Konusunu Oylayın.: Gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyorum ben

5 üzerinden 4.67 | Toplam: 3 kişi oyladı.

  1. 02.Kasım.2009, 18:54
    1
    Misafir

    Gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyorum ben






    Gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyorum ben Mumsema gerçek mürşidi nasıl bulacağız.yani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyorum beni aydınlatırsanız sevinirim


  2. 02.Kasım.2009, 18:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 03.Kasım.2009, 12:09
    2
    Hoca
    erimeye devam...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 28,804
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 328
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyor




    Kitap ve sünneti rehber edinenler gerçek mürşidlerdir


  4. 03.Kasım.2009, 12:09
    2
    erimeye devam...



    Kitap ve sünneti rehber edinenler gerçek mürşidlerdir


  5. 03.Kasım.2009, 13:11
    3
    AlMuallim87
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ekim.2009
    Üye No: 62165
    Mesaj Sayısı: 31
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 30

    --->: gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyor

    her şeyin hakikisi ve sahtesi bulunduğu gibi mürşidi kamilinde hakikisi ve sahteleri mevcuttur.
    Hakiki Mürşidi kamiller bizden evvelki asırlarda yaşamış ve hakikiliklerinde ittifak edilmiş; Abdulahalık Gucdüvani, Şah Nakşibend, İmamı Rabbani ve Abdullah Dehlevi (k.s.) gibi zatlardır.Bunların hayatları incelendiği zaman hakikilik vasıfları kolayca anlaşılır.
    Sahtesini hakikisinden ayırma işine gelince; bu oldukça zordur.Bunları ayırmak herkesin karı değildir.Sahtesinin şerrinden korunmak ve hakikisine kavuşmak için Cenab-ı Hakka çok iltica etmek lazımdır.Çünkü her devirde sahteleri hakikilerinden kat kat fazla olmuştur.
    Sahtesinde bulunan en açık vasıf şunlardır.
    Sahte mürşid en başta şeriatın emirlerini ve sünneti Rasülüllaha uymaz.Her devirde görülen en açık misali kadın erkek münasebetlerindedir.Kadın cemaatle bir arada bulunur.Kadınlara elini öptürür.KENDİSİNE TABİ OLANLAR GÖRÜNÜŞTE ÇOĞALIYOR GİBİ GÖZÜKÜR, FAKAT HaKiKaTtE çOğALmAz.Seneler geçtikçe sahteliği ortaya çıkar; neticede de sönüp gider.Sahte mürşidin, sohbetlerinde toplantılarında rüyaya çok geniş yer verilir.Hadisi şerifelere ve ayeti kerimelere ulemanın verdiği mamanın dışında manalar verilir.Sünnetler yanlış yorumlanır.
    Dinin yayılması için değil, kendi tarikatinin yayılması için çalışır.İnsanların hidayete ermeleri için hidayetten ziyade istikameti düzgün insanlarla uğraşır ve onlarla meşgul olur.Mekruhlara ehemmiyet vermez.Nafile ibadetleri insanların gözü önünde yapar.ZAMANLI ZAMANSIZ, YERLİ YERSİZ İNSANLARIN GÖZÜ ÖNÜNDE AĞLAR.Halbuki tasavvuf, insanların gözü önündenafile ibadet yapmayı kat’i olarak yasaklamıştır.


    Yani değerli kardeşim; Anlayacağımız şudur ki Faziletli bir alim olmak başka Mürşidi Kamillik başkadır.Mürşidi Kamillik Allah tarafından nasib edilmediği müddetçe erişilecek bir mertebe değildir. Dini İslam ve Kuran hizmetini kıstas edinmelisiniz.Zahiren şeriate kıl kadar muhalif bir hareketi var ise Mürşid olamaz.Köylerde şimdi elinde sazı saçlar belde bu tip insanları Mürşid tanıma gafilliğine,cehaletine düşüyorlar.Hakiki Mürşid böyle şeylerden çok uzaktır.Onda Peygamberimiz'in suret ve siyreti(ahlakı)ne benzerlik vardır.Allahu Teala Hakiki Mürşidİ Kamil'i bulmayı nasib etsin İnşaAllah


  6. 03.Kasım.2009, 13:11
    3
    her şeyin hakikisi ve sahtesi bulunduğu gibi mürşidi kamilinde hakikisi ve sahteleri mevcuttur.
    Hakiki Mürşidi kamiller bizden evvelki asırlarda yaşamış ve hakikiliklerinde ittifak edilmiş; Abdulahalık Gucdüvani, Şah Nakşibend, İmamı Rabbani ve Abdullah Dehlevi (k.s.) gibi zatlardır.Bunların hayatları incelendiği zaman hakikilik vasıfları kolayca anlaşılır.
    Sahtesini hakikisinden ayırma işine gelince; bu oldukça zordur.Bunları ayırmak herkesin karı değildir.Sahtesinin şerrinden korunmak ve hakikisine kavuşmak için Cenab-ı Hakka çok iltica etmek lazımdır.Çünkü her devirde sahteleri hakikilerinden kat kat fazla olmuştur.
    Sahtesinde bulunan en açık vasıf şunlardır.
    Sahte mürşid en başta şeriatın emirlerini ve sünneti Rasülüllaha uymaz.Her devirde görülen en açık misali kadın erkek münasebetlerindedir.Kadın cemaatle bir arada bulunur.Kadınlara elini öptürür.KENDİSİNE TABİ OLANLAR GÖRÜNÜŞTE ÇOĞALIYOR GİBİ GÖZÜKÜR, FAKAT HaKiKaTtE çOğALmAz.Seneler geçtikçe sahteliği ortaya çıkar; neticede de sönüp gider.Sahte mürşidin, sohbetlerinde toplantılarında rüyaya çok geniş yer verilir.Hadisi şerifelere ve ayeti kerimelere ulemanın verdiği mamanın dışında manalar verilir.Sünnetler yanlış yorumlanır.
    Dinin yayılması için değil, kendi tarikatinin yayılması için çalışır.İnsanların hidayete ermeleri için hidayetten ziyade istikameti düzgün insanlarla uğraşır ve onlarla meşgul olur.Mekruhlara ehemmiyet vermez.Nafile ibadetleri insanların gözü önünde yapar.ZAMANLI ZAMANSIZ, YERLİ YERSİZ İNSANLARIN GÖZÜ ÖNÜNDE AĞLAR.Halbuki tasavvuf, insanların gözü önündenafile ibadet yapmayı kat’i olarak yasaklamıştır.


    Yani değerli kardeşim; Anlayacağımız şudur ki Faziletli bir alim olmak başka Mürşidi Kamillik başkadır.Mürşidi Kamillik Allah tarafından nasib edilmediği müddetçe erişilecek bir mertebe değildir. Dini İslam ve Kuran hizmetini kıstas edinmelisiniz.Zahiren şeriate kıl kadar muhalif bir hareketi var ise Mürşid olamaz.Köylerde şimdi elinde sazı saçlar belde bu tip insanları Mürşid tanıma gafilliğine,cehaletine düşüyorlar.Hakiki Mürşid böyle şeylerden çok uzaktır.Onda Peygamberimiz'in suret ve siyreti(ahlakı)ne benzerlik vardır.Allahu Teala Hakiki Mürşidİ Kamil'i bulmayı nasib etsin İnşaAllah


  7. 03.Kasım.2009, 16:24
    4
    tdm77
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ekim.2009
    Üye No: 60634
    Mesaj Sayısı: 190
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Peygamberler peygamberi Hz.Muhammed Mustafa S.A.V, Akabe denilen yerde ashabını toplayarak kendilerinden bir daha içki içmeyeceklerine, kız çocuklarını diri diri gömmeyeceklerine ve diğer günahlardan kaçınacaklarına dair söz alıp geçmiş günahlarını Allah'a affettirdi. Özet olarak "Akabe Biatı" denilen hadise böyle gelişti.

    Burada olan tam bir "Tevbe ettirme" hadisesidir. Bir bakıma efendimizin dünyadaki şefaati de denilebilir.

    Bu biat ile İslam Tarihine bir not düşülmüştür. Allah'ın, bir sevgili ve dostu aracılığı ile yapılan tevbelerin kesinlikle kabul olunup tevbe edenin koruma altına alınacağanın garantisi verilmiştir. Bu garanti neticesinde Efendimiz "Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz" hadis-i şerifini irad buyurmuşlardır.

    Görüldüğü üzere günahlardan sıyrılan ashab gökteki yıldızlar tabir edilen mertebelere ulaşmışlardır.
    Peygamber Efendimiz kendisinden sonra ashabına uyulmasını istemiş ve onları birer rehber olarak bırakmıştır. Onların peşlerinden gidenlere ise Tabiin denilmiştir.Tabiin'in peşinden gidenlere ise Tebe-i Tabiin denilmiştir.

    Peygamber Efendimiz kendisinden sonra bıraktıklarının arasında en önemli yeri tutan sünnetidir. Onun yaptğını yapmak yapmadığından kaçınmak sünnete uymak demektir.
    Onun yaptıklarının içinde en önemlilerinden bir tanesi de tevbedir. "Alimler Peygamber varisleridir" hadisine binaen ondan sonra gelen Efendimizin nesli ve İslam alimleri bu yolu takip etmişler ve "Akabe Biatı" nı yaşatmışlar ve yaşatmaya devam etmektedirler.

    Efendimizin soyundan gelen ve 33.kuşak torunu olan Gavs-ı Sani Seyyid Abdulbaki Hz.leri bu Sünnet-i Seniyye'ye sımsıkı sarılarak hem dedesinin ümmetine sahip çıkmakta hem de yaratılmış tüm mahlukatı tevbe vesilesi ile Allah'a sevgili ve göklere eklenmiş bir yıldız yapmaktadır. Bu durum tamamen AKABE BİATI'nın devamı mahiyetindedir.
    Bunu tasdik eden bir sözü Sultan Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri şöyle buyurmuşlardır;

    -"Bugünün sofisi sahabe gibidir"

    Değerli ziyaretçilerimiz, kişinin kendi başına yapacağı tevbe ile bir Allah dostunun yardımı ile yapacağı tevbe arasında çok büyük fark vardır.



    Gavs-ı Sani Hz.leri tevbe ettirirken o güne kadar haramlara dalmış veya isyan etmiş olan kul ile Allah'ın arasına arabulucu olarak girmekte nihai barış ve huzur ortamı için tevbe eden ile birlikte Allah'a söz vermektedir.
    Bir dostunun kefaletini ve sözünü kabul etmemek Allah'ın şanına yakışmaz. Bu nedenle, kefil olan bu büyük dosta kefil olduğu kişinin terbiyesi ve kurtuluşu için tüm yetkiler verilmektedir. Bu yetkiler sınırsızdır. Bu yetkilerin mürşid tarafından kullanılmasına ise "HİMMET" denilmektedir.

    Himmetin sahibi bu büyük zat Allah'ın o kulu kendisinden nasıl geri isteyeceğini bildiği için gereken bütün hassasiyeti göstererek ve elindeki yetkileri kullanarak terbiye etmektedir. Yeri geldiğinde bir anne yeri geldiğinde bir baba veya arkadaş olmaktadır. Bu nedenledir ki sofinin en iyi dostu Mürşididir ve O dosttan sadece hayır gelir.

    Mürşidin ervahı (ruhaniyeti) hiçbir zaman sofiden ayrı değildir.Her daim sofinin nefsinin neler fısıldadığını duyup bilmek zorundadır.Eğer duyamasaydı yani Allah-u Teala ona bu yetkiyi vermeseydi o da kişiyi terbiye edemezdi. Bu nedenledir ki sofi mürşidinin her an kendisini gördüğünü ve içinden geçeni duyduğunu bilmelidir. Bu sağlanırsa edeb hasıl olur. Bunların aksi halinde, yani sofinin nefs ve şeytana uyup harama girmesi durumunda Mürşid ikaz eder. Kişi ikazlara itibar etmezse ikazın da dozu artar. Başa gelen bir takım sıkıntılar ve musibetler de bu yüzdendir. Bu durumda sıkıntının sebebini herhangi bir maddede veya x kişide aramamalı doğruca kendi nefsine bakmalıdır.Burada gaye nefsin terbiyesidir.Sadat terbiye olmuş bir nefsi Allah'a teslim etmek ister çünki arada kendi kefaleti ve imzası vardır.Bunun için de ne gerekirse o yapılır ve kul şeytan ve nefse teslim edilmez.

    Kul'un can emanetini teslim etme vakti geldiğinde kendisine kefil olan o yüce zat, aldığı emaneti yerine ulaştırmağa kefil olduğundan, Azrail A.S vazife ile geldiğinde sofi ile birlikte Mürşid-i Kamil'i bulur. Sofinin herşeyine kefil olan Gavs Hz.leri imanına da kefildir. Bu durumda Azrail A.S vazifesini en sıkıntısız şekilde yapar.

    Değerli ziyaretçilerimiz, buraya kadar anlattıklarımız bir biat ve tevbenin çok kısıtlı anlatımıdır. Böyle büyük bir dünya ve ahiret nimetinden istifade edemeyenlere de Allah' dan tevbe ve biat kapısını nasib etmesini niyaz ederiz.



    Gavs Hz lerinin Sohbeti
    Size bir kaç şey söyleyeceğim
    Bu Nakşibendi tarikatının gayesi Allah-u Teala'nın rızasıdır. Bu tarik-i alanın gayesi , emri bil maruf nehyi anil münkerdir.Allah-u Teala'nın emrini yerine getirmek ,
    Allah-u Tealanın yasak ettiği hareketlerden uzak kalmaktır.Hepsi gaye budur

    Burada gaye insanın kalbini nakşetmektir, bu da ibadettir. Allah'u Teala Kur'an- ı Kerimde böyle buyurmuş :

    "Ya ademoğulları, şeytana tabi olmayın, O sizin düşmanınız , zahiren düşmanınızdır.Bize ibadet edin" Bu ibadet etmek Tarikat-ı Müstakimdir.Hepsi gaye odur.
    Gaye Allah'u Tealanın emrini yerine getirmek, Allah'u Teala'nın yasak ettiğinden uzak kalmaktır.Hepsi gaye odur

    Bunu insan yaparsa Ameli Salih olur Ameli Salih ise Allah'u Tealanın rızasıdır. İşte bu Tarikat-ı Ala üzeinde duruyoruz Bu tarikat-ı alanın gayesi Allah'u Telanın rızasını almaktır, ve Allah'u Tealanın emrini yerine getirmektir Bunun için de insan , üzerinde çalışması lazım, niyet koymak lazım.
    Sonra bütün ameller de niyetle olur, niyet olmazsa o amel olmaz

    İnsan abdest alırken niyet olması şarttır, ibadet yaparken niyet olması şarttır. Bütün ameller de kalben olmalıdır. Gavsımız kaddesAllah'u esrarahum aliyye bu niyet üzeinden sohbet yapmıştı:

    İnsan sabahleyin kalkarken , elbiseyi giyerken ,bir iki dakika kalbinden niyet olması şarttır. Ya Rabbi , ben sizin için gidip çalışacağım , sonra insan mesleği neyse gidip çalışmak lazımdır, dünya işi de şarttır Allah'u Teala şart koymuş ama hayır yollarına gitsin şer değil. Sonra şer olursa insan mahvolur, zarar görür ,felaket olur ve işte niyette lazım , hayr olmak için

    Ya Rabbi, ben sizin için gidip çalışacağım, gayemiz bizim; "rızasını almaktır". Gaye bu, çalışmak kendi rızkım için değildir.Razıkı mutlak sensin.Çalışsam çalışmasam bana vaadetmişsin, "ben rızkını vereceğim" diye söylemişsin Aile efradımızı üzerimize vacib etmişsiniz
    Ya Rabbi, bu ailemin ihtiyacını görmek için gidip çalışıyorum Ya Rabbi , bir de sevaplarımı arttırmak için, gelen sevaplar için bu sevaplar için çalışıyorum Ya Rabbi


    Böyle bir niyet ederse kalbinden; sanki o insan camiye gidip ta akşam oluncaya kadar Allah'u Tealaya ibadet yapmış olur.Doğru bu da ibadettir dünya değil, sonra dünya olursa Allah'u Teala lanet getirir ona. Hadisi şeriftir Peygamber aleyissalatu vesselam buyurmuş :

    "Eddünya vema fiha melune illa zekerAllah'u" dünya ve bütün dünyanın içerisindekiler melundur

    Allah'u Teala lanet getirmiş. İnsan niyet ederse Allah rızası için bu hariçtir İşte bu niyet "onun içindir". Dünyanın melanetinin altın girme sakın, daima kalbinden niyetini sağlam sürmek daima kontrol etmek, daima Allah rızası için yapmak ki ibadet olsun O çalışması menfaat almak için lazımdır

    Onun için niyetini kontrol etmek için niyet şarttır. Allah'u Teala şartı koşmuş, bunun için bizde daima kontrol altına alalım kalbimizi

    Şeytana bırakmayalım nefse bırakmayalım.Sonra onlar düşmandır
    Düşman düşmana acımaz, düşmandan düşmana hayır gelmez, daima kötülük ister. Sonra Allah'u Teala Kur'an-ı Kerimde :

    "İnne nefse leemmaretün bissui" diyor "Nefsi emmare insandan daima kötülük ister.Hayr istemez."

    Sonra düşmandır o da İnsan bir dönerse Allah'u Tealaya, Allah'u Teala onun kademesine gelir. Bir insan Allah'u Tealaya bir kademe gelirse, Allah'u Teala ona on kademe gelir

    Sonra dünya çok pistir, insana çok zarar verir. Hatta Hazreti Aleyhissalatu Vesselam "dünyanın mihnetini günahların anasıdır.
    "Bütün günahlar ondan kaynaklanıyor, dünyadan kendini muhafaza etmek şarttır" dikkatli olacaksınız


    Niyetini Allah rızası için gidip çalışmak lazım, sonra çalışmakla çok büyük menfaat olur. Özellikle bu zamanda ve bu asırda gündüz gece çalışmak lazımdır.
    Çünkü biz gaye ; Peygamber Aleyhissalatu Vesselamın keyfini yerine getirmek içindir. Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam kendi ümmetini çok severdi

    Başka peygamberler gibi değildi.Sonra kıyamet günü bütün peygamberler ,sonra kıyamet günü Allah'u Teala insan eziyet görmezse cennete giderse
    o cennet hoşuna gelmez

    Eziyet görüp yorulunca insan rahat oturunca o rahatlık insanın hoşuna gider. Kıyamet günü Allah'u Teala cehennemin gemlerini bırakıp bütün insanların üzerine geliyor. Gelince peygamberler arşı alaya arşın kendine ( sarılıp ) ;

    "Ya Rabbi beni kurtarın ,Ya Rabbi beni kurtarın" diye bağırıyorlar. Sadece bizim Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam Muhammed Aleyhissalatu Vesselam kalkıp;

    "Ya Rabbi benim ümmetimi kurtar" diyor

    Kendi nefsini istemiyor kendi ümmetini istiyor dolayısıyla biz de onun için çalışmalıyız.Sonra o çok sever, başka ümmetler gibi değil. Bunun için onun keyfini getirelim. Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam Allah'u Tealaya dua etti :

    "Ya Rabbi benim ümmetimin ömrünü en kısa vermişsiniz Ya Rabbi" Sonra kıyamet yaklaşıyor ne kadar kötülük varsa kıyametin yaklaşmasından oluyor.
    Hem dünya çok kötü olmuş hem de zamanı çok kısadır Kısa zamanda vefat ediyorlar gidiyorlar sevabı da azdır. Kıyamet günü Peygamberlerin bazısından
    "benim ümmetimin sevabı azdır" diye utanıyorum

    "Ya Rabbi, isteriz ki ümmetimiz de biraz fazla olsun hem onların zamanı kısa hem de en kötü zamanda yaşıyorlar hem de sevabı az oluyor ben utanıyorum" diye dua etmiş

    Onun için Allah'u Teala Peygamber Aleyhissalatu Vesselam için ya da öteki Peygamberlerde bir günaöh bir günah idi. Bir hayır bir hayır idi. Bir hayır yaparsa bir hayır yazıyordu Allah'u Teala buna da bir günah bir günah idi ama Peygamber Aleyhissalatu Vesselam hayrını fazlalaştırmak için Allah'u Teala ona mükafat vermiş
    Bir sevap on sevap yazdırır en az. Bazı sevaplar vardır bin sevap yazdırır binbeşyüz sevap yazdırır bir trilyon sevaplar da vardır. Bu sevaplar çoktur

    O da Allah'u Teala büyük nimet Peygamber Aleyhissalatu Vesselama vermiş. Onun için mesela insan Mekke'de bir sevap yaparsa bir Lafzai Celal söyler sanki yüzbin sevap Allah'u Teala ona yazdırıyor yani bire yüzbindir.. Mekke'de Medine 'de bir bindir o kadar sevap oluyor. Bir kelime Lafzai Celal söylerse mekke de sanki yüzbin kelime söylemiştir. Allah'u Teala yazdırıyor Normal bizim herkes kendi memleketinde bir söylerse on yazdırıyor

    Bir de, kalp Allah'u Tealaya mahsustur, Allah'u Teala insanın kalbine bakar. Bu kalbe düşünce haram düşünceler olursa kötü düşünceler kalbine girerse Allah'u Teala yazdırmaz. Sevap olursa yazdırır hayır olursa yazdırır ama günah olursa yazdırmaz. Sonra kalp Allah'u Tealanın azametinin eliyle yazdırıyor kendi eliyle yazdırıyor. Bunun için Allah'u Teala haram niyeti de yazdırmaz, hayır sevabı yazdırır

    Mesela insan niyet ederse "Ya Rabbi ben sizin için bu şeyi yapacağım bu cami yapacağım, Mekkeye gideceğim yahut hacca gideceğim" böyle bir sevap niyet ederse yaparsa on yazdırır yapılmazsa bir yazdırır
    Ama bir insan günaha niyet ederse "ben filan adamı haşa öldüreceğim" diyor ama vuruşma olmuyor vuruşma olmazsa melekler yazmaz.Niyet ediyor ben filan adamı öldüreceğim filan adama zulm yapacağım filan adamı şöyle yapacağım harekette ediyor. Ama Allah'u Teala yaparsa yazdırır yapmazsa yazdırmaz.
    Ama sevap olursa hemen niyet ederse yazdırır. Yaparsa on yazdırır yapmazsa bir yazdırır. Daima insanın kalbinde niyet olması şarttır yaparsa Allah'u Teala sevabını verir yapmaza Allah'u Teala onu mahrum etmez

    Gavs K.S.A ile her sene hac niyeti yapıyoruz daima niyetimiz; kalbimiz bu sene gelince ben hacca gideceğim. Eğer Allah'u Teala bize nasib ederse onu
    sevap yazdırır. Nasib de olmazsa gene hac sevabını alır.Daima o niyetle insan bir şey yazdırır

    Sizin geldiğinize çok memnun kaldık, Allah razı olsun. Yalnız sizden ricamız şudur : "daima Allah rızası için çalışalım, Allah rızası için yola gidelim, Allah rızası için kalpten niyet edelim ki Allah'u Teala bu iyi şeyleri bize nasib etsin". Yani Türkiye'nin her yerinden geldiniz Allah'u Teala her kademden Allah'u Teala on sevap size yazdırır. Sonra bu niyet Allah rızası içindir inşallah başka şeyler olmasın.
    Bunları silip atmak lazım, yani Allah'u Tealanın rızası için olmayanları kaldırıp atalım ya da hayır olsun. Yalnız çalışmanızı istiyoruz ki Peygamber Aleyhisselatu Vesselam'ın keyfi gelsin. Peygamber ( s.a.v) beyaz yüzle onun huzuruna gidelim beyaz yüzle onun keyfini getirelim

    Allah'u Teala Peygamber (s.a.v) için çok şeyler vermiş, sonra büyük Peygamberlerden biridir Sonra Allah-u Teala çok büyük bir makam vermiş. Böyle insanlardan böyle peygamberlerden onun gibi Allah'u Teala makam vermemiş. En büyük peygamberlerden birisidir onun için ümmeti de böyle sadık olsun .

    Sonra bu Tariki Nakşibendi çok büyük bir atılımdır, müstakimdir. Sonra en sadık yolsa Eba Bekir-i Sıddık (r.a)dır. O sıdkıyla gidiyor, o sıdkıyla sadık olmak şarttır.
    Sadık olalım ki biz menfaat görelim. Allah'u Teala bu Tarikati Müstakimden bizleri nasib etsin, bu Tarikati Müstakim devam etsin ta kıyamete kadar.

    Bizi Aleyhisselatu Vesselamın şefaatinden ayırmasın, bu Saadat-ı Nakşibendiye nin gölgesinden ayırmasın Peygamber Aleyhisselatu vesselamın yolundan ayırmasın. Saadatı Naksibendinin yolundan Tarikati Müstakimden ayırmasın.

    Allah yardımcınız olsun. İnşallah bizlerde sizlerde Peygamber (s.a.v) yolundan gidelim.
    Hepsi gaye odur onun için çalışalım hepsi onun için ileri götürelim zira biz çok büyük bir zarardayız.

    Kıyamet gününün en dehşetli en zahmet en tehlikeli zamanındayız. Bu tehlikeli zamanda çalışmak şarttır, gündüz gece çalışacağız. Allah'u Teala çok seviyor Saadatlar da seviyor onun için dünya değil de ahiret için çalışacağız.

    Allah'u Tealanın keyfine gitmek için, nazarlarını beraber olmak için.
    Allah'u Teala bu yolu bu tarikati insanımıza nasib etsin. Yetmiş milyonu nasib etsin.
    Allah yardımcınız olsun.Allah muhafaza etsin. İnşallah kıyamet günü birlik beraberlik içinde oluruz

    ALINTIDIR

    Gavs'görenlerin. içine ALLAH C.C. Korkusu ortaya çıkar.


  8. 03.Kasım.2009, 16:24
    4
    Devamlı Üye
    Peygamberler peygamberi Hz.Muhammed Mustafa S.A.V, Akabe denilen yerde ashabını toplayarak kendilerinden bir daha içki içmeyeceklerine, kız çocuklarını diri diri gömmeyeceklerine ve diğer günahlardan kaçınacaklarına dair söz alıp geçmiş günahlarını Allah'a affettirdi. Özet olarak "Akabe Biatı" denilen hadise böyle gelişti.

    Burada olan tam bir "Tevbe ettirme" hadisesidir. Bir bakıma efendimizin dünyadaki şefaati de denilebilir.

    Bu biat ile İslam Tarihine bir not düşülmüştür. Allah'ın, bir sevgili ve dostu aracılığı ile yapılan tevbelerin kesinlikle kabul olunup tevbe edenin koruma altına alınacağanın garantisi verilmiştir. Bu garanti neticesinde Efendimiz "Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz" hadis-i şerifini irad buyurmuşlardır.

    Görüldüğü üzere günahlardan sıyrılan ashab gökteki yıldızlar tabir edilen mertebelere ulaşmışlardır.
    Peygamber Efendimiz kendisinden sonra ashabına uyulmasını istemiş ve onları birer rehber olarak bırakmıştır. Onların peşlerinden gidenlere ise Tabiin denilmiştir.Tabiin'in peşinden gidenlere ise Tebe-i Tabiin denilmiştir.

    Peygamber Efendimiz kendisinden sonra bıraktıklarının arasında en önemli yeri tutan sünnetidir. Onun yaptğını yapmak yapmadığından kaçınmak sünnete uymak demektir.
    Onun yaptıklarının içinde en önemlilerinden bir tanesi de tevbedir. "Alimler Peygamber varisleridir" hadisine binaen ondan sonra gelen Efendimizin nesli ve İslam alimleri bu yolu takip etmişler ve "Akabe Biatı" nı yaşatmışlar ve yaşatmaya devam etmektedirler.

    Efendimizin soyundan gelen ve 33.kuşak torunu olan Gavs-ı Sani Seyyid Abdulbaki Hz.leri bu Sünnet-i Seniyye'ye sımsıkı sarılarak hem dedesinin ümmetine sahip çıkmakta hem de yaratılmış tüm mahlukatı tevbe vesilesi ile Allah'a sevgili ve göklere eklenmiş bir yıldız yapmaktadır. Bu durum tamamen AKABE BİATI'nın devamı mahiyetindedir.
    Bunu tasdik eden bir sözü Sultan Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri şöyle buyurmuşlardır;

    -"Bugünün sofisi sahabe gibidir"

    Değerli ziyaretçilerimiz, kişinin kendi başına yapacağı tevbe ile bir Allah dostunun yardımı ile yapacağı tevbe arasında çok büyük fark vardır.



    Gavs-ı Sani Hz.leri tevbe ettirirken o güne kadar haramlara dalmış veya isyan etmiş olan kul ile Allah'ın arasına arabulucu olarak girmekte nihai barış ve huzur ortamı için tevbe eden ile birlikte Allah'a söz vermektedir.
    Bir dostunun kefaletini ve sözünü kabul etmemek Allah'ın şanına yakışmaz. Bu nedenle, kefil olan bu büyük dosta kefil olduğu kişinin terbiyesi ve kurtuluşu için tüm yetkiler verilmektedir. Bu yetkiler sınırsızdır. Bu yetkilerin mürşid tarafından kullanılmasına ise "HİMMET" denilmektedir.

    Himmetin sahibi bu büyük zat Allah'ın o kulu kendisinden nasıl geri isteyeceğini bildiği için gereken bütün hassasiyeti göstererek ve elindeki yetkileri kullanarak terbiye etmektedir. Yeri geldiğinde bir anne yeri geldiğinde bir baba veya arkadaş olmaktadır. Bu nedenledir ki sofinin en iyi dostu Mürşididir ve O dosttan sadece hayır gelir.

    Mürşidin ervahı (ruhaniyeti) hiçbir zaman sofiden ayrı değildir.Her daim sofinin nefsinin neler fısıldadığını duyup bilmek zorundadır.Eğer duyamasaydı yani Allah-u Teala ona bu yetkiyi vermeseydi o da kişiyi terbiye edemezdi. Bu nedenledir ki sofi mürşidinin her an kendisini gördüğünü ve içinden geçeni duyduğunu bilmelidir. Bu sağlanırsa edeb hasıl olur. Bunların aksi halinde, yani sofinin nefs ve şeytana uyup harama girmesi durumunda Mürşid ikaz eder. Kişi ikazlara itibar etmezse ikazın da dozu artar. Başa gelen bir takım sıkıntılar ve musibetler de bu yüzdendir. Bu durumda sıkıntının sebebini herhangi bir maddede veya x kişide aramamalı doğruca kendi nefsine bakmalıdır.Burada gaye nefsin terbiyesidir.Sadat terbiye olmuş bir nefsi Allah'a teslim etmek ister çünki arada kendi kefaleti ve imzası vardır.Bunun için de ne gerekirse o yapılır ve kul şeytan ve nefse teslim edilmez.

    Kul'un can emanetini teslim etme vakti geldiğinde kendisine kefil olan o yüce zat, aldığı emaneti yerine ulaştırmağa kefil olduğundan, Azrail A.S vazife ile geldiğinde sofi ile birlikte Mürşid-i Kamil'i bulur. Sofinin herşeyine kefil olan Gavs Hz.leri imanına da kefildir. Bu durumda Azrail A.S vazifesini en sıkıntısız şekilde yapar.

    Değerli ziyaretçilerimiz, buraya kadar anlattıklarımız bir biat ve tevbenin çok kısıtlı anlatımıdır. Böyle büyük bir dünya ve ahiret nimetinden istifade edemeyenlere de Allah' dan tevbe ve biat kapısını nasib etmesini niyaz ederiz.



    Gavs Hz lerinin Sohbeti
    Size bir kaç şey söyleyeceğim
    Bu Nakşibendi tarikatının gayesi Allah-u Teala'nın rızasıdır. Bu tarik-i alanın gayesi , emri bil maruf nehyi anil münkerdir.Allah-u Teala'nın emrini yerine getirmek ,
    Allah-u Tealanın yasak ettiği hareketlerden uzak kalmaktır.Hepsi gaye budur

    Burada gaye insanın kalbini nakşetmektir, bu da ibadettir. Allah'u Teala Kur'an- ı Kerimde böyle buyurmuş :

    "Ya ademoğulları, şeytana tabi olmayın, O sizin düşmanınız , zahiren düşmanınızdır.Bize ibadet edin" Bu ibadet etmek Tarikat-ı Müstakimdir.Hepsi gaye odur.
    Gaye Allah'u Tealanın emrini yerine getirmek, Allah'u Teala'nın yasak ettiğinden uzak kalmaktır.Hepsi gaye odur

    Bunu insan yaparsa Ameli Salih olur Ameli Salih ise Allah'u Tealanın rızasıdır. İşte bu Tarikat-ı Ala üzeinde duruyoruz Bu tarikat-ı alanın gayesi Allah'u Telanın rızasını almaktır, ve Allah'u Tealanın emrini yerine getirmektir Bunun için de insan , üzerinde çalışması lazım, niyet koymak lazım.
    Sonra bütün ameller de niyetle olur, niyet olmazsa o amel olmaz

    İnsan abdest alırken niyet olması şarttır, ibadet yaparken niyet olması şarttır. Bütün ameller de kalben olmalıdır. Gavsımız kaddesAllah'u esrarahum aliyye bu niyet üzeinden sohbet yapmıştı:

    İnsan sabahleyin kalkarken , elbiseyi giyerken ,bir iki dakika kalbinden niyet olması şarttır. Ya Rabbi , ben sizin için gidip çalışacağım , sonra insan mesleği neyse gidip çalışmak lazımdır, dünya işi de şarttır Allah'u Teala şart koymuş ama hayır yollarına gitsin şer değil. Sonra şer olursa insan mahvolur, zarar görür ,felaket olur ve işte niyette lazım , hayr olmak için

    Ya Rabbi, ben sizin için gidip çalışacağım, gayemiz bizim; "rızasını almaktır". Gaye bu, çalışmak kendi rızkım için değildir.Razıkı mutlak sensin.Çalışsam çalışmasam bana vaadetmişsin, "ben rızkını vereceğim" diye söylemişsin Aile efradımızı üzerimize vacib etmişsiniz
    Ya Rabbi, bu ailemin ihtiyacını görmek için gidip çalışıyorum Ya Rabbi , bir de sevaplarımı arttırmak için, gelen sevaplar için bu sevaplar için çalışıyorum Ya Rabbi


    Böyle bir niyet ederse kalbinden; sanki o insan camiye gidip ta akşam oluncaya kadar Allah'u Tealaya ibadet yapmış olur.Doğru bu da ibadettir dünya değil, sonra dünya olursa Allah'u Teala lanet getirir ona. Hadisi şeriftir Peygamber aleyissalatu vesselam buyurmuş :

    "Eddünya vema fiha melune illa zekerAllah'u" dünya ve bütün dünyanın içerisindekiler melundur

    Allah'u Teala lanet getirmiş. İnsan niyet ederse Allah rızası için bu hariçtir İşte bu niyet "onun içindir". Dünyanın melanetinin altın girme sakın, daima kalbinden niyetini sağlam sürmek daima kontrol etmek, daima Allah rızası için yapmak ki ibadet olsun O çalışması menfaat almak için lazımdır

    Onun için niyetini kontrol etmek için niyet şarttır. Allah'u Teala şartı koşmuş, bunun için bizde daima kontrol altına alalım kalbimizi

    Şeytana bırakmayalım nefse bırakmayalım.Sonra onlar düşmandır
    Düşman düşmana acımaz, düşmandan düşmana hayır gelmez, daima kötülük ister. Sonra Allah'u Teala Kur'an-ı Kerimde :

    "İnne nefse leemmaretün bissui" diyor "Nefsi emmare insandan daima kötülük ister.Hayr istemez."

    Sonra düşmandır o da İnsan bir dönerse Allah'u Tealaya, Allah'u Teala onun kademesine gelir. Bir insan Allah'u Tealaya bir kademe gelirse, Allah'u Teala ona on kademe gelir

    Sonra dünya çok pistir, insana çok zarar verir. Hatta Hazreti Aleyhissalatu Vesselam "dünyanın mihnetini günahların anasıdır.
    "Bütün günahlar ondan kaynaklanıyor, dünyadan kendini muhafaza etmek şarttır" dikkatli olacaksınız


    Niyetini Allah rızası için gidip çalışmak lazım, sonra çalışmakla çok büyük menfaat olur. Özellikle bu zamanda ve bu asırda gündüz gece çalışmak lazımdır.
    Çünkü biz gaye ; Peygamber Aleyhissalatu Vesselamın keyfini yerine getirmek içindir. Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam kendi ümmetini çok severdi

    Başka peygamberler gibi değildi.Sonra kıyamet günü bütün peygamberler ,sonra kıyamet günü Allah'u Teala insan eziyet görmezse cennete giderse
    o cennet hoşuna gelmez

    Eziyet görüp yorulunca insan rahat oturunca o rahatlık insanın hoşuna gider. Kıyamet günü Allah'u Teala cehennemin gemlerini bırakıp bütün insanların üzerine geliyor. Gelince peygamberler arşı alaya arşın kendine ( sarılıp ) ;

    "Ya Rabbi beni kurtarın ,Ya Rabbi beni kurtarın" diye bağırıyorlar. Sadece bizim Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam Muhammed Aleyhissalatu Vesselam kalkıp;

    "Ya Rabbi benim ümmetimi kurtar" diyor

    Kendi nefsini istemiyor kendi ümmetini istiyor dolayısıyla biz de onun için çalışmalıyız.Sonra o çok sever, başka ümmetler gibi değil. Bunun için onun keyfini getirelim. Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam Allah'u Tealaya dua etti :

    "Ya Rabbi benim ümmetimin ömrünü en kısa vermişsiniz Ya Rabbi" Sonra kıyamet yaklaşıyor ne kadar kötülük varsa kıyametin yaklaşmasından oluyor.
    Hem dünya çok kötü olmuş hem de zamanı çok kısadır Kısa zamanda vefat ediyorlar gidiyorlar sevabı da azdır. Kıyamet günü Peygamberlerin bazısından
    "benim ümmetimin sevabı azdır" diye utanıyorum

    "Ya Rabbi, isteriz ki ümmetimiz de biraz fazla olsun hem onların zamanı kısa hem de en kötü zamanda yaşıyorlar hem de sevabı az oluyor ben utanıyorum" diye dua etmiş

    Onun için Allah'u Teala Peygamber Aleyhissalatu Vesselam için ya da öteki Peygamberlerde bir günaöh bir günah idi. Bir hayır bir hayır idi. Bir hayır yaparsa bir hayır yazıyordu Allah'u Teala buna da bir günah bir günah idi ama Peygamber Aleyhissalatu Vesselam hayrını fazlalaştırmak için Allah'u Teala ona mükafat vermiş
    Bir sevap on sevap yazdırır en az. Bazı sevaplar vardır bin sevap yazdırır binbeşyüz sevap yazdırır bir trilyon sevaplar da vardır. Bu sevaplar çoktur

    O da Allah'u Teala büyük nimet Peygamber Aleyhissalatu Vesselama vermiş. Onun için mesela insan Mekke'de bir sevap yaparsa bir Lafzai Celal söyler sanki yüzbin sevap Allah'u Teala ona yazdırıyor yani bire yüzbindir.. Mekke'de Medine 'de bir bindir o kadar sevap oluyor. Bir kelime Lafzai Celal söylerse mekke de sanki yüzbin kelime söylemiştir. Allah'u Teala yazdırıyor Normal bizim herkes kendi memleketinde bir söylerse on yazdırıyor

    Bir de, kalp Allah'u Tealaya mahsustur, Allah'u Teala insanın kalbine bakar. Bu kalbe düşünce haram düşünceler olursa kötü düşünceler kalbine girerse Allah'u Teala yazdırmaz. Sevap olursa yazdırır hayır olursa yazdırır ama günah olursa yazdırmaz. Sonra kalp Allah'u Tealanın azametinin eliyle yazdırıyor kendi eliyle yazdırıyor. Bunun için Allah'u Teala haram niyeti de yazdırmaz, hayır sevabı yazdırır

    Mesela insan niyet ederse "Ya Rabbi ben sizin için bu şeyi yapacağım bu cami yapacağım, Mekkeye gideceğim yahut hacca gideceğim" böyle bir sevap niyet ederse yaparsa on yazdırır yapılmazsa bir yazdırır
    Ama bir insan günaha niyet ederse "ben filan adamı haşa öldüreceğim" diyor ama vuruşma olmuyor vuruşma olmazsa melekler yazmaz.Niyet ediyor ben filan adamı öldüreceğim filan adama zulm yapacağım filan adamı şöyle yapacağım harekette ediyor. Ama Allah'u Teala yaparsa yazdırır yapmazsa yazdırmaz.
    Ama sevap olursa hemen niyet ederse yazdırır. Yaparsa on yazdırır yapmazsa bir yazdırır. Daima insanın kalbinde niyet olması şarttır yaparsa Allah'u Teala sevabını verir yapmaza Allah'u Teala onu mahrum etmez

    Gavs K.S.A ile her sene hac niyeti yapıyoruz daima niyetimiz; kalbimiz bu sene gelince ben hacca gideceğim. Eğer Allah'u Teala bize nasib ederse onu
    sevap yazdırır. Nasib de olmazsa gene hac sevabını alır.Daima o niyetle insan bir şey yazdırır

    Sizin geldiğinize çok memnun kaldık, Allah razı olsun. Yalnız sizden ricamız şudur : "daima Allah rızası için çalışalım, Allah rızası için yola gidelim, Allah rızası için kalpten niyet edelim ki Allah'u Teala bu iyi şeyleri bize nasib etsin". Yani Türkiye'nin her yerinden geldiniz Allah'u Teala her kademden Allah'u Teala on sevap size yazdırır. Sonra bu niyet Allah rızası içindir inşallah başka şeyler olmasın.
    Bunları silip atmak lazım, yani Allah'u Tealanın rızası için olmayanları kaldırıp atalım ya da hayır olsun. Yalnız çalışmanızı istiyoruz ki Peygamber Aleyhisselatu Vesselam'ın keyfi gelsin. Peygamber ( s.a.v) beyaz yüzle onun huzuruna gidelim beyaz yüzle onun keyfini getirelim

    Allah'u Teala Peygamber (s.a.v) için çok şeyler vermiş, sonra büyük Peygamberlerden biridir Sonra Allah-u Teala çok büyük bir makam vermiş. Böyle insanlardan böyle peygamberlerden onun gibi Allah'u Teala makam vermemiş. En büyük peygamberlerden birisidir onun için ümmeti de böyle sadık olsun .

    Sonra bu Tariki Nakşibendi çok büyük bir atılımdır, müstakimdir. Sonra en sadık yolsa Eba Bekir-i Sıddık (r.a)dır. O sıdkıyla gidiyor, o sıdkıyla sadık olmak şarttır.
    Sadık olalım ki biz menfaat görelim. Allah'u Teala bu Tarikati Müstakimden bizleri nasib etsin, bu Tarikati Müstakim devam etsin ta kıyamete kadar.

    Bizi Aleyhisselatu Vesselamın şefaatinden ayırmasın, bu Saadat-ı Nakşibendiye nin gölgesinden ayırmasın Peygamber Aleyhisselatu vesselamın yolundan ayırmasın. Saadatı Naksibendinin yolundan Tarikati Müstakimden ayırmasın.

    Allah yardımcınız olsun. İnşallah bizlerde sizlerde Peygamber (s.a.v) yolundan gidelim.
    Hepsi gaye odur onun için çalışalım hepsi onun için ileri götürelim zira biz çok büyük bir zarardayız.

    Kıyamet gününün en dehşetli en zahmet en tehlikeli zamanındayız. Bu tehlikeli zamanda çalışmak şarttır, gündüz gece çalışacağız. Allah'u Teala çok seviyor Saadatlar da seviyor onun için dünya değil de ahiret için çalışacağız.

    Allah'u Tealanın keyfine gitmek için, nazarlarını beraber olmak için.
    Allah'u Teala bu yolu bu tarikati insanımıza nasib etsin. Yetmiş milyonu nasib etsin.
    Allah yardımcınız olsun.Allah muhafaza etsin. İnşallah kıyamet günü birlik beraberlik içinde oluruz

    ALINTIDIR

    Gavs'görenlerin. içine ALLAH C.C. Korkusu ortaya çıkar.


  9. 03.Kasım.2009, 16:48
    5
    Hoca
    erimeye devam...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 28,804
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 328
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyor

    Alıntı
    mürşidi kamilinde hakikisi ve sahteleri mevcuttur.
    Almuallim kardeş, kamil mürşidler sadace tasavvuf ehlinde mi olur yoksa?

    Alıntı
    Gavs-ı Sani Hz.leri tevbe ettirirken o güne kadar haramlara dalmış veya isyan etmiş olan kul ile Allah'ın arasına arabulucu olarak girmekte nihai barış ve huzur ortamı için tevbe eden ile birlikte Allah'a söz vermektedir.
    Bir dostunun kefaletini ve sözünü kabul etmemek Allah'ın şanına yakışmaz. Bu nedenle, kefil olan bu büyük dosta kefil olduğu kişinin terbiyesi ve kurtuluşu için tüm yetkiler verilmektedir. Bu yetkiler sınırsızdır. Bu yetkilerin mürşid tarafından kullanılmasına ise "HİMMET" denilmektedir.
    Alıntı
    Mürşidin ervahı (ruhaniyeti) hiçbir zaman sofiden ayrı değildir.Her daim sofinin nefsinin neler fısıldadığını duyup bilmek zorundadır.Eğer duyamasaydı yani Allah-u Teala ona bu yetkiyi vermeseydi o da kişiyi terbiye edemezdi. Bu nedenledir ki sofi mürşidinin her an kendisini gördüğünü ve içinden geçeni duyduğunu bilmelidir. Bu sağlanırsa edeb hasıl olur. Bunların aksi halinde, yani sofinin nefs ve şeytana uyup harama girmesi durumunda Mürşid ikaz eder. Kişi ikazlara itibar etmezse ikazın da dozu artar. Başa gelen bir takım sıkıntılar ve musibetler de bu yüzdendir. Bu durumda sıkıntının sebebini herhangi bir maddede veya x kişide aramamalı doğruca kendi nefsine bakmalıdır.Burada gaye nefsin terbiyesidir.Sadat terbiye olmuş bir nefsi Allah'a teslim etmek ister çünki arada kendi kefaleti ve imzası vardır.Bunun için de ne gerekirse o yapılır ve kul şeytan ve nefse teslim edilmez.
    kardeş 1.si flood yapma
    2.si bana alıntı yaptığım yerleri izah et.

    Alıntı
    Gavs alameti. onlara bakınca insanın içine ALLAH C.C. Korkusu belirir.
    bu sadece gavslara mı özel bir durum?


  10. 03.Kasım.2009, 16:48
    5
    erimeye devam...
    Alıntı
    mürşidi kamilinde hakikisi ve sahteleri mevcuttur.
    Almuallim kardeş, kamil mürşidler sadace tasavvuf ehlinde mi olur yoksa?

    Alıntı
    Gavs-ı Sani Hz.leri tevbe ettirirken o güne kadar haramlara dalmış veya isyan etmiş olan kul ile Allah'ın arasına arabulucu olarak girmekte nihai barış ve huzur ortamı için tevbe eden ile birlikte Allah'a söz vermektedir.
    Bir dostunun kefaletini ve sözünü kabul etmemek Allah'ın şanına yakışmaz. Bu nedenle, kefil olan bu büyük dosta kefil olduğu kişinin terbiyesi ve kurtuluşu için tüm yetkiler verilmektedir. Bu yetkiler sınırsızdır. Bu yetkilerin mürşid tarafından kullanılmasına ise "HİMMET" denilmektedir.
    Alıntı
    Mürşidin ervahı (ruhaniyeti) hiçbir zaman sofiden ayrı değildir.Her daim sofinin nefsinin neler fısıldadığını duyup bilmek zorundadır.Eğer duyamasaydı yani Allah-u Teala ona bu yetkiyi vermeseydi o da kişiyi terbiye edemezdi. Bu nedenledir ki sofi mürşidinin her an kendisini gördüğünü ve içinden geçeni duyduğunu bilmelidir. Bu sağlanırsa edeb hasıl olur. Bunların aksi halinde, yani sofinin nefs ve şeytana uyup harama girmesi durumunda Mürşid ikaz eder. Kişi ikazlara itibar etmezse ikazın da dozu artar. Başa gelen bir takım sıkıntılar ve musibetler de bu yüzdendir. Bu durumda sıkıntının sebebini herhangi bir maddede veya x kişide aramamalı doğruca kendi nefsine bakmalıdır.Burada gaye nefsin terbiyesidir.Sadat terbiye olmuş bir nefsi Allah'a teslim etmek ister çünki arada kendi kefaleti ve imzası vardır.Bunun için de ne gerekirse o yapılır ve kul şeytan ve nefse teslim edilmez.
    kardeş 1.si flood yapma
    2.si bana alıntı yaptığım yerleri izah et.

    Alıntı
    Gavs alameti. onlara bakınca insanın içine ALLAH C.C. Korkusu belirir.
    bu sadece gavslara mı özel bir durum?


  11. 03.Kasım.2009, 17:14
    6
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,907
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 34

    --->: gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyor

    zamanımızda yalancılar çok .O yüzden kişinin yaşayışı ve konuşmaları çok önemlidir.aDAMIN SÖZüne BAKARSIN KUR'AN-A VE SÜNNETE KARŞI BİRŞEY VAR MI DİYE.YOksa ne ala , varsa ondan uzak durmalı.Birde : müminin feraseti vardır.


  12. 03.Kasım.2009, 17:14
    6
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥
    zamanımızda yalancılar çok .O yüzden kişinin yaşayışı ve konuşmaları çok önemlidir.aDAMIN SÖZüne BAKARSIN KUR'AN-A VE SÜNNETE KARŞI BİRŞEY VAR MI DİYE.YOksa ne ala , varsa ondan uzak durmalı.Birde : müminin feraseti vardır.


  13. 03.Kasım.2009, 17:31
    7
    tdm77
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ekim.2009
    Üye No: 60634
    Mesaj Sayısı: 190
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bir mürşide bağlanmak

    Tasavvuftan faydalanmak isteyenlerin, bu yolda kemalâta ermiş bir rehber seçip onun denetiminde eğitimini sürdürmesi gerekmektedir. Bir mürşidi rehber olarak seçmek, sevgi ve saygıyla bağlanıp ona teslim olmak, onu takip etmek, tasavvufun en temel usulüdür.

    Temel olarak taşıdığı önem, bir mürşide bağlanırken ve bağlandıktan sonraki edebi de önemli hale getirir. Mürşide tabi olduktan sonra dikkat edilmesi gerekenleri bilip ona göre hareket edilirse fayda görülebilir. Mürşit kimdir, mürşide teslimiyet ve muhabbetin ölçülerini nedir, bu bakımdan son derece önemli sorulardır. Tasavvuf yoluna doğru bir giriş yapmak, sonrasında dinin ölçüleri içerisinde manevi terbiye ve terakki için neyin ne olduğunun bilinmesi gerekir.

    Tasavvufa duyulan ihtiyaç

    Bilindiği gibi Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in ve Ashabının (Allah onlardan razı olsun) ayrılışından sonra Saadet Devri’nin anlayış ve yaşayışını tam olarak devam ettirmede bazı sıkıntılar ortaya çıkmıştır. Özellikle yeni müslüman olan toplumların gelenek ve görenekleri, çeşitli felsefi ve siyasi akımlar, fetihler sonucunda zenginlik ve refahın artması bu sıkıntıların önde gelen sebebidir.

    Bir açıdan günümüzle benzerlik arz eden bu durum karşısında Tabiînden (Sahabe’den sonraki nesilden) takva sahibi zatlar, Asr-ı Saadet’in o muhabbetli islâmî yaşantısını tekrar canlandırabilmek için çalışmışlardır. Kulluk vazifelerini daha doğru ve şevkle yapmaları için özen göstermeye teşvik etmişler, Allah’a kulluğun manevi hazzını hissetmeleri için usuller geliştirmişlerdir. Bunu yaparken Asr-ı Saadet’teki anlayıştan hiç sapmamış, Allah Rasulü s.a.v. ve Ashabı’nın yolunda yürüyüp daima onları rehber edinmişlerdir.

    Tasavvuf, bu büyük zatların gösterdikleri gayretin sonucunda, Allah yolunda olabilmenin, İslâm’ı doğru olarak ve muhabbetle yaşamanın bir usulü olarak ortaya çıkmıştır. 14 asır boyunca takva sahibi zatların elinde gelişimini devam ettirmiş, dinini yaşamak isteyenlere büyük bir güç ve motivasyon kaynağı olmuştur.

    Önce sahih iman

    Tasavvuf, içerisinde bir aşk ve şevk halini de barındırdığı için, bu yolda yürüyen insanların, itikat ve amel açısından İslâm’a aykırı düşmemeleri ve şer’î hükümlerle çelişmemeleri için daha dikkatli olmaları gerekmiştir. Gündelik hallerde bile şevk ve heyecanın insana sıra dışı şeyler söylettiği veya yaptırdığı dikkate alınırsa, bu durum daha kolay anlaşılır.

    Aynı şekilde zaman zaman tasavvufî yaşantısı olan insanlarda anlaşılması, ifade edilmesi kolay olmayan haller tezahür etmiştir. Zahir ulemanın çok büyük kısmı bu söz ve halleri kişinin samimiyetine bağlı vecd ve istiğrak halinin bir yansıması olarak görüp anlayışla karşılamıştır.

    Fakat burada temel ölçü samimiyettir. Yani “hal ehli” olmadan sözde veya davranışlarda sıradışı şeyler varsa, bu en hafifiyle riya ve yalancılık sayılmış, sözün derecesine göre tevbe edip iman tazelemeye davet edilmiştir.

    Tasavvufun insanın iç dünyasına, duygularına da hitap etmesi sebebiyle vecd, cezbe, istiğrak gibi haller devam edecektir. Fakat tasavvufun esaslarından biri de, bu tür halleri gizleyip, muhabbet ve coşkuyu kontrol altında tutmaktır.

    Diğer taraftan tasavvuf ehlininyaşadıkları halleri kendilerince yorumlayıp yanlışa düşmemeleri için bilmeleri gerekenler vardır. Her şeyden önce sahih imanın ne olduğunun öğrenilmesi gerekir. Bu zaten “farz-ı ayn”dır. Sahih iman, Ehl-i Sünnet alimlerin bildirdiği şekilde Allah Tealâ’yı ve onun sıfatlarını, Allah Rasulü s.a.v.’i ve diğer iman esaslarını bilmek ve öylece kabul etmektir. En temel ölçü budur. Bu temel olmadan ne islâmî hayat ne tasavvufî haller inşa edilebilir.

    “İkinci Bin Yılın Yenileyicisi” unvanıyla tasavvuf yolunun en büyükleri arasında olan İmam Rabbanî k.s. Hazretleri bu konuda şunları buyurmuşlardır:

    “Yol kesin ve açık ifadeyle üç kademelidir:

    1. Önce inancın düzeltilmesi... Bu sahada kılavuzumuz Ehl-i Sünnet ve Cemaat’in bildirdikleridir. İman ve itikad tam manasıyla düzeltilmeden yapılacak, yapılabilecek hiçbir şey yoktur.

    2. İnancın düzeltilmesinden sonra, İslâm’ın hükümlerine göre amel etmek...

    3. Bu ikisi gerçekleştikten sonra da, bâtın yolcuları olan büyük marifet erlerinin yoluna girmek.

    Çok kıymetli olan feyz, büyük kurtuluş, işte ifadesi bu kadar basit görünen bu üç kademenin birbirini takip ederek ve birbirinin içinde meydana gelmesine bağlıdır.”

    Ali SÖZER

    2. bilirmisiniz 1 hadise vardır. insan sevdigi ile beraberdir...
    siz ne halde iseniz o halde haşrolunacaksınız...
    eger okullar olmasa ögrenimde olmiyacaktır...
    ögretmen olmassa okulda olmıyacaktır...
    hep 1 vasıta lazımdır...

    üstat necip fazıl birgün vapurda giderken
    yanındaki genç sorar...
    alaycı tavırla üstat peygamberler ne gerek var.
    ALLAH C.C. kendi dinini yayamazmıydı???

    üstat okudugu gazeteden başını kaldırmadan.

    sen niye vapura bindin karşıya yüzsene der...


  14. 03.Kasım.2009, 17:31
    7
    Devamlı Üye
    Bir mürşide bağlanmak

    Tasavvuftan faydalanmak isteyenlerin, bu yolda kemalâta ermiş bir rehber seçip onun denetiminde eğitimini sürdürmesi gerekmektedir. Bir mürşidi rehber olarak seçmek, sevgi ve saygıyla bağlanıp ona teslim olmak, onu takip etmek, tasavvufun en temel usulüdür.

    Temel olarak taşıdığı önem, bir mürşide bağlanırken ve bağlandıktan sonraki edebi de önemli hale getirir. Mürşide tabi olduktan sonra dikkat edilmesi gerekenleri bilip ona göre hareket edilirse fayda görülebilir. Mürşit kimdir, mürşide teslimiyet ve muhabbetin ölçülerini nedir, bu bakımdan son derece önemli sorulardır. Tasavvuf yoluna doğru bir giriş yapmak, sonrasında dinin ölçüleri içerisinde manevi terbiye ve terakki için neyin ne olduğunun bilinmesi gerekir.

    Tasavvufa duyulan ihtiyaç

    Bilindiği gibi Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in ve Ashabının (Allah onlardan razı olsun) ayrılışından sonra Saadet Devri’nin anlayış ve yaşayışını tam olarak devam ettirmede bazı sıkıntılar ortaya çıkmıştır. Özellikle yeni müslüman olan toplumların gelenek ve görenekleri, çeşitli felsefi ve siyasi akımlar, fetihler sonucunda zenginlik ve refahın artması bu sıkıntıların önde gelen sebebidir.

    Bir açıdan günümüzle benzerlik arz eden bu durum karşısında Tabiînden (Sahabe’den sonraki nesilden) takva sahibi zatlar, Asr-ı Saadet’in o muhabbetli islâmî yaşantısını tekrar canlandırabilmek için çalışmışlardır. Kulluk vazifelerini daha doğru ve şevkle yapmaları için özen göstermeye teşvik etmişler, Allah’a kulluğun manevi hazzını hissetmeleri için usuller geliştirmişlerdir. Bunu yaparken Asr-ı Saadet’teki anlayıştan hiç sapmamış, Allah Rasulü s.a.v. ve Ashabı’nın yolunda yürüyüp daima onları rehber edinmişlerdir.

    Tasavvuf, bu büyük zatların gösterdikleri gayretin sonucunda, Allah yolunda olabilmenin, İslâm’ı doğru olarak ve muhabbetle yaşamanın bir usulü olarak ortaya çıkmıştır. 14 asır boyunca takva sahibi zatların elinde gelişimini devam ettirmiş, dinini yaşamak isteyenlere büyük bir güç ve motivasyon kaynağı olmuştur.

    Önce sahih iman

    Tasavvuf, içerisinde bir aşk ve şevk halini de barındırdığı için, bu yolda yürüyen insanların, itikat ve amel açısından İslâm’a aykırı düşmemeleri ve şer’î hükümlerle çelişmemeleri için daha dikkatli olmaları gerekmiştir. Gündelik hallerde bile şevk ve heyecanın insana sıra dışı şeyler söylettiği veya yaptırdığı dikkate alınırsa, bu durum daha kolay anlaşılır.

    Aynı şekilde zaman zaman tasavvufî yaşantısı olan insanlarda anlaşılması, ifade edilmesi kolay olmayan haller tezahür etmiştir. Zahir ulemanın çok büyük kısmı bu söz ve halleri kişinin samimiyetine bağlı vecd ve istiğrak halinin bir yansıması olarak görüp anlayışla karşılamıştır.

    Fakat burada temel ölçü samimiyettir. Yani “hal ehli” olmadan sözde veya davranışlarda sıradışı şeyler varsa, bu en hafifiyle riya ve yalancılık sayılmış, sözün derecesine göre tevbe edip iman tazelemeye davet edilmiştir.

    Tasavvufun insanın iç dünyasına, duygularına da hitap etmesi sebebiyle vecd, cezbe, istiğrak gibi haller devam edecektir. Fakat tasavvufun esaslarından biri de, bu tür halleri gizleyip, muhabbet ve coşkuyu kontrol altında tutmaktır.

    Diğer taraftan tasavvuf ehlininyaşadıkları halleri kendilerince yorumlayıp yanlışa düşmemeleri için bilmeleri gerekenler vardır. Her şeyden önce sahih imanın ne olduğunun öğrenilmesi gerekir. Bu zaten “farz-ı ayn”dır. Sahih iman, Ehl-i Sünnet alimlerin bildirdiği şekilde Allah Tealâ’yı ve onun sıfatlarını, Allah Rasulü s.a.v.’i ve diğer iman esaslarını bilmek ve öylece kabul etmektir. En temel ölçü budur. Bu temel olmadan ne islâmî hayat ne tasavvufî haller inşa edilebilir.

    “İkinci Bin Yılın Yenileyicisi” unvanıyla tasavvuf yolunun en büyükleri arasında olan İmam Rabbanî k.s. Hazretleri bu konuda şunları buyurmuşlardır:

    “Yol kesin ve açık ifadeyle üç kademelidir:

    1. Önce inancın düzeltilmesi... Bu sahada kılavuzumuz Ehl-i Sünnet ve Cemaat’in bildirdikleridir. İman ve itikad tam manasıyla düzeltilmeden yapılacak, yapılabilecek hiçbir şey yoktur.

    2. İnancın düzeltilmesinden sonra, İslâm’ın hükümlerine göre amel etmek...

    3. Bu ikisi gerçekleştikten sonra da, bâtın yolcuları olan büyük marifet erlerinin yoluna girmek.

    Çok kıymetli olan feyz, büyük kurtuluş, işte ifadesi bu kadar basit görünen bu üç kademenin birbirini takip ederek ve birbirinin içinde meydana gelmesine bağlıdır.”

    Ali SÖZER

    2. bilirmisiniz 1 hadise vardır. insan sevdigi ile beraberdir...
    siz ne halde iseniz o halde haşrolunacaksınız...
    eger okullar olmasa ögrenimde olmiyacaktır...
    ögretmen olmassa okulda olmıyacaktır...
    hep 1 vasıta lazımdır...

    üstat necip fazıl birgün vapurda giderken
    yanındaki genç sorar...
    alaycı tavırla üstat peygamberler ne gerek var.
    ALLAH C.C. kendi dinini yayamazmıydı???

    üstat okudugu gazeteden başını kaldırmadan.

    sen niye vapura bindin karşıya yüzsene der...


  15. 03.Kasım.2009, 17:51
    8
    Hüsran
    Hüsran`a Uğramak

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2009
    Üye No: 49180
    Mesaj Sayısı: 115
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyor

    mürşid zaten halinden davranışlarından belli olur televizyona çıkan mürşid değildir. Hiç bir mürşid televizyona çıkmaz

    Allah herkese doğru yolu göstersin inşallah

    Mürşidi kamil kimdir?

    Mürşid-i kamil ise Sırat-ı Müstakimi (dosdoğru yol, yani İslam’ı) gösteren, dalaletten hidayete sevkeden kişidir. Mürşid-i Kamil, tasavvufta seyr-i sülûkunu tamamlayıp, irşada ehliyetli ya da icazetli olan kişiler için kullanılan bir tabirdir. Şeyh ile aynı manaya gelir.
    Mutasavvıflara göre üç türlü şeyh vardır: Bunlara şeyh-i ta'lim, şeyh-i sohbet ve şeyh-i tarikat denir. Şeyh-i ta'lim, ilim sahibi bir öğretici, tasavvufi konularda bilgi verip, insanları aydınlatmakla yetinen mutasavvıftır. Şeyh-i sohbet, her isteyenin sohbetine katıldığı, sözlerini dinlediği, hâl ve hareketlerini örnek aldığı mutasavvıfa denir. Şeyh-i terbiye, şeyh-i irşad, şeyh-i taslik de denilen şeyh-i tarikat ise mürid ve müntesiblerini tasavvuf yolunda eğitip yetiştirerek Allah'a ulaştıran önderdir.
    Şeyhin uyması gereken kimi kurallar da vardır. Her şeyden önce diğer şeyhler arasında sivrilmek, öne çıkmak için çalışmamalı, müridlerinin çoğalması için gösteriş yapmamalıdır. Nefsini bütünüyle altettiği, nefsinin tehlikelerini tamamen yok ettiği düşüncesine kapılmamalı; halkın arasına karıştığında tüm varlıklarla ilişkisini kesebileceği özel bir halvet yeri ve zamanı olmalıdır. Kendisine bağlanan müridlere iyi davranmalı, diğer şeyhlere saygı göstermelidir. Müridlerini sevmeli, onları sağlık ve hastalıklarında yalnız bırakmamalı, haklarını yerine getirmelidir. Nefislerine karşı verdikleri savaşta zaaf gösteren müridlere hoşgörülü davranmalı; müridlerinden gelecek herhangi bir fayda ve hizmete tenezzül etmemelidir. Müridlerin kusurlarını yüzlerine vurmamalı, onları dolaylı biçimde uyarmalıdır. Müridlerinde gördüğü değişiklikleri başkalarına açıklamamalıdır.
    Tasavvuf kaynaklarında tasavvufî hayata girmek, bir mürşide bağlanmak isteyenler için gerçek bir şeyhte aranması gereken niteliklerin dökümü yapılır. Bunların başlıcaları şöyle özetlenebilir: Şeyh ilim, irfan ve eserleriyle temayüz etmiş olmalıdır. Veli olması yeterli değildir, aynı zamanda mürşid olmalıdır. Günlük hayatı müstakim olmalıdır. Belli bir tarikatın kuralları doğrultusunda tasavvufi eğitimini (seyr ü süluk) tamamlamış olmalıdır. Müridlerini yetiştirmekteki yeteneği kabul edilmiş olmalıdır. Dini görevleri yerine getirmede ciddiyet sahibi olmalıdır. Tekelci olmamalı; kendi dışındaki şeyhleri kötülememeli, küçük görmemelidir. İnsanları eğitmek bir yetenek işidir. Öğretmek ve eğitmek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bu nedenle şeyh, Allah vergisi bir kabiliyete sahip olmalıdır.


    Sorularla İslamiyet Editör


  16. 03.Kasım.2009, 17:51
    8
    Hüsran`a Uğramak
    mürşid zaten halinden davranışlarından belli olur televizyona çıkan mürşid değildir. Hiç bir mürşid televizyona çıkmaz

    Allah herkese doğru yolu göstersin inşallah

    Mürşidi kamil kimdir?

    Mürşid-i kamil ise Sırat-ı Müstakimi (dosdoğru yol, yani İslam’ı) gösteren, dalaletten hidayete sevkeden kişidir. Mürşid-i Kamil, tasavvufta seyr-i sülûkunu tamamlayıp, irşada ehliyetli ya da icazetli olan kişiler için kullanılan bir tabirdir. Şeyh ile aynı manaya gelir.
    Mutasavvıflara göre üç türlü şeyh vardır: Bunlara şeyh-i ta'lim, şeyh-i sohbet ve şeyh-i tarikat denir. Şeyh-i ta'lim, ilim sahibi bir öğretici, tasavvufi konularda bilgi verip, insanları aydınlatmakla yetinen mutasavvıftır. Şeyh-i sohbet, her isteyenin sohbetine katıldığı, sözlerini dinlediği, hâl ve hareketlerini örnek aldığı mutasavvıfa denir. Şeyh-i terbiye, şeyh-i irşad, şeyh-i taslik de denilen şeyh-i tarikat ise mürid ve müntesiblerini tasavvuf yolunda eğitip yetiştirerek Allah'a ulaştıran önderdir.
    Şeyhin uyması gereken kimi kurallar da vardır. Her şeyden önce diğer şeyhler arasında sivrilmek, öne çıkmak için çalışmamalı, müridlerinin çoğalması için gösteriş yapmamalıdır. Nefsini bütünüyle altettiği, nefsinin tehlikelerini tamamen yok ettiği düşüncesine kapılmamalı; halkın arasına karıştığında tüm varlıklarla ilişkisini kesebileceği özel bir halvet yeri ve zamanı olmalıdır. Kendisine bağlanan müridlere iyi davranmalı, diğer şeyhlere saygı göstermelidir. Müridlerini sevmeli, onları sağlık ve hastalıklarında yalnız bırakmamalı, haklarını yerine getirmelidir. Nefislerine karşı verdikleri savaşta zaaf gösteren müridlere hoşgörülü davranmalı; müridlerinden gelecek herhangi bir fayda ve hizmete tenezzül etmemelidir. Müridlerin kusurlarını yüzlerine vurmamalı, onları dolaylı biçimde uyarmalıdır. Müridlerinde gördüğü değişiklikleri başkalarına açıklamamalıdır.
    Tasavvuf kaynaklarında tasavvufî hayata girmek, bir mürşide bağlanmak isteyenler için gerçek bir şeyhte aranması gereken niteliklerin dökümü yapılır. Bunların başlıcaları şöyle özetlenebilir: Şeyh ilim, irfan ve eserleriyle temayüz etmiş olmalıdır. Veli olması yeterli değildir, aynı zamanda mürşid olmalıdır. Günlük hayatı müstakim olmalıdır. Belli bir tarikatın kuralları doğrultusunda tasavvufi eğitimini (seyr ü süluk) tamamlamış olmalıdır. Müridlerini yetiştirmekteki yeteneği kabul edilmiş olmalıdır. Dini görevleri yerine getirmede ciddiyet sahibi olmalıdır. Tekelci olmamalı; kendi dışındaki şeyhleri kötülememeli, küçük görmemelidir. İnsanları eğitmek bir yetenek işidir. Öğretmek ve eğitmek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bu nedenle şeyh, Allah vergisi bir kabiliyete sahip olmalıdır.


    Sorularla İslamiyet Editör


  17. 03.Kasım.2009, 17:55
    9
    tdm77
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ekim.2009
    Üye No: 60634
    Mesaj Sayısı: 190
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyor

    EVET TELEVİZYONA ÇIKMAZLAR... çünki onların reklama ihtiyacı yoktur... sofileri 5 kıtada vardır... sofisi cezvelidir.


  18. 03.Kasım.2009, 17:55
    9
    Devamlı Üye
    EVET TELEVİZYONA ÇIKMAZLAR... çünki onların reklama ihtiyacı yoktur... sofileri 5 kıtada vardır... sofisi cezvelidir.


  19. 03.Kasım.2009, 18:02
    10
    serdengec
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Eylül.2009
    Üye No: 56869
    Mesaj Sayısı: 3
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 44

    --->: gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyor

    arkadaslar ne yapiyorsunuz allah askina bir mürside baglanmayi bir tarikate intisap etmeyi zorunlu gösterecek basit örnekler vererek mesruiyet saglamaya calisayim derken cenab-i hakkin vahdaniyetine tevhid inancina ne kadar zarar verdiginizin farkindamisiniz acaba.bunun uzun uzadiya aciklamasini yapmak elbette mümkündür ama sadece sunu söylemek gerekirse.. evet bir kral bir padisah bir basbakan tebasinin ihtiyaclari icin belli sayida yaninda adam bulundurur ki eger iyi bir yönetici ise kendisine bagli olanlarin ihtiyaclarini kedisine bildirmeleri icin icin cünkü hic bir halik(yaratilmis)ta herksein ihtiyacini bilesi gibi bir özellik tasimaz. ancak ve ancak yüce rabbimiz yaratmis oldugu her seyin ihtiyacini da arzularini da ama her türlü islerinide bilendir. ALLAH'in kendi eseri olarak yaratmis oldugu varliklarin ihtiyaclarini sanki kendi bilmiyormus da birileri o na araci kilarak basbakanin yanindaki bir genel müdür gibi ihtiyaclari icin millete araci olan bir konumda yapmak tevhid inancina en büyük zarari bilmeden sizler yapiyorsunuz.ALLAH SAKLASIN ALLAH IMANIMIZI SADECE KENDINE HAS KILSIN INSALLAH


  20. 03.Kasım.2009, 18:02
    10
    serdengec - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    arkadaslar ne yapiyorsunuz allah askina bir mürside baglanmayi bir tarikate intisap etmeyi zorunlu gösterecek basit örnekler vererek mesruiyet saglamaya calisayim derken cenab-i hakkin vahdaniyetine tevhid inancina ne kadar zarar verdiginizin farkindamisiniz acaba.bunun uzun uzadiya aciklamasini yapmak elbette mümkündür ama sadece sunu söylemek gerekirse.. evet bir kral bir padisah bir basbakan tebasinin ihtiyaclari icin belli sayida yaninda adam bulundurur ki eger iyi bir yönetici ise kendisine bagli olanlarin ihtiyaclarini kedisine bildirmeleri icin icin cünkü hic bir halik(yaratilmis)ta herksein ihtiyacini bilesi gibi bir özellik tasimaz. ancak ve ancak yüce rabbimiz yaratmis oldugu her seyin ihtiyacini da arzularini da ama her türlü islerinide bilendir. ALLAH'in kendi eseri olarak yaratmis oldugu varliklarin ihtiyaclarini sanki kendi bilmiyormus da birileri o na araci kilarak basbakanin yanindaki bir genel müdür gibi ihtiyaclari icin millete araci olan bir konumda yapmak tevhid inancina en büyük zarari bilmeden sizler yapiyorsunuz.ALLAH SAKLASIN ALLAH IMANIMIZI SADECE KENDINE HAS KILSIN INSALLAH


  21. 03.Kasım.2009, 18:14
    11
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,907
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 34

    --->: gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyor

    Alıntı
    mürşid zaten halinden davranışlarından belli olur televizyona çıkan mürşid değildir. Hiç bir mürşid televizyona çıkmaz

    mürşidliği böyle dar bir çerçevede mi inceliyorsunuzDar çerçeve her zaamn eksikliktir


  22. 03.Kasım.2009, 18:14
    11
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥
    Alıntı
    mürşid zaten halinden davranışlarından belli olur televizyona çıkan mürşid değildir. Hiç bir mürşid televizyona çıkmaz

    mürşidliği böyle dar bir çerçevede mi inceliyorsunuzDar çerçeve her zaamn eksikliktir


  23. 03.Kasım.2009, 18:24
    12
    Hüsran
    Hüsran`a Uğramak

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2009
    Üye No: 49180
    Mesaj Sayısı: 115
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: gerçek mürşidi nasıl bulacağızyani nasıl anlayacağız bu konu hakkında açık bilgi almak istiyor




    mürşidliği böyle dar bir çerçevede mi inceliyorsunuzDar çerçeve her zaamn eksikliktir


    nasıl görmek istiyorsanız öle görürsünüz Allah yoluna gitmek istiyorsanız Allah sizi yoluna davet eder ama sizin amacınız faklıysa ona göre yol verir siz isticeniz Allah verir ben istedim hamdolsun oldu sizde isteğin canı gönülden sizinda olur


  24. 03.Kasım.2009, 18:24
    12
    Hüsran`a Uğramak



    mürşidliği böyle dar bir çerçevede mi inceliyorsunuzDar çerçeve her zaamn eksikliktir


    nasıl görmek istiyorsanız öle görürsünüz Allah yoluna gitmek istiyorsanız Allah sizi yoluna davet eder ama sizin amacınız faklıysa ona göre yol verir siz isticeniz Allah verir ben istedim hamdolsun oldu sizde isteğin canı gönülden sizinda olur



Git 12 Sonuncu