Konusunu Oylayın.: Komünizim ve sosyalizm hakkında bilgi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Komünizim ve sosyalizm hakkında bilgi
  1. 09.Mart.2012, 23:02
    1
    Misafir

    Komünizim ve sosyalizm hakkında bilgi






    Komünizim ve sosyalizm hakkında bilgi Mumsema Komünizim ve sosyalizm nedir Komünizim ve sosyalizm hakkında eğitici bilgiler paylaşabilir misiniz ?


  2. 10.Mart.2012, 20:09
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Komünizim ve sosyalizm hakkında bilgi




    Komünizm


    Komünizm veya komünistlik, sosyal örgütlenme üzerine bir kuramsal sistem ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı bir politik harekettir. Komünizm sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır. 20. yüzyılın başından beri dünya siyasetindeki büyük güçlerden biri olarak modern komünizm, genellikle
    Karl Marx
    'ın ve
    Friedrich Engels
    ’in kaleme aldığı
    Komünist Manifesto
    ile birlikte anılır. Buna göre özel mülkiyete dayalı kapitalist toplumun yerine meta üretiminin son bulduğu komünist toplum geçecektir.

    Komünizmi savunan akımlar arasında en yaygını
    Leninizm
    (Marksizm-Leninizm)'dir. Marksist Leninizm'e göre komünizme giden süreç
    burjuvazi
    nin ortadan kalkmasını sağlayacak olan
    proletarya diktatörlüğüyle
    başlatılacak ve ardından komünizmin hazırlayıcısı
    sosyalizm
    aşamasına geçilecektir. Marksist kuramda son aşama olan komünizmin gerçekleşmesiyle devlet ortadan kalkacaktır.

    Leninizm dışında iki komünist akım daha bulunmaktadır. Bunlardan ilki Marksizm'in temel görüşlerini benimseyen fakat
    Leninist
    modelle komünizm hedefine ulaşılamayacağını iddia eden
    sol komünizm
    veya
    konsey komünizmi
    olarak adlandırılan akımdır. Lenin'in "Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı" adlı eserine cevaben yazılan
    Herman Gorter
    'in "Yoldaş Lenin'e Açık Mektup",
    Gilles Dauvé
    ve
    François Martin
    'in "Komünist Hareketin Güneş Tutulması ve Yeniden Ortaya Çıkışı" isimli kitaplar bu akımın takipçilerinin yarattıkları eserlerdir.

    Diğer bir komünist akım ise
    anarşist komünizm
    'dir. Anarşizmin bireyci ve kolektivist akımlarından ayrılan anarşist komünizm fikri, komünizme devlet aygıtını ele geçirerek geçilebileceğini reddeder ve bunu savunan Marksizm'i eleştirir. Peter Kropotkin, Nestor Makhno, Errico Malatesta, Carlo Cafiero anarşist komünizm düşüncesinin temellerini atan düşünürlerden ve eylemcilerden bazılarıdır.

    Komünizm henüz hiç uygulanmamış ve kuramsal düzlemde kalmıştır.

    Sırasıyla, ütopik akılcı ve pasifist bir öğreti olarak doğa hali öğretisine, İnsanlık tarihini iyi ve kötü, ruh ve madde, aydınlık ve karanlık arasındaki bir savaş olarak yorumlayıp, özel mülkiyetin İnsanı bu dünyaya çektiğini ve materyalizme yönelttiğini savunan, alternatif olarak da her şeyden el etek çekmeyi ve çileciliği öneren Manişeizme, sınıf savaşını uygarlığın itici gücü olarak gören Marksizme, ya da üretim güçlerinin yükselişi ve gelişmesiyle ilgili ekonomi anlayışına ve dolayısıyla, ortaklaşa mülkiyet düşüncesine ve sınıf sız toplum ide-aline dayanan toplum modeline, bu düşünce ve idealle bağlantılı ideoloji.

    Üretim araçlarının toplumsal ortaklığa dayalı olduğu ve özel mülkiyetin varolma-dığı böyle bir toplum, Marksist terminoloji-de, proletarya diktatörlüğüyle belirlenen bir geçiş döneminin ardından ve sosyalizmin hazırlık evresinden sonra ortaya çıkar. Marksist anlayışa göre, tam anlamıyla ko-münist bir toplumda, devlet ortadan kalka-rak, el emeğiyle entellektüel faaliyet, kent yaşamıyla kırsal yaşam arasındaki tüm fark-lılıklar yok olacak, İnsanın yabancılaşması son bulacak, onun yaratıcı-üretici gücünün gelişimine sınır çekilmeyecek ve toplumsal ilişkiler ‘herkese yeteneğine ve emeğine göre’ prensibiyle düzenlenecektir.

    Öğreti düzeyi dışında çıkılıp, uygulama söz konusu olduğunda, bu ideallerin modern toplumlarda gerçekleştiril ip gerçek-leştirilemediği hususu, hep büyük bir tartış-ma konusu olmuştur. Zira komünist ülkele-rin çoğunda, şu ya da bu ölçüde özel mülkiyet olmuş, bürokrasinin ayrıcalıkla-rıyla belirlenen sınıfsal bir sistem ortaya çıkmıştır. Doğu Avrupa’yla Sovyetler Birli-ğindeki komünist yönetimlerin dramatik bir tarzda çöküşü ise, ekonomik borcun, halk desteğinden yoksun olmanın, siyasi ve ekonomik reformların yapılamamasının, ve ni-hayet ordunun desteğini çekmesinin bir sonucu olmuştur.

    Komünizm insanlığın eski bir rüyasıdır. Daha İlkçağ'da Eflatun ve Ortaçağ'da Thomas Morus gibi büyük filozoflar, üretim araçlarının (yani topraklar, atölyeler, mağazalar) kolektif mülkiyete geçeceği ve çalışma ürünlerinin herkese eşit olarak paylaştırılacağı bir sistem hayal ediyorlardı. Bu ideal toplumda artık ne mal sahibi, ne işçi, ne zengin, ne yoksul kalacaktı.

    Bununla birlikte, komünizmin hayal olmaktan çıkıp da
    Kari Marx
    ve
    Friedrich Engels
    'in çalışmalarıyla, özellikle 1848'de yayımlanan Komünist Partisi Manifestosu ile, gerçekleşebilir gibi görünmesi ancak XIX. yy. ortalarında oldu. O tarihlerde makinenin gelişmesi büyük fabrikaların kurulmasına yol açtı ve toplumu, aralarındaki eşitsizlik gittikçe büyüyen iki sınıfa bölünmüş bir düzene götürecek yolda gelişti: bir yanda işçi ordusu, öte yanda burjuvaziyle kaynaşmış ve üretim araçlarının tekelini elinde tutan, sayıları kısıtlı kapitalistler. Bunun için Marx ile Engels, proleterleri (yani çocuklarından başka bir şeyleri «olmayanları») ayaklanmağa, diktatörlüklerini kurmağa ve komünizmi yerleştirmeğe kışkırttılar.

    Ama, beklenenin tam tersine, devrim, 1917'de Lenin'in kışkırtmasıyla, aslında bir tarım ülkesi olan Rusya'da patlak verdi. Büyük sanayileşmiş ülkelerde ise, devrim hareketleri başarısızlıkla sonuçlandı. Gene de, ikinci Dünya Savaşı'ndan yararlanan komünizm, Doğu Avrupa ülkelerine, sonra da Çin ile Küba'ya yerleşti. Ama, bütün bu ülkeler henüz sosyalizm düzeyindedir ve bu, kapitalizm ile komünizm arasında bir geçiş aşamasıdır. Gerçi üretim araçlarının çoğu devletin elindedir ama tarım ve sanayide özel mülkiyet biçimleri hâlâ süregelmektedir, toplumsal farklılıklar da henüz ortadan kaldırılmış olmaktan pek uzaktır.

    Ne var ki, milletlerarası komünizmin yayılma çabası durmamış, gelişmiş sanayi ülkelerinde sonuç alınamayacağı kesinleşince, özellikle az gelişmiş ülkelere yönelmiştir. Çoğu zaman ilkeler bir yana bırakılarak, milliyetçilik, sömürgeci düşmanlığı, bölgesel anlaşmazlıklar gibi eğilim ve olaylardan yararlanılmağa çalışılmıştır. Bugün uygulama bu yöndedir


    Sosyalizm


    A ydınlanmanın,
    Fransız Devrimi
    nin liberal ve eşitlikçi ideallerinin ve en-düstrileşme sürecinin
    ürünü
    olup, sömüren sınıf ya da sınıfları tasfiye ederek, insanın insan tarafından istismar edilmesinin önüne ‘geçmeyi, toplumda bireyler arasında karşı-lıklı bir işbirliği ve yardımlaşma yaratmayı amaçlayan ve üretim araçlarının ortak mülki-yetiyle belirlenen toplumsal sistem. Varolan toplumsal düzeni adaletsiz olduğu gerekçe-siyle mahkum eden, ahlâki değerlere
    uygun
    düşen yeni bir düzenin savunuculuğunu yapan, bu idealin gerçekleştirilebilir bir ideal olduğuna inanan, söz
    konusu
    ideale ulaşma yolunda, insan doğasını ya da kurumları yeni baştan şekillendirecek bir eylem programı öneren ve bir devrim ya da ihtilalcinin bu eylem programını hayata geçireceğine inanan siyasi düşünce ya da ideoloji.

    Marksizm
    ’de, gerçek komünizmin inşa-sından önceki dönemde, fakat kapitalizmin yıkılmasından sonra ortaya çıkan politik-
    ekonomik
    sistem olarak sosyalizm, devletin üretim araçlarını ya planlama yoluyla ya da doğrudan bir biçimde kontrol ettiği ve hatta bu araçlara hukuken sahip olabildiği; neyi üretmenin en faydalı olduğuna bakmaksızın, salt toplum taraf??ndan ihtiyaç duyulan şeyleri üretmeyi amaçlayan sosyo-
    ekonomik
    sistemi ifade eder.

    Sosyalizmin,

    Karl Marx
    tarafından geliştirilen ve Engels tarafından popülerleştirilen tarih-sel materyalizme dayanan ve pozitivist felse-feden yoğun bir biçimde etkilenmiş olan tü-rüne, üretim araçlarının burjuvazinin elinde olduğu sınıflı kapitalist devletin yıkılarak, sı-nıfsız bir düzen kurmayı amaçlayan sosyaliz-me bilimsel sosyalizm adı verilmektedir.

    Kapitalizmin gelişimine ilişkin bilimsel bir incelemeye ve işçi sınıfının öncü rolüne ilişkin gerçekçi bir değerlendirmeye dayan-dığı iddia edilen söz
    konusu
    sosyalizme;
    ekonomik
    alanda, ‘herkesin yeteneğine ve emeğine göre hakkını alabilmesi’ ilkesi uya-rınca üretim araçlarının ortaklaşa mülkiye-tini, siyasi olarak kapitalist devletin şiddet yoluyla yıkmak, yerine sosyalist devletin kurulmasını, sınıfsız bir toplum modelini ya da daha çok işçi sınıfının diktatörlüğüne dayanan bir devlet anlayışını,
    kültürel
    ola-rak da, eğitim ve kültürün devlet tarafından planlanmasını, ırk ayrımına karşı çıkmayı, sosyalist topluma karşı olan tüm toplumsal ve
    kültürel
    kurumlarla savaşmayı öngören sosyalizm anlayışına aynı zamanda Mark-sist sosyalizm denmektedir.

    Yine aynı bağlamda, Marx’ın sosyalizmi- Blanqui’nin sosyalizm anlayışına, Rusya’daki Devrim öncesi veya sonrası sos-yalist ihtilalcilerin sosyalizm teorisine, yani siyasi iktidarın ele geçirilmesinde, demok-ratik yollara veya parlamenter eyleme gü-venmeyip, şiddeti savunmasa dahi, reddetmeyen sosyalizm anlayışına ihtilalci sosyalizm adı verilir.

    Sosyalist devletin kurulması sürecinde ih-tilalci şiddeti benimseyen söz konusu sosya-lizm anlayışı dışında birtakım barışçı sosya-lizmler de bulunur. R. Owen, C. Saint-Simon, ve C. Fourier gibi düşünürlerin, sa-nayi devrimi ve sanayileşme sonrasında, yeni bir sınıfın, işçi sınıfının doğuşuyla bir-likte ortaya çıkan eşitsizlik ve sefaleti orta-dan kaldırmak üzere, sosyalist birtakım fi-kirlerle geliştirdikleri görüşler bütünü, düşünceyle madde arasındaki karşıtlık ve temel çelişkiyi, düşünceyi öne alarak çözme eğilim ve tavırları ütopik sosyalizm olarak geçer. Toplumdaki serbest rekabetin bir denge ve koşullarda eşitlik yaratmadığını, tam tersine servetin belirli ellerde toplanma-sına yol açtığını, tekelleşmenin fazla üretim ve bunalımları doğurduğunu, sanayileşme-nin işçi sınıfının durumunun kötüleşmesine neden olduğunu savunan bu düşünürlerin sosyalizmi, onlar eşitsizliği ortadan kaldır-mayı amaçlarken, insanların çektiği ıstırap ve sefaletin, uğradıkları haksızlıkların, ileri sürecekleri birtakım çarelerle sona ereceğini düşündükleri, haksızlıklara bir çare buluna-mayışının nedeninin, haksızlığı giderecek, eşitliği sağlayacak fikirlerin daha önceden bilinemeyişine, bu çareleri ortaya atacak düşünürlerin daha önce dünyaya gelmemiş ol-duklarına inandıkları için, ütopik adı verilmiştir.

    Yine Fransa’da, 1840’lı yıllarda ortaya çıkan ve sosyalizmin bir örneğinin İncil’de bulunduğu inancından hareketle, Hıristiyan-lığın ahlâki kurallarını sosyalizmin kollekti-vist ilkeleriyle birleştiren sosyalizme Hıristiyan sosyalizmi adı verilmiştir. Söz konusu öğreti, klasik sosyalizmlerden dini temel alması, geleceğe değil de, kapitalizm ve sa-nayileşme öncesi topluma yönelmek bakı-mından farklılık gösterir.

    Fransa’da etkili olan Hıristiyan sosyaliz-minin Almanya’daki karşılığı kürsü sosyalizmidir: Üniversite profesörleri tarafından geliştirilen bu sosyalizm, sosyalist propa-gandadan çok etkilenen işçi sınıfının kontrolden çıkmaması için, birtakım reformların gerekliliğini vurgulamıştır.

    Yine Almanya’da devleti ahlâki ve ulu-sal dayanışma organı olarak gören, devlete çıkartacağı yasalar ve koyacağı vergiler yo-luyla toplumsal adaletsizliği ve dengesizliği gidereceğini düşünen Lassalle’ın devletin her alandaki öncü gücünü temele alan sos-yalist görüşüne devlet sosyalizmi adı veril-mektedir. Öte yandan, Proudhon, Stirner ve Bakunin’in anarşist görüşlerine dayanan ve iktisadi liberalizmi, devleti ve Marksist sos-yalizmi eleştirirken, bireyin özgürlüğünü eri yüksek değer olarak gören sosyalizm Özgür-lükçü sosyalizm olarak tanımlanır.

    Yine, Sovyet komünizmine şiddetle muhalefet ederken, Marx’tan ilham almayan sosyalizme geçişin demokratik yollarla ve birtakım reformlarla olması gerektiğini sa-vunan Avrupa sosyalizmine demokratik sos-yalizm veya reformcu sosyalizm adı veril-mektedir. Öte yandan evrensel olduğuna inanılan sosyalist ideleri, kendi ulusal koşul-larına uygulamakta tereddüt etmeyen Üçün-cü Dünya ülkelerinin sosyalizm anlayışına, ateizmi ve sınıf mücadelesini reddederken, tek parti yönetimini benimseyen, sosyalizmi emperyalizme ve yeni sömürgeciliğe karşı bir araç olarak kullanan yerel sosyalizm tür-lerine Üçüncü Dünya sosyalizmi adı verilmektedir.



  3. 10.Mart.2012, 20:09
    2
    Silent and lonely rains



    Komünizm


    Komünizm veya komünistlik, sosyal örgütlenme üzerine bir kuramsal sistem ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı bir politik harekettir. Komünizm sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır. 20. yüzyılın başından beri dünya siyasetindeki büyük güçlerden biri olarak modern komünizm, genellikle
    Karl Marx
    'ın ve
    Friedrich Engels
    ’in kaleme aldığı
    Komünist Manifesto
    ile birlikte anılır. Buna göre özel mülkiyete dayalı kapitalist toplumun yerine meta üretiminin son bulduğu komünist toplum geçecektir.

    Komünizmi savunan akımlar arasında en yaygını
    Leninizm
    (Marksizm-Leninizm)'dir. Marksist Leninizm'e göre komünizme giden süreç
    burjuvazi
    nin ortadan kalkmasını sağlayacak olan
    proletarya diktatörlüğüyle
    başlatılacak ve ardından komünizmin hazırlayıcısı
    sosyalizm
    aşamasına geçilecektir. Marksist kuramda son aşama olan komünizmin gerçekleşmesiyle devlet ortadan kalkacaktır.

    Leninizm dışında iki komünist akım daha bulunmaktadır. Bunlardan ilki Marksizm'in temel görüşlerini benimseyen fakat
    Leninist
    modelle komünizm hedefine ulaşılamayacağını iddia eden
    sol komünizm
    veya
    konsey komünizmi
    olarak adlandırılan akımdır. Lenin'in "Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı" adlı eserine cevaben yazılan
    Herman Gorter
    'in "Yoldaş Lenin'e Açık Mektup",
    Gilles Dauvé
    ve
    François Martin
    'in "Komünist Hareketin Güneş Tutulması ve Yeniden Ortaya Çıkışı" isimli kitaplar bu akımın takipçilerinin yarattıkları eserlerdir.

    Diğer bir komünist akım ise
    anarşist komünizm
    'dir. Anarşizmin bireyci ve kolektivist akımlarından ayrılan anarşist komünizm fikri, komünizme devlet aygıtını ele geçirerek geçilebileceğini reddeder ve bunu savunan Marksizm'i eleştirir. Peter Kropotkin, Nestor Makhno, Errico Malatesta, Carlo Cafiero anarşist komünizm düşüncesinin temellerini atan düşünürlerden ve eylemcilerden bazılarıdır.

    Komünizm henüz hiç uygulanmamış ve kuramsal düzlemde kalmıştır.

    Sırasıyla, ütopik akılcı ve pasifist bir öğreti olarak doğa hali öğretisine, İnsanlık tarihini iyi ve kötü, ruh ve madde, aydınlık ve karanlık arasındaki bir savaş olarak yorumlayıp, özel mülkiyetin İnsanı bu dünyaya çektiğini ve materyalizme yönelttiğini savunan, alternatif olarak da her şeyden el etek çekmeyi ve çileciliği öneren Manişeizme, sınıf savaşını uygarlığın itici gücü olarak gören Marksizme, ya da üretim güçlerinin yükselişi ve gelişmesiyle ilgili ekonomi anlayışına ve dolayısıyla, ortaklaşa mülkiyet düşüncesine ve sınıf sız toplum ide-aline dayanan toplum modeline, bu düşünce ve idealle bağlantılı ideoloji.

    Üretim araçlarının toplumsal ortaklığa dayalı olduğu ve özel mülkiyetin varolma-dığı böyle bir toplum, Marksist terminoloji-de, proletarya diktatörlüğüyle belirlenen bir geçiş döneminin ardından ve sosyalizmin hazırlık evresinden sonra ortaya çıkar. Marksist anlayışa göre, tam anlamıyla ko-münist bir toplumda, devlet ortadan kalka-rak, el emeğiyle entellektüel faaliyet, kent yaşamıyla kırsal yaşam arasındaki tüm fark-lılıklar yok olacak, İnsanın yabancılaşması son bulacak, onun yaratıcı-üretici gücünün gelişimine sınır çekilmeyecek ve toplumsal ilişkiler ‘herkese yeteneğine ve emeğine göre’ prensibiyle düzenlenecektir.

    Öğreti düzeyi dışında çıkılıp, uygulama söz konusu olduğunda, bu ideallerin modern toplumlarda gerçekleştiril ip gerçek-leştirilemediği hususu, hep büyük bir tartış-ma konusu olmuştur. Zira komünist ülkele-rin çoğunda, şu ya da bu ölçüde özel mülkiyet olmuş, bürokrasinin ayrıcalıkla-rıyla belirlenen sınıfsal bir sistem ortaya çıkmıştır. Doğu Avrupa’yla Sovyetler Birli-ğindeki komünist yönetimlerin dramatik bir tarzda çöküşü ise, ekonomik borcun, halk desteğinden yoksun olmanın, siyasi ve ekonomik reformların yapılamamasının, ve ni-hayet ordunun desteğini çekmesinin bir sonucu olmuştur.

    Komünizm insanlığın eski bir rüyasıdır. Daha İlkçağ'da Eflatun ve Ortaçağ'da Thomas Morus gibi büyük filozoflar, üretim araçlarının (yani topraklar, atölyeler, mağazalar) kolektif mülkiyete geçeceği ve çalışma ürünlerinin herkese eşit olarak paylaştırılacağı bir sistem hayal ediyorlardı. Bu ideal toplumda artık ne mal sahibi, ne işçi, ne zengin, ne yoksul kalacaktı.

    Bununla birlikte, komünizmin hayal olmaktan çıkıp da
    Kari Marx
    ve
    Friedrich Engels
    'in çalışmalarıyla, özellikle 1848'de yayımlanan Komünist Partisi Manifestosu ile, gerçekleşebilir gibi görünmesi ancak XIX. yy. ortalarında oldu. O tarihlerde makinenin gelişmesi büyük fabrikaların kurulmasına yol açtı ve toplumu, aralarındaki eşitsizlik gittikçe büyüyen iki sınıfa bölünmüş bir düzene götürecek yolda gelişti: bir yanda işçi ordusu, öte yanda burjuvaziyle kaynaşmış ve üretim araçlarının tekelini elinde tutan, sayıları kısıtlı kapitalistler. Bunun için Marx ile Engels, proleterleri (yani çocuklarından başka bir şeyleri «olmayanları») ayaklanmağa, diktatörlüklerini kurmağa ve komünizmi yerleştirmeğe kışkırttılar.

    Ama, beklenenin tam tersine, devrim, 1917'de Lenin'in kışkırtmasıyla, aslında bir tarım ülkesi olan Rusya'da patlak verdi. Büyük sanayileşmiş ülkelerde ise, devrim hareketleri başarısızlıkla sonuçlandı. Gene de, ikinci Dünya Savaşı'ndan yararlanan komünizm, Doğu Avrupa ülkelerine, sonra da Çin ile Küba'ya yerleşti. Ama, bütün bu ülkeler henüz sosyalizm düzeyindedir ve bu, kapitalizm ile komünizm arasında bir geçiş aşamasıdır. Gerçi üretim araçlarının çoğu devletin elindedir ama tarım ve sanayide özel mülkiyet biçimleri hâlâ süregelmektedir, toplumsal farklılıklar da henüz ortadan kaldırılmış olmaktan pek uzaktır.

    Ne var ki, milletlerarası komünizmin yayılma çabası durmamış, gelişmiş sanayi ülkelerinde sonuç alınamayacağı kesinleşince, özellikle az gelişmiş ülkelere yönelmiştir. Çoğu zaman ilkeler bir yana bırakılarak, milliyetçilik, sömürgeci düşmanlığı, bölgesel anlaşmazlıklar gibi eğilim ve olaylardan yararlanılmağa çalışılmıştır. Bugün uygulama bu yöndedir


    Sosyalizm


    A ydınlanmanın,
    Fransız Devrimi
    nin liberal ve eşitlikçi ideallerinin ve en-düstrileşme sürecinin
    ürünü
    olup, sömüren sınıf ya da sınıfları tasfiye ederek, insanın insan tarafından istismar edilmesinin önüne ‘geçmeyi, toplumda bireyler arasında karşı-lıklı bir işbirliği ve yardımlaşma yaratmayı amaçlayan ve üretim araçlarının ortak mülki-yetiyle belirlenen toplumsal sistem. Varolan toplumsal düzeni adaletsiz olduğu gerekçe-siyle mahkum eden, ahlâki değerlere
    uygun
    düşen yeni bir düzenin savunuculuğunu yapan, bu idealin gerçekleştirilebilir bir ideal olduğuna inanan, söz
    konusu
    ideale ulaşma yolunda, insan doğasını ya da kurumları yeni baştan şekillendirecek bir eylem programı öneren ve bir devrim ya da ihtilalcinin bu eylem programını hayata geçireceğine inanan siyasi düşünce ya da ideoloji.

    Marksizm
    ’de, gerçek komünizmin inşa-sından önceki dönemde, fakat kapitalizmin yıkılmasından sonra ortaya çıkan politik-
    ekonomik
    sistem olarak sosyalizm, devletin üretim araçlarını ya planlama yoluyla ya da doğrudan bir biçimde kontrol ettiği ve hatta bu araçlara hukuken sahip olabildiği; neyi üretmenin en faydalı olduğuna bakmaksızın, salt toplum taraf??ndan ihtiyaç duyulan şeyleri üretmeyi amaçlayan sosyo-
    ekonomik
    sistemi ifade eder.

    Sosyalizmin,

    Karl Marx
    tarafından geliştirilen ve Engels tarafından popülerleştirilen tarih-sel materyalizme dayanan ve pozitivist felse-feden yoğun bir biçimde etkilenmiş olan tü-rüne, üretim araçlarının burjuvazinin elinde olduğu sınıflı kapitalist devletin yıkılarak, sı-nıfsız bir düzen kurmayı amaçlayan sosyaliz-me bilimsel sosyalizm adı verilmektedir.

    Kapitalizmin gelişimine ilişkin bilimsel bir incelemeye ve işçi sınıfının öncü rolüne ilişkin gerçekçi bir değerlendirmeye dayan-dığı iddia edilen söz
    konusu
    sosyalizme;
    ekonomik
    alanda, ‘herkesin yeteneğine ve emeğine göre hakkını alabilmesi’ ilkesi uya-rınca üretim araçlarının ortaklaşa mülkiye-tini, siyasi olarak kapitalist devletin şiddet yoluyla yıkmak, yerine sosyalist devletin kurulmasını, sınıfsız bir toplum modelini ya da daha çok işçi sınıfının diktatörlüğüne dayanan bir devlet anlayışını,
    kültürel
    ola-rak da, eğitim ve kültürün devlet tarafından planlanmasını, ırk ayrımına karşı çıkmayı, sosyalist topluma karşı olan tüm toplumsal ve
    kültürel
    kurumlarla savaşmayı öngören sosyalizm anlayışına aynı zamanda Mark-sist sosyalizm denmektedir.

    Yine aynı bağlamda, Marx’ın sosyalizmi- Blanqui’nin sosyalizm anlayışına, Rusya’daki Devrim öncesi veya sonrası sos-yalist ihtilalcilerin sosyalizm teorisine, yani siyasi iktidarın ele geçirilmesinde, demok-ratik yollara veya parlamenter eyleme gü-venmeyip, şiddeti savunmasa dahi, reddetmeyen sosyalizm anlayışına ihtilalci sosyalizm adı verilir.

    Sosyalist devletin kurulması sürecinde ih-tilalci şiddeti benimseyen söz konusu sosya-lizm anlayışı dışında birtakım barışçı sosya-lizmler de bulunur. R. Owen, C. Saint-Simon, ve C. Fourier gibi düşünürlerin, sa-nayi devrimi ve sanayileşme sonrasında, yeni bir sınıfın, işçi sınıfının doğuşuyla bir-likte ortaya çıkan eşitsizlik ve sefaleti orta-dan kaldırmak üzere, sosyalist birtakım fi-kirlerle geliştirdikleri görüşler bütünü, düşünceyle madde arasındaki karşıtlık ve temel çelişkiyi, düşünceyi öne alarak çözme eğilim ve tavırları ütopik sosyalizm olarak geçer. Toplumdaki serbest rekabetin bir denge ve koşullarda eşitlik yaratmadığını, tam tersine servetin belirli ellerde toplanma-sına yol açtığını, tekelleşmenin fazla üretim ve bunalımları doğurduğunu, sanayileşme-nin işçi sınıfının durumunun kötüleşmesine neden olduğunu savunan bu düşünürlerin sosyalizmi, onlar eşitsizliği ortadan kaldır-mayı amaçlarken, insanların çektiği ıstırap ve sefaletin, uğradıkları haksızlıkların, ileri sürecekleri birtakım çarelerle sona ereceğini düşündükleri, haksızlıklara bir çare buluna-mayışının nedeninin, haksızlığı giderecek, eşitliği sağlayacak fikirlerin daha önceden bilinemeyişine, bu çareleri ortaya atacak düşünürlerin daha önce dünyaya gelmemiş ol-duklarına inandıkları için, ütopik adı verilmiştir.

    Yine Fransa’da, 1840’lı yıllarda ortaya çıkan ve sosyalizmin bir örneğinin İncil’de bulunduğu inancından hareketle, Hıristiyan-lığın ahlâki kurallarını sosyalizmin kollekti-vist ilkeleriyle birleştiren sosyalizme Hıristiyan sosyalizmi adı verilmiştir. Söz konusu öğreti, klasik sosyalizmlerden dini temel alması, geleceğe değil de, kapitalizm ve sa-nayileşme öncesi topluma yönelmek bakı-mından farklılık gösterir.

    Fransa’da etkili olan Hıristiyan sosyaliz-minin Almanya’daki karşılığı kürsü sosyalizmidir: Üniversite profesörleri tarafından geliştirilen bu sosyalizm, sosyalist propa-gandadan çok etkilenen işçi sınıfının kontrolden çıkmaması için, birtakım reformların gerekliliğini vurgulamıştır.

    Yine Almanya’da devleti ahlâki ve ulu-sal dayanışma organı olarak gören, devlete çıkartacağı yasalar ve koyacağı vergiler yo-luyla toplumsal adaletsizliği ve dengesizliği gidereceğini düşünen Lassalle’ın devletin her alandaki öncü gücünü temele alan sos-yalist görüşüne devlet sosyalizmi adı veril-mektedir. Öte yandan, Proudhon, Stirner ve Bakunin’in anarşist görüşlerine dayanan ve iktisadi liberalizmi, devleti ve Marksist sos-yalizmi eleştirirken, bireyin özgürlüğünü eri yüksek değer olarak gören sosyalizm Özgür-lükçü sosyalizm olarak tanımlanır.

    Yine, Sovyet komünizmine şiddetle muhalefet ederken, Marx’tan ilham almayan sosyalizme geçişin demokratik yollarla ve birtakım reformlarla olması gerektiğini sa-vunan Avrupa sosyalizmine demokratik sos-yalizm veya reformcu sosyalizm adı veril-mektedir. Öte yandan evrensel olduğuna inanılan sosyalist ideleri, kendi ulusal koşul-larına uygulamakta tereddüt etmeyen Üçün-cü Dünya ülkelerinin sosyalizm anlayışına, ateizmi ve sınıf mücadelesini reddederken, tek parti yönetimini benimseyen, sosyalizmi emperyalizme ve yeni sömürgeciliğe karşı bir araç olarak kullanan yerel sosyalizm tür-lerine Üçüncü Dünya sosyalizmi adı verilmektedir.






+ Yorum Gönder