Konusunu Oylayın.: Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında bilgi

5 üzerinden 4.75 | Toplam : 4 kişi
Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında bilgi
  1. 23.Ocak.2012, 17:57
    1
    Misafir

    Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında bilgi






    Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında bilgi Mumsema Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında dini bilgiler ışığında bana yardımcı olur musunuz ?


  2. 23.Ocak.2012, 17:57
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında dini bilgiler ışığında bana yardımcı olur musunuz ?

  3. 18.Kasım.2013, 10:28
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 30,000
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 340
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında bilgi




    Muhacirlerle Ensâr Arasında Kardeşlik ile ilgili bilgi
    Ensar Muhacir kardeşliği

    Allah rızası için her şeyini geride bırakıp Medine’ye hicret etmiş bulunan muhacir Müslümanlara, Medineli Müslümanlar (ensar) muhabbet ve samimiyetle kucaklarını açmışlardı. Ellerinden gelen her türlü yardımı onlardan esirgememişlerdi, esirgemiyorlardı.


    Ne var ki muhacirler, Medine’nin havasına, âdetlerine ve çalışma şartlarına alışkın değillerdi. Mekke’den gelirken de beraberlerinde hiçbir şey getirememişlerdi. Bu sebeple, Medine’nin çalışma şartlarına ve kendilerine her türlü yardımda bulunduklarından dolayı (ensar) adını alan Medineli Müslümanlara ısındırılmaları gerekiyordu.


    Nitekim Medine’ye hicretten beş ay sonra Resûl-i Ekrem, ensar ile muhaciri bir araya topladı. Kırk beşi muhacirlerden, kırk beşi ensardan olmak üzere doksan Müslümanı kardeş yaptı.


    Peygamber Efendimizin kurduğu bu kardeşlik müessesesi, maddî mânevî yardımlaşma ve birbirlerine vâris olma esasına dayanıyor, bu suretle muhacirlerin yurtlarından ayrılmalarından dolayı duydukları keder ve üzüntüyü giderme, onları Medinelilere ısındırma, onlara güç ve destek kazandırma gayesini güdüyordu.[1]


    Kurulan bu kardeşlik müessesesine göre, Medineli ailelerden her birinin reisi, Mekkeli Müslümanlardan bir aileyi yanına alacaktı; mallarını onlarla paylaşacaklar, beraber çalışıp beraber kazanacaklardı.


    Resûlullah Efendimiz, rastgele iki Müslümanı bir araya getirmemişti; bilâkis, bir araya getireceklerin durumlarını inceden inceye tetkik ederek, uygun bulduklarını birbirine kardeş yapmıştı. Mesela, Selmân-ı Fârisî ile Ebu’d-Derdâ, Ammar ile Huzeyfe, Mus’ab ile Ebû Eyyûb Hazretleri arasında mizaç, zevk, hissiyat itibarıyla tam bir ahenk vardı.[2]


    Bu kardeşlik sâyesinde, Allah ve Resûlünün muhabbetinden başka her şeylerini geride bırakmış bulunan muhacirlerin iaşe ve iskân meseleleri de hal yoluna girmiş oluyordu. Ensardan her biri, muhacirlerden birini evinde barındırıyor, beraber çalışıyor, beraber yiyorlardı. Bu, neseb kardeşliğini fersah fersah geride bırakacak bir kardeşlikti. İman kardeşliği, din kardeşliği idi. Medineli Müslümanlar, yani ensar, her şeylerini bu garip, bu kederli, bu yurtlarından uzak bulunmanın hüznünü duyan Müslümanlarla paylaşıyorlardı. Medineli biri vefat edince, muhacir kardeşi akrabalarıyla birlikte ona vâris oluyordu.[3]


    Yine kurulan bu kardeşlik sâyesinde büyük bir içtimaî yardımlaşma da temin edilmiş oldu. Muhacir Müslümanlar, sıkıntıdan kurtuldular. Medineli her bir Müslüman, kardeş olduğu Mekkeli Müslümana malının yarısını veriyordu. Muhacir kardeşlerine karşı misafirperverliğin, cömertliğin, kadirşinaslığın, insanlığın en yüce derecesini göstermekten zevk alıyorlardı.


    Medineli Müslümanlar, bunlarla da kalmadılar; Resûlullah’ın huzuruna çıkarak, fedakârlıklarını gösteren şu teklifte bulundular:


    “Yâ Resûlallah! Hurmalıklarımızı da, muhacir kardeşlerimizle aramızda bölüştür!”


    Ancak muhacirler, o âna kadar ziraatle meşgul olmamışlardı. Ziraat işlerini pek bilmiyorlardı. Bunun için Peygamberimiz, muhacirler nâmına ensarın bu teklifini kabul etmedi.


    Fakat Medineli Müslümanlar, buna da bir çare buldular. Ziraatten anlamayan muhacir Müslümanlar, sadece tımar ve sulama işlerini yapacaklar, onlar da ekip biçeceklerdi. Sonunda çıkan mahsûl ortadan pay edilecekti. Resûl-i Ekrem Efendimiz bu teklife râzı oldu.[4]


    Tarih, birçok göçe şahit olmuştur. Ama böylesine manalı, böylesine ulvî bir hicreti, dışarıdan gelenle yerlileri arasında böylesine birbirlerine can-ü gönülden sarılma, birbirleriyle muhabbetle kaynaşma, birbirleriyle samimiyetle kucaklaşmayı o âna kadar görmüş değildi; bir daha da göremeyecektir! Bu samimi kaynaşmadan muazzam bir kuvvet doğuyordu; öylesine bir kuvvet ki kısa zamanda bütün Arabistan, her şeyiyle onlara boyun eğmek mecburiyetinde kalacaktı.




    [1] İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 238; Suheylî, Ravdü’l-Ünf, c. 2, s. 18.
    [2] Tecrid Tercemesi, c. 7, s. 76.
    [3] Bu kardeşliğin mirasa ait hükmü, Bedir Gazâsı’ndan sonra inen, “Hısımlar, Allah’ın kitabınca, birbirine daha yakındırlar” (Enfâl, 75) âyetiyle kaldırıldı.
    [4] Buharî, Sahih, c. 3, s. 67.


    Salih Suruç


  4. 18.Kasım.2013, 10:28
    2
    Moderatör



    Muhacirlerle Ensâr Arasında Kardeşlik ile ilgili bilgi
    Ensar Muhacir kardeşliği

    Allah rızası için her şeyini geride bırakıp Medine’ye hicret etmiş bulunan muhacir Müslümanlara, Medineli Müslümanlar (ensar) muhabbet ve samimiyetle kucaklarını açmışlardı. Ellerinden gelen her türlü yardımı onlardan esirgememişlerdi, esirgemiyorlardı.


    Ne var ki muhacirler, Medine’nin havasına, âdetlerine ve çalışma şartlarına alışkın değillerdi. Mekke’den gelirken de beraberlerinde hiçbir şey getirememişlerdi. Bu sebeple, Medine’nin çalışma şartlarına ve kendilerine her türlü yardımda bulunduklarından dolayı (ensar) adını alan Medineli Müslümanlara ısındırılmaları gerekiyordu.


    Nitekim Medine’ye hicretten beş ay sonra Resûl-i Ekrem, ensar ile muhaciri bir araya topladı. Kırk beşi muhacirlerden, kırk beşi ensardan olmak üzere doksan Müslümanı kardeş yaptı.


    Peygamber Efendimizin kurduğu bu kardeşlik müessesesi, maddî mânevî yardımlaşma ve birbirlerine vâris olma esasına dayanıyor, bu suretle muhacirlerin yurtlarından ayrılmalarından dolayı duydukları keder ve üzüntüyü giderme, onları Medinelilere ısındırma, onlara güç ve destek kazandırma gayesini güdüyordu.[1]


    Kurulan bu kardeşlik müessesesine göre, Medineli ailelerden her birinin reisi, Mekkeli Müslümanlardan bir aileyi yanına alacaktı; mallarını onlarla paylaşacaklar, beraber çalışıp beraber kazanacaklardı.


    Resûlullah Efendimiz, rastgele iki Müslümanı bir araya getirmemişti; bilâkis, bir araya getireceklerin durumlarını inceden inceye tetkik ederek, uygun bulduklarını birbirine kardeş yapmıştı. Mesela, Selmân-ı Fârisî ile Ebu’d-Derdâ, Ammar ile Huzeyfe, Mus’ab ile Ebû Eyyûb Hazretleri arasında mizaç, zevk, hissiyat itibarıyla tam bir ahenk vardı.[2]


    Bu kardeşlik sâyesinde, Allah ve Resûlünün muhabbetinden başka her şeylerini geride bırakmış bulunan muhacirlerin iaşe ve iskân meseleleri de hal yoluna girmiş oluyordu. Ensardan her biri, muhacirlerden birini evinde barındırıyor, beraber çalışıyor, beraber yiyorlardı. Bu, neseb kardeşliğini fersah fersah geride bırakacak bir kardeşlikti. İman kardeşliği, din kardeşliği idi. Medineli Müslümanlar, yani ensar, her şeylerini bu garip, bu kederli, bu yurtlarından uzak bulunmanın hüznünü duyan Müslümanlarla paylaşıyorlardı. Medineli biri vefat edince, muhacir kardeşi akrabalarıyla birlikte ona vâris oluyordu.[3]


    Yine kurulan bu kardeşlik sâyesinde büyük bir içtimaî yardımlaşma da temin edilmiş oldu. Muhacir Müslümanlar, sıkıntıdan kurtuldular. Medineli her bir Müslüman, kardeş olduğu Mekkeli Müslümana malının yarısını veriyordu. Muhacir kardeşlerine karşı misafirperverliğin, cömertliğin, kadirşinaslığın, insanlığın en yüce derecesini göstermekten zevk alıyorlardı.


    Medineli Müslümanlar, bunlarla da kalmadılar; Resûlullah’ın huzuruna çıkarak, fedakârlıklarını gösteren şu teklifte bulundular:


    “Yâ Resûlallah! Hurmalıklarımızı da, muhacir kardeşlerimizle aramızda bölüştür!”


    Ancak muhacirler, o âna kadar ziraatle meşgul olmamışlardı. Ziraat işlerini pek bilmiyorlardı. Bunun için Peygamberimiz, muhacirler nâmına ensarın bu teklifini kabul etmedi.


    Fakat Medineli Müslümanlar, buna da bir çare buldular. Ziraatten anlamayan muhacir Müslümanlar, sadece tımar ve sulama işlerini yapacaklar, onlar da ekip biçeceklerdi. Sonunda çıkan mahsûl ortadan pay edilecekti. Resûl-i Ekrem Efendimiz bu teklife râzı oldu.[4]


    Tarih, birçok göçe şahit olmuştur. Ama böylesine manalı, böylesine ulvî bir hicreti, dışarıdan gelenle yerlileri arasında böylesine birbirlerine can-ü gönülden sarılma, birbirleriyle muhabbetle kaynaşma, birbirleriyle samimiyetle kucaklaşmayı o âna kadar görmüş değildi; bir daha da göremeyecektir! Bu samimi kaynaşmadan muazzam bir kuvvet doğuyordu; öylesine bir kuvvet ki kısa zamanda bütün Arabistan, her şeyiyle onlara boyun eğmek mecburiyetinde kalacaktı.




    [1] İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 238; Suheylî, Ravdü’l-Ünf, c. 2, s. 18.
    [2] Tecrid Tercemesi, c. 7, s. 76.
    [3] Bu kardeşliğin mirasa ait hükmü, Bedir Gazâsı’ndan sonra inen, “Hısımlar, Allah’ın kitabınca, birbirine daha yakındırlar” (Enfâl, 75) âyetiyle kaldırıldı.
    [4] Buharî, Sahih, c. 3, s. 67.


    Salih Suruç




+ Yorum Gönder