Konusunu Oylayın.: Sadaka çeşitleri hakkında bilgi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Sadaka çeşitleri hakkında bilgi
  1. 19.Haziran.2011, 22:47
    1
    Misafir

    Sadaka çeşitleri hakkında bilgi






    Sadaka çeşitleri hakkında bilgi Mumsema Sadaka çeşitleri nelerdir dinimizde Sadaka çeşitleri hakkında eğitici bilgiler paylaşabilir misiniz ?


  2. 19.Haziran.2011, 22:47
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 20.Haziran.2011, 00:06
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: sadaka çeşitleri hakkında bilgi




    SADAKA
    Zekât, Allah rızası için yapılan
    iyilik veya verilen şey, sadaka insanın malından sırf
    Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı
    bir vergi türü anlamında bir fıkıh terimi. Zekâta,
    mü’minlerin Allah’ın emirlerine uymadaki sadakatlarini gösterdiği
    için "sadaka" da denilmiştir. Çoğulu sadakât’tır.
    Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir:
    İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması.
    Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vacib veya
    nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttan
    ibaret olup; tarım ürünlerinin zekâtı olan öşrü;
    hayvanların, ticaret mallarının, altın, gümüş
    ve diğer nakit paraların zekâtı ile, define ve madenlerin
    zekâtını kapsamına alır. Zekât verileceği
    yerleri belirleyen âyetteki "sadakât" çoğul olarak bütün
    bu çeşitleri kapsar. "Zekâtlar; ancak, yoksulların,
    miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların,
    kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin,
    borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların
    hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz
    kılınmıştır" (et-Tevbe, 9/60).
    Bu âyetlerde de zekâtın farz olan bu çeşidi
    yer alır: "Namazı kılın, zekâtı verin"
    (el-Bakara, 2/43); "Mü’minlerin mallarından zekât al ki, onları
    temizleyip mallarını çoğaltasın" (et-Tevbe,
    9/103); "Hasat günü ürünün hakkını ödeyin"
    (el-En’âm, 6/141). Hz. Peygamber’in çeşitli hadislerinde farz olan
    zekât emredilmiştir: "İslâm beş temel üzerine
    kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir" (Buhârî,
    İmân, 1, 2; Tefsîru Süre, 2/30; Müslim, İmân, 19-22;
    Tirmizi, İmân, 3; Nesâî, İmân,13). Diğer yandan Hz.
    Muhammed (s.a.s), Muaz b. Cebel (r.a)’i Yemen’e vali olarak gönderirken
    kendisine şöyle buyurmuştur:
    "Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine
    zekâtı farz kılmıştır. Zekatı oranın
    zenginlerinden al, yoksullarına ver" (Buhârî, Zekât, l;
    Tevhîd, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 46; İbn Mâce,
    Zekât, 1).
    Diğer yandan zekâtın farz oluşu
    üzerinde bütün müctehitler görüş birliği içindedir.
    Ashab-ı Kirâm zekât vermeyenlerle savaşılması
    gerektiği konusunda ittifak etmiştir. Zekâtın farz
    olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar (Zekât için bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    483-550).
    Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. Buna kısaca, "fitre" denir ki,
    fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış
    atıyyesi anlamına gelir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)’dan
    rivâyete göre şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s)
    oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve
    yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır.
    Fitreyi kim bayram namazından önce öderse, bu makbul bir zekât,
    kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur" (Buhârî,
    Zekât, 70, 71, 77; Müslim, Zekât, 12, 13, 16; Ebu Dâvud, Zekât, 18,
    20; Nesâi, Zekat, 31, 33; İbn Mace, Zekat, 21).
    Ebu Said el-Hudrî (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste
    fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir:
    "Biz fitre zekâtını, Allah’ın Rasûlü aramızda
    iken, yiyecek maddelerinden bir sa’, hurmadan bir sa’, kuru üzümden bir
    sa’, keşden yine bir sa’ olmak üzere bunlardan birisini esas alarak
    veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim"
    (Ahmed b. Hanbel, III, 73, 98). Sa’ bir ağırlık birimi
    olup, şer’î ölçüye göre 2912, örfi ölçüye göre ise 3328
    gramdır. Bazı fakihlere göre buğday cinsinde fitre
    miktarı yarım sa’dır. Burada yoksulların yararına
    olan ve daha ağır olan örfî ölçeği tercih etmek daha
    faziletlidir (Fıtır sadakası için bk. Sadaka-ı
    Fıtır mad.).
    Farz olan zekâtla, vacib olan fitre miktarları
    belirli bulunan sadakalardır. Birincisinde nisab’a mâlik olduktan
    sonra bir yıl geçmesi, ikincisinde ise, sadece nisaba malik olmak
    şarttır. Bunların dışında
    sıkıntı ve zarûret içinde bulunan müslümana ihtiyacını
    giderecek ölçüde yardım etmeyi bildiren bir sadaka daha
    vardır ki; bunun miktarı, sıkıntıyı
    giderecek ölçüye göre ortaya çıkar. Kur’ân-ı Kerîm’de
    şöyle buyurulur: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya
    çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Fakat iyi olan, Allah’a,
    âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını
    sevmesine rağmen hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda
    kalmışa, dilenenlere ve köle azadına veren, namaz
    kılan ve zekât verendir" (el-Bakara, 2/ 177). Burada Cenab-ı
    Hak, miktarı belli olan zekâtla birlikte yakınlara, yetim ve düşkünlere
    yapılacak malî bir yardımdan da söz etmiştir ki; bunun
    şart ve miktarını sıkıntıda olan yoksulun
    hali belirler.
    Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak
    yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara
    yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü
    hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına
    alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer
    hayır ve hasenât bu niteliktedir.
    Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına
    gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle
    belirlenir: "İnsan öldüğü zaman amel işlemesi
    kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye,
    kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden
    salih çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46). Bu hadiste zikredilen
    sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.
    İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece,
    bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler
    ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse
    vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler.
    Yararlı bir ilim bırakan da, bu ilimden,
    kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandıkça, mü’min olmak
    şartıyla, sürekli olarak ecir alır. Nitekim ilim, irfan ve
    irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın
    büyük mükafatına kötü çığır açanın da günahına
    hadiste şöyle yer verilir: "Kim iyi bir çığır açarsa,
    bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan
    alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel
    edenlerin günahı kadar günahı yüklenir" (Müslim,
    İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce,
    Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361,
    362). Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum
    bu çocuktan yararlandıkça, onun yetişmesinde katkısı
    bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir almalarına bir
    sebeptir.
    Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye
    niteliğindedir. Vakıfnâmedeki esaslara göre, hayır yönü
    işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam eder. Önceki
    asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların
    vakıf olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin
    sürekli bir ecre nail olma istekleri yüzündendir.
    Nâfile Olan Sadakalar
    İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.
    Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Zer (r.a)’i tasaddukta
    bulunmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur: "Şu
    Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü geceyi ondan
    bende bir dinar bulunduğu halde geçirmek istemem. Yalnız borç
    ödemek için ayırdığım dinar bunun
    dışında olur, -Önüne, sağına ve soluna saçma işareti
    yaparak- Onu Allah’ın kullarına bu şekilde
    dağıtmak isterim. Şüphesiz malı çok olanlar, kıyamet
    günü sevabı en az olanlardır. Yine yoksullara tasaddukta
    bulunma işareti yaparak, bu durumda olanlar müstesnadır"
    (Müslim, Zekât, bab: 9, H. No: 32).
    Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka
    kapsamının genişliğini şu hadiste görmek
    mümkündür: "İçinde güneş doğan her gün, insanların
    her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ;
    İki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır.
    Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana
    bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır.
    Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her
    adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren
    şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır" (Buhârî,
    Sulh, 11; Cihâd, 72,128; Müslim, Zekât, 56; Müsâfirîn, 84; Ebû
    Dâvud, Tatavvu’, 12; Edeb,160; Ahmed b. Hanbel, II, 316, 350, IV, 423, V,
    178). Bu hadiste, "sülâmâ" parmak kemikleri demektir. Ancak
    burada vucuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin
    insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli
    olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete
    karşılık farz olan sadaka yerine, günlük bir takım
    hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin
    sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür
    borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın
    sadaka sayılması, her adım
    karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah
    affetme anlamındadır (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim
    Terceme ve Şerhi, İstanbul 1977, V, 374).
    Diğer yandan başka hadislerde, insanlara
    iyiliği emretmenin (Tirmizi, Birr, 36; Müslim, Müsâfirîn, 84;
    Ebû Davud, Tatavvu’, 12), Allah’a hamdetmenin ve O’nu tesbih etmenin bir
    sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Mûsafirîn, 84). Bir
    kimseye yol veya adres tarif etmek sadaka sayıldığı
    gibi (Buhârî, Cihâd, 72; Ahmed b. Hanbel, V,154), gönül alıcı
    yumuşak söz (Buhârî, Cihad, 72, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56),
    bir ağaç dikenin bu ağacından insan veya hayvanların
    yemesi ya da yararlanması da sadaka sayılmıştır
    (Ahmed b. Hanbel, VI, 362).
    Sadakanın En Faziletlisi:
    Çeşitli ameller arasında fazilet
    bakımından farklar bulunduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine yapılan
    yardım ve tasadduklarda da bir sıra gözetilmiş; öncelikli
    tasadduk alanları belirlenmiştir. Gerçekten kişinin çok
    yakınında, belki aile fertleri arasında büyük sıkıntı
    içinde olanlar varken, uzakta olanlara yardım etmeye
    kalkışması maslahata uygun düşmez. Bu yüzden yardım
    ve infaka en yakınından başlamak prensibi
    getirilmiştir.
    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    "Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli dinar,
    kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda
    hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan
    arkadaşlarına harcadığı dinardır" (Müslim,
    Zekât, 38; Tirmizi, Birr, 42; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel,
    V, 279, 284). Yine Rasûlüllah (s.a.s), Allah yolunda harcanan, bir köle
    azadı için sarfedilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi
    için yapılan harcamaları zikrettikten sonra, bunların
    sevap bakımından en üstününün aile fertlerine yapılan
    harcamanın olduğunu belirtmiştir (Müslim, Zekât, 39). Bu
    hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat (iyâl); bir kimsenin
    nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi,
    babası ve hizmetçisidir.
    Sadakanın en sevilen maldan verilmesi daha
    faziletlidir. Kur’ân-ı Kerim’de; "Siz sevdiğiniz mallardan
    infâk etmedikçe iyilik ve taate nail olamazsınız" (Âlu
    İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a),
    Rasûlüllah (s.a.s)’e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim
    malım Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için
    sadakadır. Onun Allah nezdinde sevabını ve âhiret azığı
    olmasını dilerim. Ey Allah’ın elçisi; onu istediğin
    yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının
    çok kârlı bir yatırım olduğunu belirttikten sonra,
    bahçesini hısımlarına vakfetmesini bildirdi. Bunun
    üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve
    amcasının oğulları arasında taksim etti.
    Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân b.
    Sâbit ile Übey b. Ka’b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim,
    Zekât, 42, 43).
    Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta
    bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber bir gün kadınlara
    hitab ederek; Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa
    sadaka verin" buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah’ın
    karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah’ın elçisine
    gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek
    destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz.
    Peygamber bu iki kadın için şöyle buyurmuştur:
    "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık
    ecri ve sadaka ecri" (Müslim, Zekât, 45).
    Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe
    göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına
    veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner
    (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I,
    156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı
    hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına
    destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf,
    İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik’e göre ise, kadının
    yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları
    delil, Hz. Peygamber’in, Abdullah b. Mesud’un karısı Zeyneb
    (r.anhâ)’e verdiği şu cevaptır:
    "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık
    olan kimselerdir" (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    549).

    Hamdi DÖNDÜREN


  4. 20.Haziran.2011, 00:06
    2
    Silent and lonely rains



    SADAKA
    Zekât, Allah rızası için yapılan
    iyilik veya verilen şey, sadaka insanın malından sırf
    Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı
    bir vergi türü anlamında bir fıkıh terimi. Zekâta,
    mü’minlerin Allah’ın emirlerine uymadaki sadakatlarini gösterdiği
    için "sadaka" da denilmiştir. Çoğulu sadakât’tır.
    Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir:
    İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması.
    Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vacib veya
    nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttan
    ibaret olup; tarım ürünlerinin zekâtı olan öşrü;
    hayvanların, ticaret mallarının, altın, gümüş
    ve diğer nakit paraların zekâtı ile, define ve madenlerin
    zekâtını kapsamına alır. Zekât verileceği
    yerleri belirleyen âyetteki "sadakât" çoğul olarak bütün
    bu çeşitleri kapsar. "Zekâtlar; ancak, yoksulların,
    miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların,
    kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin,
    borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların
    hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz
    kılınmıştır" (et-Tevbe, 9/60).
    Bu âyetlerde de zekâtın farz olan bu çeşidi
    yer alır: "Namazı kılın, zekâtı verin"
    (el-Bakara, 2/43); "Mü’minlerin mallarından zekât al ki, onları
    temizleyip mallarını çoğaltasın" (et-Tevbe,
    9/103); "Hasat günü ürünün hakkını ödeyin"
    (el-En’âm, 6/141). Hz. Peygamber’in çeşitli hadislerinde farz olan
    zekât emredilmiştir: "İslâm beş temel üzerine
    kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir" (Buhârî,
    İmân, 1, 2; Tefsîru Süre, 2/30; Müslim, İmân, 19-22;
    Tirmizi, İmân, 3; Nesâî, İmân,13). Diğer yandan Hz.
    Muhammed (s.a.s), Muaz b. Cebel (r.a)’i Yemen’e vali olarak gönderirken
    kendisine şöyle buyurmuştur:
    "Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine
    zekâtı farz kılmıştır. Zekatı oranın
    zenginlerinden al, yoksullarına ver" (Buhârî, Zekât, l;
    Tevhîd, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 46; İbn Mâce,
    Zekât, 1).
    Diğer yandan zekâtın farz oluşu
    üzerinde bütün müctehitler görüş birliği içindedir.
    Ashab-ı Kirâm zekât vermeyenlerle savaşılması
    gerektiği konusunda ittifak etmiştir. Zekâtın farz
    olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar (Zekât için bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    483-550).
    Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. Buna kısaca, "fitre" denir ki,
    fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış
    atıyyesi anlamına gelir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)’dan
    rivâyete göre şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s)
    oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve
    yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır.
    Fitreyi kim bayram namazından önce öderse, bu makbul bir zekât,
    kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur" (Buhârî,
    Zekât, 70, 71, 77; Müslim, Zekât, 12, 13, 16; Ebu Dâvud, Zekât, 18,
    20; Nesâi, Zekat, 31, 33; İbn Mace, Zekat, 21).
    Ebu Said el-Hudrî (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste
    fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir:
    "Biz fitre zekâtını, Allah’ın Rasûlü aramızda
    iken, yiyecek maddelerinden bir sa’, hurmadan bir sa’, kuru üzümden bir
    sa’, keşden yine bir sa’ olmak üzere bunlardan birisini esas alarak
    veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim"
    (Ahmed b. Hanbel, III, 73, 98). Sa’ bir ağırlık birimi
    olup, şer’î ölçüye göre 2912, örfi ölçüye göre ise 3328
    gramdır. Bazı fakihlere göre buğday cinsinde fitre
    miktarı yarım sa’dır. Burada yoksulların yararına
    olan ve daha ağır olan örfî ölçeği tercih etmek daha
    faziletlidir (Fıtır sadakası için bk. Sadaka-ı
    Fıtır mad.).
    Farz olan zekâtla, vacib olan fitre miktarları
    belirli bulunan sadakalardır. Birincisinde nisab’a mâlik olduktan
    sonra bir yıl geçmesi, ikincisinde ise, sadece nisaba malik olmak
    şarttır. Bunların dışında
    sıkıntı ve zarûret içinde bulunan müslümana ihtiyacını
    giderecek ölçüde yardım etmeyi bildiren bir sadaka daha
    vardır ki; bunun miktarı, sıkıntıyı
    giderecek ölçüye göre ortaya çıkar. Kur’ân-ı Kerîm’de
    şöyle buyurulur: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya
    çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Fakat iyi olan, Allah’a,
    âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını
    sevmesine rağmen hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda
    kalmışa, dilenenlere ve köle azadına veren, namaz
    kılan ve zekât verendir" (el-Bakara, 2/ 177). Burada Cenab-ı
    Hak, miktarı belli olan zekâtla birlikte yakınlara, yetim ve düşkünlere
    yapılacak malî bir yardımdan da söz etmiştir ki; bunun
    şart ve miktarını sıkıntıda olan yoksulun
    hali belirler.
    Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak
    yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara
    yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü
    hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına
    alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer
    hayır ve hasenât bu niteliktedir.
    Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına
    gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle
    belirlenir: "İnsan öldüğü zaman amel işlemesi
    kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye,
    kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden
    salih çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46). Bu hadiste zikredilen
    sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.
    İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece,
    bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler
    ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse
    vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler.
    Yararlı bir ilim bırakan da, bu ilimden,
    kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandıkça, mü’min olmak
    şartıyla, sürekli olarak ecir alır. Nitekim ilim, irfan ve
    irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın
    büyük mükafatına kötü çığır açanın da günahına
    hadiste şöyle yer verilir: "Kim iyi bir çığır açarsa,
    bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan
    alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel
    edenlerin günahı kadar günahı yüklenir" (Müslim,
    İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce,
    Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361,
    362). Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum
    bu çocuktan yararlandıkça, onun yetişmesinde katkısı
    bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir almalarına bir
    sebeptir.
    Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye
    niteliğindedir. Vakıfnâmedeki esaslara göre, hayır yönü
    işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam eder. Önceki
    asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların
    vakıf olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin
    sürekli bir ecre nail olma istekleri yüzündendir.
    Nâfile Olan Sadakalar
    İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.
    Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Zer (r.a)’i tasaddukta
    bulunmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur: "Şu
    Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü geceyi ondan
    bende bir dinar bulunduğu halde geçirmek istemem. Yalnız borç
    ödemek için ayırdığım dinar bunun
    dışında olur, -Önüne, sağına ve soluna saçma işareti
    yaparak- Onu Allah’ın kullarına bu şekilde
    dağıtmak isterim. Şüphesiz malı çok olanlar, kıyamet
    günü sevabı en az olanlardır. Yine yoksullara tasaddukta
    bulunma işareti yaparak, bu durumda olanlar müstesnadır"
    (Müslim, Zekât, bab: 9, H. No: 32).
    Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka
    kapsamının genişliğini şu hadiste görmek
    mümkündür: "İçinde güneş doğan her gün, insanların
    her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ;
    İki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır.
    Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana
    bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır.
    Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her
    adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren
    şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır" (Buhârî,
    Sulh, 11; Cihâd, 72,128; Müslim, Zekât, 56; Müsâfirîn, 84; Ebû
    Dâvud, Tatavvu’, 12; Edeb,160; Ahmed b. Hanbel, II, 316, 350, IV, 423, V,
    178). Bu hadiste, "sülâmâ" parmak kemikleri demektir. Ancak
    burada vucuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin
    insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli
    olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete
    karşılık farz olan sadaka yerine, günlük bir takım
    hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin
    sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür
    borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın
    sadaka sayılması, her adım
    karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah
    affetme anlamındadır (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim
    Terceme ve Şerhi, İstanbul 1977, V, 374).
    Diğer yandan başka hadislerde, insanlara
    iyiliği emretmenin (Tirmizi, Birr, 36; Müslim, Müsâfirîn, 84;
    Ebû Davud, Tatavvu’, 12), Allah’a hamdetmenin ve O’nu tesbih etmenin bir
    sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Mûsafirîn, 84). Bir
    kimseye yol veya adres tarif etmek sadaka sayıldığı
    gibi (Buhârî, Cihâd, 72; Ahmed b. Hanbel, V,154), gönül alıcı
    yumuşak söz (Buhârî, Cihad, 72, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56),
    bir ağaç dikenin bu ağacından insan veya hayvanların
    yemesi ya da yararlanması da sadaka sayılmıştır
    (Ahmed b. Hanbel, VI, 362).
    Sadakanın En Faziletlisi:
    Çeşitli ameller arasında fazilet
    bakımından farklar bulunduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine yapılan
    yardım ve tasadduklarda da bir sıra gözetilmiş; öncelikli
    tasadduk alanları belirlenmiştir. Gerçekten kişinin çok
    yakınında, belki aile fertleri arasında büyük sıkıntı
    içinde olanlar varken, uzakta olanlara yardım etmeye
    kalkışması maslahata uygun düşmez. Bu yüzden yardım
    ve infaka en yakınından başlamak prensibi
    getirilmiştir.
    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    "Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli dinar,
    kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda
    hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan
    arkadaşlarına harcadığı dinardır" (Müslim,
    Zekât, 38; Tirmizi, Birr, 42; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel,
    V, 279, 284). Yine Rasûlüllah (s.a.s), Allah yolunda harcanan, bir köle
    azadı için sarfedilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi
    için yapılan harcamaları zikrettikten sonra, bunların
    sevap bakımından en üstününün aile fertlerine yapılan
    harcamanın olduğunu belirtmiştir (Müslim, Zekât, 39). Bu
    hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat (iyâl); bir kimsenin
    nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi,
    babası ve hizmetçisidir.
    Sadakanın en sevilen maldan verilmesi daha
    faziletlidir. Kur’ân-ı Kerim’de; "Siz sevdiğiniz mallardan
    infâk etmedikçe iyilik ve taate nail olamazsınız" (Âlu
    İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a),
    Rasûlüllah (s.a.s)’e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim
    malım Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için
    sadakadır. Onun Allah nezdinde sevabını ve âhiret azığı
    olmasını dilerim. Ey Allah’ın elçisi; onu istediğin
    yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının
    çok kârlı bir yatırım olduğunu belirttikten sonra,
    bahçesini hısımlarına vakfetmesini bildirdi. Bunun
    üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve
    amcasının oğulları arasında taksim etti.
    Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân b.
    Sâbit ile Übey b. Ka’b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim,
    Zekât, 42, 43).
    Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta
    bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber bir gün kadınlara
    hitab ederek; Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa
    sadaka verin" buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah’ın
    karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah’ın elçisine
    gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek
    destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz.
    Peygamber bu iki kadın için şöyle buyurmuştur:
    "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık
    ecri ve sadaka ecri" (Müslim, Zekât, 45).
    Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe
    göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına
    veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner
    (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I,
    156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı
    hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına
    destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf,
    İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik’e göre ise, kadının
    yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları
    delil, Hz. Peygamber’in, Abdullah b. Mesud’un karısı Zeyneb
    (r.anhâ)’e verdiği şu cevaptır:
    "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık
    olan kimselerdir" (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    549).

    Hamdi DÖNDÜREN


  5. 20.Haziran.2011, 00:08
    3
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: sadaka çeşitleri hakkında bilgi

    Ebu Hüreyre (r.a) 'den rivayet edildiğine göre, Rasulallah (s.a.v) şöyle buyurdu;


    "İnsanın her bir eklemi için her Allah'ın günü bir sadaka vermek gerekir.


    "İki kişinin arasını bulman,(haklarında adaletle hükmetmen) bir sadakadır.


    Bir kimseye bineğine binerken yardımcı olman veya yükünü yüklemesine yardım etmen bir sadakadır.


    Güzel bir söz söylemek sadakadır.


    Namaza giderken attığın her adıma bir sadaka sevabı vardır.


    Gelip geçenleri rahatsız eden bir şeyi yoldan alıp atman bir sadakadır."



  6. 20.Haziran.2011, 00:08
    3
    Özel Üye
    Ebu Hüreyre (r.a) 'den rivayet edildiğine göre, Rasulallah (s.a.v) şöyle buyurdu;


    "İnsanın her bir eklemi için her Allah'ın günü bir sadaka vermek gerekir.


    "İki kişinin arasını bulman,(haklarında adaletle hükmetmen) bir sadakadır.


    Bir kimseye bineğine binerken yardımcı olman veya yükünü yüklemesine yardım etmen bir sadakadır.


    Güzel bir söz söylemek sadakadır.


    Namaza giderken attığın her adıma bir sadaka sevabı vardır.


    Gelip geçenleri rahatsız eden bir şeyi yoldan alıp atman bir sadakadır."



  7. 29.Kasım.2011, 23:44
    4
    Misafir

    Cevap: sadaka çeşitleri hakkında bilgi

    daha fazla bilgi olsa insanların dikkatini çeker ve yazılan mesajları okumal isterler


  8. 29.Kasım.2011, 23:44
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    daha fazla bilgi olsa insanların dikkatini çeker ve yazılan mesajları okumal isterler


  9. 30.Kasım.2011, 02:45
    5
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: sadaka çeşitleri hakkında bilgi

    Sadaka

    Zekât, Allah rızası için yapılan iyilik veya verilen şey, sadaka insanın malından sırf Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı bir vergi türü anlamında bir fıkıh terimi. Zekâta, mü'minlerin Allah'ın emirlerine uymadaki sadakatlarini gösterdiği için "sadaka" da denilmiştir. Çoğulu sadakât'tır. Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir: İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması.

    Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vacib veya nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttan ibaret olup; tarım ürünlerinin zekâtı olan öşrü; hayvanların, ticaret mallarının, altın, gümüş ve diğer nakit paraların zekâtı ile, define ve madenlerin zekâtını kapsamına alır. Zekât verileceği yerleri belirleyen âyetteki "sadakât" çoğul olarak bütün bu çeşitleri kapsar. "Zekâtlar; ancak, yoksulların, miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların, kalpleri İslâm'a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin, borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz kılınmıştır" (et-Tevbe, 9/60).

    Bu âyetlerde de zekâtın farz olan bu çeşidi yer alır: "Namazı kılın, zekâtı verin" (el-Bakara, 2/43); "Mü'minlerin mallarından zekât al ki, onları temizleyip mallarını çoğaltasın" (et-Tevbe, 9/103); "Hasat günü ürünün hakkını ödeyin" (el-En'âm, 6/141). Hz. Peygamber'in çeşitli hadislerinde farz olan zekât emredilmiştir: "İslâm beş temel üzerine kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir" (Buhârî, İmân, 1, 2; Tefsîru Süre, 2/30; Müslim, İmân, 19-22; Tirmizi, İmân, 3; Nesâî, İmân,13). Diğer yandan Hz. Muhammed (s.a.s), Muaz b. Cebel (r.a)'i Yemen'e vali olarak gönderirken kendisine şöyle buyurmuştur:

    "Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine zekâtı farz kılmıştır. Zekatı oranın zenginlerinden al, yoksullarına ver" (Buhârî, Zekât, l; Tevhîd, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 46; İbn Mâce, Zekât, 1).

    Diğer yandan zekâtın farz oluşu üzerinde bütün müctehitler görüş birliği içindedir. Ashab-ı Kirâm zekât vermeyenlerle savaşılması gerektiği konusunda ittifak etmiştir. Zekâtın farz olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar (Zekât için bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s. 483-550).

    Fıtır sadakası vacib hükmünde bir sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi gereken bir sadakadır. Buna kısaca, "fitre" denir ki, fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış atıyyesi anlamına gelir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)'dan rivâyete göre şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s) oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır. Fitreyi kim bayram namazından önce öderse, bu makbul bir zekât, kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur" (Buhârî, Zekât, 70, 71, 77; Müslim, Zekât, 12, 13, 16; Ebu Dâvud, Zekât, 18, 20; Nesâi, Zekat, 31, 33; İbn Mace, Zekat, 21).

    Ebu Said el-Hudrî (r.a)'den rivayet edilen bir hadiste fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir: "Biz fitre zekâtını, Allah'ın Rasûlü aramızda iken, yiyecek maddelerinden bir sa', hurmadan bir sa', kuru üzümden bir sa', keşden yine bir sa' olmak üzere bunlardan birisini esas alarak veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim" (Ahmed b. Hanbel, III, 73, 98). Sa' bir ağırlık birimi olup, şer'î ölçüye göre 2912, örfi ölçüye göre ise 3328 gramdır. Bazı fakihlere göre buğday cinsinde fitre miktarı yarım sa'dır. Burada yoksulların yararına olan ve daha ağır olan örfî ölçeği tercih etmek daha faziletlidir (Fıtır sadakası için bk. Sadaka-ı Fıtır mad.).

    Farz olan zekâtla, vacib olan fitre miktarları belirli bulunan sadakalardır. Birincisinde nisab'a mâlik olduktan sonra bir yıl geçmesi, ikincisinde ise, sadece nisaba malik olmak şarttır. Bunların dışında sıkıntı ve zarûret içinde bulunan müslümana ihtiyacını giderecek ölçüde yardım etmeyi bildiren bir sadaka daha vardır ki; bunun miktarı, sıkıntıyı giderecek ölçüye göre ortaya çıkar. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Fakat iyi olan, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını sevmesine rağmen hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve köle azadına veren, namaz kılan ve zekât verendir" (el-Bakara, 2/ 177). Burada Cenab-ı Hak, miktarı belli olan zekâtla birlikte yakınlara, yetim ve düşkünlere yapılacak malî bir yardımdan da söz etmiştir ki; bunun şart ve miktarını sıkıntıda olan yoksulun hali belirler.

    Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer hayır ve hasenât bu niteliktedir.

    Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle belirlenir: "İnsan öldüğü zaman amel işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye, kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden salih çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46). Bu hadiste zikredilen sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır. İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece, bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler.

    Yararlı bir ilim bırakan da, bu ilimden, kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandıkça, mü'min olmak şartıyla, sürekli olarak ecir alır. Nitekim ilim, irfan ve irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın büyük mükafatına kötü çığır açanın da günahına hadiste şöyle yer verilir: "Kim iyi bir çığır açarsa, bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel edenlerin günahı kadar günahı yüklenir" (Müslim, İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce, Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361, 362). Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum bu çocuktan yararlandıkça, onun yetişmesinde katkısı bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir almalarına bir sebeptir.

    Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye niteliğindedir. Vakıfnâmedeki esaslara göre, hayır yönü işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam eder. Önceki asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların vakıf olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin sürekli bir ecre nail olma istekleri yüzündendir.

    Nâfile Olan Sadakalar

    İslâm'da farz ve vacib olan sadakalardan başka, kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü'min kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak nitelendirilmiştir.

    Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Zer (r.a)'i tasaddukta bulunmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur: "Şu Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü geceyi ondan bende bir dinar bulunduğu halde geçirmek istemem. Yalnız borç ödemek için ayırdığım dinar bunun dışında olur, -Önüne, sağına ve soluna saçma işareti yaparak- Onu Allah'ın kullarına bu şekilde dağıtmak isterim. Şüphesiz malı çok olanlar, kıyamet günü sevabı en az olanlardır. Yine yoksullara tasaddukta bulunma işareti yaparak, bu durumda olanlar müstesnadır" (Müslim, Zekât, bab: 9, H. No: 32).

    Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka kapsamının genişliğini şu hadiste görmek mümkündür: "İçinde güneş doğan her gün, insanların her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ; İki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır. Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır" (Buhârî, Sulh, 11; Cihâd, 72,128; Müslim, Zekât, 56; Müsâfirîn, 84; Ebû Dâvud, Tatavvu', 12; Edeb,160; Ahmed b. Hanbel, II, 316, 350, IV, 423, V, 178). Bu hadiste, "sülâmâ" parmak kemikleri demektir. Ancak burada vucuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete karşılık farz olan sadaka yerine, günlük bir takım hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın sadaka sayılması, her adım karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah affetme anlamındadır (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim Terceme ve Şerhi, İstanbul 1977, V, 374).

    Diğer yandan başka hadislerde, insanlara iyiliği emretmenin (Tirmizi, Birr, 36; Müslim, Müsâfirîn, 84; Ebû Davud, Tatavvu', 12), Allah'a hamdetmenin ve O'nu tesbih etmenin bir sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Mûsafirîn, 84). Bir kimseye yol veya adres tarif etmek sadaka sayıldığı gibi (Buhârî, Cihâd, 72; Ahmed b. Hanbel, V,154), gönül alıcı yumuşak söz (Buhârî, Cihad, 72, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56), bir ağaç dikenin bu ağacından insan veya hayvanların yemesi ya da yararlanması da sadaka sayılmıştır (Ahmed b. Hanbel, VI, 362).

    Sadakanın En Faziletlisi:

    Çeşitli ameller arasında fazilet bakımından farklar bulunduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine yapılan yardım ve tasadduklarda da bir sıra gözetilmiş; öncelikli tasadduk alanları belirlenmiştir. Gerçekten kişinin çok yakınında, belki aile fertleri arasında büyük sıkıntı içinde olanlar varken, uzakta olanlara yardım etmeye kalkışması maslahata uygun düşmez. Bu yüzden yardım ve infaka en yakınından başlamak prensibi getirilmiştir.

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    "Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli dinar, kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan arkadaşlarına harcadığı dinardır" (Müslim, Zekât, 38; Tirmizi, Birr, 42; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel, V, 279, 284). Yine Rasûlüllah (s.a.s), Allah yolunda harcanan, bir köle azadı için sarfedilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi için yapılan harcamaları zikrettikten sonra, bunların sevap bakımından en üstününün aile fertlerine yapılan harcamanın olduğunu belirtmiştir (Müslim, Zekât, 39). Bu hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat (iyâl); bir kimsenin nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi, babası ve hizmetçisidir.

    Sadakanın en sevilen maldan verilmesi daha faziletlidir. Kur'ân-ı Kerim'de; "Siz sevdiğiniz mallardan infâk etmedikçe iyilik ve taate nail olamazsınız" (Âlu İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim malım Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için sadakadır. Onun Allah nezdinde sevabını ve âhiret azığı olmasını dilerim. Ey Allah'ın elçisi; onu istediğin yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının çok kârlı bir yatırım olduğunu belirttikten sonra, bahçesini hısımlarına vakfetmesini bildirdi. Bunun üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve amcasının oğulları arasında taksim etti. Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân b. Sâbit ile Übey b. Ka'b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim, Zekât, 42, 43).

    Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber bir gün kadınlara hitab ederek; Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa sadaka verin" buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah'ın karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah'ın elçisine gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz. Peygamber bu iki kadın için şöyle buyurmuştur: "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık ecri ve sadaka ecri" (Müslim, Zekât, 45).

    Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner (el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik'e göre ise, kadının yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları delil, Hz. Peygamber'in, Abdullah b. Mesud'un karısı Zeyneb (r.anhâ)'e verdiği şu cevaptır:

    "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık olan kimselerdir" (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s. 549).

    Bir mü'minin tasaddukunu sevdiği mal cinsinden yapması, Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmaya sebep olur. Halife Ömer b. Abdülaziz çuvallarla şeker alır, tasadduk ederdi. Bunun yerine niçin para dağıtmadığı sorulunca, şu cevabı vermiştir: "Ben şekeri çok severim. Bu yüzden sevdiğim şeyi tasadduk etmek istedim" (A. Davudoğlu, a.g.e., V, 352).

    Anne babaya müşrik bile olsalar yardımda bulunmak gerekir. Nitekim Esmâ binti Ebi Bekir (r.anhâ) şöyle demiştir: "Annem yanıma geldi, kendisi Kureyş devrinde Rasûlüllah (s.a.s) onlarla anlaşma yaptığı zaman henüz müşrik idi. Ben Hz. Peygamber'e gelerek, "Annem bana rağbet göstererek yanıma geldi. Kendisine yardımda bulunayım mı?" dedim. Hz. Peygamber; "Evet annene yardımda bulun" buyurdular (Müslim, Zekât, 49, 50; Ebû Davud, Zekât, 34; Ahmed b. Hanbel, VI, 344, 347). Rivayete göre Hz. Ebû Bekir, Esma'nın annesi Kuteyle'yi cahiliye devrinde boşamıştı. Kuteyle Hicretten sonra Medine'ye kızı Esmâ'nın yanına gelmişti. Kendisine kuru üzüm ve yağ gibi hediyeler getirdi. Fakat Esmâ bu hediyeleri almaktan ve onu evine kabul etmekten kaçındı. Hz. Peygamber'in izin vermesi üzerine de onu evine aldı (Buhârî, Hibe, 29, Cizye,18, Edeb, 8; A. Davudoğlu, a.g.e., V, 363, 364).

    Ölen Kimse Adına Sadaka Vermek Caiz midir?

    Bazı ibadet ve taatların ölen bir kimse adına yapılması mümkün ve caizdir. Bunların sevabı ölüye ulaşır. Ölü nâmına verilen sadakalar başta gelir. Hz. Peygamber'e bir adam gelerek şöyle demiştir: "Ey Allah'ın elçisi! Annem ansızın öldü, vasiyet de etmedi. Öyle sanıyorum ki, konuşmuş olsa sadaka verilmesini vasiyet ederdi. Acaba onun adına ben sadaka versem, anneme sevap olur mu?" demiş. Hz. Peygamber; "Evet" cevabını vermiştir" (Buhârî, Cenâiz, 95; Vesâyâ, 19; Müslim, Zekât, 51; Vasiyye, 12, 13; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 15; Nesâî, Vesâyâ, 7).

    Hz. Enes (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'e; "Biz ölülerimize dua ediyor, onlar adına sadaka veriyor ve haccediyoruz. Acaba bunların sevabı onlara ulaşıyor mu?" diye sormuş, Allah elçisi şöyle cevap vermiştir: "Şüphesiz, onlara ulaşır ve onlar sizden birinizin hediyeye sevindiği gibi ona sevinirler" (Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, V, 366).

    Hanefilere göre, bağışlanan her çeşit ibadetin sevabı ölülere ulaşır. Ancak ölen kimse namına zekât, adak, hac gibi mali yönü olan ibadetleri ifa etmek mümkün ise de; namaz, oruç gibi ibadetleri onun namına ifa yeterli değildir. Bunların bizzat hayatta iken ifası gerekir. Çünkü bu ibadetler, ferdi, beden ve ruh bakımından olgunlaştırır, olumlu etkileri bizzat bunları yapanların kendilerinde görülür. Başkalarının bunları yapmasıyla asıl yükümlü üzerindeki fayda sağlanmış olmaz.

    Hamdi DÖNDÜREN
    s.islamiyet


  10. 30.Kasım.2011, 02:45
    5
    Özel Üye
    Sadaka

    Zekât, Allah rızası için yapılan iyilik veya verilen şey, sadaka insanın malından sırf Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı bir vergi türü anlamında bir fıkıh terimi. Zekâta, mü'minlerin Allah'ın emirlerine uymadaki sadakatlarini gösterdiği için "sadaka" da denilmiştir. Çoğulu sadakât'tır. Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir: İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması.

    Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vacib veya nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttan ibaret olup; tarım ürünlerinin zekâtı olan öşrü; hayvanların, ticaret mallarının, altın, gümüş ve diğer nakit paraların zekâtı ile, define ve madenlerin zekâtını kapsamına alır. Zekât verileceği yerleri belirleyen âyetteki "sadakât" çoğul olarak bütün bu çeşitleri kapsar. "Zekâtlar; ancak, yoksulların, miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların, kalpleri İslâm'a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin, borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz kılınmıştır" (et-Tevbe, 9/60).

    Bu âyetlerde de zekâtın farz olan bu çeşidi yer alır: "Namazı kılın, zekâtı verin" (el-Bakara, 2/43); "Mü'minlerin mallarından zekât al ki, onları temizleyip mallarını çoğaltasın" (et-Tevbe, 9/103); "Hasat günü ürünün hakkını ödeyin" (el-En'âm, 6/141). Hz. Peygamber'in çeşitli hadislerinde farz olan zekât emredilmiştir: "İslâm beş temel üzerine kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir" (Buhârî, İmân, 1, 2; Tefsîru Süre, 2/30; Müslim, İmân, 19-22; Tirmizi, İmân, 3; Nesâî, İmân,13). Diğer yandan Hz. Muhammed (s.a.s), Muaz b. Cebel (r.a)'i Yemen'e vali olarak gönderirken kendisine şöyle buyurmuştur:

    "Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine zekâtı farz kılmıştır. Zekatı oranın zenginlerinden al, yoksullarına ver" (Buhârî, Zekât, l; Tevhîd, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 46; İbn Mâce, Zekât, 1).

    Diğer yandan zekâtın farz oluşu üzerinde bütün müctehitler görüş birliği içindedir. Ashab-ı Kirâm zekât vermeyenlerle savaşılması gerektiği konusunda ittifak etmiştir. Zekâtın farz olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar (Zekât için bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s. 483-550).

    Fıtır sadakası vacib hükmünde bir sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi gereken bir sadakadır. Buna kısaca, "fitre" denir ki, fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış atıyyesi anlamına gelir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)'dan rivâyete göre şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s) oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır. Fitreyi kim bayram namazından önce öderse, bu makbul bir zekât, kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur" (Buhârî, Zekât, 70, 71, 77; Müslim, Zekât, 12, 13, 16; Ebu Dâvud, Zekât, 18, 20; Nesâi, Zekat, 31, 33; İbn Mace, Zekat, 21).

    Ebu Said el-Hudrî (r.a)'den rivayet edilen bir hadiste fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir: "Biz fitre zekâtını, Allah'ın Rasûlü aramızda iken, yiyecek maddelerinden bir sa', hurmadan bir sa', kuru üzümden bir sa', keşden yine bir sa' olmak üzere bunlardan birisini esas alarak veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim" (Ahmed b. Hanbel, III, 73, 98). Sa' bir ağırlık birimi olup, şer'î ölçüye göre 2912, örfi ölçüye göre ise 3328 gramdır. Bazı fakihlere göre buğday cinsinde fitre miktarı yarım sa'dır. Burada yoksulların yararına olan ve daha ağır olan örfî ölçeği tercih etmek daha faziletlidir (Fıtır sadakası için bk. Sadaka-ı Fıtır mad.).

    Farz olan zekâtla, vacib olan fitre miktarları belirli bulunan sadakalardır. Birincisinde nisab'a mâlik olduktan sonra bir yıl geçmesi, ikincisinde ise, sadece nisaba malik olmak şarttır. Bunların dışında sıkıntı ve zarûret içinde bulunan müslümana ihtiyacını giderecek ölçüde yardım etmeyi bildiren bir sadaka daha vardır ki; bunun miktarı, sıkıntıyı giderecek ölçüye göre ortaya çıkar. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Fakat iyi olan, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını sevmesine rağmen hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve köle azadına veren, namaz kılan ve zekât verendir" (el-Bakara, 2/ 177). Burada Cenab-ı Hak, miktarı belli olan zekâtla birlikte yakınlara, yetim ve düşkünlere yapılacak malî bir yardımdan da söz etmiştir ki; bunun şart ve miktarını sıkıntıda olan yoksulun hali belirler.

    Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer hayır ve hasenât bu niteliktedir.

    Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle belirlenir: "İnsan öldüğü zaman amel işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye, kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden salih çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46). Bu hadiste zikredilen sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır. İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece, bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler.

    Yararlı bir ilim bırakan da, bu ilimden, kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandıkça, mü'min olmak şartıyla, sürekli olarak ecir alır. Nitekim ilim, irfan ve irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın büyük mükafatına kötü çığır açanın da günahına hadiste şöyle yer verilir: "Kim iyi bir çığır açarsa, bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel edenlerin günahı kadar günahı yüklenir" (Müslim, İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce, Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361, 362). Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum bu çocuktan yararlandıkça, onun yetişmesinde katkısı bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir almalarına bir sebeptir.

    Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye niteliğindedir. Vakıfnâmedeki esaslara göre, hayır yönü işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam eder. Önceki asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların vakıf olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin sürekli bir ecre nail olma istekleri yüzündendir.

    Nâfile Olan Sadakalar

    İslâm'da farz ve vacib olan sadakalardan başka, kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü'min kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak nitelendirilmiştir.

    Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Zer (r.a)'i tasaddukta bulunmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur: "Şu Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü geceyi ondan bende bir dinar bulunduğu halde geçirmek istemem. Yalnız borç ödemek için ayırdığım dinar bunun dışında olur, -Önüne, sağına ve soluna saçma işareti yaparak- Onu Allah'ın kullarına bu şekilde dağıtmak isterim. Şüphesiz malı çok olanlar, kıyamet günü sevabı en az olanlardır. Yine yoksullara tasaddukta bulunma işareti yaparak, bu durumda olanlar müstesnadır" (Müslim, Zekât, bab: 9, H. No: 32).

    Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka kapsamının genişliğini şu hadiste görmek mümkündür: "İçinde güneş doğan her gün, insanların her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ; İki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır. Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır" (Buhârî, Sulh, 11; Cihâd, 72,128; Müslim, Zekât, 56; Müsâfirîn, 84; Ebû Dâvud, Tatavvu', 12; Edeb,160; Ahmed b. Hanbel, II, 316, 350, IV, 423, V, 178). Bu hadiste, "sülâmâ" parmak kemikleri demektir. Ancak burada vucuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete karşılık farz olan sadaka yerine, günlük bir takım hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın sadaka sayılması, her adım karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah affetme anlamındadır (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim Terceme ve Şerhi, İstanbul 1977, V, 374).

    Diğer yandan başka hadislerde, insanlara iyiliği emretmenin (Tirmizi, Birr, 36; Müslim, Müsâfirîn, 84; Ebû Davud, Tatavvu', 12), Allah'a hamdetmenin ve O'nu tesbih etmenin bir sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Mûsafirîn, 84). Bir kimseye yol veya adres tarif etmek sadaka sayıldığı gibi (Buhârî, Cihâd, 72; Ahmed b. Hanbel, V,154), gönül alıcı yumuşak söz (Buhârî, Cihad, 72, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56), bir ağaç dikenin bu ağacından insan veya hayvanların yemesi ya da yararlanması da sadaka sayılmıştır (Ahmed b. Hanbel, VI, 362).

    Sadakanın En Faziletlisi:

    Çeşitli ameller arasında fazilet bakımından farklar bulunduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine yapılan yardım ve tasadduklarda da bir sıra gözetilmiş; öncelikli tasadduk alanları belirlenmiştir. Gerçekten kişinin çok yakınında, belki aile fertleri arasında büyük sıkıntı içinde olanlar varken, uzakta olanlara yardım etmeye kalkışması maslahata uygun düşmez. Bu yüzden yardım ve infaka en yakınından başlamak prensibi getirilmiştir.

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    "Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli dinar, kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan arkadaşlarına harcadığı dinardır" (Müslim, Zekât, 38; Tirmizi, Birr, 42; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel, V, 279, 284). Yine Rasûlüllah (s.a.s), Allah yolunda harcanan, bir köle azadı için sarfedilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi için yapılan harcamaları zikrettikten sonra, bunların sevap bakımından en üstününün aile fertlerine yapılan harcamanın olduğunu belirtmiştir (Müslim, Zekât, 39). Bu hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat (iyâl); bir kimsenin nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi, babası ve hizmetçisidir.

    Sadakanın en sevilen maldan verilmesi daha faziletlidir. Kur'ân-ı Kerim'de; "Siz sevdiğiniz mallardan infâk etmedikçe iyilik ve taate nail olamazsınız" (Âlu İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim malım Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için sadakadır. Onun Allah nezdinde sevabını ve âhiret azığı olmasını dilerim. Ey Allah'ın elçisi; onu istediğin yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının çok kârlı bir yatırım olduğunu belirttikten sonra, bahçesini hısımlarına vakfetmesini bildirdi. Bunun üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve amcasının oğulları arasında taksim etti. Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân b. Sâbit ile Übey b. Ka'b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim, Zekât, 42, 43).

    Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber bir gün kadınlara hitab ederek; Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa sadaka verin" buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah'ın karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah'ın elçisine gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz. Peygamber bu iki kadın için şöyle buyurmuştur: "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık ecri ve sadaka ecri" (Müslim, Zekât, 45).

    Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner (el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik'e göre ise, kadının yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları delil, Hz. Peygamber'in, Abdullah b. Mesud'un karısı Zeyneb (r.anhâ)'e verdiği şu cevaptır:

    "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık olan kimselerdir" (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s. 549).

    Bir mü'minin tasaddukunu sevdiği mal cinsinden yapması, Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmaya sebep olur. Halife Ömer b. Abdülaziz çuvallarla şeker alır, tasadduk ederdi. Bunun yerine niçin para dağıtmadığı sorulunca, şu cevabı vermiştir: "Ben şekeri çok severim. Bu yüzden sevdiğim şeyi tasadduk etmek istedim" (A. Davudoğlu, a.g.e., V, 352).

    Anne babaya müşrik bile olsalar yardımda bulunmak gerekir. Nitekim Esmâ binti Ebi Bekir (r.anhâ) şöyle demiştir: "Annem yanıma geldi, kendisi Kureyş devrinde Rasûlüllah (s.a.s) onlarla anlaşma yaptığı zaman henüz müşrik idi. Ben Hz. Peygamber'e gelerek, "Annem bana rağbet göstererek yanıma geldi. Kendisine yardımda bulunayım mı?" dedim. Hz. Peygamber; "Evet annene yardımda bulun" buyurdular (Müslim, Zekât, 49, 50; Ebû Davud, Zekât, 34; Ahmed b. Hanbel, VI, 344, 347). Rivayete göre Hz. Ebû Bekir, Esma'nın annesi Kuteyle'yi cahiliye devrinde boşamıştı. Kuteyle Hicretten sonra Medine'ye kızı Esmâ'nın yanına gelmişti. Kendisine kuru üzüm ve yağ gibi hediyeler getirdi. Fakat Esmâ bu hediyeleri almaktan ve onu evine kabul etmekten kaçındı. Hz. Peygamber'in izin vermesi üzerine de onu evine aldı (Buhârî, Hibe, 29, Cizye,18, Edeb, 8; A. Davudoğlu, a.g.e., V, 363, 364).

    Ölen Kimse Adına Sadaka Vermek Caiz midir?

    Bazı ibadet ve taatların ölen bir kimse adına yapılması mümkün ve caizdir. Bunların sevabı ölüye ulaşır. Ölü nâmına verilen sadakalar başta gelir. Hz. Peygamber'e bir adam gelerek şöyle demiştir: "Ey Allah'ın elçisi! Annem ansızın öldü, vasiyet de etmedi. Öyle sanıyorum ki, konuşmuş olsa sadaka verilmesini vasiyet ederdi. Acaba onun adına ben sadaka versem, anneme sevap olur mu?" demiş. Hz. Peygamber; "Evet" cevabını vermiştir" (Buhârî, Cenâiz, 95; Vesâyâ, 19; Müslim, Zekât, 51; Vasiyye, 12, 13; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 15; Nesâî, Vesâyâ, 7).

    Hz. Enes (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'e; "Biz ölülerimize dua ediyor, onlar adına sadaka veriyor ve haccediyoruz. Acaba bunların sevabı onlara ulaşıyor mu?" diye sormuş, Allah elçisi şöyle cevap vermiştir: "Şüphesiz, onlara ulaşır ve onlar sizden birinizin hediyeye sevindiği gibi ona sevinirler" (Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, V, 366).

    Hanefilere göre, bağışlanan her çeşit ibadetin sevabı ölülere ulaşır. Ancak ölen kimse namına zekât, adak, hac gibi mali yönü olan ibadetleri ifa etmek mümkün ise de; namaz, oruç gibi ibadetleri onun namına ifa yeterli değildir. Bunların bizzat hayatta iken ifası gerekir. Çünkü bu ibadetler, ferdi, beden ve ruh bakımından olgunlaştırır, olumlu etkileri bizzat bunları yapanların kendilerinde görülür. Başkalarının bunları yapmasıyla asıl yükümlü üzerindeki fayda sağlanmış olmaz.

    Hamdi DÖNDÜREN
    s.islamiyet


  11. 30.Kasım.2011, 02:55
    6
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: sadaka çeşitleri hakkında bilgi

    Hadîslerde "sadaka" kavramı çok yönlü olarak ifade edilmektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) "Her iyilik sadakadır" hadîsi bunun en güzel örneklerindendir.
    Hadîste geçen ve "iyilik" diye tercüme ettiğimiz "ma'rûf" kelimesi, Allah'a itaat sayılan her şeyi, Allah'a yakınlaşmayı, insanlara iyilik etmeyi, şeriatın yapmayı emrettiği bütün iyilikleri, yasakladığı bütün kötülüklerden uzak kalmayı ifade eden ve yüksek sıfatlan ihtiva eden çok kapsamlı ve muhtevalı bir kelimedir. Bu itibarla insanın yaptığı her iyilik kendisine sadaka sevabı kazandırmaktadır.
    Biz bu çalışmamızda sadaka sevabı kazandıran iyilikleri sınıflandırarak hadîslerden örnekler vermek suretiyle izah etmeye çalışacağız. Ancak asıl konumuza geçmeden önce sadaka kelimesini ve bu kelimenin ifade ettiği yardımlaşmanın kısımlannı açıklamakta fayda görüyoruz.
    Sadaka kelimesi ıstılâhî mânâ itibariyle "Allah nzâsı için fakirlere verilen şeylerdir." Diğer bir ifade ile "Allah'a yakınlaşmak, sevap ve mükafat umarak verilen şeylerdir." Yine, "Sadaka, maldan sırf Allah için muhtaçlara temlik edilmek için çıkarılan vergidir. Bunda sıdk ve ihlâs bir esas olduğu için sadaka denilmiştir" şeklinde tarif edilmektedir.
    Sadaka iki çeşittir:
    a) Farz ve vacib olan sadaka,
    b)Tatavvu (nafile) olan sadaka.

    Farz ve vacib olan sadaka; bütün nevilerine şamil olmak üzere (Arazi zekâtı, hayvanlann zekâtı, ticaret ve nakit paralann zekâtı, maden ve mücevheratın zekâtı ve fitır sadakası gibi) verilen zekâtlardır"
    Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerekse hadîs-i şeriflerde sadaka kelimesi ile, hem farz olan zekat hem de tatavvu (nafile) olan sadaka kasdedilmiştir. Ancak gördüğümüz kadan ile gerek tefsirlerde gerekse meallerde sadaka kelimesinin tarifi yapılırken, "Nisab miktarına sahih olan ve şer'an zengin sayılan insanların, muhtaçlara ve fakirlere sırf Allah rızasını kazanmak için verdikleri (mal cinsinden) şeylerdir" şeklinde ele alınmıştır.
    Müslümanların içinde zengin olduğu gibi zengin olmayan insanlar da vardır ve hep olagelmiştir. Hatta zenginler, fakirlerden daha çoktur. Allah (cc) fakirlere zekatı farz kılmamış olmakla beraber her müslümanın iç aleminde daima bir takım hayırlar yapma arzusu vardır. Çünkü Allah, insanı medeni olarak yaratmış ve herkesi hangi seviyede olursa olsun bir takım şeylere muhtaç kılmıştır. Hal böyle olunca zengin bir müslümanın, "Ben her sene zekatımı veriyorum" diyerek zekatın dışında hayır yapmamazlık edemeyeceği gibi, şer'an zengin sayılmayan müslümanlar da "Biz zengin değiliz" diyerek, hayırdan ve hayırlı işler yapmaktan hiç bir zaman geri kalamazlar. Zira yardımlaşma sadece mal ile değildir. Bir çok yardımlaşma şekilleri vardır. Meselâ; "Malı olan malından sadaka versin, kuvveti olan kuvvetinden, ilmi olan da ilminden tasaddukta bulunsun," rivayeti bunun en güzel ifadesidir. Bu hakikat, Kur'ân-ı Kerîm'de en güzel şekilde "İnfâk" kelimesiyle ifade edilmektedir. Bu kelime; farz, vacib ve mendub olan bütün zekat ve sadaka şekillerini, yardımlaşma türlerinin hepsini ihtiva eden bir kelimedir.
    "Kendilerine nzık olarak verdiğimizden infak ederler" ayetinden hareketle, Bedîüzzaman, infakta şu esaslara dikkat çeker:
    1) Sadakayı vermekte, kendisi muhtaç olacak şekilde israfa gitmemesi,
    2) Birinden alıp, başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp, kendi malından olması,
    3) Minnetle in'âmın bozulmaması,
    4) Fakir olmak korkusuyla sadakanın terkedilmemesi,
    5) Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle ilim, fikir, kuvvet ve amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi,
    6) Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahatte değil de zaruri ihtiyaçları için sarf etmesi lazımdır.

    Görüldüğü gibi Bedîüzzaman, beşinci maddede sadakanın, sadece mala ve paraya münhasır olmadığını bilakis maddî şeylerde olduğu gibi manevî şeylerde de olacağını ifade ederken Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hadîslerinde zikredilen sadaka şekillerini de kısaca özetlemiş olmaktadır.
    Hayır ve hasenat yapmak isteyen her insan için maddi ve malî durumu ne olursa olsun, iyilik yapmak, hayır işlemek ve sevap kazanmak, Allah'ın rızasına nail olmak ve insanların yardımına koşmak, onların muhabbetlerini elde etmek gibi hayır yollan o kadar çoktur ki, hiç kimse "Ben hayır yapmak isteriyorum, ancak imkanım yok, ne yapayım " şeklinde mazeret beyan edemez.
    Allah'a kul, Rasûlüne ümmet, Kur'an'a talebe, İslama hadim olan herkes , içinde bulunduğu imkanlar dahilinde sadaka verebilir. Zira sadaka sevabı kazanabileceği ve herkesin kendi durumuna göre yapabileceği yardımlaşma şekilleri vardır. Bunları Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şeriflerinde izah etmişler ve bunu bizzat göstererek en güzel bir örnek ve rehber olmuşlardır.
    Cenab-ı Hakk, Kur'ân-ı Kerîm'de bu hakikata bir çok âyet-i kerimede öz olarak işaret etmiş ve emir buyurmuştur. Mesela; "Birr ve takvada, birbirinizle yardımlasınız. Günah işlemekte ve haddi aşmak hususunda yardımlaşmayımz" "Birr", güzel ahlak, Allah'ın emirlerini yapıp yasakladıklarından uzak olmak, insanlara güler yüzle muamele etmek ve onlara iyilikte bulunmak, itaat, lütuf, sıla-i rahm, ana-babaya iyilik ve ihsanda bulunmak gibi bütün hayırları içine alan muhtevalı bir kelimedir. Cenab-ı Hakk, başka bir âyette "Birr"i şu şekilde açıklamaktadır. "Birr (iyilik), yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl "Birr" Allah 'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman edenin; sevdiği mallardan akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalana, dilencilere ve köle azat etmeye verenin, namazı kılanın, zekatı verenin, verdikleri sözleri yerine getirenlerin, sıkıntı hastalık ve şiddet zamanında da sabredenlerin yaptıktandır. Bunlar imanlarında sadık olanlardır. Allah'ın azabından korunanlar da işte bunlardır." Peygamberimize "Birr"den sorulunca "Güzel ahlaktır." diye cevap vermişlerdir.
    İslâmda maddi ve manevi olarak o kadar çok yardımlaşma ve hayır yollan vardır ki, Ayni'nin (v.855) ifadesiyle "Hayır kapıları çoktur. Allah'ın rızasına ulaştıran hayır yollan da sonsuzdur. Bir kapı açılmadığı zaman diğer kapıya gitmek gerekir." Bize hayır kapılarını açan bu yardımlaşmalardan;
    Birincisi, şer'an zenginlerin her sene vermekle mükellef oldukları zekattır.
    İkincisi. Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarından başka en az nisab mikdan bir mala sahib her müslümana vacip olan sadaka-ifıtır'dır.
    Üçüncüsü, yine şer'an zengin sayılanların her sene kurban keserek, kurban etinden fakirlere de vermek suretiyle yardım etmesidir.
    Dördüncüsü, Karz-ı Hasen, yani Allah rızası için yalnızca Allah'tan ecrini istemek niyetiyle ihtiyaç sahibi kişiye faizsiz ödünç vermektir. Bu Kur'ân-ı Kerîm'de şu şekilde anlatılmaktadır: "O kimsedir ki, Allah için güzel bir ödünç (karz-ı hasen) takdim etsin de Allah ona karşılığını kat kat versin. Rızkı daraltan da Allah 'tır, bol veren de. Yine O'na döndürüleceksiniz"
    Beşincisi, bunların dışındaki yardımlaşma şekilleridir. Bu da maddî ve manevî her türlü yardımlaşma nevilerini ihtiva etmektedir. Bunlardan hadîs-i şeriflerden tesbit edebildiklerimizi göstermeye çalışacağız. Zikredeceğimiz bu yardımlaşmalar sayesinde herbir insan; hâlis, samimi ve güzel bir niyet ile hayatının bütün safhalarında ve her anında sadaka vermiş gibi sevab kazanabilir. Bütün ömür ağacını sadaka meyveleri ile zinetlendirebilir. Yeter ki iradesini bu yolda kullansın ve buna azmetsin. İşte o zaman "Yann ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalış" sırrına ermiş olur.
    Şimdi hadîslerde ifade edilen ve hayatın her anını ve safhasını içine alan nafile sadaka ve yardımlaşma şekillerini, maddeler halinde hadîslerden örnekler vererek zikretmeye çalışalım.
    1-Kişinin Kendisi İçin Harcadığı Yardım
    Bu yardımdan insanın bizatihi kendisi için maddî harcamaları ve manevi olarak yaptığı her türlü hayırlı şeyleri kasdetmekteyiz. Bunları da kendi arasında kısımlara ayırabiliriz.
    a) Maddî bakımdan
    Bir insanın günahlara ve haramlara girmemek şartı ile zatî ihtiyaçtan için yaptığı bütün maddi harcamaları ve masrafları kendisine sadaka sevabı kazandırır.
    Bu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in şu hadîsinde ifade edilmektedir: "Nefsine yedirdiğin şey, senin için sadakadır"
    Bir başka hadîste kişinin harcadığı en faziletli paralar sayılırken "Allah yolunda yararlandığı vasıtası için harcadığı masraflar olduğu " bildirilmiştir.
    b) Manevî bakımdan
    Bunu da üç kısma ayırmak mümkündür:
    l- Günahlardan uzak durmak
    Bir müslümanın, kendisini günahlardan ve kötülüklerden uzak tutması kendisine sadaka sevabı kazandırır. Bunu şu hadîs bize anlatmaktadır:
    "Bir adam Rasûlullah'a gelerek "Ey Allah'ın Rasûlü! hangi iş (amel) daha hayırlıdır?" der. Peygamberimiz, "Allah'a iman ve Allah yolunda cihaddır" buyurur. Adam, "Bunu yapamazsa?" der. Peygamberimiz de "Bir iş becerene yardım eder ve iş beceremiyenin işini yapıverirsin "cevabını verir. Adam, "Bunu da yapamıyorsa?" deyince, Peygamberimiz, "Nefsini serden alıkoy. Çünkü bu da sadakadır. Onunla nefsinden tasaddukta bulunmuş olursun" der."
    Bir başka hadîste de Hz. Peygamber (s.a.s.), "Her müslümanın sadaka vermesi gerekir" deyince ashab, "Ey Allah 'in Rasûlü (sadaka verecek) bir şey bulamazsa (ne yapar)?" diye sorarlar. Hz. Peygamber de; "Eli ile çalışır, kendisine faydalı olur ve tasaddukta bulunur" der. "Bunu da bulamazsa?" diye sorarlar. "İşini yapamayan ihtiyaç sahibine yardım eder", "Bunu da bulamazsa?" derler, Hz. Peygamber de; "İyi işler yapar ve kendisini kötülüklerden ahkor, bu onun nefsi için bir sadakadır"buyurur"
    Yine bir başka hadîste "...Ya Rasûlallah! bazı amelleri yapmaya gücüm yetmezse bana ne tavsiye edersin?" diye soran bir sahabiye Peygamberimiz "Kendini halka zarar vermekten ahkorsun. Bu senin için nefsin için verdiğin bir sadakadır"diye cevabını verir"
    Görüldüğü gibi bir müslümanın hem kendi nefsine hem de başkalarına zarar vermekten uzak durması o kişiye sadaka sevabı kazandırmaktadır. Bu durum islâmda "takva" kelimesi ile ifade edilmektedir. Çünkü takva, Allah'ın yasakladığı bütün hal ve hareketlerden sakınmakdır. Bunun içindir ki, Kur'ân-ı Kerîm'de "Allah katında en üstün olanınız, takva bakımından en üstün olanınızdır" buyurulmaktadır.
    2- Nafile ibâdetler
    Bir müslümanın yaptığı nafile ibâdetler o kişiye sadaka sevabı kazandırmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) bu hakikati şu hadîslerinde ifade ederler: "Sahabe-i Kiram'dan bazıları Hz. Peygambere "Ya Rasûlattah! Ehl-i servet olan zenginler (büyük büyük) sevapları alıp gidiyorlar. Hem bizim gibi oruç tutuyorlar, hem de artan mallan ile sadaka veriyorlar" deyince Peygamberimiz (s.a.v.) "Allah Teala Hazretleri size tasadduk edecek bir şey vermemiş mi? (ki böyle söylüyorsunuz.)
    - Her teşbihiniz sadakadır.
    - Her tekbiriniz sadakadır.
    - Her tahmidiniz sadakadır.
    - Her tehliliniz sadakadır... " buyurmuştur."
    Bir başka hadîste Hz. Peygamber şöyle ifade eder: "Ademoğlundan her bir insan üçyüzaltmış /no/sı/(eklem) üzerine yaratılmıştır.
    -Tekbir getiren,
    - Allaha hamd eden,
    -Bir tevhid cümlesi söyleyen,
    -Allahı teşbih eden,
    -İstiğfar cümlesini söylen,
    -İnsanların gelip geçtiği yoldan bir taşı, bir dikeni yahut bir kemik parçasını kaldırıp atan,
    - Kötülüğe mani olan kimsenin, bu iyiliklerinin sayısı üçyüzaltmışa ulaştığı takdirde o kimse o gün nefsini cehennemden azat etmiş olur"
    Bir başka hadîste de üçyüzaltmış kemik ve oymak üzerine yaratılan insanın, kuşluk vakti kılacağı iki rekat kuşluk namazı, üçyüzaltmış eklem ve oymağın o günkü sadakası yerine geçeceği ifade edilerek, "Her azanın her günki sadakasının yerini iki rekat kuşluk namazı karşılar' buyurmuştur. Cenab-ı Hakk, Kur'ân-ı Kerîm'de kuşluk manasına gelen "ed-Duha" sûresinde "Duha vaktine yemin olsun ki..." şeklinde kasemle başlaması, bu vakte dikkat çekmektedir.
    3) İzzet ve Şerefine Dokunanlara Hakkını Helâl Etmek
    İnsanın, her hangi bir maksatla kendisine yapılan haksızlıkları ve zulmü affetmesi, izzet ve şerefini rencide eden davranışları bağışlaması da sadaka sevabı kazandırır. Buna Hz. Peygamber'le birlikte savaşa katılmak isteyen, ancak bineği olmadığı için bir kenara çekilip, ağlayarak Allah'a dua eden Ulbe b. Zeyd'in (r.a.) şu kıssasını örnek gösterebiliriz.
    Ulbe b. Zeyd, binek bulamadığı için geceleyin bir kenara çekilip ağlar ve o gece namaz kıldıktan sonra "Ey Allah'ım! Sen cihadı emrettin ve insanları ona teşvik ettin. Sonra bana cihada gitmek için bana bir mal vermedin. Rasûlünün elinde beni bindirecek bir imkan yoktur. Malımda, canımda, namusumda bana yapılan her zulmü, müslümanlar için helâl ettim" diyerek dua eder. Sonra halkla beraber sabah namazına katılır. Hz. peygamber "bu gece sadaka veren nerededir?" diye sorar, ancak kimse cevap vermez. Bunun üzerine Hz. peygamber tekrar "bu gece sadaka veren kimse ayağa kalksın" deyince Ulbe, ayağa kalkarak durumu kendisine anlatır. Hz. peygamber de "müjdeler olsun. Canımı kudret elinde tutan Allah 'a yemin ederim ki, senin sadakan, kabul edilen sadakalar arasına yazıldı" der.
    Diğer bir rivayette de olay şöyle anlatılmaktadır: Hz. Peygamber sahâbîlerini sadaka vermeye teşvik ettiğinde, Ulbe b. Zeyd'in yanında sadaka verecek hiç bir şeyi yoktur. Ulbe, ayağa kalkarak "Ey Allah'ın rasûlü! Sadaka vermeye teşvik ettin, ancak yanımda ırzımdan başka hiç bir şeyim yok. Bana zulmedene (ona hakkımı helal etmek suretiyle) tasaddukta bulunuyorum." der ve orada ayrılır. İkinci gün Hz. Peygamber, "Ulbe b. Zeyd nerede? Allah Teâlâ onun sadakasını kabul etti."
    buyurmuştur.
    2-Ailevî Yardımlaşma
    Ailevî yardımlaşmadan maksadımız; müslüman bir kişinin eşi ve çocukları için yaptığı bütün harcamalardır.
    a) Eşine ve Çocuklarına
    Hz. Peygamber bir hadîsinde, "Hanımına yedirdiğin senin için sadakadır..." buyurmuştur.
    Diğer bir hadîste "Erkeğin sırf Allah 'in rızasını kazanmak ümidiyle ev halkına yaptığı harcama onun sadakasıdır." Bir başka hadîste de "Veren el alan elden daha hayırlıdır. Bakmak zorunda olduğundan başla. En hayırlı sadaka geçimi üzerine olan varlıklara ayrılan sadakadır. El açmaktan sakınan kimseyi Allah, başkalanna muhtaç etmez." demektedir.
    Yine Peygamberimiz bir hadîsinde Suraka b. Cu'm'a şöyle demiştir: "Sana en büyük sadakanın (ya da büyük sadakalardan birisinin) hangisi olduğunu haber vereyim mi?" Suraka "Evet, Ya Rasûlallah!" deyince, Peygamberimiz, "Boşanıp da senden başka kendisini giydiren birisi olmayan kızın." buyurmuştur. Yani herhangi bir sebeple boşanıp da geri babasının yanına dönen dul kadına babasının ona bakması en büyük sadaka sevabı kazandıran hizmetlerden birisidir. Bu hadîs, buna benzer vukua gelebilecek hâdiselerde alınacak tavrı göstermekte ve böyle bir hastalığın tedavisi için güzel bir reçete sunmaktadır. Aynı zamanda böyle birisinin sokağa atılmasıyla, meydana gelecek olan bir takım huzursuzlukların ve kötülüklerin de önüne geçme yolunu bildirmektedir.
    Bir başka hadîste de "Kişinin ehline yaptığı infak ve harcama o kişi için sadaka yazılır. Kendisi ile namusunu koruduğu şey de sadakadır." buyurulmuştur. Hatta kişinin hanımına mukarenette bulunmasının bile sadaka sevabı kazandırdığını bildiren Rasûlullah'a ashab, "Ya Rasûlallah! birimiz şehvetini kaza ederse yine mi sevap olur?" deyince Rasûlullah (s.a.v ) "Söyleyin, o kimse şehvetini haram yolla giderseydi, ona günah olmayacak mıydı? İşte bunun gibi helal yol ile de şehvetini helal yolla giderirse sevaba nail olur." diye ifade etmiştir.



  12. 30.Kasım.2011, 02:55
    6
    Silent and lonely rains
    Hadîslerde "sadaka" kavramı çok yönlü olarak ifade edilmektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) "Her iyilik sadakadır" hadîsi bunun en güzel örneklerindendir.
    Hadîste geçen ve "iyilik" diye tercüme ettiğimiz "ma'rûf" kelimesi, Allah'a itaat sayılan her şeyi, Allah'a yakınlaşmayı, insanlara iyilik etmeyi, şeriatın yapmayı emrettiği bütün iyilikleri, yasakladığı bütün kötülüklerden uzak kalmayı ifade eden ve yüksek sıfatlan ihtiva eden çok kapsamlı ve muhtevalı bir kelimedir. Bu itibarla insanın yaptığı her iyilik kendisine sadaka sevabı kazandırmaktadır.
    Biz bu çalışmamızda sadaka sevabı kazandıran iyilikleri sınıflandırarak hadîslerden örnekler vermek suretiyle izah etmeye çalışacağız. Ancak asıl konumuza geçmeden önce sadaka kelimesini ve bu kelimenin ifade ettiği yardımlaşmanın kısımlannı açıklamakta fayda görüyoruz.
    Sadaka kelimesi ıstılâhî mânâ itibariyle "Allah nzâsı için fakirlere verilen şeylerdir." Diğer bir ifade ile "Allah'a yakınlaşmak, sevap ve mükafat umarak verilen şeylerdir." Yine, "Sadaka, maldan sırf Allah için muhtaçlara temlik edilmek için çıkarılan vergidir. Bunda sıdk ve ihlâs bir esas olduğu için sadaka denilmiştir" şeklinde tarif edilmektedir.
    Sadaka iki çeşittir:
    a) Farz ve vacib olan sadaka,
    b)Tatavvu (nafile) olan sadaka.

    Farz ve vacib olan sadaka; bütün nevilerine şamil olmak üzere (Arazi zekâtı, hayvanlann zekâtı, ticaret ve nakit paralann zekâtı, maden ve mücevheratın zekâtı ve fitır sadakası gibi) verilen zekâtlardır"
    Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerekse hadîs-i şeriflerde sadaka kelimesi ile, hem farz olan zekat hem de tatavvu (nafile) olan sadaka kasdedilmiştir. Ancak gördüğümüz kadan ile gerek tefsirlerde gerekse meallerde sadaka kelimesinin tarifi yapılırken, "Nisab miktarına sahih olan ve şer'an zengin sayılan insanların, muhtaçlara ve fakirlere sırf Allah rızasını kazanmak için verdikleri (mal cinsinden) şeylerdir" şeklinde ele alınmıştır.
    Müslümanların içinde zengin olduğu gibi zengin olmayan insanlar da vardır ve hep olagelmiştir. Hatta zenginler, fakirlerden daha çoktur. Allah (cc) fakirlere zekatı farz kılmamış olmakla beraber her müslümanın iç aleminde daima bir takım hayırlar yapma arzusu vardır. Çünkü Allah, insanı medeni olarak yaratmış ve herkesi hangi seviyede olursa olsun bir takım şeylere muhtaç kılmıştır. Hal böyle olunca zengin bir müslümanın, "Ben her sene zekatımı veriyorum" diyerek zekatın dışında hayır yapmamazlık edemeyeceği gibi, şer'an zengin sayılmayan müslümanlar da "Biz zengin değiliz" diyerek, hayırdan ve hayırlı işler yapmaktan hiç bir zaman geri kalamazlar. Zira yardımlaşma sadece mal ile değildir. Bir çok yardımlaşma şekilleri vardır. Meselâ; "Malı olan malından sadaka versin, kuvveti olan kuvvetinden, ilmi olan da ilminden tasaddukta bulunsun," rivayeti bunun en güzel ifadesidir. Bu hakikat, Kur'ân-ı Kerîm'de en güzel şekilde "İnfâk" kelimesiyle ifade edilmektedir. Bu kelime; farz, vacib ve mendub olan bütün zekat ve sadaka şekillerini, yardımlaşma türlerinin hepsini ihtiva eden bir kelimedir.
    "Kendilerine nzık olarak verdiğimizden infak ederler" ayetinden hareketle, Bedîüzzaman, infakta şu esaslara dikkat çeker:
    1) Sadakayı vermekte, kendisi muhtaç olacak şekilde israfa gitmemesi,
    2) Birinden alıp, başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp, kendi malından olması,
    3) Minnetle in'âmın bozulmaması,
    4) Fakir olmak korkusuyla sadakanın terkedilmemesi,
    5) Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle ilim, fikir, kuvvet ve amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi,
    6) Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahatte değil de zaruri ihtiyaçları için sarf etmesi lazımdır.

    Görüldüğü gibi Bedîüzzaman, beşinci maddede sadakanın, sadece mala ve paraya münhasır olmadığını bilakis maddî şeylerde olduğu gibi manevî şeylerde de olacağını ifade ederken Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hadîslerinde zikredilen sadaka şekillerini de kısaca özetlemiş olmaktadır.
    Hayır ve hasenat yapmak isteyen her insan için maddi ve malî durumu ne olursa olsun, iyilik yapmak, hayır işlemek ve sevap kazanmak, Allah'ın rızasına nail olmak ve insanların yardımına koşmak, onların muhabbetlerini elde etmek gibi hayır yollan o kadar çoktur ki, hiç kimse "Ben hayır yapmak isteriyorum, ancak imkanım yok, ne yapayım " şeklinde mazeret beyan edemez.
    Allah'a kul, Rasûlüne ümmet, Kur'an'a talebe, İslama hadim olan herkes , içinde bulunduğu imkanlar dahilinde sadaka verebilir. Zira sadaka sevabı kazanabileceği ve herkesin kendi durumuna göre yapabileceği yardımlaşma şekilleri vardır. Bunları Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şeriflerinde izah etmişler ve bunu bizzat göstererek en güzel bir örnek ve rehber olmuşlardır.
    Cenab-ı Hakk, Kur'ân-ı Kerîm'de bu hakikata bir çok âyet-i kerimede öz olarak işaret etmiş ve emir buyurmuştur. Mesela; "Birr ve takvada, birbirinizle yardımlasınız. Günah işlemekte ve haddi aşmak hususunda yardımlaşmayımz" "Birr", güzel ahlak, Allah'ın emirlerini yapıp yasakladıklarından uzak olmak, insanlara güler yüzle muamele etmek ve onlara iyilikte bulunmak, itaat, lütuf, sıla-i rahm, ana-babaya iyilik ve ihsanda bulunmak gibi bütün hayırları içine alan muhtevalı bir kelimedir. Cenab-ı Hakk, başka bir âyette "Birr"i şu şekilde açıklamaktadır. "Birr (iyilik), yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl "Birr" Allah 'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman edenin; sevdiği mallardan akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalana, dilencilere ve köle azat etmeye verenin, namazı kılanın, zekatı verenin, verdikleri sözleri yerine getirenlerin, sıkıntı hastalık ve şiddet zamanında da sabredenlerin yaptıktandır. Bunlar imanlarında sadık olanlardır. Allah'ın azabından korunanlar da işte bunlardır." Peygamberimize "Birr"den sorulunca "Güzel ahlaktır." diye cevap vermişlerdir.
    İslâmda maddi ve manevi olarak o kadar çok yardımlaşma ve hayır yollan vardır ki, Ayni'nin (v.855) ifadesiyle "Hayır kapıları çoktur. Allah'ın rızasına ulaştıran hayır yollan da sonsuzdur. Bir kapı açılmadığı zaman diğer kapıya gitmek gerekir." Bize hayır kapılarını açan bu yardımlaşmalardan;
    Birincisi, şer'an zenginlerin her sene vermekle mükellef oldukları zekattır.
    İkincisi. Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarından başka en az nisab mikdan bir mala sahib her müslümana vacip olan sadaka-ifıtır'dır.
    Üçüncüsü, yine şer'an zengin sayılanların her sene kurban keserek, kurban etinden fakirlere de vermek suretiyle yardım etmesidir.
    Dördüncüsü, Karz-ı Hasen, yani Allah rızası için yalnızca Allah'tan ecrini istemek niyetiyle ihtiyaç sahibi kişiye faizsiz ödünç vermektir. Bu Kur'ân-ı Kerîm'de şu şekilde anlatılmaktadır: "O kimsedir ki, Allah için güzel bir ödünç (karz-ı hasen) takdim etsin de Allah ona karşılığını kat kat versin. Rızkı daraltan da Allah 'tır, bol veren de. Yine O'na döndürüleceksiniz"
    Beşincisi, bunların dışındaki yardımlaşma şekilleridir. Bu da maddî ve manevî her türlü yardımlaşma nevilerini ihtiva etmektedir. Bunlardan hadîs-i şeriflerden tesbit edebildiklerimizi göstermeye çalışacağız. Zikredeceğimiz bu yardımlaşmalar sayesinde herbir insan; hâlis, samimi ve güzel bir niyet ile hayatının bütün safhalarında ve her anında sadaka vermiş gibi sevab kazanabilir. Bütün ömür ağacını sadaka meyveleri ile zinetlendirebilir. Yeter ki iradesini bu yolda kullansın ve buna azmetsin. İşte o zaman "Yann ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalış" sırrına ermiş olur.
    Şimdi hadîslerde ifade edilen ve hayatın her anını ve safhasını içine alan nafile sadaka ve yardımlaşma şekillerini, maddeler halinde hadîslerden örnekler vererek zikretmeye çalışalım.
    1-Kişinin Kendisi İçin Harcadığı Yardım
    Bu yardımdan insanın bizatihi kendisi için maddî harcamaları ve manevi olarak yaptığı her türlü hayırlı şeyleri kasdetmekteyiz. Bunları da kendi arasında kısımlara ayırabiliriz.
    a) Maddî bakımdan
    Bir insanın günahlara ve haramlara girmemek şartı ile zatî ihtiyaçtan için yaptığı bütün maddi harcamaları ve masrafları kendisine sadaka sevabı kazandırır.
    Bu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in şu hadîsinde ifade edilmektedir: "Nefsine yedirdiğin şey, senin için sadakadır"
    Bir başka hadîste kişinin harcadığı en faziletli paralar sayılırken "Allah yolunda yararlandığı vasıtası için harcadığı masraflar olduğu " bildirilmiştir.
    b) Manevî bakımdan
    Bunu da üç kısma ayırmak mümkündür:
    l- Günahlardan uzak durmak
    Bir müslümanın, kendisini günahlardan ve kötülüklerden uzak tutması kendisine sadaka sevabı kazandırır. Bunu şu hadîs bize anlatmaktadır:
    "Bir adam Rasûlullah'a gelerek "Ey Allah'ın Rasûlü! hangi iş (amel) daha hayırlıdır?" der. Peygamberimiz, "Allah'a iman ve Allah yolunda cihaddır" buyurur. Adam, "Bunu yapamazsa?" der. Peygamberimiz de "Bir iş becerene yardım eder ve iş beceremiyenin işini yapıverirsin "cevabını verir. Adam, "Bunu da yapamıyorsa?" deyince, Peygamberimiz, "Nefsini serden alıkoy. Çünkü bu da sadakadır. Onunla nefsinden tasaddukta bulunmuş olursun" der."
    Bir başka hadîste de Hz. Peygamber (s.a.s.), "Her müslümanın sadaka vermesi gerekir" deyince ashab, "Ey Allah 'in Rasûlü (sadaka verecek) bir şey bulamazsa (ne yapar)?" diye sorarlar. Hz. Peygamber de; "Eli ile çalışır, kendisine faydalı olur ve tasaddukta bulunur" der. "Bunu da bulamazsa?" diye sorarlar. "İşini yapamayan ihtiyaç sahibine yardım eder", "Bunu da bulamazsa?" derler, Hz. Peygamber de; "İyi işler yapar ve kendisini kötülüklerden ahkor, bu onun nefsi için bir sadakadır"buyurur"
    Yine bir başka hadîste "...Ya Rasûlallah! bazı amelleri yapmaya gücüm yetmezse bana ne tavsiye edersin?" diye soran bir sahabiye Peygamberimiz "Kendini halka zarar vermekten ahkorsun. Bu senin için nefsin için verdiğin bir sadakadır"diye cevabını verir"
    Görüldüğü gibi bir müslümanın hem kendi nefsine hem de başkalarına zarar vermekten uzak durması o kişiye sadaka sevabı kazandırmaktadır. Bu durum islâmda "takva" kelimesi ile ifade edilmektedir. Çünkü takva, Allah'ın yasakladığı bütün hal ve hareketlerden sakınmakdır. Bunun içindir ki, Kur'ân-ı Kerîm'de "Allah katında en üstün olanınız, takva bakımından en üstün olanınızdır" buyurulmaktadır.
    2- Nafile ibâdetler
    Bir müslümanın yaptığı nafile ibâdetler o kişiye sadaka sevabı kazandırmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) bu hakikati şu hadîslerinde ifade ederler: "Sahabe-i Kiram'dan bazıları Hz. Peygambere "Ya Rasûlattah! Ehl-i servet olan zenginler (büyük büyük) sevapları alıp gidiyorlar. Hem bizim gibi oruç tutuyorlar, hem de artan mallan ile sadaka veriyorlar" deyince Peygamberimiz (s.a.v.) "Allah Teala Hazretleri size tasadduk edecek bir şey vermemiş mi? (ki böyle söylüyorsunuz.)
    - Her teşbihiniz sadakadır.
    - Her tekbiriniz sadakadır.
    - Her tahmidiniz sadakadır.
    - Her tehliliniz sadakadır... " buyurmuştur."
    Bir başka hadîste Hz. Peygamber şöyle ifade eder: "Ademoğlundan her bir insan üçyüzaltmış /no/sı/(eklem) üzerine yaratılmıştır.
    -Tekbir getiren,
    - Allaha hamd eden,
    -Bir tevhid cümlesi söyleyen,
    -Allahı teşbih eden,
    -İstiğfar cümlesini söylen,
    -İnsanların gelip geçtiği yoldan bir taşı, bir dikeni yahut bir kemik parçasını kaldırıp atan,
    - Kötülüğe mani olan kimsenin, bu iyiliklerinin sayısı üçyüzaltmışa ulaştığı takdirde o kimse o gün nefsini cehennemden azat etmiş olur"
    Bir başka hadîste de üçyüzaltmış kemik ve oymak üzerine yaratılan insanın, kuşluk vakti kılacağı iki rekat kuşluk namazı, üçyüzaltmış eklem ve oymağın o günkü sadakası yerine geçeceği ifade edilerek, "Her azanın her günki sadakasının yerini iki rekat kuşluk namazı karşılar' buyurmuştur. Cenab-ı Hakk, Kur'ân-ı Kerîm'de kuşluk manasına gelen "ed-Duha" sûresinde "Duha vaktine yemin olsun ki..." şeklinde kasemle başlaması, bu vakte dikkat çekmektedir.
    3) İzzet ve Şerefine Dokunanlara Hakkını Helâl Etmek
    İnsanın, her hangi bir maksatla kendisine yapılan haksızlıkları ve zulmü affetmesi, izzet ve şerefini rencide eden davranışları bağışlaması da sadaka sevabı kazandırır. Buna Hz. Peygamber'le birlikte savaşa katılmak isteyen, ancak bineği olmadığı için bir kenara çekilip, ağlayarak Allah'a dua eden Ulbe b. Zeyd'in (r.a.) şu kıssasını örnek gösterebiliriz.
    Ulbe b. Zeyd, binek bulamadığı için geceleyin bir kenara çekilip ağlar ve o gece namaz kıldıktan sonra "Ey Allah'ım! Sen cihadı emrettin ve insanları ona teşvik ettin. Sonra bana cihada gitmek için bana bir mal vermedin. Rasûlünün elinde beni bindirecek bir imkan yoktur. Malımda, canımda, namusumda bana yapılan her zulmü, müslümanlar için helâl ettim" diyerek dua eder. Sonra halkla beraber sabah namazına katılır. Hz. peygamber "bu gece sadaka veren nerededir?" diye sorar, ancak kimse cevap vermez. Bunun üzerine Hz. peygamber tekrar "bu gece sadaka veren kimse ayağa kalksın" deyince Ulbe, ayağa kalkarak durumu kendisine anlatır. Hz. peygamber de "müjdeler olsun. Canımı kudret elinde tutan Allah 'a yemin ederim ki, senin sadakan, kabul edilen sadakalar arasına yazıldı" der.
    Diğer bir rivayette de olay şöyle anlatılmaktadır: Hz. Peygamber sahâbîlerini sadaka vermeye teşvik ettiğinde, Ulbe b. Zeyd'in yanında sadaka verecek hiç bir şeyi yoktur. Ulbe, ayağa kalkarak "Ey Allah'ın rasûlü! Sadaka vermeye teşvik ettin, ancak yanımda ırzımdan başka hiç bir şeyim yok. Bana zulmedene (ona hakkımı helal etmek suretiyle) tasaddukta bulunuyorum." der ve orada ayrılır. İkinci gün Hz. Peygamber, "Ulbe b. Zeyd nerede? Allah Teâlâ onun sadakasını kabul etti."
    buyurmuştur.
    2-Ailevî Yardımlaşma
    Ailevî yardımlaşmadan maksadımız; müslüman bir kişinin eşi ve çocukları için yaptığı bütün harcamalardır.
    a) Eşine ve Çocuklarına
    Hz. Peygamber bir hadîsinde, "Hanımına yedirdiğin senin için sadakadır..." buyurmuştur.
    Diğer bir hadîste "Erkeğin sırf Allah 'in rızasını kazanmak ümidiyle ev halkına yaptığı harcama onun sadakasıdır." Bir başka hadîste de "Veren el alan elden daha hayırlıdır. Bakmak zorunda olduğundan başla. En hayırlı sadaka geçimi üzerine olan varlıklara ayrılan sadakadır. El açmaktan sakınan kimseyi Allah, başkalanna muhtaç etmez." demektedir.
    Yine Peygamberimiz bir hadîsinde Suraka b. Cu'm'a şöyle demiştir: "Sana en büyük sadakanın (ya da büyük sadakalardan birisinin) hangisi olduğunu haber vereyim mi?" Suraka "Evet, Ya Rasûlallah!" deyince, Peygamberimiz, "Boşanıp da senden başka kendisini giydiren birisi olmayan kızın." buyurmuştur. Yani herhangi bir sebeple boşanıp da geri babasının yanına dönen dul kadına babasının ona bakması en büyük sadaka sevabı kazandıran hizmetlerden birisidir. Bu hadîs, buna benzer vukua gelebilecek hâdiselerde alınacak tavrı göstermekte ve böyle bir hastalığın tedavisi için güzel bir reçete sunmaktadır. Aynı zamanda böyle birisinin sokağa atılmasıyla, meydana gelecek olan bir takım huzursuzlukların ve kötülüklerin de önüne geçme yolunu bildirmektedir.
    Bir başka hadîste de "Kişinin ehline yaptığı infak ve harcama o kişi için sadaka yazılır. Kendisi ile namusunu koruduğu şey de sadakadır." buyurulmuştur. Hatta kişinin hanımına mukarenette bulunmasının bile sadaka sevabı kazandırdığını bildiren Rasûlullah'a ashab, "Ya Rasûlallah! birimiz şehvetini kaza ederse yine mi sevap olur?" deyince Rasûlullah (s.a.v ) "Söyleyin, o kimse şehvetini haram yolla giderseydi, ona günah olmayacak mıydı? İşte bunun gibi helal yol ile de şehvetini helal yolla giderirse sevaba nail olur." diye ifade etmiştir.



  13. 30.Kasım.2011, 02:56
    7
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: sadaka çeşitleri hakkında bilgi

    b- Ana - Babasına
    Kur'ân-ı Kerîm'de Cenab-ı Hakk, ana-babaya iyilik hususunda şöyle buyurur: "Ana-babaya iyilik edin. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererlerse onlara "öf bile deme. Onlan azarlama. Onlara çok güzel ve tatlı söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanadını indir ve "Ya Rab, onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse sen de kendilerini öyle esirge," de"
    Bu ayet-i kerimede beş surette ana-babaya iyilik edilmesi emredilmektedir:
    1) Öf bile dememek,
    2) Onlan azarlamamak,
    3) Onlara güzel söz söylemek,
    4) Onlara karşı mütevazi olmak,
    5) Onlar için hayır duada bulunmak. Daha bir çok ayet-i kerimede ana-babaya itaat emredilmiştir.

    Peygamberimiz, cihada gitmek isteyen bir sahabiye "Anan-baban hayatta mı?" deyince sahabi, "evet" der. Peygamberimiz de "Git, onlara hizmet et" talimatını verir.
    Şayet ana-baba hayatta olmazsa onlar namına tasaddukta bulunmak suretiyle hem onlara iyilik yapılmış olunur, hem de tasaddukta bulunanın kendisi de sadaka sevabı kazanır. Buna şu hadîs güzel bir örnektir: Sa'd b. Ubâde anlatıyor: "Ey Allah 'm Rasûlü! annem vefat etti, onun adına yapacağım sadakanın hangisi daha faziletlidir?" dedim. Peygamberimiz "Su" buyurdular. Bunun üzerine Sa'd bir kuyu kazar ve "Bu kuyu Sa'd'ın annesi içindir" diyerek kuyuyu tasadduk eder.
    Hadîste "su"yun zikredilmesi, o zaman da Arabistan'da en önemli ihtiyaçlardan birisinin su olması itibariyle olabilir. Bu sebeple biz de geçmişlerimiz için tasaddukta bulunacağımız zaman toplumun en zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak cinsten olmasına dikkat etmemiz gerekir.
    Bir başka hadîste de "Bir adam (Rasûlüllaha gelerek), "Ey Allah'ın Rasûlü! annem vefat etti Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur mu?" diye sorar. Rasûlüllah da "Evet" deyince, adam, "Benim bir meyveliğim var, siz şahit olun ki onu annem için tasadduk ediyorum" der."
    3-Akrabalara
    Ailevî yardımlaşmalardan sonra, sıra biraz daha geniş daire olan akrabaya gelmektedir. Dinimiz de bu konuda çokça teşvikte bulunmuştur. Mesela, "Akrabaya, yoksullara, yolda kalmışa haklarını ver. Malını da israf etme." buyurarak bu ayette ihtiyaç sahibi olanlara yardımda bulunulması emredilirken önce akraba zikredilerek, bir insanın önce kendi yakın akrabalarını ve hısımlarını gözetmesine dikkat çekilmiştir. İkinci bir husus da yardımda bulunanın kendisinin yardıma muhtaç olacak kadar fazla ileri gitmemesinin emredilmiş olmasıdır.
    Bir diğer ayette de "Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği (özellikle de) akrabaya muhtaç oldukları şeyleri vermeyi emreder..." buyurulmaktadır. Yine bir başka ayette, Allah'a ibadet ve ana-babaya ittaatten sonra hemen üçüncü sırada akrabalara iyilik edilmesi emredilir. Bir diğer ayette de "Onlar hangi şeyi nafaka vereceklerini sana sorarlar. De ki, malda vereceğiniz şey (evveliyetle) ana-babanın, akrabaların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunun hakkıdır..." denilmektedir.
    Hiç şüphesiz bu yardımların en güzeli manevi yardımdır. Bu da onların imanlarının kurtulmasına çalışmaktır. Bu hakikata da şu ayet işaret etmektedir: "en yakınlarını uyar.
    Akrabaya yapılacak olan ikinci yardım da maddi yardımlardır. Bu yardımlar küçük olsun büyük olsun yardım edene büyük sevaplar kazandırmaktadır.
    Bunu "Akrabalar iyiliğe daha layıktır. Bu iyiliği akrabaların fakirlerine yap." sözü çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Yine bir hadîste de "En faziletli sadaka, kendisine buğz ve düşmanlık eden akrabaya verilen sadakadır." buyurulmuştur.
    Ebû Hureyre anlatıyor: "Hz. Peygamber buyurdu: "Veren el alan elden daha hayırlıdır. Vermek (yani bakmak) zorunda olduğundan başla. En hayırlı sadaka geçimi üzerine olanlara ayrılan sadakadır. El açmaktan sakınan kimseyi Allah, dilenmekten korur, içinde bulunduğu duruma kanaat edenleri Allah başkalarına muhtaç etmez."
    4- Kişi ve Toplum Açısından
    a) Kişinin hizmetçisine ve işçisine yardımı
    Hz. Peygamber (s.a.s.) "Kişinin hizmetinde bulunana harcadığı sadakadır."
    buyurmaktadır. Bu hadîs kişinin -esnaf ise- işçisinin ve hizmetçisinin gönlünü hoş etmek için -aldığı ücret- dışında yapacağı bütün harcamaların sadaka sevabı kazandıracağını bildirmekle birlikte bütün insanların gerek amir gerek esnaf olsun hizmetinde ve raiyyetinde bulunanlara iyilik yapmalarını ve ikramda bulunmalarını teşvik etmektedir.
    b) Hastayı ziyaret
    Bir müslümanın, bir hastayı ziyaret etmesi ona sadaka sevabı kazandırır. Bu konuda Hz. Peygamber "Hastayı ziyaret etmen sadakadır." buyurmuştur.
    c) Cenazeye iştirak
    Yine Peygamberimiz (s.a.s.) "Cenazeye tabi olman sadakadır." buyurmuştur.
    d) Allah yolunda olanlara yardım
    Bir müslümanın din-i mübin-i İslama hizmet edenlere yaptığı maddi ve manevi yardımları ona sadaka sevabı kazandırmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Bir erkeğin harcadığı paraların en hayırlılarını sayarken,
    "Allah yolunda yararlandığı vasıtasına harcadığı para ve Allah yolunda harcadığı paradır." demektedir".
    Her insanın bizatihi Allah yolunda hizmet etme imkanı olmayabilir. Ama vasıtası olan vasıtasını hizmet edenlere tahsis edebilir, para yardımında bulunabilir.
    e) Yol göstermek
    Hz. Peygamber (s.a.s.), "Yolunu kaybeden yolcuya yolunu göstermen senin için sadaka yazılır." buyurmuştur. Bu hadîste belirtilen "yol gösterme", yolunu kaybeden her hangi bir yolcu için olduğu gibi hak yoldan sapan ve manevi yolunu kaybedenler için de geçerlidir.
    f) Su ikramı
    Rasûlullah (s.a.v.), bir hadîsinde "Kovandan, mil'min kardeşinin kovasına su boşaltıvermen senin için sadakadır." buyurarak kuyudan su çekip, bir mü'min kardeşin kovasına su boşaltmak gibi bir iyiliğin dahi küçük görülmemesini ifade ederken, buna mümasil hizmetlerin yapılmasını da teşvik etmektedir. Bir hadîste de "Ecir bakımından su'dan daha büyük bir sadaka yoktur." şeklinde ifade ederek "En faziletli sadaka, su ikram etmektir." diyen Rasûlullah (s.a.v.), ihtiyaca en güzel şekilde cevap verecek şeyin ikram edilmesine dikkat çekmiştir.
    Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasülü!" dedim, verilmemesi caiz olmayan şey nedir?" " Su, tuz ve ateş!" buyurdular. Ben tekrar: "Ey Allah 'in Rasülü dedim. Evet suyu anladık öyledir, ama tuz ve ateş niye öyledir?" dedim. Şu cevabı verdi: "Ey Humeyra! Kim (isteyene) ateş verirse, bu ateşin pişirdiği herşeyi tasadduk etmiş gibi sevab kazanır! Kim de tuz verirse, o da bu tuzun tatlandırdığı her şeyi tasadduk emiş gibi olur. Kim su bulunan yerde bir müslümüna bir içimlik su içilirse sanki bir köle azat etmiş gibi olur, suyun bulunmadığı yerde içilirse, onu ihya etmiş gibi olur."
    Bu hadîslerde de görüldüğü üzere su, tuz, ateş vs. gibi şeyleri ikram etmek dahi olsa hiç bir iyiliği küçümsememek gerekir.
    g) Tebessüm
    Yine Hz. Peygamber "Mü 'min kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için sadaka yazılır." buyurarak müslüman kardeşlerimizle karşılaştığımız zaman onlara karşı güler yüzlü olmamıza dikkat çekmekte ve bu tebessümün müslümana sadaka sevabı kazandırdığım belirtmektedir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz, "Mü'min kardeşini güler yüzle karşılamak bile olsa hiç bir iyiliği küçümseme'" buyurmuştur. Çünkü Allah rızasına mazhar olan en küçük bir iyilik, Allah'ın rızasına nail olmayan en büyük bir işten daha büyüktür. Yeter ki Allah kabul etsin. İyilik edilen insan ister zengin olsun ister fakir olsun, farketmez.
    h) Emâneti sahibine vermek
    Rasûlullah (s.a.v.) "Müslüman, emin bir vekilharç, kendine emanet edilen bir malı gönül hoşluğu ile verdiği takdirde tasaddıık edenlerden biri olur." buyurarak iki şeye dikkat çekmektedir:
    - Müslüman emin olmalı,
    - Kendine emanet edilen her hangi bir malı gerekli yere verirken, bu işi gönül rızası ile yapmalı. Bu takdirde sadaka sevabı kazanır. Eğer gönül hoşnutluğu ile yapılmazsa, hatıra binaen yapılırsa o zaman ihlas ve samimiyeti kaybeder. Bu sevaptan mahrum kalabilir.
    Aynı zamanda bu hadîste müslümanların birbirine yardımcı olmasına da teşvik vardır.
    ı) Borçluya mühlet vermek
    Rasûlullah (s.a.s.) "Kim bir borçluya mühlet verirse, (mühlet verdiği) her bir gün için sadaka sevabı kazanır. Kim de borcunun vadesi geldikten sonra tehir ederse, ertelediği müddetçe her geçen gün alacağı kadar sadaka yazılır."
    Bir başka hadîste de "Bir müslümana bir şeyi iki kere borç veren hiç bir müslüman yoktur ki, onun bu davranışı, o şeyi bir kere sadaka vermiş gibi sadaka sevabı kazandırmış olmasın." buyurmuştur. Görüldüğü gibi bu hadîslerde alacaklıyı gözetmek ve gerektiğinde ona ikinci defa mühlet vermenin bile sadaka sevabı kazandıracağı haber verilmektedir. Ancak alacaklının böyle bir niyeti de su-i istimal etmemesi gerekir.
    j) Ziraat
    Bir müslüman meyvesinden ve gölgesinden veya kendisinden istifade edebilecek bir ağaç diker ya da bir bitki ekerse, onun için sadaka olur. Bunu Hz. Peygamber şu hadîsleriyle ifade buyurmuştur. "Bir müslüman, bir ağaç dikerse o ağaçtan yenilen, o kişi için sadakadır. Her hangi bir kişi o ağaca zarar verirse yine diken kişi için sadaka olur." . Diğer bir rivayette de "Bir müslüman bir ağaç diker veya bitki eker de ondan bir insan veya hayvan yahut kuş yese, kıyamet gününe kadar o kişi için sadaka olur." .
    Bedîuzzaman bunu şu şekilde izah etmektedir: "...Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarf etsen, o vakit bereketli nafaka-i dünyeviyye ile beraber senin nafaka-i uhreviyyene ve zad-ı ahiretine ehemmiyetli bir menba olan iki maden-i manevi kazanırsın.
    Birinci maden; bütün bağındaki yetiştirdiğin çiçekli olsun meyveli olsun her nebatın, her ağacın tesbihatından güzel bir niyet ile bir hisse alıyorsun.
    İkinci maden; hem bu bağdan çıkan mahlukattan kim yese -hayvan olsun, insan olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsun- sana bir sadaka hükmüne geçer. Fakat o şart ile ki, sen Rezzak-ı hakiki olan Allah namına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve O'nün malını O'nün mahlukatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan..."
    Görüldüğü gibi halis bir niyetle Allah'ın rızasını kazanmak için bütün canlıların istifadesi için ekilen- dikilen her şeyden, o kişi sadaka sevabı kazanmaktadır. İster bu kendi çocuk-çoluğunun rızkının temini olsun, isterse fısebilillah olsun farketmez. Çünkü her ikisinden de canlılar istifade etmektedir.
    k) Engelleri kaldırmak
    Bir müslümanın hedefine ve maksadına ulaşması için gelip geçtiği yerlerde bulunan engelleri kaldırmak ve rahatsız edici şeyleri atmak, sadaka sevabı kazandırmaktadır.
    Bu konuda Rasûlullah (s.a.v.) "Her müslümanın sadaka vermesi lazımdır" deyince bir adam "Ya Rasûlallah! buna kim güç yetirebilir?" diye sorar. Hz. Peygamber de "... Yoldan eziyet verici şeyi atman bile sadakadır...
    "
    İnsanların geçtiği yollardan, eziyet verici şeyleri, maddî engelleri kaldırmak sadaka olduğu gibi, Allah'a götüren yollaradaki manevî engelleri de ortadan kaldırmanın daha büyük sadaka olacağı kanaatındayız.
    1) Selâma karşılık vermek
    Rasûlullah (s.a.v.), bir müslümanın verdiği selama selâmla karşılık verilmesinin sadaka sevabı kazandırdığını bildirmek için "Bir müslümanın, selamına karşılık verilmesi sadakadır." buyurmuştur. Bir başka hadîste de "Nefsim yed-i kudretinde olan Allah 'a yemin olsun ki, siz birbirinizi sevmedikçe hakiki iman etmiş olamazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız." buyurmaktadır.
    m) Misafire ikram
    Yine Rasûlullah (s.a.v.), misafire ikramda bulunmayı teşvik ederek, bu ikramın sadaka sevabı kazandırdığım haber vermişlerdir."
    n) Hayır müesseseleri
    İnsanların istifadesi için yaptırılan ve hayırlı işlerde kullanılmak üzere inşa edilen bütün müesseseler ve vakıflar, müessisler ve vakfedenler için kıyamete kadar arkalarından kedilerine sadaka sevabı kazandıran şeylerdir. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.v.), bu müesseselere "sadaka-i cariye" diyerek "İnsan öldüğü zaman, amel defteri üç sebeple açık kalır. Bunlar; sadaka-i câriye veya kendisinden faydalanılan ilim ve yahut arkasından kendisi için dua eden salih evlat" buyurmuştur.
    o) İyi muamele
    Bir müslümanın her hangi bir sebepten dolayı maruz kaldığı kötülüğe karşı iyi muamelede bulunması onun için sadaka yazılır. Peygamberimiz bunu şu hadîslerinde belirtmişlerdir: "Sana kötü nazarla bakan bir adama senin iyi nazarla bakman sadakadır." Yine bir başka hadîste "İnsanlara iyi muamele etmek sadakadır."
    buyurarak Allah'a isyan edilmedikçe insanlara hüsn-ü muamelede bulunmanın ve onları görüp gözetmenin kişiye sadaka sevabı kazandıracağını ifâde etmiştir.
    p) İyiliği tavsiye, kötülüğü yasaklama
    Rasûlullah (s.a.v.) bir çok hadîslerinde "Emr-i bi'l-maruf sadakadır. Nehy-i ani'l-münker sadakadır." buyurmuş ve hayatı boyunca da bu vazifeyi en güzel şekilde ifa etmiştir.
    Her zaman olduğu gibi, özellikle bu zamanda her müslüman, kendi seviyesine ve durumuna göre müsbet hareketle bu vazifeyi yapmakla mükelleftir. Bu kudsî vazife yapılırken, usûl de en az vazife kadar önem arzetmektedir. Özellikle neyin, nerede, nasıl ve ne şekilde yapılması gerektiğinin bilinmesi lâzımdır.
    r) Güzel söz
    İnsanları doğruya, hidayete ve hayırlı şeylere götüren, hayırlara vesile olan ve sevap kazandıran her söz "kelime-i tayyibe" ile ifade edilmektedir. Kelime-i tayyibe; kelime-i tevhid, tahmid, teşbih, Kur'an ve iman, inanç v.s. gibi bütün güzel mânâları ihtiva etmektedir. İşte bunlara dair söylenen ve bunlarla yapılan bütün güzel şeyler, kelime-i tayyibedir. Bunun içindir ki, Hz. Peygamber, "Kelime-i tayyibe sadakadır." buyurarak, insanların hayır söylemelerini ve hayırlı şeyleri konuşmalarına dikkat çekmiştir.
    Bu konuda İbnü Battal şöyle der: "Güzel söz, hayırlı işlerin büyüklerindendir. Çünkü Cenab-ı Hakk, "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki Iştından bir dost olur." buyurmaktadır, diyerelc; kötülüğü önleme fiil ile olduğu gibi bazen söz ile de olur." Eğer insan konuştuğunda zarar verecekse o zaman susması en güzeldir. Bunun içindir ki "Dili muhafaza etmek, en faziletli sadakadır." denmiştir. Yine meşhur bir darb-ı mesel vardır; "Söz söylemek gümüş ise sükût altındır". Çünkü, her doğruyu bilmek haktır. Ama her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir.
    s) Vasıtaya bindirmek
    Bir müslümanın, mü'min kardeşine vasıtasına binerken veya eşya yükletirken yardım etmesi, o kişiye sadaka sevabı kazandırmaktadır. Peygamber Efendimiz, "Bir kimseye, vasıtasına binerken ya da yükünü yükletirken yardım etmen sadakadır." buyurmuştur. Bu hadîsten hareketle, kişiyi vasıtasına bindirmede yardım etmek, insana sadaka sevabı kazandımsa, vasıtası olanların da, vasıtası olmayım veya yolda kalanı yahut buna benzer zor durumda kalanları kendi vasıtalarına almak suretiyle yardımcı olmaları, daha çok sadaka sevabı kazamaya vesile olacağı kanatadayız.
    t) Ayırım yapmamak
    Rasûlullah (s.a.v.) "Zengin ve f ahire yaptığın her iyilik sadakadır." buyurarak zengin, fakir her insanın muhtaç olduğu maddi ve manevi ihtiyaçları vardır. Bu sebeple bir insanın hangi seviyede olursa olsun ona karşı iyilikte bulunulması gerekliliğine dikkat çekmektedir.
    u) Dargınları barıştırmak
    Rasûlullah (s.a.v.), "Dargın olanların arasını bulup barıştırmak en faziletli sadakalardandır." buyurarak, herhangi bir sebeple birbirlerine küsen iki kişinin ya da iki grubun arasım düzeltip barıştırmak kişiye sadaka sevabı kazandırğmı bildirir.
    Cenab-ı Hakk, bu durumu Kur'ân-ı Kerîmde şu şekilde anlatmaktadır: "Mü 'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah 'tan korkun ki esirgenesinîz." . Ayette de görüldüğü gibi, iki mü'min birbirleri ile kavga ederlerse veya bir başka sebeple birbirilerine küserlerse, onların arasının düzeltilmesi ve banştırılması emredilmiştir.
    5-İlim Öğrenmek ve Öğretmek
    Hz. Peygamber (s.a.v.) "En üstün, en faziletli sadaka, müslüman bir kişinin ilim öğrenmesi sonra da o ilmi bir müslüman kardeşine öğretmesidir." buyurarak müslümanlan hem ilme teşvik etmiş hem de ilim öğrenmenin ve öğretmenin en faziletli işlerden olduğunu bildirmişlerdir. Bir hadîste de "Bilmeyene ilim öğretmek, sadakadır." selinde ifade edilmiştir.
    İlim ise okumakla elde edilir. Bunun için Kur'ân'ın ilk emri, "oku" emridir. Ancak Kur'ân-ı Kerîm, neyin ve nasıl okunması gerektiğine de dikkat çekerek "Rabbinin adıyla oku" buyurmuştur. Sunuda ifade edelim ki, okunanlara Allah'ın ismiyle başlanması gerektiği kadar, okunanlarda Allah'ın isimlerini okuyabilmek de çok önemlidir. Nice okuyanlar vardır ki, okuduğundan habersizdir.
    Netice
    Buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız sadaka şekilleri ile, İslâm'daki hayır yollarının ne kadar çok olduğunu gösterme açısından bir kaç numune zikrettik.
    Her bir müslüman, durumu ne olursa olsun, maddi ve manevi olarak yardım elini uzatabileceği birisini bulabilir. Yine insan, hangi makam ve mevkide bulunursa bulunsun kendisinden aşağı seviyede yardım edebileceği insanlar olabilir. Çünkü içtimai hayatta hiç bir insan eşit seviyede değildir. Bu sebeple herkesin; her hâl-u kârda yardım edebileceği birisi vardır.
    Zikrettiğimiz hadîslerde de görüldüğü üzere İslâm, madde ve manadan oluşan bir hayat nizamıdır. Bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma müessesesidir. Bir kaynaşma ve kardeş olma prensipleri mecmuasıdır. Bu sebeple eğer biz müslümanlar, gerçek manasıyla kendi benliğimize, kendi fitratımıza ve kendi kimliğimize dönebilirsek, kendi fitratımıza uygun olan İslâm'ın bu prensiplerine uyabilirsek ve onu bütün hallerimizde, tavırlarımızda, yaşantımızda görebilirsek ve başkalarına gösterebilirsek, kısaca biz, İslâm 'ı tam manasıyla yaşayabilirsek, işte o zaman, bu insanlar, içinde bulundukları sefalet ve rezaletten kurtulacaklardır. Neticede bu toplum ve bu İslâm ümmeti bir kere daha asr-ı saadetteki gibi büyük bir saadete nail olacak, herkes kardeş olacak, herkes dost olacak, herkes mutlu olacak ve bu dünya gül-gülistana dönecektir. İnşaallah...

    Dr. Adem DÖLEK



  14. 30.Kasım.2011, 02:56
    7
    Silent and lonely rains
    b- Ana - Babasına
    Kur'ân-ı Kerîm'de Cenab-ı Hakk, ana-babaya iyilik hususunda şöyle buyurur: "Ana-babaya iyilik edin. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererlerse onlara "öf bile deme. Onlan azarlama. Onlara çok güzel ve tatlı söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanadını indir ve "Ya Rab, onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse sen de kendilerini öyle esirge," de"
    Bu ayet-i kerimede beş surette ana-babaya iyilik edilmesi emredilmektedir:
    1) Öf bile dememek,
    2) Onlan azarlamamak,
    3) Onlara güzel söz söylemek,
    4) Onlara karşı mütevazi olmak,
    5) Onlar için hayır duada bulunmak. Daha bir çok ayet-i kerimede ana-babaya itaat emredilmiştir.

    Peygamberimiz, cihada gitmek isteyen bir sahabiye "Anan-baban hayatta mı?" deyince sahabi, "evet" der. Peygamberimiz de "Git, onlara hizmet et" talimatını verir.
    Şayet ana-baba hayatta olmazsa onlar namına tasaddukta bulunmak suretiyle hem onlara iyilik yapılmış olunur, hem de tasaddukta bulunanın kendisi de sadaka sevabı kazanır. Buna şu hadîs güzel bir örnektir: Sa'd b. Ubâde anlatıyor: "Ey Allah 'm Rasûlü! annem vefat etti, onun adına yapacağım sadakanın hangisi daha faziletlidir?" dedim. Peygamberimiz "Su" buyurdular. Bunun üzerine Sa'd bir kuyu kazar ve "Bu kuyu Sa'd'ın annesi içindir" diyerek kuyuyu tasadduk eder.
    Hadîste "su"yun zikredilmesi, o zaman da Arabistan'da en önemli ihtiyaçlardan birisinin su olması itibariyle olabilir. Bu sebeple biz de geçmişlerimiz için tasaddukta bulunacağımız zaman toplumun en zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak cinsten olmasına dikkat etmemiz gerekir.
    Bir başka hadîste de "Bir adam (Rasûlüllaha gelerek), "Ey Allah'ın Rasûlü! annem vefat etti Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur mu?" diye sorar. Rasûlüllah da "Evet" deyince, adam, "Benim bir meyveliğim var, siz şahit olun ki onu annem için tasadduk ediyorum" der."
    3-Akrabalara
    Ailevî yardımlaşmalardan sonra, sıra biraz daha geniş daire olan akrabaya gelmektedir. Dinimiz de bu konuda çokça teşvikte bulunmuştur. Mesela, "Akrabaya, yoksullara, yolda kalmışa haklarını ver. Malını da israf etme." buyurarak bu ayette ihtiyaç sahibi olanlara yardımda bulunulması emredilirken önce akraba zikredilerek, bir insanın önce kendi yakın akrabalarını ve hısımlarını gözetmesine dikkat çekilmiştir. İkinci bir husus da yardımda bulunanın kendisinin yardıma muhtaç olacak kadar fazla ileri gitmemesinin emredilmiş olmasıdır.
    Bir diğer ayette de "Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği (özellikle de) akrabaya muhtaç oldukları şeyleri vermeyi emreder..." buyurulmaktadır. Yine bir başka ayette, Allah'a ibadet ve ana-babaya ittaatten sonra hemen üçüncü sırada akrabalara iyilik edilmesi emredilir. Bir diğer ayette de "Onlar hangi şeyi nafaka vereceklerini sana sorarlar. De ki, malda vereceğiniz şey (evveliyetle) ana-babanın, akrabaların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunun hakkıdır..." denilmektedir.
    Hiç şüphesiz bu yardımların en güzeli manevi yardımdır. Bu da onların imanlarının kurtulmasına çalışmaktır. Bu hakikata da şu ayet işaret etmektedir: "en yakınlarını uyar.
    Akrabaya yapılacak olan ikinci yardım da maddi yardımlardır. Bu yardımlar küçük olsun büyük olsun yardım edene büyük sevaplar kazandırmaktadır.
    Bunu "Akrabalar iyiliğe daha layıktır. Bu iyiliği akrabaların fakirlerine yap." sözü çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Yine bir hadîste de "En faziletli sadaka, kendisine buğz ve düşmanlık eden akrabaya verilen sadakadır." buyurulmuştur.
    Ebû Hureyre anlatıyor: "Hz. Peygamber buyurdu: "Veren el alan elden daha hayırlıdır. Vermek (yani bakmak) zorunda olduğundan başla. En hayırlı sadaka geçimi üzerine olanlara ayrılan sadakadır. El açmaktan sakınan kimseyi Allah, dilenmekten korur, içinde bulunduğu duruma kanaat edenleri Allah başkalarına muhtaç etmez."
    4- Kişi ve Toplum Açısından
    a) Kişinin hizmetçisine ve işçisine yardımı
    Hz. Peygamber (s.a.s.) "Kişinin hizmetinde bulunana harcadığı sadakadır."
    buyurmaktadır. Bu hadîs kişinin -esnaf ise- işçisinin ve hizmetçisinin gönlünü hoş etmek için -aldığı ücret- dışında yapacağı bütün harcamaların sadaka sevabı kazandıracağını bildirmekle birlikte bütün insanların gerek amir gerek esnaf olsun hizmetinde ve raiyyetinde bulunanlara iyilik yapmalarını ve ikramda bulunmalarını teşvik etmektedir.
    b) Hastayı ziyaret
    Bir müslümanın, bir hastayı ziyaret etmesi ona sadaka sevabı kazandırır. Bu konuda Hz. Peygamber "Hastayı ziyaret etmen sadakadır." buyurmuştur.
    c) Cenazeye iştirak
    Yine Peygamberimiz (s.a.s.) "Cenazeye tabi olman sadakadır." buyurmuştur.
    d) Allah yolunda olanlara yardım
    Bir müslümanın din-i mübin-i İslama hizmet edenlere yaptığı maddi ve manevi yardımları ona sadaka sevabı kazandırmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Bir erkeğin harcadığı paraların en hayırlılarını sayarken,
    "Allah yolunda yararlandığı vasıtasına harcadığı para ve Allah yolunda harcadığı paradır." demektedir".
    Her insanın bizatihi Allah yolunda hizmet etme imkanı olmayabilir. Ama vasıtası olan vasıtasını hizmet edenlere tahsis edebilir, para yardımında bulunabilir.
    e) Yol göstermek
    Hz. Peygamber (s.a.s.), "Yolunu kaybeden yolcuya yolunu göstermen senin için sadaka yazılır." buyurmuştur. Bu hadîste belirtilen "yol gösterme", yolunu kaybeden her hangi bir yolcu için olduğu gibi hak yoldan sapan ve manevi yolunu kaybedenler için de geçerlidir.
    f) Su ikramı
    Rasûlullah (s.a.v.), bir hadîsinde "Kovandan, mil'min kardeşinin kovasına su boşaltıvermen senin için sadakadır." buyurarak kuyudan su çekip, bir mü'min kardeşin kovasına su boşaltmak gibi bir iyiliğin dahi küçük görülmemesini ifade ederken, buna mümasil hizmetlerin yapılmasını da teşvik etmektedir. Bir hadîste de "Ecir bakımından su'dan daha büyük bir sadaka yoktur." şeklinde ifade ederek "En faziletli sadaka, su ikram etmektir." diyen Rasûlullah (s.a.v.), ihtiyaca en güzel şekilde cevap verecek şeyin ikram edilmesine dikkat çekmiştir.
    Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasülü!" dedim, verilmemesi caiz olmayan şey nedir?" " Su, tuz ve ateş!" buyurdular. Ben tekrar: "Ey Allah 'in Rasülü dedim. Evet suyu anladık öyledir, ama tuz ve ateş niye öyledir?" dedim. Şu cevabı verdi: "Ey Humeyra! Kim (isteyene) ateş verirse, bu ateşin pişirdiği herşeyi tasadduk etmiş gibi sevab kazanır! Kim de tuz verirse, o da bu tuzun tatlandırdığı her şeyi tasadduk emiş gibi olur. Kim su bulunan yerde bir müslümüna bir içimlik su içilirse sanki bir köle azat etmiş gibi olur, suyun bulunmadığı yerde içilirse, onu ihya etmiş gibi olur."
    Bu hadîslerde de görüldüğü üzere su, tuz, ateş vs. gibi şeyleri ikram etmek dahi olsa hiç bir iyiliği küçümsememek gerekir.
    g) Tebessüm
    Yine Hz. Peygamber "Mü 'min kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için sadaka yazılır." buyurarak müslüman kardeşlerimizle karşılaştığımız zaman onlara karşı güler yüzlü olmamıza dikkat çekmekte ve bu tebessümün müslümana sadaka sevabı kazandırdığım belirtmektedir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz, "Mü'min kardeşini güler yüzle karşılamak bile olsa hiç bir iyiliği küçümseme'" buyurmuştur. Çünkü Allah rızasına mazhar olan en küçük bir iyilik, Allah'ın rızasına nail olmayan en büyük bir işten daha büyüktür. Yeter ki Allah kabul etsin. İyilik edilen insan ister zengin olsun ister fakir olsun, farketmez.
    h) Emâneti sahibine vermek
    Rasûlullah (s.a.v.) "Müslüman, emin bir vekilharç, kendine emanet edilen bir malı gönül hoşluğu ile verdiği takdirde tasaddıık edenlerden biri olur." buyurarak iki şeye dikkat çekmektedir:
    - Müslüman emin olmalı,
    - Kendine emanet edilen her hangi bir malı gerekli yere verirken, bu işi gönül rızası ile yapmalı. Bu takdirde sadaka sevabı kazanır. Eğer gönül hoşnutluğu ile yapılmazsa, hatıra binaen yapılırsa o zaman ihlas ve samimiyeti kaybeder. Bu sevaptan mahrum kalabilir.
    Aynı zamanda bu hadîste müslümanların birbirine yardımcı olmasına da teşvik vardır.
    ı) Borçluya mühlet vermek
    Rasûlullah (s.a.s.) "Kim bir borçluya mühlet verirse, (mühlet verdiği) her bir gün için sadaka sevabı kazanır. Kim de borcunun vadesi geldikten sonra tehir ederse, ertelediği müddetçe her geçen gün alacağı kadar sadaka yazılır."
    Bir başka hadîste de "Bir müslümana bir şeyi iki kere borç veren hiç bir müslüman yoktur ki, onun bu davranışı, o şeyi bir kere sadaka vermiş gibi sadaka sevabı kazandırmış olmasın." buyurmuştur. Görüldüğü gibi bu hadîslerde alacaklıyı gözetmek ve gerektiğinde ona ikinci defa mühlet vermenin bile sadaka sevabı kazandıracağı haber verilmektedir. Ancak alacaklının böyle bir niyeti de su-i istimal etmemesi gerekir.
    j) Ziraat
    Bir müslüman meyvesinden ve gölgesinden veya kendisinden istifade edebilecek bir ağaç diker ya da bir bitki ekerse, onun için sadaka olur. Bunu Hz. Peygamber şu hadîsleriyle ifade buyurmuştur. "Bir müslüman, bir ağaç dikerse o ağaçtan yenilen, o kişi için sadakadır. Her hangi bir kişi o ağaca zarar verirse yine diken kişi için sadaka olur." . Diğer bir rivayette de "Bir müslüman bir ağaç diker veya bitki eker de ondan bir insan veya hayvan yahut kuş yese, kıyamet gününe kadar o kişi için sadaka olur." .
    Bedîuzzaman bunu şu şekilde izah etmektedir: "...Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarf etsen, o vakit bereketli nafaka-i dünyeviyye ile beraber senin nafaka-i uhreviyyene ve zad-ı ahiretine ehemmiyetli bir menba olan iki maden-i manevi kazanırsın.
    Birinci maden; bütün bağındaki yetiştirdiğin çiçekli olsun meyveli olsun her nebatın, her ağacın tesbihatından güzel bir niyet ile bir hisse alıyorsun.
    İkinci maden; hem bu bağdan çıkan mahlukattan kim yese -hayvan olsun, insan olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsun- sana bir sadaka hükmüne geçer. Fakat o şart ile ki, sen Rezzak-ı hakiki olan Allah namına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve O'nün malını O'nün mahlukatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan..."
    Görüldüğü gibi halis bir niyetle Allah'ın rızasını kazanmak için bütün canlıların istifadesi için ekilen- dikilen her şeyden, o kişi sadaka sevabı kazanmaktadır. İster bu kendi çocuk-çoluğunun rızkının temini olsun, isterse fısebilillah olsun farketmez. Çünkü her ikisinden de canlılar istifade etmektedir.
    k) Engelleri kaldırmak
    Bir müslümanın hedefine ve maksadına ulaşması için gelip geçtiği yerlerde bulunan engelleri kaldırmak ve rahatsız edici şeyleri atmak, sadaka sevabı kazandırmaktadır.
    Bu konuda Rasûlullah (s.a.v.) "Her müslümanın sadaka vermesi lazımdır" deyince bir adam "Ya Rasûlallah! buna kim güç yetirebilir?" diye sorar. Hz. Peygamber de "... Yoldan eziyet verici şeyi atman bile sadakadır...
    "
    İnsanların geçtiği yollardan, eziyet verici şeyleri, maddî engelleri kaldırmak sadaka olduğu gibi, Allah'a götüren yollaradaki manevî engelleri de ortadan kaldırmanın daha büyük sadaka olacağı kanaatındayız.
    1) Selâma karşılık vermek
    Rasûlullah (s.a.v.), bir müslümanın verdiği selama selâmla karşılık verilmesinin sadaka sevabı kazandırdığını bildirmek için "Bir müslümanın, selamına karşılık verilmesi sadakadır." buyurmuştur. Bir başka hadîste de "Nefsim yed-i kudretinde olan Allah 'a yemin olsun ki, siz birbirinizi sevmedikçe hakiki iman etmiş olamazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız." buyurmaktadır.
    m) Misafire ikram
    Yine Rasûlullah (s.a.v.), misafire ikramda bulunmayı teşvik ederek, bu ikramın sadaka sevabı kazandırdığım haber vermişlerdir."
    n) Hayır müesseseleri
    İnsanların istifadesi için yaptırılan ve hayırlı işlerde kullanılmak üzere inşa edilen bütün müesseseler ve vakıflar, müessisler ve vakfedenler için kıyamete kadar arkalarından kedilerine sadaka sevabı kazandıran şeylerdir. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.v.), bu müesseselere "sadaka-i cariye" diyerek "İnsan öldüğü zaman, amel defteri üç sebeple açık kalır. Bunlar; sadaka-i câriye veya kendisinden faydalanılan ilim ve yahut arkasından kendisi için dua eden salih evlat" buyurmuştur.
    o) İyi muamele
    Bir müslümanın her hangi bir sebepten dolayı maruz kaldığı kötülüğe karşı iyi muamelede bulunması onun için sadaka yazılır. Peygamberimiz bunu şu hadîslerinde belirtmişlerdir: "Sana kötü nazarla bakan bir adama senin iyi nazarla bakman sadakadır." Yine bir başka hadîste "İnsanlara iyi muamele etmek sadakadır."
    buyurarak Allah'a isyan edilmedikçe insanlara hüsn-ü muamelede bulunmanın ve onları görüp gözetmenin kişiye sadaka sevabı kazandıracağını ifâde etmiştir.
    p) İyiliği tavsiye, kötülüğü yasaklama
    Rasûlullah (s.a.v.) bir çok hadîslerinde "Emr-i bi'l-maruf sadakadır. Nehy-i ani'l-münker sadakadır." buyurmuş ve hayatı boyunca da bu vazifeyi en güzel şekilde ifa etmiştir.
    Her zaman olduğu gibi, özellikle bu zamanda her müslüman, kendi seviyesine ve durumuna göre müsbet hareketle bu vazifeyi yapmakla mükelleftir. Bu kudsî vazife yapılırken, usûl de en az vazife kadar önem arzetmektedir. Özellikle neyin, nerede, nasıl ve ne şekilde yapılması gerektiğinin bilinmesi lâzımdır.
    r) Güzel söz
    İnsanları doğruya, hidayete ve hayırlı şeylere götüren, hayırlara vesile olan ve sevap kazandıran her söz "kelime-i tayyibe" ile ifade edilmektedir. Kelime-i tayyibe; kelime-i tevhid, tahmid, teşbih, Kur'an ve iman, inanç v.s. gibi bütün güzel mânâları ihtiva etmektedir. İşte bunlara dair söylenen ve bunlarla yapılan bütün güzel şeyler, kelime-i tayyibedir. Bunun içindir ki, Hz. Peygamber, "Kelime-i tayyibe sadakadır." buyurarak, insanların hayır söylemelerini ve hayırlı şeyleri konuşmalarına dikkat çekmiştir.
    Bu konuda İbnü Battal şöyle der: "Güzel söz, hayırlı işlerin büyüklerindendir. Çünkü Cenab-ı Hakk, "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki Iştından bir dost olur." buyurmaktadır, diyerelc; kötülüğü önleme fiil ile olduğu gibi bazen söz ile de olur." Eğer insan konuştuğunda zarar verecekse o zaman susması en güzeldir. Bunun içindir ki "Dili muhafaza etmek, en faziletli sadakadır." denmiştir. Yine meşhur bir darb-ı mesel vardır; "Söz söylemek gümüş ise sükût altındır". Çünkü, her doğruyu bilmek haktır. Ama her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir.
    s) Vasıtaya bindirmek
    Bir müslümanın, mü'min kardeşine vasıtasına binerken veya eşya yükletirken yardım etmesi, o kişiye sadaka sevabı kazandırmaktadır. Peygamber Efendimiz, "Bir kimseye, vasıtasına binerken ya da yükünü yükletirken yardım etmen sadakadır." buyurmuştur. Bu hadîsten hareketle, kişiyi vasıtasına bindirmede yardım etmek, insana sadaka sevabı kazandımsa, vasıtası olanların da, vasıtası olmayım veya yolda kalanı yahut buna benzer zor durumda kalanları kendi vasıtalarına almak suretiyle yardımcı olmaları, daha çok sadaka sevabı kazamaya vesile olacağı kanatadayız.
    t) Ayırım yapmamak
    Rasûlullah (s.a.v.) "Zengin ve f ahire yaptığın her iyilik sadakadır." buyurarak zengin, fakir her insanın muhtaç olduğu maddi ve manevi ihtiyaçları vardır. Bu sebeple bir insanın hangi seviyede olursa olsun ona karşı iyilikte bulunulması gerekliliğine dikkat çekmektedir.
    u) Dargınları barıştırmak
    Rasûlullah (s.a.v.), "Dargın olanların arasını bulup barıştırmak en faziletli sadakalardandır." buyurarak, herhangi bir sebeple birbirlerine küsen iki kişinin ya da iki grubun arasım düzeltip barıştırmak kişiye sadaka sevabı kazandırğmı bildirir.
    Cenab-ı Hakk, bu durumu Kur'ân-ı Kerîmde şu şekilde anlatmaktadır: "Mü 'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah 'tan korkun ki esirgenesinîz." . Ayette de görüldüğü gibi, iki mü'min birbirleri ile kavga ederlerse veya bir başka sebeple birbirilerine küserlerse, onların arasının düzeltilmesi ve banştırılması emredilmiştir.
    5-İlim Öğrenmek ve Öğretmek
    Hz. Peygamber (s.a.v.) "En üstün, en faziletli sadaka, müslüman bir kişinin ilim öğrenmesi sonra da o ilmi bir müslüman kardeşine öğretmesidir." buyurarak müslümanlan hem ilme teşvik etmiş hem de ilim öğrenmenin ve öğretmenin en faziletli işlerden olduğunu bildirmişlerdir. Bir hadîste de "Bilmeyene ilim öğretmek, sadakadır." selinde ifade edilmiştir.
    İlim ise okumakla elde edilir. Bunun için Kur'ân'ın ilk emri, "oku" emridir. Ancak Kur'ân-ı Kerîm, neyin ve nasıl okunması gerektiğine de dikkat çekerek "Rabbinin adıyla oku" buyurmuştur. Sunuda ifade edelim ki, okunanlara Allah'ın ismiyle başlanması gerektiği kadar, okunanlarda Allah'ın isimlerini okuyabilmek de çok önemlidir. Nice okuyanlar vardır ki, okuduğundan habersizdir.
    Netice
    Buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız sadaka şekilleri ile, İslâm'daki hayır yollarının ne kadar çok olduğunu gösterme açısından bir kaç numune zikrettik.
    Her bir müslüman, durumu ne olursa olsun, maddi ve manevi olarak yardım elini uzatabileceği birisini bulabilir. Yine insan, hangi makam ve mevkide bulunursa bulunsun kendisinden aşağı seviyede yardım edebileceği insanlar olabilir. Çünkü içtimai hayatta hiç bir insan eşit seviyede değildir. Bu sebeple herkesin; her hâl-u kârda yardım edebileceği birisi vardır.
    Zikrettiğimiz hadîslerde de görüldüğü üzere İslâm, madde ve manadan oluşan bir hayat nizamıdır. Bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma müessesesidir. Bir kaynaşma ve kardeş olma prensipleri mecmuasıdır. Bu sebeple eğer biz müslümanlar, gerçek manasıyla kendi benliğimize, kendi fitratımıza ve kendi kimliğimize dönebilirsek, kendi fitratımıza uygun olan İslâm'ın bu prensiplerine uyabilirsek ve onu bütün hallerimizde, tavırlarımızda, yaşantımızda görebilirsek ve başkalarına gösterebilirsek, kısaca biz, İslâm 'ı tam manasıyla yaşayabilirsek, işte o zaman, bu insanlar, içinde bulundukları sefalet ve rezaletten kurtulacaklardır. Neticede bu toplum ve bu İslâm ümmeti bir kere daha asr-ı saadetteki gibi büyük bir saadete nail olacak, herkes kardeş olacak, herkes dost olacak, herkes mutlu olacak ve bu dünya gül-gülistana dönecektir. İnşaallah...

    Dr. Adem DÖLEK



  15. 14.Aralık.2011, 04:44
    8
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: sadaka çeşitleri hakkında bilgi

    Sadaka çeşitleri


    1) Farz ve vacib olan sadaka,(Farz ve vacib olan sadaka; bütün nevilerine şamil olmak üzere (Arazi zekâtı, hayvanlann zekâtı, ticaret ve nakit paralann zekâtı, maden ve mücevheratın zekâtı ve fitır sadakası gibi) verilen zekâtlardır")

    2 Sadaka-i câriye(sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.)

    2 Fıtır sadakası (Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. )
    3 Nafile olan sadakalar(Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerekse hadîs-i şeriflerde sadaka kelimesi ile, hem farz olan zekat hem de tatavvu (nafile) olan sadaka kasdedilmiştir.)
    4 Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka (İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.)


    detaylı bilgi için ...

    SADAKA

    Zekât, Allah rızası için yapılan
    iyilik veya verilen şey, sadaka insanın malından sırf
    Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı
    bir vergi türü anlamında bir fıkıh terimi. Zekâta,
    mü’minlerin Allah’ın emirlerine uymadaki sadakatlarini gösterdiği
    için "sadaka" da denilmiştir. Çoğulu sadakât’tır.
    Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir:
    İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması.

    Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vacib veya
    nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttan
    ibaret olup; tarım ürünlerinin zekâtı olan öşrü;
    hayvanların, ticaret mallarının, altın, gümüş
    ve diğer nakit paraların zekâtı ile, define ve madenlerin
    zekâtını kapsamına alır. Zekât verileceği
    yerleri belirleyen âyetteki "sadakât" çoğul olarak bütün
    bu çeşitleri kapsar. "Zekâtlar; ancak, yoksulların,
    miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların,
    kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin,
    borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların
    hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz
    kılınmıştır" (et-Tevbe, 9/60).

    Bu âyetlerde de zekâtın farz olan bu çeşidi
    yer alır: "Namazı kılın, zekâtı verin"
    (el-Bakara, 2/43); "Mü’minlerin mallarından zekât al ki, onları
    temizleyip mallarını çoğaltasın" (et-Tevbe,
    9/103); "Hasat günü ürünün hakkını ödeyin"
    (el-En’âm, 6/141). Hz. Peygamber’in çeşitli hadislerinde farz olan
    zekât emredilmiştir: "İslâm beş temel üzerine
    kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir" (Buhârî,
    İmân, 1, 2; Tefsîru Süre, 2/30; Müslim, İmân, 19-22;
    Tirmizi, İmân, 3; Nesâî, İmân,13). Diğer yandan Hz.
    Muhammed (s.a.s), Muaz b. Cebel (r.a)’i Yemen’e vali olarak gönderirken
    kendisine şöyle buyurmuştur:

    "Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine
    zekâtı farz kılmıştır. Zekatı oranın
    zenginlerinden al, yoksullarına ver" (Buhârî, Zekât, l;
    Tevhîd, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 46; İbn Mâce,
    Zekât, 1).

    Diğer yandan zekâtın farz oluşu
    üzerinde bütün müctehitler görüş birliği içindedir.
    Ashab-ı Kirâm zekât vermeyenlerle savaşılması
    gerektiği konusunda ittifak etmiştir. Zekâtın farz
    olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar (Zekât için bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    483-550).

    Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. Buna kısaca, "fitre" denir ki,
    fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış
    atıyyesi anlamına gelir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)’dan
    rivâyete göre şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s)
    oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve
    yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır.
    Fitreyi kim bayram namazından önce öderse, bu makbul bir zekât,
    kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur" (Buhârî,
    Zekât, 70, 71, 77; Müslim, Zekât, 12, 13, 16; Ebu Dâvud, Zekât, 18,
    20; Nesâi, Zekat, 31, 33; İbn Mace, Zekat, 21).

    Ebu Said el-Hudrî (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste
    fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir:
    "Biz fitre zekâtını, Allah’ın Rasûlü aramızda
    iken, yiyecek maddelerinden bir sa’, hurmadan bir sa’, kuru üzümden bir
    sa’, keşden yine bir sa’ olmak üzere bunlardan birisini esas alarak
    veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim"
    (Ahmed b. Hanbel, III, 73, 98). Sa’ bir ağırlık birimi
    olup, şer’î ölçüye göre 2912, örfi ölçüye göre ise 3328
    gramdır. Bazı fakihlere göre buğday cinsinde fitre
    miktarı yarım sa’dır. Burada yoksulların yararına
    olan ve daha ağır olan örfî ölçeği tercih etmek daha
    faziletlidir (Fıtır sadakası için bk. Sadaka-ı
    Fıtır mad.).

    Farz olan zekâtla, vacib olan fitre miktarları
    belirli bulunan sadakalardır. Birincisinde nisab’a mâlik olduktan
    sonra bir yıl geçmesi, ikincisinde ise, sadece nisaba malik olmak
    şarttır. Bunların dışında
    sıkıntı ve zarûret içinde bulunan müslümana ihtiyacını
    giderecek ölçüde yardım etmeyi bildiren bir sadaka daha
    vardır ki; bunun miktarı, sıkıntıyı
    giderecek ölçüye göre ortaya çıkar. Kur’ân-ı Kerîm’de
    şöyle buyurulur: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya
    çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Fakat iyi olan, Allah’a,
    âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını
    sevmesine rağmen hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda
    kalmışa, dilenenlere ve köle azadına veren, namaz
    kılan ve zekât verendir" (el-Bakara, 2/ 177). Burada Cenab-ı
    Hak, miktarı belli olan zekâtla birlikte yakınlara, yetim ve düşkünlere
    yapılacak malî bir yardımdan da söz etmiştir ki; bunun
    şart ve miktarını sıkıntıda olan yoksulun
    hali belirler.

    Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak
    yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara
    yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü
    hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına
    alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer
    hayır ve hasenât bu niteliktedir.

    Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına
    gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle
    belirlenir: "İnsan öldüğü zaman amel işlemesi
    kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye,
    kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden
    salih çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46). Bu hadiste zikredilen
    sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.
    İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece,
    bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler
    ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse
    vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler.

    Yararlı bir ilim bırakan da, bu ilimden,
    kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandıkça, mü’min olmak
    şartıyla, sürekli olarak ecir alır. Nitekim ilim, irfan ve
    irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın
    büyük mükafatına kötü çığır açanın da günahına
    hadiste şöyle yer verilir: "Kim iyi bir çığır açarsa,
    bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan
    alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel
    edenlerin günahı kadar günahı yüklenir" (Müslim,
    İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce,
    Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361,
    362). Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum
    bu çocuktan yararlandıkça, onun yetişmesinde katkısı
    bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir almalarına bir
    sebeptir.

    Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye
    niteliğindedir. Vakıfnâmedeki esaslara göre, hayır yönü
    işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam eder. Önceki
    asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların
    vakıf olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin
    sürekli bir ecre nail olma istekleri yüzündendir.

    Nâfile Olan Sadakalar

    İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.

    Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Zer (r.a)’i tasaddukta
    bulunmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur: "Şu
    Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü geceyi ondan
    bende bir dinar bulunduğu halde geçirmek istemem. Yalnız borç
    ödemek için ayırdığım dinar bunun
    dışında olur, -Önüne, sağına ve soluna saçma işareti
    yaparak- Onu Allah’ın kullarına bu şekilde
    dağıtmak isterim. Şüphesiz malı çok olanlar, kıyamet
    günü sevabı en az olanlardır. Yine yoksullara tasaddukta
    bulunma işareti yaparak, bu durumda olanlar müstesnadır"
    (Müslim, Zekât, bab: 9, H. No: 32).

    Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka
    kapsamının genişliğini şu hadiste görmek
    mümkündür: "İçinde güneş doğan her gün, insanların
    her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ;
    İki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır.
    Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana
    bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır.
    Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her
    adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren
    şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır" (Buhârî,
    Sulh, 11; Cihâd, 72,128; Müslim, Zekât, 56; Müsâfirîn, 84; Ebû
    Dâvud, Tatavvu’, 12; Edeb,160; Ahmed b. Hanbel, II, 316, 350, IV, 423, V,
    178). Bu hadiste, "sülâmâ" parmak kemikleri demektir. Ancak
    burada vucuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin
    insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli
    olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete
    karşılık farz olan sadaka yerine, günlük bir takım
    hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin
    sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür
    borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın
    sadaka sayılması, her adım
    karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah
    affetme anlamındadır (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim
    Terceme ve Şerhi, İstanbul 1977, V, 374).

    Diğer yandan başka hadislerde, insanlara
    iyiliği emretmenin (Tirmizi, Birr, 36; Müslim, Müsâfirîn, 84;
    Ebû Davud, Tatavvu’, 12), Allah’a hamdetmenin ve O’nu tesbih etmenin bir
    sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Mûsafirîn, 84). Bir
    kimseye yol veya adres tarif etmek sadaka sayıldığı
    gibi (Buhârî, Cihâd, 72; Ahmed b. Hanbel, V,154), gönül alıcı
    yumuşak söz (Buhârî, Cihad, 72, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56),
    bir ağaç dikenin bu ağacından insan veya hayvanların
    yemesi ya da yararlanması da sadaka sayılmıştır
    (Ahmed b. Hanbel, VI, 362).

    Sadakanın En Faziletlisi:

    Çeşitli ameller arasında fazilet
    bakımından farklar bulunduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine yapılan
    yardım ve tasadduklarda da bir sıra gözetilmiş; öncelikli
    tasadduk alanları belirlenmiştir. Gerçekten kişinin çok
    yakınında, belki aile fertleri arasında büyük sıkıntı
    içinde olanlar varken, uzakta olanlara yardım etmeye
    kalkışması maslahata uygun düşmez. Bu yüzden yardım
    ve infaka en yakınından başlamak prensibi
    getirilmiştir.

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    "Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli dinar,
    kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda
    hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan
    arkadaşlarına harcadığı dinardır" (Müslim,
    Zekât, 38; Tirmizi, Birr, 42; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel,
    V, 279, 284). Yine Rasûlüllah (s.a.s), Allah yolunda harcanan, bir köle
    azadı için sarfedilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi
    için yapılan harcamaları zikrettikten sonra, bunların
    sevap bakımından en üstününün aile fertlerine yapılan
    harcamanın olduğunu belirtmiştir (Müslim, Zekât, 39). Bu
    hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat (iyâl); bir kimsenin
    nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi,
    babası ve hizmetçisidir.

    Sadakanın en sevilen maldan verilmesi daha
    faziletlidir. Kur’ân-ı Kerim’de; "Siz sevdiğiniz mallardan
    infâk etmedikçe iyilik ve taate nail olamazsınız" (Âlu
    İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a),
    Rasûlüllah (s.a.s)’e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim
    malım Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için
    sadakadır. Onun Allah nezdinde sevabını ve âhiret azığı
    olmasını dilerim. Ey Allah’ın elçisi; onu istediğin
    yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının
    çok kârlı bir yatırım olduğunu belirttikten sonra,
    bahçesini hısımlarına vakfetmesini bildirdi. Bunun
    üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve
    amcasının oğulları arasında taksim etti.
    Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân b.
    Sâbit ile Übey b. Ka’b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim,
    Zekât, 42, 43).

    Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta
    bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber bir gün kadınlara
    hitab ederek; Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa
    sadaka verin" buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah’ın
    karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah’ın elçisine
    gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek
    destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz.
    Peygamber bu iki kadın için şöyle buyurmuştur:
    "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık
    ecri ve sadaka ecri" (Müslim, Zekât, 45).

    Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe
    göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına
    veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner
    (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I,
    156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı
    hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına
    destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf,
    İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik’e göre ise, kadının
    yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları
    delil, Hz. Peygamber’in, Abdullah b. Mesud’un karısı Zeyneb
    (r.anhâ)’e verdiği şu cevaptır:

    "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık
    olan kimselerdir" (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    549).

    Bir mü’minin tasaddukunu sevdiği mal cinsinden
    yapması, Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmaya
    sebep olur. Halife Ömer b. Abdülaziz çuvallarla şeker alır,
    tasadduk ederdi. Bunun yerine niçin para dağıtmadığı
    sorulunca, şu cevabı vermiştir: "Ben şekeri çok
    severim. Bu yüzden sevdiğim şeyi tasadduk etmek istedim"
    (A. Davudoğlu, a.g.e., V, 352).

    Anne babaya müşrik bile olsalar yardımda
    bulunmak gerekir. Nitekim Esmâ binti Ebi Bekir (r.anhâ) şöyle demiştir:
    "Annem yanıma geldi, kendisi Kureyş devrinde Rasûlüllah
    (s.a.s) onlarla anlaşma yaptığı zaman henüz müşrik
    idi. Ben Hz. Peygamber’e gelerek, "Annem bana rağbet göstererek
    yanıma geldi. Kendisine yardımda bulunayım mı?"
    dedim. Hz. Peygamber; "Evet annene yardımda bulun"
    buyurdular (Müslim, Zekât, 49, 50; Ebû Davud, Zekât, 34; Ahmed b.
    Hanbel, VI, 344, 347). Rivayete göre Hz. Ebû Bekir, Esma’nın annesi
    Kuteyle’yi cahiliye devrinde boşamıştı. Kuteyle
    Hicretten sonra Medine’ye kızı Esmâ’nın yanına
    gelmişti. Kendisine kuru üzüm ve yağ gibi hediyeler getirdi.
    Fakat Esmâ bu hediyeleri almaktan ve onu evine kabul etmekten kaçındı.
    Hz. Peygamber’in izin vermesi üzerine de onu evine aldı (Buhârî,
    Hibe, 29, Cizye,18, Edeb, 8; A. Davudoğlu, a.g.e., V, 363, 364).

    Ölen Kimse Adına Sadaka Vermek Caiz midir?

    Bazı ibadet ve taatların ölen bir kimse adına
    yapılması mümkün ve caizdir. Bunların sevabı ölüye
    ulaşır. Ölü nâmına verilen sadakalar başta gelir.
    Hz. Peygamber’e bir adam gelerek şöyle demiştir: "Ey
    Allah’ın elçisi! Annem ansızın öldü, vasiyet de etmedi.
    Öyle sanıyorum ki, konuşmuş olsa sadaka verilmesini
    vasiyet ederdi. Acaba onun adına ben sadaka versem, anneme sevap olur
    mu?" demiş. Hz. Peygamber; "Evet" cevabını
    vermiştir" (Buhârî, Cenâiz, 95; Vesâyâ, 19; Müslim,
    Zekât, 51; Vasiyye, 12, 13; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 15; Nesâî, Vesâyâ,
    7).

    Hz. Enes (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)’e; "Biz
    ölülerimize dua ediyor, onlar adına sadaka veriyor ve haccediyoruz.
    Acaba bunların sevabı onlara ulaşıyor mu?" diye
    sormuş, Allah elçisi şöyle cevap vermiştir: "Şüphesiz,
    onlara ulaşır ve onlar sizden birinizin hediyeye sevindiği
    gibi ona sevinirler" (Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, V, 366).

    Hanefilere göre, bağışlanan her çeşit
    ibadetin sevabı ölülere ulaşır. Ancak ölen kimse namına
    zekât, adak, hac gibi mali yönü olan ibadetleri ifa etmek mümkün ise
    de; namaz, oruç gibi ibadetleri onun namına ifa yeterli
    değildir. Bunların bizzat hayatta iken ifası gerekir.
    Çünkü bu ibadetler, ferdi, beden ve ruh bakımından
    olgunlaştırır, olumlu etkileri bizzat bunları
    yapanların kendilerinde görülür. Başkalarının
    bunları yapmasıyla asıl yükümlü üzerindeki fayda sağlanmış
    olmaz.

    Hamdi DÖNDÜREN


  16. 14.Aralık.2011, 04:44
    8
    Özel Üye
    Sadaka çeşitleri


    1) Farz ve vacib olan sadaka,(Farz ve vacib olan sadaka; bütün nevilerine şamil olmak üzere (Arazi zekâtı, hayvanlann zekâtı, ticaret ve nakit paralann zekâtı, maden ve mücevheratın zekâtı ve fitır sadakası gibi) verilen zekâtlardır")

    2 Sadaka-i câriye(sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.)

    2 Fıtır sadakası (Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. )
    3 Nafile olan sadakalar(Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerekse hadîs-i şeriflerde sadaka kelimesi ile, hem farz olan zekat hem de tatavvu (nafile) olan sadaka kasdedilmiştir.)
    4 Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka (İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.)


    detaylı bilgi için ...

    SADAKA

    Zekât, Allah rızası için yapılan
    iyilik veya verilen şey, sadaka insanın malından sırf
    Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı
    bir vergi türü anlamında bir fıkıh terimi. Zekâta,
    mü’minlerin Allah’ın emirlerine uymadaki sadakatlarini gösterdiği
    için "sadaka" da denilmiştir. Çoğulu sadakât’tır.
    Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir:
    İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması.

    Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vacib veya
    nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttan
    ibaret olup; tarım ürünlerinin zekâtı olan öşrü;
    hayvanların, ticaret mallarının, altın, gümüş
    ve diğer nakit paraların zekâtı ile, define ve madenlerin
    zekâtını kapsamına alır. Zekât verileceği
    yerleri belirleyen âyetteki "sadakât" çoğul olarak bütün
    bu çeşitleri kapsar. "Zekâtlar; ancak, yoksulların,
    miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların,
    kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin,
    borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların
    hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz
    kılınmıştır" (et-Tevbe, 9/60).

    Bu âyetlerde de zekâtın farz olan bu çeşidi
    yer alır: "Namazı kılın, zekâtı verin"
    (el-Bakara, 2/43); "Mü’minlerin mallarından zekât al ki, onları
    temizleyip mallarını çoğaltasın" (et-Tevbe,
    9/103); "Hasat günü ürünün hakkını ödeyin"
    (el-En’âm, 6/141). Hz. Peygamber’in çeşitli hadislerinde farz olan
    zekât emredilmiştir: "İslâm beş temel üzerine
    kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir" (Buhârî,
    İmân, 1, 2; Tefsîru Süre, 2/30; Müslim, İmân, 19-22;
    Tirmizi, İmân, 3; Nesâî, İmân,13). Diğer yandan Hz.
    Muhammed (s.a.s), Muaz b. Cebel (r.a)’i Yemen’e vali olarak gönderirken
    kendisine şöyle buyurmuştur:

    "Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine
    zekâtı farz kılmıştır. Zekatı oranın
    zenginlerinden al, yoksullarına ver" (Buhârî, Zekât, l;
    Tevhîd, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 46; İbn Mâce,
    Zekât, 1).

    Diğer yandan zekâtın farz oluşu
    üzerinde bütün müctehitler görüş birliği içindedir.
    Ashab-ı Kirâm zekât vermeyenlerle savaşılması
    gerektiği konusunda ittifak etmiştir. Zekâtın farz
    olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar (Zekât için bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    483-550).

    Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. Buna kısaca, "fitre" denir ki,
    fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış
    atıyyesi anlamına gelir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)’dan
    rivâyete göre şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s)
    oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve
    yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır.
    Fitreyi kim bayram namazından önce öderse, bu makbul bir zekât,
    kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur" (Buhârî,
    Zekât, 70, 71, 77; Müslim, Zekât, 12, 13, 16; Ebu Dâvud, Zekât, 18,
    20; Nesâi, Zekat, 31, 33; İbn Mace, Zekat, 21).

    Ebu Said el-Hudrî (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste
    fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir:
    "Biz fitre zekâtını, Allah’ın Rasûlü aramızda
    iken, yiyecek maddelerinden bir sa’, hurmadan bir sa’, kuru üzümden bir
    sa’, keşden yine bir sa’ olmak üzere bunlardan birisini esas alarak
    veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim"
    (Ahmed b. Hanbel, III, 73, 98). Sa’ bir ağırlık birimi
    olup, şer’î ölçüye göre 2912, örfi ölçüye göre ise 3328
    gramdır. Bazı fakihlere göre buğday cinsinde fitre
    miktarı yarım sa’dır. Burada yoksulların yararına
    olan ve daha ağır olan örfî ölçeği tercih etmek daha
    faziletlidir (Fıtır sadakası için bk. Sadaka-ı
    Fıtır mad.).

    Farz olan zekâtla, vacib olan fitre miktarları
    belirli bulunan sadakalardır. Birincisinde nisab’a mâlik olduktan
    sonra bir yıl geçmesi, ikincisinde ise, sadece nisaba malik olmak
    şarttır. Bunların dışında
    sıkıntı ve zarûret içinde bulunan müslümana ihtiyacını
    giderecek ölçüde yardım etmeyi bildiren bir sadaka daha
    vardır ki; bunun miktarı, sıkıntıyı
    giderecek ölçüye göre ortaya çıkar. Kur’ân-ı Kerîm’de
    şöyle buyurulur: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya
    çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Fakat iyi olan, Allah’a,
    âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını
    sevmesine rağmen hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda
    kalmışa, dilenenlere ve köle azadına veren, namaz
    kılan ve zekât verendir" (el-Bakara, 2/ 177). Burada Cenab-ı
    Hak, miktarı belli olan zekâtla birlikte yakınlara, yetim ve düşkünlere
    yapılacak malî bir yardımdan da söz etmiştir ki; bunun
    şart ve miktarını sıkıntıda olan yoksulun
    hali belirler.

    Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak
    yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara
    yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü
    hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına
    alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer
    hayır ve hasenât bu niteliktedir.

    Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına
    gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle
    belirlenir: "İnsan öldüğü zaman amel işlemesi
    kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye,
    kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden
    salih çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46). Bu hadiste zikredilen
    sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.
    İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece,
    bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler
    ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse
    vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler.

    Yararlı bir ilim bırakan da, bu ilimden,
    kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandıkça, mü’min olmak
    şartıyla, sürekli olarak ecir alır. Nitekim ilim, irfan ve
    irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın
    büyük mükafatına kötü çığır açanın da günahına
    hadiste şöyle yer verilir: "Kim iyi bir çığır açarsa,
    bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan
    alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel
    edenlerin günahı kadar günahı yüklenir" (Müslim,
    İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce,
    Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361,
    362). Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum
    bu çocuktan yararlandıkça, onun yetişmesinde katkısı
    bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir almalarına bir
    sebeptir.

    Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye
    niteliğindedir. Vakıfnâmedeki esaslara göre, hayır yönü
    işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam eder. Önceki
    asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların
    vakıf olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin
    sürekli bir ecre nail olma istekleri yüzündendir.

    Nâfile Olan Sadakalar

    İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.

    Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Zer (r.a)’i tasaddukta
    bulunmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur: "Şu
    Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü geceyi ondan
    bende bir dinar bulunduğu halde geçirmek istemem. Yalnız borç
    ödemek için ayırdığım dinar bunun
    dışında olur, -Önüne, sağına ve soluna saçma işareti
    yaparak- Onu Allah’ın kullarına bu şekilde
    dağıtmak isterim. Şüphesiz malı çok olanlar, kıyamet
    günü sevabı en az olanlardır. Yine yoksullara tasaddukta
    bulunma işareti yaparak, bu durumda olanlar müstesnadır"
    (Müslim, Zekât, bab: 9, H. No: 32).

    Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka
    kapsamının genişliğini şu hadiste görmek
    mümkündür: "İçinde güneş doğan her gün, insanların
    her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ;
    İki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır.
    Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana
    bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır.
    Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her
    adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren
    şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır" (Buhârî,
    Sulh, 11; Cihâd, 72,128; Müslim, Zekât, 56; Müsâfirîn, 84; Ebû
    Dâvud, Tatavvu’, 12; Edeb,160; Ahmed b. Hanbel, II, 316, 350, IV, 423, V,
    178). Bu hadiste, "sülâmâ" parmak kemikleri demektir. Ancak
    burada vucuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin
    insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli
    olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete
    karşılık farz olan sadaka yerine, günlük bir takım
    hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin
    sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür
    borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın
    sadaka sayılması, her adım
    karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah
    affetme anlamındadır (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim
    Terceme ve Şerhi, İstanbul 1977, V, 374).

    Diğer yandan başka hadislerde, insanlara
    iyiliği emretmenin (Tirmizi, Birr, 36; Müslim, Müsâfirîn, 84;
    Ebû Davud, Tatavvu’, 12), Allah’a hamdetmenin ve O’nu tesbih etmenin bir
    sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Mûsafirîn, 84). Bir
    kimseye yol veya adres tarif etmek sadaka sayıldığı
    gibi (Buhârî, Cihâd, 72; Ahmed b. Hanbel, V,154), gönül alıcı
    yumuşak söz (Buhârî, Cihad, 72, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56),
    bir ağaç dikenin bu ağacından insan veya hayvanların
    yemesi ya da yararlanması da sadaka sayılmıştır
    (Ahmed b. Hanbel, VI, 362).

    Sadakanın En Faziletlisi:

    Çeşitli ameller arasında fazilet
    bakımından farklar bulunduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine yapılan
    yardım ve tasadduklarda da bir sıra gözetilmiş; öncelikli
    tasadduk alanları belirlenmiştir. Gerçekten kişinin çok
    yakınında, belki aile fertleri arasında büyük sıkıntı
    içinde olanlar varken, uzakta olanlara yardım etmeye
    kalkışması maslahata uygun düşmez. Bu yüzden yardım
    ve infaka en yakınından başlamak prensibi
    getirilmiştir.

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    "Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli dinar,
    kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda
    hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan
    arkadaşlarına harcadığı dinardır" (Müslim,
    Zekât, 38; Tirmizi, Birr, 42; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel,
    V, 279, 284). Yine Rasûlüllah (s.a.s), Allah yolunda harcanan, bir köle
    azadı için sarfedilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi
    için yapılan harcamaları zikrettikten sonra, bunların
    sevap bakımından en üstününün aile fertlerine yapılan
    harcamanın olduğunu belirtmiştir (Müslim, Zekât, 39). Bu
    hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat (iyâl); bir kimsenin
    nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi,
    babası ve hizmetçisidir.

    Sadakanın en sevilen maldan verilmesi daha
    faziletlidir. Kur’ân-ı Kerim’de; "Siz sevdiğiniz mallardan
    infâk etmedikçe iyilik ve taate nail olamazsınız" (Âlu
    İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a),
    Rasûlüllah (s.a.s)’e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim
    malım Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için
    sadakadır. Onun Allah nezdinde sevabını ve âhiret azığı
    olmasını dilerim. Ey Allah’ın elçisi; onu istediğin
    yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının
    çok kârlı bir yatırım olduğunu belirttikten sonra,
    bahçesini hısımlarına vakfetmesini bildirdi. Bunun
    üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve
    amcasının oğulları arasında taksim etti.
    Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân b.
    Sâbit ile Übey b. Ka’b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim,
    Zekât, 42, 43).

    Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta
    bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber bir gün kadınlara
    hitab ederek; Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa
    sadaka verin" buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah’ın
    karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah’ın elçisine
    gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek
    destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz.
    Peygamber bu iki kadın için şöyle buyurmuştur:
    "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık
    ecri ve sadaka ecri" (Müslim, Zekât, 45).

    Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe
    göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına
    veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner
    (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I,
    156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı
    hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına
    destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf,
    İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik’e göre ise, kadının
    yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları
    delil, Hz. Peygamber’in, Abdullah b. Mesud’un karısı Zeyneb
    (r.anhâ)’e verdiği şu cevaptır:

    "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık
    olan kimselerdir" (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    549).

    Bir mü’minin tasaddukunu sevdiği mal cinsinden
    yapması, Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmaya
    sebep olur. Halife Ömer b. Abdülaziz çuvallarla şeker alır,
    tasadduk ederdi. Bunun yerine niçin para dağıtmadığı
    sorulunca, şu cevabı vermiştir: "Ben şekeri çok
    severim. Bu yüzden sevdiğim şeyi tasadduk etmek istedim"
    (A. Davudoğlu, a.g.e., V, 352).

    Anne babaya müşrik bile olsalar yardımda
    bulunmak gerekir. Nitekim Esmâ binti Ebi Bekir (r.anhâ) şöyle demiştir:
    "Annem yanıma geldi, kendisi Kureyş devrinde Rasûlüllah
    (s.a.s) onlarla anlaşma yaptığı zaman henüz müşrik
    idi. Ben Hz. Peygamber’e gelerek, "Annem bana rağbet göstererek
    yanıma geldi. Kendisine yardımda bulunayım mı?"
    dedim. Hz. Peygamber; "Evet annene yardımda bulun"
    buyurdular (Müslim, Zekât, 49, 50; Ebû Davud, Zekât, 34; Ahmed b.
    Hanbel, VI, 344, 347). Rivayete göre Hz. Ebû Bekir, Esma’nın annesi
    Kuteyle’yi cahiliye devrinde boşamıştı. Kuteyle
    Hicretten sonra Medine’ye kızı Esmâ’nın yanına
    gelmişti. Kendisine kuru üzüm ve yağ gibi hediyeler getirdi.
    Fakat Esmâ bu hediyeleri almaktan ve onu evine kabul etmekten kaçındı.
    Hz. Peygamber’in izin vermesi üzerine de onu evine aldı (Buhârî,
    Hibe, 29, Cizye,18, Edeb, 8; A. Davudoğlu, a.g.e., V, 363, 364).

    Ölen Kimse Adına Sadaka Vermek Caiz midir?

    Bazı ibadet ve taatların ölen bir kimse adına
    yapılması mümkün ve caizdir. Bunların sevabı ölüye
    ulaşır. Ölü nâmına verilen sadakalar başta gelir.
    Hz. Peygamber’e bir adam gelerek şöyle demiştir: "Ey
    Allah’ın elçisi! Annem ansızın öldü, vasiyet de etmedi.
    Öyle sanıyorum ki, konuşmuş olsa sadaka verilmesini
    vasiyet ederdi. Acaba onun adına ben sadaka versem, anneme sevap olur
    mu?" demiş. Hz. Peygamber; "Evet" cevabını
    vermiştir" (Buhârî, Cenâiz, 95; Vesâyâ, 19; Müslim,
    Zekât, 51; Vasiyye, 12, 13; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 15; Nesâî, Vesâyâ,
    7).

    Hz. Enes (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)’e; "Biz
    ölülerimize dua ediyor, onlar adına sadaka veriyor ve haccediyoruz.
    Acaba bunların sevabı onlara ulaşıyor mu?" diye
    sormuş, Allah elçisi şöyle cevap vermiştir: "Şüphesiz,
    onlara ulaşır ve onlar sizden birinizin hediyeye sevindiği
    gibi ona sevinirler" (Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, V, 366).

    Hanefilere göre, bağışlanan her çeşit
    ibadetin sevabı ölülere ulaşır. Ancak ölen kimse namına
    zekât, adak, hac gibi mali yönü olan ibadetleri ifa etmek mümkün ise
    de; namaz, oruç gibi ibadetleri onun namına ifa yeterli
    değildir. Bunların bizzat hayatta iken ifası gerekir.
    Çünkü bu ibadetler, ferdi, beden ve ruh bakımından
    olgunlaştırır, olumlu etkileri bizzat bunları
    yapanların kendilerinde görülür. Başkalarının
    bunları yapmasıyla asıl yükümlü üzerindeki fayda sağlanmış
    olmaz.

    Hamdi DÖNDÜREN





+ Yorum Gönder