Konusunu Oylayın.: Mehmet Akif Ersoy'un hayatı ve eserleri hakkında bilgi alabilir miyiz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Mehmet Akif Ersoy'un hayatı ve eserleri hakkında bilgi alabilir miyiz?
  1. 27.Eylül.2011, 12:04
    1
    Misafir

    Mehmet Akif Ersoy'un hayatı ve eserleri hakkında bilgi alabilir miyiz?






    Mehmet Akif Ersoy'un hayatı ve eserleri hakkında bilgi alabilir miyiz? Mumsema Mehmet Akif Ersoy'un hayatı ve eserleri hakkında bilgi alabilir miyiz? Abdulhamit Han hakkında uygun olmayan ifadeler kullandığı doğru mudur?


  2. 27.Eylül.2011, 12:04
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Mehmet Akif Ersoy'un hayatı ve eserleri hakkında bilgi alabilir miyiz? Abdulhamit Han hakkında uygun olmayan ifadeler kullandığı doğru mudur?


    Benzer Konular

    - Mehmet Akif Ersoy'un hayatı hakkında

    - Mehmet Akif Ersoy söz ve şiirleri

    - Mehmet Akif Ersoy HÜSRAN

    - Mehmet Akif Ersoy Şiirleri

    - Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı..

  3. 27.Eylül.2011, 12:15
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Mehmet Akif Ersoy'un hayatı ve eserleri hakkında bilgi alabilir miyiz?




    Değerli kardeşimiz;



    Cevap 1:

    İstiklâl Marşı ve Safahat şairi olan Mehmed Akif Ersoy, millî-dinî hassasiyeti, karakter ve seciyesiyle Müslümanların gönlünde yer edinen önemli bir şahsiyettir.

    Şevval 1290'da (Aralık 1873) İstanbul Fatih'te Sarıgüzel'de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk'un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul'a gelmiş, "temiz" mânasına gelen adının önüne temizlik ve titizliği dolayısıyla ay­rıca "Temiz" sıfatı eklenerek anılan, Fâtih Medresesi müderrislerinden Mehmed Tâhir Efendi, annesi aslen Buharalı olup Tokat'a yerleşmiş bir aileden Emine Şerîfe Hanım'dır.

    Emîr Buhârî mahalle mektebinde ilk öğrenimine başlayan Akif, bu­rada iki yıl okuduktan sonra Fâtih Muvakkithânesi'nin yanındaki ibtidâî mek­tebine yazıldı (1879). Safahat'ta. "Hem babam hem hocamdır, ne biliyorsam ken­disinden öğrendim" diyerek tanıttığı ba­bası o yıl kendisine Arapça öğretmeye başlamıştı.

    Fâtih Merkez Rüşdiyesi'nden mezun olan Mehmed Akif (1885) Mülkiye Mektebi'nin idâdî kısmına yazıldı. Babasının vefatı üzerine (1888) daha kısa yoldan meslek sahibi olarak hayata atıl­mak için o sırada yeni açılmış olan Mülki­ye Baytar Mektebi'ne girdi (1889). Aynı yıl çıkan büyük Fatih yangınında evleri yanmasına rağmen Mehmed Akif bu sı­kıntılar arasında okulunu birincilikle bitir­di (1893)

    Mektep yıllarında sporla, bil­hassa güreşle meşgul oldu ve son iki se­nede şiire olan ilgisini arttırdı. Mezuni­yetinin ardından Ziraat Nezâreti Umûr-ı Baytariyye ve Islâh-ı Hayvanât umum müfettiş muavinliğiyle memuriyet haya­tına başladı. Görev yeri İstanbul olmakla birlikte önce Edirne'de, daha sonra Ana­dolu ve Rumeli'nin çeşitli bölgelerinde dolaşarak bulaşıcı hayvan hastalıklarıyla ilgili çalışmalar yaptı. Bir ara ordunun ihtiyacını karşılamak için gerekli alımları yapmak üzere Şam ve civarında dolaştı. Bu seyahatlerde Köylüyü de yakından ta­nıma imkânını elde eden, halkın dert ve meseleleri hakkında doğrudan bilgi sahi­bi olan Mehmed Akif in tesbit ve tahlilleri şiirlerine realist ve canlı tablolar halinde aksetmiş, çözüm tekliflerinin isabetli ol­masını sağlamıştır. Sekiz on yaşlarında iken başladığı ve zaman zaman ara ver­diği hıfzını da kendi kendine çalışarak bu sıralarda tamamladı.

    II. Meşrutiyet'in ilânından sonra Ebül'ulâ Mardin ve Eşref Edip'le birlikte devrin ilim ve fikir hayatın­da önemli yeri ve tesiri olan, hemen he­men bütün şiir ve yazılarının çıkacağı Sırât-ı Müstakim mecmuasını başyazarlı­ğını da yaparak yayımlamaya başladı (27 Ağustos 1908).

    Baytar Mekteb-i Âlîsi Me'zûnîni Cemiyeti başkanlığında bulundu (1910). Dârü'l-hi-lâfeti'l-aliyye Medresesi'nde Türkçe-ede-biyat muallimi oldu (1914).

    Mehmed Akif, Balkan Savaşı sırasında kurulan ve ileriki yıllarda Millî Mücadele'nin teşkilâtlanmasında önemli rol alacak olan Müdâfaa-i Milliyye Cemiyeti'ne bağlı Hey'et-i Tenvîriyye'ye (Hey'et-i İrşâdiyye) katıldı.

    Haksızlıklara tahammül edemeyen şair, müdürünün haksız yere vazifesinden alın­ması üzerine memuriyetten istifa etti (1Mayıs 1913). Bu yılın sonunda, şiir ve yazılarıyla İttihatçılar'ın fikir babası sayılan Ziya Gökalp'in ileri sürdüğü ırkçı düşün­celere ve aynı merkeze bağlı yazar ve ay­dınların din karşıtı yayınlarına karşı çık­masının hükümet tarafından tasvip edilmediğinin bildirilmesi üzerine İstanbul Dârülfünunu'ndaki görevinden de ayrıl­mak zorunda kaldı. Çıkarmakta olduğu Sebîlürreşâd da aynı sebeplerle İttihatçı hükümetler tarafından birkaç kere kapa­tılmıştır.

    Mehmed Akif, 1914 yılı başlarında Mı­sır ve Medine'ye, Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın verdiği görevle 1914’te Berlin'e, 1915’te Arabistan'­da devlete bağlı kabilelerin desteğinin deva­mını sağlamak amacıyla teşkilât başkanı Eşref Sencer'in(Kuşçubaşi) idaresindeki bir heyetle Riyad’a, 1918’de Lübnan'a gitti.

    Şeyhülislâm­lığa bağlı dinî-akademik bir kuruluş olan Dârü'l-hikmeti'l-İslâmiyye'nin başkâtipli­ğine tayin edilen Mehmed Akif (Ağustos 1918) daha sonra kuruluşun aslî üyesi oldu (Ocak 1920). Ayrıca Kâmûs-i Arabî Heyeti üyeleri ara­sında yer aldı.

    I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı Devleti aleyhine sonuçlanması, ağır mü­tareke şartlan ve yurdun işgaliyle Yunanlılar'ın İzmir'e çıkması üzerine başlayan Millî Mücadele hareketine fiilen katılma kararıyla 1920 Şubatında Balıkesir'e gi­den Mehmed Akif burada Kuvâ-yi Milliyeciler'le görüştü. Zağanos Paşa Camii ile çeşitli yerlerde halkı birliğe davet ve direnmeye teşvik maksadıyla vaaz ve konuşmalar yaptı.

    Burdur mebusu olarak meclise girdi. (5 Haziran 1920) Millî Mücadele'yi teşvik eden konuşma ve vaazlar yaptı. Bunların en önemlisi meclis kara­rıyla gittiği Kastamonu'da Nasrullah Camii'ndeki ünlü vaazıdır. Bu vaaz, son de­rece ihatalı bir bakışla dünyanın siyasî va­ziyetini tahlil edip Sevr Antlaşmasının bizim için nasıl bir felâket olacağını izah eden, onu yırtıp atmayı ve Batılı sömür­gecilerin karşısına iman ve silâhla dikil­meyi hayatî bir mecburiyet olarak telkin edip Millî Mücadele'yi büyük bir heyecan­la teşvik eden önemli bir belgedir.

    1920 yılının son aylarında Erkân-ı Harbiye Riyâseti'nin isteğiyle Maarif Vekâ­leti millî marş güftesi için bir yarışma aç­tı. Yarışmaya 700'den fazla şiir gelmesine rağmen nitelikli bir manzume buluna­mayınca konulan maddî mükâfat sebe­biyle yarışmaya katılmayan Mehmed Akif in de bir marş yazması ısrarla isten­di. Mükâfat şartının kaldırılması üzerine Akif şiirini tamamlayarak teslim etti. Meclisin 12 Mart 1921 tarihli oturumun­da okunan şiir ittifakla İstiklâl Marşı güf­tesi olarak kabul edildi. Ancak meclis kararı olduğu için kazanana verilmesi zaruri hale gelmiş bu­lunan nakdî mükâfat Akif tarafından alı­nıp Dârü'l-mesâî adlı bir hayır cemiyeti­ne bağışlanmıştır.



  4. 27.Eylül.2011, 12:15
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;



    Cevap 1:

    İstiklâl Marşı ve Safahat şairi olan Mehmed Akif Ersoy, millî-dinî hassasiyeti, karakter ve seciyesiyle Müslümanların gönlünde yer edinen önemli bir şahsiyettir.

    Şevval 1290'da (Aralık 1873) İstanbul Fatih'te Sarıgüzel'de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk'un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul'a gelmiş, "temiz" mânasına gelen adının önüne temizlik ve titizliği dolayısıyla ay­rıca "Temiz" sıfatı eklenerek anılan, Fâtih Medresesi müderrislerinden Mehmed Tâhir Efendi, annesi aslen Buharalı olup Tokat'a yerleşmiş bir aileden Emine Şerîfe Hanım'dır.

    Emîr Buhârî mahalle mektebinde ilk öğrenimine başlayan Akif, bu­rada iki yıl okuduktan sonra Fâtih Muvakkithânesi'nin yanındaki ibtidâî mek­tebine yazıldı (1879). Safahat'ta. "Hem babam hem hocamdır, ne biliyorsam ken­disinden öğrendim" diyerek tanıttığı ba­bası o yıl kendisine Arapça öğretmeye başlamıştı.

    Fâtih Merkez Rüşdiyesi'nden mezun olan Mehmed Akif (1885) Mülkiye Mektebi'nin idâdî kısmına yazıldı. Babasının vefatı üzerine (1888) daha kısa yoldan meslek sahibi olarak hayata atıl­mak için o sırada yeni açılmış olan Mülki­ye Baytar Mektebi'ne girdi (1889). Aynı yıl çıkan büyük Fatih yangınında evleri yanmasına rağmen Mehmed Akif bu sı­kıntılar arasında okulunu birincilikle bitir­di (1893)

    Mektep yıllarında sporla, bil­hassa güreşle meşgul oldu ve son iki se­nede şiire olan ilgisini arttırdı. Mezuni­yetinin ardından Ziraat Nezâreti Umûr-ı Baytariyye ve Islâh-ı Hayvanât umum müfettiş muavinliğiyle memuriyet haya­tına başladı. Görev yeri İstanbul olmakla birlikte önce Edirne'de, daha sonra Ana­dolu ve Rumeli'nin çeşitli bölgelerinde dolaşarak bulaşıcı hayvan hastalıklarıyla ilgili çalışmalar yaptı. Bir ara ordunun ihtiyacını karşılamak için gerekli alımları yapmak üzere Şam ve civarında dolaştı. Bu seyahatlerde Köylüyü de yakından ta­nıma imkânını elde eden, halkın dert ve meseleleri hakkında doğrudan bilgi sahi­bi olan Mehmed Akif in tesbit ve tahlilleri şiirlerine realist ve canlı tablolar halinde aksetmiş, çözüm tekliflerinin isabetli ol­masını sağlamıştır. Sekiz on yaşlarında iken başladığı ve zaman zaman ara ver­diği hıfzını da kendi kendine çalışarak bu sıralarda tamamladı.

    II. Meşrutiyet'in ilânından sonra Ebül'ulâ Mardin ve Eşref Edip'le birlikte devrin ilim ve fikir hayatın­da önemli yeri ve tesiri olan, hemen he­men bütün şiir ve yazılarının çıkacağı Sırât-ı Müstakim mecmuasını başyazarlı­ğını da yaparak yayımlamaya başladı (27 Ağustos 1908).

    Baytar Mekteb-i Âlîsi Me'zûnîni Cemiyeti başkanlığında bulundu (1910). Dârü'l-hi-lâfeti'l-aliyye Medresesi'nde Türkçe-ede-biyat muallimi oldu (1914).

    Mehmed Akif, Balkan Savaşı sırasında kurulan ve ileriki yıllarda Millî Mücadele'nin teşkilâtlanmasında önemli rol alacak olan Müdâfaa-i Milliyye Cemiyeti'ne bağlı Hey'et-i Tenvîriyye'ye (Hey'et-i İrşâdiyye) katıldı.

    Haksızlıklara tahammül edemeyen şair, müdürünün haksız yere vazifesinden alın­ması üzerine memuriyetten istifa etti (1Mayıs 1913). Bu yılın sonunda, şiir ve yazılarıyla İttihatçılar'ın fikir babası sayılan Ziya Gökalp'in ileri sürdüğü ırkçı düşün­celere ve aynı merkeze bağlı yazar ve ay­dınların din karşıtı yayınlarına karşı çık­masının hükümet tarafından tasvip edilmediğinin bildirilmesi üzerine İstanbul Dârülfünunu'ndaki görevinden de ayrıl­mak zorunda kaldı. Çıkarmakta olduğu Sebîlürreşâd da aynı sebeplerle İttihatçı hükümetler tarafından birkaç kere kapa­tılmıştır.

    Mehmed Akif, 1914 yılı başlarında Mı­sır ve Medine'ye, Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın verdiği görevle 1914’te Berlin'e, 1915’te Arabistan'­da devlete bağlı kabilelerin desteğinin deva­mını sağlamak amacıyla teşkilât başkanı Eşref Sencer'in(Kuşçubaşi) idaresindeki bir heyetle Riyad’a, 1918’de Lübnan'a gitti.

    Şeyhülislâm­lığa bağlı dinî-akademik bir kuruluş olan Dârü'l-hikmeti'l-İslâmiyye'nin başkâtipli­ğine tayin edilen Mehmed Akif (Ağustos 1918) daha sonra kuruluşun aslî üyesi oldu (Ocak 1920). Ayrıca Kâmûs-i Arabî Heyeti üyeleri ara­sında yer aldı.

    I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı Devleti aleyhine sonuçlanması, ağır mü­tareke şartlan ve yurdun işgaliyle Yunanlılar'ın İzmir'e çıkması üzerine başlayan Millî Mücadele hareketine fiilen katılma kararıyla 1920 Şubatında Balıkesir'e gi­den Mehmed Akif burada Kuvâ-yi Milliyeciler'le görüştü. Zağanos Paşa Camii ile çeşitli yerlerde halkı birliğe davet ve direnmeye teşvik maksadıyla vaaz ve konuşmalar yaptı.

    Burdur mebusu olarak meclise girdi. (5 Haziran 1920) Millî Mücadele'yi teşvik eden konuşma ve vaazlar yaptı. Bunların en önemlisi meclis kara­rıyla gittiği Kastamonu'da Nasrullah Camii'ndeki ünlü vaazıdır. Bu vaaz, son de­rece ihatalı bir bakışla dünyanın siyasî va­ziyetini tahlil edip Sevr Antlaşmasının bizim için nasıl bir felâket olacağını izah eden, onu yırtıp atmayı ve Batılı sömür­gecilerin karşısına iman ve silâhla dikil­meyi hayatî bir mecburiyet olarak telkin edip Millî Mücadele'yi büyük bir heyecan­la teşvik eden önemli bir belgedir.

    1920 yılının son aylarında Erkân-ı Harbiye Riyâseti'nin isteğiyle Maarif Vekâ­leti millî marş güftesi için bir yarışma aç­tı. Yarışmaya 700'den fazla şiir gelmesine rağmen nitelikli bir manzume buluna­mayınca konulan maddî mükâfat sebe­biyle yarışmaya katılmayan Mehmed Akif in de bir marş yazması ısrarla isten­di. Mükâfat şartının kaldırılması üzerine Akif şiirini tamamlayarak teslim etti. Meclisin 12 Mart 1921 tarihli oturumun­da okunan şiir ittifakla İstiklâl Marşı güf­tesi olarak kabul edildi. Ancak meclis kararı olduğu için kazanana verilmesi zaruri hale gelmiş bu­lunan nakdî mükâfat Akif tarafından alı­nıp Dârü'l-mesâî adlı bir hayır cemiyeti­ne bağışlanmıştır.






+ Yorum Gönder