Konusunu Oylayın.: Endülüslü müslüman bilgin araplar hakkında bilgi arıyorum?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Endülüslü müslüman bilgin araplar hakkında bilgi arıyorum?
  1. 28.Aralık.2011, 18:07
    1
    Misafir

    Endülüslü müslüman bilgin araplar hakkında bilgi arıyorum?






    Endülüslü müslüman bilgin araplar hakkında bilgi arıyorum? Mumsema Endülüslü Müslümanlar hakkında bilgi istiyorum. Arkadaşlar Endülüslü Müslüman bilgin Araplar hakkında bilgiler yayımlar mısınız ?


  2. 28.Aralık.2011, 18:07
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Endülüslü Müslümanlar hakkında bilgi istiyorum. Arkadaşlar Endülüslü Müslüman bilgin Araplar hakkında bilgiler yayımlar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Endülüslü müslüman alimler hakkında araştırma

    - Endülüslü müslüman alimleri kimlerdir

    - Bilim Alanında Hizmet Etmiş Endülüslü Müslüman Alimler Hakkında Bilgi

    - Müslüman araplar hakkında bilgi

    - Endülüslü Müslüman Alimler

  3. 28.Aralık.2011, 19:25
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: endülüslü müslüman bilgin araplar hakkında bilgi arıyorum?




    Endülüs, Müslüman Araplar'ın Güney Batı Avrupa'yı fethinden sonra bu topraklar için kullandıkları coğrafî bir isimdir. Eskiden İberya (Iberic, Iberia, İbâriye) adıyla anılan ve Cebelitarık (Gibraltar)-
    Atlas Okyanusu'ndan (el-Bahru'l-Atlasî) Pirene dağlarına (el-Bürt, el-Bürtât, Pirineos, Pyrenees) kadar olan bu bölgeye Yunanlılar tarafından "Bateka", "İspanya", "Spania" veya "Hispania" adı verilmiştir. Hispania'nın karşılığı olarak ilk defa İslam fethinden sonra


    716 yılında basılmış bir sikke üzerinde görülmüş olan Endelüs adı, beşinci yüzyılda
    İspanya'nın güneyinde kısa süre yerleşmiş olan Vandallar'ın (Vandalus) adından yani, Vandallar'ın yurdu anlamına gelen Vandalucia'dan türemiştir.
    İberya Yarımadası'nda Müslümanların fethettikleri bütün topraklar (bugünkü İspanya, Portekiz ve Güney Fransa), "Müslüman İspanya" kastedilerek Endelüs adıyla anılırken, Hıristiyanların etkili olarak
    1085 yılında başarmaya başladıkları Reconquista (Endülüs'ü Müslümanlardan geri alma hareketi) ile birlikte toprak kaybı hızlandıktan sonra sadece İslam hâkimiyetindeki yerler bu isimle anılır olmuştur.

    İspanya'da İslam hâkimiyetinin Gırnata'da (Granada) Nasrîler'in ortadan kaldırılmasıyla sona ermesinden (897/1492) sonra, Endelüs ismi bugün İspanya'da Andalucia şeklinde ülkenin güneyindeki el-Meriyye (Almeria), Gırnata, Ceyyan (Jaen), Cordoba (Kurtuba), İşbiliyye (Sevilla), Velbe (Huelva), Mâlaga (Malaga) ve Kâdis (Cadiz) vilâyetlerini içine alan bölgenin adı olmuştur. İslam dünyasında ise, İslam fâtihlerinin fethetmiş oldukları bütün batı Avrupa toprakları halen Endelüs adıyla bilinmektedir. Kelimenin farklı dillerde farklı söyleniş şekli vardır. En başta Arapça'da ya da İslam kaynaklarında "el-Endelüs", "Cezîretü'l-Endelüs" (Endülüs Adası), "Cezîretü İşbânya", "Cezîretü'l-Arab" veya kısaca 'el-Cezîre', "İsbânyâ el-Müslime", batı dillerinde ise "Al-Andalus", "Espana Musulmana", "Andalucia Musulmana", "Muslim Spain and Portugal", Türkçe'de ise "Endülüs" şeklinde söylenmektedir. "Hıristiyan İspanya" deyimiyle, fetihten sonra Müslümanlara karşı mücâdeleye başlayarak daha sonra "Reconquista" hareketiyle Endülüs topraklarını geri alan İspanyollar veya İberya Yarımadası devletleri kastedilmektedir. Batı dillerindeki ifadesi "Espana Cristiana", "Christian Spain", "The Christian Kingdoms", "Reyes Catolicos" veya "Reyes Cristiana" şeklindedir.

    ------------------------

    Endülüslü Müslüman Bilim adamları ve bilime katkıları



    Abbas Kasım İbn Firnas (? - 888), Berberi gökbilimci ve şair, İslam bilgini
    Tarihî kaynaklar Endülüslü Firnas'ın da uzun çalışmalar sonunda yeni bir keşifte bulunup bir cihaz yaptığını, üzerine kumaş geçirip kanat yerine büyük kuş kanatları taktığını ve bu âleti çalıştırarak havalanıp uçtuğunu kaydeder Üstelik havada uzun süre kuşlar gibi süzüldüğünü, daha sonra da yavaşça yere indiğini söylerİbn-i Firnas'ın bu başarısı Batı'da uçak yapıp uçmayı başaran Wright Kardeşler'den 1023 yıl öncesine rastlamaktadır
    Diğer çalışmaları

    İbn Firnas'da birçok alanda çalıştı, kimya, fizik, astronomi okudu Astronomi tabloları hazırladı, şiir yazdı, el-Makata adlı saati tasarladı
    Kumdan cam imalatını icad etti ve ayrıca kaya kristallerini kesme yöntemini geliştirdi O zamana kadar sadece Mısırlılar kristal kesmeyi biliyordu Bundan sonra, İspanya Mısır'dan kuartz ihracını bıraktı
    Güneş ve gezegenleri hareket halinde gösteren bir Plenatarium da yapmıştı Bilgin bu cihazla yıldızlarla birlikte bulutu ve şimşekleri de inceliyordu
    Ünlü bilgin ayrıca kendisine has metodlarla bir kısım taşlardan mükemmel cam imal etme usûlünü keşfetmiş, cam sanayiinin de öncüsü olmuştu
    Ayrıca düzeltme kabiliyeti olan camı keşfederek gözlüğün mucidi olduğu kabul edilir
    Bilgin İbn-i Firnas'ın aynı zamanda İslâm musıkîsinin İspanya'da topluma mal edilmesini sağlamıştır
    Libya'da onun onuruna posta pulu basıldıIrak'ta Bağdat Uluslararası Havaalanı'nda onun anısına bir heykel dikildiBağdat'ın kuzeyinde İbn Firnas Havaalanı'na onun adı verildiAy üzerinde güneybatıda King ve Ostwald Kraterlerine yakın bir yerde 89 km çapındaki bir kraterin adı Abbas Ibn Firnas Krateri diye isimlendirildi
    Görüşler

    Prof Dr Philip Hitti 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: İbn Firnas insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir
    Alman bilim tarihi araştırıcısı Sigrid Hunke, İbn- i Firnas'ın yaptığı bu uçakla İkaros'un rüyasını gerçekleştirdiğini dile getirmektedir
    Prof Dr Osman Turan da İbn-i Firnas'ın İslâm medeniyetinde modern havacılığın öncüsü olduğunu dile getirdikten sonra şöyle bir tesbiti de ilâve etmektedir: Daha doğrusu şu dünya tarihinde ilk defa uçmayı gerçekleştiren, uçak yapan bir Müslümandır

    Muhyiddin İbn Arabi

    Abū `Abd Allah Muhammad b `Ali b Muhammad b al-`Arabi al-Hātimī al-Tā’ī (Arapça: أبو عبد الله محمد بن علي بن محمد بن العربي الحاتمي الطائي) Kısaca Muhyiddin ibn Arabi de denir (1165-1239) Ünlü mutasavvıf, İslam düşünürü ve şairidir

    Hayatı


    Muhyiddin İbn-i Arabi, Muvahhidun döneminde 27 Ramazan 560’da Mursiye (Murcia), İspanya’da doğdu Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi (muhtemelen babasının memuriyeti nedeniyle) Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılıyor Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı Dayısı Ebû Müslim el-Havlânî de, kutubların büyüklerinden sayılır
    İlk tahsilini bu şehirde yaptı, uzun bir süre burada kaldı Çocuk yaşlarında 'Ahmed İbnu’l-Esirî' adında genç bir Sufi ile arkadaş oldu İbnu'l-Arabî, bu tahsil sırasında bir aralık Halvet'e çekilmiş her sahada ve özellikle tasavvufî marifetler sahasında hiçbir şey bilmezken ve bu hususta hiçbir kitap da okumadan, keşif ve keramet yoluyla birçok şeylere muttali olarak halvetten çıktı
    Endülüs'de bir süre daha kaldıktan sonra, seyahate çıktı Şam, Bağdad ve Mekke'ye giderek orada bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüştü 1182'de İbn-i Rüşd ile görüştü Bu görüşmeyi eserinde anlatır Bu İbnu Rüşd’ün bilgi'nin akıl yolu'yla elde edileceğini söylemesiyle meşhur olduğu yıllardır 17 yaşındaki genç Muhyiddin gerçek bilgi'nin sadece aklımızdan gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşf yoluyla elde edilebileceğine inanmıştı
    Bu senelerde 'Şekkaz' isminde bir şeyh'le tanıştı Bu zat küçük yaşlardan itibaren ibadete başlayan, Allah korkusu taşıyan, hayatında bir kerecik olsun ‘ben’ dememiş olan ve uzun uzun secde eden bir kimsedir Muhyiddin o ölene kadar onunla sohbete devam etti 1182-1183'de İşbiliyye’ye bağlı Haniyye’de 'Lahmî' isimli bir şeyhden, bu zatın adını taşıyan bir mescidde Kur'an dersi aldı
    1184-1185'de 'Ureynî' isimli bir şeyh’le tanıştı Eserlerinde Ondan ilk hocam diye bahseder, çok faydalandığını söyler 'Ureynî', Ubudiyet [kulluk] meselesinde derin bir bilgiye sahipti Bu yıllar'da 'Martili' adlı bir şeyhten de istifade etti Ureynî O’na:’Sadece Allah’a bak’ derken Martilî‘Sadece Nefsine bak, nefsin hususunda dikkatli ol, ona uyma’ diye öğüt vermişti Martilî’ye bu zıt önerilerin içyüzünü sordu Bu zat, kendi nasihatinin doğruluğunda ısrar edecek yerde, ‘Oğlum, 'Ureynî'’nin gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir Ona uyman lazım Bizim ikimiz de, kendi halimizin gerekli kıldığı yolu sana göstermiştir’ dedi
    Bu yıllar'da İşbiliyye’de Kordovalı Fatma adında yaşlı bir kadına (tanıştıklarında 96 yaşındadır) 14 sene hizmet etti Bu kadın, erkek ve kadınlar arasında müttaki ve mütevekkile olarak temayüz etmişti Çok iyi bir kimseyle evliydi Yüzü o kadar güzeldi ki, İbn Arabi onun yüzüne bakmaktan utanırdı
    1189'da Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefî adında biriyle tanıştı Kendisi doğu İşbiliyye’li olup, Hatve ehlindendi Beş vakit namazını Addis Camii'nde kılardı İbadete aşırı düşkünlüğünden namaz kılmaktan ayakları şişerdi
    Arabi, İşbiliyye’deyken (1190) hastalandı Okuma kabiliyyet'ini kaybetti 2 Yıl bu halde kaldıktan sonra 589'da (Hicri) Sebte Şehri'ne giderek orada ahlak makamına erdiğini söylediği İbnu Cübeyr ile tanıştı Bir süre sonra İşbiliyye’ye döndü Aynı yıl Tlemsen’e geldi Burada Ebu Medyen (ö594)[1] hakkında gördüğü bir rüyayı anlatacaktır
    1196'da Fas’a gitti Orada yaptığı Seyahatler sırasında büyük şöhret kazandı 1198'de tekrar Endülüs’e geçti Gırnata Şehri dolaylarındaki Bağa kasabasında Şekkaz isimli bir şeyhi ziyaret etti Onun Tasavvuf yolu'nda karşılaştığı en yüce kimse olduğunu söyler 1199-1200'de İlk defa Hac için Mekke’ye gitti Orada [el-Kassar] (Yunus ibnu Ebi’l-Hüseyin el-Haşimi el-Abbasi el-Kassar) isimli bir şahıs'la sohbet etti Hac’dan sonra Mağrib’de, oradan da Ebu Medyen’in şehri olan Becaye'de bulundu Bir süre sonra tekrar Mekke’ye geldi ve "Ruhu’l-Quds", "Tacu'r-Rasul" adlı eserler'ini yazdı
    1204'de Medine, Musul, Bağdad'da bulundu Musul'da, "et-Tenezzülatu'l-Musuliyye" yi yazdı Musul’dan ayrıldıktan sonra Konya’ya geldi Orada tanıştığı Sadreddin Konevi’nin dul annesi ile evlendi Konya’da iken "Risaletü’l-Envar" ı yazdı Selçuk Meliki tarafından hürmet ve ikram gördü Sonra Mısır’a geçti Orada Futuhat-ı Mekkiye'deki sözlerinden ötürü Mısır uleması tarafından hakkında verilen idam fetvasıyla yüzyüze gelince gizlice oradan kaçtıTekrar Mekke’ye geldi ve burada bir süre kaldı Mekke'de el-Futuhatu'l-Mekkiyye, Fusus'u rüya'da gördüğü Peygamber'in emriyle ve O'nun istediği şekilde yazdığını, bu eserin önsöz'ünde belirtir "Veliler bilgilerini, peygambere vahyi getiren meleğin aldığı kaynaktan almaktadırlar" Bağdad ve Halep’de bir süre dolaştıktan sonra 612/1215 de tekrar Konya’ya geldi 617 de Şam’a yerleşti Zaman zaman civar şehirlere seyahatler yaptı 638 de 22 REvvel’de (1239) Şam'da öldü Kabri Şam şehri dışında Kasiyun Dağı eteğindedir 1516 yılında Sultan Selim, Şam’ı Osmanlı toprağı yaptığında oraya türbe, camii ve imaret inşa ettirdi Medfun bulunduğu türbenin kubbesinde -İbn Arabi'nin kendisine ait olduğu iddia edilen- 'bütün yüzyıllar yetişdirdikleri büyük insanlarla tanınır, benden sonraki yüzyıllar benimle anılacak' mealindeki bir beyit yazılıdır

    Eserleri

    Nefahat'a göre, Bağdad Uleması’ndan birisi [Muhyiddin ] üzerine bir Kitap Te'lif etmiş ve bu Kitap’ta Musannefat’ının 500’den fazla olduğunu söylemiştir [İbnu'l-Arabî]'nin Eserlerinin sayısı kendine de Malum değildi, denir Hayat’ında Dostlar’ının İsteği üzerine birkaç defa bunların Fihristini yapmak istedi Bu Fihristler birbirinden ayrı 3 yazma halinde bugüne geldi Bugüne gelenlerin bazıları:

    1. Fütûhat-ı Mekkiyye fi Esrâri'l-Mahkiyye ve'l Mülkiye, Kendi el yazısı ile olan nüsha, Türk-İslam Eserleri Müzesi no 1845-1881'dedir Bu Nüsha 31 Cild halinde tertib edilmiştir
    2. Fusûsu'l-Hikem, Türkçe’ye çevrildi Molla Cami, Hoca Muhammed Parsa'nın "Füsûs" için, "can", "Fütûhat" için "gönül" dediğini rivayet eder

    1. Kitabu'l-İsra ilâ Makâmi'l-Esrâ,
    2. Muhadaratü'l-Ebrâr ve Müsameretü'l-Ahyâr,
    3. Kelamu'l-Abâdile,
    4. Tacu'r-Resail ve Minhacu'l-Vesâil,
    5. Mevaqiu'n-Nucûm ve Metali' Ehilletü'l-Esrar ve'l-Ulûm,
    6. Ruhu'l-Quds fi Münasahati'n-Nefs,
    7. et-Tenezzülatü'l-Mevsiliyye fi Esrari't-Taharat ve's-Salavat,
    8. Kitabu'l-Esfar,
    9. el-İsfar an Netaici'l-Esfar,
    10. Divan,
    11. Tercemanu'l-Eşvak,
    12. Kitabu Hidayeti'l-Abdal,
    13. Kitabu Taci't-Terâcim fi İşarati'l-İlm ve Lataifi'l-Fehm,
    14. Kitabu'ş-Şevâhid,
    15. Kitabu İşarati'l-Qur'an fi Âlaimi'l-İnsan,
    16. Kitabu'l-Ba'
    17. Nisabü'l-Hiraq,
    18. Fazlu Şehâdeti't-Tevhîd ve Vasfu Tevhîdi'l-Mükinîn,
    19. Cevâbü's-Sual,
    20. Kitabu'l-Celal ve hüve Kitabu'l-Ezel,

    Zerkali


    Zerkali Endülüslü astronom (1029-1087) Toledo'da bir rasathane kurdurmuş ve 1061-1087 yılları arasında burada yaptığı çalışmaları bir kitapta toplamıştır Bu kitap daha sonra Alfonso Tabloları adıyla anılan eserlerin yapılmasına öncülük edecekti
    Zerkali Endülüste yetişen Ünlü astronomi alimlerinden İsmi, İbrahim bin Yahya et-Tecibi en-Nekkaş olup, künyesi Ebu İshaktır Zerkali diye Ünlü oldu 1029 senesinde Tuleytula şehrinde doğdu Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı Kısa zamanda din ve fen ilimlerini öğrenen Zerkali, astronomi ilminde söz sahibi oldu Astronomi çalışmalarını ve rasadlarının çoğunu Tuleytulada yaptı Ömrünün sonuna doğru Kurtubaya yerleşti ve 1087 senesinde burada vefat etti
    Zerkali, ilk defa Batlamyus'un aksine dünyanın gerçek yörünge noktası hareketini ve güneşin ta'dil merkezinin asırlık değişikliğe bağlı olduğunu keşfederek kanuna bağladı Halbuki, Batlamyus, güneş sisteminin yörünge noktasını sabit ve ta'dil merkezini de değişmez kabul etmişti Güneşin yörünge noktasını 12 saniye kadar doğru bir yön, yani doğudan batıya doğru bir değişiklik vererek güneş için yeni bir teori ortaya atıp değişim merkezindeki düzensizliği de ortadan kaldırdı
    Batlamyus kuramında, Güneşin Yerden en uzak konumu olan günötenin durağan olduğu benimsenmiş ve gözlemlerin bildirdiği farklı veriler gözlem hatalarıyla açıklanmıştı İslâm Dünyasında Sâbit ibn Kurrâ, bu görüşten kuşku duymuş ama bunun yerine daha doyurucu olan başka bir görüş koyamamıştı Zerkâlî ise, günöte noktasının durağan olmadığını ve yılda 12 saniyelik bir açıyla Batıdan Doğuya doğru yer değiştirdiğini öne sürmüştür; ona göre, bu yer değişikliğini, Güneşin yörünge merkezinin bir çember üzerinde dolandığını varsayarak açıklamak mümkündür Böylece Zerkâlî, Batlamyus kuramının doğruluğu konusundaki kuşkuların güçlenmesine neden olmuştur
    Zerkali, Tuleytula adıyla Ünlü olan ilk astronomi cetvellerini düzenledi Güneş, gezegenler ve diğer yıldızların hareketlerini ilgilendiren bu cetveller, kısa zamanda Avrupanın her tarafında kullanılmaya başlandı Sabır ve dikkatle incelemeler yapan Zerkali dünyanın güneşe olan uzaklığını hesapladı Ayrıca bu mesafeyi güneş yörüngesine dayanan gün dönümleri ile gece ve gündüz eşitliğinin prestesyonuna intibak ettirebilmek için Tuleytulada 402den fazla gözlem yaptı vepresesyon vüsatini de aynı tarzda doğru olarak hesapladı
    Zerkalinin hazırladığı Ziyc, 1450 senesinde birçok eksikliklerle Latinceye tercüme edildi Bu tercümenin bir nüshası Paris Kütüphanesinde bulunmaktadır Bu Ziyc, kendisinden sonra yapılan bütün ziyclere esas oldu Tercümenin önsözünde trigonometri cetvellerinin nasıl çıkarıldığı konusunda bilgi verilmiş ve buna bir de sinüs cetveli ilave edilmiştir Eserde ayrıca 35 sabit yıldızın kataloğu ile beraber meyil cetvellerine yer verilmiş ve Safiha Usturlabı hakkında açıklamalar yapılmıştır
    Zerkali çalışmalarında usturlab kullanmıştır Batıda Zerkali Safihası adıyla Ünlü olan alet Afaki bir şekilde, her yerin ufkunu temsil edecek surette ufuk dairesi hareketli yapılmış, menazıri usul ile ayın tutuluş durumu resimlenmiş, dairevi ve safihadan ibarettir Bu aletin özelliklerinden bahseden Zerkalinin risalesi, Kitab-ül Amel Bis-safiha ez-Ziciya, Latince, İbranice ve diğer dillere tercüme edilmiştir Bir örneği Paris Kütüphanesinde mevcut olan alet hakkında Mirim Çelebi, Sultan İkinci Bayezid Hanın emriyle Farsça mükemmel bir eser yazmıştır

    Eserleri

    1. El-Amel-bis-Safihat-iz-Ziciyye,
    2. Et-Tedbir,
    3. El-Medhal ila İlm-in-Nücum,
    4. Risaletün fi Tarikati İstikdam-is-Safihat-il-Müştereke li Cemi-ul Urud




  4. 28.Aralık.2011, 19:25
    2
    Silent and lonely rains



    Endülüs, Müslüman Araplar'ın Güney Batı Avrupa'yı fethinden sonra bu topraklar için kullandıkları coğrafî bir isimdir. Eskiden İberya (Iberic, Iberia, İbâriye) adıyla anılan ve Cebelitarık (Gibraltar)-
    Atlas Okyanusu'ndan (el-Bahru'l-Atlasî) Pirene dağlarına (el-Bürt, el-Bürtât, Pirineos, Pyrenees) kadar olan bu bölgeye Yunanlılar tarafından "Bateka", "İspanya", "Spania" veya "Hispania" adı verilmiştir. Hispania'nın karşılığı olarak ilk defa İslam fethinden sonra


    716 yılında basılmış bir sikke üzerinde görülmüş olan Endelüs adı, beşinci yüzyılda
    İspanya'nın güneyinde kısa süre yerleşmiş olan Vandallar'ın (Vandalus) adından yani, Vandallar'ın yurdu anlamına gelen Vandalucia'dan türemiştir.
    İberya Yarımadası'nda Müslümanların fethettikleri bütün topraklar (bugünkü İspanya, Portekiz ve Güney Fransa), "Müslüman İspanya" kastedilerek Endelüs adıyla anılırken, Hıristiyanların etkili olarak
    1085 yılında başarmaya başladıkları Reconquista (Endülüs'ü Müslümanlardan geri alma hareketi) ile birlikte toprak kaybı hızlandıktan sonra sadece İslam hâkimiyetindeki yerler bu isimle anılır olmuştur.

    İspanya'da İslam hâkimiyetinin Gırnata'da (Granada) Nasrîler'in ortadan kaldırılmasıyla sona ermesinden (897/1492) sonra, Endelüs ismi bugün İspanya'da Andalucia şeklinde ülkenin güneyindeki el-Meriyye (Almeria), Gırnata, Ceyyan (Jaen), Cordoba (Kurtuba), İşbiliyye (Sevilla), Velbe (Huelva), Mâlaga (Malaga) ve Kâdis (Cadiz) vilâyetlerini içine alan bölgenin adı olmuştur. İslam dünyasında ise, İslam fâtihlerinin fethetmiş oldukları bütün batı Avrupa toprakları halen Endelüs adıyla bilinmektedir. Kelimenin farklı dillerde farklı söyleniş şekli vardır. En başta Arapça'da ya da İslam kaynaklarında "el-Endelüs", "Cezîretü'l-Endelüs" (Endülüs Adası), "Cezîretü İşbânya", "Cezîretü'l-Arab" veya kısaca 'el-Cezîre', "İsbânyâ el-Müslime", batı dillerinde ise "Al-Andalus", "Espana Musulmana", "Andalucia Musulmana", "Muslim Spain and Portugal", Türkçe'de ise "Endülüs" şeklinde söylenmektedir. "Hıristiyan İspanya" deyimiyle, fetihten sonra Müslümanlara karşı mücâdeleye başlayarak daha sonra "Reconquista" hareketiyle Endülüs topraklarını geri alan İspanyollar veya İberya Yarımadası devletleri kastedilmektedir. Batı dillerindeki ifadesi "Espana Cristiana", "Christian Spain", "The Christian Kingdoms", "Reyes Catolicos" veya "Reyes Cristiana" şeklindedir.

    ------------------------

    Endülüslü Müslüman Bilim adamları ve bilime katkıları



    Abbas Kasım İbn Firnas (? - 888), Berberi gökbilimci ve şair, İslam bilgini
    Tarihî kaynaklar Endülüslü Firnas'ın da uzun çalışmalar sonunda yeni bir keşifte bulunup bir cihaz yaptığını, üzerine kumaş geçirip kanat yerine büyük kuş kanatları taktığını ve bu âleti çalıştırarak havalanıp uçtuğunu kaydeder Üstelik havada uzun süre kuşlar gibi süzüldüğünü, daha sonra da yavaşça yere indiğini söylerİbn-i Firnas'ın bu başarısı Batı'da uçak yapıp uçmayı başaran Wright Kardeşler'den 1023 yıl öncesine rastlamaktadır
    Diğer çalışmaları

    İbn Firnas'da birçok alanda çalıştı, kimya, fizik, astronomi okudu Astronomi tabloları hazırladı, şiir yazdı, el-Makata adlı saati tasarladı
    Kumdan cam imalatını icad etti ve ayrıca kaya kristallerini kesme yöntemini geliştirdi O zamana kadar sadece Mısırlılar kristal kesmeyi biliyordu Bundan sonra, İspanya Mısır'dan kuartz ihracını bıraktı
    Güneş ve gezegenleri hareket halinde gösteren bir Plenatarium da yapmıştı Bilgin bu cihazla yıldızlarla birlikte bulutu ve şimşekleri de inceliyordu
    Ünlü bilgin ayrıca kendisine has metodlarla bir kısım taşlardan mükemmel cam imal etme usûlünü keşfetmiş, cam sanayiinin de öncüsü olmuştu
    Ayrıca düzeltme kabiliyeti olan camı keşfederek gözlüğün mucidi olduğu kabul edilir
    Bilgin İbn-i Firnas'ın aynı zamanda İslâm musıkîsinin İspanya'da topluma mal edilmesini sağlamıştır
    Libya'da onun onuruna posta pulu basıldıIrak'ta Bağdat Uluslararası Havaalanı'nda onun anısına bir heykel dikildiBağdat'ın kuzeyinde İbn Firnas Havaalanı'na onun adı verildiAy üzerinde güneybatıda King ve Ostwald Kraterlerine yakın bir yerde 89 km çapındaki bir kraterin adı Abbas Ibn Firnas Krateri diye isimlendirildi
    Görüşler

    Prof Dr Philip Hitti 'Arap Tarihi' adlı eserinde şöyle der: İbn Firnas insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir
    Alman bilim tarihi araştırıcısı Sigrid Hunke, İbn- i Firnas'ın yaptığı bu uçakla İkaros'un rüyasını gerçekleştirdiğini dile getirmektedir
    Prof Dr Osman Turan da İbn-i Firnas'ın İslâm medeniyetinde modern havacılığın öncüsü olduğunu dile getirdikten sonra şöyle bir tesbiti de ilâve etmektedir: Daha doğrusu şu dünya tarihinde ilk defa uçmayı gerçekleştiren, uçak yapan bir Müslümandır

    Muhyiddin İbn Arabi

    Abū `Abd Allah Muhammad b `Ali b Muhammad b al-`Arabi al-Hātimī al-Tā’ī (Arapça: أبو عبد الله محمد بن علي بن محمد بن العربي الحاتمي الطائي) Kısaca Muhyiddin ibn Arabi de denir (1165-1239) Ünlü mutasavvıf, İslam düşünürü ve şairidir

    Hayatı


    Muhyiddin İbn-i Arabi, Muvahhidun döneminde 27 Ramazan 560’da Mursiye (Murcia), İspanya’da doğdu Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi (muhtemelen babasının memuriyeti nedeniyle) Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılıyor Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı Dayısı Ebû Müslim el-Havlânî de, kutubların büyüklerinden sayılır
    İlk tahsilini bu şehirde yaptı, uzun bir süre burada kaldı Çocuk yaşlarında 'Ahmed İbnu’l-Esirî' adında genç bir Sufi ile arkadaş oldu İbnu'l-Arabî, bu tahsil sırasında bir aralık Halvet'e çekilmiş her sahada ve özellikle tasavvufî marifetler sahasında hiçbir şey bilmezken ve bu hususta hiçbir kitap da okumadan, keşif ve keramet yoluyla birçok şeylere muttali olarak halvetten çıktı
    Endülüs'de bir süre daha kaldıktan sonra, seyahate çıktı Şam, Bağdad ve Mekke'ye giderek orada bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüştü 1182'de İbn-i Rüşd ile görüştü Bu görüşmeyi eserinde anlatır Bu İbnu Rüşd’ün bilgi'nin akıl yolu'yla elde edileceğini söylemesiyle meşhur olduğu yıllardır 17 yaşındaki genç Muhyiddin gerçek bilgi'nin sadece aklımızdan gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşf yoluyla elde edilebileceğine inanmıştı
    Bu senelerde 'Şekkaz' isminde bir şeyh'le tanıştı Bu zat küçük yaşlardan itibaren ibadete başlayan, Allah korkusu taşıyan, hayatında bir kerecik olsun ‘ben’ dememiş olan ve uzun uzun secde eden bir kimsedir Muhyiddin o ölene kadar onunla sohbete devam etti 1182-1183'de İşbiliyye’ye bağlı Haniyye’de 'Lahmî' isimli bir şeyhden, bu zatın adını taşıyan bir mescidde Kur'an dersi aldı
    1184-1185'de 'Ureynî' isimli bir şeyh’le tanıştı Eserlerinde Ondan ilk hocam diye bahseder, çok faydalandığını söyler 'Ureynî', Ubudiyet [kulluk] meselesinde derin bir bilgiye sahipti Bu yıllar'da 'Martili' adlı bir şeyhten de istifade etti Ureynî O’na:’Sadece Allah’a bak’ derken Martilî‘Sadece Nefsine bak, nefsin hususunda dikkatli ol, ona uyma’ diye öğüt vermişti Martilî’ye bu zıt önerilerin içyüzünü sordu Bu zat, kendi nasihatinin doğruluğunda ısrar edecek yerde, ‘Oğlum, 'Ureynî'’nin gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir Ona uyman lazım Bizim ikimiz de, kendi halimizin gerekli kıldığı yolu sana göstermiştir’ dedi
    Bu yıllar'da İşbiliyye’de Kordovalı Fatma adında yaşlı bir kadına (tanıştıklarında 96 yaşındadır) 14 sene hizmet etti Bu kadın, erkek ve kadınlar arasında müttaki ve mütevekkile olarak temayüz etmişti Çok iyi bir kimseyle evliydi Yüzü o kadar güzeldi ki, İbn Arabi onun yüzüne bakmaktan utanırdı
    1189'da Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefî adında biriyle tanıştı Kendisi doğu İşbiliyye’li olup, Hatve ehlindendi Beş vakit namazını Addis Camii'nde kılardı İbadete aşırı düşkünlüğünden namaz kılmaktan ayakları şişerdi
    Arabi, İşbiliyye’deyken (1190) hastalandı Okuma kabiliyyet'ini kaybetti 2 Yıl bu halde kaldıktan sonra 589'da (Hicri) Sebte Şehri'ne giderek orada ahlak makamına erdiğini söylediği İbnu Cübeyr ile tanıştı Bir süre sonra İşbiliyye’ye döndü Aynı yıl Tlemsen’e geldi Burada Ebu Medyen (ö594)[1] hakkında gördüğü bir rüyayı anlatacaktır
    1196'da Fas’a gitti Orada yaptığı Seyahatler sırasında büyük şöhret kazandı 1198'de tekrar Endülüs’e geçti Gırnata Şehri dolaylarındaki Bağa kasabasında Şekkaz isimli bir şeyhi ziyaret etti Onun Tasavvuf yolu'nda karşılaştığı en yüce kimse olduğunu söyler 1199-1200'de İlk defa Hac için Mekke’ye gitti Orada [el-Kassar] (Yunus ibnu Ebi’l-Hüseyin el-Haşimi el-Abbasi el-Kassar) isimli bir şahıs'la sohbet etti Hac’dan sonra Mağrib’de, oradan da Ebu Medyen’in şehri olan Becaye'de bulundu Bir süre sonra tekrar Mekke’ye geldi ve "Ruhu’l-Quds", "Tacu'r-Rasul" adlı eserler'ini yazdı
    1204'de Medine, Musul, Bağdad'da bulundu Musul'da, "et-Tenezzülatu'l-Musuliyye" yi yazdı Musul’dan ayrıldıktan sonra Konya’ya geldi Orada tanıştığı Sadreddin Konevi’nin dul annesi ile evlendi Konya’da iken "Risaletü’l-Envar" ı yazdı Selçuk Meliki tarafından hürmet ve ikram gördü Sonra Mısır’a geçti Orada Futuhat-ı Mekkiye'deki sözlerinden ötürü Mısır uleması tarafından hakkında verilen idam fetvasıyla yüzyüze gelince gizlice oradan kaçtıTekrar Mekke’ye geldi ve burada bir süre kaldı Mekke'de el-Futuhatu'l-Mekkiyye, Fusus'u rüya'da gördüğü Peygamber'in emriyle ve O'nun istediği şekilde yazdığını, bu eserin önsöz'ünde belirtir "Veliler bilgilerini, peygambere vahyi getiren meleğin aldığı kaynaktan almaktadırlar" Bağdad ve Halep’de bir süre dolaştıktan sonra 612/1215 de tekrar Konya’ya geldi 617 de Şam’a yerleşti Zaman zaman civar şehirlere seyahatler yaptı 638 de 22 REvvel’de (1239) Şam'da öldü Kabri Şam şehri dışında Kasiyun Dağı eteğindedir 1516 yılında Sultan Selim, Şam’ı Osmanlı toprağı yaptığında oraya türbe, camii ve imaret inşa ettirdi Medfun bulunduğu türbenin kubbesinde -İbn Arabi'nin kendisine ait olduğu iddia edilen- 'bütün yüzyıllar yetişdirdikleri büyük insanlarla tanınır, benden sonraki yüzyıllar benimle anılacak' mealindeki bir beyit yazılıdır

    Eserleri

    Nefahat'a göre, Bağdad Uleması’ndan birisi [Muhyiddin ] üzerine bir Kitap Te'lif etmiş ve bu Kitap’ta Musannefat’ının 500’den fazla olduğunu söylemiştir [İbnu'l-Arabî]'nin Eserlerinin sayısı kendine de Malum değildi, denir Hayat’ında Dostlar’ının İsteği üzerine birkaç defa bunların Fihristini yapmak istedi Bu Fihristler birbirinden ayrı 3 yazma halinde bugüne geldi Bugüne gelenlerin bazıları:

    1. Fütûhat-ı Mekkiyye fi Esrâri'l-Mahkiyye ve'l Mülkiye, Kendi el yazısı ile olan nüsha, Türk-İslam Eserleri Müzesi no 1845-1881'dedir Bu Nüsha 31 Cild halinde tertib edilmiştir
    2. Fusûsu'l-Hikem, Türkçe’ye çevrildi Molla Cami, Hoca Muhammed Parsa'nın "Füsûs" için, "can", "Fütûhat" için "gönül" dediğini rivayet eder

    1. Kitabu'l-İsra ilâ Makâmi'l-Esrâ,
    2. Muhadaratü'l-Ebrâr ve Müsameretü'l-Ahyâr,
    3. Kelamu'l-Abâdile,
    4. Tacu'r-Resail ve Minhacu'l-Vesâil,
    5. Mevaqiu'n-Nucûm ve Metali' Ehilletü'l-Esrar ve'l-Ulûm,
    6. Ruhu'l-Quds fi Münasahati'n-Nefs,
    7. et-Tenezzülatü'l-Mevsiliyye fi Esrari't-Taharat ve's-Salavat,
    8. Kitabu'l-Esfar,
    9. el-İsfar an Netaici'l-Esfar,
    10. Divan,
    11. Tercemanu'l-Eşvak,
    12. Kitabu Hidayeti'l-Abdal,
    13. Kitabu Taci't-Terâcim fi İşarati'l-İlm ve Lataifi'l-Fehm,
    14. Kitabu'ş-Şevâhid,
    15. Kitabu İşarati'l-Qur'an fi Âlaimi'l-İnsan,
    16. Kitabu'l-Ba'
    17. Nisabü'l-Hiraq,
    18. Fazlu Şehâdeti't-Tevhîd ve Vasfu Tevhîdi'l-Mükinîn,
    19. Cevâbü's-Sual,
    20. Kitabu'l-Celal ve hüve Kitabu'l-Ezel,

    Zerkali


    Zerkali Endülüslü astronom (1029-1087) Toledo'da bir rasathane kurdurmuş ve 1061-1087 yılları arasında burada yaptığı çalışmaları bir kitapta toplamıştır Bu kitap daha sonra Alfonso Tabloları adıyla anılan eserlerin yapılmasına öncülük edecekti
    Zerkali Endülüste yetişen Ünlü astronomi alimlerinden İsmi, İbrahim bin Yahya et-Tecibi en-Nekkaş olup, künyesi Ebu İshaktır Zerkali diye Ünlü oldu 1029 senesinde Tuleytula şehrinde doğdu Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı Kısa zamanda din ve fen ilimlerini öğrenen Zerkali, astronomi ilminde söz sahibi oldu Astronomi çalışmalarını ve rasadlarının çoğunu Tuleytulada yaptı Ömrünün sonuna doğru Kurtubaya yerleşti ve 1087 senesinde burada vefat etti
    Zerkali, ilk defa Batlamyus'un aksine dünyanın gerçek yörünge noktası hareketini ve güneşin ta'dil merkezinin asırlık değişikliğe bağlı olduğunu keşfederek kanuna bağladı Halbuki, Batlamyus, güneş sisteminin yörünge noktasını sabit ve ta'dil merkezini de değişmez kabul etmişti Güneşin yörünge noktasını 12 saniye kadar doğru bir yön, yani doğudan batıya doğru bir değişiklik vererek güneş için yeni bir teori ortaya atıp değişim merkezindeki düzensizliği de ortadan kaldırdı
    Batlamyus kuramında, Güneşin Yerden en uzak konumu olan günötenin durağan olduğu benimsenmiş ve gözlemlerin bildirdiği farklı veriler gözlem hatalarıyla açıklanmıştı İslâm Dünyasında Sâbit ibn Kurrâ, bu görüşten kuşku duymuş ama bunun yerine daha doyurucu olan başka bir görüş koyamamıştı Zerkâlî ise, günöte noktasının durağan olmadığını ve yılda 12 saniyelik bir açıyla Batıdan Doğuya doğru yer değiştirdiğini öne sürmüştür; ona göre, bu yer değişikliğini, Güneşin yörünge merkezinin bir çember üzerinde dolandığını varsayarak açıklamak mümkündür Böylece Zerkâlî, Batlamyus kuramının doğruluğu konusundaki kuşkuların güçlenmesine neden olmuştur
    Zerkali, Tuleytula adıyla Ünlü olan ilk astronomi cetvellerini düzenledi Güneş, gezegenler ve diğer yıldızların hareketlerini ilgilendiren bu cetveller, kısa zamanda Avrupanın her tarafında kullanılmaya başlandı Sabır ve dikkatle incelemeler yapan Zerkali dünyanın güneşe olan uzaklığını hesapladı Ayrıca bu mesafeyi güneş yörüngesine dayanan gün dönümleri ile gece ve gündüz eşitliğinin prestesyonuna intibak ettirebilmek için Tuleytulada 402den fazla gözlem yaptı vepresesyon vüsatini de aynı tarzda doğru olarak hesapladı
    Zerkalinin hazırladığı Ziyc, 1450 senesinde birçok eksikliklerle Latinceye tercüme edildi Bu tercümenin bir nüshası Paris Kütüphanesinde bulunmaktadır Bu Ziyc, kendisinden sonra yapılan bütün ziyclere esas oldu Tercümenin önsözünde trigonometri cetvellerinin nasıl çıkarıldığı konusunda bilgi verilmiş ve buna bir de sinüs cetveli ilave edilmiştir Eserde ayrıca 35 sabit yıldızın kataloğu ile beraber meyil cetvellerine yer verilmiş ve Safiha Usturlabı hakkında açıklamalar yapılmıştır
    Zerkali çalışmalarında usturlab kullanmıştır Batıda Zerkali Safihası adıyla Ünlü olan alet Afaki bir şekilde, her yerin ufkunu temsil edecek surette ufuk dairesi hareketli yapılmış, menazıri usul ile ayın tutuluş durumu resimlenmiş, dairevi ve safihadan ibarettir Bu aletin özelliklerinden bahseden Zerkalinin risalesi, Kitab-ül Amel Bis-safiha ez-Ziciya, Latince, İbranice ve diğer dillere tercüme edilmiştir Bir örneği Paris Kütüphanesinde mevcut olan alet hakkında Mirim Çelebi, Sultan İkinci Bayezid Hanın emriyle Farsça mükemmel bir eser yazmıştır

    Eserleri

    1. El-Amel-bis-Safihat-iz-Ziciyye,
    2. Et-Tedbir,
    3. El-Medhal ila İlm-in-Nücum,
    4. Risaletün fi Tarikati İstikdam-is-Safihat-il-Müştereke li Cemi-ul Urud




  5. 28.Aralık.2011, 19:25
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: endülüslü müslüman bilgin araplar hakkında bilgi arıyorum?

    İbn Rüşd

    İbn Rüşd ( Arapça: ابن رشد; Künyesi Ebū 'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d 1126 - ö 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci ve hekim, bir felsefe, fıkıh, matematik ve tıp alimi Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü

    Hayatı

    İbn Rüşd, Maliki mezhebinden fakihler yetiştirmiş bir aileden gelir; dedesi Ebu El-Velid Muhammed (ö 1126) Murabıtlar hanedanının Kurtuba'daki en yüksek dereceli hakimiydi Babası Ebu El-Kasım Ahmed, aynı makamı Muvahhidler'in 1146'daki hakimiyetine kadar işgal etti
    Yusuf el-Mansur'un veziri İbn Tufeyl (Batı'da bilinen adıyla Abubacer) tarafından sarayla ve büyük İslam hekimlerinden, sonradan arkadaşı olacak İbn Zuhr (Avenzoar) ile tanıştırıldı 1160'ta Sevilla kadısı oldu ve hizmeti boyunca Sevilla, Kurtuba ve Fas'ta birçok davaya baktı
    Aristo'nun eserlerine şerhler ve bir tıp ansiklopedisi yazdı Eserlerini 1200lerde, Yakob Anatoli Arapça'dan İbranice'ye tercüme etti
    En önemli orijinal felsefî eseri Tehâfüt-ül Tehâfüt (Çelişkilerin Çelişkileri / İnsicamsızlığın İnsicamsızlığı) ismini taşır ve Gazali'nin Tehâfüt-ül Felâsife (Felsefelerin Çelişkileri / Felsefelerin İnsicamsızlığı) isimli kitabındaki kendiyle çelişme ve İslama mugayir olma iddialarına karşı Aristo felsefesini savunur Faslu'l-makâl ve el-Keşf an minhâci'l-edille isimli iki risalesi de felsefe-din ilişkilerini konu alır
    Endülüs'ü 12 yüzyılın sonralarında yayilan fanatiklik dalgasıyla, sahip olduğu bağlantılar kendisini siyasî problemlerden uzak tutamamış ve Kurtuba yakınlarında bir yerde tecrit edilmiş ve ölümünden kısa süre önce Fas'a gidinceye dek gözetim altında tutulmuştur Mantık ve Metafizik alanında verdiği eserlerin çoğu müteakip sansür döneminde kaybolmuştur

    İbn Rüşd Felsefesi

    İbn Rüşd'e göre, felsefe öğrenmek dini bir zorunluluktur Din, var olanlara akılla bakmayı ve değerlendirmeyi zorunlu tutumaktadır Başka dinlerin ve ideolojilerin fikirlerini öğrenmek de aynı şekilde zorunludur Gerçek her nerede ise alınır ve yararlanılır Eskilerin kitaplarındaki bilgilerle, dinin bildirdikleri amaç bakımından benzemektedirler
    İbn Rüşd, felsefe ile uğraşanların ve olaylara akılcı açıdan bakanların sapıttıklarını ileri sürenleri eleştirir Ona göre, akıl ve felsefe, gerçeğe ulaştırıcı en önemli yaşamsal enstrümanlardır
    Ona göre İslam'la felsefe arasında bir çatışma yoktur Kişinin hem felsefe, hem din yoluyla doğruya ulaşabileceğini düşünmüştür Kainatın ebediyetine ve formların ezeliyetine (pre-extant) inanırdı
    Felsefenin temel konusunun varlık olduğunu, felsefenin varolanı, genel bir bütünlük içinde insana verileni incelemeye, açıklamaya çalıştığını savunan İbn Rüşt, bütün varlık türlerinin en tepesinde bulunan yüce bir varlık olarak Allah'a yalnızca var olandan, beş duyu ile algılanıp akıl ilkeleri ile açıklanan varlıklardan yola çıkarak gidebileceğimizi belirtmiştir Felsefenin, varlık kavramı altında toplanan bütün nesneleri konu edinen disiplin olduğunu belirtmiştir Bu nedenle düşünce sisteminde felsefe, teolojiden önce gelir Bununlu birlikte, felsefe ve teolojiden her birinin kendisine özgü bir fonksiyonu olduğunu söylemiştir
    Önemi

    İbn Rüşt en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş, tercüme ve şerhleriyle ünlüdür 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp, incelenmiyorlardı Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşt'ün eserlerinin 12 yüzyıl başlarında Latince'ye tercümesiyle başlamıştır
    İbn Rüşt'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde, erişemediği "Politika" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır Eserlerinin İbranice tercümeleri de, İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır İbn Rüşt'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten, Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren [Brabant'lı Siger], Thomas Aquinas ve (bilhassa Paris Üniversitesi'ndeki) diğerleri tarafından özümsenmiştir Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine "Şârih" (Yorumcu) ve Aristo'ya da "Filozof" diyecek yüksek derecede önem veriyorlardı İslam dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının gurubunu işaret etmiştir
    Edebiyatta İbn Rüşt

    Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü, Dante İbn Rüşt'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber, "iltifatın üne borçlu olunduğu" Limbo'da tasvir etmiştir
    İbn Rüşt, Jorge Luis Borges'in "İbn Rüşt'ün Arayışı" isimli hikâyesinde trajedi ve komedi kelimelerinin anlamlarını ararken resmedilir
    Bazı Eserleri

    Felsefe üzerine iki eseri vardır bunlar; Tehafütü't Tehafüt ve Makela fı'l Mizac


    İbn-i Cübeyr

    Gerçek adı; Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani Ortaçağ Endülüs asıllı şair ve yazar olarak ün yapmıştır, 539 yahut 540/1144 veya 1145 yılında İspanya'nın Valensiya veya Hatib şehrinde dünyaya geldi Eldeki kaynaklara göre 740 yılında İspanya'ya gelen arap kabilelerinden birine mensuptu Babasının kültürlü ve üst düzey bir devlet memuru olduğu, kendisinin de bir süre Muvahhidler'den bir emirin sekreterliği ile Granada valisinin nezninde katiplik yaptığı bilinmektedir
    1 Şubat 1183'de hacca gitmek üzere Granada'dan yola çıktı Ceuta ve İskenderiye üzerinden Kahire ve oradan yukarı Nil'deki Kus'a kadar dolaştı, yolculuğunu çöl üzerinden Ayzab, Kızıl Deniz, Cidde oradan Mekke'ye geçti Mekke'de sekiz ay kaldı Daha sonra Medine'ye geçti burda da bir süre kaldıktan sonra bir kervana katılarak çöl üzerinden Bağdat, Musul ve Kuzey Suriye'yi dolaşıp, Halep üzerinden Şam'a geçti Orada iki ay kaldıktan sonra Kudüs Krallığı'na gitmek için yola çıktı, Sur (Tiros)dan Ceneviz gemisi ile Akka'ya gitti 1184 yılında zor şartlarla Mesina'ya ulaştı Hava şartlar yüzünden birsüre Mesina'da kaldı ve 25 Nisan 1185'de Granada'ya döndü İbni Cübeyr'in yolculuğu sırasında ona arkadaşı doktor Ebü Cafer Ahmet el-Kuday eşlik etti

    İbn-i Cübeyr daha sonra 1189-1191 yıllarında ikinci bir hac yolculuğuna çıktı Bu seyahat ile ilgili detaylı bilgi yoktur Arkasından 1217 yılında üçüncü bir hac yolculuğuna daha çıktı ve bu seyahatinde İskenderiye'den ilerisine gidemedi ve orada öldü

    Eserleri

    Endülüs'ten Kutsal Topraklara [Seyahatname]

    İbn-i Tufeyl

    Endülüslü hekim, hukukçu ve filozof Tam adı Ebu Bekir Muhammad ibn Abdul Malik İbn Muhammed İbn Tufeyl el-Kaisi el-Endulusi'dir Latin dünyasında Abubacer olarak da bilinir Tanınmış İslam filozoflarındandır
    Granada yakınlarındaki Guadiks'de doğdu ve İbn-i Bacce tarafından eğitildi Fas'da vefat etti
    Tufeyl Hayy bin Yakzan adlı felsefi romanın yazarıdır Eserde bir adada tek başına kalan bir adamın hakikati keşfi anlatılır Bu eseri önemli kılan noktalardan biri İslam felsefesinde ve dönemin doğabilimcilerinde sıklıkla karşılaşılan evrim fikrini içermesidir Tufeyl eserde kendi evrim kuramını da şekillendirmiştir

    İbn Tufeyl, 1106’da Gırnata yakınlarında Vadiü’l-Aş’ta doğdu, 1186’da Merakeş’te öldü İşraki felsefesinin Endülüs’teki en önemli temsilcilerinden biridir Uğraştığı ve önemli eserler verdiği başlıca konular tıp,felsefe ve gökbilimdi Günümüze ulaşan ve bütün dünyada tanınmasını sağlayan eseri ise Hayy bin Yakzan ya da diğer adıyla Esrarü’l-Hikmeti’l-Meşrikiye’dir Dünya da felsefi romanın ilk örneği ve ilk “robinsonad” olan Hayy bin Yakzan, 14 yüzyıldan başlayarak dünyanın bütün belli başlı dillerine çevrilmiş, başta Robinson Crusoe’nun yazarı Daniel Defoe olmak üzere birçok Batılı sanatçı ve düşünürü etkilemiştir İbn Tufeyl’in yaşadığı dönemde (12 yy) özellikle Endülüs’te pozitif bilimlerin yanında beşeri bilimler oldukça ilerlemişti Ortaçağ Hıristiyan batı dünyasının aksine İslam-Endülüs toplumunda bilimsel bilgilerin Kur’an la uyuşacağına dair bir inanç vardı Bu nedenle Endülüs’te gayri müslimlerin bilime olan katkılarına sırt çevrilmemekle birlikte Kur’an da ki hakikatler çerçevesinde bilime katkılar yapılıyordu Özellikle tasavvuf alanında oldukça ilerlemiş olan Endülüs toplumu İbn Harabi, İbn Rüşt, İbn Tufeyl gibi mutasavvıflar yetiştirmiş ve bunların görüşlerinin etkisinde kalmıştır Filozofların temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim e göre Allah’ın ilk yaratığı, yaratığın tohumu olan “akıl”; son yaratığı ise bu tohumun sahibi olan “insan” dır Yaratığın amacı insandır ve insanda ruhun erdemi nedeniyle insandır İnsan vücuduyla maddi dünyaya ruhi ile de manevi dünyaya bağlıdır İnsan, yeryüzünde Allah’ın temsilcisidir ve yaratılmış her şey insanın kullanımına tabii kılınmıştır Bu temsilciliğin sorumluluğu da bütün insanlığa aittir Bütün insanlık; her insanın kendisinde mevcut potansiyele ve olanakları harekete geçirmek ve onarlı gerçekleştirmek fırsatına sahip olduğunu göstermek gibi bir kolektif sorumluluk altındadır

    İbni Meserre

    İbni Meserre (asıl adı Muhammet Bin Abdullah el-Cebeli) (d 883, Kurtuba - ö 931, Marakeş), Endülüslü Arap filozofu
    Babasıyla birlikte Mekke'ye giden İbni Meserre, babası ölünce İspanya'ya dönerek, müritleriyle bir zaviyeye çekilmiş, görüşleri tepki görünce Mısır ve Mekke'de yaşayıp ömrünün sonuna doğru Kurtuba'ya dönmüştür
    İbni Meserre'nin Mutezile mezhebine bağlanan görüşlerine göre, Tanrı her çeşit tanım ve niteliğin üstünde, yüce bir varlıktır Tanrı, bütün bilgileri akıla vermiştir; akıl, bu bilgileri nefs-i küll'e aktarır Doğa, nefs-i küll'den doğar Nefs-i küll ile doğanın birleşmesiyse, cism-i küll'ü oluşturur İnsan davranış ve eylemleri Tanrı'ya bağlanmaz; kendi isteğinin sonucudur Her oluş belli bir zaman içindedir ve Tanrı isteğinden bağımsızdır Ölümden sonra ödüllendirilme ya da cezalandırılma söz konusu değildir Ölüm, ruhun kaynağına dönüşüdür
    alıntı...



  6. 28.Aralık.2011, 19:25
    3
    Silent and lonely rains
    İbn Rüşd

    İbn Rüşd ( Arapça: ابن رشد; Künyesi Ebū 'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d 1126 - ö 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci ve hekim, bir felsefe, fıkıh, matematik ve tıp alimi Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü

    Hayatı

    İbn Rüşd, Maliki mezhebinden fakihler yetiştirmiş bir aileden gelir; dedesi Ebu El-Velid Muhammed (ö 1126) Murabıtlar hanedanının Kurtuba'daki en yüksek dereceli hakimiydi Babası Ebu El-Kasım Ahmed, aynı makamı Muvahhidler'in 1146'daki hakimiyetine kadar işgal etti
    Yusuf el-Mansur'un veziri İbn Tufeyl (Batı'da bilinen adıyla Abubacer) tarafından sarayla ve büyük İslam hekimlerinden, sonradan arkadaşı olacak İbn Zuhr (Avenzoar) ile tanıştırıldı 1160'ta Sevilla kadısı oldu ve hizmeti boyunca Sevilla, Kurtuba ve Fas'ta birçok davaya baktı
    Aristo'nun eserlerine şerhler ve bir tıp ansiklopedisi yazdı Eserlerini 1200lerde, Yakob Anatoli Arapça'dan İbranice'ye tercüme etti
    En önemli orijinal felsefî eseri Tehâfüt-ül Tehâfüt (Çelişkilerin Çelişkileri / İnsicamsızlığın İnsicamsızlığı) ismini taşır ve Gazali'nin Tehâfüt-ül Felâsife (Felsefelerin Çelişkileri / Felsefelerin İnsicamsızlığı) isimli kitabındaki kendiyle çelişme ve İslama mugayir olma iddialarına karşı Aristo felsefesini savunur Faslu'l-makâl ve el-Keşf an minhâci'l-edille isimli iki risalesi de felsefe-din ilişkilerini konu alır
    Endülüs'ü 12 yüzyılın sonralarında yayilan fanatiklik dalgasıyla, sahip olduğu bağlantılar kendisini siyasî problemlerden uzak tutamamış ve Kurtuba yakınlarında bir yerde tecrit edilmiş ve ölümünden kısa süre önce Fas'a gidinceye dek gözetim altında tutulmuştur Mantık ve Metafizik alanında verdiği eserlerin çoğu müteakip sansür döneminde kaybolmuştur

    İbn Rüşd Felsefesi

    İbn Rüşd'e göre, felsefe öğrenmek dini bir zorunluluktur Din, var olanlara akılla bakmayı ve değerlendirmeyi zorunlu tutumaktadır Başka dinlerin ve ideolojilerin fikirlerini öğrenmek de aynı şekilde zorunludur Gerçek her nerede ise alınır ve yararlanılır Eskilerin kitaplarındaki bilgilerle, dinin bildirdikleri amaç bakımından benzemektedirler
    İbn Rüşd, felsefe ile uğraşanların ve olaylara akılcı açıdan bakanların sapıttıklarını ileri sürenleri eleştirir Ona göre, akıl ve felsefe, gerçeğe ulaştırıcı en önemli yaşamsal enstrümanlardır
    Ona göre İslam'la felsefe arasında bir çatışma yoktur Kişinin hem felsefe, hem din yoluyla doğruya ulaşabileceğini düşünmüştür Kainatın ebediyetine ve formların ezeliyetine (pre-extant) inanırdı
    Felsefenin temel konusunun varlık olduğunu, felsefenin varolanı, genel bir bütünlük içinde insana verileni incelemeye, açıklamaya çalıştığını savunan İbn Rüşt, bütün varlık türlerinin en tepesinde bulunan yüce bir varlık olarak Allah'a yalnızca var olandan, beş duyu ile algılanıp akıl ilkeleri ile açıklanan varlıklardan yola çıkarak gidebileceğimizi belirtmiştir Felsefenin, varlık kavramı altında toplanan bütün nesneleri konu edinen disiplin olduğunu belirtmiştir Bu nedenle düşünce sisteminde felsefe, teolojiden önce gelir Bununlu birlikte, felsefe ve teolojiden her birinin kendisine özgü bir fonksiyonu olduğunu söylemiştir
    Önemi

    İbn Rüşt en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş, tercüme ve şerhleriyle ünlüdür 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp, incelenmiyorlardı Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşt'ün eserlerinin 12 yüzyıl başlarında Latince'ye tercümesiyle başlamıştır
    İbn Rüşt'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde, erişemediği "Politika" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır Eserlerinin İbranice tercümeleri de, İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır İbn Rüşt'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten, Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren [Brabant'lı Siger], Thomas Aquinas ve (bilhassa Paris Üniversitesi'ndeki) diğerleri tarafından özümsenmiştir Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine "Şârih" (Yorumcu) ve Aristo'ya da "Filozof" diyecek yüksek derecede önem veriyorlardı İslam dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının gurubunu işaret etmiştir
    Edebiyatta İbn Rüşt

    Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü, Dante İbn Rüşt'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber, "iltifatın üne borçlu olunduğu" Limbo'da tasvir etmiştir
    İbn Rüşt, Jorge Luis Borges'in "İbn Rüşt'ün Arayışı" isimli hikâyesinde trajedi ve komedi kelimelerinin anlamlarını ararken resmedilir
    Bazı Eserleri

    Felsefe üzerine iki eseri vardır bunlar; Tehafütü't Tehafüt ve Makela fı'l Mizac


    İbn-i Cübeyr

    Gerçek adı; Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani Ortaçağ Endülüs asıllı şair ve yazar olarak ün yapmıştır, 539 yahut 540/1144 veya 1145 yılında İspanya'nın Valensiya veya Hatib şehrinde dünyaya geldi Eldeki kaynaklara göre 740 yılında İspanya'ya gelen arap kabilelerinden birine mensuptu Babasının kültürlü ve üst düzey bir devlet memuru olduğu, kendisinin de bir süre Muvahhidler'den bir emirin sekreterliği ile Granada valisinin nezninde katiplik yaptığı bilinmektedir
    1 Şubat 1183'de hacca gitmek üzere Granada'dan yola çıktı Ceuta ve İskenderiye üzerinden Kahire ve oradan yukarı Nil'deki Kus'a kadar dolaştı, yolculuğunu çöl üzerinden Ayzab, Kızıl Deniz, Cidde oradan Mekke'ye geçti Mekke'de sekiz ay kaldı Daha sonra Medine'ye geçti burda da bir süre kaldıktan sonra bir kervana katılarak çöl üzerinden Bağdat, Musul ve Kuzey Suriye'yi dolaşıp, Halep üzerinden Şam'a geçti Orada iki ay kaldıktan sonra Kudüs Krallığı'na gitmek için yola çıktı, Sur (Tiros)dan Ceneviz gemisi ile Akka'ya gitti 1184 yılında zor şartlarla Mesina'ya ulaştı Hava şartlar yüzünden birsüre Mesina'da kaldı ve 25 Nisan 1185'de Granada'ya döndü İbni Cübeyr'in yolculuğu sırasında ona arkadaşı doktor Ebü Cafer Ahmet el-Kuday eşlik etti

    İbn-i Cübeyr daha sonra 1189-1191 yıllarında ikinci bir hac yolculuğuna çıktı Bu seyahat ile ilgili detaylı bilgi yoktur Arkasından 1217 yılında üçüncü bir hac yolculuğuna daha çıktı ve bu seyahatinde İskenderiye'den ilerisine gidemedi ve orada öldü

    Eserleri

    Endülüs'ten Kutsal Topraklara [Seyahatname]

    İbn-i Tufeyl

    Endülüslü hekim, hukukçu ve filozof Tam adı Ebu Bekir Muhammad ibn Abdul Malik İbn Muhammed İbn Tufeyl el-Kaisi el-Endulusi'dir Latin dünyasında Abubacer olarak da bilinir Tanınmış İslam filozoflarındandır
    Granada yakınlarındaki Guadiks'de doğdu ve İbn-i Bacce tarafından eğitildi Fas'da vefat etti
    Tufeyl Hayy bin Yakzan adlı felsefi romanın yazarıdır Eserde bir adada tek başına kalan bir adamın hakikati keşfi anlatılır Bu eseri önemli kılan noktalardan biri İslam felsefesinde ve dönemin doğabilimcilerinde sıklıkla karşılaşılan evrim fikrini içermesidir Tufeyl eserde kendi evrim kuramını da şekillendirmiştir

    İbn Tufeyl, 1106’da Gırnata yakınlarında Vadiü’l-Aş’ta doğdu, 1186’da Merakeş’te öldü İşraki felsefesinin Endülüs’teki en önemli temsilcilerinden biridir Uğraştığı ve önemli eserler verdiği başlıca konular tıp,felsefe ve gökbilimdi Günümüze ulaşan ve bütün dünyada tanınmasını sağlayan eseri ise Hayy bin Yakzan ya da diğer adıyla Esrarü’l-Hikmeti’l-Meşrikiye’dir Dünya da felsefi romanın ilk örneği ve ilk “robinsonad” olan Hayy bin Yakzan, 14 yüzyıldan başlayarak dünyanın bütün belli başlı dillerine çevrilmiş, başta Robinson Crusoe’nun yazarı Daniel Defoe olmak üzere birçok Batılı sanatçı ve düşünürü etkilemiştir İbn Tufeyl’in yaşadığı dönemde (12 yy) özellikle Endülüs’te pozitif bilimlerin yanında beşeri bilimler oldukça ilerlemişti Ortaçağ Hıristiyan batı dünyasının aksine İslam-Endülüs toplumunda bilimsel bilgilerin Kur’an la uyuşacağına dair bir inanç vardı Bu nedenle Endülüs’te gayri müslimlerin bilime olan katkılarına sırt çevrilmemekle birlikte Kur’an da ki hakikatler çerçevesinde bilime katkılar yapılıyordu Özellikle tasavvuf alanında oldukça ilerlemiş olan Endülüs toplumu İbn Harabi, İbn Rüşt, İbn Tufeyl gibi mutasavvıflar yetiştirmiş ve bunların görüşlerinin etkisinde kalmıştır Filozofların temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim e göre Allah’ın ilk yaratığı, yaratığın tohumu olan “akıl”; son yaratığı ise bu tohumun sahibi olan “insan” dır Yaratığın amacı insandır ve insanda ruhun erdemi nedeniyle insandır İnsan vücuduyla maddi dünyaya ruhi ile de manevi dünyaya bağlıdır İnsan, yeryüzünde Allah’ın temsilcisidir ve yaratılmış her şey insanın kullanımına tabii kılınmıştır Bu temsilciliğin sorumluluğu da bütün insanlığa aittir Bütün insanlık; her insanın kendisinde mevcut potansiyele ve olanakları harekete geçirmek ve onarlı gerçekleştirmek fırsatına sahip olduğunu göstermek gibi bir kolektif sorumluluk altındadır

    İbni Meserre

    İbni Meserre (asıl adı Muhammet Bin Abdullah el-Cebeli) (d 883, Kurtuba - ö 931, Marakeş), Endülüslü Arap filozofu
    Babasıyla birlikte Mekke'ye giden İbni Meserre, babası ölünce İspanya'ya dönerek, müritleriyle bir zaviyeye çekilmiş, görüşleri tepki görünce Mısır ve Mekke'de yaşayıp ömrünün sonuna doğru Kurtuba'ya dönmüştür
    İbni Meserre'nin Mutezile mezhebine bağlanan görüşlerine göre, Tanrı her çeşit tanım ve niteliğin üstünde, yüce bir varlıktır Tanrı, bütün bilgileri akıla vermiştir; akıl, bu bilgileri nefs-i küll'e aktarır Doğa, nefs-i küll'den doğar Nefs-i küll ile doğanın birleşmesiyse, cism-i küll'ü oluşturur İnsan davranış ve eylemleri Tanrı'ya bağlanmaz; kendi isteğinin sonucudur Her oluş belli bir zaman içindedir ve Tanrı isteğinden bağımsızdır Ölümden sonra ödüllendirilme ya da cezalandırılma söz konusu değildir Ölüm, ruhun kaynağına dönüşüdür
    alıntı...






+ Yorum Gönder