Konusunu Oylayın.: Ali şeriati ve Seyyid kutub hakkında bilgi istiyorum şii düşüncelerini yazar mısınız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ali şeriati ve Seyyid kutub hakkında bilgi istiyorum şii düşüncelerini yazar mısınız?
  1. 13.Aralık.2011, 13:31
    1
    Misafir

    Ali şeriati ve Seyyid kutub hakkında bilgi istiyorum şii düşüncelerini yazar mısınız?






    Ali şeriati ve Seyyid kutub hakkında bilgi istiyorum şii düşüncelerini yazar mısınız? Mumsema ali şeriati ve seyyid kutub hakkında bilgi istiyorum şii düşüncelerini yazar mısınız


  2. 13.Aralık.2011, 13:31
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 14.Aralık.2011, 03:53
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ali şeriati ve Seyyid kutub hakkında bilgi istiyorum şii düşüncelerini yazar mısınız?




    Seyyid Kutub

    Hacı ibrahim Kutub'un oğlu olan Seyid Kutup, 1906'da Asyut kasabasına bağlı Kalıa köyünde dünyaya geldi. Babası köyde, sayılan bir kişi ve Vatan Partisinin bir üyesi olarak bilinmekteydi. O zaman bu partinin başkanlığında Mustafa Kamil vardı. Hacı İbrahim Kutup ziraatla uğraşır, elde ettiği mahsulün bir kısmını satar bir kısmını da fakirlere infak ederdi. Annesi ise çok mütedeyyin ve asil bir aileye mensup birisiydi. Seyyid Ku tub'a terbiyesiyle, sevgi ve şefkatiyle çok tesir et mişti.

    Seyyid Kutup'un Hamide ve Emine adlı iki kız kardeşiyle Muhammed adında küçük bir de erkek kardeşi vardı. Daha Kahire'de okurken babasını kaybedince, annesinin ve kardeşlerinin bütün mesuliyetleri onun üzerine yıkılmış oluyordu. O da bu durumdan oldukça sıkılmıştı. Bu sıkıntıdan biraz olsun kurtulmak için, annesini Kahire'ye taşınmaya razı etti ve Kahire`ye taşındılar. 1940'da annesinin ani vefatı Seyid Kutup'u oldukça etkilemişti. Kendisini hayatta yalnız hissetmeye başladı. Bu konudaki duygularını bizzat kendisi bazı kitaplarında anlatmaktadır.

    1949 yılında ABD'ye gitmiştir. Bu dönem boyunca Amerikan yaşam tarzını ve toplumunu, tanık olduğu ırkçılığı eleştirmiş ve Amerikan medeniyetini primitif olarak görmüş ve reddetmiştir. Ayrıca, 1949 yılında, o yurtdışındayken, İslam'da Sosyal Adalet isimli eseri yayımlanmıştır. Bu eserinde gerçek sosyal adaletin İslam'da olduğunu öne sürmüştür. Ayrıca yine ABD'deki yıllarında, daha önce kaleme almış olduğu edebi makale ve eserleri eleştiriyor, o dönemlerde sahip olduğu daha seküler olarak tanımlanabilecek edebiyat anlayışından ziyade edebiyatın da kaynak olarak en başta İslam'ı alması gerektiğini savunuyordu.

    Mısır'a döndüğünde, kamu hizmetinden ayrılıp İhvan-ı Müslimin yani Müslüman Kardeşler teşkilatına katılmıştır. Teşkilatın gazete ve dergilerinden devamlı olarak düşüncelerini aktarmaya çalışırken, teşkilatın genel düşüncesiyle kendi fikirleri arasındaki bazı farklılıklar ortaya çıksa da, bunlar ufak detaylardı. Cemal Abdül Nasır'a düzenlenen 1954 tarihli suikast girişimi nedeniyle birçok Müslüman Kardeşler üyesi gibi o da tutuklandı. Yargılama sonunda Seyyid Kutub'a on yıl ağır hapis cezası verilmiştir. Hapiste ileride büyük bir önem ve üne kavuşacak iki eseri olan, Kur'an tefsiri Fi zilâl-il-Kur'an ve Kutub'un siyasi ve düşünsel görüşlerinin en son ve bütününü ifade eden Yoldaki İşaretler`i kaleme almıştır. 1964'te serbest bırakıldıktan sonra, 1965'te tekrar tutuklandı. Bu kez de birçok Müslüman Kardeşler üyesi ile birlikte tutuklanmıştı ve tutuklanma nedeni devlete karşı bir darbe girişimi idi. 22 Ağustos 1966'd hakkında idam cezası verildi. Kararı Pakistan, İngiltere, Lübnan, Ürdün, Sudan ve Irak gibi ülkelerdeki birçok dini otorite ve grup tepkiyle karşılasa ve Nasır'ı kararından döndürmeye çalışsalar da, Seyyid Kutub 29 Ağustos 1966'da idam edilmiştir.

    Seyyid Kutub dönemi siyasi çalkantılar içerisinde geçmiştir. Eserlerinde bunun etkileri görülmektedir. Bu bakımdan bazı noktalarda hataları olsa bile kendisinden istifade edilebilir.

    Ali Şeriati

    İran Devriminin ideologlarından olan ve din sosyolojisi alanındaki eserleriyle tanınan Şeriati 1933 yılında İran'da doğdu. Babası ilerici milliyetçi bir vaizdi. Eğitim yıllarında ilk kez İran'ın daha aşağı sınıflarından insanlarla tanıştı, var olan fakat bilmediği yoksulluk ve zorluklarla tanışması bu dönemde oldu. Ayrıca aynı dönemde Batı felsefi ve siyasi düşüncesiyle de tanışmıştır. Modern sosyoloji ve felsefenin bakış açısı ve bunun geleneksel İslami prensipler ile harmanlanması aracılığıyla Müslüman toplum ve toplulukların karşılaştığı sorunları açıklamaya ve çözümler bulmaya çalışmıştır. Şeriati Mevlana ve Muhammed İkbal'den büyük ölçüde etkilenmiştir.

    Ali Şeriatî, edebi bir üslupla daha çok sosyal konularda eserler kaleme almış olan ve 60 civarındaki eserlerinin hemen hemen tamamı Türkçeye çevrilmiştir. Şeriatî eserlerini duygusal devrimci bir ruhla kaleme aldığı için bilhassa gençler arasında taraftar bulmuş, bazıları tarafından da büyük bir İslam kahramanı ve inkılapçısı olarak takdim edilmiştir. Öte yandan onun fanatik bir şii gibi bazı sahabeye hücum etmesi göz ardı edilmiş, adeta hoşgörülmüştür. Şeriatî’nin eserlerinde İslamla sosyalizmi sentezlemeye çalıştığı da hissedilmektedir. Ayrıca Allah hakkında kullandığı teşbih ve tecsimi çağrıştıran benzetmeler de İslâm âdabına uygun düşmemektedir.

    Fazlur Rahman, Şeriatî gibi aydınların fikirleri genelde doğru olsa da her konuda istikamet üzere olamadıkları eserlerinde yer yer ehl-i sünnetin çizgilerinden uzaklaştıkları müşahede edilmektedir.

    Bu nevi aydınların üzerinde durdukları Tevhîd, adalet, özgürlük, uyanış, öze dönüş, devrim gibi cazip kavramlarla yola çıkıldıktan sonra, onlara tabi olanlar işi ileri götürüp zamanla suçlu bulunan "geleneksel" denilen değerlere savaş açılmış ve bu savaşta sınır gözetilmeden İslâmî pek çok değer ve anlayışa da başkaldırı halini alabilmiştir.

    Prof. Dr. Sayın Dalkıran
    SİE



  4. 14.Aralık.2011, 03:53
    2
    Silent and lonely rains



    Seyyid Kutub

    Hacı ibrahim Kutub'un oğlu olan Seyid Kutup, 1906'da Asyut kasabasına bağlı Kalıa köyünde dünyaya geldi. Babası köyde, sayılan bir kişi ve Vatan Partisinin bir üyesi olarak bilinmekteydi. O zaman bu partinin başkanlığında Mustafa Kamil vardı. Hacı İbrahim Kutup ziraatla uğraşır, elde ettiği mahsulün bir kısmını satar bir kısmını da fakirlere infak ederdi. Annesi ise çok mütedeyyin ve asil bir aileye mensup birisiydi. Seyyid Ku tub'a terbiyesiyle, sevgi ve şefkatiyle çok tesir et mişti.

    Seyyid Kutup'un Hamide ve Emine adlı iki kız kardeşiyle Muhammed adında küçük bir de erkek kardeşi vardı. Daha Kahire'de okurken babasını kaybedince, annesinin ve kardeşlerinin bütün mesuliyetleri onun üzerine yıkılmış oluyordu. O da bu durumdan oldukça sıkılmıştı. Bu sıkıntıdan biraz olsun kurtulmak için, annesini Kahire'ye taşınmaya razı etti ve Kahire`ye taşındılar. 1940'da annesinin ani vefatı Seyid Kutup'u oldukça etkilemişti. Kendisini hayatta yalnız hissetmeye başladı. Bu konudaki duygularını bizzat kendisi bazı kitaplarında anlatmaktadır.

    1949 yılında ABD'ye gitmiştir. Bu dönem boyunca Amerikan yaşam tarzını ve toplumunu, tanık olduğu ırkçılığı eleştirmiş ve Amerikan medeniyetini primitif olarak görmüş ve reddetmiştir. Ayrıca, 1949 yılında, o yurtdışındayken, İslam'da Sosyal Adalet isimli eseri yayımlanmıştır. Bu eserinde gerçek sosyal adaletin İslam'da olduğunu öne sürmüştür. Ayrıca yine ABD'deki yıllarında, daha önce kaleme almış olduğu edebi makale ve eserleri eleştiriyor, o dönemlerde sahip olduğu daha seküler olarak tanımlanabilecek edebiyat anlayışından ziyade edebiyatın da kaynak olarak en başta İslam'ı alması gerektiğini savunuyordu.

    Mısır'a döndüğünde, kamu hizmetinden ayrılıp İhvan-ı Müslimin yani Müslüman Kardeşler teşkilatına katılmıştır. Teşkilatın gazete ve dergilerinden devamlı olarak düşüncelerini aktarmaya çalışırken, teşkilatın genel düşüncesiyle kendi fikirleri arasındaki bazı farklılıklar ortaya çıksa da, bunlar ufak detaylardı. Cemal Abdül Nasır'a düzenlenen 1954 tarihli suikast girişimi nedeniyle birçok Müslüman Kardeşler üyesi gibi o da tutuklandı. Yargılama sonunda Seyyid Kutub'a on yıl ağır hapis cezası verilmiştir. Hapiste ileride büyük bir önem ve üne kavuşacak iki eseri olan, Kur'an tefsiri Fi zilâl-il-Kur'an ve Kutub'un siyasi ve düşünsel görüşlerinin en son ve bütününü ifade eden Yoldaki İşaretler`i kaleme almıştır. 1964'te serbest bırakıldıktan sonra, 1965'te tekrar tutuklandı. Bu kez de birçok Müslüman Kardeşler üyesi ile birlikte tutuklanmıştı ve tutuklanma nedeni devlete karşı bir darbe girişimi idi. 22 Ağustos 1966'd hakkında idam cezası verildi. Kararı Pakistan, İngiltere, Lübnan, Ürdün, Sudan ve Irak gibi ülkelerdeki birçok dini otorite ve grup tepkiyle karşılasa ve Nasır'ı kararından döndürmeye çalışsalar da, Seyyid Kutub 29 Ağustos 1966'da idam edilmiştir.

    Seyyid Kutub dönemi siyasi çalkantılar içerisinde geçmiştir. Eserlerinde bunun etkileri görülmektedir. Bu bakımdan bazı noktalarda hataları olsa bile kendisinden istifade edilebilir.

    Ali Şeriati

    İran Devriminin ideologlarından olan ve din sosyolojisi alanındaki eserleriyle tanınan Şeriati 1933 yılında İran'da doğdu. Babası ilerici milliyetçi bir vaizdi. Eğitim yıllarında ilk kez İran'ın daha aşağı sınıflarından insanlarla tanıştı, var olan fakat bilmediği yoksulluk ve zorluklarla tanışması bu dönemde oldu. Ayrıca aynı dönemde Batı felsefi ve siyasi düşüncesiyle de tanışmıştır. Modern sosyoloji ve felsefenin bakış açısı ve bunun geleneksel İslami prensipler ile harmanlanması aracılığıyla Müslüman toplum ve toplulukların karşılaştığı sorunları açıklamaya ve çözümler bulmaya çalışmıştır. Şeriati Mevlana ve Muhammed İkbal'den büyük ölçüde etkilenmiştir.

    Ali Şeriatî, edebi bir üslupla daha çok sosyal konularda eserler kaleme almış olan ve 60 civarındaki eserlerinin hemen hemen tamamı Türkçeye çevrilmiştir. Şeriatî eserlerini duygusal devrimci bir ruhla kaleme aldığı için bilhassa gençler arasında taraftar bulmuş, bazıları tarafından da büyük bir İslam kahramanı ve inkılapçısı olarak takdim edilmiştir. Öte yandan onun fanatik bir şii gibi bazı sahabeye hücum etmesi göz ardı edilmiş, adeta hoşgörülmüştür. Şeriatî’nin eserlerinde İslamla sosyalizmi sentezlemeye çalıştığı da hissedilmektedir. Ayrıca Allah hakkında kullandığı teşbih ve tecsimi çağrıştıran benzetmeler de İslâm âdabına uygun düşmemektedir.

    Fazlur Rahman, Şeriatî gibi aydınların fikirleri genelde doğru olsa da her konuda istikamet üzere olamadıkları eserlerinde yer yer ehl-i sünnetin çizgilerinden uzaklaştıkları müşahede edilmektedir.

    Bu nevi aydınların üzerinde durdukları Tevhîd, adalet, özgürlük, uyanış, öze dönüş, devrim gibi cazip kavramlarla yola çıkıldıktan sonra, onlara tabi olanlar işi ileri götürüp zamanla suçlu bulunan "geleneksel" denilen değerlere savaş açılmış ve bu savaşta sınır gözetilmeden İslâmî pek çok değer ve anlayışa da başkaldırı halini alabilmiştir.

    Prof. Dr. Sayın Dalkıran
    SİE






+ Yorum Gönder