Konusunu Oylayın.: Kur’an ve Samimiyet Hakkında bilgiler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kur’an ve Samimiyet Hakkında bilgiler
  1. 26.Ocak.2012, 10:47
    1
    Misafir

    Kur’an ve Samimiyet Hakkında bilgiler






    Kur’an ve Samimiyet Hakkında bilgiler Mumsema Kur’an ve Samimiyet Nedir Dinimizde Kur’an ve Samimiyet hakkında bilgiler paylaşabilir misiniz ?


  2. 26.Ocak.2012, 10:47
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Kur’an ve Samimiyet Nedir Dinimizde Kur’an ve Samimiyet hakkında bilgiler paylaşabilir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Samimiyet nedir? Kuranda Samimiyet

    - Din ve Samimiyet, Din ve Samimiyet İle İlgili Hutbe - İstabul Müftülüğü

    - Dua Hakkında Bilgiler

    - Nas suresi hakkında bilgiler

    - Ka'ka' b. Amr hakkında bilgiler

  3. 26.Ocak.2012, 10:48
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kur’an ve Samimiyet Hakkında bilgiler




    Vahiy mizanında sadakat ve samimiyetimizi tartalım. Kur’an nerede biz neredeyiz? Kur’an hayatımızın neresinde? Kur’an’la ilişkimiz samimiyetimiz ne durumda? Kur’an’lı bir hayat mı Yaşıyoruz yoksa Kur’an’sız mı? Kitab’a sadakatimiz yara mı aldı?
    وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَمَهْجُورًا
    “Derken, kendilerine şefâat edeceğini umdukları Peygamber veya onun yolunu izleyerek toplumunu hak dine çağıran İslâm dâvetçisi, “Ey Rabb’im!” diyecek, “Benim halkımdan Müslüman olduğunu iddia eden bazı kimseler, bu Kurân’ı tozlu raflar içine hapsederek terk ettiler. Kimileri onu anlamak ve uygulamak niyeti taşımaksızın okudu; ölülerin ruhlarına üfledi; kimileri onun yerine, başka eserleri başucu kitabı hâline getirdi; kimileri onu, üzerinde çalışmalar yapmaya yarayan bir malzemeden ibâret gördü; kimileri de onun bu çağda geçerliliğini yitirmiş bir kitap olduğunu ileri sürerek hayatın dışına itti; bunların yaptıklarından şikâyetçiyim yâ Rab!” diyecek. “[13](Furkan, 25/30)
    Yoksa bizim peygamberimizde bizim için böyle mi söyleyecek?
    Samimiyetsizliğin Kur’an’daki Resmi: Beni İsrail…
    Beni İsrail… Kur’an’a en çok konu olan kavim… Azim Kur’an’ın İsrailoğulları üzerinde yoğunlaşmasının elbette bizim için bir hikmeti vardır: Yahudileşme eğiliminin tüm zamanları ve toplumları tehdit etmesi…
    İnsanoğlunun zaaf noktası; İsrailoğulları mantalitesine kayma tehlikesi… Vefasızlık, samimiyetsizlik en somut ifadesini onlarda buluyor… İçten hesap, art niyet, ayak oyunları, suistimal, tüm sermayeleri… Ve tüm becerileri; İşi kitabına uydurmak… Yasakları delmek… Hile-i şer’iyye’ sapmak… Sulandırmak… Savsaklamak… Sorumluluktan sıyrılmak… Mazeretlere tutunmak… Suyu yokuşa sürmek… İnsanlık tarihinde kalleşliğin, namertliğin sahtekarlığın ne boyutlarda olduğunu görmek için Kur’an’daki Beni İsrail ile ilgili ayetlere bakmalıyız.
    En fazla peygamber gören ve Peygamberleri en çok yoran kavim onlar… Sanki lügatlerinde samimiyet ve sadakat yok… Kaypaklık iliklerine işlemiş… Döneklik onlar için övünç vesilesi…
    İsrailoğullarının samimiyeti Samiri ile tanışıncaya kadar… O saatten sonra ne Allah’a verdikleri ahit, ne de Musa’ya yaptıkları biat kaldı… Samirinin buzağısını görünce gözleri Harun’u görmez oldu…
    Firavunun kıyımına maruz kalanlar, önceleri Musa’ya sadakatle tutundular, ciddi idiler… Ama sadakatleri Kızıl denizden geçince son buldu. Dürüstlük düze çıkıncaya kadar…
    وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَإِلاَّ اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَىوَالْمَسَاكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْناً وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْالزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مِّعْرِضُونَ
    Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve "İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz. (Bakara, 2/83)
    وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَافَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواْ قَالُواْسَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْبِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ
    Hani, Sînâ dağını üzerinize yıkılacakmış gibi kaldırıp:
    “Size bahşettiğimiz ilâhi prensiplere sımsıkı sarılın ve içindeki emir ve tavsiyelere kulak verin!” diye sizden kesin bir söz almıştık. Ne var ki, onlar:
    “İşittik, fakat isyan ettik!” dediler. Bunun üzerine, inkâr etmeleri sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi içirildi. Azgınlıklarının doğal bir sonucu olarak, buzağıya tapma arzusu, tüm benliklerini kaplayarak gönüllerine sindi, âdetâ iliklerine kadar işledi ve bütün duygu, düşünce ve davranışlarına damgasını vuran en önemli etken oldu.
    Ey Peygamber! Sadece önceki kitaplara inanmakla mümin olacaklarını zanneden bu kâfirlere de ki:
    “Eğer iddia ettiğiniz gibi gerçekten inanıyorsanız, şu sözde imanınız size ne kötü şeyler emrediyor! Bu ne tuhaf bir imandır ki, sahibini günaha, isyankârlığa ve Allah’ın ayetlerini inkâra sevk ediyor!”[14](Bakara, 2/93)!
    وَلَقَدْ جَاءكُم مُّوسَى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنبَعْدِهِ وَأَنتُمْ ظَالِمُونَ
    Andolsun ki, Mûsâ size apaçık mûcizeler göstermişti de, onun kısa bir süre içinaranızdan ayrılmasından sonra hemen buzağıya tapınmaya başlamıştınız. İşte siz, böyle nankör ve zâlim kimselersiniz![15](Bakara, 2/92)
    فَرَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفًا قَالَ يَا قَوْمِ أَلَمْيَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ أَمْأَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُممَّوْعِدِي
    Bunun üzerine Mûsâ, son derece öfkeli ve üzgün bir halde halkına döndü ve “Ey halkım!” dedi, “Rabb’iniz, tevhid inancından sapmadığınız sürece, size her türlü nîmetlerini bahşedeceğine dâir güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Bu sözün gerçekleşme ihtimali size çok mu uzak geldi, yoksa Rabb’inizin gazâbına mı uğramak istediniz ki, bana verdiğiniz sözden böyle dönüverdiniz?”[16] (Taha, 20/86)
    أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُواْ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْيَسْمَعُونَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِن بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْيَعْلَمُونَ
    Şimdi ey Müslümanlar, bu inatçı kâfirlerin durumu ortada iken, hâlâ onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Hayır, ne yazık ki inanmayacaklar, çünkü içlerinde öyle insanlar var ki, Allah’ın sözlerini dinleyip, onun doğruluğuna iyice kanaat getirdikten sonra, onu bile bile değiştirip çarpıtıyorlar.[17] (Bakara, 2/75)
    وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا النَّارُ إِلاَّ أَيَّاماً مَّعْدُودَةً قُلْأَتَّخَذْتُمْ عِندَ اللّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ اللّهُ عَهْدَهُ أَمْتَقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
    Yahudiler, “İşlediğimiz günahların karşılığında cehennemde geçireceğimiz sayılı birkaç gün dışında, bize asla ateş dokunmayacaktır! Çünkü biz Allah’ın ayrıcalıklı kullarıyız, her türlü günahı işlesek de, sonunda cennete gireceğiz!” dediler. Onlara de ki:
    “Bu konuda Allah’tan bir güvence mi aldınız, -ki Allah asla sözünden caymaz- yoksa Allah adına bilgisizce sözler mi söylüyorsunuz?”[18] (Bakara, 2/80)
    Samimiyet Erozyonu
    Dinlerinde samimi olmayanlar kurtuluşa eremezler. Samimiyeti zedeleyen her türlü hastalıktan uzak durulmalıdır. Özellikle samimiyetin zıttı olan riya, ikiyüzlülük, ihanet, münafıklık, yalan, enaniyet, aldatma ve kandırma gibi nitelikler/hastalıklar samimiyetle bağdaşmaz.
    أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَانَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِن قَبْلُفَطَالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ
    Allah’ın bu dehşet verici uyarısı ve yücelerden indirdiği Hakikat karşısında Müminlerin kalplerinin yumuşayıp saygıyla ürpereceği vakit hâlâ gelmedi mi? Evet, paslanan gönüllerin silkelenip Kurân’la yeniden hayat bulma zamanı gelmedi mi ki, müminler, daha önce kendilerine kitap verilen ve vahiyle tanışmalarının üzerinden uzun bir süre geçtiği için imanla tanışma heyecanını yitiren, kalpleri gaflet perdesiyle kapanıp katılaşan ve bugün birçokları yoldan çıkmış olan Yahudi ve Hıristiyanların durumuna düşmesinler![19] (Hadid, 57/16)
    Ey Alemlerin Rabbi! Bizi İhlas ve Samimiyetten Ayırma…

    Yararlanılan Kaynak:
    Ramazan Kayan, İhlas Çağrısı, Çıra y.
    [1] Mahmut Kısa, Kısa Açıklamalı Meal, Armağan Kitaplar, Konya; 3. Baskı, 2009 [2] İmam Nevevi, Riyazü’s Salihin, Tercüme: Mahmut Kısa, İstanbul: Beka Yayınları, 2011(Koyu kısımlar hadisin tercümesi koyu olmayanlar açıklamadır) [3] Nevevi, a.g.e. [4] Kısa, a.g.e. [5] Kısa, a.g.e. [6] Şamil İslam


  4. 26.Ocak.2012, 10:48
    2
    Moderatör



    Vahiy mizanında sadakat ve samimiyetimizi tartalım. Kur’an nerede biz neredeyiz? Kur’an hayatımızın neresinde? Kur’an’la ilişkimiz samimiyetimiz ne durumda? Kur’an’lı bir hayat mı Yaşıyoruz yoksa Kur’an’sız mı? Kitab’a sadakatimiz yara mı aldı?
    وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَمَهْجُورًا
    “Derken, kendilerine şefâat edeceğini umdukları Peygamber veya onun yolunu izleyerek toplumunu hak dine çağıran İslâm dâvetçisi, “Ey Rabb’im!” diyecek, “Benim halkımdan Müslüman olduğunu iddia eden bazı kimseler, bu Kurân’ı tozlu raflar içine hapsederek terk ettiler. Kimileri onu anlamak ve uygulamak niyeti taşımaksızın okudu; ölülerin ruhlarına üfledi; kimileri onun yerine, başka eserleri başucu kitabı hâline getirdi; kimileri onu, üzerinde çalışmalar yapmaya yarayan bir malzemeden ibâret gördü; kimileri de onun bu çağda geçerliliğini yitirmiş bir kitap olduğunu ileri sürerek hayatın dışına itti; bunların yaptıklarından şikâyetçiyim yâ Rab!” diyecek. “[13](Furkan, 25/30)
    Yoksa bizim peygamberimizde bizim için böyle mi söyleyecek?
    Samimiyetsizliğin Kur’an’daki Resmi: Beni İsrail…
    Beni İsrail… Kur’an’a en çok konu olan kavim… Azim Kur’an’ın İsrailoğulları üzerinde yoğunlaşmasının elbette bizim için bir hikmeti vardır: Yahudileşme eğiliminin tüm zamanları ve toplumları tehdit etmesi…
    İnsanoğlunun zaaf noktası; İsrailoğulları mantalitesine kayma tehlikesi… Vefasızlık, samimiyetsizlik en somut ifadesini onlarda buluyor… İçten hesap, art niyet, ayak oyunları, suistimal, tüm sermayeleri… Ve tüm becerileri; İşi kitabına uydurmak… Yasakları delmek… Hile-i şer’iyye’ sapmak… Sulandırmak… Savsaklamak… Sorumluluktan sıyrılmak… Mazeretlere tutunmak… Suyu yokuşa sürmek… İnsanlık tarihinde kalleşliğin, namertliğin sahtekarlığın ne boyutlarda olduğunu görmek için Kur’an’daki Beni İsrail ile ilgili ayetlere bakmalıyız.
    En fazla peygamber gören ve Peygamberleri en çok yoran kavim onlar… Sanki lügatlerinde samimiyet ve sadakat yok… Kaypaklık iliklerine işlemiş… Döneklik onlar için övünç vesilesi…
    İsrailoğullarının samimiyeti Samiri ile tanışıncaya kadar… O saatten sonra ne Allah’a verdikleri ahit, ne de Musa’ya yaptıkları biat kaldı… Samirinin buzağısını görünce gözleri Harun’u görmez oldu…
    Firavunun kıyımına maruz kalanlar, önceleri Musa’ya sadakatle tutundular, ciddi idiler… Ama sadakatleri Kızıl denizden geçince son buldu. Dürüstlük düze çıkıncaya kadar…
    وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَإِلاَّ اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَىوَالْمَسَاكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْناً وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْالزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مِّعْرِضُونَ
    Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve "İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz. (Bakara, 2/83)
    وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَافَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواْ قَالُواْسَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْبِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ
    Hani, Sînâ dağını üzerinize yıkılacakmış gibi kaldırıp:
    “Size bahşettiğimiz ilâhi prensiplere sımsıkı sarılın ve içindeki emir ve tavsiyelere kulak verin!” diye sizden kesin bir söz almıştık. Ne var ki, onlar:
    “İşittik, fakat isyan ettik!” dediler. Bunun üzerine, inkâr etmeleri sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi içirildi. Azgınlıklarının doğal bir sonucu olarak, buzağıya tapma arzusu, tüm benliklerini kaplayarak gönüllerine sindi, âdetâ iliklerine kadar işledi ve bütün duygu, düşünce ve davranışlarına damgasını vuran en önemli etken oldu.
    Ey Peygamber! Sadece önceki kitaplara inanmakla mümin olacaklarını zanneden bu kâfirlere de ki:
    “Eğer iddia ettiğiniz gibi gerçekten inanıyorsanız, şu sözde imanınız size ne kötü şeyler emrediyor! Bu ne tuhaf bir imandır ki, sahibini günaha, isyankârlığa ve Allah’ın ayetlerini inkâra sevk ediyor!”[14](Bakara, 2/93)!
    وَلَقَدْ جَاءكُم مُّوسَى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنبَعْدِهِ وَأَنتُمْ ظَالِمُونَ
    Andolsun ki, Mûsâ size apaçık mûcizeler göstermişti de, onun kısa bir süre içinaranızdan ayrılmasından sonra hemen buzağıya tapınmaya başlamıştınız. İşte siz, böyle nankör ve zâlim kimselersiniz![15](Bakara, 2/92)
    فَرَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفًا قَالَ يَا قَوْمِ أَلَمْيَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ أَمْأَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُممَّوْعِدِي
    Bunun üzerine Mûsâ, son derece öfkeli ve üzgün bir halde halkına döndü ve “Ey halkım!” dedi, “Rabb’iniz, tevhid inancından sapmadığınız sürece, size her türlü nîmetlerini bahşedeceğine dâir güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Bu sözün gerçekleşme ihtimali size çok mu uzak geldi, yoksa Rabb’inizin gazâbına mı uğramak istediniz ki, bana verdiğiniz sözden böyle dönüverdiniz?”[16] (Taha, 20/86)
    أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُواْ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْيَسْمَعُونَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِن بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْيَعْلَمُونَ
    Şimdi ey Müslümanlar, bu inatçı kâfirlerin durumu ortada iken, hâlâ onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Hayır, ne yazık ki inanmayacaklar, çünkü içlerinde öyle insanlar var ki, Allah’ın sözlerini dinleyip, onun doğruluğuna iyice kanaat getirdikten sonra, onu bile bile değiştirip çarpıtıyorlar.[17] (Bakara, 2/75)
    وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا النَّارُ إِلاَّ أَيَّاماً مَّعْدُودَةً قُلْأَتَّخَذْتُمْ عِندَ اللّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ اللّهُ عَهْدَهُ أَمْتَقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
    Yahudiler, “İşlediğimiz günahların karşılığında cehennemde geçireceğimiz sayılı birkaç gün dışında, bize asla ateş dokunmayacaktır! Çünkü biz Allah’ın ayrıcalıklı kullarıyız, her türlü günahı işlesek de, sonunda cennete gireceğiz!” dediler. Onlara de ki:
    “Bu konuda Allah’tan bir güvence mi aldınız, -ki Allah asla sözünden caymaz- yoksa Allah adına bilgisizce sözler mi söylüyorsunuz?”[18] (Bakara, 2/80)
    Samimiyet Erozyonu
    Dinlerinde samimi olmayanlar kurtuluşa eremezler. Samimiyeti zedeleyen her türlü hastalıktan uzak durulmalıdır. Özellikle samimiyetin zıttı olan riya, ikiyüzlülük, ihanet, münafıklık, yalan, enaniyet, aldatma ve kandırma gibi nitelikler/hastalıklar samimiyetle bağdaşmaz.
    أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَانَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِن قَبْلُفَطَالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ
    Allah’ın bu dehşet verici uyarısı ve yücelerden indirdiği Hakikat karşısında Müminlerin kalplerinin yumuşayıp saygıyla ürpereceği vakit hâlâ gelmedi mi? Evet, paslanan gönüllerin silkelenip Kurân’la yeniden hayat bulma zamanı gelmedi mi ki, müminler, daha önce kendilerine kitap verilen ve vahiyle tanışmalarının üzerinden uzun bir süre geçtiği için imanla tanışma heyecanını yitiren, kalpleri gaflet perdesiyle kapanıp katılaşan ve bugün birçokları yoldan çıkmış olan Yahudi ve Hıristiyanların durumuna düşmesinler![19] (Hadid, 57/16)
    Ey Alemlerin Rabbi! Bizi İhlas ve Samimiyetten Ayırma…

    Yararlanılan Kaynak:
    Ramazan Kayan, İhlas Çağrısı, Çıra y.
    [1] Mahmut Kısa, Kısa Açıklamalı Meal, Armağan Kitaplar, Konya; 3. Baskı, 2009 [2] İmam Nevevi, Riyazü’s Salihin, Tercüme: Mahmut Kısa, İstanbul: Beka Yayınları, 2011(Koyu kısımlar hadisin tercümesi koyu olmayanlar açıklamadır) [3] Nevevi, a.g.e. [4] Kısa, a.g.e. [5] Kısa, a.g.e. [6] Şamil İslam





+ Yorum Gönder