Konusunu Oylayın.: İnsanlarla ilişkilerde davranış modelleri konulu hutbe

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İnsanlarla ilişkilerde davranış modelleri konulu hutbe
  1. 31.Mayıs.2010, 08:55
    1
    Misafir

    İnsanlarla ilişkilerde davranış modelleri konulu hutbe






    İnsanlarla ilişkilerde davranış modelleri konulu hutbe Mumsema insanlarla ilişkilerde davranış modelleri konulu hutbe hazırlayacağım.yardımcı olursanız çok makbule geçer.


  2. 31.Mayıs.2010, 08:55
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    insanlarla ilişkilerde davranış modelleri konulu hutbe hazırlayacağım.yardımcı olursanız çok makbule geçer.


    Benzer Konular

    - İnsani ilişkilerde yaşanan problemler

    - İslamda ümitsizlik yoktur konulu hutbe

    - İnsanlarla ilişkiler ve güzel davranış modelleri

    - Ahlak konulu hutbe

    - Değişen dünyada kadın konulu vaaz - hutbe

  3. 01.Haziran.2010, 15:40
    2
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: insanlarla ilişkilerde davranış modelleri konulu hutbe




    HZ PEYGAMBER'DEN DAVRANIŞ MODELLERİ
    Hz Muhammed, vahşet anlamına gelen Cahiliyye dönemi olarak isimlendirilen bir zamanda dünyaya gelmiş ve bu dönemin kötülükleriyle mücadele ederek evrensel bir medeniyetin temellerini atmıştır Bu dönem, bilgisizlik, zorbalık, zulüm, haksızlık, başıbozukluk, adaletsizlik, barış ve nizamdan uzak bir hayat ile putperestlik, kabile asabiyeti, kan davası gibi davranışlar ve kız çocukların diri diri gömülmesi gibi vahşî bir hayatın sürdürüldüğü bir dönemdir O, geldiği dönemde doğruluk, nezaket, güvenilirlik, adalet, hoşgörü ve cömertlik gibi ahlâkî davranışlarıyla insanlara örnek olmuş, cahiliyye döneminin bütün özellikleri ile mücadele etmiştir O, verdiği mücadele ve yaptığı faaliyetler neticesinde mükemmel kişiliğiyle cahiliyye olarak nitelendirilen bir dönemi kapatarak, yerine barış ve huzurun hakim olduğu yepyeni bir ortam oluşturmuştur O, putperestliğin yerine tevhîdi, zulmün yerine adaleti, düşmanlığın yerine kardeşliği, getirme gayreti içinde olmuş, toplumda barışın hakim olmasını hedeflemiştir
    Hz Muhammed, insanlık için her yönüyle örnek alınması gereken bir önderdir O, insanlığın numune-i timsalidir Hz Peygamber'i örnek almak, her şeyden önce Allâh'ın emridir Ona sırt çevirmek, Allâh'ın emrine isyandır Hz Peygamber'e karşı izhar edilen duygu ve hareket, aslında Allâh'a karşı da izhar edilmiş demektir Kur'an-ı Kerim, yüksek meziyetlere sahip olan Hz Peygamber'e itaati, Allâh'a itaatle eşdeğer tutmuş ve Allâh sevgisinin peygamber sevgisinden ayrılmayacağını belirtmiştir: “ Rasûle itaat eden Allâh'a itaat etmiş olur ” (1) ; “(Ey Rasulüm) de ki: Eğer Allâh'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allâh da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allâh son derece bağışlayan ve esirgeyendir De ki: Allâh ve Rasûlüne itaat edin Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allâh kafirleri sevmez”(2) Bu ayet açık bir şekilde Allah'ın sevgisini kazanabilmenin ve günahlardan kurtulmanın en önemli basamağı olarak Hz Peygamber'e itaati vurgulamaktadır Fetih Suresinin şu ayetinde de bu husus ayrıca ifade edilmekdedir “ Ey Muhammed! Sana bîat edenler, ancak Allâh'a bîat etmişlerdir ”(3)
    Her sahada Hz Peygamberi örnek alması gereken mü'minlerin, aynı zamanda onun yaşadığı hayatı çok iyi bilmesi gerekir O, bir peygamber olarak devlet reisliğine kadar hayatın her basamağını yaşamış ve bu hususlarda örnek davranışlar sergilemiştir
    O, Peygamber olarak gönderilmesinin sebebinin güzel ahlakı tamamlamak olduğunu belirtmiştir Kur'an ise “ şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin ” (4) ayetiyle onun ahlaki meziyetini ortaya koymuştur Onun hayatı incelendiğinde görülecektir ki, o herkes için en mükemmel rehber, en güvenilir örnektir İnsan, hangi konuda olursa olsun onun hayatında kendisi için alınması gereken mükemmel örnekler bulacaktır Nitekim Kur'an-ı Kerim'de, “ Andolsun ki, Rasûlullah'da sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel örnekler vardır ” (5) buyrulmaktadır Hz Peygamberde kendisiyle ilgili olarak bir hadisinde şöyle demektedir: “ Ben Muhammed'im, Ahmed'im, Mukaffîyim (bütün peygamberlerin kendisine tabi olduğu ve Allah'a yönelten), Hâşirim (Allâh kullarımı benim izimde toplayacak), tevbe nebisiyim ve rahmet peygamberiyim ”(6) Bir peygamber olarak o, hayatının her safhasında vahyin kontrolünde yaşamış, söz ve davranışlarıyla etrafındaki insanları eğitmiş, bedevi bir toplumdan örnek bir nesil yetiştirmiştir
    Onun karakterini oluşturan en önemli özelliklerden biri de her türlü davranışını Allah için yapmasıdır Nitekim o, “ sizden biriniz sevdiğini Allah için sevmiyor, buğz ettiğine de Allah için buğz etmiyorsa hakkı ile iman etmiş olmaz, buyurmaktadır(7)Kur'an'da onun bu mânâdaki ihlâsını; “Rasûlüm şüphesiz Kitabı sana hak olarak indirdik O halde sen de dini Allâh'a has kılarak (ihlas) kulluk et”(8) ve “De ki: Ben dinimde ihlas ile ancak Allah'a ibadet ederim”(9) ayetleri ile vurgulamaktadır
    O, tevhid mücadelesinde güzel öğüt ve hikmetten ayrılmamış, asla kaba ve sert olmamıştır Kur'an, onun mücadelesinde, insanlarla olan ilişkilerinde eğer sert ve kaba bir davranış içerisinde olsaydı insanların onun etrafını boşaltacaklarını, onlara karşı halim ve yumuşak davrandığı için etrafında olduklarını vurgulamış(10) ve şu ayetlerle de davetini nasıl yapması gerektiğini belirtmiştir: (Rasûlüm) “Sen, Rabbinin yoluna hikmek ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir”(11) ; “Nitekim, kendi içinizden size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Rasül gönderdik”(12)
    Hz Muhammed, peygamberlerin sonuncusudur Yüce Allâh, onu kıyamet gününe kadar gelecek bütün insanlara peygamber kılmıştır İnsanlık için gönderdiği son ilahî mesajları içeren, ideal toplumun oluşması için uyulması gereken emir ve yasakları ihtiva eden Kur'an-ı Kerîm'i ona indirmiştir Kur'an'da; “ Biz seni ancak (rahmetimizin) müjdecisi ve (azabımızın) korkutucusu olarak bütün insanlara peygamber gönderdik Ne var ki insanların çoğu bunu bilmezler ”(13) buyurularak onun bu özelliği vurgulanmıştır
    O, bir müjdeci, bir uyarıcı olmasının yanında, bütün alemlere rahmet vesilesi olarak(14) doğruluk rehberi Kur'an ve hak din ile gönderilmiştir(15) Bu sebeplerle o, bütün insanlar tarafından hayatın her safhasında önder edinilmesi, ferdî ve ailevî hayatta, sosyal münasebetlerde rehber tutulması gereken bir peygamberdir
    Hz Muhammed, bütün müspet vasıfları ve insanî kıymetleri şahsında toplamış, tebliğ ettiği İslâm'ı engin bir ruh, büyük bir azim, tükenmez bir feragat, bitmeyen bir mücadele ve derûnî bir sadelik içerisinde yaşayarak insanlığın her sınıfına ışık saçmış, fiilen örnek olmuş bir önderdir
    Hz Peygamber, insanlık için hayâti önem taşımayan bir takım nazariyelerin, dinî merasimlerin tebliğcisi veya şeklî bir takım ibadet kurallarının yapılmasını isteyen bir peygamber değil, gerçek bir hayat önderidir O, Allah'ın seçtiği ve yetiştirdiği bir kimsedir O, Allâh tarafından bütün insanlığın önderi kılındığı içindir ki, insan hayatının bütün kademelerini tecrübe etmiş, insanlığın her sınıfına örnek olabilecek üstün bir hayat yaşamıştır
    O, bir yetim, ailesi için vefakar bir eş, şefkatli bir baba, iş yaptığı kimseler için dürüst bir tacir ve güvenilen bir ortakdı
    O, büyük bir fikir adamı, insanlığın yolunu aydınlatan bir mürşid ve iyi bir öğretmendi
    O, bütün yaşantısı ile en güzel örnekleri sunan bir erdem şelalesi ve varlığını Allâh'a yöneltmiş bir âbiddi,
    O, insanlığın bütün yoksulları ve gariplerine örnek olacak şekilde son derece sade bir hayat yaşamış, çocuk ile çocuk, büyük ile büyük, genç ile genç olmuş, herkesin derdini paylaşmış ve aynı zamanda da tebliğ ettiği dinin soyal adalet ilkelerini başarıyla tatbik etmiş ve uygulamış bir peygamberdi
    Görülüyor ki o, İslâm'ı yalnız tebliğ etmekle kalmayıp bizzat yaşadı ve yaşayışıyla İslâm dinini tebliğ ve tefsir etti Bütün bu uygulamaları ve yaptıkları ile insanlık için, örnek alınacak bir önder oldu
    “ Andolsun ki, Rasûlullah'da sizin için, Allâh'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allâh'ı çok zikredenler için güzel örnekler vardır ”(16)
    “ Allâh'a ve Peygamberi Muhammed'e itaat eden, Allâh'tan saygı duyarak korkan, emirleri ve yasaklarına muhalefetten sakınanlar; mutluluğa erecek olanlar ancak onlardır ”(17)
    Dünya ve ahiret saadetimiz için Allâh'ın elçisi olduğuna iman etmek, sevmek ve izinden gitmekle mükellef olduğumuz, yaratılmışların en şereflisi, Hz Muhammed'in yüce hayatından örnek alınması gereken davranış modelleri;
    Hz Peygamber, evinde güler yüzlü idi Katiyyen kırıcı söz söylemez, aile fertlerini rencide etmezdi Onlara karşı daima müşfik ve anlayışlı idi Ev işlerinde zaman zaman ailesine yardımcı olurdu Hz Aişe'nin (ra) onun hakkındaki şu rivayeti bunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır:
    “ Allâh'ın Peygamber'i ayakkabı tamir eder, elbisesini diker, koyun sağar, ihtiyaçlarını kendisi görür, sizden birinizin, evinde çalıştığı gibi o da evinde çalışırdı ”(18)
    Hz Peygambere çocukluğundan itibaren on yıl gibi bir süre hizmet etmiş ve onun ailesinin bir ferdi gibi yaşamış bulunan Hz Enes (ra) de “ Ben çoluk çocuğuna, Hz Peygamber'den daha şefkatli olan hiçbir kimseyi görmedim ”(19) diyerek onun ailesine olan düşkünlüğünü ortaya koymaktadır
    İşte aile ilişkileri ile ilgili, çağları aşan mesajları; “ Sizin en hayırlınız, hanımlarına karşı sevimli ve anlayışlı olanlarınızdır ”(20) “ Hanımlarını dövenler, şüphesiz sizin hayırlılarınız değildir ”(21)
    Hz Peygamberin bizzat kendisi ve ailesi, hep sadelik içerisinde yaşamıştır Hiçbir zaman yanında yeterinden fazla para bulundurmamıştır O, daima ihtiyaç sahiplerine Allah rızası için yardım ederdi Kendisinden bir talepte bulunan kimseye imkânı olduğu halde bir defa olsun “ yok ve hayır ” dememiştir(22) Sürekli olarak da şöyle öğüt verirdi: “ Fakirleri arayınız ve gözetiniz Siz ancak fakirleriniz sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız ”
    Bir defasında Ebu Zer Ğıfari (ra) ile Medine sokaklarında gezerken Uhut Dağını göstererek, bu dağ altından olsaydı da insanlara infak etseydi, o kadar daha olsaydı onu da insanlara dağıtsaydı, kendisini ne kadar memnun edeceğini söyleyerek cömertliğini ortaya koymuştur
    O, boğaz tokluğu için hiçbir insanın zillete düşmesini istemezdi Yarın için hiçbir şey biriktirmez, muhtaçlara dağıtırdı(23) O, geniş imkanlar içerisinde mütevazi bir hayat sürer, fakat fakirlere yardımdan geri durmazdı Kısacası o, cömertliğin en üstün noktasında idi
    Hz Muhammed insanlarla olan muamelelerinde hep adil davranırdı Kesinlikle zengin–fakir, kuvvetli–zayıf veya sınıf ayırımına yer vermezdi Bir konuda hüküm verdiğinde, Allâh korkusuyla ürperir ve hep O'nun adâletini hatırlatırdı;
    “ Aranızda hüküm verilmesi için ihtilaflarınızı bana getiriyorsunuz Biliniz ki ben de bir insanım, (Allâh'ın bildirmediklerini ben de bilmem) Sizden birinizin delilini diğerinden daha tatmin edici bir şekilde sunması mümkündür Ben de dinlediğime göre hüküm veririm Mü'min kardeşinin aleyhine olmak üzere lehine karar verdiğim kişi sakın ha o malı almasın Zira (ona bu kararımla) kıyamet gününde boynuna yükletilmiş olarak getireceği bir ateş parçası ayırmış oluyorum ”(24)
    Bir defasında da kendisinden, ganimet malından bir bilezik çalmış, Kureyş'in ileri gelen ailelerinden bir kadının, ailesinin soylu olması sebebiyle affedilmesi rica edilmişti Bu rica karşısında şiddetle kükremiş, akşam namazının akabinde bu konu ile ilgili verdiği bir hutbede şöyle buyurmuştu;
    “ Sizden önceki toplumların helâke uğramalarının başlıca sebebi, sosyal nüfuzu olan büyüklerden biri hırsızlık ettiğinde (veya benzeri bir suç işlediğinde) ceza tatbik etmemeleri, halk kesiminden biri hırsızlık ettiğinde, ona ceza tatbik etmeleridir ” Akabinde de suçu işleyenin kendi kızı bile olsa cezayı uygulayacağını bilmelerini söylemiştir(25)
    O, doğmadan önce babasını, altı yaşında iken annesini kaybetmişti Annesinin ölümünden sonra, kendisine kol kanat geren ve bakımını üstlenen dedeside vefat etmiş ve o de sekiz yaşında yetim kalmıştı Daha çocuk denecek yaşlarda, gençliğinin ilk baharında nafakasını temin için çalışmaya başlamıştır
    O dilediği nimetler içinde yaşayabileceği halde dünyaya fazla rağbet etmemiş, fakir mü'minlere örnek olmak, onlara ruhî direnç kazandırabilmek için son derece sade yaşamıştır Onun giydiği elbisesinden başka, ikinci bir elbisesi olmamıştır O vefat ettiğinde zırhı, aldığı bir borç karşılığı, Medine'li bir Yahudi'de rehin olarak bulunuyordu(26)


  4. 01.Haziran.2010, 15:40
    2
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙



    HZ PEYGAMBER'DEN DAVRANIŞ MODELLERİ
    Hz Muhammed, vahşet anlamına gelen Cahiliyye dönemi olarak isimlendirilen bir zamanda dünyaya gelmiş ve bu dönemin kötülükleriyle mücadele ederek evrensel bir medeniyetin temellerini atmıştır Bu dönem, bilgisizlik, zorbalık, zulüm, haksızlık, başıbozukluk, adaletsizlik, barış ve nizamdan uzak bir hayat ile putperestlik, kabile asabiyeti, kan davası gibi davranışlar ve kız çocukların diri diri gömülmesi gibi vahşî bir hayatın sürdürüldüğü bir dönemdir O, geldiği dönemde doğruluk, nezaket, güvenilirlik, adalet, hoşgörü ve cömertlik gibi ahlâkî davranışlarıyla insanlara örnek olmuş, cahiliyye döneminin bütün özellikleri ile mücadele etmiştir O, verdiği mücadele ve yaptığı faaliyetler neticesinde mükemmel kişiliğiyle cahiliyye olarak nitelendirilen bir dönemi kapatarak, yerine barış ve huzurun hakim olduğu yepyeni bir ortam oluşturmuştur O, putperestliğin yerine tevhîdi, zulmün yerine adaleti, düşmanlığın yerine kardeşliği, getirme gayreti içinde olmuş, toplumda barışın hakim olmasını hedeflemiştir
    Hz Muhammed, insanlık için her yönüyle örnek alınması gereken bir önderdir O, insanlığın numune-i timsalidir Hz Peygamber'i örnek almak, her şeyden önce Allâh'ın emridir Ona sırt çevirmek, Allâh'ın emrine isyandır Hz Peygamber'e karşı izhar edilen duygu ve hareket, aslında Allâh'a karşı da izhar edilmiş demektir Kur'an-ı Kerim, yüksek meziyetlere sahip olan Hz Peygamber'e itaati, Allâh'a itaatle eşdeğer tutmuş ve Allâh sevgisinin peygamber sevgisinden ayrılmayacağını belirtmiştir: “ Rasûle itaat eden Allâh'a itaat etmiş olur ” (1) ; “(Ey Rasulüm) de ki: Eğer Allâh'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allâh da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allâh son derece bağışlayan ve esirgeyendir De ki: Allâh ve Rasûlüne itaat edin Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allâh kafirleri sevmez”(2) Bu ayet açık bir şekilde Allah'ın sevgisini kazanabilmenin ve günahlardan kurtulmanın en önemli basamağı olarak Hz Peygamber'e itaati vurgulamaktadır Fetih Suresinin şu ayetinde de bu husus ayrıca ifade edilmekdedir “ Ey Muhammed! Sana bîat edenler, ancak Allâh'a bîat etmişlerdir ”(3)
    Her sahada Hz Peygamberi örnek alması gereken mü'minlerin, aynı zamanda onun yaşadığı hayatı çok iyi bilmesi gerekir O, bir peygamber olarak devlet reisliğine kadar hayatın her basamağını yaşamış ve bu hususlarda örnek davranışlar sergilemiştir
    O, Peygamber olarak gönderilmesinin sebebinin güzel ahlakı tamamlamak olduğunu belirtmiştir Kur'an ise “ şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin ” (4) ayetiyle onun ahlaki meziyetini ortaya koymuştur Onun hayatı incelendiğinde görülecektir ki, o herkes için en mükemmel rehber, en güvenilir örnektir İnsan, hangi konuda olursa olsun onun hayatında kendisi için alınması gereken mükemmel örnekler bulacaktır Nitekim Kur'an-ı Kerim'de, “ Andolsun ki, Rasûlullah'da sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel örnekler vardır ” (5) buyrulmaktadır Hz Peygamberde kendisiyle ilgili olarak bir hadisinde şöyle demektedir: “ Ben Muhammed'im, Ahmed'im, Mukaffîyim (bütün peygamberlerin kendisine tabi olduğu ve Allah'a yönelten), Hâşirim (Allâh kullarımı benim izimde toplayacak), tevbe nebisiyim ve rahmet peygamberiyim ”(6) Bir peygamber olarak o, hayatının her safhasında vahyin kontrolünde yaşamış, söz ve davranışlarıyla etrafındaki insanları eğitmiş, bedevi bir toplumdan örnek bir nesil yetiştirmiştir
    Onun karakterini oluşturan en önemli özelliklerden biri de her türlü davranışını Allah için yapmasıdır Nitekim o, “ sizden biriniz sevdiğini Allah için sevmiyor, buğz ettiğine de Allah için buğz etmiyorsa hakkı ile iman etmiş olmaz, buyurmaktadır(7)Kur'an'da onun bu mânâdaki ihlâsını; “Rasûlüm şüphesiz Kitabı sana hak olarak indirdik O halde sen de dini Allâh'a has kılarak (ihlas) kulluk et”(8) ve “De ki: Ben dinimde ihlas ile ancak Allah'a ibadet ederim”(9) ayetleri ile vurgulamaktadır
    O, tevhid mücadelesinde güzel öğüt ve hikmetten ayrılmamış, asla kaba ve sert olmamıştır Kur'an, onun mücadelesinde, insanlarla olan ilişkilerinde eğer sert ve kaba bir davranış içerisinde olsaydı insanların onun etrafını boşaltacaklarını, onlara karşı halim ve yumuşak davrandığı için etrafında olduklarını vurgulamış(10) ve şu ayetlerle de davetini nasıl yapması gerektiğini belirtmiştir: (Rasûlüm) “Sen, Rabbinin yoluna hikmek ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir”(11) ; “Nitekim, kendi içinizden size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Rasül gönderdik”(12)
    Hz Muhammed, peygamberlerin sonuncusudur Yüce Allâh, onu kıyamet gününe kadar gelecek bütün insanlara peygamber kılmıştır İnsanlık için gönderdiği son ilahî mesajları içeren, ideal toplumun oluşması için uyulması gereken emir ve yasakları ihtiva eden Kur'an-ı Kerîm'i ona indirmiştir Kur'an'da; “ Biz seni ancak (rahmetimizin) müjdecisi ve (azabımızın) korkutucusu olarak bütün insanlara peygamber gönderdik Ne var ki insanların çoğu bunu bilmezler ”(13) buyurularak onun bu özelliği vurgulanmıştır
    O, bir müjdeci, bir uyarıcı olmasının yanında, bütün alemlere rahmet vesilesi olarak(14) doğruluk rehberi Kur'an ve hak din ile gönderilmiştir(15) Bu sebeplerle o, bütün insanlar tarafından hayatın her safhasında önder edinilmesi, ferdî ve ailevî hayatta, sosyal münasebetlerde rehber tutulması gereken bir peygamberdir
    Hz Muhammed, bütün müspet vasıfları ve insanî kıymetleri şahsında toplamış, tebliğ ettiği İslâm'ı engin bir ruh, büyük bir azim, tükenmez bir feragat, bitmeyen bir mücadele ve derûnî bir sadelik içerisinde yaşayarak insanlığın her sınıfına ışık saçmış, fiilen örnek olmuş bir önderdir
    Hz Peygamber, insanlık için hayâti önem taşımayan bir takım nazariyelerin, dinî merasimlerin tebliğcisi veya şeklî bir takım ibadet kurallarının yapılmasını isteyen bir peygamber değil, gerçek bir hayat önderidir O, Allah'ın seçtiği ve yetiştirdiği bir kimsedir O, Allâh tarafından bütün insanlığın önderi kılındığı içindir ki, insan hayatının bütün kademelerini tecrübe etmiş, insanlığın her sınıfına örnek olabilecek üstün bir hayat yaşamıştır
    O, bir yetim, ailesi için vefakar bir eş, şefkatli bir baba, iş yaptığı kimseler için dürüst bir tacir ve güvenilen bir ortakdı
    O, büyük bir fikir adamı, insanlığın yolunu aydınlatan bir mürşid ve iyi bir öğretmendi
    O, bütün yaşantısı ile en güzel örnekleri sunan bir erdem şelalesi ve varlığını Allâh'a yöneltmiş bir âbiddi,
    O, insanlığın bütün yoksulları ve gariplerine örnek olacak şekilde son derece sade bir hayat yaşamış, çocuk ile çocuk, büyük ile büyük, genç ile genç olmuş, herkesin derdini paylaşmış ve aynı zamanda da tebliğ ettiği dinin soyal adalet ilkelerini başarıyla tatbik etmiş ve uygulamış bir peygamberdi
    Görülüyor ki o, İslâm'ı yalnız tebliğ etmekle kalmayıp bizzat yaşadı ve yaşayışıyla İslâm dinini tebliğ ve tefsir etti Bütün bu uygulamaları ve yaptıkları ile insanlık için, örnek alınacak bir önder oldu
    “ Andolsun ki, Rasûlullah'da sizin için, Allâh'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allâh'ı çok zikredenler için güzel örnekler vardır ”(16)
    “ Allâh'a ve Peygamberi Muhammed'e itaat eden, Allâh'tan saygı duyarak korkan, emirleri ve yasaklarına muhalefetten sakınanlar; mutluluğa erecek olanlar ancak onlardır ”(17)
    Dünya ve ahiret saadetimiz için Allâh'ın elçisi olduğuna iman etmek, sevmek ve izinden gitmekle mükellef olduğumuz, yaratılmışların en şereflisi, Hz Muhammed'in yüce hayatından örnek alınması gereken davranış modelleri;
    Hz Peygamber, evinde güler yüzlü idi Katiyyen kırıcı söz söylemez, aile fertlerini rencide etmezdi Onlara karşı daima müşfik ve anlayışlı idi Ev işlerinde zaman zaman ailesine yardımcı olurdu Hz Aişe'nin (ra) onun hakkındaki şu rivayeti bunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır:
    “ Allâh'ın Peygamber'i ayakkabı tamir eder, elbisesini diker, koyun sağar, ihtiyaçlarını kendisi görür, sizden birinizin, evinde çalıştığı gibi o da evinde çalışırdı ”(18)
    Hz Peygambere çocukluğundan itibaren on yıl gibi bir süre hizmet etmiş ve onun ailesinin bir ferdi gibi yaşamış bulunan Hz Enes (ra) de “ Ben çoluk çocuğuna, Hz Peygamber'den daha şefkatli olan hiçbir kimseyi görmedim ”(19) diyerek onun ailesine olan düşkünlüğünü ortaya koymaktadır
    İşte aile ilişkileri ile ilgili, çağları aşan mesajları; “ Sizin en hayırlınız, hanımlarına karşı sevimli ve anlayışlı olanlarınızdır ”(20) “ Hanımlarını dövenler, şüphesiz sizin hayırlılarınız değildir ”(21)
    Hz Peygamberin bizzat kendisi ve ailesi, hep sadelik içerisinde yaşamıştır Hiçbir zaman yanında yeterinden fazla para bulundurmamıştır O, daima ihtiyaç sahiplerine Allah rızası için yardım ederdi Kendisinden bir talepte bulunan kimseye imkânı olduğu halde bir defa olsun “ yok ve hayır ” dememiştir(22) Sürekli olarak da şöyle öğüt verirdi: “ Fakirleri arayınız ve gözetiniz Siz ancak fakirleriniz sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız ”
    Bir defasında Ebu Zer Ğıfari (ra) ile Medine sokaklarında gezerken Uhut Dağını göstererek, bu dağ altından olsaydı da insanlara infak etseydi, o kadar daha olsaydı onu da insanlara dağıtsaydı, kendisini ne kadar memnun edeceğini söyleyerek cömertliğini ortaya koymuştur
    O, boğaz tokluğu için hiçbir insanın zillete düşmesini istemezdi Yarın için hiçbir şey biriktirmez, muhtaçlara dağıtırdı(23) O, geniş imkanlar içerisinde mütevazi bir hayat sürer, fakat fakirlere yardımdan geri durmazdı Kısacası o, cömertliğin en üstün noktasında idi
    Hz Muhammed insanlarla olan muamelelerinde hep adil davranırdı Kesinlikle zengin–fakir, kuvvetli–zayıf veya sınıf ayırımına yer vermezdi Bir konuda hüküm verdiğinde, Allâh korkusuyla ürperir ve hep O'nun adâletini hatırlatırdı;
    “ Aranızda hüküm verilmesi için ihtilaflarınızı bana getiriyorsunuz Biliniz ki ben de bir insanım, (Allâh'ın bildirmediklerini ben de bilmem) Sizden birinizin delilini diğerinden daha tatmin edici bir şekilde sunması mümkündür Ben de dinlediğime göre hüküm veririm Mü'min kardeşinin aleyhine olmak üzere lehine karar verdiğim kişi sakın ha o malı almasın Zira (ona bu kararımla) kıyamet gününde boynuna yükletilmiş olarak getireceği bir ateş parçası ayırmış oluyorum ”(24)
    Bir defasında da kendisinden, ganimet malından bir bilezik çalmış, Kureyş'in ileri gelen ailelerinden bir kadının, ailesinin soylu olması sebebiyle affedilmesi rica edilmişti Bu rica karşısında şiddetle kükremiş, akşam namazının akabinde bu konu ile ilgili verdiği bir hutbede şöyle buyurmuştu;
    “ Sizden önceki toplumların helâke uğramalarının başlıca sebebi, sosyal nüfuzu olan büyüklerden biri hırsızlık ettiğinde (veya benzeri bir suç işlediğinde) ceza tatbik etmemeleri, halk kesiminden biri hırsızlık ettiğinde, ona ceza tatbik etmeleridir ” Akabinde de suçu işleyenin kendi kızı bile olsa cezayı uygulayacağını bilmelerini söylemiştir(25)
    O, doğmadan önce babasını, altı yaşında iken annesini kaybetmişti Annesinin ölümünden sonra, kendisine kol kanat geren ve bakımını üstlenen dedeside vefat etmiş ve o de sekiz yaşında yetim kalmıştı Daha çocuk denecek yaşlarda, gençliğinin ilk baharında nafakasını temin için çalışmaya başlamıştır
    O dilediği nimetler içinde yaşayabileceği halde dünyaya fazla rağbet etmemiş, fakir mü'minlere örnek olmak, onlara ruhî direnç kazandırabilmek için son derece sade yaşamıştır Onun giydiği elbisesinden başka, ikinci bir elbisesi olmamıştır O vefat ettiğinde zırhı, aldığı bir borç karşılığı, Medine'li bir Yahudi'de rehin olarak bulunuyordu(26)


  5. 01.Haziran.2010, 15:43
    3
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: insanlarla ilişkilerde davranış modelleri konulu hutbe

    Hz Aişe validemiz şöyle buyuruyor:
    “ Allâh'ın Peygamberi bir günde, birbiri ardı sıra, iki defa arpa ekmeği ve zeytin yağı ile karını doyurmadan, bu alemden göçtü ”(27)
    Aile fertleri de, onunla aynı sadelik içerisinde yaşıyorlardı Ay geçer, evinde pişirilecek bir şey olmadığından ateş yanmazdı, su ve hurma ile yetinilirdi(28)
    “ Kim Allâh'a ve Peygamberine itaat ederse, işte onlar, Allâh'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerle, gerçek doğrularla, şehitlerle ve iyi kişilerle beraber olacaklardır Onlar ne iyi arkadaştır ”(29)
    O, hayatında hiçbir defa yalan söylememiş, vaadinden dönmemiş, verdiği söze riayet etmiştir Bu şekilde davranmamayı münafıklık alâmeti olarak belirtmiştir(30) Bunun içindir ki düşmanları tarafından dahi, emin (güvenilir) sıfatı ile anılmıştır İslamiyeti kabul etmediği dönemde, baş düşmanı olan Ebu Süfyan, onun hakkında Bizans İmparatoru Heraklius tarafından sorulan sorulara, doğruluğunu ve sadakatini vurgulayarak cevap vermiştir(31) Daha genç yaşlarında dürüst bir ticaret ve vefakar bir ortaklık hayatı bulunan Peygamberimiz, bu hususta da en güzel örnekleri sergilemiştir
    “ Bizi aldatanlar, bizim yaşayışımız üzerinde değildir ”(32)
    “Tehlikeyi doğrulukta görseniz de doğruluğu araştırınız, zira kurtuluş ancak ondadır”(33)
    O bir eğitimci olarak yirmi üç senelik peygamberlik hayatında durmadan çalışmış, insanları Allâh'ın yoluna, hak ve adalete, gerçek eşitliğe ulaştırmak için; buluştuğu her fertle görüşmüş, topluluklara hitap etmiş, Medine, mescidini bir ilim ocağı haline getirmiştir
    Cahiliyye karanlığı içerisinde bulunan toplumunu, gerek öğretisi ve gerekse yaşantısı ile bilfiil örnek olarak irşat etmiştir Daima sevdirmiş ve kolaylaştırmıştır Hiçbir zaman zorlaştırmamış ve nefret ettirmemiştir Yolunu takip edenlere de aynı metodu tavsiye etmiş; “ Müjdeleyip sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz ”(34) buyurmuştur
    Her çeşit sıkıntılara katlanmış, en ağır işkence hakaretlere maruz kalmış olan Hz Peygamber, karşısına çıkan Mekke'nin ileri gelen müşriklerine zerre kadar taviz vermemiş, onların arzu ve isteklerine boyun eğmemiş, kendisine hak dini tebliğden vazgeçmesi karşılığında va'd edilen bütün dünyalık teklifleri de geri çevirmiştir
    “ Allâh'a yemin ederim ki, güneşi sağ elime, ayı da sol elime koyacak olsalar, Allâh İslâm dinini yayıncaya, ya da ben bu uğurda can verinceye kadar, İslâm dinini tebliğ etmekten vazgeçmem ”(35)
    Bir komutan olarak onu savaş meydanlarında, bir taraftan dişi kırılmış, parçalanan miğferi mübarek yüzünü kana boyamış bir halde ordusunun başında, bir taraftan da ordusunun başarısı için yüzünü secdeye kapamış Allah'a niyazda bulunurken görüyoruz
    O, rahmet olarak gönderildiğinin şuuru içinde, şifa kabul etmek istemeyen müşrikler için bile hayır talep ediyor ve Allah'a şöyle yakarıyordu;
    “ Allâh'ın! Kavmimim doğru yola ilet Günahlarımı bağışla Çünkü onlar yaptıklarının farkında değillerdir ”(36)
    Mübarek dişleri kırıldığı, nurlu yüzü kana boyandığı, çok sevdiği amcasını kaybettiği ve ona yapılan gayri insanî muameleyi görenler, buna sebep olanlara beddua etmesini istenmiş ancak o: “ Ben lânetçi olarak değil, rahmet olarak gönderildim ”(37) buyurarak bu teklifi reddetmiştir
    Allah, (CC) Fetih Suresinin ikinci ayetinde de Hz Peygamberin gelmiş ve gelecek bütün günahlarının af edildiğini, üzerine olan nimetin tamamlandığını ve sıratı müstakime ulaştırıldığını buyurmasına rağmen, zikri, fikri daima Allah ile olan, O'na karşı kâmil bir teslimiyet içerisinde yaşayan daha âbid bir kimse bulunmaz O, yapmış olduğu ibadetlerini devamlı yapar, ruh huzurunu, özellikle iki gözümün nuru dediği namazda bulurdu Gece geç vakitlere kadar Allah'a ibadet ederdi Hz Âişe vâlidemiz şöyle anlatıyor:
    “ Hz Peygamber bazı geceler ayakları şişinceye kadar namazda kıyamda dururdu Ya Rasûlallah! Niçin böyle yapıyorsunuz? Halbuki Allahu Teâlâ, sizin geçmişteki ve gelecekteki günahlarınızı affetmiştir dedim Şöyle buyurdu:
    • Ya Aişe, ben Allah'a hakkı ile şükreden bir kul olmayayım mı? ”(38)
    O bütün günahları affedilmiş olmasına rağmen Rabb'ine karşı daima boynu bükük bir halde tevbe ve istiğfarda bulunurdu İnsanlara da tevbe etmeyi tavsiye eder şöyle buyururdu : “Ey insanlar Allah'a tevbe ediniz O'ndan mağfiret dileyiniz Hakikat ben, günde yüz defa tevbe ediyorum”(39)
    Bütün işlerine Allâh'ın ismini anarak başlar “ Allâh'ın adı anılarak başlanmayan her iş bereketsizdir ”(40) buyururlardı Her işini de, Allâh'a hamd ile bitirirdi Yemek yerken, su içerken, yatarken, kalkarken, giyinirken, yolculuğa çıkarken, bütün işlerinde Allâh'a dua ve niyaz halinde olurdu
    Sık sık oruç tutardı, Şaban ayı olmak üzere Recep ve Muharrem aylarında oruç tutmayı çoğaltırdı Ümmetine de oruç tutmayı emreder ve orucun, kötülüklere karşı koruyucu bir kalkan olduğunu vurgulardı
    O “ sizin en hayırlılarınız ahlâkı en güzel olanlarınızdır ”(41) buyurarak insanları güzel ahlâklı olmaya davet ediyordu Güzel ahlâk onun getirdiği dinin ana amacı idi Kendisini güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiş olarak vasfediyordu Çünkü o; “Güzel ahlâk Allah'ın yüce ahlâkıdır” diyor ve Allah'a “Allah'ım yaratılışımı güzel yaptığın gibi ahlâkımı da güzelleştir”(42)diye dua ediyordu İnsanları da güzel ve faziletli şeylere davet ediyor, bizzat kendisi de bütün ahlâkî kıymetleri şahsında yaşayarak mü'minlere örnek oluyordu
    O, gerek kendisine risalet verilmeden önce ve gerekse daha sonra, kalp kırıcı bir söz ve davranışın sahibi olmamıştır O, daima insanların gönüllerini almış, onlara tatlı sözler söylemiş ve herkese karşı güler yüz göstermiştir
    Sahabilerden Abdullah b Haris onun hakkında :“ Ben Rasul-i Ekrem'den daha çok tebessüm eden bir kişi görmedim ”(43) demektedir
    Peygamberimize yıllarca hizmet eden ve onun yüce ahlâkına en yakından şahit olan Hz Enes ise : “On sene Hz Peygamberin hizmetinde bulundum Bana bir defacık olsun öf bile demedi Yapmadığım bir iş için, niçin bunu yapmadın veya yaptığım bir iş için, niçin bunu yaptın şeklinde kırıcı bir ifade kullanmadı”(44)şeklinde onu vasfetmektedir
    O, insanlar arasında zengin – fakir, asîl – köle şeklinde bir ayrım yapmaz, yapılmasını da hoş karşılamazdı Kendisine gelen insanlara da toplumdaki sosyal durumlarına göre davranmazdı O, daima ; “ Hepiniz Adem'in çocuklarısınız Adem ise topraktandır ”(45) buyururdu
    O, kendisine hitap eden arkadaşları anamız babamız sana feda olsun diye söze başladıkları halde, onlarla olan ilişkilerinde farklı bir tavır sergilememiştir Hiçbir arkadaşını kendisine hizmet ettirmemiştir Onun huzuruna girdiğinde Peygamberin huzurunda bulunmaktan dolayı titremeye başlayan bir adama şöyle söylemişti: “ Arkadaş titreme! Ben bir melik değilim Kureyşten, kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum ”(46)Kendisini aşırı bir şekilde öven insanlara karşı da : “ Ey insanlar! Allâh'tan korkunuz Şeytana uymayınız Ben yalnız Abdullah'ın oğlu Muhammed'im Allâh'ın kuluyum Cenâb-ı Hak beni Peygamberliği ile şereflendirdi Bana bundan fazlasıyla tazim göstermenizi istemem ”(47) sözleri ile mukabele de bulunmuştu
    Onu, Medine'de Hendek harbi esnasında hendek kazarken, Mescid-i Nebi yapılırken kerpiç taşırken görüyoruz Kendisinden bunları yapmamasını, onun için yük taşıyabileceklerini söyleyenlere, yarın Ahiret'te kendi günahını da taşıyabilecek olup olmadıklarını sorar
    Kendisinde kibir olduğunu ileri sürerek onu üzmeye çalışanlara; “ Ben eşeğe bindim Çul hırka giydim Koyun sağdım Bunları kim yaparsa asla onda kibirden bir şey bulunmaz”(48)diyerek mukabelede bulunmuşlardır
    Bir gün arkadaşlarıyla bir sefere gittiklerinde konaklarlar Bir koyun kesmek isterler İçlerinden birisi ben koyunu keserim, diğeri ben yüzerim, bir üçüncüsü de ben pişiririm deyince, o da, bari ben de ateş için odun taşıyayım der Siz zahmet buyurmayın, istirahat edin biz her şeyi yaparız denilince de, şöyle buyurmuşlardı: “ Görüyorum ki, siz beni aranızdan ayırmak istiyorsunuz Fakat ben bu durumdan hoşlanmam Şüphesiz Cenâb-ı Hak arkadaşları arasından ayrılanı sevmez ”(49)
    Onun gönderilişinin yegane sebebi Allah'ın yarattıklarına karşı olan merhametidir O alemlere rahmet vesilesi olarak gönderilmiş, bu sebeple de, Rahmet Peygamberi olarak anılmıştır O, merhamet kaynağı idi Kalbi bütün yaratılanlara karşı şefkat doluydu Şöyle öğüt verirdi:
    “ Can taşıyan her varlığa merhamette mükafât vardır ”(50)
    “ Merhamet etmeyene merhamet olunmaz ”(51)
    Onun merhameti, hayvanlara da şâmildi Hayvanlara iyi muamelede bulunmaları hususunda insanları uyarır ve onlara karşı yapacakları muamelede Allâh'tan korkmalarını söyler, onları iyi beslemelerini emrederdi Bir defasında devesine sert muamelede bulunan Hz Aişe validemize:
    “ Yumuşak davran Yumuşaklık hangi şeyde bulunursa, o şeye güzellik verir ”(52) buyurmuştu
    Onun hayvan merhametinin hayvanlara tezahürünün bir örneğini de Abdurrahman b Abdullah şöyle anlatmaktadır: “ Hz Peygamberle bulunduğumuz bir askerî sefer sırasında (konakladık) Bir zaruret gereği (konaklama yerinden) ayrıldım (Yuvasında) bir serçe kuşu gördüm Yanında iki de yavrusu vardı Yavrularını aldım Yavrularını aldığım için serçecik etrafımda kanat çırpıp duruyorda Bu durumu izleyen Allâh'ın Rasûlü geldi ve şöyle buyurdu:
    - Yavrularını alarak bu kuşa kim acı verdi? Verin ona yavrularını ”(53)
    O, sokakta oynayan çocuklara selam verir, onların hatırlarını sorar, onlarla latîfe eder, bazen de onların oyunlarına iştirak ederdi Sevindirmek için, çocukları devesine bindirirdi Enes b Malik şöyle buyurur:
    “ Peygamber efendimiz, biz çocukların arasına karışır ve güler yüzle bize latîfe ederdi Hatta kuşu olan küçük kardeşime (Ey Ebû Umeyr! Kuşcağız ne oldu?) diyerek latife ederdi ”(54)
    Bütün acizlere ve zayıflara olduğu gibi, çocuklara karşı da kalbi sevgi ve merhametle dolu idi Onlara hayır dualarda bulunurdu
    O, kendinden yaşça büyüklere karşı da saygılıydı İnsanlara da yaşlılara iyi muamelelerde bulunmalarını ve saygılı davranmalarını emrederlerdi Mekke'nin fethi günü Hz Ebû Bekir henüz Müslüman olmamış olan babası Ebû Kuhâfe'yi onun huzuruna getirince: “ Yâ Ebû Bekir! İhtiyara eziyet etmeseydin Ben onun yanına gelirdim ” buyurarak en güzel saygı örneğini ortaya koymuştur
    Peygamberimizin dışında, şahsî düşmanlarına şefkat ve muhabbetle kucak açan ve onları affedebilen kaç insan vardır? O, kendisine suikast teşebbüsünde bulunan kişileri, Taif'de en acımasız muameleyi reva görenleri, kısaca bütün şahsî düşmanlarını affeden bir insandır
    O, Taif yolculuğu esnasında Taif'lilerin kendisine yapmış olduğu bütün eza ve cefayı görmemezlikten gelmiş, Taif Muhasarası esnasında bu durum kendisine hatırlatılıp da kendisinden Taif'liler aleyhine dua etmesi istenildiğinde, “Allah'ım onlara doğru yolu göster ve onları bize getir” diyerek dua etmiştir
    Asla kendine kötülük yapan birileri için beddua etmemiştir O, çok sevdiği amcası Allah'ın Arslanı olarak bilinen Hz Hamza'yı şehit eden ve onun çiğ olarak ciğerini yiyen Vahşi ve Hind'i bile affetmiş ve onlara karşı hiç bir husumet duygusu beslememiştir O, hiçbir zaman şahsî duyguları için intikam peşinde koşmamıştır Hz Aişe validemiz onun bu yönünü şöyle dile getirmektedir: “ Hz Peygamber kendi nefsi için katiyyen intikam almazdı ”(55)
    O, kuvvetli bir ordu ile Mekke'yi fethedince daha önce ona ve arkadaşlarına her çeşit kötülüğü reva gören insanlar endişeye kapılmışlar ve kendilerinden intikam alınacağı korkusuna kapılmışlardır Fakat o, onlara dokunmamış, Kâbe'de yaptığı bir konuşma ile bu insanların hepsini affettiğini bildirmiştir
    Sonuç olarak Hz Muhammed (SAS) Kur'an'ın da açık olarak ortaya koyduğu gibi her yönden örnek alınacak insan Bu sebeple Onun örnek alınması gereken hususlarının, bir kısa yazı ile anlatılması da mümkün değildir Çünkü Onun bütün tebliğ hayatı boyunca ortaya koymuş olduğu davranış örnekleri ve onların yorumlanması ciltler dolusu kitapları oluşturacak bir çalışmayı gerektirmektedir Ancak Allah'ın huzurunda kendisini sıradan bir insan olarak gören, kendisine aşırı saygı gösterilmesini dinin dışında sayan, Mescidin içerisinde dışarıdan gelen insanların fark edemeyeceği kadar sade davranan, arkadaşları ile birlikte gülen, onlarla üzülen, onlar çalışırken onlarla çalışan, hiçbir kimseyi kendisine hizmet ettirmeyen, hatta zaman zaman insanlara yardım eden ve insanlara hizmet eden onların efendisidir buyuran, hiçbir insanın velev ki kendi soyundan da olsa Allah huzurunda bir farklılığının olmadığını vurgulayan o Yüce Peygamberin yolundan gitmek onun yaşantısını tam olarak özümlemekle ve onu anlamakla mümkün olacaktır Onu özümlemek onun davranışını hayat mihenki olarak düstur edinmek, bütün insanlarla olan ilişkilerimizde sade ve saygılı, onlara değer vermek ve yaratılan her şeyi Yüce Yaratıcı'nın bir emaneti olarak görmekle mümkün olacaktır
    1- Nisa, 4/80
    2- Âl-i İmrân 3/31-32
    3- Fetih, 10
    4- Kalem 68/4
    5- Ahzâb 33/21
    6- Müslim, Fedâil, 126
    7- Et-Tac,I/26
    8- Zümer 39/2
    9- Zümer 39/14
    10- Ali-İmran, 3/109
    11- Nahl 16/125
    12- Bakara 2/151
    13- Sebe 28
    14- Enbiya, 21/107
    15-Fetih, 48/28
    16-Ahzab 21
    17-Nûr, 52
    18-M Mesâbih, 5822
    19- M Mesâbih, 5831
    20-M Mesâbih, 3261
    21-M Mesâbih, 3262
    22-M Mesâbih, 5805
    23-M Mesâbih, 3825
    24-İbni Kesir, Muhtasar-ı Tefsir-i İbni Kesir, I/433; Riyaz'üs-Salihin Zulmün Haramlığı Babı, H No: 220
    25-Ebu Davut, Sünen IV/130
    26-İbni Mace, Sünen, II/815, H No:2437
    27-Tac, V/175
    28- Tac, V/175
    29Nisâ, 69
    30-Riyaz'üs-Salihin, H No: 688
    31-Sahih-i Buhari, I/5-6
    32-S Tirmizî, H No: 1315;
    33-Seçme Hadisler, 39
    34-M Mesâbih, 3722
    35-Siretü İbn Hişâm, I/285
    36-Şerhü'ş-Şifâ, I/237
    37-Tâc, V/32
    38-R Sâlihîn, H No: 98
    39-Riyaz'üs Salihin, H No: 14
    40-Câmiu's-Sagîr, II/92
    41-Secme Hadisler, 11
    42-Seçme Hadisler, 9-10
    43-M Mesâbih, 5829
    44-M Mesâbih, 5801
    45- Seçme Hadisler, 90
    46-Eş-Şifâ, s 103
    47-Asr-ı Saadet, OR Doğrul, II/925
    48- Seçme Hadisler, 90
    49-Muhammed'in Peygamberliği, Diyanet Yayını, s 48
    50-Tâc, V/17
    51-Tâc, V/18
    52-Tâc, V/58
    53-Tâc, V/18-19
    54-Tecrid XII/166
    55-M Mesâbih, 5817
    Dr Mustafa BAŞ
    DİB Başmüfettişi


  6. 01.Haziran.2010, 15:43
    3
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙
    Hz Aişe validemiz şöyle buyuruyor:
    “ Allâh'ın Peygamberi bir günde, birbiri ardı sıra, iki defa arpa ekmeği ve zeytin yağı ile karını doyurmadan, bu alemden göçtü ”(27)
    Aile fertleri de, onunla aynı sadelik içerisinde yaşıyorlardı Ay geçer, evinde pişirilecek bir şey olmadığından ateş yanmazdı, su ve hurma ile yetinilirdi(28)
    “ Kim Allâh'a ve Peygamberine itaat ederse, işte onlar, Allâh'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerle, gerçek doğrularla, şehitlerle ve iyi kişilerle beraber olacaklardır Onlar ne iyi arkadaştır ”(29)
    O, hayatında hiçbir defa yalan söylememiş, vaadinden dönmemiş, verdiği söze riayet etmiştir Bu şekilde davranmamayı münafıklık alâmeti olarak belirtmiştir(30) Bunun içindir ki düşmanları tarafından dahi, emin (güvenilir) sıfatı ile anılmıştır İslamiyeti kabul etmediği dönemde, baş düşmanı olan Ebu Süfyan, onun hakkında Bizans İmparatoru Heraklius tarafından sorulan sorulara, doğruluğunu ve sadakatini vurgulayarak cevap vermiştir(31) Daha genç yaşlarında dürüst bir ticaret ve vefakar bir ortaklık hayatı bulunan Peygamberimiz, bu hususta da en güzel örnekleri sergilemiştir
    “ Bizi aldatanlar, bizim yaşayışımız üzerinde değildir ”(32)
    “Tehlikeyi doğrulukta görseniz de doğruluğu araştırınız, zira kurtuluş ancak ondadır”(33)
    O bir eğitimci olarak yirmi üç senelik peygamberlik hayatında durmadan çalışmış, insanları Allâh'ın yoluna, hak ve adalete, gerçek eşitliğe ulaştırmak için; buluştuğu her fertle görüşmüş, topluluklara hitap etmiş, Medine, mescidini bir ilim ocağı haline getirmiştir
    Cahiliyye karanlığı içerisinde bulunan toplumunu, gerek öğretisi ve gerekse yaşantısı ile bilfiil örnek olarak irşat etmiştir Daima sevdirmiş ve kolaylaştırmıştır Hiçbir zaman zorlaştırmamış ve nefret ettirmemiştir Yolunu takip edenlere de aynı metodu tavsiye etmiş; “ Müjdeleyip sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz ”(34) buyurmuştur
    Her çeşit sıkıntılara katlanmış, en ağır işkence hakaretlere maruz kalmış olan Hz Peygamber, karşısına çıkan Mekke'nin ileri gelen müşriklerine zerre kadar taviz vermemiş, onların arzu ve isteklerine boyun eğmemiş, kendisine hak dini tebliğden vazgeçmesi karşılığında va'd edilen bütün dünyalık teklifleri de geri çevirmiştir
    “ Allâh'a yemin ederim ki, güneşi sağ elime, ayı da sol elime koyacak olsalar, Allâh İslâm dinini yayıncaya, ya da ben bu uğurda can verinceye kadar, İslâm dinini tebliğ etmekten vazgeçmem ”(35)
    Bir komutan olarak onu savaş meydanlarında, bir taraftan dişi kırılmış, parçalanan miğferi mübarek yüzünü kana boyamış bir halde ordusunun başında, bir taraftan da ordusunun başarısı için yüzünü secdeye kapamış Allah'a niyazda bulunurken görüyoruz
    O, rahmet olarak gönderildiğinin şuuru içinde, şifa kabul etmek istemeyen müşrikler için bile hayır talep ediyor ve Allah'a şöyle yakarıyordu;
    “ Allâh'ın! Kavmimim doğru yola ilet Günahlarımı bağışla Çünkü onlar yaptıklarının farkında değillerdir ”(36)
    Mübarek dişleri kırıldığı, nurlu yüzü kana boyandığı, çok sevdiği amcasını kaybettiği ve ona yapılan gayri insanî muameleyi görenler, buna sebep olanlara beddua etmesini istenmiş ancak o: “ Ben lânetçi olarak değil, rahmet olarak gönderildim ”(37) buyurarak bu teklifi reddetmiştir
    Allah, (CC) Fetih Suresinin ikinci ayetinde de Hz Peygamberin gelmiş ve gelecek bütün günahlarının af edildiğini, üzerine olan nimetin tamamlandığını ve sıratı müstakime ulaştırıldığını buyurmasına rağmen, zikri, fikri daima Allah ile olan, O'na karşı kâmil bir teslimiyet içerisinde yaşayan daha âbid bir kimse bulunmaz O, yapmış olduğu ibadetlerini devamlı yapar, ruh huzurunu, özellikle iki gözümün nuru dediği namazda bulurdu Gece geç vakitlere kadar Allah'a ibadet ederdi Hz Âişe vâlidemiz şöyle anlatıyor:
    “ Hz Peygamber bazı geceler ayakları şişinceye kadar namazda kıyamda dururdu Ya Rasûlallah! Niçin böyle yapıyorsunuz? Halbuki Allahu Teâlâ, sizin geçmişteki ve gelecekteki günahlarınızı affetmiştir dedim Şöyle buyurdu:
    • Ya Aişe, ben Allah'a hakkı ile şükreden bir kul olmayayım mı? ”(38)
    O bütün günahları affedilmiş olmasına rağmen Rabb'ine karşı daima boynu bükük bir halde tevbe ve istiğfarda bulunurdu İnsanlara da tevbe etmeyi tavsiye eder şöyle buyururdu : “Ey insanlar Allah'a tevbe ediniz O'ndan mağfiret dileyiniz Hakikat ben, günde yüz defa tevbe ediyorum”(39)
    Bütün işlerine Allâh'ın ismini anarak başlar “ Allâh'ın adı anılarak başlanmayan her iş bereketsizdir ”(40) buyururlardı Her işini de, Allâh'a hamd ile bitirirdi Yemek yerken, su içerken, yatarken, kalkarken, giyinirken, yolculuğa çıkarken, bütün işlerinde Allâh'a dua ve niyaz halinde olurdu
    Sık sık oruç tutardı, Şaban ayı olmak üzere Recep ve Muharrem aylarında oruç tutmayı çoğaltırdı Ümmetine de oruç tutmayı emreder ve orucun, kötülüklere karşı koruyucu bir kalkan olduğunu vurgulardı
    O “ sizin en hayırlılarınız ahlâkı en güzel olanlarınızdır ”(41) buyurarak insanları güzel ahlâklı olmaya davet ediyordu Güzel ahlâk onun getirdiği dinin ana amacı idi Kendisini güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiş olarak vasfediyordu Çünkü o; “Güzel ahlâk Allah'ın yüce ahlâkıdır” diyor ve Allah'a “Allah'ım yaratılışımı güzel yaptığın gibi ahlâkımı da güzelleştir”(42)diye dua ediyordu İnsanları da güzel ve faziletli şeylere davet ediyor, bizzat kendisi de bütün ahlâkî kıymetleri şahsında yaşayarak mü'minlere örnek oluyordu
    O, gerek kendisine risalet verilmeden önce ve gerekse daha sonra, kalp kırıcı bir söz ve davranışın sahibi olmamıştır O, daima insanların gönüllerini almış, onlara tatlı sözler söylemiş ve herkese karşı güler yüz göstermiştir
    Sahabilerden Abdullah b Haris onun hakkında :“ Ben Rasul-i Ekrem'den daha çok tebessüm eden bir kişi görmedim ”(43) demektedir
    Peygamberimize yıllarca hizmet eden ve onun yüce ahlâkına en yakından şahit olan Hz Enes ise : “On sene Hz Peygamberin hizmetinde bulundum Bana bir defacık olsun öf bile demedi Yapmadığım bir iş için, niçin bunu yapmadın veya yaptığım bir iş için, niçin bunu yaptın şeklinde kırıcı bir ifade kullanmadı”(44)şeklinde onu vasfetmektedir
    O, insanlar arasında zengin – fakir, asîl – köle şeklinde bir ayrım yapmaz, yapılmasını da hoş karşılamazdı Kendisine gelen insanlara da toplumdaki sosyal durumlarına göre davranmazdı O, daima ; “ Hepiniz Adem'in çocuklarısınız Adem ise topraktandır ”(45) buyururdu
    O, kendisine hitap eden arkadaşları anamız babamız sana feda olsun diye söze başladıkları halde, onlarla olan ilişkilerinde farklı bir tavır sergilememiştir Hiçbir arkadaşını kendisine hizmet ettirmemiştir Onun huzuruna girdiğinde Peygamberin huzurunda bulunmaktan dolayı titremeye başlayan bir adama şöyle söylemişti: “ Arkadaş titreme! Ben bir melik değilim Kureyşten, kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum ”(46)Kendisini aşırı bir şekilde öven insanlara karşı da : “ Ey insanlar! Allâh'tan korkunuz Şeytana uymayınız Ben yalnız Abdullah'ın oğlu Muhammed'im Allâh'ın kuluyum Cenâb-ı Hak beni Peygamberliği ile şereflendirdi Bana bundan fazlasıyla tazim göstermenizi istemem ”(47) sözleri ile mukabele de bulunmuştu
    Onu, Medine'de Hendek harbi esnasında hendek kazarken, Mescid-i Nebi yapılırken kerpiç taşırken görüyoruz Kendisinden bunları yapmamasını, onun için yük taşıyabileceklerini söyleyenlere, yarın Ahiret'te kendi günahını da taşıyabilecek olup olmadıklarını sorar
    Kendisinde kibir olduğunu ileri sürerek onu üzmeye çalışanlara; “ Ben eşeğe bindim Çul hırka giydim Koyun sağdım Bunları kim yaparsa asla onda kibirden bir şey bulunmaz”(48)diyerek mukabelede bulunmuşlardır
    Bir gün arkadaşlarıyla bir sefere gittiklerinde konaklarlar Bir koyun kesmek isterler İçlerinden birisi ben koyunu keserim, diğeri ben yüzerim, bir üçüncüsü de ben pişiririm deyince, o da, bari ben de ateş için odun taşıyayım der Siz zahmet buyurmayın, istirahat edin biz her şeyi yaparız denilince de, şöyle buyurmuşlardı: “ Görüyorum ki, siz beni aranızdan ayırmak istiyorsunuz Fakat ben bu durumdan hoşlanmam Şüphesiz Cenâb-ı Hak arkadaşları arasından ayrılanı sevmez ”(49)
    Onun gönderilişinin yegane sebebi Allah'ın yarattıklarına karşı olan merhametidir O alemlere rahmet vesilesi olarak gönderilmiş, bu sebeple de, Rahmet Peygamberi olarak anılmıştır O, merhamet kaynağı idi Kalbi bütün yaratılanlara karşı şefkat doluydu Şöyle öğüt verirdi:
    “ Can taşıyan her varlığa merhamette mükafât vardır ”(50)
    “ Merhamet etmeyene merhamet olunmaz ”(51)
    Onun merhameti, hayvanlara da şâmildi Hayvanlara iyi muamelede bulunmaları hususunda insanları uyarır ve onlara karşı yapacakları muamelede Allâh'tan korkmalarını söyler, onları iyi beslemelerini emrederdi Bir defasında devesine sert muamelede bulunan Hz Aişe validemize:
    “ Yumuşak davran Yumuşaklık hangi şeyde bulunursa, o şeye güzellik verir ”(52) buyurmuştu
    Onun hayvan merhametinin hayvanlara tezahürünün bir örneğini de Abdurrahman b Abdullah şöyle anlatmaktadır: “ Hz Peygamberle bulunduğumuz bir askerî sefer sırasında (konakladık) Bir zaruret gereği (konaklama yerinden) ayrıldım (Yuvasında) bir serçe kuşu gördüm Yanında iki de yavrusu vardı Yavrularını aldım Yavrularını aldığım için serçecik etrafımda kanat çırpıp duruyorda Bu durumu izleyen Allâh'ın Rasûlü geldi ve şöyle buyurdu:
    - Yavrularını alarak bu kuşa kim acı verdi? Verin ona yavrularını ”(53)
    O, sokakta oynayan çocuklara selam verir, onların hatırlarını sorar, onlarla latîfe eder, bazen de onların oyunlarına iştirak ederdi Sevindirmek için, çocukları devesine bindirirdi Enes b Malik şöyle buyurur:
    “ Peygamber efendimiz, biz çocukların arasına karışır ve güler yüzle bize latîfe ederdi Hatta kuşu olan küçük kardeşime (Ey Ebû Umeyr! Kuşcağız ne oldu?) diyerek latife ederdi ”(54)
    Bütün acizlere ve zayıflara olduğu gibi, çocuklara karşı da kalbi sevgi ve merhametle dolu idi Onlara hayır dualarda bulunurdu
    O, kendinden yaşça büyüklere karşı da saygılıydı İnsanlara da yaşlılara iyi muamelelerde bulunmalarını ve saygılı davranmalarını emrederlerdi Mekke'nin fethi günü Hz Ebû Bekir henüz Müslüman olmamış olan babası Ebû Kuhâfe'yi onun huzuruna getirince: “ Yâ Ebû Bekir! İhtiyara eziyet etmeseydin Ben onun yanına gelirdim ” buyurarak en güzel saygı örneğini ortaya koymuştur
    Peygamberimizin dışında, şahsî düşmanlarına şefkat ve muhabbetle kucak açan ve onları affedebilen kaç insan vardır? O, kendisine suikast teşebbüsünde bulunan kişileri, Taif'de en acımasız muameleyi reva görenleri, kısaca bütün şahsî düşmanlarını affeden bir insandır
    O, Taif yolculuğu esnasında Taif'lilerin kendisine yapmış olduğu bütün eza ve cefayı görmemezlikten gelmiş, Taif Muhasarası esnasında bu durum kendisine hatırlatılıp da kendisinden Taif'liler aleyhine dua etmesi istenildiğinde, “Allah'ım onlara doğru yolu göster ve onları bize getir” diyerek dua etmiştir
    Asla kendine kötülük yapan birileri için beddua etmemiştir O, çok sevdiği amcası Allah'ın Arslanı olarak bilinen Hz Hamza'yı şehit eden ve onun çiğ olarak ciğerini yiyen Vahşi ve Hind'i bile affetmiş ve onlara karşı hiç bir husumet duygusu beslememiştir O, hiçbir zaman şahsî duyguları için intikam peşinde koşmamıştır Hz Aişe validemiz onun bu yönünü şöyle dile getirmektedir: “ Hz Peygamber kendi nefsi için katiyyen intikam almazdı ”(55)
    O, kuvvetli bir ordu ile Mekke'yi fethedince daha önce ona ve arkadaşlarına her çeşit kötülüğü reva gören insanlar endişeye kapılmışlar ve kendilerinden intikam alınacağı korkusuna kapılmışlardır Fakat o, onlara dokunmamış, Kâbe'de yaptığı bir konuşma ile bu insanların hepsini affettiğini bildirmiştir
    Sonuç olarak Hz Muhammed (SAS) Kur'an'ın da açık olarak ortaya koyduğu gibi her yönden örnek alınacak insan Bu sebeple Onun örnek alınması gereken hususlarının, bir kısa yazı ile anlatılması da mümkün değildir Çünkü Onun bütün tebliğ hayatı boyunca ortaya koymuş olduğu davranış örnekleri ve onların yorumlanması ciltler dolusu kitapları oluşturacak bir çalışmayı gerektirmektedir Ancak Allah'ın huzurunda kendisini sıradan bir insan olarak gören, kendisine aşırı saygı gösterilmesini dinin dışında sayan, Mescidin içerisinde dışarıdan gelen insanların fark edemeyeceği kadar sade davranan, arkadaşları ile birlikte gülen, onlarla üzülen, onlar çalışırken onlarla çalışan, hiçbir kimseyi kendisine hizmet ettirmeyen, hatta zaman zaman insanlara yardım eden ve insanlara hizmet eden onların efendisidir buyuran, hiçbir insanın velev ki kendi soyundan da olsa Allah huzurunda bir farklılığının olmadığını vurgulayan o Yüce Peygamberin yolundan gitmek onun yaşantısını tam olarak özümlemekle ve onu anlamakla mümkün olacaktır Onu özümlemek onun davranışını hayat mihenki olarak düstur edinmek, bütün insanlarla olan ilişkilerimizde sade ve saygılı, onlara değer vermek ve yaratılan her şeyi Yüce Yaratıcı'nın bir emaneti olarak görmekle mümkün olacaktır
    1- Nisa, 4/80
    2- Âl-i İmrân 3/31-32
    3- Fetih, 10
    4- Kalem 68/4
    5- Ahzâb 33/21
    6- Müslim, Fedâil, 126
    7- Et-Tac,I/26
    8- Zümer 39/2
    9- Zümer 39/14
    10- Ali-İmran, 3/109
    11- Nahl 16/125
    12- Bakara 2/151
    13- Sebe 28
    14- Enbiya, 21/107
    15-Fetih, 48/28
    16-Ahzab 21
    17-Nûr, 52
    18-M Mesâbih, 5822
    19- M Mesâbih, 5831
    20-M Mesâbih, 3261
    21-M Mesâbih, 3262
    22-M Mesâbih, 5805
    23-M Mesâbih, 3825
    24-İbni Kesir, Muhtasar-ı Tefsir-i İbni Kesir, I/433; Riyaz'üs-Salihin Zulmün Haramlığı Babı, H No: 220
    25-Ebu Davut, Sünen IV/130
    26-İbni Mace, Sünen, II/815, H No:2437
    27-Tac, V/175
    28- Tac, V/175
    29Nisâ, 69
    30-Riyaz'üs-Salihin, H No: 688
    31-Sahih-i Buhari, I/5-6
    32-S Tirmizî, H No: 1315;
    33-Seçme Hadisler, 39
    34-M Mesâbih, 3722
    35-Siretü İbn Hişâm, I/285
    36-Şerhü'ş-Şifâ, I/237
    37-Tâc, V/32
    38-R Sâlihîn, H No: 98
    39-Riyaz'üs Salihin, H No: 14
    40-Câmiu's-Sagîr, II/92
    41-Secme Hadisler, 11
    42-Seçme Hadisler, 9-10
    43-M Mesâbih, 5829
    44-M Mesâbih, 5801
    45- Seçme Hadisler, 90
    46-Eş-Şifâ, s 103
    47-Asr-ı Saadet, OR Doğrul, II/925
    48- Seçme Hadisler, 90
    49-Muhammed'in Peygamberliği, Diyanet Yayını, s 48
    50-Tâc, V/17
    51-Tâc, V/18
    52-Tâc, V/58
    53-Tâc, V/18-19
    54-Tecrid XII/166
    55-M Mesâbih, 5817
    Dr Mustafa BAŞ
    DİB Başmüfettişi





+ Yorum Gönder