Konusunu Oylayın.: Bal Tarihi Hakkında Bilgi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bal Tarihi Hakkında Bilgi
  1. 10.Ekim.2011, 00:10
    1
    Misafir

    Bal Tarihi Hakkında Bilgi






    Bal Tarihi Hakkında Bilgi Mumsema Bal Neidr Bal terimi hakkında bilgiler verir misiniz ? Bal Tarihi Hakkında Bilgiler paylaşabilir misiniz ?


  2. 10.Ekim.2011, 00:10
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 10.Ekim.2011, 01:49
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Bal Tarihi Hakkında Bilgi




    Balın Tarihi

    Arılar 40-50 milyon yıl öncesine kadar yeryüzünde kendi varlıklarını bağımsız bir şekilde sürdürmekteydiler. Ta ki 40. 000 yıl önce insanlar onların mucizevi, altın değerinde hazırladıkları besin kaynakları balı keşfedene kadar.


    la Araña mağarası- ispanya

    Ama insanoğlunun bundan ciddi olarak faydalanabilmesi için yine uzun bir süre geçmesi gerektiğini ve ilk olarak ticari anlamda bal toplayıcılığının başlaması ancak M. Ö. 7000 dolaylarına denk geldiğini, Valensia’daki LaAranas Mağarasındaki duvar resimlerinden anlamaktayız. İnsanların yerleşik hayat düzenine geçip, çiftçilikle uğraşmaya başlaması ile birlikte; artık binbir tehlikeye girip topladıkları balı, üretme isteği ile kovan yapımı başlamıştır. Bunlar yöresel yaşayışa göre içi oyulmuş ağaç kütükleri, saz ve samandan örme sepet şeklinde veya killi topraktan yapılmış özel çömlekler olarak ağaçlara asmak sureti ile M. Ö. 6000 dolaylarında bugünkü arıcılığın öncülüğünü oluşturmuşlardır.

    Arı Türklerde tüm arı türlerine verilen addır. Türklerin ilk kez Anadolu da balarısı sözünü kullanmaya başladıkları sanılmaktadır.

    Kaşgarlı Mahmud un açıklamasından da anlaşıldığına göre Türkler önceleri bala arı yağı diyorlardı. Sonraları özellikle batı Türkleri (Oğuzlar, Kıpçaklar, Suvarlar,…) bal demeye başladılar. Uygurlar bala Çince mi, Tokharca mir sözlerinden kökenlendiği sanılan mır veya mir adını kullanıyorlardı.

    Balın Anadolu nun beslenmesinde de önemli rol oynadığı kesindir. Çatalhöyük duvar süslemelerinde çiçekler üzerinde böcekler resmedilmiştir. Bu da bize günümüzden 8-9 bin yıl önce Anadolu da arının balı çiçeklerden topladığının bilindiğini gösteriyor. Anadolu da insanlar sevdiklerine balım dedikleri gibi, bunu bir övgü sözü olarak da kullanırlar. Bu da Anadolulunun bala verdiği değeri gösterir.

    Osmanlılar çıkardıkları birçok kanunla baldan ve arı kovanından vergi almışlardır. Osmanlıların İstanbul da kurdukları ilk ticaret merkezi Mısır çarşısı ile Tahtakale arasında bal kapanı da vardı. Burada bal tartılır, vergilendirilir, saraya gider arta kalan da halka satılmak üzere dağıtılırdı. (Kapan, Arapça kabandan gelmektedir. Kaban ise kantar anlamındadır).

    Atalarımız balı yiyecek olarak kullanmaktan daha çok hastalıklara karşı koruyucu, deva, iyileşme döneminde de güç ve direnç verici olarak değerlendirmişlerdir. Glikozun bulunması ile unutulur gibi, olmuşsa da, değeri anlaşılarak tekrar eski yerini almaya başlamıştır.

    Balı kimin ne zaman ve nasıl bulduğunu bilemiyoruz.Balı insanların tanıdığını, topladığını gösteren en eski belge İspanya da Valencia eyaletinde Bicorp da Arana mağarasında bulunmuştur. Araştırmalar mağaranın duvarındaki bal toplayan kızın resminin 16 bin yıl önce yapılmış olduğunu göstermektedir. Yanı sıra günümüzde ilkel olarak yaşayan kabilelerin balın kutsallığına inandıklarını, dini törenlerde önemli yer verdiklerini izliyoruz.

    Hititlerin, Sümerlerin, Mısırlıların, Romalıların Yunanlıların, birçok eski kültürün balı ilaç olarak kullandığını, tarihte ün yapmış hekimlerin her derde deva olarak kabul ettiğini görmekteyiz. Hititler in çivi yazısıyla yazdıkları toprak levhalardan günümüzden 4000 önce arıcılığı tanıdığını öğreniyoruz. Levhalardaki reçeteler Sümerler ve Hititlerin balı hastalıklarda kullandıklarını göstermektedir. Papyrus Smith de balla hazırlanmış birçok reçeteyle karşılaşmaktayız. Piramitlerde ağızları hava geçirmeyecek biçimde kapatılmış bal küpleri ve Kraliçe Hepçesut un armasında arı bulunması, Mısırlıların bala büyük değer verdiğini gösteren delillerdir. Romalı hekimler balın çok güçlü bir panzehir olduğuna inanıyorlardı. Mısırlı, Romalı, Yunanlı ve Arap hekimler balı göz hastalıklarında kullanmışlardır.

    Zamanla birçok toplumda sadece şeker ihtiyacı dışında bir sağlık, güzellik ve zenginlik kaynağı olarak görülen balın yüceltilmesi ile ilgili en güzel örneklerine M. Ö. 3200 dolaylarında eski mısır hierogliflerinde rastlıyoruz. Arı sembolü firavunları temsil ediyordu ve bal, Güneş Tanrısı Ra’nın “dünyadaki göz yaşları” olarak görülüyordu. Bal bu kadar çok sevildiğinden, memurlar sürekli Suriye ve Yunanistan’dan bal getirtmek zorunda kalıyorlardı.

    II. Ramses dönemindeki memurların maaşlarının bir kısmı bal ile ödeniyordu ve bal çok değerli bir para birimiydi. 1 kavanoz bala çok rahat bir eşek veya inek alınabiliniyordu.

    Hippokrates hava ve suyla eş değerli görüyor, tüm hastalıklara karşı kullanıyordu. Asklepiades ise, ruhi ve sinirsel hastalıklarda kullanıyordu. Plinius, Dioskorides ve birçok hekimin çeşitli hastalıklara karşı yalnız, bitkilerle karıştırarak veya şurup, merhem olarak da kullandıklarını görüyoruz.

    Bala dini kitaplarda da yer verilmektedir. İncil, Matta 3,4 “”Yahya nın yediği çekirge ve yaban balıydı”" diye yazılıdır. Kuran, sure 16. 68, 69 “”Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renkte bal çıkar”" Tevrat ise, Yahudilere sokaklarından bal ve süt akan ülke sözü vermektedir.

    Bal birçok bal çeşidi için verilen ortak addır. Yapılan araştırmalar arının kovanından en çok 10 km uzağa gittiğini göstermiştir. Bu balın özelliğinin bitki örtüsü ile çok yakın ve sıkı bağlantısı olduğunu göstermektedir. Birçok arıcı balını her yönden zenginleştirebilmek için kovanlarının yerini belirli sürelerle değiştirir. Özellikle sıcak yörelerde sıcakların başlaması ile kovanlar yaylaya çıkarılır.

    GÜNEŞ KAÇKAR BAL'ın Hikayesi

    KAÇKAR DAĞLARI Türkiye'nin Doğu Karadeniz Bölgesinde bulunmaktadır.

    Sıra dağlar olarak RİZE ilinden başlayıp ARTVİN ilinde son bulur. O yörenin insanları sıralanmış farklı yüksekliklerde beş adet dağ olduğundan, bu dağlara; BEŞ KARDEŞ DAĞLARI adını vermişlerdir..

    KAÇKAR sıra dağları (3500-3937 mt.) yükseklikte çeşitli rakımlardadır. KAÇKAR DAĞLARI ve etekleri dünyada yetişen çiçek çeşidinin üçte ikisini bünyesinde bulundurur. Bilimsel araştırmalar, KAÇKAR DAĞLARI ve eteklerinde yetişen çiçek çeşitinin 10.000 (bin) adet olduğunu, bölgenin havasını ve doğasını kirletecek fabrikaların bulunmaması sebebi ile çiçek çeşidinin ayni doğallıkta kaldığını söylemektedir.

    Bölgede 250-300 sene önce yaşamış ve geçimini KAÇKAR DAĞLARINDA çobanlık yaparak sürdüren bir vatandaşımız , yüksek kayaların arasında bir ses duyar. Yanına gittiğinde arıları görür. Bir gün arıların yanına bal almaya gider ve balın bir kısmını alır. Aldığı bu balı bütün bir yıl boyu çocuklarıyla beraber tüketirler. O yıl sebebi tükettikleri baldan olsa gerek aile fertlerinden hiçbiri hastalanmaz .

    Daha sonraki yıllarda, yöre insanları, o bölgede yetişen ve dayanıklı bir ağaç cinsi olan kestane ağacının kütüğünün içi oyularak şimdide ismini kara kovan dediğimiz kovanlar yaparak, yüksek ağaçlara ve yüksek kayalıklara koymuşlardır. Bu kara kovanlara gelen arılara asırlardan beri bal yaptırılarak çok değerli şifa kaynağını, üretip tüketme geleneği devam etmektedir.

    Bazı tıp uzmanları bu bölgede yaptıkları araştırmalar neticesinde , bölgede yaşayan insanların sağlık durumlarının son derece iyi ve kalp hastalarının yok denecek kadar az olduğu bunun sebebini ise balın bol miktarda tüketilmesi neticesine varmışlardır.

    Eskiden dedelerimizin anlattığı bir olay gerçekten akıllara durgunluk veriyor. Bal o kadar çok olurmuş ki yaz aylarında, buz dolabı olmadığından sıcaktan kestikleri hayvanların eti bozulmasın diye topraktan yapılmış bal dolu küplerin içine koyarlarmış,3-4 ay sonra aynı tazelikte bozulmadan etleri çıkarıp yerlermiş. Bilimsel araştırmalar tamamen doğal balların koruyucu özelliğe sahip olduğunu ve yediğimiz gerçek doğal balların bir çok organı hastalıklara karşı koruduğu, aynı zamanda da hastalıkları tedavi etme özelliğine sahip olduğunu söylemektedirler.

    KAÇKAR DAĞLARI ve eteklerinde yaşayan insanlar GÜNEŞ KAÇKAR BAL'ı hem beslenmek hem de bir çok hastalıklardan korunmak ve tedavi etmek amacıyla kullanmaktadırlar.



  4. 10.Ekim.2011, 01:49
    2
    Silent and lonely rains



    Balın Tarihi

    Arılar 40-50 milyon yıl öncesine kadar yeryüzünde kendi varlıklarını bağımsız bir şekilde sürdürmekteydiler. Ta ki 40. 000 yıl önce insanlar onların mucizevi, altın değerinde hazırladıkları besin kaynakları balı keşfedene kadar.


    la Araña mağarası- ispanya

    Ama insanoğlunun bundan ciddi olarak faydalanabilmesi için yine uzun bir süre geçmesi gerektiğini ve ilk olarak ticari anlamda bal toplayıcılığının başlaması ancak M. Ö. 7000 dolaylarına denk geldiğini, Valensia’daki LaAranas Mağarasındaki duvar resimlerinden anlamaktayız. İnsanların yerleşik hayat düzenine geçip, çiftçilikle uğraşmaya başlaması ile birlikte; artık binbir tehlikeye girip topladıkları balı, üretme isteği ile kovan yapımı başlamıştır. Bunlar yöresel yaşayışa göre içi oyulmuş ağaç kütükleri, saz ve samandan örme sepet şeklinde veya killi topraktan yapılmış özel çömlekler olarak ağaçlara asmak sureti ile M. Ö. 6000 dolaylarında bugünkü arıcılığın öncülüğünü oluşturmuşlardır.

    Arı Türklerde tüm arı türlerine verilen addır. Türklerin ilk kez Anadolu da balarısı sözünü kullanmaya başladıkları sanılmaktadır.

    Kaşgarlı Mahmud un açıklamasından da anlaşıldığına göre Türkler önceleri bala arı yağı diyorlardı. Sonraları özellikle batı Türkleri (Oğuzlar, Kıpçaklar, Suvarlar,…) bal demeye başladılar. Uygurlar bala Çince mi, Tokharca mir sözlerinden kökenlendiği sanılan mır veya mir adını kullanıyorlardı.

    Balın Anadolu nun beslenmesinde de önemli rol oynadığı kesindir. Çatalhöyük duvar süslemelerinde çiçekler üzerinde böcekler resmedilmiştir. Bu da bize günümüzden 8-9 bin yıl önce Anadolu da arının balı çiçeklerden topladığının bilindiğini gösteriyor. Anadolu da insanlar sevdiklerine balım dedikleri gibi, bunu bir övgü sözü olarak da kullanırlar. Bu da Anadolulunun bala verdiği değeri gösterir.

    Osmanlılar çıkardıkları birçok kanunla baldan ve arı kovanından vergi almışlardır. Osmanlıların İstanbul da kurdukları ilk ticaret merkezi Mısır çarşısı ile Tahtakale arasında bal kapanı da vardı. Burada bal tartılır, vergilendirilir, saraya gider arta kalan da halka satılmak üzere dağıtılırdı. (Kapan, Arapça kabandan gelmektedir. Kaban ise kantar anlamındadır).

    Atalarımız balı yiyecek olarak kullanmaktan daha çok hastalıklara karşı koruyucu, deva, iyileşme döneminde de güç ve direnç verici olarak değerlendirmişlerdir. Glikozun bulunması ile unutulur gibi, olmuşsa da, değeri anlaşılarak tekrar eski yerini almaya başlamıştır.

    Balı kimin ne zaman ve nasıl bulduğunu bilemiyoruz.Balı insanların tanıdığını, topladığını gösteren en eski belge İspanya da Valencia eyaletinde Bicorp da Arana mağarasında bulunmuştur. Araştırmalar mağaranın duvarındaki bal toplayan kızın resminin 16 bin yıl önce yapılmış olduğunu göstermektedir. Yanı sıra günümüzde ilkel olarak yaşayan kabilelerin balın kutsallığına inandıklarını, dini törenlerde önemli yer verdiklerini izliyoruz.

    Hititlerin, Sümerlerin, Mısırlıların, Romalıların Yunanlıların, birçok eski kültürün balı ilaç olarak kullandığını, tarihte ün yapmış hekimlerin her derde deva olarak kabul ettiğini görmekteyiz. Hititler in çivi yazısıyla yazdıkları toprak levhalardan günümüzden 4000 önce arıcılığı tanıdığını öğreniyoruz. Levhalardaki reçeteler Sümerler ve Hititlerin balı hastalıklarda kullandıklarını göstermektedir. Papyrus Smith de balla hazırlanmış birçok reçeteyle karşılaşmaktayız. Piramitlerde ağızları hava geçirmeyecek biçimde kapatılmış bal küpleri ve Kraliçe Hepçesut un armasında arı bulunması, Mısırlıların bala büyük değer verdiğini gösteren delillerdir. Romalı hekimler balın çok güçlü bir panzehir olduğuna inanıyorlardı. Mısırlı, Romalı, Yunanlı ve Arap hekimler balı göz hastalıklarında kullanmışlardır.

    Zamanla birçok toplumda sadece şeker ihtiyacı dışında bir sağlık, güzellik ve zenginlik kaynağı olarak görülen balın yüceltilmesi ile ilgili en güzel örneklerine M. Ö. 3200 dolaylarında eski mısır hierogliflerinde rastlıyoruz. Arı sembolü firavunları temsil ediyordu ve bal, Güneş Tanrısı Ra’nın “dünyadaki göz yaşları” olarak görülüyordu. Bal bu kadar çok sevildiğinden, memurlar sürekli Suriye ve Yunanistan’dan bal getirtmek zorunda kalıyorlardı.

    II. Ramses dönemindeki memurların maaşlarının bir kısmı bal ile ödeniyordu ve bal çok değerli bir para birimiydi. 1 kavanoz bala çok rahat bir eşek veya inek alınabiliniyordu.

    Hippokrates hava ve suyla eş değerli görüyor, tüm hastalıklara karşı kullanıyordu. Asklepiades ise, ruhi ve sinirsel hastalıklarda kullanıyordu. Plinius, Dioskorides ve birçok hekimin çeşitli hastalıklara karşı yalnız, bitkilerle karıştırarak veya şurup, merhem olarak da kullandıklarını görüyoruz.

    Bala dini kitaplarda da yer verilmektedir. İncil, Matta 3,4 “”Yahya nın yediği çekirge ve yaban balıydı”" diye yazılıdır. Kuran, sure 16. 68, 69 “”Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renkte bal çıkar”" Tevrat ise, Yahudilere sokaklarından bal ve süt akan ülke sözü vermektedir.

    Bal birçok bal çeşidi için verilen ortak addır. Yapılan araştırmalar arının kovanından en çok 10 km uzağa gittiğini göstermiştir. Bu balın özelliğinin bitki örtüsü ile çok yakın ve sıkı bağlantısı olduğunu göstermektedir. Birçok arıcı balını her yönden zenginleştirebilmek için kovanlarının yerini belirli sürelerle değiştirir. Özellikle sıcak yörelerde sıcakların başlaması ile kovanlar yaylaya çıkarılır.

    GÜNEŞ KAÇKAR BAL'ın Hikayesi

    KAÇKAR DAĞLARI Türkiye'nin Doğu Karadeniz Bölgesinde bulunmaktadır.

    Sıra dağlar olarak RİZE ilinden başlayıp ARTVİN ilinde son bulur. O yörenin insanları sıralanmış farklı yüksekliklerde beş adet dağ olduğundan, bu dağlara; BEŞ KARDEŞ DAĞLARI adını vermişlerdir..

    KAÇKAR sıra dağları (3500-3937 mt.) yükseklikte çeşitli rakımlardadır. KAÇKAR DAĞLARI ve etekleri dünyada yetişen çiçek çeşidinin üçte ikisini bünyesinde bulundurur. Bilimsel araştırmalar, KAÇKAR DAĞLARI ve eteklerinde yetişen çiçek çeşitinin 10.000 (bin) adet olduğunu, bölgenin havasını ve doğasını kirletecek fabrikaların bulunmaması sebebi ile çiçek çeşidinin ayni doğallıkta kaldığını söylemektedir.

    Bölgede 250-300 sene önce yaşamış ve geçimini KAÇKAR DAĞLARINDA çobanlık yaparak sürdüren bir vatandaşımız , yüksek kayaların arasında bir ses duyar. Yanına gittiğinde arıları görür. Bir gün arıların yanına bal almaya gider ve balın bir kısmını alır. Aldığı bu balı bütün bir yıl boyu çocuklarıyla beraber tüketirler. O yıl sebebi tükettikleri baldan olsa gerek aile fertlerinden hiçbiri hastalanmaz .

    Daha sonraki yıllarda, yöre insanları, o bölgede yetişen ve dayanıklı bir ağaç cinsi olan kestane ağacının kütüğünün içi oyularak şimdide ismini kara kovan dediğimiz kovanlar yaparak, yüksek ağaçlara ve yüksek kayalıklara koymuşlardır. Bu kara kovanlara gelen arılara asırlardan beri bal yaptırılarak çok değerli şifa kaynağını, üretip tüketme geleneği devam etmektedir.

    Bazı tıp uzmanları bu bölgede yaptıkları araştırmalar neticesinde , bölgede yaşayan insanların sağlık durumlarının son derece iyi ve kalp hastalarının yok denecek kadar az olduğu bunun sebebini ise balın bol miktarda tüketilmesi neticesine varmışlardır.

    Eskiden dedelerimizin anlattığı bir olay gerçekten akıllara durgunluk veriyor. Bal o kadar çok olurmuş ki yaz aylarında, buz dolabı olmadığından sıcaktan kestikleri hayvanların eti bozulmasın diye topraktan yapılmış bal dolu küplerin içine koyarlarmış,3-4 ay sonra aynı tazelikte bozulmadan etleri çıkarıp yerlermiş. Bilimsel araştırmalar tamamen doğal balların koruyucu özelliğe sahip olduğunu ve yediğimiz gerçek doğal balların bir çok organı hastalıklara karşı koruduğu, aynı zamanda da hastalıkları tedavi etme özelliğine sahip olduğunu söylemektedirler.

    KAÇKAR DAĞLARI ve eteklerinde yaşayan insanlar GÜNEŞ KAÇKAR BAL'ı hem beslenmek hem de bir çok hastalıklardan korunmak ve tedavi etmek amacıyla kullanmaktadırlar.






+ Yorum Gönder