء إلا من نفسي‏.‏ فقال‏:‏ لا والذي نفسي بيده، حتى أكون أحب إليك من نفسك‏.‏ فقال له عمر‏:‏ فإنك الآن والله أحب إلي من نفسي‏.‏فقال‏:‏ الآن يا عمر‏"‏‏.

    Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: ''Ya Resûlüllah, sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin'' dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ''Ya Ömer nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.), “Nefsimden de” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ya Ömer, işte şimdi oldu'' cevabını verdi.(3)
    عن أَنسٍ رضي اللَّه عنه عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال: ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيَمَانِ: أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِواهُما ، وأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إِلاَّ للَّهِ ، وَأَنْ يَكْرَه أَنْ يَعُودَ في الكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ في النَّارِ.
    Enes (r.a.) Resulullah (a.s.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi, imanın zevkine ermiş olur. Allah ve Resulünü, her şeyden daha çok sevmek, sevdiği kimseyi sadece Allah için sevmek, Allah’ın kendisine iman nasip etmesinden sonra inançsızlığa düşmeyi, ateşe atılıyormuş gibi kötü görmek.”[8]
    وعن أبى هريرة رضِىَ اللّهُ عنهُ قال: قال رسولُ اللّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم إنِّمَا مثلِى ومثلُكُمْ كمثلِ رجلٍ استَوْقَدَ ناراً فَلمّا أضاءتْ ما حَوْلَهُ جعلَ الفَراشُ وهذِهِ الدوابُّ التى تقعُ في النَّارِ تقعُ فِيهَا فجعلَ ينزعُهنّ ويغْلِبْنَهُ فيقتحمنَ فبهَا فأنا آخذُ بحُجزِكمْ عنِ النارِ، وأنتمْ تقْتَحِمُونَ فِيهَا.

    Ebu Hüreyre (r.a.), "Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmememiz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz"[9]
    عَنْ عبد الله بن‏ هشام أن عمر بن الخطاب قال للنبي -صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏ لأنت يا رسول الله أحب إلي من كل شيء إلا من نفسي‏.‏ فقال‏:‏ لا والذي نفسي بيده، حتى أكون أحب إليك من نفسك‏.‏ فقال له عمر‏:‏ فإنك الآن والله أحب إلي من نفسي‏.‏فقال‏:‏ الآن يا عمر‏"‏‏.
    Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: ''Ya Resûlüllah, sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin'' dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ''Ya Ömer nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.), “Nefsimden de” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ya Ömer, işte şimdi oldu'' cevabını verdi.(3)
    Rasûle bağlılığın eşsiz örneklerinden biri olan Hz. Ömer, bir ara Peygamber Efendimizin huzuruna gelmiş ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevimlisin”, demişti. Peygamberimiz de: “Ömer! Kendinden de!” buyurmuş, bunun üzerine Hz. Ömer: “Kendimden de!”, deyince Hz. Peygamber (as): “Ey Ömer, işte şimdi oldu!” cevabını vermişti. (Tecrid, I, 31)

    VI) Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
    1-NEVEVİ, Riyazü’s-Salihin, Ter. Hasan Hüsnü Erdem ve Kıvamuddin Burslan, DİB yayınları, Ankara 1972.
    2-Türkçe Tercüme ve Şerhi: Riyazü’s-Salihîn Peygamber Efendimizden Hayat Ölçüleri, Hazırlayanlar. Prof.Dr. M.Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail L. Çakan, Doç Dr. Raşit Küçük, Erkam Yayınları, İstanbul 1997.
    3-Dr. Yaşar Yiğit, Model Şahsiyet Olarak Hz. Peygamber ve Hoşgörüsü, DİB.yayınları Ankara 2003.
    4-Diyanet İlmi Dergi (Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) (Özel Sayı 2000).
    5-Dr. Sadık Eraslan, Dr. Ekrem Keleş, En Güzel Örnek Hz. Peygamber, TDV yayınları Ankara 2003.
    6-Yüksel Salman, Dr. Mehmet Canbulat, Dr. Yaşar Yiğit, Hz. Peygamber’in Örnekliği…TDV. yayınları Ankara 2002.

    Peygamberimizi canımızdan ve tüm sevdiklerimizden daha çok sevmek, ancak O’nun yolunda gitmekle olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de kendisinin her şeyden, herkesten daha çok sevilmesi hususunda şöyle buyurmuştur. ”Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk -çoçuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz”[3] İşte bu sebeple, Hz.Peygamber’e gönülden inanan ashabı ondan gelen emirleri büyük bir teslimiyetle yerine getirdiler. O’na derin saygı duydular, derdine ortak oldular. Ayağına batacak dikene bile razı olmadılar. Hidayetin insanlara ulaştırılmasında, O’na her zaman maddi ve manevi destekte bulundular. Onu her şeyden fazla sevdiler. Hz.Ali’ye Rasûlullah’a olan sevginiz nasıldır? diye sorulduğunda O: “Rasûlullah’ı susuz bir insanın suya hasreti gibi severdik”[4] buyurmuştur. Ashabın, Hz.Peygamber sevgisini şu örnek çok güzel yansıtmaktadır. Ensardan bir kadına; babası, kardeşi ve kocasının savaşta şehit düştükleri haber verilince, O, hemen Rasûlullah’ı sormuş, sağlık haberini alıp, O’nu görünce, “Seni sağ olarak gördükten sonra, her musibet bana hafif gelir” [5] diyerek sevincini izhar etmiştir.
    --------------------------------------------------------------------------------
    3- Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, c. l, s. 31-32, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara.

    · Bu vaaz projesi Kurul Uzmanı Gazi ERDEM tarafından hazırlanmıştır.

    [1] Âl-i İmran,3/31

    [2] Ahzab, 33/6

    [3] Buhâri,İman 8;Müslim,İmân 70

    [4] Âl-i İmran 3/31

    [5] Buhârî, Edeb, 96.

    [6] Buhâri, İman, 8.

    [7] Buhâri, İman, 14.

    [8] Buhârî, İman, 9, 14, İkrâh, 1; Müslim, İman, 67, (43);

    [9] Buhârî, Rikâk: 26, Enbiya: 40; Müslim, Fezâil: 17, (2284); Tirmizî, Emsâl: 7, (2877); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/338.


  8. 07.Şubat.2011, 12:50
    4
    mumine.com
    Mevlid Kandili ve Hz. Peygamber (s.a.s.) Sevgisi·
    I) Konunun Planı:

    A)Hz Peygamberin Kutlu Doğumu, Peygamberi Tanımak, Anmak ve Anlamak.
    B)Hz. Peygamberi Sevmek İmanın Bir gereğidir.
    C)Hz. Peygamberi Sevme ve Onu Örnek Alma Arasındaki İlişki.
    D)Kültürümüzde Hz. Peygamber Sevgisi.
    E)Kandillerin Fert ve Toplum Hayatına Katkıları.
    II) Konunun Açılımı:
    Konuya Hz. Peygamber (a.s.)'ın kutlu doğumunun insanlık tarihinin en önemli olayı olduğu ve onun dünyaya teşrif ettiği devrede dünyanın içinde bulunduğu ve özellikle Arap yarımadasında insanların her türlü değer ölçülerini yitirdiği, sosyal ahlâkın bozulduğu, küfür, şirk ve zulümlerin gönülleri kararttığı vurgulanır.
    O dönemde de insanlığın en çok muhtaç olduğu şeyin huzur, sükun, can ve mal güvenliği olduğundan hareketle, bütün bunları sağlayacak olanın ancak Yüce Allah tarafından gönderilen bir peygamber olduğu ifade edilir.
    Kısaca Hz Peygamberin doğumu ve çocukluğu, gençliğine değinilir. Risalet görevi üzerinde durularak Müslümanların Hz. Peygamber gibi bir örneğe sahip olmalarının değeri üzerinde durulur. Ayrıca Hz. Muhammed’i (s.a.s.) örnek yapan niteliklere yer verilir. Ona itaatin Allah’a itaat olduğu ve Onu can ve maldan öte sevmenin kamil bir imanın göstergesi olduğu vurgulanır. Ayrıca Hz. Peygamberi sevmenin bir ifadesi de onu anlayıp, iş, aile, toplumsal hayatımızda onun prensiplerini günümüze taşımak olduğu ifade edilir. Kültürümüzde Hz. Peygambere duyulan sevgi ve saygıya vugu yapılır. Son olarak Mevlid Kandilini vesile ederek günahlara tövbe etmenin, yakınlarımızın ve yoksulların hatırını sormanın önemi üzerinde durularak vaaza son verilir.
    III)Konunun Özet Sunumu
    Bir Müslüman için uğruna verilecek sevgilerin en yücesi şüphesiz, sevginin kaynağı ve bir ismi de “Vedûd” olan Allah’tır. Müslüman, Allah’a ve onun dostlarına engin muhabbet besleyen kişidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise Allah dostlarının önderidir. İlahi sevgiye ulaştıran bir rehberdir. İnancımızın ve ibadetlerimizin temelinde sevgi, daima ön plandadır. Allah’a imanımız da sevginin eseridir. Çünkü şuurlu bir iman ve ibadet ancak sevilen hak mabuda yapılır. Bu sevme eylemi dilde kalmadığı, gönülde karşılık bulduğu durumlarda bir anlam taşır.
    Dolayısıyla Allah’a ve peygamberine olan sevgimiz, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmakla mümkündür. Nitekim Kuran’ı Kerim bu sevgiyi ispatlamanın yolunun Resulüne itaatten geçtiğini şöyle vurgulamaktadır. De ki: "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.”[1] Bununla birlikte Yüce Allah Rasûlüne itaatin yanında mü’minlerden Hz Peygamberin canını kendi canlarından bile üstün tutmalarını istemiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur: “Peygamber, mü’minler için kendi canlarından ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir.”[2] Peygamberimizi canımızdan ve tüm sevdiklerimizden daha çok sevmek, ancak O’nun yolunda gitmekle olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de kendisinin her şeyden, herkesten daha çok sevilmesi hususunda şöyle buyurmuştur. ”Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk -çoçuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz”[3] İşte bu sebeple, Hz. Peygamber’e gönülden inanan ashabı ondan gelen emirleri büyük bir teslimiyetle yerine getirdiler. O’na derin saygı duydular, derdine ortak oldular. Ayağına batacak dikene bile razı olmadılar. Hidayetin insanlara ulaştırılmasında, O’na her zaman maddi ve manevi destekte bulundular. Onu her şeyden fazla sevdiler. Bizim için bir lütuf olan Hz Peygamber (s.a.v.)’in Allah’ın elçisi olduğuna inanmanın yanında O’nu samimiyetle sevmeli, O’nun sünnetini öğrenerek kendimize rehber edinmeliyiz.
    Milletimiz de asırlardır Sevgili Peygamberimize derin bir muhabbet duymuş Onun doğduğu günü kutlu gece ilan ederek aziz hatırasını yâdetmek üzere çok sayıda manzum ve mensur eserler meydana getirilmiş, bir mevlid edebiyatı oluşmuş, bu maksatla merasimler tertip edilmiştir. Bu merasimler vesile edilerek milletimizin peygamberimize olan sevgisi perçinleşmiş ve toplumuza Onun sevgisi etrafında birlik ve beraberlik mesajları verilmiştir.
    Anadolu insanı Hz. Muhammed (s.a.s.)’e olan sevgisinden ve bağlılığından dolayı çocuklarına onu hatırlatacak isimler vermektedir. Erkek çocuklarına Mehmet, Ahmet ve Mustafa gibi isimleri tercih etmişlerdir. Bu hususta bir inceliği de dikkate alarak ''Muhammed'' ismini verecek olursa ağzından çıkabilecek bir hatalı ifadeden dolayı Peygambere saygısızlık olmasın diye daha çok “Mehmet” olarak isimlendirmeyi uygun görmüşlerdir. Bilindiği gibi, gül motifi Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bir simgesi olarak kabul edilmektedir. Anadolu'da kız çocuklarına Gül, Güldane, Gülser, Gülseren veya Güllü gibi isimler verilmesinin sebebi de peygamber sevgisidir.
    Milletin ordusuna, adeta Hz. Muhammed (s.a.s.) gözüyle bakılmasından dolayı “Küçük ve sevimli Muhammed” manasına gelen “Mehmetçik” ismi verilmiştir. O’nun mensup olduğu askerlik mesleği ile icra ettiği görev ve hizmetinin önemini vurgulamak için de, “Peygamber Ocağı” denmiştir.
    Topkapı Sarayı’nda mukaddes emanetlerin bulunduğu dairede gece ve gündüz ara verilmeksizin yüzyıllar boyunca Kur’an okunması teamül haline getirilmiştir. Asırlar boyunca Mekke ve Medine halkını maddî yönden desteklenmiş, “Haremeyn” vakıfları kurulmuştur. Her yıl üç aylar girdiğinde Anadolu insanının katkısıyla, Kudüs, Medine ve Mekke’deki Müslümanlara ulaştırılmak üzere para, kumaş vs. kıymetli eşyanın gönderildiği “Surre Alayları” tertip edilmiştir. Bütün bunlar Anadolu insanının Hz. Peygambere duyduğu sevginin güzel tezahürleridir.
    “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl?” beyiti Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sevgisini zirveye taşıyarak onun muhabbetten yaratıldığını ve kaynağını ondan almayan bir sevginin değeri olmadığını çok veciz bir şekilde açıklamaktadır:

    IV) Konu İşlenirken istifade edilebilecek Âyetler:
    قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُم اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
    De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[4].
    Konu ile ilgili faydalanılabilecek diğer bazı ayetler şunlardır: 33/21,31-32; Tevbe, 9/128; Ahzâb, 33/6,21, 2/87, 101, 119, 129, 151; 4/79, 170; 5/15-16, 19, 32; 6/130; 7/35, 42-43, 52-53, 59, 61, 65-67, 104; 9/33, 128-129; 10/74; 11/96-97; 12/109; 13/30, 38; 14/5; 15/10-11; 16/1-2, 36, 43-44, 63, 113; 21/7-8, 25, 107.

    V) Konu İşlenirken Başvurulabilecek Hadisler:

    عن أَنس رضي اللَّه عنه أَن أَعرابياً قال لرسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : مَتَى السَّاعَةُ ؟ قال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « مَا أَعْدَدْتَ لَهَا ؟ » قال : حُب اللَّهِ ورسولِهِ قال : « أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ » .
    Enes (r.a)’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir bedevi Resûlullah(s.a.s)’e:
    – Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Efendimiz:
    – “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu.
    – Allah ve Resûlünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
    – “O halde sen, sevdiğin ile berabersin” buyurdu.[5]
    عَنْ أَنَسٍ رضى الله عنه قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ ‏"‏‏.‏
    Hz. Enes'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.[6]
    عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ ‏"‏‏.‏
    Ebu Hureyre'den rivayet edilen benzer bir hadiste de Hz. Peygamber (s.a.s.): "Allah'a yemin ederim ki, hiçbiriniz, ben kendisine babasından ve çocuğundan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.[7]
    عَنْ عبد الله بن‏ هشام أن عمر بن الخطاب قال للنبي -صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏ لأنت يا رسول الله أحب إلي من كل شيء إلا من نفسي‏.‏ فقال‏:‏ لا والذي نفسي بيده، حتى أكون أحب إليك من نفسك‏.‏ فقال له عمر‏:‏ فإنك الآن والله أحب إلي من نفسي‏.‏فقال‏:‏ الآن يا عمر‏"‏‏.

    Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: ''Ya Resûlüllah, sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin'' dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ''Ya Ömer nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.), “Nefsimden de” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ya Ömer, işte şimdi oldu'' cevabını verdi.(3)
    عن أَنسٍ رضي اللَّه عنه عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال: ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيَمَانِ: أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِواهُما ، وأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إِلاَّ للَّهِ ، وَأَنْ يَكْرَه أَنْ يَعُودَ في الكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ في النَّارِ.
    Enes (r.a.) Resulullah (a.s.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi, imanın zevkine ermiş olur. Allah ve Resulünü, her şeyden daha çok sevmek, sevdiği kimseyi sadece Allah için sevmek, Allah’ın kendisine iman nasip etmesinden sonra inançsızlığa düşmeyi, ateşe atılıyormuş gibi kötü görmek.”[8]
    وعن أبى هريرة رضِىَ اللّهُ عنهُ قال: قال رسولُ اللّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم إنِّمَا مثلِى ومثلُكُمْ كمثلِ رجلٍ استَوْقَدَ ناراً فَلمّا أضاءتْ ما حَوْلَهُ جعلَ الفَراشُ وهذِهِ الدوابُّ التى تقعُ في النَّارِ تقعُ فِيهَا فجعلَ ينزعُهنّ ويغْلِبْنَهُ فيقتحمنَ فبهَا فأنا آخذُ بحُجزِكمْ عنِ النارِ، وأنتمْ تقْتَحِمُونَ فِيهَا.

    Ebu Hüreyre (r.a.), "Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmememiz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz"[9]
    عَنْ عبد الله بن‏ هشام أن عمر بن الخطاب قال للنبي -صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏ لأنت يا رسول الله أحب إلي من كل شيء إلا من نفسي‏.‏ فقال‏:‏ لا والذي نفسي بيده، حتى أكون أحب إليك من نفسك‏.‏ فقال له عمر‏:‏ فإنك الآن والله أحب إلي من نفسي‏.‏فقال‏:‏ الآن يا عمر‏"‏‏.
    Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: ''Ya Resûlüllah, sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin'' dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ''Ya Ömer nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.), “Nefsimden de” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ya Ömer, işte şimdi oldu'' cevabını verdi.(3)
    Rasûle bağlılığın eşsiz örneklerinden biri olan Hz. Ömer, bir ara Peygamber Efendimizin huzuruna gelmiş ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevimlisin”, demişti. Peygamberimiz de: “Ömer! Kendinden de!” buyurmuş, bunun üzerine Hz. Ömer: “Kendimden de!”, deyince Hz. Peygamber (as): “Ey Ömer, işte şimdi oldu!” cevabını vermişti. (Tecrid, I, 31)

    VI) Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
    1-NEVEVİ, Riyazü’s-Salihin, Ter. Hasan Hüsnü Erdem ve Kıvamuddin Burslan, DİB yayınları, Ankara 1972.
    2-Türkçe Tercüme ve Şerhi: Riyazü’s-Salihîn Peygamber Efendimizden Hayat Ölçüleri, Hazırlayanlar. Prof.Dr. M.Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail L. Çakan, Doç Dr. Raşit Küçük, Erkam Yayınları, İstanbul 1997.
    3-Dr. Yaşar Yiğit, Model Şahsiyet Olarak Hz. Peygamber ve Hoşgörüsü, DİB.yayınları Ankara 2003.
    4-Diyanet İlmi Dergi (Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) (Özel Sayı 2000).
    5-Dr. Sadık Eraslan, Dr. Ekrem Keleş, En Güzel Örnek Hz. Peygamber, TDV yayınları Ankara 2003.
    6-Yüksel Salman, Dr. Mehmet Canbulat, Dr. Yaşar Yiğit, Hz. Peygamber’in Örnekliği…TDV. yayınları Ankara 2002.

    Peygamberimizi canımızdan ve tüm sevdiklerimizden daha çok sevmek, ancak O’nun yolunda gitmekle olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de kendisinin her şeyden, herkesten daha çok sevilmesi hususunda şöyle buyurmuştur. ”Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk -çoçuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz”[3] İşte bu sebeple, Hz.Peygamber’e gönülden inanan ashabı ondan gelen emirleri büyük bir teslimiyetle yerine getirdiler. O’na derin saygı duydular, derdine ortak oldular. Ayağına batacak dikene bile razı olmadılar. Hidayetin insanlara ulaştırılmasında, O’na her zaman maddi ve manevi destekte bulundular. Onu her şeyden fazla sevdiler. Hz.Ali’ye Rasûlullah’a olan sevginiz nasıldır? diye sorulduğunda O: “Rasûlullah’ı susuz bir insanın suya hasreti gibi severdik”[4] buyurmuştur. Ashabın, Hz.Peygamber sevgisini şu örnek çok güzel yansıtmaktadır. Ensardan bir kadına; babası, kardeşi ve kocasının savaşta şehit düştükleri haber verilince, O, hemen Rasûlullah’ı sormuş, sağlık haberini alıp, O’nu görünce, “Seni sağ olarak gördükten sonra, her musibet bana hafif gelir” [5] diyerek sevincini izhar etmiştir.
    --------------------------------------------------------------------------------
    3- Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, c. l, s. 31-32, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara.

    · Bu vaaz projesi Kurul Uzmanı Gazi ERDEM tarafından hazırlanmıştır.

    [1] Âl-i İmran,3/31

    [2] Ahzab, 33/6

    [3] Buhâri,İman 8;Müslim,İmân 70

    [4] Âl-i İmran 3/31

    [5] Buhârî, Edeb, 96.

    [6] Buhâri, İman, 8.

    [7] Buhâri, İman, 14.

    [8] Buhârî, İman, 9, 14, İkrâh, 1; Müslim, İman, 67, (43);

    [9] Buhârî, Rikâk: 26, Enbiya: 40; Müslim, Fezâil: 17, (2284); Tirmizî, Emsâl: 7, (2877); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/338.


  9. 29.Ocak.2012, 22:52
    5
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Kutlu doğum ile ilgili vaaz sohbet

    KUTLU DOĞUM (MEVLİD KANDİLİ)


    قاَلَ اللهeُ تَعَالَى فِي كِتَابِهِ الْكَرِيمِ :
    أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
    ﴿قُلْإِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُولِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا﴾[1]صَدَقَ الله ُالْعَظِيمُ
    وَ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله ُعَلَيْهِ وَ سَلَّمَ فِي حَدِيثٍ :
    ,الَّلهُمَّ صَلِّ عَلىَ مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَ رَسُولِكَ كَماَ صَلَّيْتَ عَلىَ آلِ إِبْراَهِيمَ-[2]صَدَقَ رَسُولُ اللهِ فِيمَا قَالَ


    Bu gece Mevlid kandilidir Bilindiği gibi, her sene, peygamberimizin doğum günü olan; Rebiu’l Evvel ayının on ikinci gecesi, Mevlid kandili olarak kutlanılır
    Ayrıca tüm dünyada; Mevlid kandilinin içinde bulunduğu hafta, “kutlu doğum haftası” olarak, evrensel bir şekilde kutlanmaktadır
    Bundan asırlarca önce; takvimlerin kutlu doğum gününü göstereceği günlerde, Yahudiler, Hıristiyanlar, Kâhinler ve tüm dünya, bu müjdelenen peygamberi bekliyordu
    Bu peygamberin geleceği zamanda ise, dünya, şer güçlerin egemenliği altında kıvranıyordu Zulüm, fuhuş, fitne-fesat ve barbarlık son haddini aşmıştı Kız çocukları diri diri gömülüyor, kadınlar şehvet malı olarak pazarlarda sergileniyor ve güçsüzlere yaşama hakkı verilmiyordu
    Kan içen yarasaların sultan, eşkıyaların ise vezir olduğu bir dönemde; dünya, bir kurtarıcıya avuç açmış bekliyordu
    Kardeşin, kardeşe diş bilediği, insanlığın en küçük değerinin bile tanınmadığı, insanların hayvanlara gıpta ettiği, hayvanların dahi insanların hareketlerinden utanç duyduğu bir zamanda; dünya, müjdeleyici ve kurtarıcı bir rahmet peygamberine sancı çekiyordu
    İşte böyle bir bekleyiş ve ihtiyacın çağırdığı bu rahmet peygamberi, Milâdi 571 yılı Nisan ayının Yirmisinde, bir Pazartesi günü sabaha karşı dünyaya geldi O gün bütün âlem; âlemlerin efendisinin doğumuna şahitlik ediyordu
    O, kutlu ve mutlu efendinin doğumuyla; dünyada bir çok harikulâde olaylar meydana gelmiş, azgın ve diktatör putperestlerin saltanatları sallanmaya başlamıştı
    Kisra sarayının sütunları yıkılmış, burçları çatlamış, Mecusilerin bin yıllık yanan ateşleri sönmüş ve Sava gölü kurumuştu
    Aslında yıkılan; Kisra sarayı değil; Kisraların, despotların ve zalim diktatörlerin saltanatlarıydı
    Mecusilerin sönen ateşi; aslında dünya küfrünün ve müşriklerinin gönüllerinde yanan şirk ateşiydi
    Kuruyan; Sava gölü değil, inkârcıların, putperestlerin, hükümranlıkları ve azgınlıklarıydı


    İşte böylesi bir zamanda bir peygamber dünyaya teşrif etmiş, bütün azgınlıkları durdurmuş, yıkılmazları yıkmış, yapılmazları imar etmiştir Risalet meş’alesini yakarak; günümüze ve gönlümüze, kıyamete kadar devam edecek sevda tohumları ekmiş, cehennem kapılarını kapatmış, cennet kapılarını açmıştır
    Dünyayı, huzur ve selâmete götüren tüm kaynakları beslemiş, delâlet ve sapıklığın önüne perde çekmiştir
    Kendisinden önce bizleri düşünmüş, ümmeti için secdelerde ağlamış, “Muhammed’ül Emin” olarak yaşamış ve “emin bir Muhammed” olarak ta ölmüştür


    Âlemlere sığmayan bir sevdanın peygamberini, sadece “Mevlid gecelerine” ve “Kutlu Doğum Haftalarına” sığdıramayacağımızı bilelim
    Bu yaşlı dünyada; yaşlanmaz sevdamız olan peygamberimizi, sürekli yâd edelim İzinde ve sözünde giderek şu ayet meâline kulak verelim:
    “De ki: ‘Ben, ancak sizin gibi bir insanım Yalnız, ‘ilâhınız bir ilâhtır,’ diye bana vahy olunuyor Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, yararlı bir iş yapsın ve Rabbine yaptığı ibadete kimseyi ortak etmesin!” [3]
    Bakınız hak ve peygamber aşığı merhum Âkif, “Bir Gece” adlı şiiriyle “kutlu doğumu” nasıl anlatıyor:
    On dört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
    Kumdan, ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi!
    Lâkin, o ne hüsrandı ki: hissetmedi gözler;
    Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
    Nerden görecekler? Göremezlerdi tabîî:
    Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
    Bir kerre de, mâmûre-i dünya, o zamanlar,
    Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi
    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta ;
    Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
    Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin,
    Salgındı, bütün Şark’ı yıkan, tefrika derdi

    Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
    Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
    Bir nefhada insanlığı kurtardı o mâsûm,
    Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
    Aczin ki ezilmek ti bütün hakkı, dirildi!
    Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!
    Âlemlere, rahmetti, evet, şer’-i mübîni,
    Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi
    Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
    Medyûn ona cem’iyyeti, medyûn ona ferdi
    Medyûndur o mâsûma bütün bir beşeriyyet
    Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret [4]
    Son olarak peygamberimizin diliyle peygamberimize dualarda bulunarak diyoruz ki:
    “Allâh'ım! Kulun ve peygamberin Muhammed'e rahmetini dileriz İbrâhîm’e vaktiyle rahmet ettiğin gibi Allâh’ım! Muhammed ile Muhammed'in ümmeti üzerine bereket ihsân eyle Vaktiyle İbrâhîm ile ümmetine bereket ihsân ettiğin gibi” [5]
    ___________________________
    [1]Kehf Suresi: 110
    [2]Sahih-i Buhari Tercemesi: Hadis no,1726
    [3] Kehf Suresi: 110
    [4] Safahat : S 422
    [5] Sahih-i Buhari Tercemesi: Hadis no,1726


  10. 29.Ocak.2012, 22:52
    5
    Moderatör
    KUTLU DOĞUM (MEVLİD KANDİLİ)


    قاَلَ اللهeُ تَعَالَى فِي كِتَابِهِ الْكَرِيمِ :
    أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
    ﴿قُلْإِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُولِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا﴾[1]صَدَقَ الله ُالْعَظِيمُ
    وَ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله ُعَلَيْهِ وَ سَلَّمَ فِي حَدِيثٍ :
    ,الَّلهُمَّ صَلِّ عَلىَ مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَ رَسُولِكَ كَماَ صَلَّيْتَ عَلىَ آلِ إِبْراَهِيمَ-[2]صَدَقَ رَسُولُ اللهِ فِيمَا قَالَ


    Bu gece Mevlid kandilidir Bilindiği gibi, her sene, peygamberimizin doğum günü olan; Rebiu’l Evvel ayının on ikinci gecesi, Mevlid kandili olarak kutlanılır
    Ayrıca tüm dünyada; Mevlid kandilinin içinde bulunduğu hafta, “kutlu doğum haftası” olarak, evrensel bir şekilde kutlanmaktadır
    Bundan asırlarca önce; takvimlerin kutlu doğum gününü göstereceği günlerde, Yahudiler, Hıristiyanlar, Kâhinler ve tüm dünya, bu müjdelenen peygamberi bekliyordu
    Bu peygamberin geleceği zamanda ise, dünya, şer güçlerin egemenliği altında kıvranıyordu Zulüm, fuhuş, fitne-fesat ve barbarlık son haddini aşmıştı Kız çocukları diri diri gömülüyor, kadınlar şehvet malı olarak pazarlarda sergileniyor ve güçsüzlere yaşama hakkı verilmiyordu
    Kan içen yarasaların sultan, eşkıyaların ise vezir olduğu bir dönemde; dünya, bir kurtarıcıya avuç açmış bekliyordu
    Kardeşin, kardeşe diş bilediği, insanlığın en küçük değerinin bile tanınmadığı, insanların hayvanlara gıpta ettiği, hayvanların dahi insanların hareketlerinden utanç duyduğu bir zamanda; dünya, müjdeleyici ve kurtarıcı bir rahmet peygamberine sancı çekiyordu
    İşte böyle bir bekleyiş ve ihtiyacın çağırdığı bu rahmet peygamberi, Milâdi 571 yılı Nisan ayının Yirmisinde, bir Pazartesi günü sabaha karşı dünyaya geldi O gün bütün âlem; âlemlerin efendisinin doğumuna şahitlik ediyordu
    O, kutlu ve mutlu efendinin doğumuyla; dünyada bir çok harikulâde olaylar meydana gelmiş, azgın ve diktatör putperestlerin saltanatları sallanmaya başlamıştı
    Kisra sarayının sütunları yıkılmış, burçları çatlamış, Mecusilerin bin yıllık yanan ateşleri sönmüş ve Sava gölü kurumuştu
    Aslında yıkılan; Kisra sarayı değil; Kisraların, despotların ve zalim diktatörlerin saltanatlarıydı
    Mecusilerin sönen ateşi; aslında dünya küfrünün ve müşriklerinin gönüllerinde yanan şirk ateşiydi
    Kuruyan; Sava gölü değil, inkârcıların, putperestlerin, hükümranlıkları ve azgınlıklarıydı


    İşte böylesi bir zamanda bir peygamber dünyaya teşrif etmiş, bütün azgınlıkları durdurmuş, yıkılmazları yıkmış, yapılmazları imar etmiştir Risalet meş’alesini yakarak; günümüze ve gönlümüze, kıyamete kadar devam edecek sevda tohumları ekmiş, cehennem kapılarını kapatmış, cennet kapılarını açmıştır
    Dünyayı, huzur ve selâmete götüren tüm kaynakları beslemiş, delâlet ve sapıklığın önüne perde çekmiştir
    Kendisinden önce bizleri düşünmüş, ümmeti için secdelerde ağlamış, “Muhammed’ül Emin” olarak yaşamış ve “emin bir Muhammed” olarak ta ölmüştür


    Âlemlere sığmayan bir sevdanın peygamberini, sadece “Mevlid gecelerine” ve “Kutlu Doğum Haftalarına” sığdıramayacağımızı bilelim
    Bu yaşlı dünyada; yaşlanmaz sevdamız olan peygamberimizi, sürekli yâd edelim İzinde ve sözünde giderek şu ayet meâline kulak verelim:
    “De ki: ‘Ben, ancak sizin gibi bir insanım Yalnız, ‘ilâhınız bir ilâhtır,’ diye bana vahy olunuyor Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, yararlı bir iş yapsın ve Rabbine yaptığı ibadete kimseyi ortak etmesin!” [3]
    Bakınız hak ve peygamber aşığı merhum Âkif, “Bir Gece” adlı şiiriyle “kutlu doğumu” nasıl anlatıyor:
    On dört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
    Kumdan, ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi!
    Lâkin, o ne hüsrandı ki: hissetmedi gözler;
    Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
    Nerden görecekler? Göremezlerdi tabîî:
    Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
    Bir kerre de, mâmûre-i dünya, o zamanlar,
    Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi
    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta ;
    Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
    Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin,
    Salgındı, bütün Şark’ı yıkan, tefrika derdi

    Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
    Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
    Bir nefhada insanlığı kurtardı o mâsûm,
    Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
    Aczin ki ezilmek ti bütün hakkı, dirildi!
    Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!
    Âlemlere, rahmetti, evet, şer’-i mübîni,
    Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi
    Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
    Medyûn ona cem’iyyeti, medyûn ona ferdi
    Medyûndur o mâsûma bütün bir beşeriyyet
    Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret [4]
    Son olarak peygamberimizin diliyle peygamberimize dualarda bulunarak diyoruz ki:
    “Allâh'ım! Kulun ve peygamberin Muhammed'e rahmetini dileriz İbrâhîm’e vaktiyle rahmet ettiğin gibi Allâh’ım! Muhammed ile Muhammed'in ümmeti üzerine bereket ihsân eyle Vaktiyle İbrâhîm ile ümmetine bereket ihsân ettiğin gibi” [5]
    ___________________________
    [1]Kehf Suresi: 110
    [2]Sahih-i Buhari Tercemesi: Hadis no,1726
    [3] Kehf Suresi: 110
    [4] Safahat : S 422
    [5] Sahih-i Buhari Tercemesi: Hadis no,1726


  11. 31.Ocak.2012, 12:19
    6
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: O geliyor Medineden Kardeşim Geliyor

    Medine'den kardeşim geliyor...


    Yanlış okumadınız. Medine’den, o kutlu belde, ensarın şehri Medine’den kardeşim geliyor.

    Haber göndereli beri telaştayım. En büyük korkum mahcup olmak.. Layık olduğu şekilde karşılayamamak..

    Geçenlerde yanındakilerle güzel bir sohbete dalmış. Onun sohbetine katılmak herkesin bir özlemi, amacıdır, desem kesinlikle abartmamış olurum. Onu Medine’de herkes sever, hamdolsun. İşte yine bir sohbeti sırasında içini çekerek “ Kardeşlerimi ne zaman göreceğim acaba…” diye dertlenmiş. O sadece yanındakilere değil uzaktakilere bile o denli düşkündür ki, zaman zaman kendisinden çok uzak ya da görmediği akrabalarına, kardeşlerine hep elini uzatmak ister.

    Kardeş özlemi içinde bulunduğunu yanındakiler söylemiş. Onu sevenler “biz senin kardeşin değil miyiz” dediklerinde, “sizler benim arkadaşlarımsınız, canlarımsınız sizler benim dostumsunuzdur. Ama onlar benim kardeşim. Onları ne zaman göreceğim” diye hep meraktayım. “Ve biliyor musunuz, onların çoğu beni hiç görmeden kalplerine bastı, hiç görmeden beni görmek sevdasıyla yanıp tutuşuyor.” Demiş.

    Sonra görmeye karar vermiş kardeşim ve haber göndermiş.

    “O bana hep geliyor. Gelmek istiyor. Fırsat buldukça da geliyor. Bu kez ben kardeşime gitmek istiyorum”. Demiş.

    Bunu duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Kardeşimin bu mesajını duyduğumda o kadar çok sevindim ki. Dizlerimde derman, gözümde sevinç yaşları kalmadı.

    İşte birkaç gün sonra, 3 Şubat Günü gelecek… Bu yazıyı yazarken bile ağlıyorum. Parmaklarım klavye üzerinde gezinirken yüreğim yerinden çıkacakmış gibi çırpınıyor.

    Medine’den kardeşim gelecekmiş. Şaşkınım. Nasıl Karşılamalıyım. Çaresizim. Duyduğumdan beri elim ayağıma dolandı. Nasıl karşılamalıyım, nasıl ağırlamalıyım. Ne yapmalıyım. Kimlere haber vermeliyim.

    Belki sizlerde bana yardımcı olursunuz diye, sizlerle paylaşmak istedim.

    Evet, O geliyor.

    O beni, her gidişimde şehrin girişinde karşılardı. Her dönüşümde de şehrin en uzak noktasına kadar gelir ve beni uğurlamaya çalışırdı.

    Birbirimizi gördüğümüzde öylesine hasretle sarılırdık ki hiç ayrılmayacakmış gibi olurduk. Sarar sarmalardı beni. Bağrına basardı. Elinden geldiğinden fazlasını yapardı. Beni ağırlamak için.

    O’nun yanında huzura erdiğimi biliyorum. Huzur Onun yanında güzelleşirdi. Günler nasıl geçerdi bilemezdim. Öylesine güzel bir yüzü var ki, derler ya nur damlar. Onda Nur damlamaz Nur’un kendisiydi O. O’nu ben değil bilenler bilir. Bilenler de aynı benim gibi ya da benden daha güzel şekilde Ondan bahseder. Kardeşin derler berekettir bizim için. Kardeşin geleli buralar nur şehri oldu. O’nun varlığı ile kardeşliği, akrabalığı, paylaşmayı, huzuru, rahatı, akrabalığı, evlatlarımızın değerini bilir olduk.

    Derler ki “O’nun adı her geçtiğinde, kardeşin çok mübarek insan, şerefli, haysiyetli, can yoldaşı, sırdaş, can ciğer bir insan” . Hatta içlerinden pek çoğu “canımız, malımız, evladımız, ana babamız O’na feda olsun. O’nu biz senden fazla seviyoruz.” Derler.

    Ben bunları duyunca kardeşimi yeterince sevmiyor muyum diye düşünürüm. O diyenleri de için için kıskanırım. Ona benden daha fazla kıymet verenler, onu sık sık ziyaret edenleri dahi görünce, onun için yola çıkanları bilince hepsini kıskanırım. İçim içimi yer. Keşke derdim Onun yanında hep olsam, onun dizi dibinde yaşasam. Ona canım verecek kadar çok sevdiğimi haykırsam derim. Onun yanında, kucağında, dizi dibinde son nefesimi verip hakkın rahmetine ve rızasına kavuşsam derim.

    Derim de içimdeki sessiz çığlık çağıldar, çoğalır hasret olur, özlem olur, köz olur yakar içimi..

    Şimdi haber göndermiş, geliyorum diye. Kardeşim gelecek diye ben telaşa kapıldım. Ben O’nun gibi O’nu karşılayamayacağım için üzüntümden tir tir titriyorum. Ateşim yükseliyor. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi göğüs kafesimi parçalıyor. Ev halkını da, tanıdıklarımı da, dostlarımı da, çevremdekileri, yetişebildiğim insanların hepsini çok tedirgin etmeye başladım.


    O geliyor, diyorum. Kardeşimi en güzel şekilde ağırlamak istiyorum. Diyorum.

    Duyuyor musunuz, Medine’den kardeşim geliyor. Ben yataklara düşüyorum. Birileri çare göstersin diye akıl sahibi, yol göstericiye sarılıyorum.

    Ona layık bir kardeş olduğumu gösterebilmek için neler yapacağımı bilemiyorum.

    O gelince ne diyeceğimi de bilemiyorum.

    Kardeşim benim yaşadığım şehir burası dediğimde...

    Ne kadar çok caminiz var. Hepsi birbirinden büyük, hepsi pek süslü, haydi onlardan birine gidelim derse ve oraya gittiğimizde bana “cemaat nerede” diye sorarsa ne derim.

    Yol boyunca bankaların, finans kurumlarının faiz oranlarını, kredi vaatlerini gösteren reklamlarını, bankaların vitrinlerini süsleyen koca koca faiz kelimelerini göstererek bunlar nedir derse, kardeşim onlar senin ayaklarının altına aldığın faizi dağıtan kurumlardır cevabını nasıl veririm.

    Yol kenarlarında reklam panolarında, bayilerde bulunan gazete ve mecmualarda, televizyon ekranlarında görülen bizlerin yadırgamadığımız ve utanmadan baktığımız iffetten uzak kadın resimlerini görünce ben ne diyeceğimi şimdiden bilemiyorum.

    Sadece bunlar mı? Yeni doğmuş bebeklerini çöplüklere, sulama kanallarına, duvar diplerine bırakanlardan, gayri meşru hayat süren, dinle imanla bağdaşmayan sözde evliliklerden nasıl söz ederim.

    Evde ne yapacağım. Tamam, belki en güzel yemekleri ona sunabilirim. En güzel seccademi önüne serebilirim. En güzel yatağımı ona verebilirim. Ancak evdeki televizyonu onun yanında nasıl açarım. Raflar dolusu kitaplarımın arasında duran bazı kitaplarımdan nasıl söz ederim. Her akşam “benim mektuplarımı, gönderdiğim mesajı çocuklarınla oturup mütalaa ediyor musunuz” derse ne cevap veririm. ?

    Ya çeşit çeşit şarkıların, türkülerin, filmlerinin vakit öldürücü oyunların bulunduğu cd ve kasetleri sorarsa nasıl cevap verebilirim.

    Şehrin neresini görmesini isteyebilirim. Alış veriş merkezlerinin tüketim merkezi olduğunu, sokaklarda yerlerde atılmış ekmek ve yemek artıklarından nasıl söz ederim. En küçük bahane ile insanların birbirine sövüp saymasını, işlenen cinayetleri, kardeş kavgalarını, hırslarını, birbirilerini sayıp saymadıklarını, yaşlanan anne babaların huzurevlerinde ya da kendi evlerinde bir başlarına terk edilmiş halde kaldıklarını nasıl anlatırım. Küçükler ve büyükler arasında saygının kalmadığını, bar ev meyhanelerin çokluğunu, kumarhanelerin varlığını nasıl izah ederim. Kadınların ticari heveslere kurban gitmesinden, her gün bir kadın cinayetinden, kadınlara yapılan haksızlıklardan, kadınların mal gibi kullanılmasından hangi yüzle cevap vereceğimi bilemiyorum.

    Sokakların yarı çıplak insanlarla dolu olmasını nasıl önlerim. Tesettürü nasıl anlamışsınız, altları çıplak başları örtülü bu kadınlara sen beni anlatamadın mı derse, ne derim. Gerçi, şimdi mevsim kış. İnsanlar yaz aylarında olduğu gibi atlet don gezmiyor. Hepsi kapanmış. Ben kış aylarını aslında bu yüzden seviyorum. Soğuktan korunmak amaçlı da olsa insanlar iyice kapanmış durumda. Yolda çıplaklar olmayacak.

    Hafızlarınız var, Kuran-ı Kerimi anlayanız yok mu derse ne yaparım. Müezzinleriniz var, camileriniz hoparlörlerle dolu derse ne yaparım.

    Ben artık kardeşime neler göstereceğimi bilemiyorum. Etrafım çağın yozlaşmış durumundan dolayı çirkinliklerle dolu. Ve ben çaresizim.

    Medine’den kardeşim geliyor. Gelme diyemem.

    Başımın üstünde yeri var. Ben de çok özledim. Hatta son nefesimi bile Onun dizi dibinde vermek istiyorum. Ona canımı bile gözüm kapalı veririm.

    Ama çok sıkılıyorum. Onu bu şehirde nasıl karşılayacağımı bilemiyorum.

    Ah kardeşim bir bilse Onun gül kokunu özlediğimi, her an dilimden düşürmediğimi, onun bulunduğu beldelere giden birini gördüğümde eline yapışıp benden selam götürmesi için yalvardığımı bir bilse…

    Şimdi gelse ki benim bu şehirde resmen ateşle imtihan olduğumu görse çok şaşıracak. Bana “ben sana böyle yaşamalısın, dedim mi,” derse. Bana kızarsa. Bana darılırsa ben ne yaparım.

    Ben sana böyle bir tavsiyede bulunuyordum. Hani bana senin yaptıklarını yapıyor, sözlerini uyguluyorum diyordun da bunlar ne diye bana sorsa…

    Medine’den kardeşim geliyor.

    Ne yapacağımı bilemiyorum.


    Yoluna kurban olduğum, hayatına hayran kaldığım, her şeyini örnek aldığım geldiğinde senin söylediklerini dışında bir ortamla karşılaşırsam beni merhametli yüreğinle hoş görmeni isterim.

    Gel ey Gül kardeşim.! Gel ey Canımın içi!

    Bütün bunları yazdığım için üzülme sakın ey kardeşim!.. Ama ne yapmalıyım ki, gerçek bu.

    Bu gördüklerinle canım kardeşim! Sana layık kardeş olamadığımı sakın düşünme.

    Ben senin hoş görüne, sevgine, merhametli oluşuna sığınıyorum.

    Rabbime benim için, benim gibiler için dua et.

    Kırık dökük, bölük pörçük de olsa, şefaat ve hoşgörülerine sığınıp yolunu gözlüyorum. Yolunu hasretle bekliyorum.

    Senin beni Medine’nin girişinde gül kokunla, sevginle, misafirperverliğinle, mütevazı bir şekilde beklediğin gibi. Ya da senin gibi karşılamaya çalışır şekilde.

    Gel ey güzeller güzel, gel ey canlar canı, ey dünya ve ahiret kardeşim.

    Ne olursa olsun evime bekliyorum.


    Şimdiden hoş geldin Gül güzeli. Ey Allahın Habibi, Ey Gönüller Sultanı, Kâinatın efendisi.

    Resulüm, efendim. Ağabeyim, kardeşim.

    Hoş Geldin…

    Erol KARA


  12. 31.Ocak.2012, 12:19
    6
    Moderatör
    Medine'den kardeşim geliyor...


    Yanlış okumadınız. Medine’den, o kutlu belde, ensarın şehri Medine’den kardeşim geliyor.

    Haber göndereli beri telaştayım. En büyük korkum mahcup olmak.. Layık olduğu şekilde karşılayamamak..

    Geçenlerde yanındakilerle güzel bir sohbete dalmış. Onun sohbetine katılmak herkesin bir özlemi, amacıdır, desem kesinlikle abartmamış olurum. Onu Medine’de herkes sever, hamdolsun. İşte yine bir sohbeti sırasında içini çekerek “ Kardeşlerimi ne zaman göreceğim acaba…” diye dertlenmiş. O sadece yanındakilere değil uzaktakilere bile o denli düşkündür ki, zaman zaman kendisinden çok uzak ya da görmediği akrabalarına, kardeşlerine hep elini uzatmak ister.

    Kardeş özlemi içinde bulunduğunu yanındakiler söylemiş. Onu sevenler “biz senin kardeşin değil miyiz” dediklerinde, “sizler benim arkadaşlarımsınız, canlarımsınız sizler benim dostumsunuzdur. Ama onlar benim kardeşim. Onları ne zaman göreceğim” diye hep meraktayım. “Ve biliyor musunuz, onların çoğu beni hiç görmeden kalplerine bastı, hiç görmeden beni görmek sevdasıyla yanıp tutuşuyor.” Demiş.

    Sonra görmeye karar vermiş kardeşim ve haber göndermiş.

    “O bana hep geliyor. Gelmek istiyor. Fırsat buldukça da geliyor. Bu kez ben kardeşime gitmek istiyorum”. Demiş.

    Bunu duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Kardeşimin bu mesajını duyduğumda o kadar çok sevindim ki. Dizlerimde derman, gözümde sevinç yaşları kalmadı.

    İşte birkaç gün sonra, 3 Şubat Günü gelecek… Bu yazıyı yazarken bile ağlıyorum. Parmaklarım klavye üzerinde gezinirken yüreğim yerinden çıkacakmış gibi çırpınıyor.

    Medine’den kardeşim gelecekmiş. Şaşkınım. Nasıl Karşılamalıyım. Çaresizim. Duyduğumdan beri elim ayağıma dolandı. Nasıl karşılamalıyım, nasıl ağırlamalıyım. Ne yapmalıyım. Kimlere haber vermeliyim.

    Belki sizlerde bana yardımcı olursunuz diye, sizlerle paylaşmak istedim.

    Evet, O geliyor.

    O beni, her gidişimde şehrin girişinde karşılardı. Her dönüşümde de şehrin en uzak noktasına kadar gelir ve beni uğurlamaya çalışırdı.

    Birbirimizi gördüğümüzde öylesine hasretle sarılırdık ki hiç ayrılmayacakmış gibi olurduk. Sarar sarmalardı beni. Bağrına basardı. Elinden geldiğinden fazlasını yapardı. Beni ağırlamak için.

    O’nun yanında huzura erdiğimi biliyorum. Huzur Onun yanında güzelleşirdi. Günler nasıl geçerdi bilemezdim. Öylesine güzel bir yüzü var ki, derler ya nur damlar. Onda Nur damlamaz Nur’un kendisiydi O. O’nu ben değil bilenler bilir. Bilenler de aynı benim gibi ya da benden daha güzel şekilde Ondan bahseder. Kardeşin derler berekettir bizim için. Kardeşin geleli buralar nur şehri oldu. O’nun varlığı ile kardeşliği, akrabalığı, paylaşmayı, huzuru, rahatı, akrabalığı, evlatlarımızın değerini bilir olduk.

    Derler ki “O’nun adı her geçtiğinde, kardeşin çok mübarek insan, şerefli, haysiyetli, can yoldaşı, sırdaş, can ciğer bir insan” . Hatta içlerinden pek çoğu “canımız, malımız, evladımız, ana babamız O’na feda olsun. O’nu biz senden fazla seviyoruz.” Derler.

    Ben bunları duyunca kardeşimi yeterince sevmiyor muyum diye düşünürüm. O diyenleri de için için kıskanırım. Ona benden daha fazla kıymet verenler, onu sık sık ziyaret edenleri dahi görünce, onun için yola çıkanları bilince hepsini kıskanırım. İçim içimi yer. Keşke derdim Onun yanında hep olsam, onun dizi dibinde yaşasam. Ona canım verecek kadar çok sevdiğimi haykırsam derim. Onun yanında, kucağında, dizi dibinde son nefesimi verip hakkın rahmetine ve rızasına kavuşsam derim.

    Derim de içimdeki sessiz çığlık çağıldar, çoğalır hasret olur, özlem olur, köz olur yakar içimi..

    Şimdi haber göndermiş, geliyorum diye. Kardeşim gelecek diye ben telaşa kapıldım. Ben O’nun gibi O’nu karşılayamayacağım için üzüntümden tir tir titriyorum. Ateşim yükseliyor. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi göğüs kafesimi parçalıyor. Ev halkını da, tanıdıklarımı da, dostlarımı da, çevremdekileri, yetişebildiğim insanların hepsini çok tedirgin etmeye başladım.


    O geliyor, diyorum. Kardeşimi en güzel şekilde ağırlamak istiyorum. Diyorum.

    Duyuyor musunuz, Medine’den kardeşim geliyor. Ben yataklara düşüyorum. Birileri çare göstersin diye akıl sahibi, yol göstericiye sarılıyorum.

    Ona layık bir kardeş olduğumu gösterebilmek için neler yapacağımı bilemiyorum.

    O gelince ne diyeceğimi de bilemiyorum.

    Kardeşim benim yaşadığım şehir burası dediğimde...

    Ne kadar çok caminiz var. Hepsi birbirinden büyük, hepsi pek süslü, haydi onlardan birine gidelim derse ve oraya gittiğimizde bana “cemaat nerede” diye sorarsa ne derim.

    Yol boyunca bankaların, finans kurumlarının faiz oranlarını, kredi vaatlerini gösteren reklamlarını, bankaların vitrinlerini süsleyen koca koca faiz kelimelerini göstererek bunlar nedir derse, kardeşim onlar senin ayaklarının altına aldığın faizi dağıtan kurumlardır cevabını nasıl veririm.

    Yol kenarlarında reklam panolarında, bayilerde bulunan gazete ve mecmualarda, televizyon ekranlarında görülen bizlerin yadırgamadığımız ve utanmadan baktığımız iffetten uzak kadın resimlerini görünce ben ne diyeceğimi şimdiden bilemiyorum.

    Sadece bunlar mı? Yeni doğmuş bebeklerini çöplüklere, sulama kanallarına, duvar diplerine bırakanlardan, gayri meşru hayat süren, dinle imanla bağdaşmayan sözde evliliklerden nasıl söz ederim.

    Evde ne yapacağım. Tamam, belki en güzel yemekleri ona sunabilirim. En güzel seccademi önüne serebilirim. En güzel yatağımı ona verebilirim. Ancak evdeki televizyonu onun yanında nasıl açarım. Raflar dolusu kitaplarımın arasında duran bazı kitaplarımdan nasıl söz ederim. Her akşam “benim mektuplarımı, gönderdiğim mesajı çocuklarınla oturup mütalaa ediyor musunuz” derse ne cevap veririm. ?

    Ya çeşit çeşit şarkıların, türkülerin, filmlerinin vakit öldürücü oyunların bulunduğu cd ve kasetleri sorarsa nasıl cevap verebilirim.

    Şehrin neresini görmesini isteyebilirim. Alış veriş merkezlerinin tüketim merkezi olduğunu, sokaklarda yerlerde atılmış ekmek ve yemek artıklarından nasıl söz ederim. En küçük bahane ile insanların birbirine sövüp saymasını, işlenen cinayetleri, kardeş kavgalarını, hırslarını, birbirilerini sayıp saymadıklarını, yaşlanan anne babaların huzurevlerinde ya da kendi evlerinde bir başlarına terk edilmiş halde kaldıklarını nasıl anlatırım. Küçükler ve büyükler arasında saygının kalmadığını, bar ev meyhanelerin çokluğunu, kumarhanelerin varlığını nasıl izah ederim. Kadınların ticari heveslere kurban gitmesinden, her gün bir kadın cinayetinden, kadınlara yapılan haksızlıklardan, kadınların mal gibi kullanılmasından hangi yüzle cevap vereceğimi bilemiyorum.

    Sokakların yarı çıplak insanlarla dolu olmasını nasıl önlerim. Tesettürü nasıl anlamışsınız, altları çıplak başları örtülü bu kadınlara sen beni anlatamadın mı derse, ne derim. Gerçi, şimdi mevsim kış. İnsanlar yaz aylarında olduğu gibi atlet don gezmiyor. Hepsi kapanmış. Ben kış aylarını aslında bu yüzden seviyorum. Soğuktan korunmak amaçlı da olsa insanlar iyice kapanmış durumda. Yolda çıplaklar olmayacak.

    Hafızlarınız var, Kuran-ı Kerimi anlayanız yok mu derse ne yaparım. Müezzinleriniz var, camileriniz hoparlörlerle dolu derse ne yaparım.

    Ben artık kardeşime neler göstereceğimi bilemiyorum. Etrafım çağın yozlaşmış durumundan dolayı çirkinliklerle dolu. Ve ben çaresizim.

    Medine’den kardeşim geliyor. Gelme diyemem.

    Başımın üstünde yeri var. Ben de çok özledim. Hatta son nefesimi bile Onun dizi dibinde vermek istiyorum. Ona canımı bile gözüm kapalı veririm.

    Ama çok sıkılıyorum. Onu bu şehirde nasıl karşılayacağımı bilemiyorum.

    Ah kardeşim bir bilse Onun gül kokunu özlediğimi, her an dilimden düşürmediğimi, onun bulunduğu beldelere giden birini gördüğümde eline yapışıp benden selam götürmesi için yalvardığımı bir bilse…

    Şimdi gelse ki benim bu şehirde resmen ateşle imtihan olduğumu görse çok şaşıracak. Bana “ben sana böyle yaşamalısın, dedim mi,” derse. Bana kızarsa. Bana darılırsa ben ne yaparım.

    Ben sana böyle bir tavsiyede bulunuyordum. Hani bana senin yaptıklarını yapıyor, sözlerini uyguluyorum diyordun da bunlar ne diye bana sorsa…

    Medine’den kardeşim geliyor.

    Ne yapacağımı bilemiyorum.


    Yoluna kurban olduğum, hayatına hayran kaldığım, her şeyini örnek aldığım geldiğinde senin söylediklerini dışında bir ortamla karşılaşırsam beni merhametli yüreğinle hoş görmeni isterim.

    Gel ey Gül kardeşim.! Gel ey Canımın içi!

    Bütün bunları yazdığım için üzülme sakın ey kardeşim!.. Ama ne yapmalıyım ki, gerçek bu.

    Bu gördüklerinle canım kardeşim! Sana layık kardeş olamadığımı sakın düşünme.

    Ben senin hoş görüne, sevgine, merhametli oluşuna sığınıyorum.

    Rabbime benim için, benim gibiler için dua et.

    Kırık dökük, bölük pörçük de olsa, şefaat ve hoşgörülerine sığınıp yolunu gözlüyorum. Yolunu hasretle bekliyorum.

    Senin beni Medine’nin girişinde gül kokunla, sevginle, misafirperverliğinle, mütevazı bir şekilde beklediğin gibi. Ya da senin gibi karşılamaya çalışır şekilde.

    Gel ey güzeller güzel, gel ey canlar canı, ey dünya ve ahiret kardeşim.

    Ne olursa olsun evime bekliyorum.


    Şimdiden hoş geldin Gül güzeli. Ey Allahın Habibi, Ey Gönüller Sultanı, Kâinatın efendisi.

    Resulüm, efendim. Ağabeyim, kardeşim.

    Hoş Geldin…

    Erol KARA


  13. 12.Nisan.2013, 02:38
    7
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,670
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Kutlu doğum ile ilgili vaaz sohbet

    لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ
    حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرا
    (Ahzab: 33/23)

    KUTLU DOĞUM HAFTASI

    Muhterem Müslümanlar!

    Alemleri yoktan var eden Mevlamız’ın biz kullarına peygamber göndermesi büyük bir lütuftur. Zülüm ve karanlığın toplumu kasıp kavurduğu, Allah inancının kaybolduğu, kalplerin kara, vicdanların sakat, gönüllerde sevgi ve merhametin kalmadığı bir dönemde; Alemlere rahmet olarak gönderilen, dünya ve ahiretin en sevgilisi Hz.Muhammet (s.a.s) Efendimiz, Rabbimizin bütün insanlığa en büyük lütfudur.

    Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de: "And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler."1

    Aziz Mü’minler!

    İnsanlar Peygamber (s.a.s)’den önce yollarını şaşırmış, değer ölçülerini büsbütün yitirmişlerdi. Küfür ve zülüm gönülleri karartmış, Allah’a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Hayır ve fazilet namına pek bir şey kalmamış, sosyal hayat bozulmuş, hak kuvvete boyun eğmiş; sevgi, şefkat ve merhamet kalplerden silinmişti. Nice kız çocukları diri diri toprağa gömülmüş, kadınlar esir muamelesi görmüş, bir eşya gibi alınıp satılmıştı.

    İşte böyle bir dönemde, O, karanlıkların ortasında aydınlatıcı bir kandil olarak yanıverdi. Onun ismi kelime-i şahadette Allah’ın isminden sonra zikredilecek ve günde beş defa minarelerimizden tekrarlanacaktı. Onun peygamberliğini kabul etmeyenler karanlıklar içerisinde kaybolup gideceklerdi.


    Değerli Kardeşlerim!
    Kutlu elçilerin sonuncusu Sevgili Peygamber (S.A.V.) efendimizin dünyaya teşrifi; Hz. İbrahim’in, oğlu Hz. İsmail’le Kabe’nin inşasını bitirdiklerinde ellerini açıp, yapmış oldukları şu dualarının kabulüne işaretti: “Rabbimiz! içlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her türlü kötülükten arındır-sın.”(2)

    Ve yine bu: Hz. İsa’nın bir müjdesinin gerçekleşmesi idi. Hani, o kavmine: “Ben size Allah’ın elçisiyim, benden sonra gelecek Ahmet adında bir peygamberi de müjdelyici olarak geldim demişti.”(3)
    Bu kutlu elçiyi Yüce Mevlamız, Kur’an-ı Kerim’inde bizlere şöyle tanıtıyor:
    “And olsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”(4) “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.”(5) “And olsun ki, Resulüllah! ta sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.”(6)
    Değerli Müminler!
    1989 yılından bu yana her yıl, Diyanet İşleri Başkanlığımız, Müftülüklerimiz ve yurt dışı müşavirlik ve ataşeliklerimizce 14-20 Nisan tarihleri arasındaki hafta, ülkemiz genelinde “Kutlu Doğum Haftası” olarak kutlanmaktadır. Bu yıl da bu hafta İnşallah, çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. Bu etkinlikleri lütfen takip edelim ve mümkün olduğunca istifade etmeye çalışalım.
    Bizleri, Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.s) gibi yüce bir peygambere ümmet olma şerefine erdirdiği için, Allah (c.c.)’a sonsuz şükürler ediyor, Efendimiz (s.a.s)’e de binlerce selat ve selam gönderiyoruz.
    Onun Kutlu Doğum Haftası hepimize, hepimize, tüm İslam Alemine ve bütün insanlığa kutlu olsun.
    HAZIRLAYANIN ADI: Yılmaz ÜÇÜNCÜ

    ______________
    1) Al-i İmran 3/164,
    2) Bakara 2/196,
    3) Saf 61/6,
    4) Tevbe 9/128,
    5) Ahzab 33/45-46,
    6) Ahzab 33/21,


  14. 12.Nisan.2013, 02:38
    7
    Moderatör
    لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ
    حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرا
    (Ahzab: 33/23)

    KUTLU DOĞUM HAFTASI

    Muhterem Müslümanlar!

    Alemleri yoktan var eden Mevlamız’ın biz kullarına peygamber göndermesi büyük bir lütuftur. Zülüm ve karanlığın toplumu kasıp kavurduğu, Allah inancının kaybolduğu, kalplerin kara, vicdanların sakat, gönüllerde sevgi ve merhametin kalmadığı bir dönemde; Alemlere rahmet olarak gönderilen, dünya ve ahiretin en sevgilisi Hz.Muhammet (s.a.s) Efendimiz, Rabbimizin bütün insanlığa en büyük lütfudur.

    Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de: "And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler."1

    Aziz Mü’minler!

    İnsanlar Peygamber (s.a.s)’den önce yollarını şaşırmış, değer ölçülerini büsbütün yitirmişlerdi. Küfür ve zülüm gönülleri karartmış, Allah’a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Hayır ve fazilet namına pek bir şey kalmamış, sosyal hayat bozulmuş, hak kuvvete boyun eğmiş; sevgi, şefkat ve merhamet kalplerden silinmişti. Nice kız çocukları diri diri toprağa gömülmüş, kadınlar esir muamelesi görmüş, bir eşya gibi alınıp satılmıştı.

    İşte böyle bir dönemde, O, karanlıkların ortasında aydınlatıcı bir kandil olarak yanıverdi. Onun ismi kelime-i şahadette Allah’ın isminden sonra zikredilecek ve günde beş defa minarelerimizden tekrarlanacaktı. Onun peygamberliğini kabul etmeyenler karanlıklar içerisinde kaybolup gideceklerdi.


    Değerli Kardeşlerim!
    Kutlu elçilerin sonuncusu Sevgili Peygamber (S.A.V.) efendimizin dünyaya teşrifi; Hz. İbrahim’in, oğlu Hz. İsmail’le Kabe’nin inşasını bitirdiklerinde ellerini açıp, yapmış oldukları şu dualarının kabulüne işaretti: “Rabbimiz! içlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her türlü kötülükten arındır-sın.”(2)

    Ve yine bu: Hz. İsa’nın bir müjdesinin gerçekleşmesi idi. Hani, o kavmine: “Ben size Allah’ın elçisiyim, benden sonra gelecek Ahmet adında bir peygamberi de müjdelyici olarak geldim demişti.”(3)
    Bu kutlu elçiyi Yüce Mevlamız, Kur’an-ı Kerim’inde bizlere şöyle tanıtıyor:
    “And olsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”(4) “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.”(5) “And olsun ki, Resulüllah! ta sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.”(6)
    Değerli Müminler!
    1989 yılından bu yana her yıl, Diyanet İşleri Başkanlığımız, Müftülüklerimiz ve yurt dışı müşavirlik ve ataşeliklerimizce 14-20 Nisan tarihleri arasındaki hafta, ülkemiz genelinde “Kutlu Doğum Haftası” olarak kutlanmaktadır. Bu yıl da bu hafta İnşallah, çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. Bu etkinlikleri lütfen takip edelim ve mümkün olduğunca istifade etmeye çalışalım.
    Bizleri, Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.s) gibi yüce bir peygambere ümmet olma şerefine erdirdiği için, Allah (c.c.)’a sonsuz şükürler ediyor, Efendimiz (s.a.s)’e de binlerce selat ve selam gönderiyoruz.
    Onun Kutlu Doğum Haftası hepimize, hepimize, tüm İslam Alemine ve bütün insanlığa kutlu olsun.
    HAZIRLAYANIN ADI: Yılmaz ÜÇÜNCÜ

    ______________
    1) Al-i İmran 3/164,
    2) Bakara 2/196,
    3) Saf 61/6,
    4) Tevbe 9/128,
    5) Ahzab 33/45-46,
    6) Ahzab 33/21,





+ Yorum Gönder