Konusunu Oylayın.: Kainatın Dili Olan Kuran Hakkında Bilgi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kainatın Dili Olan Kuran Hakkında Bilgi
  1. 19.Haziran.2012, 17:36
    1
    Misafir

    Kainatın Dili Olan Kuran Hakkında Bilgi






    Kainatın Dili Olan Kuran Hakkında Bilgi Mumsema Kainatın Dili Olan Kuran Hakkıında ayrıntlı bir şekilde bilgi içeren bir yazı örneği yazar mısınız ?


  2. 19.Haziran.2012, 17:36
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 22.Haziran.2012, 17:27
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Kainatın Dili Olan Kuran Hakkında Bilgi




    Kur’an Allah’ın kelam sıfatının tecellisi, kâinat da Kudret sıfatının tecellisidir. Biri kelamı, diğeri sanatı ve eseridir. Bu nedenle aralarında büyük bir uyuşma ve bütünlük vardır. Bunun için kainattan bahseden fenler ile Kur’an arasında çelişki olmaz, şayet varsa bu ilim adamlarının kainat kitabını doğru okumamalarından ve eksik keşif ve bilgilerinden kaynaklanır. Doğru ve hakikat olanı Kur’anın bahsettiği gibidir, eksik ve noksanlık ise insanın bilgi ve anlayış eksikliğindendir.

    Kur’an-ı Kerim kâinatın yaratıcısının insanlığa hitabıdır. Bu hitabın amaçlarından birisi de kâinatın yaratılış amacını ve insana bakan hikmetlerini insanlara öğretmektir. İnsanın kâinat içindeki konumu, görevi ve amacını da bu vesile ile anlatmak ve öğretmek amacını da takip eder. Bu nedenle Kur’an kâinattan yaratıcısı namına ve hitap ettiği insana bakan yönü ile bahseder. Bunlar pek çoktur; ancak bunlardan öne çıkanlar vardır. Bunlardan da ikisi Kur’anın “sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı" ve "Ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi" olmasıdır. Bu ön bilgiden sonra bu tarifleri ele alacak olursak;
    1. Kur’an sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı”dır: Kainatta ve insanlık âleminde cereyan eden ve insanın içinde bulunduğu hadiselerin bir görünen yüzü bir de perde arkası vardır. Görünen yüzünde bizim çirkinlik ve kötülük gibi algıladığımız şeyler bizim nefsimizin hoşuna gitmeyen ve menfaatimize dokunduğunu zannettiğimiz olaylardır. Misal olarak insanın çalışmasının karşılığını alamaması, hastalıklar, musibetler ve ölümleri verebiliriz. Bunlar insanın rahatını kaçıran ve saadetini engelleyen ve nefsine ağır gelen hususlar olup görünen yüzü çirkindir. Ancak bunların arka yüzü, ahrete ve ebedi hayata bakan yönü çok güzel ve çok daha menfaatlidir. Ölüm insanı saadet-i ebediyeye, cennete ve Allah’ın sevgili kullarına yakınlığa götürdüğü için rahmettir, güzeldir; ancak dünyadaki sevdiklerinden ayırdığı ve insana acı ve üzüntü verdiği için çirkin ve kötü görünür. Şayet Kur’an bize cenneti ve saadet-i ebeddiyeyi haber vermemiş olsaydı bu durumda görünen yüzü ile olayları değerlendirdiğimiz için ölümü çok çirkin ve ölümü bize verini de merhametsiz ve şefkatsiz bilecektik. Ölümün, musibetlerin ve hastalıkların arkasında saadet-i ebediyeye hazırlık ve bu saadeti elde etmek için gereken iman ve ibadet, takva ve tevekkül gibi güzel şeylere vesile olduğu için gerçekte rahmettir. İşte Kur’an bu perde arkasındaki gizli güzellikleri imanla bize öğrettiği için gizli hazinelerin anahtarı olmakta ve biz bu güzellikleri Kur’an anahtarı ve ölçüleri ile anlayarak istifade etmekte ve hazineden yararlanmaktayız.

    2. Kur’an "Ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman- ı ebedisi"dir: Kainatta cereyan eden bütün olaylar, yaratılışlar, ölümler ve tekrar dirilmeler Allah’ın ilim, irade ve kudretinin tecellisi olup fıtrî ve kevnî ayetlerdir. Allah “kün!” emrini kelamı ile söyleyerek bize kitabında haber verdiği gibi, verdiği bu emirle varlıkları hem ferden hem de nev’en yaratmakta ve kudreti ile yoktan vücuda getirmektedir. Her yaratılan varlık hal dili ile bizlere bir şeyler anlatmaktadır ve biz bu dili “Matematik, Jeoloji, tıp, Botanik, Zooloji, Astronomi” ilimleri ile çözerek ilimleri ortaya çıkarmışız ve bununla varlıklardan istifade etmeyi öğrenmişizdir. Bu ilimler bize varlıkların amaçlarını ve “Nasıl?” sorusunun cevabını vermekte ve biz de bununla onlardan istifade ederek hayatımızı kolaylaştırmaktayız. Varlıklar bize “ne?” anlatmaktadır ve “Niçin vardırlar?” sorusunun cevabını da yüce Allah Kur’an ile, yani vahiyle insanlara öğretmiştir. Bir şeyin niçin var olduğu bilinmezse nasıl var olduğunun önemi yoktur. Mesela bilgisayarın niçin icat edildiği bilinmezse nasıl ve hangi maddelerden icat edilip yapıldığının önemi yoktur. Çünkü insanlar ondan faydalanamazlar. Kâinatın ve insanın niçin yaratılığı bilinmezse nasıl yaratıldıklarını incelemek ve okumak ona hiçbir fayda sağlamaz. İşte Kur’a bize pek çok varlıkların lisan-ı halleri ile ifade etmek istediği Allah’ın varlığı, birliği, varlıkları yaratış amacını binlerce varlığın ifade ettiği manaları ders vererek anlatmaktadır. Bu nedenle Kur’an “Ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman- ı ebedisi"dir.




  4. 22.Haziran.2012, 17:27
    2
    Devamlı Üye



    Kur’an Allah’ın kelam sıfatının tecellisi, kâinat da Kudret sıfatının tecellisidir. Biri kelamı, diğeri sanatı ve eseridir. Bu nedenle aralarında büyük bir uyuşma ve bütünlük vardır. Bunun için kainattan bahseden fenler ile Kur’an arasında çelişki olmaz, şayet varsa bu ilim adamlarının kainat kitabını doğru okumamalarından ve eksik keşif ve bilgilerinden kaynaklanır. Doğru ve hakikat olanı Kur’anın bahsettiği gibidir, eksik ve noksanlık ise insanın bilgi ve anlayış eksikliğindendir.

    Kur’an-ı Kerim kâinatın yaratıcısının insanlığa hitabıdır. Bu hitabın amaçlarından birisi de kâinatın yaratılış amacını ve insana bakan hikmetlerini insanlara öğretmektir. İnsanın kâinat içindeki konumu, görevi ve amacını da bu vesile ile anlatmak ve öğretmek amacını da takip eder. Bu nedenle Kur’an kâinattan yaratıcısı namına ve hitap ettiği insana bakan yönü ile bahseder. Bunlar pek çoktur; ancak bunlardan öne çıkanlar vardır. Bunlardan da ikisi Kur’anın “sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı" ve "Ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi" olmasıdır. Bu ön bilgiden sonra bu tarifleri ele alacak olursak;
    1. Kur’an sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı”dır: Kainatta ve insanlık âleminde cereyan eden ve insanın içinde bulunduğu hadiselerin bir görünen yüzü bir de perde arkası vardır. Görünen yüzünde bizim çirkinlik ve kötülük gibi algıladığımız şeyler bizim nefsimizin hoşuna gitmeyen ve menfaatimize dokunduğunu zannettiğimiz olaylardır. Misal olarak insanın çalışmasının karşılığını alamaması, hastalıklar, musibetler ve ölümleri verebiliriz. Bunlar insanın rahatını kaçıran ve saadetini engelleyen ve nefsine ağır gelen hususlar olup görünen yüzü çirkindir. Ancak bunların arka yüzü, ahrete ve ebedi hayata bakan yönü çok güzel ve çok daha menfaatlidir. Ölüm insanı saadet-i ebediyeye, cennete ve Allah’ın sevgili kullarına yakınlığa götürdüğü için rahmettir, güzeldir; ancak dünyadaki sevdiklerinden ayırdığı ve insana acı ve üzüntü verdiği için çirkin ve kötü görünür. Şayet Kur’an bize cenneti ve saadet-i ebeddiyeyi haber vermemiş olsaydı bu durumda görünen yüzü ile olayları değerlendirdiğimiz için ölümü çok çirkin ve ölümü bize verini de merhametsiz ve şefkatsiz bilecektik. Ölümün, musibetlerin ve hastalıkların arkasında saadet-i ebediyeye hazırlık ve bu saadeti elde etmek için gereken iman ve ibadet, takva ve tevekkül gibi güzel şeylere vesile olduğu için gerçekte rahmettir. İşte Kur’an bu perde arkasındaki gizli güzellikleri imanla bize öğrettiği için gizli hazinelerin anahtarı olmakta ve biz bu güzellikleri Kur’an anahtarı ve ölçüleri ile anlayarak istifade etmekte ve hazineden yararlanmaktayız.

    2. Kur’an "Ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman- ı ebedisi"dir: Kainatta cereyan eden bütün olaylar, yaratılışlar, ölümler ve tekrar dirilmeler Allah’ın ilim, irade ve kudretinin tecellisi olup fıtrî ve kevnî ayetlerdir. Allah “kün!” emrini kelamı ile söyleyerek bize kitabında haber verdiği gibi, verdiği bu emirle varlıkları hem ferden hem de nev’en yaratmakta ve kudreti ile yoktan vücuda getirmektedir. Her yaratılan varlık hal dili ile bizlere bir şeyler anlatmaktadır ve biz bu dili “Matematik, Jeoloji, tıp, Botanik, Zooloji, Astronomi” ilimleri ile çözerek ilimleri ortaya çıkarmışız ve bununla varlıklardan istifade etmeyi öğrenmişizdir. Bu ilimler bize varlıkların amaçlarını ve “Nasıl?” sorusunun cevabını vermekte ve biz de bununla onlardan istifade ederek hayatımızı kolaylaştırmaktayız. Varlıklar bize “ne?” anlatmaktadır ve “Niçin vardırlar?” sorusunun cevabını da yüce Allah Kur’an ile, yani vahiyle insanlara öğretmiştir. Bir şeyin niçin var olduğu bilinmezse nasıl var olduğunun önemi yoktur. Mesela bilgisayarın niçin icat edildiği bilinmezse nasıl ve hangi maddelerden icat edilip yapıldığının önemi yoktur. Çünkü insanlar ondan faydalanamazlar. Kâinatın ve insanın niçin yaratılığı bilinmezse nasıl yaratıldıklarını incelemek ve okumak ona hiçbir fayda sağlamaz. İşte Kur’a bize pek çok varlıkların lisan-ı halleri ile ifade etmek istediği Allah’ın varlığı, birliği, varlıkları yaratış amacını binlerce varlığın ifade ettiği manaları ders vererek anlatmaktadır. Bu nedenle Kur’an “Ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman- ı ebedisi"dir.







+ Yorum Gönder