Konusunu Oylayın.: Kader hakkında bilgi veriniz? Her şey kader midir? Kişinin kötülük yapması onun kaderi midir?

5 üzerinden 4.44 | Toplam : 9 kişi
Kader hakkında bilgi veriniz? Her şey kader midir? Kişinin kötülük yapması onun kaderi midir?
  1. 02.Mart.2013, 02:43
    1
    Misafir

    Kader hakkında bilgi veriniz? Her şey kader midir? Kişinin kötülük yapması onun kaderi midir?






    Kader hakkında bilgi veriniz? Her şey kader midir? Kişinin kötülük yapması onun kaderi midir? Mumsema Kader hakkında bilgi veriniz? Her şey kader midir? Kişinin kötülük yapması onun kaderi midir? Allah kâfirin küfür işlemesini diler mi, ister mi, izin verir mi, razı olur mu, yaratır mı? Şerri yaratan kimdir?


  2. 02.Mart.2013, 02:43
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 09.Mart.2013, 23:27
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Kader hakkında bilgi veriniz? Her şey kader midir? Kişinin kötülük yapması onun kaderi midir?




    Evet her şey kaderdir. Çünkü her şey onun takdiri iledir.

    Ancak bizim kader anlayışımız burada önemlidir. Şayet kaderi, Allah'ın hakkımızda çok önceden yazdığı bir senaryo ve bizler de mecburen o senaryoya tabi olarak hareket eden oyuncular olarak algılıyorsak, bu kader anlayışı yanlıştır.

    Bir kere herkes vicdanen biliyor ki, her fiilinde ve davranışında hiçbir senaryo okumadan, bir zorlama olmadan, kendi istek ve irademizle hareket ediyoruz. Bu vicdani bilgi her şeyi açık ifade etmektedir. Bu vicdani bilgi bize başka bir yerden bir baskının olmadığını ifade etmektedir. Peki neden hâlâ bu kader konusu tartışılıyor, derseniz?
    Buna cevabımız şudur: Tartışılan, gerçek kader değildir; tartışılan bizim kader anlayışımız veya birilerinin kadere yüklediği yanlış manalardır.

    Allah'ın bizim geleceğimizi bilmesi ile geleceğimizi önceden yazması farklı şeylerdir. Biz geleceğimizi bilmiyoruz. Çünkü mahlukuz, zaman ve mekan ile kayıtlıyız. Ancak Allah zaman ve mekan ile kayıtlı değildir. O; gelecek, geçmiş ve şimdiki halimizi bir anda görüyor. Bizim hakkımızda gördüğü ise bizim yaptıklarımızdır. Yani, Allah bizim yaptıklarımızı biliyor. O bildiği için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımızı O biliyor. Tek fark önceden bilmesidir. Önceden bildiği için de önceden yazmıştır. İşte kafalarımızı karıştıran şey, bu önceden yazma veya görme, bilme olayıdır. Kafalarımızın karışmasının asıl nedeni ise, önceden bir olayın nasıl görüleceği ve bilinebileceğini bilmememiz, aklımıza sığdıramamamızdır. Bu sadece Allah'a ait bir vasıftır.

    Kayıt yapan bir kamera bizim yapmadığımız bir şeyi kaydetmiyor. Bizim yaptıklarımızı kaydediyor. Şayet on gün veya daha ilerisini de kaydeden bir kamera olsaydı, bu kamera yine bizim yaptıklarımızı kaydedecekti. O kaydettiği için biz yapmayacak, biz yaptığımız için kamera kaydetmiş diyecektik. Bu örneği hakikata tatbik edersek, mesele biraz daha iyi anlaşılır.
    Sorularla islamiyet
    __________________________________________
    1.
    Kader konusunda aklınıza takılan her şeyi sorabilirsiniz. Bu durum kaderi inkar ettiğiniz anlamına gelmez. Nitekim Kur'an'dan öğrendiğimize göre, Hz. İbrahim aleyhisselam ölülerin nasıl diriltileceğini sormuş, sonra da "Allah'ım inanmadığımdan değil, kalbim tatmin olsun diye soruyorum" demiştir. Bu nedenle bizler de aklımıza takılan sorularımızı sorabiliriz. Biz de elimizden geldiği kadar cevap vermeye çalışırız.

    2. Kaderin esas anlamı "Allah’ın, olmuş olacak her şeyi bilmesi" demektir. Dikkat edersek insan iradesini yok saymıyor. Bilmek ayrı, yapmak ayrıdır. Bilen Allah’tır, yapan kuldur. Bu konuya bir misal verelim;

    Peygamberimiz (asv) İstanbul'un fethini ve komutanını yüz yıllar önce müjdelemiş ve haber vermiştir. Zamanı gelince de dediği gibi çıkmış. Şimdi, İstanbul Peygamberimiz (asv) dediği için mi fethedildi, yoksa fethedileceğini bildiği için mi söyledi. O zaman Fatih Sultan yatsaydı, çalışmasaydı, ordular hazırlatıp savaşmasaydı yine olacak mıydı? Demek ki Allah, Fatih'in çalışıp İstanbul’u fethedeceğini biliyordu ve bunu elçisi Hz. Peygamber (asv)'e bildirdi.

    Buradaki ince nokta: Allah bildiği için yapmıyoruz. Biz yapacağımız için Allah biliyor. Zaten Allah’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz.

    Buna bir örnek verelim; Allah dostu evliyadan bir öğretmen düşünelim. Öğrencilerinden birisine “Yarın seni şu kitaptan imtihan edeceğim.” diyor. Fakat öğretmen Allah’ın izniyle onun filim, maç, oyun, eğlence, derken sabah okula çalışmadan geleceğini bilerek, akşamdan karnesine “0” yazıyor. Ertesi sabah öğrenci sorulan sorulara cevap veremiyor ve sıfırı hak ettiğini bildiği anda, öğretmen cebinden not defterini çıkarıp “Senin çalışmayıp sıfır alacağını bildiğim için, önceden deftere sıfır yazmıştım.” diyor. Buna karşı öğrenci “Hocam sen sıfır yazdığın için ben sıfır aldım. Yoksa geçer puan yazsaydın geçerdim.” diyebilir mi?

    Demek ki Allah yazdığı için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımız şeyleri bilerek Allah yazıyor. İşte buna kader diyoruz.

    3. Dünyaya gelen her insan bir kader programına tabidir. İnsanın ne yapacağını, başına ne geleceğini Yüce Allah ezeli ilminde biliyor. Ancak Allah’ın bilmiş olması, insanın o işi yapmasını zorlamaz. Çünkü Allah, insanın önüne sonsuz seçenekler koymuştur.

    İnsan kendi iradesini kullanarak, hangi yolu tercih ederse, Allah onu yaratır. Dolayısıyla sorumlu olan insanın kendisidir.

    Bu meselede şöyle bir örnek verilir: Bir apartmanın üst katının nimetlerle, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir kişinin bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz edin. Kendisine, apartmanın bu durumu daha önce anlatılmış bulunan bu kişi, üst katın düğmesine bastığında nimetlere kavuşacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba uğrayacaktır.

    Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o kişinin gücü ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi gücüyle çıkmadığı gibi, alt kata da kendi gücüyle inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin belirlenmesi, içindeki kişinin iradesine bırakılmıştır.

    İnsanın kendi iradesiyle yaptığı bütün işler, bu ölçüyle değerlendirilebilir. Mesela; Cenab-ı Hak, meyhaneye gitmenin günah, camiye gitmenin ise faziletli olduğunu bildirmiştir. İnsan ise kendi iradesiyle, örnekteki asansör gibi her iki yere de gitmeye müsaittir.

    Hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır.

    Evlilik de böyledir. Evlenecek insanın önünde çok sayıda seçenekler vardır. Nasıl birisini istemek sizin elinizde. Tercihinize göre Cenab-ı Hak da yaratır. Allah’ın bilmesi böyle bir tercihte bulunmanızı zorlamaz.

    Gayri müslim birisiyle evlenmede islam’ın getirdiği ölçü şöyle: Müslüman bir erkek Ehl-i kitap olan Musevi ve Hristiyan bir kadınla evlenebilirken, Ehl-i kitap olmayan gayri müslim bir kadınla evlenemez.

    Bunun yanında, Müslüman bir kadının Ehl-i kitap da olsa gayri müslim bir erkekle evlenmesine izin vermiyor.

    4. Kaderi ikiye ayırabiliriz: ızdırari kader, ihtiyari kader.

    "Izdırari kader"de bizim hiçbir tesirimiz yok. O, tamamen irademiz dışında yazılmış. Dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, kabiliyetlerimiz ızdırari kaderimizin konusu. Bunlara kendimiz karar veremeyiz. Bu nevi kaderimizden dolayı mesuliyetimiz de yok.

    İkinci kısım ihtiyari kader ise, irademize bağlıdır. Biz neye karar vereceksek ve ne yapacaksak, Allah ezeli ilmiyle bilmiş, öyle takdir etmiştir. Sizin sorduğunuz soru da bu alanda müzakere edilmektedir. Yani siz bir aday tipi belirliyorsunuz ve arıyorsunuz. Allah da sizin istediğiniz vasıflara sahip birkaç kişiyi önünüze çıkarıyor. Siz de bunlardan birini iradenizle beğenip kabul ediyorsunuz. Alah’ın alacağınız eşin kim olduğunu ezelde bilmesi kader, fakat sizin iradenizle seçmenizcüz’i irade dediğimiz insanın mesuliyet sınırlarıdır.

    Kalbimiz çarpıyor, kanımız temizleniyor, hücrelerimiz büyüyor, çoğalıyor, ölüyor. Vücudumuzda, bizim bilmediğimiz birçok işler yapılıyor. Bunların hiçbirini yapan biz değiliz. Uyuduğumuz zaman bile bu tür faaliyetler devam ediyor.

    Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki, kendi isteğimizle yaptığımız işler de var. Yemek, içmek, konuşmak, yürümek gibi fiillerde karar veren biziz. Zayıf da olsa bir irademiz, az da olsa bir ilmimiz, cılız da olsa bir gücümüz var.

    Yol kavşağında hangi yoldan gideceğimize kendimiz karar veriyoruz. Hayat ise, yol kavşaklarıyla dolu.

    Şu halde, bilerek tercih ettiğimiz, hiçbir zorlamaya maruz kalmaksızın karar verip işlediğimiz bir suçu, kendimizden başka kime yükleyebiliriz?

    İnsanın cüz'i ihtiyari adı verilen iradesi, önemsiz gibi görülmekle beraber, kainatta geçerli olan kanunlardan istifade ederek büyük işlerin meydana gelmesine sebep olmaktadır.

    Kainattaki faaliyetlerde olduğu gibi, beden içindeki faaliyetlerde de insanın iradesi söz konusu olmamakta ve insan bedeni, kanun-u külli adı verilen ilahi kanunlarla hareket etmektedir. Fakat onun nereye gideceğinin tayini, insanın irade ve ihtiyarına bırakılmıştır. O hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır.
    Dikkat edilirse, kaderi bahane ederek, “Benim ne suçum var” diyen kişinin, iradeyi yok saydığı görülür.

    Eğer insan, “rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak” ise, seçme kabiliyeti yoksa, yaptığından mesul değilse, o zaman suçun ne manası kalır? Böyle diyen kişi, bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmiyor mu?

    Halbuki, anlayışına göre şöyle düşünmesi gerekirdi: “Bu adam benim evimi yaktı, namusuma dil uzattı, çocuğumu öldürdü, ama mazurdur. Kaderinde bu fiilleri işlemek varmış, ne yapsın, başka türlü davranmak elinden gelmezdi ki.”

    Hakkı çiğnenenler gerçekten böyle mi düşünüyorlar?

    İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı, “iyi” ve “kötü” kelimeleri manasız olurdu. Kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü, her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Halbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz. Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgarın önünde bir yaprak gibi olmadığını kabul eder.

    5. Duanın çeşitleri var. Mesela, sizin yarın bir imtihanınız var. Bu imtihanın duası çalışmaktır. Buna fiili dua denir. Çalışmayı yaptıktan sonra ellerinizi kaldırır,“Ya Rabbi, bana hayırlısını nasip et!..” demeniz sözlü bir duadır. Safi ve halis bir şekilde ve neticeye kanaat ederek dua etmek gerekir. Çünkü, bazen istediğimiz bir şeyin hakkımızda hayırlı olmayacağını Allah bilir fakat biz bilemeyiz. Sonsuz rahmet sahibi Allah’ımız da bunun hayırlı olmayacağını bildiğinden dolayı, farklı bir şekilde kabul eder.

    Hazreti Meryem validemizin doğma vaktinde annesi O’nu mescide adar. Ve O’nun erkek değil kız olduğunu görünce epey şaşırır ve üzülür. Alimlerimiz bu durumu misal getirerek derler ki, Allah muhakkak yaptığımız duaları kabul eder. Bazen daha farklı ve daha güzel bir surette kabul eder. İşte Hz. Meryem 100 erkek değerinde bir kız. Allah annesinin duasını kabul etmedi denilmemeli. Aksine "daha güzel bir surette kabul etti" denilmelidir. Bazen de dünyada hiç kabul edilmedi zannedilir; fakat cennette daha ulvi ve güzel şekilde kabul edilir.

    Sorularla islamiyet



  4. 09.Mart.2013, 23:27
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Evet her şey kaderdir. Çünkü her şey onun takdiri iledir.

    Ancak bizim kader anlayışımız burada önemlidir. Şayet kaderi, Allah'ın hakkımızda çok önceden yazdığı bir senaryo ve bizler de mecburen o senaryoya tabi olarak hareket eden oyuncular olarak algılıyorsak, bu kader anlayışı yanlıştır.

    Bir kere herkes vicdanen biliyor ki, her fiilinde ve davranışında hiçbir senaryo okumadan, bir zorlama olmadan, kendi istek ve irademizle hareket ediyoruz. Bu vicdani bilgi her şeyi açık ifade etmektedir. Bu vicdani bilgi bize başka bir yerden bir baskının olmadığını ifade etmektedir. Peki neden hâlâ bu kader konusu tartışılıyor, derseniz?
    Buna cevabımız şudur: Tartışılan, gerçek kader değildir; tartışılan bizim kader anlayışımız veya birilerinin kadere yüklediği yanlış manalardır.

    Allah'ın bizim geleceğimizi bilmesi ile geleceğimizi önceden yazması farklı şeylerdir. Biz geleceğimizi bilmiyoruz. Çünkü mahlukuz, zaman ve mekan ile kayıtlıyız. Ancak Allah zaman ve mekan ile kayıtlı değildir. O; gelecek, geçmiş ve şimdiki halimizi bir anda görüyor. Bizim hakkımızda gördüğü ise bizim yaptıklarımızdır. Yani, Allah bizim yaptıklarımızı biliyor. O bildiği için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımızı O biliyor. Tek fark önceden bilmesidir. Önceden bildiği için de önceden yazmıştır. İşte kafalarımızı karıştıran şey, bu önceden yazma veya görme, bilme olayıdır. Kafalarımızın karışmasının asıl nedeni ise, önceden bir olayın nasıl görüleceği ve bilinebileceğini bilmememiz, aklımıza sığdıramamamızdır. Bu sadece Allah'a ait bir vasıftır.

    Kayıt yapan bir kamera bizim yapmadığımız bir şeyi kaydetmiyor. Bizim yaptıklarımızı kaydediyor. Şayet on gün veya daha ilerisini de kaydeden bir kamera olsaydı, bu kamera yine bizim yaptıklarımızı kaydedecekti. O kaydettiği için biz yapmayacak, biz yaptığımız için kamera kaydetmiş diyecektik. Bu örneği hakikata tatbik edersek, mesele biraz daha iyi anlaşılır.
    Sorularla islamiyet
    __________________________________________
    1.
    Kader konusunda aklınıza takılan her şeyi sorabilirsiniz. Bu durum kaderi inkar ettiğiniz anlamına gelmez. Nitekim Kur'an'dan öğrendiğimize göre, Hz. İbrahim aleyhisselam ölülerin nasıl diriltileceğini sormuş, sonra da "Allah'ım inanmadığımdan değil, kalbim tatmin olsun diye soruyorum" demiştir. Bu nedenle bizler de aklımıza takılan sorularımızı sorabiliriz. Biz de elimizden geldiği kadar cevap vermeye çalışırız.

    2. Kaderin esas anlamı "Allah’ın, olmuş olacak her şeyi bilmesi" demektir. Dikkat edersek insan iradesini yok saymıyor. Bilmek ayrı, yapmak ayrıdır. Bilen Allah’tır, yapan kuldur. Bu konuya bir misal verelim;

    Peygamberimiz (asv) İstanbul'un fethini ve komutanını yüz yıllar önce müjdelemiş ve haber vermiştir. Zamanı gelince de dediği gibi çıkmış. Şimdi, İstanbul Peygamberimiz (asv) dediği için mi fethedildi, yoksa fethedileceğini bildiği için mi söyledi. O zaman Fatih Sultan yatsaydı, çalışmasaydı, ordular hazırlatıp savaşmasaydı yine olacak mıydı? Demek ki Allah, Fatih'in çalışıp İstanbul’u fethedeceğini biliyordu ve bunu elçisi Hz. Peygamber (asv)'e bildirdi.

    Buradaki ince nokta: Allah bildiği için yapmıyoruz. Biz yapacağımız için Allah biliyor. Zaten Allah’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz.

    Buna bir örnek verelim; Allah dostu evliyadan bir öğretmen düşünelim. Öğrencilerinden birisine “Yarın seni şu kitaptan imtihan edeceğim.” diyor. Fakat öğretmen Allah’ın izniyle onun filim, maç, oyun, eğlence, derken sabah okula çalışmadan geleceğini bilerek, akşamdan karnesine “0” yazıyor. Ertesi sabah öğrenci sorulan sorulara cevap veremiyor ve sıfırı hak ettiğini bildiği anda, öğretmen cebinden not defterini çıkarıp “Senin çalışmayıp sıfır alacağını bildiğim için, önceden deftere sıfır yazmıştım.” diyor. Buna karşı öğrenci “Hocam sen sıfır yazdığın için ben sıfır aldım. Yoksa geçer puan yazsaydın geçerdim.” diyebilir mi?

    Demek ki Allah yazdığı için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımız şeyleri bilerek Allah yazıyor. İşte buna kader diyoruz.

    3. Dünyaya gelen her insan bir kader programına tabidir. İnsanın ne yapacağını, başına ne geleceğini Yüce Allah ezeli ilminde biliyor. Ancak Allah’ın bilmiş olması, insanın o işi yapmasını zorlamaz. Çünkü Allah, insanın önüne sonsuz seçenekler koymuştur.

    İnsan kendi iradesini kullanarak, hangi yolu tercih ederse, Allah onu yaratır. Dolayısıyla sorumlu olan insanın kendisidir.

    Bu meselede şöyle bir örnek verilir: Bir apartmanın üst katının nimetlerle, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir kişinin bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz edin. Kendisine, apartmanın bu durumu daha önce anlatılmış bulunan bu kişi, üst katın düğmesine bastığında nimetlere kavuşacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba uğrayacaktır.

    Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o kişinin gücü ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi gücüyle çıkmadığı gibi, alt kata da kendi gücüyle inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin belirlenmesi, içindeki kişinin iradesine bırakılmıştır.

    İnsanın kendi iradesiyle yaptığı bütün işler, bu ölçüyle değerlendirilebilir. Mesela; Cenab-ı Hak, meyhaneye gitmenin günah, camiye gitmenin ise faziletli olduğunu bildirmiştir. İnsan ise kendi iradesiyle, örnekteki asansör gibi her iki yere de gitmeye müsaittir.

    Hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır.

    Evlilik de böyledir. Evlenecek insanın önünde çok sayıda seçenekler vardır. Nasıl birisini istemek sizin elinizde. Tercihinize göre Cenab-ı Hak da yaratır. Allah’ın bilmesi böyle bir tercihte bulunmanızı zorlamaz.

    Gayri müslim birisiyle evlenmede islam’ın getirdiği ölçü şöyle: Müslüman bir erkek Ehl-i kitap olan Musevi ve Hristiyan bir kadınla evlenebilirken, Ehl-i kitap olmayan gayri müslim bir kadınla evlenemez.

    Bunun yanında, Müslüman bir kadının Ehl-i kitap da olsa gayri müslim bir erkekle evlenmesine izin vermiyor.

    4. Kaderi ikiye ayırabiliriz: ızdırari kader, ihtiyari kader.

    "Izdırari kader"de bizim hiçbir tesirimiz yok. O, tamamen irademiz dışında yazılmış. Dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, kabiliyetlerimiz ızdırari kaderimizin konusu. Bunlara kendimiz karar veremeyiz. Bu nevi kaderimizden dolayı mesuliyetimiz de yok.

    İkinci kısım ihtiyari kader ise, irademize bağlıdır. Biz neye karar vereceksek ve ne yapacaksak, Allah ezeli ilmiyle bilmiş, öyle takdir etmiştir. Sizin sorduğunuz soru da bu alanda müzakere edilmektedir. Yani siz bir aday tipi belirliyorsunuz ve arıyorsunuz. Allah da sizin istediğiniz vasıflara sahip birkaç kişiyi önünüze çıkarıyor. Siz de bunlardan birini iradenizle beğenip kabul ediyorsunuz. Alah’ın alacağınız eşin kim olduğunu ezelde bilmesi kader, fakat sizin iradenizle seçmenizcüz’i irade dediğimiz insanın mesuliyet sınırlarıdır.

    Kalbimiz çarpıyor, kanımız temizleniyor, hücrelerimiz büyüyor, çoğalıyor, ölüyor. Vücudumuzda, bizim bilmediğimiz birçok işler yapılıyor. Bunların hiçbirini yapan biz değiliz. Uyuduğumuz zaman bile bu tür faaliyetler devam ediyor.

    Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki, kendi isteğimizle yaptığımız işler de var. Yemek, içmek, konuşmak, yürümek gibi fiillerde karar veren biziz. Zayıf da olsa bir irademiz, az da olsa bir ilmimiz, cılız da olsa bir gücümüz var.

    Yol kavşağında hangi yoldan gideceğimize kendimiz karar veriyoruz. Hayat ise, yol kavşaklarıyla dolu.

    Şu halde, bilerek tercih ettiğimiz, hiçbir zorlamaya maruz kalmaksızın karar verip işlediğimiz bir suçu, kendimizden başka kime yükleyebiliriz?

    İnsanın cüz'i ihtiyari adı verilen iradesi, önemsiz gibi görülmekle beraber, kainatta geçerli olan kanunlardan istifade ederek büyük işlerin meydana gelmesine sebep olmaktadır.

    Kainattaki faaliyetlerde olduğu gibi, beden içindeki faaliyetlerde de insanın iradesi söz konusu olmamakta ve insan bedeni, kanun-u külli adı verilen ilahi kanunlarla hareket etmektedir. Fakat onun nereye gideceğinin tayini, insanın irade ve ihtiyarına bırakılmıştır. O hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır.
    Dikkat edilirse, kaderi bahane ederek, “Benim ne suçum var” diyen kişinin, iradeyi yok saydığı görülür.

    Eğer insan, “rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak” ise, seçme kabiliyeti yoksa, yaptığından mesul değilse, o zaman suçun ne manası kalır? Böyle diyen kişi, bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmiyor mu?

    Halbuki, anlayışına göre şöyle düşünmesi gerekirdi: “Bu adam benim evimi yaktı, namusuma dil uzattı, çocuğumu öldürdü, ama mazurdur. Kaderinde bu fiilleri işlemek varmış, ne yapsın, başka türlü davranmak elinden gelmezdi ki.”

    Hakkı çiğnenenler gerçekten böyle mi düşünüyorlar?

    İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı, “iyi” ve “kötü” kelimeleri manasız olurdu. Kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü, her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Halbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz. Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgarın önünde bir yaprak gibi olmadığını kabul eder.

    5. Duanın çeşitleri var. Mesela, sizin yarın bir imtihanınız var. Bu imtihanın duası çalışmaktır. Buna fiili dua denir. Çalışmayı yaptıktan sonra ellerinizi kaldırır,“Ya Rabbi, bana hayırlısını nasip et!..” demeniz sözlü bir duadır. Safi ve halis bir şekilde ve neticeye kanaat ederek dua etmek gerekir. Çünkü, bazen istediğimiz bir şeyin hakkımızda hayırlı olmayacağını Allah bilir fakat biz bilemeyiz. Sonsuz rahmet sahibi Allah’ımız da bunun hayırlı olmayacağını bildiğinden dolayı, farklı bir şekilde kabul eder.

    Hazreti Meryem validemizin doğma vaktinde annesi O’nu mescide adar. Ve O’nun erkek değil kız olduğunu görünce epey şaşırır ve üzülür. Alimlerimiz bu durumu misal getirerek derler ki, Allah muhakkak yaptığımız duaları kabul eder. Bazen daha farklı ve daha güzel bir surette kabul eder. İşte Hz. Meryem 100 erkek değerinde bir kız. Allah annesinin duasını kabul etmedi denilmemeli. Aksine "daha güzel bir surette kabul etti" denilmelidir. Bazen de dünyada hiç kabul edilmedi zannedilir; fakat cennette daha ulvi ve güzel şekilde kabul edilir.

    Sorularla islamiyet



  5. 10.Mart.2013, 06:05
    3
    ebediyyetyolcusu
    Emekli

    Üyelik Tarihi: 27.Mayıs.2012
    Üye No: 96330
    Mesaj Sayısı: 661
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 41
    Bulunduğu yer: imtihan dünyası

    Cevap: Kader hakkında bilgi veriniz? Her şey kader midir? Kişinin kötülük yapması onun kaderi midir?

    Selamün aleyküm,

    Kader kavramını anlamak hayatı anlamaktır, çünkü Kader hayatın Allahu teala tarafından ezelde belirlenmiş bir Programdır. İnsanları yaratmış onlara aklı (cüzi iradeyi) vermiş ve iyi veya kötüyü seçmekte onları serbest bırakmıştır.

    İman ve inkâr kavramları

    Kuran'daki ayetler dikkatlice okunursa bu hemen anlaşılır.

    İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (Araf Suresi, 42)

    Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Araf Suresi, 147)


    iman edenler kurtuluyor, inkâr edenler helâk oluyor. İman eden ancak kendi lehine ve aklını kullanarak doğru yola ve Allah'ın yardımıyla gelir. İnkâr edende ancak kendi aklını yanlış yolda kullanarak helâk oluyor, çünkü inkâr edenlere inkârında ileri gidenlerin artik kalpleri mühürlenmiş olduğundan azabı hak eder hale geliyorlar. Allah kullarına zulmedici değildir, ama kullar kendi nefislerine zulm ediyorlar.

    Kaza ve Kader

    Allahu teala hayrın ve şerrin yaratıcısıdır ve yarattığı kullarını imtihan ediyor, Peygamberler dahi bu imtihana tabi tutulmuştu. Hayrı da, şerri de yaratan Allah her ikisiyle sınıyor insanları sabredenleri mükâfatlandıracak, isyan edelere dilerse azab edecek dilerse bağışlayacak.

    Bir insan inkâr ederse o kendi iradesiyle o yolu seçer Allahu teala'da onu yaratır. Eğer bir insan iman etmek
    isterse o da o yolu seçer Allahu teala'da ona o yolu yaratır ve kolaylaştırır.


    Ayetler bazılari tarafından coğu zaman yanlış anlaşılıyor.

    Örneğin

    Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)


    Allahu teala yukardaki ayette ezeli ilmi ile: Andolsun cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık hazırladık diye bildiriyor, ki bunlar (insanlar ve cinler) kendi iradeleriyle o yola gelenler ve azabı hak edenlerdir.


    Yasin Suresine bakarsanız bunu anlarsınız

    "Ey suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin." (Yasin Suresi, 59)

    "Ey Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;" (Yasin Suresi, 60)

    "Bana kulluk edin, doğru yol budur." (Yasin Suresi, 61)

    Andolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz? (Yasin Suresi, 62)

    İşte bu, size vadedilmiş cehennemdir. (Yasin Suresi, 63)


  6. 10.Mart.2013, 06:05
    3
    Selamün aleyküm,

    Kader kavramını anlamak hayatı anlamaktır, çünkü Kader hayatın Allahu teala tarafından ezelde belirlenmiş bir Programdır. İnsanları yaratmış onlara aklı (cüzi iradeyi) vermiş ve iyi veya kötüyü seçmekte onları serbest bırakmıştır.

    İman ve inkâr kavramları

    Kuran'daki ayetler dikkatlice okunursa bu hemen anlaşılır.

    İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (Araf Suresi, 42)

    Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Araf Suresi, 147)


    iman edenler kurtuluyor, inkâr edenler helâk oluyor. İman eden ancak kendi lehine ve aklını kullanarak doğru yola ve Allah'ın yardımıyla gelir. İnkâr edende ancak kendi aklını yanlış yolda kullanarak helâk oluyor, çünkü inkâr edenlere inkârında ileri gidenlerin artik kalpleri mühürlenmiş olduğundan azabı hak eder hale geliyorlar. Allah kullarına zulmedici değildir, ama kullar kendi nefislerine zulm ediyorlar.

    Kaza ve Kader

    Allahu teala hayrın ve şerrin yaratıcısıdır ve yarattığı kullarını imtihan ediyor, Peygamberler dahi bu imtihana tabi tutulmuştu. Hayrı da, şerri de yaratan Allah her ikisiyle sınıyor insanları sabredenleri mükâfatlandıracak, isyan edelere dilerse azab edecek dilerse bağışlayacak.

    Bir insan inkâr ederse o kendi iradesiyle o yolu seçer Allahu teala'da onu yaratır. Eğer bir insan iman etmek
    isterse o da o yolu seçer Allahu teala'da ona o yolu yaratır ve kolaylaştırır.


    Ayetler bazılari tarafından coğu zaman yanlış anlaşılıyor.

    Örneğin

    Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)


    Allahu teala yukardaki ayette ezeli ilmi ile: Andolsun cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık hazırladık diye bildiriyor, ki bunlar (insanlar ve cinler) kendi iradeleriyle o yola gelenler ve azabı hak edenlerdir.


    Yasin Suresine bakarsanız bunu anlarsınız

    "Ey suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin." (Yasin Suresi, 59)

    "Ey Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;" (Yasin Suresi, 60)

    "Bana kulluk edin, doğru yol budur." (Yasin Suresi, 61)

    Andolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz? (Yasin Suresi, 62)

    İşte bu, size vadedilmiş cehennemdir. (Yasin Suresi, 63)


  7. 02.Aralık.2017, 01:16
    4
    Misafir

    Yorum: Kader hakkında bilgi veriniz? Her şey kader midir? Kişinin kötülük yapması onun kaderi midir?

    Kader konusu hakkında yazdıklarınızı okudum hak da veriyorum fakat sormak istediğim birşey var Akıl ölçüsü Allah bu dünyaya bizi imtihan için gönderdi ama bi örnekle soracağım mesela lisede 9. Sınıfta okuyan bir öğrenci sınıfı var bu sınıf sınav olacak hepsine aynı sorular soruluyor ama birisi 10 birisi 20 birisi 100 alıyor Tamam calısıp calısmamanın etkisi var burda ama hepsine aynı sorular soruldu Peki biz imtihan dünyasındaysak neden herkesin sınavı farklı kiminin açlık kiminin tokluk Ayrıca neden deli akıllı diye insan ayrımı var akıl derecemiz neden eşit değil Allah az akıl verdiğini az azaplı dertlerle mi sınıyor yada cok akıl verdiğini cok azaplı dertlerlemi sınıyor peki akıl derecesi esit değil bizi böyle ayrı yaratmıs dış görünüşlerimiz gibi Peki bunu böyle yaratan Allah ise Aklımızı Allah verdi ise Neden yaptıklarımız kader değil Ayrıca mesela Seneler önce tanımadan İyilik yaptığımız insan 10 sene sonra karşımıza çıkıyor bize bir iyiliği dokunuyor bunun gibi birçok olay var adeta her günümüzü ince ince işlenmiş bir örgü gibi yaşıyoruz mesela nasip konusu baska bir sehirde bi lokma ekmek bile olsa o benim nasibimse nasibimi başka bi şehirde buluyorum Bulmak için gidiyorum aslında farkında değilim bir dünya örnek verebilirim size bu konu hakkında Bence hayatta hersey kaderdir Rabbim yazdı bir seneryo bizde o senaryoya uyuyoruz ama bu konular hakkında düşüncelerinizi merak ediyorum.


  8. 02.Aralık.2017, 01:16
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Kader konusu hakkında yazdıklarınızı okudum hak da veriyorum fakat sormak istediğim birşey var Akıl ölçüsü Allah bu dünyaya bizi imtihan için gönderdi ama bi örnekle soracağım mesela lisede 9. Sınıfta okuyan bir öğrenci sınıfı var bu sınıf sınav olacak hepsine aynı sorular soruluyor ama birisi 10 birisi 20 birisi 100 alıyor Tamam calısıp calısmamanın etkisi var burda ama hepsine aynı sorular soruldu Peki biz imtihan dünyasındaysak neden herkesin sınavı farklı kiminin açlık kiminin tokluk Ayrıca neden deli akıllı diye insan ayrımı var akıl derecemiz neden eşit değil Allah az akıl verdiğini az azaplı dertlerle mi sınıyor yada cok akıl verdiğini cok azaplı dertlerlemi sınıyor peki akıl derecesi esit değil bizi böyle ayrı yaratmıs dış görünüşlerimiz gibi Peki bunu böyle yaratan Allah ise Aklımızı Allah verdi ise Neden yaptıklarımız kader değil Ayrıca mesela Seneler önce tanımadan İyilik yaptığımız insan 10 sene sonra karşımıza çıkıyor bize bir iyiliği dokunuyor bunun gibi birçok olay var adeta her günümüzü ince ince işlenmiş bir örgü gibi yaşıyoruz mesela nasip konusu baska bir sehirde bi lokma ekmek bile olsa o benim nasibimse nasibimi başka bi şehirde buluyorum Bulmak için gidiyorum aslında farkında değilim bir dünya örnek verebilirim size bu konu hakkında Bence hayatta hersey kaderdir Rabbim yazdı bir seneryo bizde o senaryoya uyuyoruz ama bu konular hakkında düşüncelerinizi merak ediyorum.





+ Yorum Gönder