Konusunu Oylayın.: Fakih Ahmed hakkında bilgi verir misiniz?

5 üzerinden 4.50 | Toplam : 2 kişi
Fakih Ahmed hakkında bilgi verir misiniz?
  1. 02.Haziran.2011, 23:10
    1
    Misafir

    Fakih Ahmed hakkında bilgi verir misiniz?

  2. 02.Haziran.2011, 23:17
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Fakih Ahmed hakkında bilgi verir misiniz?




    Fakih Ahmed, Anadolu'da, çoğu XIII. yüzyılda yaşamış bazı mutasavvıf ve şairlerin taşıdıkları ortak ad ve mahlas.
    Anadolu'da Oğuz-Türkmen Türkçesi'nin ilk temsilcileri arasında adı geçen ve Konya'da yaşadığı bilinen Ahmed Fakih hakkındaki bilgiler genellikle Mevle­vi ve Bektaşî kaynaklarına dayanmak­tadır. Bunlar arasında Ahmed Eflâki’nin Menâkıbü'l-'ârifîn'i, Muhyiddin'in Hızırnâme'si, Seyyid Hârûn-i Velî Menâkıbı ve Menâkib-ı Hâce Fakih Ah­med Sultan ile Hacı Bektâş-ı Velî ve Ha­cım Sultan'ın Velâyetnâme'leri zikredi­lebilir. Bu kaynaklara Kirdeci Ali'nin Kitâb-ı Kesîkbaş'ı gibi edebî eserleri de dahil etmek mümkündür.
    Kaynaklar dikkatli bir şekilde incele­nip değerlendirildiğinde, adı Hâce Ah­med Fakih ve Sultan Hâce Fakih şekillerinde geçen kişinin;
    a) Kutbü'd-din, Kutbü'ş-şark ve'l-garb, Kutbü'l-büdelâ, Seyyidü'l-meczûbîn, Kıdvetü'l-abdâl gibi farklı unvanlarla kaydedildiği;
    b) Kon­ya'ya geldiği yerin Azerbaycan ve Hora­san gibi değişik bölgeler olarak göste­rildiği;
    c) Ölüm tarihi için 618 (1221) ve 650 (1252) gibi çeşitli yılların zikredildiği;
    d) Mezarlarının Tebriz'de Asbust (Esbust) köyü, Konya'da Akşehir ve Ho­ca Fakih yöresi gibi birbirinden uzak yerlerde bulunduğu hususları dikkat çekmekte ve sonuçta en az beş ayrı ki­şinin bu adı taşımış olduğu ve bunların birbirine karıştırıldığı gerçeği ortaya çık­maktadır.
    Mevcut bilgileri karşılaştırarak Ana­dolu Selçukluları döneminde ve XIII. yüz­yıl içerisinde Konya'da Ahmed Fakih ad­lı iki ayrı kişinin yaşamış olduğuna ilk defa Abdülbaki Gölpınarlı işaret etmiş­tir.(1) Abdülbaki Gölpınarlı'dan on bir yıl sonra İbrahim Hakkı Konyalı, daha önce bilinmeyen Ahmed Fakih adında bir ikinci kişinin ilk defa kendisi tara­fından tanıtılmakta olduğu iddiası ile konuyu yeniden işlemiştir ki, Konyalı'nın ortaya çıkardığı ikinci şahsiyet “Arap Esvedî” Fakih Ahmed'dir.(2)
    İ. H. Konyalı'dan on yıl sonra ise Turhan Genceî, Arap Ahmed Fakih'in de dışında bir başka kişi daha ortaya çı­karmış ve bu Azerbaycan asıllı Ahmed Fakih'e ve diğerine isnat edilen eserler üzerinde durmuştur.(3)
    Kişilikleri birbirine karıştırılmış olan farklı Ahmed Fakih'ler yukarıda zikre­dilen çalışmalar ve mevcut diğer bilgile­rin yardımıyla şu şekilde tesbit edilebi­lirler:
    Birinci Ahmed Fakih; Azerbaycanlıdır (?). Muhtemelen Tebriz'in Asbust köyündendir. Anadolu'da ahî teşkilâtının kurucusu Kırşehirli Ahî Evran Şeyh Nasîrüddin Mahmûd el-Hûyî'nin şeyhi ve kayınpederi olan Şeyh Evhadüddin Hâmid b. Ebü'l-Fahr el-Kirmânî'nin müri­didir. Şeyh Kirmâni'nin Konya'yı ziyare­ti sırasında 602'de (1206) Anadolu'ya gelmiş olmalıdır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve babası Bahâeddin Veled'in Kon­ya'ya yerleşmelerinden yedi sekiz yıl ka­dar önce 1221 yılında ölmüştür. Hafız Hüseyin Kerbelâî, Ravzatü'l-cinân ve cennetü'l-cenân adlı eserinde Şeyh Kir­mâni'nin müridlerinden olan Fakih Ahmed-i Asbustî adlı bir kişiden bahseder.(4) Bu kişinin, mezarının Tebriz yakınlarındaki Asbust köyünde bulunması sebebiyle. 618'de (1221) Konya'da ölen ve oraya defnedilen Ahmed Fakih'ten ayrı olması gerekir. Ancak Asbusttaki mezarın bir makam olması ihtimali düşünülürse, Asbustî nisbeli Ahmed Fa­kih'in Konya'da gömülü Ahmed Fakih'le aynı kişi olduğu söylenebilir. Hızırnâme adlı menâkibnâmesinde Ahmed Fakih'in Anadolu'nun ilk ahî erenlerinden oldu­ğunu bildiren Muhyiddin, onu Kutbü'd-din unvanıyla zikreder ve bu unvan Yû­nus Emre tarafından da tekrarlanır: “(5)
    Adı etrafında bir menkıbe hâlesi mey­dana gelen ve ölümünden sonra da ke­rametlerine inanılan bu kişi, Türkmen­ler arasında meczup olarak şöhret bul­muş abdal bir Türkmen dervişidir. Me­zarı, Konya'nın batısındaki Yaka bağları ile Beyşehir yolunun kavşak noktasında bulunan Hoca Fakih Mescidi'nin biti­şiğindeki türbededir. Bu türbenin mes­cide açılan kapısının üzerinde, mezar sandukasına ait olduğu ve sonradan türbe kapısına nakledildiği sanılan Sel­çuklu sülüsü ile yazılmış bir kitabe yer almaktadır. Birkaç kere neşredilen bu kitabedeki cümleler şöyledir: “Allah, hâze'l-kabr eş-şeyh el-ecel el-kebîr el-âlim el-âmil es-sâlik en-nâsik el-fâzıl el-âbid el-muhakkik melikü'l-abdâl seyyidü'l-meczûbîn kutbu'ş-şark ve'l-garb el-fakîh Ahmed. nevverallâhu madcaahû, tahrîruhû fî seneti semâne aşere ve sittemie”(6) Bu kitabede zikredilen 618 (1221) tarihi Ahmed Eflâki’nin Menâkıbü'l 'ârifîn'indeki bilgi ve kayıtlar­la da uygunluk göstermektedir.(7)
    İkinci Ahmed Fakih; (Kutbü'l-büdelâ). Kon­ya'ya Horasandan geldiği kabul edilen bu ikinci Ahmed Fakih'in Mevlânâ Celâleddln-i Rûmî'nin babası Bahâeddin Veled'in müridlerinden olduğu bilinmekte­dir. Menâkıbü'l 'ârifîn'de kendisine geniş yer veren Ahmed Eflâkî, onun bir gün el-Hidâye okurken Bahâeddin Veled'in ilmindeki büyüklük karşısında kendini kaybederek kitaplarını ateşe atıp dağlara çıktığını ve ancak Bahâ­eddin Veled'in vefatından sonra şehre döndüğünü, Dervâze-i Ahmed'de otura­rak gayb'da olanları söylemekle ve baş­ka kerametler göstermekle şöhret bulduğunu anlatmaktadır. Yine Eflâki'nin naklettiklerinden, onun henüz genç yaş­ta bulunan Mevlânâ'ya büyük saygı duy­duğu ve bunu onun geçtiği yollarda cünûn halinde naralar atmak, secdeler etmek gibi davranışlarla belli ettiği, Mevlânâ'nın da ona saygı gösterip bu aşırı hareketleri hoşgörü ile karşıladığı öğrenilmektedir. Eflâkî, Fakih Ahmed'in 618 (1221) yılında öldüğünü ve nama­zını da Mevlânâ'nın kıldırdığını bildir­mektedir.(8)
    Ancak Bahâeddin Veled'in Konya'­ya 626 yılında geldiği ve iki yıl sonra da öldüğü göz önünde tutulursa söz konu­su ölüm tarihinin yanlış olduğu ortaya çıkar. Herhalde Eflâkî, bu Ahmed Fa­kih'in ölüm tarihini diğerininki ile karış­tırmış olmalıdır. Başvekâlet Arşivi'ndeki 881 (1476) yılına ait Karaman Defteri'nde Ahmed Fakih'in ölüm tarihi 650 (1252) olarak verilmektedir.(9) Buna göre, Mevlânâ'nın yaşadığı çağa da uygun düşen bu tarihi ikinci Ahmed Fakih'in ölüm yılı olarak kabul etmek yerinde olacaktır.
    Üçüncü Ahmed Fakih; Ne zaman öl­düğü bilinmeyen Fakih Ahmed adlı bir kişinin mezar taşı Konya Akşehir'de­dir. 1930-1931 yıllarında yerine çocuk bahçesi yapmak gayesiyle, belediyenin Seyyid Mahmud Hayrânî Kabristanı'ndan söktürüp Taşmedrese'nin avlusun­da muhafaza altına aldığı mezar taşla­rı arasında bulunan bu taş (nr 9) mer­merden olup sülüs ile yazılmış şu cüm­leleri ihtiva etmektedir: “Allah rahîm, hazâ sâhibü't-türbeti'l-merhûm el-mağfûr es-saîd eş-şehîd Fakîh Ahmed, nev­verallâhu kabrehû”.(10)
    Dördüncü Ahmed Fakih; (Hâce Fakîh i Karamanı, Hoca Kara Fakih). Sehî Tezkiresi'nin beşinci tabakasında adı Hâce Fakîh-i Karamânî şeklinde geçmekte ve Konyalı olduğu belirtilerek Türkçe, Arapça. Farsça sözleri ile eşsiz gazelleri olduğundan söz edilmektedir.(11) Tezkire'nin bazı nüshalarında bu kişi Hoca Kara Fakih adıyla geçiyor (12) İ. H. Konyalı'nın bahsettiği Fakih Ahmed bu zat olmalıdır. Bu Fakih Ah­med'in torunu Seyyid Ahmed, Karamanda babası Seyyid İbrahim Arab ile de­desi “Melikü'l-meşâyih Fakih Ahmed'in ve büyük dedesi Seyyid Ahmed'in adla­rına 687 (1288) yılında bir zaviye yap­tırmıştır. Zaviyenin yanında da Fakih Ah­med'in müridlerinden Şeyh Alaman'ın türbesi bulunmakta ve o yöre bugün Şeyh Alaman mahallesi adıyla anılmak­tadır. Fakih Ahmed'in oğlu Seyyid İbra­him'in zaviye kitabesinde ve hicrî XI. yüzyıla ait bir mahkeme ilâmında “Arab” sıfatı ile zikredilmesi, Sehî Tezkiresi'ndeki Hâce Fakih'in Seyyid İbrahim'in ba­bası Fakih Ahmed olması ihtimalini kuv­vetlendirmektedir. (13)
    Beşinci Ahmed Fakih; Kitâbü Evsâfı mesâcidi'ş-şerife'nin yazarı olan bu Ah­med Fakih'in şeriat emirlerine bağlı, düzenli yaşayışa sahip bir kimse olduğu an­laşılmaktadır. Mukaddes diyarlarda iken oğul ve kız hasretine dayanamayıp ora­larda iki aydan fazla kalamadığını be­lirttiğine göre evli ve çocuk sahibi, aile babası olduğu belli olan yazar, bu açı­dan ilk iki Ahmed Fakih'ten ayrılır. Ese­rin dil özelliklerine dayanarak onun XIV. yüzyılın ikinci yarısında, hatta XV. yüzyı­lın ilk yarısında yaşamış olduğuna hük­medilebilir.
    Kitâbü Evsâfı mesâcidi'ş-şerîfe'nin sonunda yer alan Kudüs'e dair dört methiyesinde mahlası Fakih Ahmed yerine yalnız Fakih şeklinde geçer. Bu şiir­ler, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakül­tesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Se­miner Kütüphanesi'nde 4453 numaralı yazmanın sonunda da bu şekildedir.
    Dipnotlar:
    1. Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlânadan Sonra Mevlevîlik, s. 88, not 102.
    2. İbrahim Hakkı Konyalı, Âbideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi, s. 395-396, 1095.
    3. Turhan Gencei, Studi Preottomani e Ottomani, Atti del Conuegno di Napoli, s. 101-104; Emine Gürsoy - Naskali tara­fından Türkçe tercümesi. TK, XXV/286, s 74-77.
    4. Hafız Hüseyin Kerbelâî, Ravzatü'l-cinân ve cennetü'l-cenân, II, s. 48-49, 388; Turhan Gencei, a.g.e., s 103
    5. Ahmed Fakih Kutbü'd-din Sultan Seyyid Necmü'd-din Mevlânâ Celâlüddin ol kutb-ı cihan kanı?(Abdülbaki Gokpınarlı, Yunus Emre Divanı,1. 111.
    6. Abdulbaki Gölpınarlı, Mevtânâ'dan Sonra Mevlevetik, s 88, resim 15. İ. Hakkı Konyalı, s. 391. 746, Mehmet Önder, 7Y, sy. 276, s 51.
    7. Ahmed Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri, I, 452-453.
    8. Ahmed Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri, 1, 452-453.
    9. Şehabeddin Tekindağ, TTK Belleten, XXX/I 17, s. 76-77.
    10.Rıfkı Melûl Meriç, TM, V, I 52.
    11.Sehî, Tezkire, s 195.
    12.Sehî, Tezkire, s 367.
    13.İ. Hakkı Konyalı, Âbideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi, s. 743-747.

    (DİA, Diyanet Vakfı Yayınları, 2/65-66)


  3. 02.Haziran.2011, 23:17
    2
    Silent and lonely rains



    Fakih Ahmed, Anadolu'da, çoğu XIII. yüzyılda yaşamış bazı mutasavvıf ve şairlerin taşıdıkları ortak ad ve mahlas.
    Anadolu'da Oğuz-Türkmen Türkçesi'nin ilk temsilcileri arasında adı geçen ve Konya'da yaşadığı bilinen Ahmed Fakih hakkındaki bilgiler genellikle Mevle­vi ve Bektaşî kaynaklarına dayanmak­tadır. Bunlar arasında Ahmed Eflâki’nin Menâkıbü'l-'ârifîn'i, Muhyiddin'in Hızırnâme'si, Seyyid Hârûn-i Velî Menâkıbı ve Menâkib-ı Hâce Fakih Ah­med Sultan ile Hacı Bektâş-ı Velî ve Ha­cım Sultan'ın Velâyetnâme'leri zikredi­lebilir. Bu kaynaklara Kirdeci Ali'nin Kitâb-ı Kesîkbaş'ı gibi edebî eserleri de dahil etmek mümkündür.
    Kaynaklar dikkatli bir şekilde incele­nip değerlendirildiğinde, adı Hâce Ah­med Fakih ve Sultan Hâce Fakih şekillerinde geçen kişinin;
    a) Kutbü'd-din, Kutbü'ş-şark ve'l-garb, Kutbü'l-büdelâ, Seyyidü'l-meczûbîn, Kıdvetü'l-abdâl gibi farklı unvanlarla kaydedildiği;
    b) Kon­ya'ya geldiği yerin Azerbaycan ve Hora­san gibi değişik bölgeler olarak göste­rildiği;
    c) Ölüm tarihi için 618 (1221) ve 650 (1252) gibi çeşitli yılların zikredildiği;
    d) Mezarlarının Tebriz'de Asbust (Esbust) köyü, Konya'da Akşehir ve Ho­ca Fakih yöresi gibi birbirinden uzak yerlerde bulunduğu hususları dikkat çekmekte ve sonuçta en az beş ayrı ki­şinin bu adı taşımış olduğu ve bunların birbirine karıştırıldığı gerçeği ortaya çık­maktadır.
    Mevcut bilgileri karşılaştırarak Ana­dolu Selçukluları döneminde ve XIII. yüz­yıl içerisinde Konya'da Ahmed Fakih ad­lı iki ayrı kişinin yaşamış olduğuna ilk defa Abdülbaki Gölpınarlı işaret etmiş­tir.(1) Abdülbaki Gölpınarlı'dan on bir yıl sonra İbrahim Hakkı Konyalı, daha önce bilinmeyen Ahmed Fakih adında bir ikinci kişinin ilk defa kendisi tara­fından tanıtılmakta olduğu iddiası ile konuyu yeniden işlemiştir ki, Konyalı'nın ortaya çıkardığı ikinci şahsiyet “Arap Esvedî” Fakih Ahmed'dir.(2)
    İ. H. Konyalı'dan on yıl sonra ise Turhan Genceî, Arap Ahmed Fakih'in de dışında bir başka kişi daha ortaya çı­karmış ve bu Azerbaycan asıllı Ahmed Fakih'e ve diğerine isnat edilen eserler üzerinde durmuştur.(3)
    Kişilikleri birbirine karıştırılmış olan farklı Ahmed Fakih'ler yukarıda zikre­dilen çalışmalar ve mevcut diğer bilgile­rin yardımıyla şu şekilde tesbit edilebi­lirler:
    Birinci Ahmed Fakih; Azerbaycanlıdır (?). Muhtemelen Tebriz'in Asbust köyündendir. Anadolu'da ahî teşkilâtının kurucusu Kırşehirli Ahî Evran Şeyh Nasîrüddin Mahmûd el-Hûyî'nin şeyhi ve kayınpederi olan Şeyh Evhadüddin Hâmid b. Ebü'l-Fahr el-Kirmânî'nin müri­didir. Şeyh Kirmâni'nin Konya'yı ziyare­ti sırasında 602'de (1206) Anadolu'ya gelmiş olmalıdır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve babası Bahâeddin Veled'in Kon­ya'ya yerleşmelerinden yedi sekiz yıl ka­dar önce 1221 yılında ölmüştür. Hafız Hüseyin Kerbelâî, Ravzatü'l-cinân ve cennetü'l-cenân adlı eserinde Şeyh Kir­mâni'nin müridlerinden olan Fakih Ahmed-i Asbustî adlı bir kişiden bahseder.(4) Bu kişinin, mezarının Tebriz yakınlarındaki Asbust köyünde bulunması sebebiyle. 618'de (1221) Konya'da ölen ve oraya defnedilen Ahmed Fakih'ten ayrı olması gerekir. Ancak Asbusttaki mezarın bir makam olması ihtimali düşünülürse, Asbustî nisbeli Ahmed Fa­kih'in Konya'da gömülü Ahmed Fakih'le aynı kişi olduğu söylenebilir. Hızırnâme adlı menâkibnâmesinde Ahmed Fakih'in Anadolu'nun ilk ahî erenlerinden oldu­ğunu bildiren Muhyiddin, onu Kutbü'd-din unvanıyla zikreder ve bu unvan Yû­nus Emre tarafından da tekrarlanır: “(5)
    Adı etrafında bir menkıbe hâlesi mey­dana gelen ve ölümünden sonra da ke­rametlerine inanılan bu kişi, Türkmen­ler arasında meczup olarak şöhret bul­muş abdal bir Türkmen dervişidir. Me­zarı, Konya'nın batısındaki Yaka bağları ile Beyşehir yolunun kavşak noktasında bulunan Hoca Fakih Mescidi'nin biti­şiğindeki türbededir. Bu türbenin mes­cide açılan kapısının üzerinde, mezar sandukasına ait olduğu ve sonradan türbe kapısına nakledildiği sanılan Sel­çuklu sülüsü ile yazılmış bir kitabe yer almaktadır. Birkaç kere neşredilen bu kitabedeki cümleler şöyledir: “Allah, hâze'l-kabr eş-şeyh el-ecel el-kebîr el-âlim el-âmil es-sâlik en-nâsik el-fâzıl el-âbid el-muhakkik melikü'l-abdâl seyyidü'l-meczûbîn kutbu'ş-şark ve'l-garb el-fakîh Ahmed. nevverallâhu madcaahû, tahrîruhû fî seneti semâne aşere ve sittemie”(6) Bu kitabede zikredilen 618 (1221) tarihi Ahmed Eflâki’nin Menâkıbü'l 'ârifîn'indeki bilgi ve kayıtlar­la da uygunluk göstermektedir.(7)
    İkinci Ahmed Fakih; (Kutbü'l-büdelâ). Kon­ya'ya Horasandan geldiği kabul edilen bu ikinci Ahmed Fakih'in Mevlânâ Celâleddln-i Rûmî'nin babası Bahâeddin Veled'in müridlerinden olduğu bilinmekte­dir. Menâkıbü'l 'ârifîn'de kendisine geniş yer veren Ahmed Eflâkî, onun bir gün el-Hidâye okurken Bahâeddin Veled'in ilmindeki büyüklük karşısında kendini kaybederek kitaplarını ateşe atıp dağlara çıktığını ve ancak Bahâ­eddin Veled'in vefatından sonra şehre döndüğünü, Dervâze-i Ahmed'de otura­rak gayb'da olanları söylemekle ve baş­ka kerametler göstermekle şöhret bulduğunu anlatmaktadır. Yine Eflâki'nin naklettiklerinden, onun henüz genç yaş­ta bulunan Mevlânâ'ya büyük saygı duy­duğu ve bunu onun geçtiği yollarda cünûn halinde naralar atmak, secdeler etmek gibi davranışlarla belli ettiği, Mevlânâ'nın da ona saygı gösterip bu aşırı hareketleri hoşgörü ile karşıladığı öğrenilmektedir. Eflâkî, Fakih Ahmed'in 618 (1221) yılında öldüğünü ve nama­zını da Mevlânâ'nın kıldırdığını bildir­mektedir.(8)
    Ancak Bahâeddin Veled'in Konya'­ya 626 yılında geldiği ve iki yıl sonra da öldüğü göz önünde tutulursa söz konu­su ölüm tarihinin yanlış olduğu ortaya çıkar. Herhalde Eflâkî, bu Ahmed Fa­kih'in ölüm tarihini diğerininki ile karış­tırmış olmalıdır. Başvekâlet Arşivi'ndeki 881 (1476) yılına ait Karaman Defteri'nde Ahmed Fakih'in ölüm tarihi 650 (1252) olarak verilmektedir.(9) Buna göre, Mevlânâ'nın yaşadığı çağa da uygun düşen bu tarihi ikinci Ahmed Fakih'in ölüm yılı olarak kabul etmek yerinde olacaktır.
    Üçüncü Ahmed Fakih; Ne zaman öl­düğü bilinmeyen Fakih Ahmed adlı bir kişinin mezar taşı Konya Akşehir'de­dir. 1930-1931 yıllarında yerine çocuk bahçesi yapmak gayesiyle, belediyenin Seyyid Mahmud Hayrânî Kabristanı'ndan söktürüp Taşmedrese'nin avlusun­da muhafaza altına aldığı mezar taşla­rı arasında bulunan bu taş (nr 9) mer­merden olup sülüs ile yazılmış şu cüm­leleri ihtiva etmektedir: “Allah rahîm, hazâ sâhibü't-türbeti'l-merhûm el-mağfûr es-saîd eş-şehîd Fakîh Ahmed, nev­verallâhu kabrehû”.(10)
    Dördüncü Ahmed Fakih; (Hâce Fakîh i Karamanı, Hoca Kara Fakih). Sehî Tezkiresi'nin beşinci tabakasında adı Hâce Fakîh-i Karamânî şeklinde geçmekte ve Konyalı olduğu belirtilerek Türkçe, Arapça. Farsça sözleri ile eşsiz gazelleri olduğundan söz edilmektedir.(11) Tezkire'nin bazı nüshalarında bu kişi Hoca Kara Fakih adıyla geçiyor (12) İ. H. Konyalı'nın bahsettiği Fakih Ahmed bu zat olmalıdır. Bu Fakih Ah­med'in torunu Seyyid Ahmed, Karamanda babası Seyyid İbrahim Arab ile de­desi “Melikü'l-meşâyih Fakih Ahmed'in ve büyük dedesi Seyyid Ahmed'in adla­rına 687 (1288) yılında bir zaviye yap­tırmıştır. Zaviyenin yanında da Fakih Ah­med'in müridlerinden Şeyh Alaman'ın türbesi bulunmakta ve o yöre bugün Şeyh Alaman mahallesi adıyla anılmak­tadır. Fakih Ahmed'in oğlu Seyyid İbra­him'in zaviye kitabesinde ve hicrî XI. yüzyıla ait bir mahkeme ilâmında “Arab” sıfatı ile zikredilmesi, Sehî Tezkiresi'ndeki Hâce Fakih'in Seyyid İbrahim'in ba­bası Fakih Ahmed olması ihtimalini kuv­vetlendirmektedir. (13)
    Beşinci Ahmed Fakih; Kitâbü Evsâfı mesâcidi'ş-şerife'nin yazarı olan bu Ah­med Fakih'in şeriat emirlerine bağlı, düzenli yaşayışa sahip bir kimse olduğu an­laşılmaktadır. Mukaddes diyarlarda iken oğul ve kız hasretine dayanamayıp ora­larda iki aydan fazla kalamadığını be­lirttiğine göre evli ve çocuk sahibi, aile babası olduğu belli olan yazar, bu açı­dan ilk iki Ahmed Fakih'ten ayrılır. Ese­rin dil özelliklerine dayanarak onun XIV. yüzyılın ikinci yarısında, hatta XV. yüzyı­lın ilk yarısında yaşamış olduğuna hük­medilebilir.
    Kitâbü Evsâfı mesâcidi'ş-şerîfe'nin sonunda yer alan Kudüs'e dair dört methiyesinde mahlası Fakih Ahmed yerine yalnız Fakih şeklinde geçer. Bu şiir­ler, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakül­tesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Se­miner Kütüphanesi'nde 4453 numaralı yazmanın sonunda da bu şekildedir.
    Dipnotlar:
    1. Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlânadan Sonra Mevlevîlik, s. 88, not 102.
    2. İbrahim Hakkı Konyalı, Âbideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi, s. 395-396, 1095.
    3. Turhan Gencei, Studi Preottomani e Ottomani, Atti del Conuegno di Napoli, s. 101-104; Emine Gürsoy - Naskali tara­fından Türkçe tercümesi. TK, XXV/286, s 74-77.
    4. Hafız Hüseyin Kerbelâî, Ravzatü'l-cinân ve cennetü'l-cenân, II, s. 48-49, 388; Turhan Gencei, a.g.e., s 103
    5. Ahmed Fakih Kutbü'd-din Sultan Seyyid Necmü'd-din Mevlânâ Celâlüddin ol kutb-ı cihan kanı?(Abdülbaki Gokpınarlı, Yunus Emre Divanı,1. 111.
    6. Abdulbaki Gölpınarlı, Mevtânâ'dan Sonra Mevlevetik, s 88, resim 15. İ. Hakkı Konyalı, s. 391. 746, Mehmet Önder, 7Y, sy. 276, s 51.
    7. Ahmed Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri, I, 452-453.
    8. Ahmed Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri, 1, 452-453.
    9. Şehabeddin Tekindağ, TTK Belleten, XXX/I 17, s. 76-77.
    10.Rıfkı Melûl Meriç, TM, V, I 52.
    11.Sehî, Tezkire, s 195.
    12.Sehî, Tezkire, s 367.
    13.İ. Hakkı Konyalı, Âbideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi, s. 743-747.

    (DİA, Diyanet Vakfı Yayınları, 2/65-66)





+ Yorum Gönder