Konusunu Oylayın.: Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında bilgi

5 üzerinden 4.75 | Toplam : 4 kişi
Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında bilgi
  1. 23.Ocak.2012, 17:57
    1
    Misafir

    Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında bilgi






    Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında bilgi Mumsema Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında dini bilgiler ışığında bana yardımcı olur musunuz ?


  2. 23.Ocak.2012, 17:57
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında dini bilgiler ışığında bana yardımcı olur musunuz ?


    Benzer Konular

    - Ensar ve Muhacir Kardeşliği Bizlere En Mükemmel Bir Örnektir

    - Muhacir ensar

    - Ensar- muhacir kardeşliği

    - Ensar, Muhacir,Eshâb-ı kirâm

    - Ensar-muhacir kardeşliğini anlatan ayetler

  3. 18.Kasım.2013, 10:28
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Ensar Muhacir Kardeşliği hakkında bilgi




    Muhacirlerle Ensâr Arasında Kardeşlik ile ilgili bilgi
    Ensar Muhacir kardeşliği


    Allah rızası için her şeyini geride bırakıp Medine’ye hicret etmiş bulunan muhacir Müslümanlara, Medineli Müslümanlar (ensar) muhabbet ve samimi*yetle kucaklarını açmışlardı. Ellerinden gelen her türlü yardımı onlardan esir*gememişlerdi, esirgemiyorlardı.

    Ne var ki muhacirler, Medine’nin havasına, âdetlerine ve çalış*ma şartlarına alışkın değillerdi. Mekke’den gelirken de beraberlerinde hiçbir şey getireme*mişlerdi. Bu sebeple, Medine’nin çalışma şartlarına ve kendilerine her türlü yardımda bulunduklarından dolayı (ensar) adını alan Medineli Müslümanlara ısındırılmaları gerekiyordu.

    Nitekim Medine’ye hicretten beş ay sonra Resûl-i Ekrem, ensar ile muhaciri bir araya topladı. Kırk beşi muhacirlerden, kırk beşi ensardan olmak üzere doksan Müslümanı kardeş yaptı.

    Peygamber Efendimizin kurduğu bu kardeşlik müessesesi, mad*dî mânevî yardımlaşma ve birbirlerine vâris olma esasına dayanıyor, bu suretle muha*cirlerin yurtlarından ayrılmalarından dolayı duydukları keder ve üzüntüyü giderme, onları Medinelilere ısındırma, onlara güç ve destek kazandırma ga*yesini güdüyordu.[1]

    Kurulan bu kardeşlik müessesesine göre, Medineli ailelerden her birinin re*isi, Mekkeli Müslümanlardan bir aileyi yanına alacaktı; mallarını onlarla pay*laşacaklar, beraber çalışıp beraber kazanacaklardı.

    Re*sû*lul*lah Efendimiz, rastgele iki Müslümanı bir araya getirme*miş*ti; bilâ*kis, bir araya getireceklerin durumlarını inceden inceye tetkik ederek, uygun bulduklarını birbirine kardeş yapmıştı. Mesela, Selmân-ı Fârisî ile Ebu’d-Der*dâ, Ammar ile Huzeyfe, Mus’ab ile Ebû Eyyûb Hazretleri arasında mizaç, zevk, hissiyat itibarıyla tam bir ahenk vardı.[2]

    Bu kardeşlik sâyesinde, Allah ve Resûlünün muhabbetinden başka her şey*lerini geride bırakmış bulunan muhacirlerin iaşe ve iskân meseleleri de hal yo*luna girmiş oluyordu. Ensardan her biri, muhacirlerden birini evinde barındı*rıyor, beraber çalışıyor, beraber yiyorlardı. Bu, neseb kardeşliğini fersah fersah geride bırakacak bir kardeşlikti. İman kardeşliği, din kardeşliği idi. Me*dineli Müs*lümanlar, yani ensar, her şeylerini bu garip, bu kederli, bu yurt*la*rından uzak bulunmanın hüznünü duyan Müslümanlarla pay*laşıyorlardı. Me*dineli biri vefat edince, muhacir kardeşi akraba*larıyla birlikte ona vâris olu*yordu.[3]

    Yine kurulan bu kardeşlik sâyesinde büyük bir içtimaî yardımlaşma da te*min edilmiş oldu. Muhacir Müslümanlar, sıkıntıdan kur*tuldular. Medineli her bir Müslüman, kardeş olduğu Mekkeli Müs*lümana malının yarısını veriyordu. Muhacir kardeşlerine karşı misafirperverliğin, cömertliğin, kadirşinaslığın, in*sanlığın en yüce derecesini göstermekten zevk alıyorlardı.

    Medineli Müslümanlar, bunlarla da kalmadılar; Re*sû*lul*lah’*ın huzuruna çı*karak, fedakârlıklarını gösteren şu teklifte bulundular:

    “Yâ Re*sû*lal*lah! Hurmalıklarımızı da, muhacir kardeşle*rimizle aramızda bö*lüştür!”

    Ancak muhacirler, o âna kadar ziraatle meşgul olmamışlardı. Ziraat işlerini pek bilmiyorlardı. Bunun için Pey*gam*be*ri*miz, muhacirler nâmına ensarın bu teklifini ka*bul etmedi.

    Fakat Medineli Müslümanlar, buna da bir çare buldular. Ziraatten anlama*yan muhacir Müslümanlar, sadece tımar ve sulama işlerini yapacaklar, onlar da ekip biçeceklerdi. Sonunda çıkan mah*sûl ortadan pay edilecekti. Resûl-i Ek*rem Efendimiz bu teklife râ*zı oldu.[4]

    Tarih, birçok göçe şahit olmuştur. Ama böylesine manalı, böylesine ulvî bir hicreti, dışarıdan gelenle yerlileri arasında böylesine birbirlerine can-ü gönül*den sarılma, birbirleriyle muhabbetle kaynaşma, birbirleriyle samimiyetle ku*caklaşmayı o âna kadar görmüş değildi; bir daha da göremeyecektir! Bu sa*mimi kaynaşmadan muazzam bir kuvvet doğuyordu; öylesine bir kuvvet ki kısa zamanda bütün Arabistan, her şeyiyle onlara boyun eğmek mecburiye*tinde kalacaktı.
    alıntı rasulullahcom


  4. 18.Kasım.2013, 10:28
    2
    Moderatör



    Muhacirlerle Ensâr Arasında Kardeşlik ile ilgili bilgi
    Ensar Muhacir kardeşliği


    Allah rızası için her şeyini geride bırakıp Medine’ye hicret etmiş bulunan muhacir Müslümanlara, Medineli Müslümanlar (ensar) muhabbet ve samimi*yetle kucaklarını açmışlardı. Ellerinden gelen her türlü yardımı onlardan esir*gememişlerdi, esirgemiyorlardı.

    Ne var ki muhacirler, Medine’nin havasına, âdetlerine ve çalış*ma şartlarına alışkın değillerdi. Mekke’den gelirken de beraberlerinde hiçbir şey getireme*mişlerdi. Bu sebeple, Medine’nin çalışma şartlarına ve kendilerine her türlü yardımda bulunduklarından dolayı (ensar) adını alan Medineli Müslümanlara ısındırılmaları gerekiyordu.

    Nitekim Medine’ye hicretten beş ay sonra Resûl-i Ekrem, ensar ile muhaciri bir araya topladı. Kırk beşi muhacirlerden, kırk beşi ensardan olmak üzere doksan Müslümanı kardeş yaptı.

    Peygamber Efendimizin kurduğu bu kardeşlik müessesesi, mad*dî mânevî yardımlaşma ve birbirlerine vâris olma esasına dayanıyor, bu suretle muha*cirlerin yurtlarından ayrılmalarından dolayı duydukları keder ve üzüntüyü giderme, onları Medinelilere ısındırma, onlara güç ve destek kazandırma ga*yesini güdüyordu.[1]

    Kurulan bu kardeşlik müessesesine göre, Medineli ailelerden her birinin re*isi, Mekkeli Müslümanlardan bir aileyi yanına alacaktı; mallarını onlarla pay*laşacaklar, beraber çalışıp beraber kazanacaklardı.

    Re*sû*lul*lah Efendimiz, rastgele iki Müslümanı bir araya getirme*miş*ti; bilâ*kis, bir araya getireceklerin durumlarını inceden inceye tetkik ederek, uygun bulduklarını birbirine kardeş yapmıştı. Mesela, Selmân-ı Fârisî ile Ebu’d-Der*dâ, Ammar ile Huzeyfe, Mus’ab ile Ebû Eyyûb Hazretleri arasında mizaç, zevk, hissiyat itibarıyla tam bir ahenk vardı.[2]

    Bu kardeşlik sâyesinde, Allah ve Resûlünün muhabbetinden başka her şey*lerini geride bırakmış bulunan muhacirlerin iaşe ve iskân meseleleri de hal yo*luna girmiş oluyordu. Ensardan her biri, muhacirlerden birini evinde barındı*rıyor, beraber çalışıyor, beraber yiyorlardı. Bu, neseb kardeşliğini fersah fersah geride bırakacak bir kardeşlikti. İman kardeşliği, din kardeşliği idi. Me*dineli Müs*lümanlar, yani ensar, her şeylerini bu garip, bu kederli, bu yurt*la*rından uzak bulunmanın hüznünü duyan Müslümanlarla pay*laşıyorlardı. Me*dineli biri vefat edince, muhacir kardeşi akraba*larıyla birlikte ona vâris olu*yordu.[3]

    Yine kurulan bu kardeşlik sâyesinde büyük bir içtimaî yardımlaşma da te*min edilmiş oldu. Muhacir Müslümanlar, sıkıntıdan kur*tuldular. Medineli her bir Müslüman, kardeş olduğu Mekkeli Müs*lümana malının yarısını veriyordu. Muhacir kardeşlerine karşı misafirperverliğin, cömertliğin, kadirşinaslığın, in*sanlığın en yüce derecesini göstermekten zevk alıyorlardı.

    Medineli Müslümanlar, bunlarla da kalmadılar; Re*sû*lul*lah’*ın huzuruna çı*karak, fedakârlıklarını gösteren şu teklifte bulundular:

    “Yâ Re*sû*lal*lah! Hurmalıklarımızı da, muhacir kardeşle*rimizle aramızda bö*lüştür!”

    Ancak muhacirler, o âna kadar ziraatle meşgul olmamışlardı. Ziraat işlerini pek bilmiyorlardı. Bunun için Pey*gam*be*ri*miz, muhacirler nâmına ensarın bu teklifini ka*bul etmedi.

    Fakat Medineli Müslümanlar, buna da bir çare buldular. Ziraatten anlama*yan muhacir Müslümanlar, sadece tımar ve sulama işlerini yapacaklar, onlar da ekip biçeceklerdi. Sonunda çıkan mah*sûl ortadan pay edilecekti. Resûl-i Ek*rem Efendimiz bu teklife râ*zı oldu.[4]

    Tarih, birçok göçe şahit olmuştur. Ama böylesine manalı, böylesine ulvî bir hicreti, dışarıdan gelenle yerlileri arasında böylesine birbirlerine can-ü gönül*den sarılma, birbirleriyle muhabbetle kaynaşma, birbirleriyle samimiyetle ku*caklaşmayı o âna kadar görmüş değildi; bir daha da göremeyecektir! Bu sa*mimi kaynaşmadan muazzam bir kuvvet doğuyordu; öylesine bir kuvvet ki kısa zamanda bütün Arabistan, her şeyiyle onlara boyun eğmek mecburiye*tinde kalacaktı.
    alıntı rasulullahcom





+ Yorum Gönder