+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
Soru - Cevap İslamiyet ve İman soru ve cevapları Kategorisinden Kendimden şüphe ediyorum.Kendi kendimi yiyorum Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. claretblue
    Üye
    Reklam

    Cevap: Kendimden şüphe ediyorum.Kendi kendimi yiyorum

    Reklam



    Cevap: Kendimden şüphe ediyorum.Kendi kendimi yiyorum isimli yazı www.Mumsema.comCevap: Kendimden şüphe ediyorum.Kendi kendimi yiyorum
    Allah hepinizden razı olsun hiss kardeş bazı duaları okurken aklıma 1 -2 kelimesinin anlamı geliyor surenin ne anlatmaya çalıştıgını çok azda olsa nalıyorum doğru söylüyorsun secdedekilerin anlamlarınıda dinleyeceğim.

    cübbeli hocanın dobra dobra olması çok hoşuma gidiyor bazen insanları gülmekten yerlere yatırıyor, gerçeklerle yüzleştiriryor.fethullah gülen'İn sohbetleri çıkıyor mehtap tv de amcamız eski türkçe kullanıyor aslında okadar anlamlıki anlattıkları, fakat şimdiki neslimize arapça gibi geliyor.artık bu forumu etkin şekilde kullanmaya çalışacağım çok güzel bir yer.Allaha emanet olun

  2. BEYAZ_gul
    yasam

    Cevap: Kendimden şüphe ediyorum.Kendi kendimi yiyorum


    Reklam


    Bende cubbeli Ahmet hocayi severim
    Feytulah Gulen hocamizida severim ama dedigin gibi
    Turkcesini anlamiyorum benim turkcem biraz zayif.diyebilirim

  3. ebediyyetyolcusu
    Emekli
    Selamün Aleyüm

    Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Fussilet Suresi, 36)

    Vesvese hakkında etkili bir Eser izlemenizi tavsiye ederim !

  4. İLİMCİK
    Devamlı Üye
    Kardeşim, Risale-i Nur'da "vesvese risalesi" nde sizin bu vesvesenizle ilgili kısımları aynen aktarıyorum. İzah etmemi istediğiniz yer olursa söylersiniz:

    Ey maraz-ı vesvese ile mübtela! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer Ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksam-ı kesîresinden kesîr-ül vuku(çok vukubulan) olan yalnız beş vechini beyan edeceğim Belki sana ve bana şifa olur Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder Tanımazsan gelir, tanısan gider.



    Şeytan, evvelâ şüpheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şüpheden şetme(bazı pis hatıralar ve edebe muhalif çirkin haller, sözler) döner. Hayale karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münâfi-i edep çirkin halleri tasvir eder. Kalbe “Eyvah!” dedirtir, ye’se düşürtür Vesveseli adam zanneder ki, kalbi, Rabbine karşı sû-i edepte bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister Bu yaranın merhemi budur:

    Bak, ey biçare vesveseli adam! Telâş etme Çünkü senin hatırına gelen şetim değil, belki tahayyüldür(hayaldir) Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetm dahi şetm değildir Zira, mantıkça, tahayyül, hüküm değildir Şetm ise hükümdür.

    Hem bununla beraber, o çirkin sözler, senin kalbinin sözleri değil. Çünkü senin kalbin, ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır Yani, onu zararlı tevehhüm etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünkü hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder; onun sözünü ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer Zaten şeytanın da istediği odur.




    Mesail-i imaniyede(iman meselelerinde) şübhe suretinde gelen vesvesedir. Bîçare vesveseli adam, bazan tahayyülü(hayali), taakkul ile iltibas eder. Yani: Hayale gelen bir şübheyi, akla girmiş bir şübhe tevehhüm edip, itikadına halel gelmiş zanneder. Hem bazan tevehhüm ettiği bir şübheyi, imana zarar veren bir şek zanneder. Hem bazan tasavvur ettiği bir şübheyi, tasdik-ı aklîye(aklın tasdikine) girmiş bir şübhe zanneder. Hem bazan bir emr-i küfrîde tefekkürü, küfür zanneder. Yani dalaletin esbabını anlamak suretinde kuvve-i müfekkirenin cevelanını ve tedkikatını ve bîtarafane muhakemesini, hilaf-ı iman zanneder İşte telkinat-ı şeytaniyenin eseri olan şu zanlardan ürkerek, "Eyvah! Kalbim bozulmuş, itikadıma halel gelmiş" der O haller, galiben ihtiyarsız olduğundan, cüz'-i ihtiyarîsiyle ıslah edemediğinden ye'se düşer. Bu yaranın merhemi şudur ki:

    Tahayyül-ü küfür(küfrü hayal etmek), küfür olmadığı gibi; tevehhüm-ü küfür(küfrü tevehhüm etmek) dahi, küfür değildir. Tasavvur-u dalalet(dalaleti tasavvur etmek) dalalet olmadığı gibi; tefekkür-ü dalalet dahi, dalalet değildir. Çünki hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür; tasdik-ı aklîden ve iz'an-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar Onlar bir derece serbesttirler Cüz'-i ihtiyariyeyi pek dinlemiyorlarTeklif-i dinî altına çok giremiyorlar Tasdik ve iz'an, öyle değiller Bir mizana tâbi'dirler. Hem tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür, nasılki tasdik ve iz'an değiller. Öyle de şübhe ve tereddüd sayılmazlar. Fakat eğer lüzumsuz tekrar ede ede müstakar bir hale gelse, o vakit hakikî bir nevi şübhe, ondan tevellüd edebilir Hem bîtarafane muhakeme namıyla veya insaf namına deyip, şıkk-ı muhalifi iltizam ede ede, tâ öyle bir hale gelir ki, ihtiyarsız taraf-ı muhalifi iltizam eder Ona vâcib olan hakkın iltizamı kırılır O da tehlikeye düşer Hasmın veya şeytanın bir vekil-i fuzulîsi olacak bir halet, zihninde takarrür eder.

    Şu nevi vesvesenin en mühimi budur ki: Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi birbiriyle iltibas eder. Yani: Bir şeyi zâtında mümkün görse, o şeyi zihnen dahi mümkün ve aklen meşkuk tevehhüm eder. Halbuki İlm-i Kelâm'ın kaidelerindendir ki: İmkân-ı zâtî ise, yakîn-i ilmîye münafî değil ve zaruret-i zihniyeye zıddiyeti yoktur Meselâ: Şu dakikada Karadeniz'in yere batması, zâtında mümkündür ve o imkân-ı zâtî ile muhtemeldir Halbuki yakînen, o denizin yerinde olduğunu hükmediyoruz, şübhesiz biliyoruz. Ve o ihtimal-i imkânî ve o imkân-ı zâtî, bize şek vermez, bir şübhe getirmez, yakînimizi bozmaz. Meselâ: Şu güneş zâtında mümkündür ki, bugün gurub etmesin veya yarın tulû' etmesin Halbuki bu imkân yakînimize zarar vermez, şübhe getirmez İşte bunun gibi, meselâ hakaik-i imaniyeden olan hayat-ı dünyeviyenin gurubuna ve hayat-ı uhreviyenin tulûuna, imkân-ı zâtî cihetinde gelen vehimler, yakîn-i imanîye zarar vermez Hem لاَ عِبْرَةَ ِلْلاِحْتِمَالِ الْغَيْرِ النَّاشِئِ عَنْ دَلِيلٍ yani: "Bir delilden neş'et etmeyen bir ihtimalin hiç ehemmiyeti yoktur" olan kaide-i meşhure; hem usûl-üd din, hem usûl-ül fıkhın kaide-i mukarreresindendir.
    Sözler ( 278 )


    Kardeşim, yukarıdaki yazıdan benim anladığım şey, küfrü hayal etmek, tevehhüm etmek, tasavvru etmek küfür değildir..Yani, bir küfrü hayal ve tefekkür ve tasavvur etmek , aklı ile tasdik etmek demek değildirŞeytan, tefekkür ve tahayyül ve tasavvru ettiğimiz bir küfrü aklen dahi tasdik etmişiz gibi göstermek istiyor. Fakat, biz onu aklen ve kalben tasdik etmemişiz.

    Ayrıca, insan zati olarak mümkün olan bir şey ile, zihnen mümkün olan bir şeyi birbirine karıştırır. Yani, bir şey zatında mümkün ise, o şeyi zihnen de mümkün ve aklen de şüpheli zanneder. Mesela, Karadenizin suyunun bugün çekilmesi ve suyunun bitmesi zati olarak mümkündür. Fakat, mümkün olan bu şey, karadenizin yerinde olduğuna dair hiç bir şüphe vermiyor bize...veya yarın güneşin doğmaması mümkündür. fakat bunun mümkün olması, yarın güneşin doğacağına dair hiç bir şüphe bize vermiyor. Çünkü, bir delilden çıkmayan bir hükmün hiç bir kıymeti yoktur. Öyle de, iman hakikatleri hakkında zati olarak mümkün olan şeyler dahi, (mesela ahiretin olmaması, Allah'ın haşa zulmetmesi ve adaletsiz olması vb şeyler) hiç bir delilden neşet etmediği için, o nevi vesveselerin kıymeti ve hükmü yoktur yakinimize ve imanımıza zarar vermezler .

  5. Misafir
    Arkadaşlar bende çok supheliyim şirke duser gibi oldum bi ara çok korkuyorum bundan dolayı pişman olamıyorum sadece korkuyorum pişmanlık yok nasıl tevbe edicem ?

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
imanımın gitmesinden korkuyorum,  icimdeki süphe neden olur